Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Çarşaf, islami asaletin zirvesidir! Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Çarşaf, islami asaletin zirvesidir!

    Reklam




    Şu husus hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, örtünme konusu yaşadığımız coğrafyanın asla değişmez gündemi olarak yerini hiçbir şeye bırakmayacaktır. Arada sırada ikinci veya en fazla üçüncü sıraya düşse de, bu durum geçici olacaktır ve derhal asıl yerini alacaktır.

    Bazılarının zannettiği gibi örtünmek, sadece yasak oluşundan dolayı değil, velev ki bütün alanlarda serbest olsa bile, bu defa hem de çok daha başka açılardan gündem oluşturacaktır. O günleri de göreceğiz.

    Hatta sadece bu coğrafyanın değil, başta Avrupa ve Amerika olmak üzere bütün bir yeryüzünün gündeminin üst sıralarında olacaktır. Çünkü, dünya biliyor, görüyor ve gözlüyor ki, İslam hızla yayılmaktadır.

    Allah bilir ya, İslam’ın bu dönemdeki yayılışı genellikle Müslüman bayanlar üzerinden olacaktır. Bugünden sonra İslam denilince insanlığın aklına gelecek olan ilk somut fotoğraf “Tesettüre bürünmüş Müslüman Bayanlar” olacaktır.

    Bir başka ifadeyle, İslam yeryüzüne bu defa bir edep ve terbiye güneşi olarak doğacak, insanlığa kendisini bir hayâ suretinde sunacak, temiz bir nikah şekline bürünerek kendisini gösterecek, sıcak bir aile yuvası olarak kendisini takdim edecektir.

    Bütün bunlar şu anlama gelmektedir; İslam bu defa kendisini daha çok bayanlar üzerinden ifade edecektir.

    Çünkü günümüz egemen küfür cephesinin üzerine oturduğu sütunlar çıplaklıktır, örtüsüzlüktür, nikahsızlıktır ve kadın cinselliğidir.

    İslam bugün yeryüzünde karşısında rakip olarak başka dinleri, başka ideolojileri bulmayacaktır. Rakip olarak fuhuş sektörünü, cinsel sapkınları ve hayasızları bulacaktır. İslam’a yapılan saldırılar da söz konusu bu güç odaklarından gelecektir.


    Çarşaf bu şekilde gündem olmamalıydı
    Evet, bu ülkede örtünmenin gündemden hiçbir zaman düşmediğini ve asla düşmeyeceğini biliyorduk; fakat bu defa doğrudan çarşafın gündem oluşu ve gündeme geliş biçiminden dolayı biraz üzüldük, bir burukluk hissettik.

    Çarşaflıların CHP’ye üye dahi kabul edilip edilmemeleri bağlamında gündeme gelmesi şahsen bizi rencide etmiştir. Sadece CHP’ye değil, çarşafın, çarşaflının başka partilere üye kabul edilip edilmeme bağlamında ele alınması da aynı şekilde bizleri rencide eder.

    Deniz Baykal ve CHP içerisinden bir grubun bu açılımlarının samimi olup olmaması, kendisine oy kazandırıp kazandırmaması, Deniz Baykal Türkiye’nin Gorbaçov’u olabilir, olamaz tartışmaları, bu açılım için ordudan onay alınıp alınmaması konuları şimdilik bizi fazla ilgilendirmiyor.

    Bizim için önemli olan, bu gelişmeler esnasında sırasıyla bütün kesimlerin çarşaf hakkındaki tavırları, çarşafı nereye koydukları, içlerindekini dışa vurmalarıdır.

    Meşru olmak demek, Şeriata uygun olmak demektir

    Çarşaflılara parti rozeti taktığı için CHP içerisinden birileri Deniz Baykal’a hücum ederlerken sebep olarak, böyle yapmakla çarşafı meşrulaştırmış olacağını ileri sürüyorlar. Ne garip bir durum!

    Önce şu husus iyi bilinmelidir ki, ‘meşru’ kelimesi ‘Şeriat’ kelimesinden türemedir ve Şeriata uygundur, İslam’a uygundur anlamındadır.

    Şeriat’a uygun olmayan bir şeye de ‘gayri meşru’ denilir.

    Evet, Şeriata uymayan her şey, ama her şey gayri meşrudur, gayri şer’îdir, gayri İslamîdir.

    Kendi yaşantıları, düşünceleri, bulundukları konumları tamamen ‘gayri meşru’ olan şu insanlara bir bakın hele, çarşafın meşrulaştırılmış olacağı telaşına kapılıyorlar. Cehaletin bu kadarına da pes doğrusu!

    Yine Deniz Baykal’ın, çarşaf açılımından dolayı kendisine yapılan hücumları savuştururken söylediklerini çok önemli buluyorum.

    Çarşaflıların, nüfusun ancak yüzde ikisini oluşturduğunu, gittikçe azaldıklarını, bir gün tükeneceklerini, durum böyle olunca da lüzumsuz yere havayı germemek gerektiğini söyleyerek partisinin içindeki azgın örtü düşmanlarını teselli ediyor.

    Deniz Baykal kendi kendine böyle bir tespitte bulunmuş olabilir, yani çarşaflıların ülke genelinde gerçekten yüzde iki olduğuna ve bunların da gittikçe azaldığına inanabilir.

    Fakat o zaman sormazlar mı kendisine ki, bu kadar küçük azınlıktan oy koparmaya niçin tenezzül ediyorsun? Ülkedeki çarşaflıların tamamı yüzde iki, üstelik bu yüzde ikinin ne kadarının oyunu sen alacaksın?

    Aslında çarşaf giyenlerin oranının Baykal’ın da söylediği gibi yüzde iki olduğu ve bu sayının gittikçe azaldığı görüşünde olanlar epeyce var. Hatta üniversitelerde ve kamusal alanda örtünmenin serbest olmasını demokrasi adına savunan demokrat köşe yazarlarının önemli bir bölümünün bu görüşte olduğunu görüyoruz. Bu demokrat köşe yazarları örtünün karşısına dikilen despotlara özet olarak şunu söylüyorlar:

    “Kaldırın şu örtü yasağını, çekilin önünden. Göreceksiniz sizin zannettiğiniz gibi korkulacak kadar çok değildir bu örtünenler. Siz boşuna korkuyorsunuz. Sonra bunlar üniversiteye ve kamusal alana girdiklerinde yavaş yavaş kendiliklerinden açılacaklar, kendi kendilerine çıkarıp atacaklar örtülerini. Modern yaşantı karşısında çok az direnebilecekler, neticede eriyip kaybolacaklar aramızda…”

    Niyetlerini okumak olmasın ama, çoğunlukla böyle düşündüklerine inanıyorum. Yoksa, örtünme özgürlüğü isteyen bu demokrat köşe yazarları ve düşünürler aslında örtülüleri çok çok sevdikleri için istiyor değiller bunu. Veya örtülülerin olmadığı bir dünyayı kendileri için yaşanması zor bir dünya gördükleri için de değil. Ülkemizde örtülü bayanlar ne kadar çok olursa o kadar iyi olur şeklinde düşündükleri için de savunmuyorlar.

    Örtülülerin gittikçe azalacağını, modern hayatın içinde eriyip gideceklerini zannettikleri için, bu işin despotça yapılmasına karşı çıkmaktadırlar.

    İmanımızın imtihanını henüz vermemiş olduğumuzdan

    Evet, daha önceki yıllarla kıyasladığımızda gerçekten çarşaflıların sayısında gözle görülür bir azalma vardır. Bundan yirmi yıl önce kapalı spor salonlarındaki İslami ve siyasi etkinliklerin bayanlara ayrılan bölümlerinin önemli bir kısmını çarşaflılar dolduruyorken, bugün bu oran epeyce düşmüştür.

    Bu arada sadece çarşafını çıkaran bacılarımıza haksızlık etmeyelim, onların eşleri, kardeşleri de nice İslami özelliklerinden sıyrıldılar, uzaklara savruldular.

    Neden böyle oldu?
    On iki Eylül, Yirmi sekiz Şubat gibi darbelerle birlikte daha az yoğunluktaki diğer baskıcı dönemlerin dökülmelere ve savrulmalara sebep olduğunu söyleyebiliriz.

    Fakat bizce asıl önemli olan, çarşafların çıkarılmasına, sakalların kazınmasına, okuduğumuz dergilerin gazetelerin önce masaların üstünden altına alınmasına, sonra hepten değiştirilmesine, sohbetlerdeki dilimizin, kelimelerimizin değişmesine, birlikte oturduğumuz kişilerin değiştirilmesine sebep olan şey nedir biliyor musunuz? Bizlerin imanlarımızın imtihanlarını vermemiş olmamızdandır.

    O zamana kadar ciddi olarak parayla denenmemiş olmamızdandır, koltukla ve makamla denenmemiş olmamızdandır, ihalelerle denenmemiş olmamızdandır, erkekler olarak kadınla denenmemiş olmamızdandır.

    Çarşafın son otuz yıllık seyri
    Bugünümüze baktığımızda şunları görüyoruz:





    Geleneksel olarak çarşaf giyenlere arkadan takviye gelmemekte, çarşaflı anneler gittiğinde arkasından gelen kızlar annelerinin yerini almamakta, çarşaf yerine genellikle türbanı tercih etmektedirler. Veya belirli bir yaşa geldikten sonra çarşaf giymektedirler.

    İslami olmakla birlikte, mensup oldukları cemaatin kimliği olarak öne çıkan çarşaflara gelince; kabul etmeliyiz ki, geleneksel çarşafa göre daha güçlü ve içerisi daha çok İslam’la doludur. Gittikçe azalmaları söz konusu olmadığı gibi, cemaat sayısının çoğalmasıyla orantılı olarak çoğalmaktadır. Bu arada hem estetik olarak, hem iç zenginliği olarak düne göre mesafe almakta, kalitelileşmekte ve böylece çarşafsız bayanları cezbedebilmektedir.

    Üzücü yönü ağır basan bu tespitlerden sonra şimdi gelelim coşkumuzu ve imanımızı artıracağına inandığım tespitlerimize:



    Kartalların hayatıyla ilgili bir yazı okumuştum. Bir kısım kartallar yaşlandıklarından, yıprandıklarından ve hayati iç organlarının fonksiyonlarını yitirdiğinden dolayı değil, daha başka sebeplerden ölmektedirler. Başta gagalarının ve pençelerinin körelmesinden, kesiciliğini kaybetmesinden dolayı hiçbir şey yiyemez duruma geliyorlar ve bundan dolayı ölüyorlar.

    İşte bu noktada bir kısım kartallar için ömürlerini bir o kadar daha uzatma şansları doğmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, karnını son olarak güçlü bir şekilde doyuran bir kartal, kışı geçirmek üzere en yüksek ve tehlikelerden uzak kayalıklara çekilir. Körelmiş gagasını durmaksızın kayaya vurmaya başlar. Vurur vurur, sonunda körelmiş hantal gaga kırılır düşüverir. Altından çıkan yeni gaga günler içinde büyür ve güçlenir. Bu defa kartal yeni gagasıyla pençelerine vurmaya başlar ve sonunda körelmiş pençelerini de koparıp atar. Günler içerisinde yeni pençeler gelişir ve güçlenir. Daha sonra da bu yeni ve keskin gagasıyla ve pençeleriyle vücudundaki kalın tüyleri koparıp atmaya başlar. Ve tahmin edeceğiniz gibi, bahara yepyeni bir kartal olarak çıkar, önceki ömrüne yakın bir ömür daha yaşar.

    Bilmiyorum bu misal ne kadar yerine oturur.
    Müjdeler olsun, kendisini yenileyen çarşaflı bacılarımı görüyorum her gittiğim yerde. Veya, ilk defa çarşafa büründüğü halde, öncekilerin savruluş noktalarını çok iyi bilen, öncekilerin düştüğü tehlikelere düşmemeye çalışan çarşaflı kızlarımızı, hem de sayıları hızla çoğalan, eskiden olduğu gibi salonları dolduran kızlarımızı görüyorum.

    Çokça okuyan, kendi kendini yetiştiren, en azından bir ilahiyat mezunu seviyesinde olan, hatta hafızlığını tamamlamış, Arapça eğitim almış, Kur’an-ı Kerim üzerinde ciddi araştırmalar yapabilen, bulunduğu çevrede ciddi sohbet ve ders halkaları düzenleyen çarşaflı kızlarımızın sayısı her geçen gün artmaktadır.

    Bulundukları yerlerde vahyin merkezi gibi etrafına enerji dağıtan, vahyin bereketinden mahrum kalmış yuvalara huzur ve mutluluk veren, sohbet halkalarında yarınların annelerini hazırlayan bu hanımefendileri, Aziz İslam davasının yiğitleri olarak görüyoruz.

    Özellikle giydikleri çarşafları kendilerine yakıştıran, küçük kız çocuklarına “büyüyünce ben de bu abla gibi olacağım, ben de böyle giyineceğim” dedirten bu kardeşlerimiz için nasıl övgüde bulunacağımı bilemiyorum.

    Örtünme konusuna fıkhi açıdan yaklaşmıyorum.
    Evet, İmam Ebu Hanife’ye göre eller ve yüzler dışında vücudunun her tarafını örten, vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bol giyinen, ten rengini göstermeyecek kalınlıkta giyinen, giydikleriyle erkeklere benzemeyen her bayan İslam’ın örtünme emrini yerine getirmiştir. Bu şekilde örtünen kardeşlerin daha fazla üzerine gidilmemelidir.

    Fakat şu gerçek de kabul edilmelidir ki, tesettürde zirve çarşaftır.

    Çarşaf, örtünme adına İslam’ın Müslüman bir bayandan istediği her şeyi karşılamaktadır.

    Çarşaf, böyle olduğu için yüzyıllardır Müslüman bayanların tartışmasız üniforması olagelmiştir.

    Çarşaf, İslami asaletin zirve noktasıdır.

    Çarşaf, aynı zamanda İslami zerafetin de zirve noktasıdır.

    Muhterem Nureddin Yıldız hocamız, şu anlattığım özelliklerle donanmış bir bacımızı kastederek demişti ki:
    “Taksim meydanında sadece gözleri açık, çarşafa bürünerek vakur adımlarla yürüyen şu bacıya bir bakın! Vallahi işte Allah’ın velisi bugün budur, bunlardır. Eğer şeriat müsaade ederse, vallahi ayaklarının altından öperim!”

    Evet, mükemmelce örtünen bu Müslüman bayanlar, yeryüzünde insanlara Allah’ı hatırlatan işaret levhalarıdır.

    Allah’ın yeryüzünde çizdiği çizgileridir, hürmetidir, haremidir.

    Allah’ın gözetilmesini istediği haddi hudududur!

    Onların bulunduğu bir yerde herkes haddini hududunu bilmek durumundadır.

    Onların bulunduğu bir yerde kendisine çeki düzen vermek durumundadır.

    Onların bulunduğu her yerde herkes edebini takınmak durumunda, gözler nereye baktığını bilmek durumundadır!

    Onların bulunduğu her yerde ağızlardan çıkanı kulaklar duymak zorundadır!

    İşte biz böyle görüyoruz çarşaflılarımızı, bizim gözümüzde ve gönlümüzde böylesine ulvi bir yere sahiptirler.
    Kokuşmuş ve kararmış çağın yüz akları olarak görüyoruz ve biliyoruz onları.

    Onlar bizim biricik iftihar vesilemizdir, onlarla öylesine şeref ve mutluluk duyuyoruz!

    Bilinçli bir şekilde her türlü örtünmeye ve bu arada özellikle çarşafa düşmanlık yapanlara, “Çarşaf ve türban, kadını köle yapar, kişiliğini siler, üçüncü sınıf yapar…” diyenlere de bir çift sözümüz var.
    Gerçekten bunu samimi olarak mı söylüyorsunuz? Gerçekten onları böylesine acınacak ve ellerinden tutulacak zavallılar olarak mı görüyorsunuz?

    O halde niçin korkuyorsunuz onlardan? Üçüncü sınıf, kişiliksiz bir köleden korkulur mu hiç?

    Evet korkuyorsunuz onlardan. Hem de hiçbir şeyden korkmadığınız kadar korkuyorsunuz Müslüman bayanlardan, örtüsünden ve çarşafından.

    Bu arada, kağıt üzerinden Amerikan düşmanlığı, emperyalizm düşmanlığı yapanlara küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyoruz;

    Otuz yıl önce Çarşaf bu coğrafyada Amerikan emperyalizmine karşı yaman mı yaman bir devrim yapmıştır.

    Mehmed Göktaş



    Paylaş
    Çarşaf, islami asaletin zirvesidir! Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Rabbim razı olsun paylaşım için...rabbim onu giyinmeyi nasp etsin...



carsafli kizlar