Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Türkiyenin Örtülü Gerçeği: Başörtüsü Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Türkiyenin Örtülü Gerçeği: Başörtüsü

    Reklam




    Türkiyenin Örtülü Gerçeği: Başörtüsü

    Herhalde sizlerin de dikkatinizi çekiyor olmalıdır. Türkiyenin gündeminden başörtüsü kalktı... Daha düne kadar mahalle baskısı diyenler, Türkiye Malezyalaşıyor diyenler, bugün daha küçük hedeflerle götürüyor işi. Meselâ, Burhaniyede Bacaklarınızı pergel gibi açmayın diyen müdire hanımı hedef alıyorlar. Meselâ, Amasyada Anadolu Kız Meslek Lisesinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ve müdür vekilini hedef alıp, onların zorla namaz kıldırdığını ve öğrencileri kapanmaya zorladığını iddia ediyorlar...

    Bunların yalan, maksatlı ve menfaate dayalı haberler olduğunu ortaya çıkardık. Ama bu haberlerin durmayacağını, bu yalanları yenilerinin izleyeceğini adımız gibi biliyoruz. Yalnız, bilemediğimiz şu:
    Gerek iktidar kanadında, gerek başörtülüler cenahında, örtü yasağının kaldırılmasına yönelik bir girişim ve eylem yokken, bu haberlerin peş peşe yapılmasının esbabı mucibesi ne?. Herhalde baskıyı sürdürmek.

    Evet, öyle olmalı. Bu psikolojik baskılar sürmeli ki iktidar kanadı çözüm yolunda adım atamasın!.. Başörtülüler de oldukları yerde kalıp, durumlarına razı olsunlar ve çözüm istemesinler. Peki bu tür yalan haberlerle başörtüsü gündemden düşer mi?.. Dinî bir emir ve insanî bir hak olan başörtüsü ne masabaşı haberlerle gündemden kalkar, ne de iktidarın bu meseleyi geri plâna atması ile!..
    Ne zaman özgürlük gelir yakınmalar ve çığlıklar o zaman kesilir.

    İşte aylık Haber Ajanda dergisi, bu ayki sayısında başörtüsünü yatırmış masaya. Dergi, başörtüsü konusunu dündenbugüne irdelemiş. Hem dinî, hem sosyolojik ve hem de siyasal boyutuyla.
    Türkiyenin örtülü gerçeği: Başörtüsü konusunda yaşanmış hikâyelere de yer verilmiş ki, anlatılanlar insanın tüylerini diken diken ediyor.
    İşte onlardan biri:

    K.S.: 33 yaşında, temizlik elemanı olarak çalışıyor:
    Örtüyle lise bitince tanıştım. Namaz kılıyordum, başörtüsü de emirse, neden yapmıyorum diye sordum kendi kendime ve kararımı verdim. Daha sonra üniversiteyi kazandığım halde kaydımı yaptıramadım. Yasak seneye biter dedim.
    Seneler seneleri kovaladı.
    Bari açık öğretime kayıt olayım dedim, oraya da giremedim.
    Ben de evlendim.

    4 yıldır çalışıyorum. Çalışma hayatımda da başörtü ayrımcılığı peşimi bırakmadı. Daha önceki işimde patronum dindardı. Sekreterlik yapıyordum, ama haftanın 6 günü asgari ücretle sigortasız çalışıyordum.
    Sonra şimdiki yerime geçtim.
    Burası Nişantaşında büyük bir muayenehane ve ben burada temizlik yapıyorum.
    İşe giriş hikâyem ise sekreter aranıyor ilanına başvurmamla başladı. Ancak patronlarım tesettürlü olduğumu görünce temizlik elemanına da ihtiyaçları olduğunu söylediler.
    Zor durumdaydım. İşe ihtiyacım vardı, kabul ettim.

    Yanlış anlamayın yaptığım işten gocunmuyorum. Ama yine de insanın zoruna gidiyor. Burada benimle aynı eğitimi almış bayanın, üstelik benim iş ve bilgisayar tecrübem olduğu halde yalnızca kıyafeti benden farklı ve daha modern görünüyor diye sekreter olarak çalışması, elemanların niteliklerine göre değil de saçma sapan ölçülerle işe alınması çok yaralayıcı bir durum.

    Ne iş yapıyorsun? diye sorduklarında temizlik diyemiyorum, boğazıma bir şey takılıyor.
    Ben de isterdim doktorum, filanca hocanın asistanıyım veya şu alanda çalışmalarım var demeyi...
    Ama sizin istemeniz bir şeyi değiştirmiyor. Mecbur bırakıyorlar. Başörtülü olarak imkânlar sunulsaydı doktor olmak isterdim meselâ.

    Hayallerimle, ümitlerimle saçma sapan nedenlerle oynandığını düşünüyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Kimsenin bize başörtülü olduğumuz için ikinci, hatta üçüncü sınıf insan muamelesi yapmaya hakkı yok. Bizi sevmek zorunda değiller, ama kabul etmek ve bizimle birlikte yaşamak zorundalar. Bu ülke hepimizin.

    Dergi, Hazar Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Ayla Kerimoğlu ile bir röportaja da yer vermiş.
    Ayla Kerimoğlunun sözleri, bir kırbaç gibi şaklıyor utanması olan suratlarda: Okuyamıyoruz. Okusak, iş bulamıyoruz. Artık eş de olamıyoruz. Sesimizi duyuramıyoruz. Hayatımız eylemlerle geçti. İnsanlar yoruldu artık. İnsanların umudu tükendi. Boğuluyoruz.

    Dergide, bir Kızılderili Sözüne de yer verilmiş, şöyle:
    Sular yükselince balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir!
    Suyun akışı da, inanç ve değerlere doğrudur. İnsanımız bütün baskı ve dayatmalara rağmen din ve imanını muhafaza konusunda hassastır ki, suyun akışı değiştirilemez!..
    Hele tersine hiç çevrilemez.

    O halde
    Hiç kimse bugünkü üstünlüğüne güvenmesin.
    Yarın, çok şey değişebilir.
    Dergide AK Parti Milletvekili Lokman Ayvanın bir yazısına da yer verilmiş.
    İzninizle, bu yazıyı aktarmak istiyorum.
    Elimde 1.5 litrelik iki pet şişe var. Biri sarı, biri mavi. Üzerlerinde hiçbir yazı yok. Hiç açılmamış olduğu da belli. Bunlardan birini tuvaletten, diğerini de mutfak tezgahından alıp yemek masanıza koydum. Tahmin ettiğiniz soru Hangisinden su içmek istersiniz diye soruyor Lokman Ayva ve devam ediyor:

    Cevap olarak genellikle mutfak tezgahından aldığımı içmek istediklerini söylediler. Halbuki her ikisi de aynı şartlardaki suydu.
    Böyle durumlar çok yaşanır.
    Mesela bayrak...
    Pek çok ülke vatandaşına göre bir parça bezdir, bize göre uğruna can verilecek bir semboldür.
    Ekmek... Pek çok topluma göre elma veya çikolata ile farkı olmayan bir yiyecektir biz ise yere düşünce ekmeği alır, temizler, öper ve başımıza götürürüz.

    Peki, bunların nedeni nedir?
    Allah (Azze ve Celle) insanları iletişim kurmaları kolay olsun diye kavimler halinde yaratmıştır. İletişim kurarken de biz insanlar bakışlara, hal ve hareketlere, nesnelere anlam veririz. O anlamı beraber olduğumuz toplumla bir bütün olarak verirsek de hem iletişimimiz kolay olur, hem de meşru olur.
    Yani yere düşen ekmeği veya bayrağı tekmeleyenler negatif tepkiler alırken, tutup kaldıranlar da baş tacı edilirler. O verdiğimiz anlam, toplumsal bir anlam haline gelir ve arkasından da toplu hareket etme imkânı doğar.

    Bu yazının başlığı Başörtüsü Mucizesi idi. Çünkü bu başörtü öyle bir şey ki, çaya, çorbaya limon gibi her derde deva mübarek...
    Topluca verilen anlamlar nedeniyle pek çok yerde derde derman oluyor.
    Eğer bir bürokratın eşi başörtülüyse ilerlememesi veya kötü şartlarda görev yapması için al sana bal gibi bir gerekçe... Sanki eşlerin kıyafetlerini sadece ve sadece kocaları belirler!? Sanki o kadının ağzı dili yok, kendi başörtülü olmayı veya olmamayı isteyemez gibi...
    Eşinin başı açıksa da tam tersi... Eşi veya çocukları başörtülü olup da makam talep eden olmaz mı, ona da rastladık. Başka neye rastladık?

    Bir politikacının seçmenlerine veya taraftarlarına konuşma yapması gerekiyor. Konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor... Dinleyenler esnemeye başlıyor. Çünkü arkadaş hazırlıksız gelmiş. Salonlar coşmuyor. Başörtü devreye giriyor. Birçok hamasi sözler... Salon coşmaya başlıyor. Al sana derde derman başörtü...
    Bürokraside de işe yarar başörtü. Birini engellemek mi gerekiyor, 28 Şubat gibi dönemlerde Efendim, tamam kaliteli, başarılı falan, ama eşi ve kızları türbanlı denilmesi yeterli...
    Bu çok amaçlı nesnenin enteresan yerlerde de kullanıldığına rastladım.

    Hele şöyle bir düşünün sözünüzün anlam taşıyabilmesi için, dikkate alınmanız için hangi konuyu gündeme getirmeniz lazım ki bu arzunuz gerçekleşsin?
    Mesela Türkiyeyi germek istiyorsunuz.
    Bunu nasıl başarırsınız? Yolsuzlukları veya hayat pahalılığını veya hantal devlet yapısını gündeme getirerek insanları sokağa dökebilir misiniz?
    Terör, Ermeni tasarıları, Kıbrıs konusu...

    Bunların hepsi milletçe beraber olduğumuz konular. Kusura bakmayın ama, ülkemiz bunlardan hiçbiriyle gerilmez.
    Germenin tek yolu var. Al sana başörtü...
    Hangi konu Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğdu gösterilerini hayata geçirebilirdi ki? Şimdi esasen başörtüye kimlerin muhtaç olduğunu gördünüz mü? Yarınlarda insanlar anılarını anlatırken herhalde şöyle konuşacaklar. Ah o başörtü... O olmasaydı biz Türkiyeyi nasıl gerebilirdik ki?! O olmasaydı kim bizi adam yerine koyardı ki?! Bizim ele gelir bir icraatımız veya hünerimiz yoktu ki... Bir metre bezin sayesinde yıllarca geçindik gittik.

    Başörtü bayrak kadar kutsaldır diyenlerin kaçı kendi müesseselerine başörtülü aldılar?
    Kızlar sürüklenirken, nezaretlerde sabahlarken, başörtüsüyle salonları coşturanların kaçı lahmacun yaptırıp nezarete gittiler?
    Okul okuyamayıp, parasızlıktan kalacak yer bulamayıp köyüne dönen ve ailesinin, Senden başka başörtülü yok mu? ile başlayan azarlarına maruz kalan kızların kaçına sahip çıktılar insan hakları tüccarları?

    İstemedikleri ve anlaşamayacakları kişilerle evlenmek zorunda bırakılan kızların yok olan hayalleri... İşte bu insanlar 2025 yaşında ölüp belki 60, belki de 70 yaşında gömülecek insanlar...
    Evet, ben biliyorum ki, başörtüsüne samimice karşı olan insanlar da var. Onlar başörtüsüyle insanların kandırıldığını, kadınların zulme uğratıldığını, birtakım erkeklerin onları kullanıp kendi haremlerini, ticari işlerini iyileştirdiğini düşünüyorlar. Böyle bir tavra herkes gibi ben de karşıyım. Yani başörtü, insanlara zulmetmenin bir aracı olamaz.

    Başörtüsüne samimiyetle karşı olan kişilerin anlaması ve bilmesi gereken husus şu: Başörtüyü tercih eden insanların neredeyse tamamına yakını Allah (Azze ve Celle)ın kendilerini başörtülüyken seveceğine inanıyor, geleneklerde de böyle bir şeyin olması kendilerini rahatlatıyor. Bu her iki durumun da insana zararlı hiçbir yanı yok ki. Başörtüsüne karşı olanların, pek çok başörtülüyü tanıdıkça yaklaşımlarını değiştirdiklerine şahit oldum.

    Karşılaştıklarında midesi bulanarak başörtülüye bakan bazı kadınların biriki saat çalışmadan sonra sarmaş dolaş ayrıldıkları olayları yaşadım. O yüzden her iki tarafın da algılarını gözden geçirmek için birbirlerini tanımalarında ve birbirlerine tanıtılmalarında hakiki fayda var.
    Kendi becerileriyle değil, eşinin veya çocuklarının kıyafetleriyle makam bekleyenlere de, eşinin dans etmesiyle makam bekleyenlere de hep beraber karşı olmak gerekmez mi?

    Ne başörtüsüne karşı, ne de taraftar olarak prim yapmak isteyenlerin yerine, çalışmalarına, projelerine, davranışlarına göre prim versek daha iyi olmaz mı?
    O yüzden her iki tarafın da oturup başörtüsüyle ilgili algılamasını revize etmesi gerekir gibi geliyor bana. Masaya bıraktığım pet şişelerin ikisinde de aynı su var. Bu tür şaşırtmacalara bakmayın. İmajları değil, gerçekleri, ilkeleri, hedefleri dikkate alalım diyorum.
    Bakarsınız yarın mutfak tezgâhından su gelmez. Öbürünü de siz içemezsiniz ve susuzluktan gidersiniz.

    O zaman hata suyun değildir.
    Malûm, Lokman Ayva, âmâ, yani kör bir milletvekilidir... Keşke gözü açıklar da olaya böyle bakabilse... Keşke onlar da şu gerçekleri görebilse!
    Dergide, Prof. Dr. Seyit Mehmet Şenin de görüşlerine yer verilmiş... Prof. Şen, başörtüsüne karşı verilen kavganın bir çıkar kavgası olduğunu ifade ediyor ve diyor ki

    Siz türbana karşı verilen kavganın laikliği korumak amacıyla yapıldığını mı sanıyorsunuz?
    Ben sanmıyorum ve kesinlikle inanıyorum ki bu bir çıkar kavgasıdır ve laiklikle hiçbir alakası yoktur. Ne var ki, laik şemsiye altında toplananların güçlerinden yararlanmak amacıyla bu kavga laikliği korumak için yapılan bir kavga olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
    Hal böyle olunca sorulacak ve cevabı aranacak olan asıl soru şudur: Laiklik şemsiyesi altında toplananların bu kavgadan çıkarları nedir?

    Bu sorunun cevabı kolaydır: Kimileri sömürü çarklarının durdurulmasından ve alınları terlemeden elde ettikleri makamların, mansıpların, şöhretlerin ve kazançlarının paylaşılmasından endişe etmektedirler. Bu nedenle kavga en geçerli yoldur ve böylece hak edilmemiş saltanatlar bir süre daha sürdürülebilecektir.
    Evet, bir süre daha ve kesinlikle ilanihaye değil...
    Ben de aynı görüşteyim... Bu kavga bir çıkar kavgasıdır, menfaat kavgasıdır, saltanatları koruma kavgasıdır!..
    Ama, kesinlikle ilanihaye değil!
    Er veya geç özgürlük gelecek!..


    Hasan Karakaya



    Paylaş
    Türkiyenin Örtülü Gerçeği: Başörtüsü Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Ülkemizde çok fazla sayıda bayan kapalı ve örtülü bir şeklide yaşamaktadır.Bunların büyük bir kısmı dinleri gereği kapanmakla beraber bir kısmı da ailesinden gördüğü için yada toplumsal zorunluluk yüzünden böyle giyinmektedir.Kadınların dinlerini iyi bilmesi ve bilinçli olması gerekmektedir.Cahil olmamalı ve kalmamalıdırlar.