Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Giyimde Esas Alınan Temel özellikler Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Giyimde Esas Alınan Temel özellikler

    Reklam




    1. TEŞEBBÜH YASAĞINA UYGUNLUK

    a. “Teşebbüh”ün Mahiyeti ve Hükmü :

    Teşebbüh ; “iki şeyden birinin diğerine benzemesi”, “birinin diğeri ile karıştırılması, anlaşılmaz hale gelmesi”[1] demektir. Arapçada tekellüf ifade eden “tefa’ul” babındandır ve bu durumda lafız, “benzemeye özenti, başka şeye benzemeye çalışma” manasına gelir.[2]

    İslami elbise tarzının önemli özelliklerinden birisi, kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesine sebebiyet veren kılık kıyafet tarzlarından kaçınılmasıdır. Kıyafet cinsiyet ikiliğini aksettirmeli[3] böylece erkek ve kadına özel farklı eğilimlerde bir karışıklığın meydana gelmemesi sağlanmalıdır.[4]

    Teşebbüh yasağı, erkek veya kadının kendi türüne has olan unsurlarda söz konusu olur.[5] Kadın ve erkek arasında müşterek olan hususlarda teşebbüh söz konusu edilmez. Buna göre teşebbüh, genelde erkeklere göre kılık kıyafet, boyanma, ses, konuşma ve diğer hareketlerde kadınlara benzemeye çalışanlar, kadınlara göre ise kılıkta, kıyafette, yürüyüşte, sesi yükseltmede vb. erkeklere benzemeye çalışanlar için söz konusu olurken; ilim, görüş ve fikirlerde teşebbüh söz konusu edilmemektedir.[6]

    Teşebbüh yasağı sahih hadislerle sabittir.

    İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v), erkeklerden kadınlara benzeyenlere, kadınlardan erkeklere benzeyenlere lanet etti.”[7]

    Yine İbn Abbas’dan gelen rivayete göre şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v) erkeklerden kadın gibi olanları, kadınlardan erkek gibi olanları lanetledi ve şöyle buyurdu: ‘Onları evlerinizden çıkarınız’.” İbn Abbas devamla, “ Nebi (s.a.v) bir erkeği, Ömer (r.a) da bir kadını çıkarttı”[8] açıklamasını yapar.

    Aişe (r.a) şöyle demiştir: “Bir kadın eliyle perde arkasından Rasulullah (s.a.v)’e bir mektup verdi. Peygamber (s.a.v) mektubu aldı ve, “Bunun kadın eli mi yoksa erkek eli mi olduğunu bilmiyorum” dedi, “Kadın eli” cevabını aldığında Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdular: “Kadın olsaydın tırnakların farklı olurdu-Yani kınalı olurdu-.”[9]

    Ebu Hureyre (r.a)’den şöyle rivayet etmiştir : “Peygamber (s.a.v)’e el ve ayağına kına yakınmış bir muhannes getirildi. Nebi (s.a.v) : “Bunun nesi var” diye sorduğunda sahabeler, “kadınlara benzemeye çalışıyor” diye cevap vermişlerdir. Daha sonra bu kişi Peygamber (s.a.v)’in emriyle Naki’ denilen bölgeye sürülmüştür.[10]

    Nevevi’nin, haram olduğunu zikretmesi yanında İbn Hacer el-Heytemi, teşebbühün büyük günahlardan olduğunu kaydetmektedir. Heytemi, bu hükmünü lanetin büyük günah emarelerinden olması sebebine dayandırır.[11] İbn Neccar, elbise ve diğer şeylerde erkeğin kadına, kadının erkeğe benzemesinin haramlığını tekit eder.[12]

    Erkek ve kadın kıyafetlerinin tespitinde ise örf - adetlerin erkek ve kadın için belirlediği tahsisata uygun biçimde hareket edilecek,[13] bir kıyafetin hem kadın ve hem de erkek kıyafetine benzemesi halinde ise daha fazla hangi tür kıyafete benziyorsa ona dahil edilecektir.[14]

    Caferi mezhebinde de teşebbüh, erkek ve kadın her birinin diğerinin kılığı ile süslenmesi olarak algılanmış, haram ve en büyük günahlardan sayılmıştır. Caferi fıkıh bilgini el-Hui, geçici ihtiyaçlar nedeni ile erkek ve kadından her birinin diğerine ait elbiseyi giyinmesinde bir sakıncanın bulunmadığını, bunun dışında teşebbüh kastedilmese dahi haramlığın söz konusu olacağını beyanla[15] konuya açıklık getirir.


    b. Teşebbühün Hikmetleri :

    İnsanlar diğer bir çok canlılar gibi kadın-erkek bir çift olarak yaratılmıştır Kadın ve erkek tabiatlerinin en kamil manada tezahür etmesi her iki cinsin kendi yaratılış türüne uygun biçimde hareket etmesiyle sağlanabilir. En sağlıklı davranış bu olmakla beraber erkeğin kendisini kadına, kadının ise kendisini erkeğe benzetmeye çalışması bir ruhi bozukluk kabul edilir. Bu ruhi hastalıklardan ikisi, kızları erkek elbisesiyle gezdirmekle oluşan Narsizm (insanın kendini beğenmesi ve şehvetini kendi üzerinde teskin etmesi) ve saphizm (sevicilik)dir.[16]

    Konu caiz olmayan “fıtratla oynama” şeklinde de değerlendirilmiştir. Halbuki her cins kendi tabiatı çerçevesinde yaşamalıdır.[17] Kadın ve erkeğin erdemliliği, asli yaratılışlarını korumalarına bağlıdır.[18] Yaratılanı değiştirme yönünde bir davranış Allah tarafından belirlenen fıtri oluşumu kabullenmeme gibi isyan içeren bir tutumu beraberinde getirecektir.

    Teşebbüh, dış görünüşteki değişimi huylara intikal ettirmekte neticede asli tabiatın kaybedilmesi ve psikolojik-cinsel bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.[19] Alexis Carrel, konuya değinirken şunları söylemektedir: “Ahlaki çöküş ve ekonomik değişmeler, bilindiği gibi, kadın ve erkeğe has fonksiyonlarda bir karışıklık meydana getirmiş bulunuyor. Kadın artık kadınlık vazifesini yapamıyor veya yapmak istememekte, bu da milletin hem sayı hem de nitelik bakımından zayıflamasına yol açmaktadır”.[20]


    2. GAYRİ MÜSLİMLERE MUHALEFET


    İslam’ın kılık-kıyafette gözettiği önemli prensiplerden birisi de, müslüman kıyafetinin farklı ve belirgin özellikte tezahür etmesi; müslüman olmayanların özel giyim tarzlarına benzememesidir.

    Muhalefet uygulamasının aksi istikametindeki bir benzeme tutumu sosyolojide “özdeşleşme” şeklinde tabir edilmiş ve tanımı: “Hayranlık duyulan bir kimseyi taklit ederek, onun dış görünümünü inanç değer ve tutumlarını almak”[21] şeklinde yapılmıştır. Benzeşme sürecinin temel olarak iki aşamadan meydana geldiği belirtilir. Bunlardan birincisi gelinen kültürün giderek unutulması, ikinci aşama ise yeni tutumların ve davranış biçimlerinin edinilmesidir.[22]

    a. Delilleri ve Hükmü :

    Muhalefet uygulamasına delil olarak öne sürülen en meşhur hadis Hz. Peygamber’in: “Kim kendisini bir kavme benzetirse o da onlardandır”[23] hadisidir .
    Ebu Said’den gelen rivayette ise Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekilerin yollarını karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. Hatta kertenkele deliğine girseler dahi siz de gireceksiniz (girmeye çalışacaksınız).” Sahabelerin, “Bunlar (takip edilenler) yahudi ve hıristiyanlar mıdır?” şeklindeki soruları üzerine Rasulullah (s.a.v), “Ya kimler” cevabını vermiştir.[24]

    Ebu Ümame’den rivayet edilen hadiste ise şöyle denilmektedir: “Rasulullah (s.a.v) Ensar’dan sakalları beyazlamış bir grubun yanına çıktı ve şöyle seslendi : “Ey Ensar cemaatı! (Sakallarınızı) kızıla veya sarıya boyatınız, kitab ehline muhalefet ediniz”. Biz, “Ey Allah’ın rasulü, ehli kitab sirval* giyer, fakat izar* giymezler” dedik. Rasulullah (s.a.v), şöyle cevap verdi : “Hem sirval, hem de izar giyiniz, ehli kitaba muhalefet ediniz.” Dedik ki: “Ya Rasulullah, ehli kitab ayakkabı giyer terlik giymezler”. Rasulullah (s.a.v): “Hem ayakkabı hem terlik giyiniz, ehli kitaba muhalefet ediniz.” Dedik ki: “Ya Rasulullah, ehli kitab sakallarını keser, bıyıklarını uzatırlar”. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), “Bıyıklarınızı kesiniz, sakallarınızı uzatınız .” buyurmuştur.[25]

    Ebu Reyhane’den rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber (s.a.v)’in yasakladığı on hasletten ikisi: “Kişinin yabancılar gibi elbisesinin alt kısmına ve yaka kısmına ipek iliştirmesidir.”[26] şeklinde gelmiştir.

    İbn Abbas’dan gelen rivayette ise şöyle demiştir: “Müşrikler perçemlerini ikiye ayırır, ehli kitab ise önlerine bırakırlardı. Rasulullah (s.a.v) da saçlarını ön tarafa bırakmıştır. Zira Rasulullah (s.a.v) hakkında herhangi bir emrin söz konusu olmadığı hususlarda ehli kitaba muvafakat etmeyi severdi. Daha sonra Rasulullah (s.a.v) saçlarını iki yana ayırdı.”[27] Hadiste Hz. Peygamber’in ilk zaman ehli kitaba muvafakat etmesi, onların usullerini müşriklerin usullerine tercih etmesindendir. Zamanla puta tapan müşriklerin çoğu müslüman olmuş, bu defa Hz. Peygamber ehli kitaba muhalefet etmiştir.[28]

    Hükmü itibarıyla gayri müslimlere benzeme, olumsuz neticelere vesile olması nedeniyle nasslarla yasaklığı ortaya konmuş “seddi zerai’” çerçevesinde ele alınır.[29] San’ani, kendi adetlerinde fasıklara benzemenin de onlar gibi olmaya vesile olacağını beyan ederek, “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır” hadisi uyarınca fasık, kafir veya bidat ehli gibi bir kavme, güruha has olan kılık kıyafet vb. şeylerde onlara benzeyen kimsenin kastedildiğini açıklar.[30]

    Ayrıca San’ani, itikat noktasında şu görüşleri nakletmektedir: “Kim kılık kıyafette bir kafire benzemeye çalışıp onun gibi olmaya itikat ederse kafir olur. İtikat etmezse küfre girmesinde görüş ayrılığı vardır. Bunun dışında hadisin zahirine göre, sırf benzemeye çalışmakla kafir olunacağını söyleyen alimler de bulunmaktadır”.[31] Bunun yanında Rafiziler gibi sapıtmış fırkalara ait şiarı edinmek de tahrimen mekruh sayılmıştır.[32]

    Müslüman olmayanlarda bulunan güzel ve faydalı uygulamaların alınması kafirlere benzeme kapsamına girmez. Ebu Yusuf, insanların yararı ve düzeni ile ilgili hususlarda başka topluluklara benzemenin sakıncası olmadığına işaret etmektedir.[33] Bunun dışında uygunsuz ve gerekli görülmeyen hususlarda benzeme mekruh ve sakıncalı bulunmaktadır.[34]

    Kendine özgü değerlere sahip olan bir ümmetin bağımsızlığının belirmesi için başkalarından farklı olmaya ihtiyacı vardır. Sünnet bu noktada oldukça titiz davranmış, şekilci olmamasına rağmen bu konuda tam bir ısrar sergilemiştir.[35] Şu an bile devamlılık arzeden her sosyal sistemde iştirakçilerin ortak bir semboller sistemini kullandığı ve bu sembollerin duygu, düşünce ve davranışlar hakkında karşı tarafı aydınlattığı ifade edilir.[36]

    Celal Börühan, gayri müslimlerin moda olarak tespit ettiği modellerin alınmasında bir sakıncanın bulunmadığı, kıyafetin güzel bir tarafının bulunması halinde onların icadı da olsa benimsenebileceği görüşünü ileri sürerek bunun şiarda* teşebbüh olmadığını belirtmektedir.[37]

    Halbuki muhalefet uygulamasının sadece “dini şiar” konumundaki hususlara hasredilmeyişi, diğer belirgin alametlerde de gayri müslimlere muhalefet edilmesini gerektirir. Bir topluluğun alışılmış bir şekilde yaptığı hareket, özellik ve belirtilerin hadislerde “şiar” kapsamına alındığı ve Arap dilinde bu hususların “şiar” olarak tanımlandığı[38] göz önünde bulundurulursa bu şekil şiarın da muhalefet konusu edilmesi gerektiği sonucuna varılır. Konu hakkında gelen Ebu Ümame hadisi, muhalefet uygulamasının kılık kıyafet hususlarında da esas alınmasına açık bir şekilde delalet etmektedir. Buna göre gayri müslimlerin çıkardıkları kıyafet tarzlarının güzel ve faydalı olmasına bakılmayıp, sırf onların modeli olması itibarıyla taklidinde devam ve ısrar edilmesi “şiarda benzeme” kapsamı içinde düşünülecektir.

    Konu dahilinde çağdaşlaşma ile batılılaşma arasındaki farkın belirlenmesi gerekir. Batılılaşma Avrupalı gibi olmayı onlar gibi davranmayı ifade ederken, çağdaşlaşma, çağın gereklerine uyma, icap ve şartlarına göre hareket etme şeklinde açıklanmıştır ki buna göre batılılaşma gayri meşru, çağdaşlaşma ise meşru ve mübah olmaktadır.[39] Netice itibarıyla çeşitli Avrupai tarzların taklidi çağın bir gereği ve çağdaşlaşma şeklinde anlaşılmamalıdır.[40] Öyle olmadığı halde İslam ve çağdaşlaşmanın bir karşıtlık olarak ortaya atılmasının nedeni “çağdaşlaşma” kavramının genellikle “batılılaşma” ve “modernleşme” boyutları ile tanımlanmasından kaynaklanmaktadır.[41]

    Sonuç olarak, dinen hakkında bir hüküm gelmeyen hususlarda asıl olan, kendilerine has veya özellikle adet edindikleri şeylerde müslüman olmayanlara muhalefet etmektir. Konu hakkındaki delillerden anlaşıldığı gibi bu muhalefet kılık kıyafeti de içine almaktadır. Ayrıca “Kim bir kavme benzerse...” hadisinden açıkça anlaşılacağı gibi muhalefet genellik ifade etmekte; gayri müslimlere benzeme maksadı taşıyan her eylemi içine almaktadır.
    Yine gayri müslime benzeme ancak kasten yapılmış olmakla yasak kapsamına girmektedir.[42] İslam dışı olmakla beraber hangi milletin ya da inanç grubunun olduğu hatırlanmayan giysilerin giyilmesi, benzeşmeye yönelik tehdidin dışında kalır.[43]


    b. Muhalefetin Hikmeti :

    Muhalefet hikmetinin açıklanmasında iki değişik uygulama dikkate alınmalıdır :

    Birincisi : Müslümanın kılık kıyafetinde gayri müslimlere benzememesi. Temelde konu hakkındaki nassların yasaklığına hükmettiği benzeme tarzı budur.

    İkincisi : İslam ülkesinde yaşayan gayrı müslimlerin kılık kıyafetlerinde müslümanlardan ayrılmalarıdır. Bu uygulamanın sebebi karşıdaki kişinin hangi dine mensup olduğunun bilinmesi ve ona göre tavır sergilenmesidir. Buna göre zimmet ehli elbisesinde, görünüşünde, bineğinde müslümanlara benzeyemez.[44]

    İbnü’l-Kayyim bu konuda Ebü’l-Kasım’dan şu açıklamayı nakleder: “Peygamberimiz Yahudi ve Hıristiyanlara selamla başlamamızı yasaklamış ve sadece “ve aleyküm” demekle yetinmemizi emretmiştir. Selamın sünneti bu olduğuna göre zimmet ehlinin tanınabilmeleri için kıyafetlerinin de farklı olması gerekir.”[45]

    Bu ayırım açıklandıktan sonra genel muhalefet uygulamasının hikmetlerini şöyle sıralayabiliriz,

    1. Elbise bir işarettir ve kişinin mensup olunduğu cihetin mesajını verme özelliği[46] uyarınca İslam dininin de mensuplarını, diğer din mensuplarından ayıran ameli ve şekli özellikleri bulunacaktır.

    2. İsteyerek gayrı müslimlere benzeme İslami olmayan batıl inançların hoş görülmesi yönünde derinleşerek İslam’dan çıkmaya kadar götürebilmektedir.[47]

    Sosyolog George Simmel, giyim biçiminin doğrudan yürüyüş temposunu, endamını, jestleri belirlediğini ve dolayısıyla benzer biçimde giyinen insanların benzer davranışlar sergilediklerini tespit etmek[48] suretiyle kılık kıyafetin davranışlara etkisini açıklamaktadır. Ayrıca deneyimlerin ortaya koyduğu ilginç tespite göre bazı kesimlere ait özel giysilerin aynen taklit edilmesi halinde, söz konusu kesimdekilere özgün özel davranışlar, giyen kişilere de yansımıştır. Kaydedildiğine göre:
    - 1950 li yıllarda hippi modası ile birlikte uyuşturucu kullanımı yaygınlaşmıştır.
    - 1970 yıllarında uni-seks (erkek ve kadın için tek giyim) modasıyla beraber eşcinsellik artış göstermiştir.
    - Son yıllarda punk (serseri) ve heavy metal (ağır metal) modası ile beraber masokizm, sadizim ve şiddet suçlarının çoğaldığı gözlenmektedir.[49]

    Yine taklit edilen model ile fikir akımları arasında güçlü bağlantı tespit edilmiştir. Örneğin Unisex modasının temelinde feminizm akımı yatmaktadır.[50] Bu sebeple herhangi bir toplumun kılık kıyafetini, giyim tarzını benimsemek, o giyimin empoze ettiği toplumsal ve ahlaki görüşe de katılmış olmayı beraberinde getirecektir.

    İslam, fertlerinin dine bağlılıklarını güçlendirmeye teşvik ettiği gibi, başka din ve yollara yaklaştırıcı, meyillendirici vesileleri de yasaklar. İslam gelişmeye ve ilerlemeye açıktır; ancak şahsilikleri, gelenek ve kimlikleri çiğneyen bir kitle kültürüne müsait görünmemektedir.[51]

    3. Benzeme özentisi genellikle alt tabakanın üst tabakaya, zayıf konumda olanların güçlülere, mahkum durumda olanların hakimlere, aşağı derecede olanların saygıdeğer buldukları kimselere benzemeye çalışması şeklinde ortaya çıkmaktadır.[52] Buna göre müslümanın gayri müslime benzemeye çalışması suretiyle kendine özgü üstünlük ve saygınlık seviyesini düşürmesi doğru olmayacaktır. Ayrıca muhalefet uygulamasıyla ortaya çıkan ayırımın gayri müslimleri küçültme ve müslümanların zayıflarını onlara meftun olmaktan koruma maksadı vardır.[53]
    A. Afet İnan Osmanlı Devletinin güçlü ve hakim durumda olduğu dönemde Avrupalı kadınların Osmanlı kadınına benzeme ve onu taklit etme merakını şöyle anlatmaktadır : “Madam de Steal’ın Leman gölü kenarındaki şatosunu gezerken başına sardığı örtülerin “Türk türbanı” diye anılan resimlerinde görülmektedir. Bu belki zamanın bir modası ise de o sıralarda Harem hayatında olsa bile Türk kadınının Avrupalı kadınlara giyimde bir etkisi olduğunun delilidir”.[54]

    Yine X. Asrın ortalarında müslümanların Sicilya ve İtalya bölgelerine hakimiyetleri ile beraber Avrupa’da Doğu işlerine rağbet o kadar artmıştı ki o devirde hiç olmazsa bir takım “doğu üslubu” bir elbiseye sahip olmayan bir Avrupalı kendisini güzel giyinmiş saymıyordu.[55]

    Onsekizinci yüzyıl seyyahları Osmanlı tarzını temsil eden Türk kadınının kendine has bir güzelliği olduğu konusunda hemfikir iken, tanzimattan sonra kendi tarzını kaybetmeye başlayan Osmanlı kadınlarına karşı Batının tavrı oldukça küçümseyici hale gelmiştir.[56]

    4. Faydalı olanlar dışında, örneğin moda adıyla görüntü ve elbise tarzlarında meydana gelen değişimin toplumun edep ve iffet duygularında, örf ve adetlerinde etkili olduğu bir gerçektir.[57] Başkasına benzeme, kendine ait olanı terketmeye ve hatta öz değerlere yönelik karşıt bir tutum içerisine girmeye yol açmaktadır. Zira kişinin benzemeye çalıştığı yönde oluşan ilgi ve sevgisi, kendi öz değerlerine karşı duyarlılık ve hamiyeti yok etmektedir. Muhalefeti terketmenin en zararlı neticelerinden birisi de bu olmuştur.

    Bir kısım Osmanlı Türkünün her yönden batıya benzeme uğruna feda ettikleri değerler konusunda Dorina L. Neave şu acı ifadeleri kullanır: “1908 inkılabından sonra... Türklerin büyük bir kıskançlıkla korudukları şeyler modern medeniyet kaidelerinin eline verilip, merhametsizce bir kenara atıldı”.[58]

    Yine ilk yayınını 1937 yılında yaptığı “Türklerin manevi gücü” adlı eserinde Claude Farrere (ö. 1957) şöyle demektedir: “Ankaralı hanımlar, Parisli Berlinli hanımlar gibi konuşmaya özeniyor. İçlerinde şahsi, milli olan ne varsa silinip gitmiş gibi... Gerçek yuvalarından kopmuş, köklerinden sökülmüş insanların içindeki manevi derinliği bulmak için istasyona dönüp trene binmek, bu suni Türkiye’yi terkederek gerçek Türkiye’yi bulmak lazım...”[59]

    5. Taklitçilik kimlik sorununu da beraberinde getirmektedir. Müslüman olmayanların ilim ve maddi kalkınma dışında her hususta taklit edilmeleri kör taklit, ruh ve nefis hezimetinin delili; şahsiyetin yok olup taklit edilenin oluşumunda erimesidir.[60] Zira giyilen kıyafet ile sahip olunan zihniyet arasında karşılıklı bir ilişki ve bağlılık vardır.[61]

    Yakın tarihin önemli kişiliği Said Halim Paşa, başka milletlere benzeme ve onları taklidin acı tecrübesini ve oluşan sahte havayı anlatırken şunları söyler: “Bütün varlığımızla batılıları taklide koyulduk... İnancı, his ve ananesi ilim ve fenni tamamen taklitten ibaret sahte bir dünya kurabildik. Şimdi artık dışı parlak, ama aslında ölüm getiren arzu ve hayaller içinde mestü mustağrak yaşayıp durmaktayız.”[62]

    İ. Hami Danişmend, tarihsel notlarında şunları kaydeder : “Benliğini kaybeden taklitçi olur. Körükörüne bir batılılaşma bize hem milli ve tarihi benliğimizi kaybettirdi, hem de bizi şiddetli bir hastalık derecesinde taklitçi yaptı.”[63]

    6. Yine dili ile davet ve tebliğle yükümlü olan müslümanın bu görevi yerine getirirken örnek tavırlarıyla da çağrışımda bulunmasının önemli rolü vardır. Bu ikinci rolün gerçekleşmesi kişinin has kıyafeti içinde kendini tanıtması ile mümkün olacaktır. Çakan, bu hikmetin açıklanmasında şu ifadeleri kullanır: “...Yoksa kalabalığa karışmış değişik dünya insanlarının yapacakları müspet hareketlerin kimlerden geldiği bilinmeyeceği için toplumu etkileme şansı olmayacaktır”.[64]


    [1] Firuzabadi, el-Muhit, “ş-b-h” md., s.1610.

    [2] İbrahim Emiroğlu, Şamil İslam ans., “Teşebbüh” md., VIII, 71.

    [3] Ümid Meriç, “Sosyolojik Açıdan Kılık Kıyafet ve İslam’da Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.34-35.

    [4] Muhammed Hişam, Seddü’z-zerai’, s.492.

    [5] el-Berazi, Hicabü’l-müslime, s.327.

    [6] Mubarekfuri, Tuhfetü’l-ahvezi, VIII, 57.

    [7] Buhari, Libas, X, 408, nu:5885 ; Ebu Davud, Libas, VI, 105, nu:4091 ; Tirmizi, İstizan, VIII, 56, nu:2935.

    [8] Buhari, Libas, X, 409, nu:5886 ; Ebu Davud, Edeb, VII, 189, nu: 4920.

    [9] Ebu Davud, Teraccül, VI, 149, nu:4160.

    [10] Ebu Davud, Edeb, VII, 188, nu:4918.

    [11] İbn Hacer el-Heytemi (ö. 974/ 1566), ez-Zevacir an iktirafi’l-kebair, I-II, Matbaatü Mustafa el-babi’l-halebi, Kahire 1978, I, 142-155.

    [12] Muhammed b. Ahmed b. Neccar (ö. 972/ 1564), Müntehe’l-iradat fi cem’i’l-Mukni’ mea’t-tenkih ve’z-ziyadat, Darü’l-fikr, Beyrut, ts.,I, 151.

    [13] Şeyhulislam Ahmed b. Teymiye (ö. 728/ 1328), Mecmu’u fetava, I-XXXVI, Darü’l-Arabiyye, Beyrut, ts., XXII, 155.

    [14] Nasuriddin el-Bani, Cilbabü’l-mer’eti’l-müslime, Mektebetü’l-İslamiyye, Amman-Ürdün 1413, s.159.

    [15] Seyyid Ebü’l-Kasım el-Hui, Derleyen: Mirza Muhammed Tevhidi, Mısbahu’l-fukaha’, I-VII, Darü’l-Hadi, Beyrut 1992,I, 273.

    [16] Mazhar Osman’dan naklen, Bekir Topaloğlu, İslam’da Kadın, s.220.

    [17] Behiy el-Huliy, İslam ve’l-mer’etü’l-muasıra, s.166.

    [18] İsmail L. Çakan, “Sünnette Giyim Kuşam ve Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.50.

    [19] Mahmud Mehdi İstanbuli, Tuhfetü’l-arus, Darü’l-fikri’l-Arabi, Dımaşk, ts., s.360.

    [20] Carrel, Başarının Sırları, s.57 .

    [21] Tolan, Toplum Bilimlerine Giriş - Sosyoloji ve Sosyal Psikoloji, s.415.

    [22] Dönmezer, Sosyoloji, s.199.

    [23] Ebu Davud, Libas, VI, 51, nu:4024.

    [24] Buhari, Ehadisü’l-enbiya, VI, 613, nu:3456.

    * Sirval: Pantalon şeklinde elbise, şalvar.

    ** İzar : Vücudun alt kısmına giyilen elbise.

    [25] Müsned Ahmed, Libsu’n-nial ve adabuha, XVII, 237, nu:15.

    [26] Ebu Davud, Libas, VI, 66, nu:4043.

    [27] Buhari, Menakıb, VI, 701, nu: 3558.

    [28] İbn Hacer, Fethu’l-bari, VI, 713.

    [29] Muhammed Hişam, Seddü’z-zerai’ fi’ş-şeriati’l-İslamiyye, s.117.

    [30] Muhammed b. İsmail es-San’ani, Sübülü’s-selam şerh Buluğü’l-meram, I-IV, Darü’l-hadis, Kahire, ts., IV, 1555.

    [31] San’ani, Sübülü’s-Selam, IV, 1555.

    [32] Ali el-Kari, Fıkhü Ekber Şerhi, çev: Hüseyin S. Erdoğan, Hisar Yayınevi, İstanbul 1987, s.477.

    [33] Muhammed Emin İbn Abidin (ö. 1252/ 1836), Reddü’l-muhtar ala Dürri’l-muhtar,I-VIII, Mektebetü Mustafa el-babi’l-halebi, Mısır 1984, I, 652.

    [34] İbn Abidin, a.g.e., I, 676.

    [35] İ. L. Çakan, “Sünnette Giyim Kuşam ve Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.60.

    [36] Dönmezer, Sosyoloji, s.270.

    *Şiar: Alamet; bir topluluğun birbirlerini tanıyabilmeleri için edindiği alametler.(Muhtaru’s-sıhah, “ş-a-r” md., s.534). Şiar, “Sembol” şeklinde tabir edilebilir. Sembol ise, “bir anlam veya değeri temsil eden bir işaret veya jesttir”. Duyguları hatırlatıp tahrik etmesi ve böylece belirli fikirlere canlılık vermesi itibarıyla toplumların vazgeçilmez aracı olmuştur Bk. Dönmezer, Sosyoloji, s.270.

    [37] Celal Börühan, (Tartışma sorusuna cevap), Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.66.

    [38] Ali Şafak, Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rehber Yayıncılık, Ankara 1992, s.551. Ayrıca “şiar” için “belirli bir ümmete has olup, onu benimseyeni gördüğünüz zaman, şu görüşün veya itikadın mensubudur, diyebileceğiniz alamet-i farikadır”[38] şeklinde bir tanım şiarın anlaşılmasın noktasında önemli bir açıklamadır. Bk. İsmail L. Çakan, “Sünnette Giyim Kuşam ve Örtünme”, (Tebliğ), Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.66.

    [39] Osman Eskicioğlu, “Batılılaşma Anlamındaki Çağdaşlaşmanın İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”, Türkiye’nin Çağdaşlaşma Problemi ve İslam (Sempozyum), T.D.V. Yayınları, Ankara 2000, s. 51.

    [40] Eskicioğlu, a.g.m, s.53.

    [41] Nilüfer Narlı, “İslam ve Türkiye’de Çağdaşlaşma Problemi ve Müslüman Toplumlarda Kadının Değişen Konumu”, Türkiye’nin Çağdaşlaşma Problemi ve İslam (Sempozyum), T.D.V. Yayınları, Ankara 2000, s. 95.

    [42] İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 651.

    [43] İ. L. Çakan,”Sünnette Giyim Kuşam ve Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.148

    [44] Ebu Yusuf (ö. 182/ 798), Kitabü’l-harac, Darü’l-marife li’t-tıbaati ve’n-neşr, Beyrut 1979, s.127.

    [45] Şemsüddin Ebu Abdullah İbnü’l-Kayyim (ö. 751/ 1350), Ahkamu ehli’z-zimme, Darü’l-ilmi li’l-meleyin, Beyrut 1983, s.737.

    [46] Ümid Meriç, “Sosyolojik Açıdan Kılık Kıyafet ve İslam’da Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.32.

    [47] Zeydan, el-Mufassal fi ahkami’l-mer’e, III, 344.

    [48] George Simmel’den naklen, Nilüfer Göle, Modern Mahrem, Metis Yay., İstanbul 1993, s.59.

    [49] Tespitler için bk. Abdurrahman Kasapoğlu, Kadın Modernizm ve Örtünme, Esra Yayınları, İstanbul 1994, s.84.

    [50] Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Modernleşme Sürecinde Moda ve Zihniyet, İz Yayıncılık, İstanbul 1995, s.93.

    [51] Sezen, İslam’ın sosyolojik Yorumu, s.374.

    [52] Abdurrahman b. Haldun (ö. 808/ 1405), Tarih İbn Haldun, I-VII, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1992, I, 155-156.

    [53] Faruk Beşer, “Fıkıh Açısından Avret ve Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi-2, (“İslam’da Kılık Kıyafet ve Örtünme” özel sayısı), İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayınları-9, İstanbul 1991, s.170.

    [54] Afet İnan, Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri, Milli Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1975, s.3.

    [55] Hitti, Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi, III, 976.

    [56] Barbarosoğlu, Moda ve Zihniyet, s.108.

    [57] Dönmezer, Sosyoloji, s.271.

    [58] Dorina L. Neave, Eski İstanbul’da Hayat, çev: Osman Öndeş, Tercüman gazetesi- 1001 Temel Eser, Kervan Kitapçılık, İstanbul 1978, s.17.

    [59] Farrare, Türklerin Manevi Gücü, s.221.

    [60] Abdullah Nasıh Ulvan, Terbiyetü’l-evlad, I-II, Darü’s-selam, Beyrut, ts., II, 942.

    [61] Barbarosoğlu, Moda ve Zihniyet, s. 43.

    [62] Said Halim Paşa, Buhranlarımız ve Son Eserleri, M. Ertuğrul Düzdağ Kitaplığı, İz Yayıncılık, İstanbul 1991, s.73.

    [63] Danişmend, Tarihi Hakikatler, II, 130.

    [64] Çakan, “Sünnette Giyim Kuşam ve Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.171.


    Paylaş
    Giyimde Esas Alınan Temel özellikler Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kadınların giyimlerde önem vermesi gereken kurallar arsında en önemli olanı Kuran'ı Kerim de yazan ölçülere uygun olmasıdır.Yani kadınlar giyinirlerken Allah'ın emri olduğu hususunu akıllarından çıkartmamalıdır.



giyimin özellikleri,  dönmezer sosyoloji s.199