Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Cahiliye Giyiminin Örtünme Hükümlerine Etkisi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Cahiliye Giyiminin Örtünme Hükümlerine Etkisi

    Reklam




    a. Cahiliye Giyiminin Örtünme Hükümlerine Etkisi :

    İslam’ın cahiliye uygulamalarına karşı tavrı incelendiğinde bir takım cahiliye uygulamalarının selim fıtrata aykırılığı itibarıyla yasaklandığı görülür. Örneğin evlat edinme geleneği ortadan kaldırılmıştır. Böyle bir uygulama tekrar örf haline getirilemeyecektir.[1] Bunun yanında vahyin mesajına, prensiplerine ve ruhuna uygun bulunan bazı İslam öncesi adetlerin geçerliliği tanınmış ve devam ettirilmiştir.[2]

    İslam öncesi devrin örtünme uygulamalarına bakıldığında va’zedilen örtünme hükümlerinin mevcut uygulamaların bir kısmını ortadan kaldırdığı, diğer bir kısmını ise aynen kabul edip onayladığı görülür. Örneğin[İY1] cahiliye döneminde kadınların, başlarını örttüklerinde, eşarp uçlarını sırtlarına atmak suretiyle kulak ve boyunlarını açık bıraktıkları bilinmektedir.[3] Bu konuda Kur’an, ahlaki hedeflerine uygun olarak başörtüsünün takılış biçimine çeki düzen vermiş[4] ve başörtüsü konusundaki cahiliye tutumu, kulak ve boyun kısımlarının da örtülmesi yönünde değiştirilmiştir. Ayrıca cilbab almadan dışarı çıkan kadınlar, bu örtüyü üzerlerine almaksızın çıkmamaları konusunda uyarılmıştır.[5] Buna göre, avret ve örtünme konusunda Kur’an ve sünnetteki tespitleri tamamen o devrin adetlerinden kabul ederek meselenin temelini örfe bağlamak mümkün olmamaktadır.[6]

    İlgili fıkıh usulü kaidelerinin incelenmesi ile, örf ve adetlerin konu hakkında gelen hükümleri etkileme ölçüsü belirlenebilir. Öncelikle belirtilmelidir ki İslam öncesi hür kadınlarda iki türlü örtünme uygulaması göze çarpmaktadır:

    Birinci sınıf uygulaması: Saygınlıklarıyla bilinen kadınlar yüzlerini dahi örtmek suretiyle giyinmektedirler.
    İkinci sınıf uygulaması: Diğer bir kısım kadınlar buna aykırı olarak açık giyinmektedirler.

    Burada dinin açıklığı reddederek kapalılık yönünde yaptığı bir tercih söz konusu olmuştur. Bu durumda Hz. Peygamber’den sonra zamanla mükelleflerin görüşleri farklılaşsa da hükümde değişiklik yapılamaz, hükümde kötü olarak tespit edilen hal iyiliğe, iyi olarak tespit edilen hal kötülüğe çevrilemez.[7] Şatıbi, açıklama sadedinde, “Mesela ‘Bundan böyle avret yerlerinin açılması ayıp veya çirkin değildir, dolayısıyla açılmasını caiz kılalım’ denemez” ifadesini kullanır.[8] Ayrıca dinin bu iki çeşit uygulama karşısında belirli bir tarzı tercih ederek hareket etmesi, örtünme hükümlerini adetler dışında başka hikmetlerde aramamızı gerektirecektir.

    Ayrıca dinin belirlediği örtünme şekillerinden bir kısmının İslam’dan önce var olduğu, dolayısıyla eski adetlerin devamı sayılıp değiştirilemez bir dini emir şeklinde algılanmaması gerektiği[9] yönündeki tez, hakkında hüküm gelse dahi İslam öncesinde cari olan adetlerin doğrudan değişebilir hükümlere gireceğinin ifadesidir ki geçersizdir. Zira İslam, diyet, kasame gibi beğenilen, iyi adetleri ve hukuki muameleleri aynen kabul etmiş ve değiştirilmesi mümkün olmamak üzere emretmiştir.[10]


    b. Örf - Adetlerin Değişimi ve Örtünme :

    Öncelikle örf ve adetin tanımları incelendiğinde bu iki kavramın farklı anlamlar içerdiği anlaşılır. Buna göre önce avretleri örtmenin hangi kategoride ele alınması gerektiği belirlenmelidir.

    “Adet”, “nüfusun büyük bir bölümü tarafından uzun zamanlardan beri tekrar edilip gelen normlara” denir.[11] Fıkıhta ise “adet”, “insanlar arasında alışkanlık haline getirilen her hangi bir işten ibarettir” ve adet ile “teamül” aynı anlamda kullanılır.[12]

    “Örf” ise “adet niteliğini taşımakla beraber çok yüksek derecede bir değerlendirmeye de konu olan sosyal normlar” şeklinde tanımlanır.[13] Fıkıhtaki tanımı ise: “Aklen ve şer’an iyi kabul edilen, selim akıl sahipleri yanında münker olmayan şeydir.”[14]

    Örf ve adetin sosyolojideki tanımı ile fıkıhtaki tanımı arasındaki anlam birliği açıktır. “Örf” halk içinde adeta yukarıdan konmuş kurallar mesabesinde uygulanırken, adet, daha aşağıdaki alışkanlıklar mesabesinde görülmektedir. Örflerden sapma, adetlere göre çok daha ciddi sayılır.[15] Her “adet” “örf” sayılmamakta; adetlerin her asır için makbul olanı da olmayanı da bulunmakla beraber sadece makbul olan adetler örfe dahil edilmektedir.[16] Adetlerin “örf” niteliğini kazanması “doğru” veya “yanlış” standartları ilave edilmesi suretiyle mümkün olur. Buna uygun bir örnek, çıplak gezmeme mecburiyetinin örf, buna mukabil şu veya bu tarzda giyinme mecburiyetinin halk adeti olmasıdır.[17] Örnekte de belirtildiği gibi, giyinme tarzı hariç, örtülmesi gerekli bulunan kısımların örtülü tutulması, adet değil örftür. Adetlerin değişmesi ile örflerin değişmesi ise farklı şeylerdir. Bir çok adet değişikliklerinin sabit olan örfe etkisi yoktur. Dolayısıyla her adet değişimi örfün de değişmesini gerektirmeyecektir. Örneğin, Muhammed b. Fadl’ın, göbeğin kıl bitimine kadar avret olmadığını ileri sürmesi ve bu fetvaya gerekçe olarak işçilerin giydikleri elbisede bu kısmı açık bırakmalarındaki teamülü vermesi kabul edilmemekte,[18] böyle bir adetin fasid olup, temel alınması gereken örfe aykırı olması esas alınmaktadır.

    Dinde teşvik edilen “maruf”, herhangi bir alışkanlıktan ziyade Arap dilinde “iyilik, iyi görülen fiiller, kabullenilen, hoş karşılanan ve hayırlı bilinen şeylerdir”.[19] Kur’an’da “maruf” olarak geçen ve uyulması istenen kurallar aklı selim insanların örf olarak kabul ettikleri ve uyguladıkları şeylerdir. Bu durum müminlerin güzel gördüğü şeyin Allah katında da güzel olması ve “maruf” olarak tanımlanmasıdır. Ayrıca bu, maşeri şuur ile dinin birleşebildiği noktayı göstermektedir.[20] “İnsanın nefsi fıtratı”, Allah’ın insan türünün aklını, saçmalıklar ve fasid adetlerle karışmaktan korunmuş olarak üzerinde yarattığı haldir.[21] Dolayısıyla insan, doğru güzel olan şeye meyletmeye ve içtenlikle kabullenmeye elverişlidir. Üzerine hüküm bina edilebilmesi için örfün işte bu selim akıl ve fıtratın ortaya koyduğu bir alışkanlık olması gerekmektedir.[22]

    Bunun yanında İslam ahlakında değişmeyen esaslar vardır. Bunlar ahvalin ve milletlerin değişmesiyle değişmezler. Örneğin iffet, fazilet esaslarından olup hükmünün kaldırılması söz konusu edilemez. Çirkin işler (fevahiş) ise kötülüktendir ve hükmünün kaldırılması gibi bir durumu yoktur.[23] Buna bağlı olarak fazilet esaslarından olan setr-i avret de değişmez kabul edilen şer’i adetler kapsamına girmektedir.[24]

    Adetler “adet-i hasene (iyi adetler)” ve “adet-i kabiha (kötü adetler)” şeklinde ikiye ayrılır :

    1. Adet-i hasene, herhangi bir helali haram, haramı helal kılmaksızın insanların adet edindikleri şeylerdir.

    2. Adet-i kabiha, insanların adet edindiği, ancak haramı helal, helalı haram kılan ve selim akla aykırı olan adetlerdir. Riba ve belirli münasebetlerde uygunsuz kadın erkek ihtilatı gibi.[25] Bu gibi adetlere itibar edilmediği gibi bilakis ortadan kaldırılması gerekir.[26] Yine avretlerin açılması gibi dinde fısk ve münker sayılan şeylerin adet haline gelmesi, hükümlerinin değişmesi için delil olamaz. Çünkü şeriat, haram kılınan bu şeyleri değişebilen bir illet üzere değil, içerdikleri mefsedet ve çirkinliklerden dolayı yasaklamıştır. Ayrıca ilk başta bu şeylerin haram kılınması bunların adet olmamasına değil, neticelerinin kötü olmasına dayanmaktaydı. Bu neticeler ise adet olmakla azalmamakta; tam tersine artmaktadır.[27] Fasid şeyleri adet edinenlerin çokluğunun da bu adetlerin kabullenilmesinde bir etkisi yoktur.[28]

    Helali haram, haramı helal kılmayan adetler isemakbul görülür ve hükümlerde etkili olur. Mesela, erkeklerin başını açması bölgelere göre değişebilmektedir. Baş açmak bir bölgede görgüsüzlük sayılırken, başka bir yerde normal karşılanmaktadır. Dolayısıyla bu durum kişinin adalet vasıflarına gölge düşüren hususların bölgeden bölgeye değişmesine sebep olabilmektedir.[29]

    Örf konusunda şu istisna vardır. Nassın kendisi Şari’ tarafından vazolunduğunda mevcut bir örfe dayanmakta olup, örf söz konusu hükmün illeti ise bu durumda nass örfi olur. Hükmü örf ile devam eder. Örfün değişmesiyle hüküm de değişir ve yeni örfe şeran itibar edilir.[30] Öte yandan nass, mevcut adete dayanmaksızın bir hükmü va’zetmiş ise bu hüküm adete tercih edilir, oluşabilecek aykırı adetlere itibar edilmez.[31] Dolayısıyla örf ile ilgili bulunan nasslarda önce illet aranmalı, nassın sırf adet olduğu için mi geldiği yoksa başka bir illete mi dayandığı tespit edilmelidir. Hükmün başka bir illet veya maslahata dayanması halinde adetler dikkate alınmayacak ve maslahat değişmedikçe hüküm değişmeyecektir. Yine herhangi bir şeyin yasaklanmasında bir mefsedetin etkisi söz konusu ise bu mefsedet ortadan kalkmadığı sürece hüküm devam edecektir.

    Ayrıca örtünme ve giyim tarzları hakkında içinde yaşanılan çağın son çeyreğinde ortaya çıkan farklı görüşler de ilmi ve fikri olmaktan ziyade, siyasi ve sosyal kanaatların tezahürleri görünümündedir ve herhangi bir asla veya örfe dayanmaması itibarıyla temelsizdir.[32] Dolayısıyla bugün müslüman halklar arasında yaygın olan uygunsuz kıyafet şekilleri kendiliğinden oluşmamıştır ve kendilerine ait değildir. Dünyaya şu an için hakim olan başka insanların bulduğu veya uyguladığı şekillerin peşinen kabullenilmesine eğilim sonucunda ortaya çıkmıştır.[33] Dolayısıyla günümüzde adet haline gelen şey doğrudan halkın alışkanlığına dayanmayıp Batı medeniyetine ait şeyler olarak yaygınlaşabilmektedir. Böyle bir giyim kuşam müslüman ahlakına ters düşebilir ve bu tür giysilerin giyilmesinde kısıtlama yapılabilir.[34]

    Neticede dinen örtülmesi gerekli kılınan bir takım avret uzuvlarını açmak veya uygun olmayan tarzda bir elbise giymek şeklinde ortaya çıkan uygulamalar, genelde taklit sonucu oluşan kabul edilemez alışkanlık ve adetlerden ibaret olup, tanımı yapılan örfün kapsamına girmemektedir. Örtünme yönünde tezahür eden örfte bir değişiklik söz konusu değildir.

    c. Örfün Örtünmeye Etki Alanı :

    Adetlerin, dinin tespit ettiği örtünme ölçü ve sınırları dışında örtünmeye etkisi vardır. Belirlenen bu ölçüler dışında giyinme şekil ve modelleri örf ve adetlerin tayinine bırakılmıştır.[35] Yine örtünme şekillerinde Hz. Peygamber döneminden sonra değişiklikler yapılmış ve bunlar zamanla müslüman toplumunda yerleşip yaygınlaşarak adet halini almış ise yapılan bu ilavelerde değişiklikler yapmak ve yeni şekiller oluşturmak mümkündür.

    Gerçekten de Hz. Peygamber dönemi uygulaması ile daha sonraki uygulamalar incelendiğinde örtünme hükümlerinin tatbiki konusunda zaman ve yer itibarıyla farklı uygulamaların gerçekleştiği gözlenmektedir. Bu uygulamalar içinde Allah’ın Hz. Peygamberin hanımları için seçmiş olduğu daha kapalı bir örtünme ve harem hayatının tercih edildiği de olmuştur. Vacip olmadığı halde bu daha faziletli tarzın tercih edilmesi hatta örf haline gelmesi de tenkit edilemez.[36] Ancak yanlışlığı iddia edilebilecek husus, daha faziletli olup ancak tüm kadınlardan talep edilmeyen tarzın alternatifi olmayan dini bir örtünme tarzı şeklinde takdim edilmesidir.


    d. İllet ve Maslahat Açısından Hükmün Değişmezliği :

    Hikmetleri ayetlerde anlaşılır bir şekilde zikredilmesi nedeniyle, örtünme hükmünün illeti akıl yoluyla kavranabilen (Makulu’l-ma’na) hükümlere girdiği söylenebilir. Buna bağlı olarak “Hüküm illeti ile beraber vardır veya yoktur”[37] kaidesi gereğince, illetin varlığı ile hüküm de var olacak, illetin ortadan kalkması halinde hüküm de kalkacaktır. Buna göre örtünme ayetlerinin de işaret ettiği gibi “iffeti koruma” illet olarak belirlendiğinde, bu illetin devamlılık arzetmesi hükmün de devamlılığını gerektirecektir.

    Bununla beraber çeşitli hikmetler içinde örtünme hükmü için esas alınabilecek bir illetin belirlenmediği görülmektedir. Bu durumda illet kesin olarak belirlenip bu illetin ortadan kalktığı ispat edilmediği sürece hükmün ortadan kalkması söz konusu edilemeyecektir.

    Maslahata gelince, maslahatın mesele hakkındaki hükmü artık gerektirmediği veya hükmün icrası ile hedeflenen maslahatın gerçekleşmediği yönündeki bir tezin vakıaya uyması ve sağlam delillere dayanması icabeder.[38] Vücutta avret yerleri olarak tabir edilen kısımların karşı cinslere göre normal olarak cinsel etkileşim oluşturabileceği cihetiyle örtülmesi genel maslahat gereğidir. Ayrıca itibar, umumi zarar ve mefsedete yönelik olduğuna göre, açılmakla bir mefsedetin oluşmadığı yönündeki şahsi kanaat ve tahminlere itibar edilemez.


    [1] ez-Zerka, el-Fıkhü’l-İslami fi sevbihi’l-cedid, II, 884.

    [2] Muhammed Y. Faruki, “Hulefai Raşidin ve İlk Fukahanın Kararlarında Örfün Etkisi”, İslami ve Sosyal Bilimler Dergisi, c.2, sayı:1, İstanbul 1994, s.39.

    [3] İbn Cerir et-Taberi (ö. 310/ 923), Camiu’l-beyan fi te’vili’l-Kur’an, I-XII, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1992, IX, 306.

    [4] Nur, 24/ 31.

    [5] Ahzab, 33/ 59.

    [6] İ.L. Çakan, s.156

    [7] İbrahim b. Musa eş-Şatıbi(ö. 790 / 1388), el-Muvafakat fi usuli’ş-şeria, Darü’l-kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1991,II, 216.

    [8] Şatıbi, el-Muvafakat, II, 216.

    [9] Kasım Emin, Tahrirü’l-mer’e, Darü’l-maarif, Tunus 1990, s. 83 .

    [10] Şatıbi, a.g.e.,II, 233.

    [11] Sulhi Dönmezer, Sosyoloji, s.267.

    [12] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, I-VIII, Bilmen Basım ve Yayınevi, İstanbul, ts., I, 197.

    [13] Dönmezer, a.g.e., s.267

    [14] Bilmen, a.g.e.,I, 197.

    [15] Dönmezer, s.267.

    [16] Yümni Sezen, İslam’ın Sosyolojik Yorumu, Birleşik Yayıncılık, İstanbul 2000, s.201.

    [17] Amiran Kurtkan Bilgiseven, Genel Sosyoloji, Divan Yayınları, İstanbul 1982, s.16.

    [18] Zeynelabidin İbrahim b. Nüceym (ö. 970 / 1563), el-Eşbah ve’n-nezair, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1985, I, 298.

    [19] İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, “a-r-f” md., IX, 240.

    [20] Sezen, İslam’ın Sosyolojik Yorumu, s.202.

    [21] İbn Aşur, İslam Hukuk Felsefesi - Gaye Problemi, s.86.

    [22] Abduljavad Falaturi - Erwin Graf, “Geleneksel İslam Hukukunda Örf - Adet ve Hukuk”, İslam Hukuku Üzerine Araştırmalar, çev: Halit Ünal, Kayseri 1994, s. 28.

    [23] Vehbe Zühayli, Usulu’l-fıkhı’l-İslami, I-II, Darü’l-fikr, Dımaşk 1986, II, 954.

    [24] Sezen, s.205.

    [25] Bilmen, I, 197 ; Vehbe Zühayli, Usulu’l-fıkhı’l-İslami, II, 830.

    [26] Bilmen, I, 197.

    [27] ez-Zerka, el-Fıkhü’l-İslami fi sevbihi’l-cedid, II, 911.

    [28] Ebu Zehra, Usulu’l-fıkh, s.216.

    [29] Şatıbi, el-Muvafakat, II, 216.

    [30] ez-Zerka, II, 889- 910.

    [31] Bilmen, I, 198.

    [32] Mehmet Görmez, “İlahi Dinlere Göre Başörtüsü”, İslamiyat Dergisi, c.IV, sayı:2, s.32.

    [33] Sabahattin Zaim, “İktisadi Açıdan Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi-2, (“İslam’da Kılık Kıyafet ve Örtünme” özel sayısı), İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayınları-9, İstanbul 1991, s.79.

    [34] Fazlurrahman, İslami Yenilenme - Makaleler, II, çev: Adil Çiftçi, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, s.111.

    [35] Şatıbi, el-Muvafakat,II, 226.

    [36] Behiy el-Huliy, İslam ve’l-mer’etü’l-muasıra, Darü’l-kalem, Kuveyt, ts., s.162.

    [37] Ebü’l-Berekat en-Nesefi (ö. 710/ 1310), Keşfu’l-esrar -Şerhu’l-menar-, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1986, II, 378.

    [38] Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, I-III, Nesil Yay., İstanbul 1993, III, 44.


    [İY1]


    Paylaş
    Cahiliye Giyiminin Örtünme Hükümlerine Etkisi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Cahiliye döneminde kadınların giyim kuşamlarına dikkat etmedikleri ve yaka kısımlarının açık olduğu söylenmektedir.Bu nedenle İslama geçen ve cahiliye alışkanlıklarını bırakanlar eski günahlarından dolayı sorumlu tutulmazlar.



cahiliye döneminde kadınların giyimi,  cahiliye dönemi giyim,  örtünmede örfün etkisi,  cahiliye dönemi tesettür,  cahiliye devrinde kadın giyimi