Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Kadın Ve Erkeğin Avreti Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kadın Ve Erkeğin Avreti

    Reklam




    KADIN VE ERKEĞİN AVRETİ

    A. AVRET VE ÖRTÜNME HÜKÜMLERİ


    1. “Avret”in Mahiyeti :


    Sözlükte avret: “Şüpheli, tehlikeli yer, muharebe alanlarındaki gedik”[1] anlamlarında kullanıldığı gibi temel olarak, “bir şeydeki ayıp, arızalı ve eksik kısım”[2] manalarını ifade etmektedir. “A,v,r” kökünden gelen “avra’” kelimesi esasında “göz çıkaran” anlamındadır ve “göze hoş gelmeyen söz veya eylem” için kullanılır ki aksine güzel bir şey için “ayna’” yani “gözde” ifadesi kullanılmıştır.[3]

    Ayetteki, Medineli münafık grubunun savaşa çıkmamak maksadıyla ileri sürdükleri “evlerimiz avrettir” şeklindeki ifadeleri, “evlerdeki açıklık”, “hırsız gibi isteyenin girebileceği yer” anlamına gelmektedir.[4] Ayrıca “avret” için, “engel” ve “korumasız şey” manası verilir. Buna göre evin avret olması, orayı koruyan erkeğin bulunmaması anlamındadır.[5] Kadına “avret” denilmesinin sebebi de korumasız, duvarsız ve zarar görmeye müsait bir eve benzemesi açısındandır.[6]

    Avret lafzının insandaki örtülmesi gereken yerler için kullanılması, “utanılacak şey” anlamına gelmesinden kinayedir. Çünkü bu yerlerin açılmasıyla ayıp ve kınanan bir durum ortaya çıkmaktadır.[7]

    Yaygın kullanımda “avret”, “sev’eteyn” olarak anlaşılır ve kaba avret yerlerini ifade eder. Bizzat Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem’in açılan avret yerlerinin ifade edilmesinde “sev’eteyn” lafzı kullanılmıştır.[8] “Sev’e” esas itibarıyla “kötü, çirkin şey” anlamına gelir. Avret yerlerinin bu kelime ile ifade edilmesinin sebebi bizatihi bu kısımların kötü olması değil, yerinde olmaksızın görünmesinin ayıp ve çirkin karşılanmasındandır. Bundan hareketle avretleri örten elbise de “ziynet - güzellik vesilesi” olarak tanımlanmıştır.[9]

    Avretin fıkıhtaki anlamı: “İnsanın vücudunda başkalarının görmemesi ve örtülmesi gereken yerlerdir”.[10] Dar anlamıyla namazda örtülmesi gereken yerler kastedilirken, geniş anlamda açılması ve başkalarının bakması haram olan yerler anlaşılır.[11]

    Yaygın bir şekilde avret, “ğaliza” ve “hafife” olmak üzere iki kısımda incelenmektedir. Ğaliz avret : Ön ve arka avret yerleridir. Hafif avret : Ön ve arka kaba avretlerin dışında kalan avret yerlerdir.[12] Bu ayırım, namaz esnasında açılan avret uzvuna göre farklı hükümlerin verilmesini beraberinde getirmektedir.

    Namaz dışında vücudun bazı bölümlerinin özellikle cinsel temayüllere kaynak olması avret olmasının başta gelen sebebidir.[13] Netice itibarıyla erkek olsun kadın olsun namazda ve namaz dışında uymaları gereken bir “asgari örtünme” sınırı vardır ve asgari olarak örtülmesi gereken bu kısımlar “avret” şeklinde ifade edilmiştir.

    2. Avretleri Örtmenin Hükmü :

    Namaz gibi ibadetlerde, bunun dışında gerekli olan yerde avretlerin örtülmesi farzdır. Bunun dışında ayrıca Allah’ın nimetini izhar niyeti ile giyinmek ise sünnettir.[14]

    Ayette Allahu Teala, açılması ayıp görülen yerlerin örtülmesi için elbise indirdiğini beyan sadedinde şöyle buyurmuştur: “Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise indirdik”.[15] Ayet, iki çeşit elbiseye delalet etmektedir. Öncelikle avretleri örten normal elbise, diğeri ise “riş” şeklinde tabir edilen “süs elbisesi”dir.[16] Alimlerin bir çoğu bu ayeti avret yerlerinin örtülüp gizlenmesine delil olarak gösterirler.[17] Ayrıca bu ayet insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birisi olarak giyinmeyi ve ziynet edinmeyi gösterir.[18]

    Ayrıca cahiliye devrinde Mekke’ye dışarıdan gelen hacılar, erkekler gündüz, kadınlar gece vaktinde olmak üzere Kabe’yi çıplak bir şekilde tavaf ediyorlardı. Bu hususta ayet-i kerime’de şöyle buyurulur: “Onlar kötülük yaptıkları zaman: ‘Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti’ derler. De ki, Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz”.[19] Nitekim ayette çıplaklık hali kınanmış; “kötü ve çirkin” olarak tanımlanmıştır.[20]

    İslam toplumunun tavaf sırasında ve namazda örtünmesi gerektiğini bildiren: “Her mescitte ziynetlerinizi alınız...”[21] ayetindeki “ziynet” lafzı “avretleri örten şey”, “mescid” lafzı ise “namaz” olarak tevil edilir. Buna göre ayet, namaz esnasında avretlerin örtülmesi gerekliliğine delalet etmektedir.[22]
    Nur suresi 31. ayette : “Mümin kadınlarına söyle: gözlerini kıssınlar, iffet yerlerini korusunlar...” kavlindeki “iffet yerlerini korusunlar” ifadesi hakkında Ebü’l-Aliye ve İbn Zeyd, Kur’an’daki tüm “iffet yerlerini koruma” emirlerinin zinadan korunma manasına geldiğini, ancak bu ayette aynı emrin sıyakı itibarıyla tesettür hakkında olup, “açılmaktan korunma”yı ifade ettiğini belirlemişlerdir.[23]

    Misvar b. Mahrame, taş taşıması esnasında izarının çözüldüğünü ve bu şekilde yoluna devam ettiğini haber vermekte, bunu gören Hz. Peygamber’in ise: “Geri dön ve elbiseni giyin. Çıplak yürümeyiniz.”[24] dediğini bildirmektedir.

    Yine hadislerde geçen, izar altından avret yerlerinin görünmesine sebep olduğu için bacak bacak üzerine atıp oturmama, tek parça elbisenin tavsiye edilmemesi, uylukların kapalı tutulması, açık yerde setirsiz yıkanan kimsenin kınanması ve bunlar gibi Hz. Peygamber’den konu hakkında gelen emir ve tavsiyeler avret yerlerinin örtülmesini öngörür.

    Ayrıca avretlerin örtülmesi hakkında Kur’an’da gelen hükümlerin emir kalıplarında gelmesi, bu hükümlerin mubahlık değil gereklilik (vücub) ifade ettiğini göstermektedir. Nitekim cumhur ulema[25] ile beraber Hanefilere göre emir kalıbı doğrudan gereklilik (vücub) ifade etmekte, onunla başka bir delil veya karine olmaksızın başka bir mana kastedilememektedir.[26]

    İmamü’l-Harameyn el-Cüveyni, İmam Şafii’nin “if’al” (emir) kalıbı hakkındaki görüşünün “vücubu gerektirmesi” yönünde olduğunu[27] beyan ettikten sonra mendubluğun ise seçenekliği gerektirdiğini, emir kalıbında ise esas itibarıyla seçenekliğin söz konusu olmadığını beyan etmektedir.[28] Cüveyni’nin, Şafii mezhebinden ayrıldığı noktayı ifade eden açıklaması ise şudur: “Bizde, terkinde bir ceza veya tehdit bulunmaksızın emrin ‘vücub’ ifade etmesi düşünülmez. Halbuki şeriat, “taleb”i mutlak olarak getirdiğinde, terk edilmesinin cezayı gerektirdiği doğrudan anlaşılır ve “gereklilik” söz konusu olur.”[29]

    Gazzali ve Amidi gibi ilk anda emrin bağlayıcı olup olmadığının belli olamayacağı,[30] bunun anlaşılması için başka bir delil, karine veya işarete ihtiyacın bulunduğu[31] görüşünde olan alimlerin usullerine göre hareket edildiği takdirde dahi örtünme emirlerinin farziyet ifade ettiği sonucuna varılacaktır. Bu karineler şöyle sıralanabilir :

    a) Erkeklerin gözlerini haramdan korumaları istendiği gibi avret yerleri konusunda gerekli iffetliliği korumaları istenmiş ve ancak bu davranışın onları ruhen temiz kılacağı bildirilmiştir.[32]

    b) Başörtülerini boyun ve göğüslerini örtecek şekilde bağlamaları gibi ayrıntılar beyan edilmiştir. Örtülecek ve açıkta bırakılacak yerler sınırlandığı gibi, kadının vücudunu kimlere karşı örteceği ve kimlere karşı açabileceği ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

    c) Örtünme ayetinin sonu “Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz”[33] şeklinde, cilbab ayetinin sonu ise “...Allah çok affedici ve esirgeyicidir.”[34] şeklinde gelmiştir. Bu ifadelerle, gerek daha önceki davranışlar ve gerekse bu ayet geldikten sonra ona uymayan hareketlerin günah olduğuna, bunlardan kurtulmak için Allah’a tevbe edilmesi gerektiğine işaret edilmektedir.

    d) Bu ayetler nazil olunca müslüman kadınlar, bulundukları yerden ayrılmadan, eteklerinin uygun yerlerini yırtarak başlarını örtmüşler[35] ve bundan sonra hiç aksatmadan bu emri yerine getirmişlerdir. Hz. Peygamber de bu ayetin uygulanmasını titizlikle takip etmiştir.[36]

    e) “İffet yerlerini korusunlar” emrinin ittifakla ve kesin olarak farziyet ifade etmesi, bu emre atıf yapılarak gelen diğer örtünme emirlerinin de farziyet ifade ettiğini göstermektedir.

    Belirlenen avret uzuvlarının örtülmesi konusunda “teşhircilik” illetinin temel alınması gerektiği görüşü de vardır. Buna göre yasaklığın temelinde açıklık değil kişinin vücudunu teşhir etmesi yatar.[37] Neticede kişi, teşhir maksadı bulunmadığı sürece istediği gibi giyinebilecektir.

    Görüldüğü kadarıyla bu tezde giyim tarzının karşıya vereceği etkiden ziyade giyinen kişinin niyeti ve özgürlüğü esas alınmış, dinin özellikle üzerinde durduğu olumsuz etkileşim ise dikkate alınmamış görünmektedir. Şayet tezin içeriğinde ayrıca karşıyı tahrik etmeyen bir tarz söz konusu edilirse bu durumda tahrik etmeyecek ve teşhir sayılmayacak boyutun nasıl tespit edileceği önem arzeder. Bir kimseye göre teşhir sayılmayan uzuv diğer insana göre teşhir mahiyetinde görülebilir. Burada dinin getirdiği örtünme hükümlerinin esasında açılması teşhir sayılan, süs nitelikli yerleri kapsadığının bilinmesi meseleye ışık tutacaktır.


    [1] İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, “a-v-r” md., IV, 616.

    [2] İbn Manzur, a.g.e., “a-v-r” md.,IV, 616 - 617 ; Firuzabadi, el-Muhit, “a-v-r” md., s.573.

    [3] İbn Manzur, “a-v-r” md., IV, 615.

    [4] İsfahani, el-Müfredat, “a-v-r” md., s.353 ; İbn Manzur, “a-v-r” md.,IV, 616.

    [5] İbn Kuteybe, Tefsirü ğaribi’l-Kur’an, “Ahzab suresi”, s.348.

    [6] Murtaza Mutahhari, Hicab - Örtünmenin Felsefesi, çev: Mücteba Mir, Şura Yay., İstanbul 1999, s.175.

    [7] İsfahani, el-Müfredat, s.352.

    [8] A’raf 7/ 22.

    [9] M. Zeki Duman, “Kur’an’da Örtünmenin Temel Sınırları”, İslamiyat Dergisi, c.IV, sayı:2, s.42.

    [10] Vehbe Zühayli, Fıkhü’l-İslami ve edilletühü, I-VIII, Darü’l-fikr, Dımaşk 1985,I, 579.

    [11] Yunus Apaydın, “Klasik Fıkıh Literatüründe Örtünme”, İslamiyat Dergisi, c.IV, sayı:2, s.92.

    [12] Ebü’l-Berekat Abdullah b. Ahmed en-Nesefi (ö. 710 / 1310), Kenzu’d-dekaik, (Bahru’r-raik ile beraber), I-IX, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1997, I, 471 ; Bedrüddin el-Ayni (ö. 855/ 1451), el-Binaye fi şerhi’l-Hidaye, I-XII, Darü’l-fikr, Beyrut 1990, II, 147.

    [13] M. Zeki Duman, Kur’an-ı Kerim’de Adab-ı Muaşeret, Tuğra Neşriyat, İstanbul, ts., s.184.

    [14] Ebu Abdullah Muhammed İbnü’l-Hac, el-Medhal, I-II, Darü’l-Hadis, Kahire 1981, I, 23.

    [15] A’raf, 7/ 26.

    [16] Muhammed Ali es-Sabuni, Kabesün min nuri’l-Kur’ani’l-Kerim, Darü’l-kalem, Dımaşk 1987, III, 7.

    [17] Ebu Abdullah Muhammed el-Kurtubi (ö. 671/ 1270), el-Cami’ li ahkami’l-Kur’an, I-VIII, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1988, VII, 117.

    [18] Seyyid Sabık, Fıkhü’s-sünne, Darü’t-türas, I-III, Kahire, II, 181.

    [19] A’raf, 7/ 28.

    [20] Mücahid, Süddi, Said b. Cübeyr, Şa’bi ve İbn Abbas ayette geçen “kötülük” ifadesinin Kabe’yi çıplak olarak tavaf etmelerine delalet ettiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bk. Taberi, Camiu’l-beyan, V, 463.

    [21] A’raf, 7/ 31.

    [22] Alaaddin Ebi Bekr b. Mesud el-Kasani (ö. 587/ 1191), Bedaiu’s-sanai’ fi tertibi’ş-şerai, I-VII, Darü’l-kitabi’l-Arabi, Beyrut, Lübnan 1982, I, 116.

    [23] et-Taberi, Camiu’l-beyan, IX, 303 ; Muhammed b. Yusuf Ebu Hayyan (ö. 754/ 1353), el-Bahrü’l-muhit, I-X, Darü’l-fikr, Beyrut 1992, VIII, 33.

    [24] Müslim, Hayz, IV, 47, nu:341.

    [25] Muhammed b. Ahmed b. Neccar (ö. 972 / 1564), Şerhu Kevkebi’l-münir, Darü’l-fikr, Dımaşk 1982, III, 39 ; Zühayli, Usulu’l-fıkhı’l-İslami, I, 219.

    [26] Muhammed b. Ahmed es-Sarahsi (ö. 490/ 1097), Usulü’s-Serahsi, I-II, Darü’l-marife, Beyrut, ts., I, 15 ; Alaaddin Muhammed es-Semerkandi (ö. 539/ 1144), Mizanü’l-usül fi netaici’l-ukul, Matabi’ ed-Duha’l-hadise, Katar 1984, s.94 ; Abdullah b. Ahmed en-Nesefi (ö. 710/ 1310), Keşfü’l-esrar -Şerhu’l-menar-, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1986, I, 54.

    [27] İmamü’l-Harameyn Abdulmelik el-Cüveyni (ö. 478/ 1085), el-Burhan fi usuli’l-fıkh, I-II, Darü’l-Ensar, Kahire h. 1400, I, 216 ; Amidi (ö. 631/ 1234), Şafii’nin, emrin vücupta hakikat olduğu görüşünde olduğunu doğrulamaktadır. Bk. Ali b. Muhammed el-Amidi, el-İhkam fi usuli’l-ahkam, Darü’l-kütübi’l-Arabi, Beyrut 1984, II, 162.

    [28] el-Cüveyni, el-Burhan, I, 222.

    [29] el-Cüveyni, a.g.e., I, 223.

    [30] Muhammed Ebu Hamid el-Gazzali (ö. 505/ 1111), el-Mustasfa min ilmi’l-usül, I-II, Darü ihyai’t-türasi’l-Arabi, Matbaatü’l-Emiriyye, Mısır h. 1324, I, 424 ; Amidi, el-İhkamu fi usuli’l-ahkam, II, 163.

    [31] Gazzali, el-Mustasfa, I, 429.

    [32] Nur, 24/ 30.

    [33] Nur, 24/ 31.

    [34] Ahzab, 33/ 59.

    [35] et-Taberi, Camiu’l-beyan, IX, 306.

    [36] Hayrettin Karaman, İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, III, s.41.

    [37] Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri, s.192.


    Paylaş
    Kadın Ve Erkeğin Avreti Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    3. Kimsenin Olmadığı Yerde Avretin Örtülmesi :

    Kimsenin bulunmadığı yerde avret yerlerinin örtülmesi evla görülmüştür. Hadislerde, kimsenin bulunmadığı yerde dahi Allah’tan ve meleklerinden haya edilerek örtünülmesi tavsiye edilmektedir.

    Bu konuda gelen haberde Behz b. Hakim dedesinden şöyle rivayet etmektedir: “Ey Allah’ın Rasulü! Kişi tenha bir yerde olursa örtünmesi gerekir mi?” dedim. Rasulullah (s.a.v) ise şu cevabı verdi: “Allah kendisinden haya edilmeye daha layıktır”.[1]

    İbn Abidin, sahih olan görüşe göre tenha yerde dahi avretin setrinin vacib olduğunu kaydeder.[2]

    Şafii mezhebinde namaz dışında tenha yerde avretin örtülmesinin gerekliliği konusunda farklı görüşler zikredilir.[3] Nevevi, yıkanma gibi bir ihtiyaç olmaması halinde avretin açılmasını yasaklayan görüşü tercih eder.[4] Buna mukabil meşhur olan görüş, serinleme, yıkanma, cima gibi hafif bir sebeple de olsa tenha yerde avretin açılmasının caiz olduğudur. Zira insanın kendine karşı örtünmesi vacip değildir.[5] Bunun yanında herhangi bir sebep olmasa dahi tenha yerde avreti örtmenin gerekli olmadığı görüşünde olanlar da vardır. Kazvini ise, kadının evinde en azından göbek ile diz arasını örtmesi gerektiği görüşündedir.[6]

    Haraşi, Maliki mezhebine göre tenha yerde avretliği sadece muğallaza avret yerleri için söz konusu etmekte ve bu kısımların açılmasını mekruh görmektedir.[7]
    Hanbeli mezhebinden İbn Neccar, sakin yer ve karanlıkta dahi avreti örtmenin vacib olduğunu vurgular.[8]

    Netice itibarıyla ziynet yerlerinin başkalarına gösterilmesinin söz konusu olmaması ve fitne gibi örtüyü gerektiren bir sebebin bulunmaması, bu açıdan avretin örtülmesini gerektirmeyecektir. Bununla beraber hadislerde gelen tavsiyeler, Allah’tan haya gereği olarak insanların bulunmadığı yerde dahi kaba avret yerlerini örtmenin faziletini vurgulamaktadır.

    4. Küçüklerin Avreti :

    Çok küçük çocuk için avret söz konusu değildir. Büluğ çağına yaklaşan kız (mürahıka), başörtüsüz namaz kılarsa caiz olur. Bu hüküm “Adet gören kadın başörtüsüz namaz kılamaz” hadisinin delaletinden anlaşılmaktadır.[9] Buna göre başörtüsü, sadece baliğ olan kadından istenilmektedir.

    Şafii mezhebinde, yedi yaş aşağısı çocuklar avret konusunda herhangi bir hükme tabi değildir.[10] Erkek çocukların yedi yaşından on yaşına, kızların ise yedi yaşından dokuz yaşına kadar ön kaba avret yerlerine bakılması caiz olmaz. Erkek on, kız dokuz yaşına geldiğinde ise büluğa ermiş kişi sınıfına girerler.[11]

    Hanbeli mezhebinde, yedi yaş sonrası çocuğun avreti diz ile göbeği arasıdır.[12] Büluğ çağına yaklaşan kız ve erkeğin avreti ise büyüklerin avreti ile bir tutulmaktadır.[13]

    İmamiyye Şia’sına göre henüz baliğ olmayan kızın sadece başını açabileceği, bunun dışında sair avret yerlerini örtmesi gerektiği beyan edilir.[14]


    [1] Tirmizi, İsti’zan ve’l-adab, VIII, 43, nu:2919.

    [2] İbn Abidin, I, 421.

    [3] Muhammed Ebu Hamid el-Gazzali (ö. 505/ 1111), el-Vasit fi’l-mezheb, I-II, Darü’n-nasr, Mısır 1984, II, 651 ; Şerefüddin İsmail b. Ebi Bekr el-Mukri’ (ö. 837/ 1433), İhlasu’n-navi fi irşadi’l-ğavi, el-Meclisu’l-A’la li’ş-şuuni’l-İslamiyye, Kahire 1989, I, 155.

    [4] Nevevi, Şerhu Müslim, IV,s.44, c.4.

    [5] Şihabeddin el-Kalyubi, Kalyubi ve Umeyra, I-IV, Darü İhyai’l-kütübi’l-Arabiyye, Kahire, ts., s.177 ; Abdullah b. Hicazi el-Ezheri eş-Şarkavi (ö. 1226 / 1811), Haşiyetü’ş-Şarkavi ala Tuhfetü’t-tullab, I-IV, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1997, I, 364

    [6] Mukri’, İhlasu’n-navi, I, 154.

    [7] Haraşi, Şerhu Muhtasarı Seyyid Halil, Daru Sadır, Beyrut, ts.,I, 248.

    [8] Muhammed b. Ahmed b. Neccar (ö. 972 / 1564), Müntehe’l-iradat fi cem’i’l-Mukni’ mea’t-tenkih ve’z-ziyadat (Bahuti şerhi ile beraber), I-III, Darü’l-fikr, ş.y., ts., I, 141.

    [9] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 467 ; Ayni, el-Binaye, II, 148.

    [10] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 471 ; Ahmed b. Muhammed et-Tahtavi (ö. 1231 / 1815), Haşiye ale’l-Meraki’l-felah, Matbaatü Mustafa el-babi’l-halebi, Mısır 1970, s.194.

    [11] Ebü’l-Hasen Ali b. Muhammed el-Maverdi (ö. 450 / 1058), el-Havi’l-kebir şerhu Muhtasari’l-Müzeni, I-XVIII, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1994, II, 175.

    [12] İbn Neccar, Müntehe’l-iradat, I, 141.

    [13] Şemseddin İbn Muflih el-Makdisi (ö. 764/ 1363), en-Nüket ve’l-fevaidü’s-seniyye, I-II, Matbaatü’s-sünnetü’l-Muhammediyye, ş.y., 1950,I, 43.

    [14] Ebu Cafer Muhammed et-Tusi (ö. 460/ 1068), el-Mebsut fi fıkhi’l-İmamiyye, I-VIII, Mektebetü’l-Murtazaviyye li ihyai’l-asari’l-Caferiyye, Tahran 1967, I, 89.



  3. 3
    4. Küçüklerin Avreti :

    Çok küçük çocuk için avret söz konusu değildir. Büluğ çağına yaklaşan kız (mürahıka), başörtüsüz namaz kılarsa caiz olur. Bu hüküm “Adet gören kadın başörtüsüz namaz kılamaz” hadisinin delaletinden anlaşılmaktadır.[1] Buna göre başörtüsü, sadece baliğ olan kadından istenilmektedir.

    Şafii mezhebinde, yedi yaş aşağısı çocuklar avret konusunda herhangi bir hükme tabi değildir.[2] Erkek çocukların yedi yaşından on yaşına, kızların ise yedi yaşından dokuz yaşına kadar ön kaba avret yerlerine bakılması caiz olmaz. Erkek on, kız dokuz yaşına geldiğinde ise büluğa ermiş kişi sınıfına girerler.[3]

    Hanbeli mezhebinde, yedi yaş sonrası çocuğun avreti diz ile göbeği arasıdır.[4] Büluğ çağına yaklaşan kız ve erkeğin avreti ise büyüklerin avreti ile bir tutulmaktadır.[5]

    İmamiyye Şia’sına göre henüz baliğ olmayan kızın sadece başını açabileceği, bunun dışında sair avret yerlerini örtmesi gerektiği beyan edilir.[6]















    B. NAMAZDA AVRET

    1. Namazda Avretlerin Örtülmesinin Hükmü :

    Avret yerlerinin örtülmesi namazın sıhhat şartlarındandır. Hanefi, Şafii ve Hanbeli mezhebleri avret yerini örtmeyen kadın ve erkeğin namazının batıl olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir.[7] Maliki mezhebinde ise avretlerin örtülmesi farz düzeyinde görülmemektedir.[8]

    İmam Malik’in, “Örtüsüz (kadının saçı, göğsü veya sırtı gibi “hafife” sayılan avret yerlerini örtmeksizin) namaz kılan kişi vakit çıkmadığı sürece iade eder”[9] hükmü göz önünde bulundurularak setr-i avreti namazın farzlarından görmediği öne sürülmektedir.[10] Bununla beraber el-Baci, asgari avreti örtmenin namaz için farz olduğunu açıklamakta ve Ebu İshak’ın sünnet olduğu yönündeki görüşünü sağlam delilden yoksun bulmaktadır.[11] Yine Malikilerden el-Adevi, mezhep esaslarına göre avretlerin setrinin farz olduğunu ifade eder.[12]

    Avretleri örtmenin mendub olduğunu ileri sürenler delil olarak Hz. Peygamber zamanında izarlarını çocuklar gibi omuzlarına iliştiren erkekleri göstermişler ve bu erkeklerin avretlerinin tam anlamıyla örtülü olmadığını kadınlara hitaben “erkekler doğrulmadan başınızı kaldırmayınız” emrinin işaret ettiğini belirtmişlerdir.[13]

    Ancak sahabelerin secde halinde avret yerlerinin açılmasında fakirlik ve zarurete binaen yeterli elbisenin bulunmayışı gerekçe gösterilerek,[14] söz konusu hadisin avreti örtmenin mendup olduğu yönünde bir hükme delalet etmediği beyan edilmiştir.

    Namazda örtünmeye dair “Her mescidde ziynetlerinizi takınınız” ayetinde “ziynet” ile avret yerlerini örtme, “mescid” lafzı ile namaz irade edildiği[15] açıklaması yapılır. Bunun yanında “Adet gören (baliğa) kadın başörtüsüz namaz kılamaz” hadisi delil gösterilmekte; hadis, haber-i vahid olması itibarıyla sübutu zanni olmakla beraber, hasr edatı nedeniyle delaletinin kat’i olduğu vurgulanmaktadır.[16]

    Cumhur ulemaya göre karanlık veya kimsenin bulunmadığı yerde namaz kılanın dahi avretini örtmesi farzdır.[17] Ancak Maliki mezhebinde kimsenin bulunmadığı yerde namaz kılan kimsenin avret yerlerini örtmesinin vacip olup olmamasında ihtilaf edilmiş; bu durumda örtünmeyi gerekli görenler namazın mutlak
    olarak iade edilmesini gerekli görmüşler, gerekli bulmayanlar ise sadece vakit olduğu sürece iadesini şart koşmuşlardır.[18]

    2. Namazda Avret Yerinin Açılması :

    Hanefilerde, namaz esnasında avret yeri bir rükün eda edecek kadar açık kalırsa namaz bozulur.[19] Şafii mezhebi de aynı görüşü benimsemektedir.[20] Namazın sıhhatine mani olan miktar ise, avret uzvunun çoğunun açılmasıdır. Ebu Hanife ve Muhammed’e göre çokluk, avret uzuvlarının dörttebiri ve üstünü ifade eder. Buna göre herhangi bir avret uzvunun dörtte biri veya fazlasının bir rükün eda edecek bir süre boyunca açık kalmasıyla namaz bozulur. Ebu Yusuf ise, açıklığın yarıdan az olması halinde namazın iadesini gerekli görmemektedir.[21]

    Burada avret uzvu olarak itibar edilen kısmın belirlenmesi önem arzetmektedir. Erkeğin dizi bir uzuvdur, göbek ile etek arası bir uzuvdur. Kadının saçı,* karnı ve uyluğu birer uzuv sayılmaktadır. Dolayısıyla kadında saçın dörtte biri açılırsa iki imama göre namaza engel olurken, Ebu Yusuf’a göre, açılan kısmın yarıyı geçmesi halinde engel teşkil etmektedir.[22] Birden fazla uzuv birlikte açılır ve açılan kısımların toplamı avret uzuvlarından bir tanesinin dörtte birine ulaşırsa namaz yine sahih olmaz. Yine kadının her bir baldırının dörtte birinden azı açılır ve ikisinin toplamı dörtte biri bulursa namaza engel olur.[23]

    Şafii mezhebinden Bağavi, kadının saçının bir teli dahi olsa açık kaldığında namazının sahih olmayacağını belirtmektedir.[24] Şafiilerde kişinin namaz esnasında avreti açılır ve örtebildiği halde örtmezse namaz bozulur.[25] Yine rükuya gidildiğinde avret yerinin açılmasına sebep olan elbise ile namaz sahih olmaz.[26]

    Maliki mezhebinde kaba (muğallaza) avret yerlerinin açılması halinde namazın iadesi gerekir.[27] Hür kadının muğallaza avreti kaba avret yerleri ile birlikte karın ve sırtı olarak belirlenmiştir. Muğallaza avret kısımları açıldığında namazın kesin olarak iadesi istenirken, başın örtülmemesi gibi hafif avret yerlerinin açılması ile sadece vakit içerisinde namazın iadesi gereklidir. Bunun yanında göğüs de muğallaza avret uzuvlarına dahil edilmiştir.[28]
    Hanbelilerde, avret yerinin küçük bir kısmı açılan kimsenin namazı aşırı olmadığı sürece fasid olmaz. Bununla beraber fasid olur diyenler de vardır.[29] Yine avret yeri rüzgar gibi herhangi bir sebeple irade dışı veya sehven açıldığında amel-i kesir olmaksızın örtülürse namaz bozulmaz.[30]


    3. Elbise bulunmaması halinde namaz :

    Kişinin namaz için avret yerlerini örtecek bir elbise bulamaması halinde çıplak da olsa namazını kılması gerektiği yönünde alimler ittifak etmişlerdir. Ancak örtüsü olmayan veya yeterli örtü bulamayan kimsenin ne şekilde namazını eda edeceği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.

    Örtünecek elbise bulamayan kişi ot, çamur, bitki dahi olsa setri yerine getirmeye çalışır.[31] Örtünecek hiç bir şey bulamayan kimse ise Hanefi mezhebine göre namazını rüku ve secde yapmaksızın ima ile kılar.[32] Namaz esnasında örtü bulan kişi bununla örtünür ve namazını örtülü olarak tekrar kılar.[33] İmam Evzai de elbise bulamayan kimsenin namazını oturarak; rüku ve secdeleri ima yaparak kılması gerektiği görüşündedir.[34]

    Şafii mezhebinde çıplak kimsenin ayakta kılması söz konusu edilirken Müzeni, oturarak kılınması gerektiği hükmünü tercih etmektedir.[35] Şafiilerde, elbise bulamayan kişinin namaz kılmak için çamur kullanması gerektiği konusunda olumlu ve olumsuz yönde iki değişik görüş kaydedilmektedir.[36]

    Elbise bulamayanlar cemaat olduklarında imam ileri çıkmaz; aynı hizada ortalarında durur.[37] Bunun sebebi avret yerinin cemaat tarafından görünme ihtimalini azaltmaktır. Ancak karanlık ortamda böyle bir sakıncanın oluşmaması nedeniyle Hanbeli mezhebinde ‘karanlıkta imam öne çıkar’ denilmiştir.[38]

    İmam Malik’e göre örtü bulamayan grup namazı, gündüz tek başlarına, birbirlerinden ayrı ve uzak bir şekilde, ima yapmaksızın, rüku ve secdeleri yerine getirerek,[39] gece karanlığında ise beraber kılarlar,[40] zira karanlıkta birbirlerinin avretlerini görme ihtimali kalmamaktadır.

    Hanbeli mezhebinde, elbise bulamayan kişi oturarak namaz kılar.[41] Bunun şekli ayaklarını birleştirerek ve üst üste getirmek suretiyle namazını ima ile kılmasıdır.[42] Bu şekilde bir oturuşun sebebi avret yerlerinin mümkün olduğu kadar gizlenmesine yöneliktir.

    Bunun yanında tenin rengini göstermemesi halinde bulanık suda namaz kılınması caiz görülmektedir. Hanefiler’den Nesefi, su içinde kılma şeklinin cenaze namazı şeklinde ayakta eda edileceğini beyan eder.[43] Şafii mezhebinde namazı su içinde kılan kimse rüku ve secdeleri yerine getirmelidir. Bu kişi kolaylıkla kıyıya ulaşabiliyorsa rüku ve secdeyi kıyıya çıkarak yapar. Aksi takdirde namazını dışarıda kılar.[44]

    Avretin sadece bir bölümünü örten elbise bulan kimse mezheplerin ortak görüşüne göre bununla öncelikle kaba avret yerlerini örter. Kaba avret yerlerinin tamamını örtmemesi halinde öncelikle hangi avret yerini örtmesi gerektiği konusunda farklı görüşler zikredilmiştir. Şafii ve Malikilerde, namazda kıbleye doğru durulduğu için öncelikle ön avret yerinin örtülmesi gerektiği görüşüne yer verilirken,[45] Hanbeli mezhebinde öncelikle arka avret yerinin örtülmesi istenmektedir.[46] Hanefilerde bu konuda bir hüküm nakledilmemekle beraber Ayni, Hanefi mezhebi usulüne göre her iki uzvun da kaba avret yeri olması nedeniyle herhangi birinin örtülmesinin yeterli olacağı görüşüne yer vermektedir.[47]

    Şafiilerde, yırtık bir elbiseden başka bir örtü bulamayan kişi açık olan yerini eli ile örtebilir. Ancak secde halinde elini yere koyması gerekir.[48] Aynı mezhebe göre iki kişi tek bir elbise bulabilmişlerse, avret yerleri birbirine değse dahi bu elbiseye bürünerek kılabilirler.[49] Ancak her ikisinin bu elbiseyi nöbetleşe kullanmaları mümkün olduğu halde ikisinin aynı anda bir elbise içinde kılma haline açıklama getirilmemiştir.


    4. Necis elbise ile namaz

    Hanefi mezhebinde elbisenin dörtte birinin temiz olması halinde çıplak olarak namaz kılınmaz. Çünkü dörtte birlik oran elbisenin tümü yerine geçmektedir. Elbisenin bütünüyle necis olması halinde dahi çıplak kılmak yerine namazın necis elbise ile kılınması evladır. Zira çıplak kılındığı takdirde rüku ve secdeler yapılamamaktadır.[50] Aynı şekilde Maliki mezhebinde necis elbiseden başkasını bulamayan kimse namazını onunla kılar.[51] Ancak vakit içinde temiz elbise bulması halinde namazını iade eder.[52]

    Şafii mezhebinde, elbisesi necis olup temizleyemeyen kimse namazı çıplak olarak kılar. Temiz elbise bulması halinde ise namazını iade etmesi gerekmez.[53]
    Hanbelilerde avretin setri necasetin izalesinden daha kuvvetli bulunması gerekçesiyle, çıplak kılmak yerine necis elbise ile namaz caiz görülmüş, ancak temiz elbise bulunduğu takdirde namazın iade edilmesi istenilmiştir.[54] Bununla beraber İbn Kudame, iade edilmemesi görüşünü tercih etmektedir.[55]


    5. Hacda Avret :

    Hac esnasında avret yerlerinin örtülmesi gerekliliği özellikle Kabe’yi tavaf etme hususunda söz konusu edilmiştir. Bunun sebebi önceleri Kabe’nin çıplak olarak tavaf edilmesinin yasaklandığını beyan eden Hz. Peygamber’in “??? çıplak olarak beyti tavaf etmesin” hadisidir.

    Buna göre Hanefi mezhebinde avreti açık olarak ziyaret tavafı yapan kişi Mekke’den ayrılmadığı sürece tavafı iade etmesi gerekir. İade etmediği takdirde ceza kurbanı kesmesi vacip olur.[56]

    Şafii mezhebinde avretin örtülmesi tavafın vaciplerinden birisi olarak zikredilmekte ve bu hususta tavafın namaz hükmünde olması esas alınmaktadır. Örtünecek bir şey bulamayan kişi ise tavaf eder, daha sonra iade etmesi gerekmez.[57] Hanbeli mezhebinde de avret yerleri açık bir şekilde yapılan ziyaret ve diğer tavafların sahih olmayacağı beyan edilmiştir.[58]

    [1] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 467 ; Ayni, el-Binaye, II, 148.

    [2] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 471 ; Ahmed b. Muhammed et-Tahtavi (ö. 1231 / 1815), Haşiye ale’l-Meraki’l-felah, Matbaatü Mustafa el-babi’l-halebi, Mısır 1970, s.194.

    [3] Ebü’l-Hasen Ali b. Muhammed el-Maverdi (ö. 450 / 1058), el-Havi’l-kebir şerhu Muhtasari’l-Müzeni, I-XVIII, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1994, II, 175.

    [4] İbn Neccar, Müntehe’l-iradat, I, 141.

    [5] Şemseddin İbn Muflih el-Makdisi (ö. 764/ 1363), en-Nüket ve’l-fevaidü’s-seniyye, I-II, Matbaatü’s-sünnetü’l-Muhammediyye, ş.y., 1950,I, 43.

    [6] Ebu Cafer Muhammed et-Tusi (ö. 460/ 1068), el-Mebsut fi fıkhi’l-İmamiyye, I-VIII, Mektebetü’l-Murtazaviyye li ihyai’l-asari’l-Caferiyye, Tahran 1967, I, 89.

    [7] Mukri’, İhlasu’n-navi, I, 153 ; Ebü’l-Berekat, el-Muharrer fi’l-fıkh, I, 41 ; Ayni, el-Binaye, II, 134

    [8] Ebü’l-Velid Muhammed b. Rüşd el-Kurtubi(ö. 595 / 1199), Bidayetü’l-müctehid ve nihayetü’l-muktesid, I-II, Darü’l-marife, Beyrut 1981,I, 114.

    [9] Sehnun b. Said (ö. 240 / 854), el-Müdevvene, I-IV, Darü’l-fikr, Beyrut 1978, I, 94.

    [10] Maverdi, el-Havi’l-kebir, II, 165.

    [11] Ebü’l-Velid Süleyman el-Baci (ö. 474/ 1081), el-Münteka- Şerhu’l-Muvatta’ İmam Malik, I-VIII, Darü’l-kitabi’l-Arabi, Beyrut 1983, I, 247.

    [12] Ali el-Adevi, Haşiyetü ale’l-Haraşi, I-VIII, Daru Sadır, Beyrut, ts., I, 245

    [13] İbn Rüşd, Bidayetü’l-müctehid, I, 114.

    [14] Abdulfettah Mahmud İdris, Ahkamü’l-avre fi fıkhi’l-İslami, I-II, ş,y., 1993, I, 170.

    [15] Ayni, el-Binaye, II, 132.

    [16] Ayni, a.g.e., II, 135.

    [17] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 467 ; Heytemi, Şerhu’l-Heytemi, I, 275.

    [18] Ebu Abdullah Muhammed el-Haraşi, Şerh Muhtasarı Seyyid Halil, Daru Sadır, Beyrut, ts., I, 245 - 246.

    [19] Hasan b. Ammar eş-Şurunbilali (ö. 1069 / 1658), Meraki’l-felah şerhu Nuru’l-iydah, (Haşiyetu’t-Tahtavi ile beraber), Matbaatü Mustafa el-babü’l-halebi, Mısır 1970, s.196.

    [20] eş-Şarkavi, Haşiye ale Tuhfeti’t-tullab, I, 362.

    [21] Ayni, el-Binaye, II, 141.

    * Kadın saçının bir uzuv sayılması, insanın belirli bir cüzü olması itibarıyladır. Delili ise “saç diyetinin bir tam diyet” olması hükmüdür. Bk. Ayni, el-Binaye, II, 146.

    [22] Ayni, el-Binaye, II, 145.

    [23] Ayni, a.g.e., II, 145.

    [24] Hüseyn b. Mes’ud el-Beğavi (ö. 516/ 1122), et-Tehzib fi fıkhi’l-İmam eş-Şafii, I-VIII, Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1997, II, 155.

    [25] Maverdi, el-Havi’l-kebir, II, 169.

    [26] Mukri’, İhlasu’n-navi, I, 154.

    [27] Adevi, Haşiye ale’l-Haraşi, I, 246.

    [28] Haraşi, Şerhu Muhtasarı Seyyid Halil, I, 246, 247.

    [29] Ebü’l-Berekat, el-Muharrer fi’l-fıkh, I, 43.

    [30] Ebu İshak Burhaneddin İbn Muflih (ö. 884 / 1479), el-Mubdi’ fi şerhi’l-Mukni’, I-XI, el-Mektebetü’l-İslami, Beyrut 1980, I, 367 ; Şerefüddin Musa el-Makdisi (ö. 968/ 1561), el-İkna’ li talibi’l-intifa’, I-IV, Daru Alemi’l-kütüb, S. Arabistan 1999, I, 135.

    [31] Maverdi, el-Havi’l-kebir, II, 175 ; Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 478.

    [32] Şurunbilali, Meraki’l-felah, s.192.

    [33] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 475.

    [34] Abdullah Muhammed el-Cebburi, Fıkhü’l-İmam Evzai (ö. 157 / 774), I-II, Matbaatü’l-irşad, Bağdat 1977, I, 156.

    [35] Maverdi, el-Havi’l-kebir, II, 175 ; Beğavi, et-Tehzib, II, 152.

    [36] Ebü’l-Kasım Abdulkerim el-Kazvini (ö. 624 / 1227), el-Aziz şerhü’l-Veciz, I-X, Darü’l-kütübi‘l-ilmiyye, Beyrut 1997, I, 37.

    [37] Kazvini, a.g.e, I, 39.

    [38] Makdisi, el-İkna’, I, 137.

    [39] Sahnun, el-Müdevvene, I, 95.

    [40]Haraşi, Şerhu Muhtasarı Seyyid Halil, I, 254.

    [41] Muvaffukuddin İbn Kudame (ö. 620/ 1223), el-Mukni’ fi fıkh İmami’s-sünne Ahmed b. Hanbel, I-IV, Müessesetü’s-Sadiyye, Riyad, I, 118 ; İbn Neccar, Müntehe’l-iradat, I, 145

    [42] Makdisi, el-İkna’, I, 136.

    [43] Nesefi, Kenzü’d-dekaik, I, 467.

    [44] Şarkavi, Haşiyetü ale Tuhfeti’t-tullab, I, 363.

    [45] Ebu Ömer Yusuf İbn Abdilber el-Kurtubi (ö. 463/ 1071), Kitabu’l-kafi, I-II, Mektebetü’r-Riyad el-hadise, Riyad 1978, I, 239 ; Mukri’, İhlasu’n-navi, I, 155.

    [46] Ebü’l-Berekat, el-Muharrer fi’l-fıkh, I, 46.

    [47] Ayni, el-Binaye, II, 152.

    [48] Şarkavi, Haşiyetü ala Tuhfeti’t-tullab, I, 363.

    [49] Şarkavi, a.g.e, I, 365.

    [50] Şurunbilali, Meraki’l-felah, s.192 - 193.

    [51] Haraşi, Şerhu Muhtasarı Seyyid Halil, I, 245.

    [52] İbn Abdilber, Kitabü’l-Kafi, I, 240.

    [53] Maverdi, el-Havi’l-kebir, II, 176 ; el-Mukri’, İhlasu’n-navi, I, 155.

    [54] Ebü’l-Berekat, el-Muharrer fi’l-fıkh, I, 44 ; el-Makdisi, el-İkna’, I, 136.

    [55] İbn Kudame, el-Mukni’, I, 117.

    [56] Mevsıli, el-İhtiyar, I, 163.

    [57] Heytemi, Şerhu’l-Heytemi, II, 240.

    [58] Ebü’l-Berekat, el-Muharrer fi’l-fıkh, I, 234.



  4. 4
    Müslüman KadınKADIN VE ERKEĞİN AVRETİ

    A. AVRET VE ÖRTÜNME HÜKÜMLERİ




avret uzvu nedir,  avret uzvu,  şafilerde erkeğin bayana karşı setri avreti,  avret yerindeki kıllar,  kadinlar ay halinde turas olabilir mi,  küçüklerin avreti de büyükler gibidir,  malıkı mezhebıne gore kadınlar başı acık namaz kılarmı