Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Genel Açıdan Saygınlık ve Örtünme : Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Genel Açıdan Saygınlık ve Örtünme :

    Reklam




    . KİŞİSEL SAYGINLIĞIN MUHAFAZASI

    a. Genel Açıdan Saygınlık ve Örtünme :


    Örtünme tarihte kişinin saygınlık ve itibarının göstergesi olmuştur. İlk insan Hz. Adem (a.s) ve eşinin işledikleri hata nedeniyle cennetteki saygın konumlarını kaybetmeleri, elbiselerinin alınmasıyla gösterilmiştir. Daha sonra cennette kalmaktan da mahrum edilecek ve dünyaya indirileceklerdir.

    Öte yandan Hz. Peygamber (s.a.v)’in itibarı ve seçkin konumu Allah tarafından koruma altına alınmış, şeref ve saygınlığını zedeleyecek şeylerden uzak tutulmuştu. Peygamberlik gelmeden önce Hz. Peygamber’in avretini açmasıyla beraber ikaz edilmesi ve örtülü kalmasının sağlanması bunun bir kanıtıdır.[1]

    Meseleye kadın açısından bakıldığında İslam, kadını bulunduğu cahili ve düşük konumdan kurtarıp hak ettiği üstün seviyeye getirmiş, elinden alınan haklarını ve itibarını iade etmiştir. İtibar ve saygınlıkların korunması amacıyla alınan tedbirler kapsamında örtünme de vardır.

    Diğer müslüman kadınlarına nazaran daha üstün bir mevkide bulunan Hz. Peygamber hanımlarının örtünme konusunda daha fazlasıyla sorumlu tutulmaları saygınlık ve örtünme ilişkisinin önemli bir göstergesidir. Zira Hz. Peygamber hanımlarına hitaben; “Siz kadınlardan herhangi birisi gibi değilsiniz...”[2] ayeti örtünme ayetlerine ilintili olarak gelmiştir. Diğer yönden hür kadınların cariyelere göre farklı örtünmeleri talebi, konunun anlaşılmasında diğer bir delil mahiyetindedir. Arap lisanında erkek ve kadından seçkin ve şerefli olanlar için özellikle “hür” ifadesi kullanılmış[3] ve hür kadın için daha kapalı bir elbise tavsiye edilmiştir.
    Sonraki müslümanlar da örtüyü kadına saygı ve hürmet vesilesi saymışlardır. Örneğin halife Hz. Ömer, Halid b. Velid için toplanarak ağıt yakan kadınları bulundukları yerden çıkarırken kadınlardan birinin başörtüsü düşmüş, bunun üzerine Halifeye kadının başörtüsünün düştüğü hatırlatıldığında şöyle demiştir: “Bırakın! Onun hürmeti (saygınlığı) yoktur”.[4] Bu cevap, hürmete layık olmakla örtünme arasında kurulan bağı ifade etmektedir.

    Ayrıca saygın bir kişiliğe sahip olanın konumu, karşının alacağı tavrı da etkilemektedir. İnsanın tabiatı gereği ortaya koyduğu değişik tepki gösterme psikolojisi ışığında örtünme ayeti tefsir edilmiştir. Ayet-i Kerime, “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle; örtülerini üstlerine alsınlar, onların tanınabilmesi ve incitilmemesi için en elverişli olan budur.”[5] şeklinde gelmiştir. Meraği, ayeti şöyle açıklamaktadır: “Yani bu tesettür, kendilerinin iffetli olarak bilinmelerine, tanınmalarına daha yakındır. Bu tanıma neticesinde kendilerine ilişilmez ve kişiliklerine saygı gereği ahlak yoksunlarının hoş olmayan tavırlarına maruz kalmazlar”.[6]

    Yine açık giyim ve modanın öncülüğünü yapan Batıda, kadınının sosyal konumunun incelenmesi, kadın saygınlığının olumsuz yönde nasıl etkilendiğini gözler önüne sermektedir.

    Ümid Meriç, açıklığın özgürlük olduğunu savunan Batı ve ona benzer toplumlarda kadının geldiği son durumu şöyle değerlendirir: “...Böyle bir toplumda seksüel dürtüler vahşileşir, sınır tanımaz. Kadın verdiği zevk oranında değer taşır. Artık kadın ilahi bir emanet ve insanı oluşturan iki temel parçadan biri olmaktan çıkmış ve yalnızca bir “beden” haline gelmiştir. Taşıdığı değer, bedeninin değeri kadar olacaktır. Böyle bir toplumda kadının tüm varlığı görülmekte ve alıcının gözü ile değerlendirilmektedir. Kadın sadece ‘deri’, erkekse sadece ‘göz’dür”.[7]

    Örtünmenin saygınlık ifade etmesi sadece İslam’ın getirdiği hükümlerle anlaşılmış değildir. Eski Anadolu’da Kadını işleyen A. Muhibbe Darga, örtünmenin açılmaya nazaran üstünlük işareti olduğunun çok eskilere dayandığını tespit etmektedir.[8]

    Kadına saygın bir statü kazandıran ve kadının sürekli yararını düşünen dinin onun adına attığı adımlardan birisi de ona örtüyü vacib kılmasıdır. Halbuki maddi değer ölçüsünün sadece beden güzelliğine bağlı olduğu ortamlarda örtüsüzlük, kadının manevi kıymet ve üstünlüğünü zedelemiş, onu madde ile ölçülür bir hale getirmiştir. Bu ortamda açıklık kişinin sadece cinsel yönünü öne çıkarmakta, güzellik sahibi kadınlar sadece beden ve meta derecesine indirgenirken, güzelliği olmayan veya güzelliğini yitirmiş kadınlar ise hiç bir değer ifade etmeyecek bir konuma gelebilmektedir.

    Kişilik ve saygınlığını yitiren kadın bu rahatsızlığını bazen erkeklere benzemek, erkeksi giyinmek gibi yanlış tedavi yollarıyla gidermeye deçalışmaktadır. “Kadın Dünyası” gazetesi, işyerlerinde erkeklerin uygunsuz tavırlarıyla kadınları rahatsız ettiklerini kaydettikten sonra konumuzla ilgili şu bilgileri vermektedir: “...Sonuç olarak huzursuz bir ortamda çalışıp, ruhsal sıhhatini bozmak istemeyen yorgun savaşçılar, bu eziyete katlanmaktansa işi bırakmayı tercih ediyor. Bunun için feminenliğini ikinci plana atarak çalışma hayatında başarıyı yakalamaya çalışan kadınlar azımsanamayacak kadar fazla. İlginçtir bu tarzı benimseyenler daha kısa zamanda ön plana çıkıp kilit noktalara gelebiliyor. Bu yüzden olacak ki iş yerlerinde genelde bayanlar kadınlığını ön plana çıkarmayacak türden kıyafetler giyiyor. Bu şekilde kendilerini daha rahat ve özgür hissediyorlar. Hatta ve hatta erkek gibi konuşup zaman zaman argo kelimeler bile kullanıyorlar”.[9]

    Yine Havaloc Hellis’in istatistikleri bu tezi doğrular yöndedir. İstatistiğe göre Batı’da kızların yüzde yetmiş beşi cinsiyetini değiştirmek istemektedir.[10] Bu durum cinsel konularda sınırların tanınmadığı bir ortamda kadının kendine güven ve itibarını yitirdiğinin göstergesidir.


    b. Kişisel Özgürlük ve Örtünme :

    Örtünün kadına yüklenen bir yük ve külfet olduğu, ahlaki bozulmanın sorumluluğunu kadın bedenine ve cinselliğine yüklemek ve onu suçlu ilan etmek manasına geldiği, ayrıca örtünün hürriyeti kısıtladığı, kadınların faaliyetlerine engel olduğu[11] gibi tezler ileri sürülmektedir.

    Öncelikle belirtilmelidir ki İslam kolaylık dinidir, hatta kolaylığı emretmiştir. Gerekmediği halde bir yük ve zorluk ile mükellef tutması ve mükellefin hürriyetini kısıtlaması söz konusu değildir. Ayet-i Kerime’de, “Allah size bir zorluk kılmak istemiyor. Ama sizi temizlemek ve üzerinize nimetini tamamlamak istiyor”.[12] buyurulmuştur.

    Şatıbi, bu konuda şu açıklamayı yapmaktadır: “Şariin zorluğa karşı olduğu bilinmektedir. Buna rağmen Şari’ zorluk gerektiren bir şey emretti ise, dinin kastı o zorluk değildir. Doğrudan zorluğu kastetmiş olsaydı onu yasaklamazdı”.[13] Şatıbi, güzel bir misal ile meseleyi aydınlatır: “Tabip acı ilacı içirmek , kangren olan uzvu kesmek, ağrıyan dişi çekmek de olsa, perhiz verip sevdiği şeylerden mahrum etmek de olsa bunları uygulamaktan kaçınmaz. Maksat maslahatın elde edilmesidir. Maslahatın elde edilmesi ise haliyle meydana gelebilecek olan külfet ve eza sıkıntısını gözetmekten daha önemlidir.”[14] Neticede Allah’ın herhangi bir şeyi sırf zor olduğu için emretmeyeceği anlaşılır. Mükellefiyet daha önemli bir maslahat için gelmiştir ve bu maslahata ulaşmak amacıyla bazı külfetlere katlanılacaktır

    Gerçek şu ki örtülü kadın da meşruiyet dairesinde örtülü olmayan kadının yaptıklarını yapabilmekte, sosyal ihtiyaçlarını gerektiği şekildekarşılayabilmektedir. Esasında İslam’a uygun olarak örtünen kadının hürriyetinin kısıtlandığını iddia etmekten önce, bir kısım uzuvların açılmasının bir insan özgürlüğü olup olmadığı tespit edilmelidir. Giyinme özgürlüğü ile kastedilen şeyin, tüm cinsel tutumların serbest bırakılması tezinden kaynaklandığı anlaşılabilir. Böyle bir tezin yanlışlığı ise aşikardır.
    Ayrıca gerek iyi ve kötü, gerekse maslahat ve mefsedette, genel menfaatin şahsi menfaate tercih edildiği görülür.[15] Ahlakın ferdi hürriyete müdahalesi, başkasına zarar vermeme mülahazasına dayanır.[16] Dolayısıyla kadının açılmasıyla ortaya çıkan cinsel mefsedetin engellenmesinin, kadının açılması yönündeki şahsi özgürlüğüne tercih edilmesi zorunluluğu vardır. Erich Fromm, her ihtiyacın eşit derecede olduğunu, insanların ihtiyaçlarını hiç kimseye zarar vermeyecek ya da hakkını tartışılır hale getirmeyecek şekilde yapma hakkına sahip olmasının esas özgürlüğü ifade ettiğini vurgularken,[17] bununla beraber cinsel tutumun hiç bir ahlaki değerlendirmeye tabi tutulamayacağı ileri sürülerek yanlış bir noktaya gelindiğini açıklar.[18]

    Öte yandan Bekir Topaloğlu, üzerinde ısrarla durulan açıklık hürriyetinin masum bir özgürlük talebi olmadığını belirler. Erkeklerin daha kapalı giyindikleri halde erkek için açıklık hürriyetinin söz konusu edilmemesi ve ısrarla kadınlara yönelik açıklık özgürlüğünün savunulması noktasından hareketle şu ifadeleri kullanır : “Kadın, bu konuda tam bir hürriyete sahip bulunan erkekten çok daha ileri gitmiş, onun açmaya lüzum görmediği yerleri açmıştır. O halde burada nefsin, şehvetin, modanın hakimiyeti bahis konusudur.”[19]

    Hüseyin Hatemi, açıklığın özgürlük, örtünmenin ise erkek hakimiyeti şeklinde telakki edilmesini sorgulamasında şu sonuca varmaktadır: “Kadının aşırı örtünmesinin, toplumdan tecrit edilmesinin sebebi erkek hakimiyetidir de, kadının fuhşa ve iffetsizliğe zorlanmasının sebebi ‘kadının özgür iradesi’ midir. Yoksa bütün bu olgularda temel karşıtlık yine ‘kadın sorunu’ olmaktan önce ‘hak ile batıl’ sorunu olarak mı görülmelidir”.[20]

    Açıklık özgürlüğü meselesinde modernizm temel alındığına göre, modern anlayışta özgürlük kavramının ifade ettiği mananın anlaşılması meselenin aydınlanmasında önemlidir. Carrel, özgürlük adı altında gelinen noktanın vahametini şöyle dile getirir: “...Dinin emirleriyle birlikte, her türlü iç disiplini de terk ettik. Yeni nesiller bir disiplinin olduğundan bile habersiz. İtidal, doğruluk, şeref, sorumluluk, saflık, kendine hakim olma, komşu sevgisi gibi deyimler bugünkü nesiller için artık geçerliliği kalmamış manasız ve gülünç şeylerdir.”[21], “...Modern insan için zevk almaktan başka bir hayat kaidesi yoktur.”[22]

    Sonuç olarak modern özgürlük modelinin, gerçek ve fıtri özgürlük anlayışıyla uyuşmadığı anlaşılmaktadır. Örtünmenin çeliştiği özgürlük fıtri özgürlük değil, özgürlüğü açıklıkta gören anlayıştır. Bugün de özgürlük ve mutluluğu kadının açılmasında arayan iddia sahiplerinin netice elde edemedikleri bir gerçektir. Necla Arat, vardığı sonucu şöyle ifade eder: “Kadının bedensel ve düşünsel özgürlüğüne kavuşması, ekonomik bağımsızlığına kavuşması, gerçekten özgür ve mutlu olması demektir belki... ama kadın, ne daha önce ne de yaşadığımız yüzyılda , ne de Türkiye’de bu bağımsız, özgür ve mutlu duruma ulaşamamıştır”.[23]

    Kadının istenilen mutluluğu bulabilmesi, özgürlük sınırının ve ölçüsünün iyi belirlenmesi ile mümkün olacaktır. Her serbestiyeti özgürlük olarak sunmak, toplumun ve kadının aleyhine olacaktır. Esasında kadına kendi doğal ortamında fazladan bir giyinme sorumluluğu yüklenmiş değildir. Üzerinde durulan kapalı dış elbisesi ise kadının istisnai olarak, gereken yer ve zamanda giyinerek almış olduğu bir tedbir mahiyetindedir. Bunu, insanın soğuk hava şartlarında kat kat giyinmesine de benzetebiliriz.


    5. FİTNENİN ÖNLENMESİ


    a. Fitnenin Mahiyeti :

    Fitne, “belaya uğrama, imtihan, güç durum, azab, rezalet” anlamlarını içerir.[24] Aslı “gümüşü ve altını fitneledim” yani “kötüsü iyisinden ayrılsın diye ateşte erittim” deyiminden alınmış;[25] iyi olanın ayrılması esasına binaen insanların da ateşe sokulmasında kullanılmıştır.[26]

    Fitne Allah’tan ve insanlardan zuhur eden fiillerdendir. Allah’tan zuhur etmesi bir hikmet üzere meydana gelirken, Allah’ın bir emri olmaksızın insandan zuhur etmesi ise insanın kınanmasını, suçlanmasını gerektirir.[27] “F-t-n” kökünden gelen “Fatin” ifadesi, haktan sapan kimse için kullanılır.[28] Fitne kadın için kullanıldığında “Erkeği normal gidişatından alıkoydu, kaydırdı, meylettirdi” manasını ihtiva eder.[29] Erkek açısından bakıldığında ise erkeğin kadınlara meftun olması, onlarla gayri meşru ilişki kurmak istemesi demektir.[30]

    Fitne, onu uyandıran faktörlerin harekete geçirilmesi ile doğar. Erkek veya kadın yerine göre bu faktörleri harekete geçirmek suretiyle fitneye sebep olabilirler. Fitne kötü, çirkin şeyler için kullanıldığı gibi, birinin diğerini yoldan çıkarması, onlara zarar sıkıntı vermesi anlamını da taşımaktadır. Her iki anlam da avretlerin yersiz olarak açılmasında söz konusu edilmiştir. Dolayısıyla sıkıntı ve fitne endişesi, örtünme konusunda anahtar kavramlar olmuş,[31] bir çok yerde örtünme gerekçesi olarak fitne gösterilmiştir.

    b. Açıklık ve Gayri Meşru Tahrik :

    İslam, insanı ihmal eden, ona suç işleme yollarını açık tutup, suç işleyince de cezalandıran bir nizam değildir. İslam’da suçların önlenmesinde, öncelikle kişileri suçu işlemeye sevkeden duygu, ortam ve araçların ıslah edilmesi ilke edinilir. Bu sebepledir ki müslümanlık, erkek ve kadının yabancıların yanında belli yerlerini açmaları, tahrik edecek şekilde davranmaları gibi gayri meşru ilişkilere götüren, ona basamak teşkil eden her hareketten ferdi meneder.[32] Getirilen sınırlamada kişi ve toplum menfaati gözetilir, sınırı aşan bir harekette şeytanın rolüne dikkat çekilir.[33]
    Prensip olarak aşırılıktan uzak orta yolu takip eden İslam, bir taraftan örtünmeyi talep ederken, diğer taraftan cinselliğin unutulmasına ve yok sayılmasına da karşı çıkmış ve bu olgunun tabii seyrinde ve yerli yerince kullanılmasını istemiştir.

    Buna karşılık kadının açılmasıyla erkekte oluşan cinsel tahrik meselesinde çareyi kadının örtünmesinde değil de, erkekte oluşan cinsel duyguyu itham etmekte bulan görüş, cinsel dengeyi, erkeğin bu tabii duygusunu suçlama ve baskı altında tutmada aramaktadır. Bir taraftan tahrik faktörlerinin serbest bırakılması, diğer taraftan ise erkeğin cinsel tepki göstermemesi gerekliliği düşüncesi birbiriyle çelişen iki talimat olarak değerlendirilir.[34]

    Cinsellik, evliliğin gerçekleştirilmesi, neslin devamı için son derece önemli bir vesiledir. Meşru yönde kullanılması neslin devamı gibi zaruri bir gayeyi gerçekleştirirken, gayri meşru yönde kullanılması zararlı sonuçlar doğurmakta, yapısında herhangi bir kusur bulunmasa dahi ortaya çıkardığı mefsedet nedeniyle sınırlandırılmasına gidilmektedir. Bu bağlamda şer’i hükümlerde temel alınan ve bizzat kendisinde bir mefsedet bulunmadığı halde, mefsedete yol açan amellerin iptali için kullanılan “seddi zerai’” kaidesi[35] karşımıza çıkar. Buna göre elbise, değişik kültürlerde olduğu gibi vücudu örtmekten ziyade teşhir etmekte kullanılan bir araç olmamalıdır.[36] Buna uygun olarak örtünme tarzı; fitneyi önleyici ve meşru olmayan etkileşimden uzak bir mahiyet arzetmelidir.

    Erkek ve kadın her cinsin bedeni diğerine karşı fitne konusu olduğu halde, kadının avret yerlerinin erkeğinkinden farklı kabul edilmesinin sebep ve hikmetleri hakkında ise şunlar zikredilmektedir :

    1- Erkek ve kadının sebep olabileceği fitne derecesindeki farklılık. Kadın vücudunun özellikle çekici kılınmış olması,[37] daha fazla örtünmesini gerektirmektedir.

    2- Erkek ve kadının çalışma alanlarının farklı olması da örtünme ölçüsünde farklılık nedeni olarak gösterilmektedir. Nitekim erkeğin çalışma alanının ev dışı olması, vaktinin çoğunu geçirdiği bir yerde fazladan örtünmesini güç kılacaktır.[38]

    3- Örtünme, kadının utangaç, duygusal ve dış faktörlerden yoğun etkilenme tabiatı ile uygunluk arzeder. Dolayısıyla geniş çapta bir örtünme, kadını daha rahat ve huzurlu kılacaktır.[39]

    Son olarak konu ile ilgili bazı görüşlerin ele alınması ve değerlendirmesini yapacağız. Şöyle ki,

    1. Ataerkil yapılaşmanın etkisi ile Hz. Peygamber zamanında iki cinsin birbirine karşı potansiyel bir tehlike olarak gösterildiği yaygın bir güvensizlik anlayışının hakimiyeti, bu konuda bir takım düzenlemeleri beraberinde getirdiği,[40] oysa erkeğin nefsine hakim olması ve cinsel çağrışımları geri çevirmesini bilmesi gerektiği[41] ifade edilerek, kişiler için belirli bir örtünme şekli belirlemek yerine, karşı tarafın eğitilmesinin gerekliliği üzerinde durulmaktadır.

    İnsanların eğitilmesi ve istenilen ahlaki konuma ulaşması ve gerektiğinde nefsine hakim olmayı bilmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak burada tüm insanların aynı seviyede bir eğitim ve ahlak üzere olmasının beklenmesi ve tedbir almaksızın çoklarının tabii olarak zaafa düştüğü bir konuda sadece nefsine hakim olabilenlerin baz alınarak temel davranış şeklinin belirlenmesi doğru olmayacaktır. Alınan tedbirler ataerkil yapılanmadan ziyade insanın tabiatında bulunan cinsel güdünün yersiz uyarılması ile ilgilidir. Herhangi bir devirle ilgisi olmayan ve sürekli mevcut bulunan (gerçekten ya da potansiyel olarak) cinsel istekleri biriktirmek ve bastırılmış halde tutmanın imkansızlığı[42] veya en azından zorluğu ispatlanmıştır.

    2. Kadının örtülü haliyle daha çok ilgi ve merak konusu olduğu ileri sürülmektedir. Buna göre açıklık, kadınlara karşı ilgi ve merakı yok edecek, böylelikle erkekler kadınlara karşı cinsel düşünce ve tavırdan uzak kalacaklardır.*

    Bu durumda örtünün verdiği mesajı hatırlamak gerekir. Başta haya ve iffetlilik örtünün manevi mesajları olarak yansıtılacak; hissettirilen düşünce cinsel ilgiyi oluşturmadığı gibi, bilakis bu gibi hasletlere sahip olan kadına karşı edeb ve saygıyı beraberinde getirecektir.

    Öte yandan açıklığın alışılagelmiş bir tavır olarak yaygınlaşması hiç bir zaman ev dışındaki cinsel aktiviteyi yok etmemiştir. Cinsel serbestliğin yaygın olduğu ülkelerin, tecavüz, taciz gibi suçlarda ön sıraları alıp, muhafazakarlığı ile tanınan, örtünün yaygın olduğu bir takım ülkelerin son sıralarda yer alması[43] bunun yaşanan kanıtıdır.

    3. Benzer bir düşünceyle Mısırlı yazar Gazzali Harb ne kadar örtünme ortamı sağlansa da erkeklerin bir şekilde cinsel dürtülerle başka kadınlara ilgi duyacağını, dolayısıyla örtünmenin sağladığı bir yarar bulunmadığını iddia eder ve delil olarak Leyla Mecnunu’nun şu beyitlerdeki hissiyatını getirir :

    Evlere uğruyorum Leyla’nın diyarı
    O duvarı, bu duvarı karşıma alıyorum

    Kalbimi saran evlerin sevgisi değil
    Fakat, o diyarda oturanın sevgisidir.

    Gazzali Harb, şiire yanlış bir yorumlama getirerek iddiasını şöyle açıklar: “İşte her mekan ve duvar üzerinde o kadının alametleri ve adam bunların arkasında bir Havva (kadın) olduğunu hissediyor. Tıpkı Mecnun’un hissettiği gibi...”[44]

    Burada, kadına yönelik yaklaşımlardaki farklılık meseleye ışık tutar. Sadece şehvete dayanan yüzeysel yaklaşım ile kalbe inen samimi, duygusal sevgi bir değildir. Birincisi, cinsel tavırlar sergileyen kadına karşı gösterilen, anlık, geçici ve sırf şehvete dayalı duygular içerirken, diğeri, daimi, içten, masum duygular içermektedir. Bu ikinci duygu meşrudur ve örtünme ile karşı konulan fitne ile bir ilgisi yoktur. Mecnun’un sevgisi de aslında duygusaldır. Mecnun için Leyla’nın evi ve duvarları önemli değildir, hatta Leyla’nın fiziksel yapısı ve vücudu da önemini yitirmiştir. Sanki Leyla yoktur; fakat sevgisi vardır.

    İbnü’l-Cevzi’nin “Kadınlar Kitabı”nda peçesi hakkında konuşulan bir kızın dilinden şu ifadeler kaydedilmiştir : “Sakın peçeyi eleştirme. Peçe kaldırıldığında, zihni ve kalbi meşgul eden ve de arzulanana ulaşılmayan, sadece geçici bir an, belki bir süre yalancı bir ümitle sahip olunan ve zevk alınan yüz ortaya çıkar.[45] Burada “peçe” söz konusu edildiyse de açık bir giyimin, erkek ve kadın arasındaki samimi ve devam etmesi arzulanan bir ilişkiyi telkin etmekten uzak olduğu, masum ve samimi duygulardan yoksun, sadece maddi cinsellik içeren görünümlerin, maddi bir doyumdan sonra geçerliliğini kaybettiği anlatılır.

    Son olarak Batılı yazar de Fraser, tespiti doğrulayıcı mahiyette şunları söylemektedir: “ Bu yıl Yedinci Cadde’de gördüğümüz pek çok akşam giysisi gibi, bütün bunlar da resmi olarak “seksilik” mesajını haykırıyor. Böyle giysiler bir gecelik ilişkiler için seksi olabilir de olmayabilir de... Belki de açıktan hamle yapmak için giyilebilecek şeylerdir. Ama insanların kendilerine rağmen şiddetle arzu ettiği o “ömürlü ilişkileri” başlatmak ya da sürdürmek için uygun olmadıkları açık.”[46]

    Netice itibarıyla açılan kadının telkin ettiği duygular anlık, gayrı meşru şehvet duygularıdır. Bu çeşit duyguların kadının yerli yerince örtünmesiyle oluşması önlenecek, icap ettiğinde ise samimi ve masum sevgi duyguları şeklinde kendini gösterecektir.



    [1] Buhari, Salat, I, 625, nu:364 ; Müslim, Hayz, IV, 45, nu:340.

    [2] Ahzab, 33/ 32.

    [3] İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, “h-r-r” md., IV, 182.

    [4] Abdurrezzak, el-Musannef, III, 557, nu:6681.

    [5] Ahzab, 33/ 59.

    [6] Mustafa el-Meraği, Tefsirü’l-Meraği, I-XXX, Daru İhyai’t-türasi’l-Arabi, Beyrut, ts., XXII, 38.

    [7] Ümid Meriç, “Sosyolojik Açıdan Kılık Kıyafet ve İslam’da Örtünme” (Tebliğ), Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.33.

    [8] A. Muhibbe Darga, Eski Anadolu’da Kadın, İstanbul Üniv. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1984, (Önsöz).

    [9] Kadın Dünyası gazetesi, “Kadının Yaşadığı Zorluklar”, 25 Ağustos 2000, s.1.

    [10] A. Vehbi Vakkasoğlu, Bilinmeyen Kadın, Anahtar Yay., İstanbul 1995, s.99.

    [11] Serpil Üşür, “İslamcı Kadınların Yaşam Alanı: Tepkisel İndirgemecilik mi?”, Türkiye’de Kadın Olgusu- Kadın Gerçeğine Yeni Yaklaşımlar-, 2., Say Yayınları, İstanbul 1995, s.138 ; Basime Keyyal, Tatavvuru’l-mer’eti’l-müslimeti abrat’t-tarih, Müessesetü İzzeddin, Beyrut 1981, s.116.

    [12] Maide, 5/ 6.

    [13] Şatıbi, el-Muvafakat, II, 97.

    [14] Şatıbi, a.g.e., II, 97.

    [15] Şatıbi, a.g.e., II, 278 ; Yümni Sezen, İslam’ın Sosyolojik Yorumu, s.209.

    [16] Hatemi, İlahi Hikmette Kadın, s.241.

    [17] Erich Fromm, Cinsellik ve Cinsel Sapmalar, s. 37.

    [18] Erich Fromm, a.g.e., s.121.

    [19] Bekir Topaloğlu, İslam’da Kadın, Nesil Yayınları, İstanbul 1997, s.194.

    [20] Hatemi, İlahi Hikmette Kadın, s.219 .

    [21] Alexıs Carrel, Başarının Sırları, s.21.

    [22] Carrel, a.g.e., s.22 .

    [23] Necla Arat, Kadın Sorunu, İstanbul Üniv. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1980, s.140.

    [24] İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, “f-t-n” md., XIII, 319 ; Mecduddin Firuzabadi (ö. 817/ 1414), Kamusü’l-muhit, Darü’r-Reyyan li’t-türas- Müessesetü’r-Risale, Beyrut 1987, “f-t-n” md., s.1575.

    [25] İbn Manzur, “f-t-n” md., XIII, 319.

    [26] İsfahani, el-Müfredat, “f-t-n” md., s.371.

    [27] İsfahani, a.g.e, “f-t-n” md., s.372.

    [28] er-Razi, Muhtaru’s-sıhah, “f-t-n” md., s.490.

    [29] İbn Manzur, “f-t-n” md., XIII, 319.

    [30] Firuzabadi, el-Muhit, “f-t-n” md., s.1575.

    [31] Yunus Apaydın, “Klasik Fıkıh Literatüründe Örtünme” İslamiyat - Araştırma Dergisi, (“Örtünme” özel sayısı), c.IV, sayı:4, Ankara 2001, s.94.

    [32] Muhammed Hişam el-Burhani, Seddu’z-zerai’ fi’ş-şeriati’l-İslamiyye, Matbaatü’r-Reyhani, Beyrut 1985, s.363.

    [33] Ali Osman Ateş, Hadis Temelli Kalıp Yargılarda Kadın, Beyan Yayınları, İstanbul 2000, s.74.

    [34] Hüseyin Hatemi, İlahi Hikmette Kadın, s.30.

    [35] Şatıbi,el- Muvafakat, II, 276 ; İbn Aşur, İslam Hukuk Felsefesi, s.190.

    [36] Ümid Meriç, “Sosyolojik Açıdan Kılık Kıyafet ve İslam’da Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, s.33.

    [37] Ali İmran, 3/ 14.

    [38] Abdulhalim Ebu Şakka, Kadın ve Aile Ansiklopedisi, I-III, çev: Şaban Haklı, Denge Yayınları, İstanbul 1996, III, 193.

    [39] Muhammed Fuad el-Berazi, Hicabu’l-müslimeti beyne intihali’l-mubtilin ve te’vili’l-cahilin, Mektebetü advai’s-selef, Riyad 1995, s.132.

    [40] Hidayet Şefkatli Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri, Kitabiyat, Ankara 2001, s.193 - 194.

    [41] İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın, Met-er Matbaası, İstanbul, 1989, s.68.

    [42] Erich Fromm, Cinsellik ve Cinsel Sapmalar, s.20 ; Şahika Yüksel, “Cinsellik İdeolojisi- Dün ve Bugün”, Türkiyede Kadın Olgusu-Kadın Gerçeğine Yeni Yaklaşımlar, Say yayınları, İstanbul 1995, s.122.

    * Ramazan el-Buti, bu görüş hakkında şu yorumu yapar: “...Tabi bu hal onların yücelip olgunlaştıklarından değil, tam aksine her gün karşı cinse baka baka doygunluğa ulaştıkları içindir...” Bk. el-Buti, Allah’a İnanan Genç Kızlara, s.98.

    [43] Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından yapılan istatistiğe göre, cinsi suçlarda birinci gelen ülke eski Batı Almanya’dır. İkinciliği Danimarka almakta, ardından Hollanda ve İsveç gelmektedir. Türkiye’nin 12. Olduğu 21 ülkenin son 4 sırasını S. Arabistan, Lübnan, Habeşistan ve Mısır almaktadır. İstatistikler için bk. A. Vehbi Vakkasoğlu, Bilinmeyen Kadın, s.168.
    F.B.I raporlarına göre 1990’da sadece ABD’de 683 bin kadın tecavüze uğramıştır. Bk. Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz Yayıncılık, İstanbul 1995, s.276.

    [44] Gazzali Harb, İstiklal el-mer’e fi’l-İslam, Darü’l-müstakbelü’l-Arabi, Kahire, ts., s.183.

    [45] Ebü’l-Ferec Abdurrahman İbnü’l-Cevzi (ö. 597 / 1201), Kadınlar Kitabı (Ahbaru’n-nisa’), Çev: Yusuf Ziyaoğlu, Şule Yayınları, İstanbul 2000, s.156.

    [46] Kennedy Freaser’den naklen, Fred Davıs, Moda Kültür ve Kimlik, s.112.


    Paylaş
    Genel Açıdan Saygınlık ve Örtünme : Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Örtünme yada bayanların kılık kıyafetleri hem dine uygun olmalı hem de insanlar üzerinde olumlu bir netice bırakmalıdır.Yani insanlar saygı duymalıdır.Giyim kuşamda insanların eleştirmelerine fırsat vermeyecek biçimde olmalıdır.



klasik fıkıh literatüründe örtünme,  hüseyin hatemi islamda tesettür