Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan İlahi Dinlerde Örtünme : Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    İlahi Dinlerde Örtünme :

    Reklam




    1. İlahi Dinlerde Örtünme :


    Yahudilikte çıplaklık utanç vesilesi sayılmış, mahrem yerlerinin açılması kötü bir akibet ve ceza mahiyetinde gösterilmiştir. Eski Ahit’te şöyle geçmektedir: “Rab dedi ki: ‘belirti ve ibret olsun diye kulum Yeşaya nasıl üç yıl çıplak ve yalınayak dolaştıysa Asur kralı da Mısır’a utanç olsun diye Mısırlı tutsaklarla Kuşlu sürgünleri genç yaşlı demeden çıplak ve yalınayak mahrem yerleri açık yürütecek”.[1] “Ey Babil erden kız, in aşağı. Ey Kildani kızı tahtın yok artık yere otur. Bundan böyle nazik narin demeyecekler sana. Bir çift değirmen taşı al da un öğüt. Çıkar peçeni, kaldır eteğini, baldırını aç, ırmaklardan geç. Çıplaklığın sergilenecek, mahrem yerlerin görünecek. Öç alacağım, kimseyi esirgemeyeceğim”.[2]

    Yahudi kadınların yüzlerinin bir kısmını örten peçe, baş kısmını örten sargı, tülbent ve pelerin kullandıkları anlaşılmaktadır. “Yeşaya” bölümünde şöyle denilir: “Rab şöyle diyor: Siyon kızları kibirlidir, burunları bir karış havada, göz kırparak geziyor, ayaklarındaki halhalları şıngırdatarak kırıtıyorlar. Bu yüzden onların başlarında yaralar çıkaracağım, mahrem yerlerini açacağım. O gün Rab güzel halhalları, alın çatkılarını, hilalleri, küpeleri, bilezikleri, peçeleri, başlıkları, ayak zincirlerini, kuşakları, koku şişelerini, muskaları, yüzükleri, burun halkalarını, bayramlık giysileri, pelerinleri, şalları, keseleri, el aynalarını, keten giysileri, baş sargılarını, tülbentleri ortadan kaldıracak”.[3]

    Yahudilikte ibadet esnasında erkeklerin başlarını örtmeleri gerekir. Kadınlar da cemaate iştirak ettiklerinde başlarını örterler. Ayrıca müslümanların giydiği ihrama benzer bir kıyafet ve ihram uygulamaları da mevcuttur.[4]

    Hz. Musa zamanında yahudilerin birbirlerine karşı avret yerleri açık olarak yıkandıkları, bununla beraber Hz. Musa’nın avretini gizlediği ve ayrı bir yerde yıkandığı hadisi şerif’te beyan edilmektedir.[5]

    Hıristiyanlıkta da çıplaklık ayıp kabul edilmiş ve bu ayıbın örtülmesi kutsal emir olarak açıklanmıştır. ‘Esinleme’ de şöyle denilmektedir: “Tanrı yaratılışının öz kaynağı şöyle diyor:...Çıplaklığın ayıbını örtesin diye beyaz giysiler satın almanı salık veriyorum”.[6]

    Yine Hıristiyanlıkta Kadının başını açması ayıp karşılanmıştır. İncil’de Pavlus’un mektuplarında şu ifadeler kullanılmıştır: “Başı örtülü olarak dua eden her erkek, başını küçük düşürür. Ama başını örtmeden ya da peygamberlik eden her kadın başını küçük düşürür”, “Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa, başını örtsün”.[7]

    Hristiyanların da özel hac kıyafetleri vardır. Geniş kenarlı bir şapka ile yukarıdan düğmeli olarak giyinilen bu kıyafetin rengi genellikle kahverengi ve gridir.[8]

    İran, Bizans ve Hint medeniyetlerinde başörtüsünün yaygın bir uygulama olduğu bunlara ait dinsel ve tarihsel metinlerden anlaşılmaktadır.[9]

    Kadınların başlarını örtme uygulaması Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ilahi dinlerinin metinlerinde ve geleneklerinde farklı anlamlar atfedilerek sürdürüldüğünü[10] kaydeden Mehmet Görmez, bazı kötü kadınların asil görünmek amacıyla başörtüsü ve peçe kullandığı tarihsel gerçeğinden hareketle Yahudi geleneğinde başörtüsünün asalet ve üst statü ifadesi olduğu[11] yorumunu yapmakta ise de, bu yönde kesin bir yargıya varmak doğru görünmemektedir. Zira söz konusu edilen asaletin temelde dine ve takvaya dayandığı,[12] ancak daha sonra statü farkı olarak yürürlükte kaldığı yorumu uzak değildir. Ayrıca yazarın başka bir yerde, “Önceleri iffet, pagan kültüre tepki ve evlilik alameti olarak görülen başörtüsü, zamanla statü farkını ifade eder hale gelmiştir”[13] şeklindeki tespiti, ikinci anlayışı doğrulamaktadır.


    [1] Kutsal Kitap- Tevrat, “Mısır ve Kuşun Başına Gelenler”, Yeşaya - 20, s.865.

    [2] Kutsal Kitap- Tevrat, “Babil’in Düşüşü”, Yeşaya - 47, s.

    [3] Kutsal Kitap -Tevrat, Yeruşalim Kadınlarının Başına Gelenler”, Yeşaya - 3, s.846.

    [4] Ali Osman Ateş, İslam’a Göre Cahiliye ve Ehl-i Kitap Örf ve Adetleri, Beyan Yayınları, İstanbul 1996, s.135 - 138.

    [5] Buhari, Gusl, I, 507, nu:278 ; Müslim, Fedail, XV, 183, nu:2371

    [6] İncil, Tanrıda Yuhanna’ya Gelen Esinleme, III. Bölüm, “Laodikya’daki topluluğa”, s.551.

    [7] İncil, Pavlus’un Korintliler’e Birinci Mektubu, II. Bölüm, “Baş örtme konusu”, s. 369.

    [8] A. Osman Ateş, a.g.e., s.135.

    [9] Görmez, a.g.m., s.19.

    [10] Mehmet Görmez, “İlahi Dinlere Göre Başörtüsü”, İslamiyat - Araştırma Dergisi, (“Örtünme” özel sayısı), c.IV, sayı:4, Ankara 2001, s.33.

    [11] Görmez, a.g.m., s.22.

    [12] Es’ad Sahmerani, el-Mer’etü fi’t-tarihi ve’ş-şeria, Darü’n-nefais, Beyrut 1989, s.195.

    [13] Görmez, a.g.m., s.33.


    Paylaş
    İlahi Dinlerde Örtünme : Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    2. Cahiliye Devrinde Örtünme ve Örtü Şekilleri :

    İslam’ın ortaya çıktığı bölgeye kapalı tarzda bir örtünmeyi ilk olarak İslam getirmiş değildir.[1] Önceki devirde şereflilikleri ile tanınan hür kadınların adeti baştan aşağı örtünmek idi. Cariyeler ise hür kadınlar kadar örtünmemiş ve farklı şekilde giyinmişlerdir.[2]

    Cahiliye döneminde “hicab”ın çeşitli şekillerle uygulandığı ve bölgede yaşayan kabilelerin adetlerine göre genişleyip daraldığı görülmektedir. “Burku”, “nikab”, “nasif”, “kına’”, “hımar”, “lisam” bu dönemde giyilen kıyafetlerdir.[3] Hicab, daha da genişleyebiliyor, entari, cilbab, hatta kadının içinde bulunduğu özel mekanlar şeklinde tatbik ediliyordu.[4]

    Kadınların yüzlerini örtmeleri hakkında gelen haberlerden birisi, cahiliye devrinde yaşanan Dahis ve Ğabra savaş günlerinde öldürülen Malik b. Züheyr el-İbsi hakkında Rabi’ b. Ziyad’ın (ö. h.ö. 30 / 590) yazdığı meşhur mersiyedir. Mersiyenin o zamanki örtünme şekli hakkında bilgi veren kısmı şöyledir:

    Kim Malik’in ölümüne üzülmüşse,
    Kadınlarımız gündüz gözüyle gelsinler.
    Kadınlar seherlerde kalkmış,
    Açık yüzleriyle onu yad etmekteler.
    Daha önce örtünerek yüzlerini gizlerken,
    Bugün bakanlara görünmekteler.[5]

    Nabiğa ez-Zübyani (ö. h.ö. 18 / 604) ise meşhur kasidesinde şöyle demektedir:
    Örtüsü istemeyerek düştü,
    Bir eliyle onu alırken diğeriyle yüzünü sakındı.[6]

    Yine İbn Manzur, “nikab” kelimesinin açıklamasında yüzün tek göz açık kalacak şekilde örtülmesinin Arapların önceki adetlerinden olduğu açıklamasını yapmaktadır.[7]

    Başörtüsü ve cilbab hür kadınların giysisi olarak kabul edilmiş ve kıyafet hususunda cariyeleri hür kadınlardan ayıran temelde bu iki örtü olmuştur.[8] Bununla beraber hür oldukları halde açılan kadınlardan da bahsedilmektedir.*

    Hac esnasında özellikle Kureyş kabilesine mensup olmayan kadınlar giysilerini çıkarır ve avret yerlerine iliştirdikleri bir örtü parçası ile tavaf ederlerdi.[9] Böylece bir yerde çıplaklığın kutsallaştırıldığı da anlaşılmaktadır.[10]

    Erkeklerin ise normal elbise giymeleri veya kumaş parçalarına sarınmaları dışında örtünme sınırı konusunda belirli bir alışkanlıkları gözlenmemektedir. İnsanların çalışma[11], umumi yerde yıkanma gibi hallerde üstlerini çıkarmaları ve Hz. Peygamber’in uyluklarını açanlara karşı uyarıları,[12] bu konuda önceleri cari olan davranışlar hakkında bilgi vermektedir.

    3. Hz. Peygamber Devri ve Sonrası Gelişmeler :

    İlgili ayetler gelmeden önce Hz. Peygamber’in yaşadığı zaman veya yerde hür kadın ve cariye arasındaki örtünme farklılığının azaldığı[13] ve bu durumun yüzün açılması ve hür kadının cariye gibi giyinmesi şeklinde belirdiği görülmektedir. Cilbab almaksızın çıkan hür kadınların cariyelerle karıştırılmaları ve bu yüzden kendilerine cilbab giymelerinin emredilmesi hakkında inen ayet[14] bunu göstermektedir.

    İslamiyet, cahiliye’de uygulanan hicab şekilleri ve dış örtülerinden uygun bulduklarını devam ettirmiş, kadınlar hakkında el ve yüz gibi açılmasında zaruret bulunan yerlerin açılmasını serbest bırakması yanında uygun olmayan yersiz açılma ve süslenmelerini yasaklamış,[15] erkeklerde uylukların avret olduğu beyan edilmiş ve netice itibarıyla kadın ve erkekte avret sayılan yerler belirlenmiştir.

    Hz. Peygamber sonrası dönemde ise, erkek için belirlenen avret ölçülerinde belirgin bir problem yaşanmadığı gözlenmektedir. Dolayısıyla burada kadın örtüsü konusunda yaşanan gelişmeler ele alınacaktır.

    Hz. Peygamber’den son döneme kadar kadının örtünmesi konusunda devirden devire yaşanan farklı uygulamalar, kadının başta yüzü olmak üzere ayrıca ellerinin örtülme ve açılmasında odaklanmaktadır.

    Hz. Peygamber devrinden başlayarak dini bir kisve olarak tanınan nikab, haklarında yüzlerini açtıkları belirtilen istisna şahsiyetler* dışında yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Hz. Peygamber’den hemen sonraki tarih incelendiğinde genel tatbikatın yüzü örtmek olduğu* ve hatta parmak uçlarının dahi gizleyenlerin bulunduğu* anlaşılmaktadır.

    Hz Hüseyin’in ölüm haberi Medine ehline ulaştığında Akil’in kızı ve diğer kadınların ağlayarak ve yüzleri açık olarak dışarı çıktıklarına dair rivayet,[16] önceleri özellikle yas günlerinde çıkarılan yüz örtüsü adetinin Hz. Peygamber döneminden sonra da devam ettiğini gösterir.

    Hicri 161 yılında vefat eden Sevri’nin, fitne halinde yüzün örtülmesi gerektiği yönündeki fetvası,[17] yüz örtülmesi hakkında verilen fetvaların ilk dönemlere kadar uzandığını göstermektedir.

    İlk Türk yazarı olarak tanınan Kutadgu Bilig, 6474. beytinde, önceleri Türklerin de benimsediği nikabın daha sonra kullanılmadığını “Bilgili sözünü dosdoğru söylemez oldu; kadınlardan haya gitti, yüzlerini örtmezler”[18] şeklinde ifade etmektedir.

    Kuzey Afrika, büyük sahra bölgesi ve Endülüs’ü kapsayan bölge içindeki kıyafet tarzlarında genel olarak kadınların yüzlerini örttüğü anlaşılmakla birlikte bazı tarihi vakıaların incelenmesi neticesinde yüzlerini açan kadınların da bulunduğu ortaya çıkmaktadır.[19] 1300’lü yıllarda bir çok ülkeye gezilerde bulunan İbn Battuta, kitabının birden fazla yerinde Türk kadınlarının yüzlerini örtmediklerini özellikle vurgulamakta,[20] ifadelerden, o devirde Arap kadınlarının genel anlamda yüz örtüsü kullandıkları anlaşılmaktadır.

    Osmanlı devri Türk kadını giysisinde ise iki farklı özellik göze çarpmaktadır: Ev içi ve ev dışı giysisi. Ev içinde giyilenler gösterişli ve şatafatlı olmasına karşın, ev dışında bu şatafatı örten ferace ve çarşaf kullanılmıştır.[21]
    Önceleri yaygın olmamasıyla beraber Osmanlı döneminde “peçe” kullanımının 1360 tarihlerinde padişah olan I. Murad devrinde ve toplum açısından sakınca oluşturduğu kabul edilen bir hadise nedeniyle başladığı kaydedilmektedir.[22]

    Özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde yüzün örtülmesine ayrı bir önem verildiği malumdur. Kadının yüzünü açması yasaklanmış ve hoş görülmemiştir.* Kadınlar, sokağa çıkarken dış kıyafeti olarak üzerlerine önceleri ferace alırken, XIX. Yüzyıldan sonra çarşaf giymeye başlamışlardır.[23] Ayrıca büyük yerleşim merkezleri ile bunun dışında kalan yerlerde kadınların dış örtü tarzlarında farklılık vardır. Örneğin çarşaf örtüsü köylere kadar yayılamamıştır.[24] Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1942), yetiştiği dönemde kendi memleketindeki tesettür tarzının yüzün örtülüp tek gözün bırakılması olduğunu, aynı dönemde ise İstanbul hanımlarının yüzlerini peçe ile örttüklerini kaydeder.[25]

    On dokuzuncu yüzyılın son çeyreği ve XX. Yüzyılın ilk başlarında Avrupai hayatın yerli neşriyatta yer alması sonucu, saray, İstanbul halkı ve büyük vilayetlerde kadın kıyafetinde Batı etkisi görülmeye başlamıştır.[26] Bu etkinin artış göstermesi, şeffaf peçe kullanılması[27] ve tesettür konusunda bazı yasakların delinmesi bu konuda zaman zaman fermanların çıkarılması ve tesettürün muhafaza edilmesi için tedbirler alınmasını beraberinde getirmiştir.[28]

    Kadınların peçe kullanması XX. Yüzyıl başları itibarıyla yoğun tartışmalara neden olmuştur. Tesettürün toptan kaldırılması doğrudan gündeme getirilmemiş, öncelikle eleştirilerin odağını peçenin çıkarılması oluşturmuş,[29] peçe örtüsü çözümlenmesi gereken en önemli sorunlardan biri olarak görülmeye başlanmıştı.[30] Zamanın söz sahibi kadınları arasında tesettüre sahip çıkılması gerektiği görüşünde olanlarla beraber, Avrupai giyimin ve modanın uygulanmasını savunan kadınlar da olmuştur.[31]

    Bu sırada şer’i ahkama ve milli kıyafete uygun bir giysi oluşturulması gündeme getirilmiş, gündem maddesi Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyetinin programında 1. Madde olarak tescil edilmiştir. Ancak planlanan tarzda bir elbise yerine, o zamanın “Kadınlar Dünyası” dergisinde müşahede edildiği gibi “moda” olgusu ele alınmış, İngiliz kadınlarının zarif ceketleri önerilerek, batı usülü giysi fotoğrafları akşam kıyafeti ve gündüz kıyafeti gibi açıklamalarla yayınlanmıştır.[32]

    Son duruma bakıldığında, kıyafet konusunda özellikle kadın giyiminin gündemde olması hesaba katılarak 1993 yılında Türkiye genelinde yapılan araştırmaya göre, eşinin dışarıda başörtülü gezmesini uygun bulanların oranı yüzde 67, başörtülü gezmesini uygun bulmayanların oranı ise yüzde 20 olarak tespit edilmiştir. Çıkan sonuç, Türk aile yapısında kapalı kıyafet hassasiyetinin önemini koruduğudur.[33]

    [1] Sahmerani, el-Mer’etü fi’t-tarihi ve’ş-şeria, s.195.

    [2] Mahmud Şükri el-Alusi, Buluğu’l-ereb fi marifeti ahvali’l-Arab, I-III, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, ts., III, 3.

    [3] Abdurresul el-Gıfar, el-Mer’etü’l-muasıra, Darü’z-Zehra, Beyrut, ts., s.44 - 45.

    [4] Abdurresul el-Gıfar, a.g.e., s.46.

    [5] Ebü’l-Ferec el-İsfahani (ö. 356 / 967), el-Eğani, I-XXV, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1986, XVII, 199 ; Ebü’l-Hasan Ali b. Ebi’l-Kerem İbnü’l-Esir (ö. 630/ 1292), el-Kamil fi’t-tarih, I-X, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1987, I, 454.

    [6] İsfahani, el-Eğani, XI, 14.

    [7] Cemaleddin İbn Manzur (ö.711/ 1311), Lisanü’l-Arab, I-XIII, Darü’l-fikr, Beyrut 1990, I, 768.

    [8] İ. Hakkı Ünal, “Hadislere Göre Kadının Örtünmesi”, İslamiyat - Araştırma Dergisi, (“Örtünme” özel sayısı), c.IV, sayı:4, Ankara 2001, s.54.

    * Buna örnek olarak cahiliye şairlerinden A’şa Meymun b. Kays’ın şu beyitini verebiliriz:
    Teni beyaz, saçları uzun, dişleri parlak
    Çamurda yürüyen bitkin misali ağır yürür. (Ebü’l-Ferec,Hamasetü’l-basariyye, II, 467)

    [9] Mahmud Şükri, Buluğu’l-ereb, II, 291.

    [10] İ.L. Çakan, “Sünnette Giyim Kuşam ve Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi-2, (“İslam’da Kılık Kıyafet ve Örtünme” özel sayısı), 3.bs., İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayınları-9, İstanbul 1991, s.45.

    [11] Peygamberlik gelmeden önce Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın elbisesini çıkarıp taşımada kullanmasını tavsiyesi hakkında, bk. Müslim, Hayz, VI, 45, nu:340 ; Buhari, Salat, I, 625, nu:364.

    [12] Tirmizi, İsti’zan ve’l-adab, VIII, 64, nu:2947.

    [13] M. Zeki Duman, Kur’an-ı Kerim’de Adab-ı Muaşeret, Tuğra Neşriyat, İstanbul, ts., 67.

    [14] Ahzab, 33/ 59.

    [15] Abdurresul el-Gıfar, el-Mer’etü’l-muasıra, s.47.

    * Bu şahsiyetlerden Aişe bt. Talha hakkında Zirikli şunları zikreder: “Yüzünü örtmezdi. Kocası Mus’ab onu bu konuda tenkit etmiş, o ise: “Allah bana güzellik verdi. Ben insanların bu güzelliği görmesini istedim ve onu gizlemedim. İnsanların beni yereceği hiç bir kusurum yoktur” açıklamasını yapmıştır. Bk. Hayreddin ez-Zirikli, el-A’lam, Beyrut 1984, III, 230.
    İbn Kesir’in naklettiğine göre Amir eş-Şa’bi şöyle demiştir: “Ben otururken Mus’ab b. Zübeyr beni odasına çağırdı. Ben gelince, arkasında Aişe bt. Talha’nın bulunduğu perdeyi açtı. Ondan daha güzel bir manzara görmedim”. Aişe bt. Talha, ‘beni kendisine gösterdiğin kimdir?’ diye sorduğunda Mus’ab b. Zübeyr: “Amir eş-Şa’bi” diye cevaplamıştır. Bk. İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-nihaye, VIII, 323.
    Yine Mus’ab b. Zübeyr’in ikinci hanımı Sükeyne bt. Hüseyin hakkında nadir de olsa yüzünü açtığı rivayetleri gelmiştir. Sükeyne bt. Hüseyin’in uzun bir tercümesini yapan Ayşe Abdurrahman, Aişe bt. Talha’nın Şa’bi ile anlatılan rivayetini de zikrettikten sonra, “Aişe’nin güzelliği nesilden nesile akşamcıların uydurmaları, hikayecilerin dehşet verici anlatımları ve ravilerin çarpıtmaları için elverişli bir meydan olmuştur” diyerek bu kıssanın da bunlardan biri olduğu yorumunu yapmakta ve Musab b. Zübeyr gibi mert ve edeb sahibi bir şahsiyetin bu şekil bir tavır sergilemesini inanılması zor bulmaktadır (s.863). Ayrıca zamanın pervasız şairlerinden Ömer b. Ebi Rabia, Aişe bt. Talha hakkında gazel söylemiş hatta bu yüzden Beni Teym kabilesinin tehdidine maruz kalmıştır (s.950). Aynı şair Sükeyne bt. Hüseyn hakkında da yazmış, bu iki kadının o asırda şöhret bulmuş olmaları, haklarında şiir yazılması ve yazılanların da yayılmasına sebep teşkil etmiştir. Hatta Ömer b. Ebi Rabia’nın Saide isimli bir kadın hakkında yazdığı “Saide, gözyaşları yanaklarına ve cilbabına akarak dedi ki” şeklindeki beyitler Sükeyne’ye atfedilmiştir. Nitekim bu beyitleri İshak el-Mevsıli, Halife Harun Reşid’e okurken “Saide” ismini “Sükeyne” şeklinde okumuş, bunun üzerine Halife’nin sert itirazı ile karşılaşmıştır. Bk. Ayşe Abdurrahman binti’ş-Şati’, Teracim Seyyidat Beyti’n-Nübüvve, Darü’r-Reyyan, Kahire 1988, s.924.
    İbn Curayc’ın, “Bekar kızların kapandıkları yere Ömer b. Ebi Rabia’nın şiirinden daha zararlısı girmemiştir” rivayeti, ayrıca halife olduğunda Ömer b. Abdulaziz’in, Ahvas ile beraber Ömer b. Ebi Rabia’yı yaptıklarından dolayı kınaması ve huzurunda tevbe ettirmesi gibi haberler (el-Muntazam, VI, 314 - 316), Ayşe Abdurrahman’ın görüşlerini doğrulamaktadır. Ayrıca Ömer b. Ebi Rabia’nın kadınların yüzlerini gördüğü konusunda naklettiği şiir ve rivayetlerin bir kısmında özellikle Hac mevsimi ve mekanlarının zikredilmesi (el-Eğani, I, 158-169), olayların kadınların ihram nedeniyle yüzlerini açtıkları belirli bir bölgede yaşandığını göstermektedir. Neticede bu şiirlerin yüz açma konusunda zamanın yaygın uygulamasına delaletleri zayıf kalmaktadır.

    * Buna delil olarak şu misalleri verebiliriz:
    Ebu Hazım el-Medeni, Şeytan taşlama esnasında güzel bir kadın görmüş ve şöyle seslenmişti: “Ey Allah’ın kulu! Böyle bir yerde yüzünü açıyor ve insanları fitneye sevkediyorsun” (İbn Kuteybe, Uyunü’l-ahbar, IV, 29). Muaviye’nin kızı Atike hac mevsiminde bir yerde oturmuş ve sıcak nedeniyle örtüsünü indirdiği bir anda yanından geçen Ebu Dehbel (ö. 63/ 682) ona bakmıştı. Bunu farkeden Atike, yüzünü örtmüş ve Ebu Dehbel hakkında kötü konuşmuştur. (İsfahani, el-Eğani, VII, 137). Dabel (ö. 246/ 860) ise bir kadın hakkında: “Yüzünü açtığında sivilceleri küçük üzüm taneleri gibiydi.” demektedir. (İbn Kuteybe, Uyunü’l-ahbar, IV, 39).
    Ayrıca ilk devirler hakkında tarih kitaplarında bir takım kadınlar söz konusu edildiğinde “yüzünü açardı”, “yüzünü açtı”, “yüzünü açık gördüm” vb. istisna ifade eden anlatımlar, kadınların genel olarak yüzlerini örtüyor olduklarına delalet etmektedir. Ör. bk. el-İsfahani, el-Eğani, I, 137 - 151 ; İbnü’l-Cevzi, el- Muntazam, VI, 168.

    * Emevi şairlerinden Muhammed Abdullah es-Sekafi, haklarında şiir yazdığı kadınlar için şöyle demektedir:
    Takvalarından parmak uçlarını gizlerler
    Gece ortasında başları örtülü çıkarlar. Bk. Ebü’l-Abbas el-Müberrid, el-Kamil fi’l-luğati ve’l-edeb, Beyrut 1987, I, 409.

    [16]Ebü’l-Ferec Abdurrahman İbnü’l-Cevzi (ö. 597 / 1201), el-Muntazam fi tarihi’l-ümemi ve’l-mülük, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1992, V, 344.

    [17] Muhammed Ravvas Kal’aci, Mevsuatü Fıkh Süfyan es-Sevri (ö. 161/ 778), Darü’n-nefais, Beyrut 1990, s.663.

    [18] Yusuf Has Hacib, Ktadgu Bilig, çev: Reşid Rahmeti Arat, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.464.

    [19] Philip K. Hitti, Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi, I- IV, çev: Salih Tuğ, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1980, III, 864 ; Mehmet Özdemir, “Endülüs Tarihinden Kadın Kıyafetine Dair Bazı Tespitler”, İslamiyat - Araştırma Dergisi, (“Örtünme” özel sayısı), c.IV, sayı:4, Ankara 2001, s.103, 105.

    [20] Muhammed b. Abdullah b. Battuta (ö. 778/ 1377), Tuhfetü’n-nüzzar fi garaibi’l-emsar (Rıhletü İbn Battuta), Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1987, s.222 - 343.

    [21] Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul 1996, s.175.

    [22] İsmail Hami Danişmend, Tarihi Hakikatler, I-II, Tercüman Tarih ve Kültür Yayınları, İstanbul 1979, I, 10-11. Şikari’nin “Karaman Tarihi”nin yazma nüshasının 113. sayfasında geçen ve Osmanlılarda peçe takınmanın başlangıcı olarak gösterilen hadise şöyle anlatılmaktadır: “...Yüz örtmek adeti sonradan adet oldu. Karamanoğlu Alauddin’in Hamidoğlu İlyas diyarını katliam ettiğinde üç kabile diyar-ı Osman’a firar etmişlerdi. O vakit bunları Murad Han görüp pek temiz ve uslu adem olduklarından kendi şehrinde (Bursa) yerleştirmişti. İşte bu kabile kadınları pek güzel olduklarından herkes bunları temaşa etmeye başlayınca ulema tarafından bu kabilenin hatunlarının yüzleri siper edilmesi emredildi. İşte ne vakit taşra çıksalar o kabile hatunları yüzlerini siper ederlerdi. Fakat bu hal sonra diğer kadın ve kızların da pek hoşuna geldiğinden herkes daima güzelce her taraflarını örtmeye başladı”. Bk. İ. Hami Danişmend, Tarihi Hakikatler, I, 10.

    * Reşat Ekrem Koçu, “Çarşaf giyip de peçe kullanmayan kadınlar umumiyetle ayak takımından olanlardı” ifadesiyle peçeyi, zamanın itibarlı kadın giysisi olarak açıklar. Bk. Reşat Ekrem Koçu, Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü, Sümerbank Kültür Yayınları, İstanbul 1967, s.190.

    [23] Adil Şen, “Osmanlı Dönemi Kadın Kıyafeti”, İslamiyat - Araştırma Dergisi, (“Örtünme” özel sayısı), c.IV, sayı:4, Ankara 2001, s.112.

    [24] Danişmend, Tarihi Hakikatler, I, 11.

    [25] Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1942), Hak Dini Kur’an Dili, I-IX, Eser Neşriyat ve Dağıtım, İst., ts., VI, 3928.

    [26] Adil Şen, “Osmanlı Dönemi Kadın Kıyafeti”, İslamiyat - Araştırma Dergisi, c.IV, sayı:4, s. 115.

    [27] Claude Ferrare (1876-1957), Türklerin Manevi Gücü, çev: Orhan Bahaeddin, Tercüman 1001 Temel Eser-10, s.211.

    [28] Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, s.175.

    [29] Çakır, a.g.e., s.181.

    [30] Çakır, s.179.

    [31] Çakır, s.179 - 180.

    [32] Çakır, s.178.

    [33] Beşir Atalay, “Türkiye’de Aile Yapısının Temel Özellikleri”, (Sosyolojide Son Gelişmeler ve Türkiye’deki Etkileri - Abant Bilimsel Toplantısı, Kasım 1992-), UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Ankara 1993, s.190.



  3. 3
    B. Sosyolojik ve Psikolojik Açıdan Örtünme :

    Benlik bilincinin gelişmesini etkileyen toplumsal etkenlerden biri olan giysinin insanları birbirinden farklılaştırarak, onlara belirli bir davranış şekli ve benlik duygusu kazandırdığı kanıtlanmıştır.[1] Örtünme ve giyinme, toplum içerisinde kişinin yerine göre kimliğini, statüsünü ve hatta ahlaki konumunu belirleyiciliği itibarıyla sosyal bir olgu niteliğindedir.

    Dinin giyim konusunda aldığı tedbirlerde sosyal yönün etkisi büyüktür. Namazda örtünmenin gerekliliği hariç diğer örtünme talepleri sosyal alan içinde söz konusu edilmiştir. Haya duygusu sebebiyle örtünme gereği duyma Hz. Adem ve Havva’nın kendilerini çıplak hissettikleri andan itibaren insan arası ilişkilerde kendisini göstermiştir.[2]

    Yine “gayri müslimlere muhalefet” adı altında kişinin toplum içinde dini kimliğini ortaya koyacak kıyafet tercihi ve böylece başka din mensuplarıyla özdeşleşmenin engellenmesi yine giyimin sosyal yönlerinden birisini teşkil eder.

    Öte yandan dil kullanılmadan gerçekleştirilen iletişim türlerine dilsiz iletişim denilmektedir ki bunun başlıca örneği kişinin giyinme ve süslenme yoluyla başkalarına bir takım anlamlar iletmesidir.[3] Bu itibarla örneğin giyimin kibir, övünme, gösteriş gibi olumsuz duygulara alet edilmesi sosyal alanda istenmeyen etkileşimlerin oluşmasına neden olabilmektedir. Yine modern toplum kültürü cinselliği tahrik edici araçlar ortaya çıkarmakta ve bunları sosyal alana taşımaktadır.[4] Böylece dilsiz iletişim “moda” adı altında cinsel çağrışımlarda da kullanılmaktadır. Dinin sosyal alanda uygulanmasını istediği giyim tarzında ise olumsuz duygu ve cinsel çağrışımlara yer verilmediği görülmektedir.

    Dinin örtünme konusunda ortaya koyduğu hükümlere psikolojik açıdan bakıldığında ise şu tespitler yapılabilir:

    Ayette elbise hakkında özellikle “ziynet” tabirinin kullanılması, hoş bir görüntü arzetmeyi çağrıştırmakta, hoş bir görüntünün insanda oluşturacağı güzel duygulara zemin hazırlanmaktadır. Bunun yanında aşırı lüks, şöhret ve kibir elbisesi yasak kılınmış, böylelikle muhtaç kimselerin kalbinde oluşabilecek olumsuz duygu ve düşüncelere engel olunmuştur.
    Öte yandan duygusal ve narin bir yaratılışa sahip olan kadınlara yönelik örtünme uygulamasının hikmetlerine bakıldığında, kadının duygusal açıdan rahatsız edilmesinin önlenmesinin de esas alındığı, ayrıca erkek ve kadında oluşabilecek yersiz cinsel etkileşim ve sonuçlarının göz önünde bulundurulduğu gözlenir.

    Ayrıca çıplaklığın hangi düzeyde kişileri rahatsız ettiği ve anormal karşılandığı konusunda bakış açılarının değiştiği ve bir çok yerde insanların açık da olsa alışılagelen giyim tarzını uygulamaktan rahatsızlık duymadıkları söylenebilir. Ancak dinine bağlı kişiler açısından bakıldığında durum değişmektedir. Dindar bir erkek veya kadının avret olarak belirlenen yerlerini açmaktan çekindiği ve bundan psikolojik bir rahatsızlık duyduğu aşikardır.

    Erich Fromm, herhangi bir cinsel eylemin nerede ve ne derecede meşru olduğunun neyin “tabii” ve neyin de “gayri tabii” olduğunu ortaya koyan dinsel ve ideolojik düşüncelere göre belirlendiğini ifade eder.[5] Buradan çıkarılabilecek sonuç, dine mensup kişilerin dinen belirlenen ölçülerin dışında bir giyim tarzını “gayrı tabii” olarak algıladığı, dolayısıyla o elbiseyi giyinmekten rahatsızlık duyduğu gerçeğidir.

    Dinin gösterdiği tarzın dışında bir davranışın normalde insan ve toplum duygusuna zarar vereceği tezi önemlidir. Ahlaki olgular içinde örtünmenin de bulunduğu göz önünde bulundurulursa haliyle buna da bir ölçü getirilecektir. Bu ölçünün kimin tarafından belirleneceği tartışmasında, özellikle yaratıcı tarafından ortaya konulduğu gerçeğine paralel olarak, dini bakış açısı tabiilik arzetmektedir. Bunun yanında çıplaklığın gayri tabii olduğu akıl ile de kavranabilir.

    Elbisedeki diğer psikolojik etkiler, elbise tarzı konusunda erkeğin kadına, kadının erkeğe benzemesi (teşebbüh), ayrıca müslümanın gayri müslimlere has kıyafeti benimsemesi şeklinde ortaya çıkmakta ve yasaklanan bu hususlarda gösterilecek ihmalin psikolojik olumsuzlukları da beraberinde getirdiği görülmektedir.


    [1] Barlas Tolan, Toplum Bilimlerine Giriş - Sosyoloji ve Sosyal Psikoloji, Gazi Üniv. Yayınları, Ankara 1985, s.418.

    [2] Ümid Meriç, “Sosyolojik Açıdan Kılık Kıyafet ve İslam’da Örtünme”, Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi-2, (“İslam’da Kılık Kıyafet ve Örtünme” özel sayısı), İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayınları-9, İstanbul 1991, s.31.

    [3] Tolan, a.g.e., s.422.

    [4] Sulhi Dönmezer, Sosyoloji, 8. bs., Savaş Yayınları, Ankara 1982, s.219.

    [5] Erich Fromm, Cinsellik ve Cinsel Sapmalar, çev: Aydın Arıtan, Arıtan yayınevi, İstanbul 1998, s. 34.



dinlerde örtünme,  ilahi dinlerde tesettür,  mehmet görmez ilahi dinlere göre başörtüsü,  semavi dinlerde tesettür,  sükeyne binti hüseyin,  dinlerdeki örtünme şekli,  ÖRTÜLÜ EREB KADIN