Hac ve İlgili Konular ve İslamda Hac ve Önemi Forumundan Hac ile ilgili bütün konular [Hanefi Mezhebi] Hakkında Kısa Bilgi
  1. 15

    Reklam

    Reklam




    Umrenin Yapılış Şekli
    45- Yukarıdaki uygulama,yalnız "İfrad Hac" hakkındadır Sadece Umre yapmak isteyen kimse şu şekilde hareket eder:
    1) Umre haccı yapacak olan zat, afakî (mikât dışından) olduğuna göre, mikat yerinde ihrama girer Mekke halkından ise, Harem Bölgesi dışından ihrama girer Daha önce açıklandığı gibi elbisesini çıkarır ve iki parçadan ibaret dikişsiz ve beyaz örtüleri takınır Sonra: "Allahümme innî uridü'l-umrete feyessir-ha lî ve tekabbelha minnî = Allah'ım! Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur," diye yalnız umreye niyet eder Sonra "Lebbeykallahümme Lebbeyk" diye telbiyede bulunur Farz hacda yasak olan işler, umrede de ihramda bulundukça yasaktır Yolculukta telbiye getirmeye devam eder
    2) Mekke'ye girince, Umre için tavafta bulunup bildiğimiz şekilde Kabe etrafında yedi defa dolaşır Hacer-i Esved'i her defasında selâmlarİlk üç şavtında (devrinde) sürat gösterir, tekbir ve tehlilde bulunur
    3) Bu tavaftan sonra Safa ile Merve arasında, daha önce yazıldığı gibi sa'y eder Bundan sonra başının saçlarını traş eder veya kısaltarak umresini tamamlar Kabe'yi tavaf eder İstediği elbiseyi giyebilir Kendisinde ihramda haram olan şeyleri helâl olur
    Tavafın dört şavtı (devri), umrenin rüknüdür Ondan sonra geri kalan üç savt ile Safa-Merve arasında yedi defa yürümek, saçları traş etmek veya kısaltmak da umrenin vaciblerindendir
    Umre'nin şartları, haccın şartları gibidir Yalnız umre için belli bir vakit gerekli değildir Her mevsimde yapılabilir Buna göre ihram da Umrenin bir şartıdır
    Umre'nin sünnetleri ve edebleri de, Hacdaki Safa-Merve arasında olan sa'ydan itibaren sonuna kadar olan sünnetleri ve edebleri gibidir



  2. 16
    Reklam




    Temettü Haccının Yapılış Şekli
    46- Daha önce yazıldığı gibi Temettü Haccı, farz olan hac ile Umre'yi ayrı ayrı iki ihram ile toplayıp hac mevsiminde yapmaktır Mikat dışından (uzaktan) gelen hacılar, ihramda fazla kalmamak için daha çok bu nevi hac etmeyi tercih ederler Şöyle ki:
    1) Bir afakî (mikat dışından gelen kimse) ihrama başladığı zaman: "Ya Rabbi! Ben umre yapmak istiyorum, bu umreyi bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur," diye umreye niyet ederek telbiyede bulunur, iki rekât namaz kılar Diğer işleri de yerine getirir
    2) Mekke'ye girince, usulüne göre umre için Kâbeyi yedi defa tavaf eder Sonra iki rekât namaz kılar Daha sonra Safa-Merve arasında sa'y görevini yapar Arkasından saçlarını traş eder veya kısaltır Böylece umresini tamamlar
    3) Bu şekilde umresini yapmış olan kimse, ihramdan çıkmış olur Artık ihrama girmemiş insanlar gibi Mekke'de kalır Asıl elbiselerini giyer ve mubah olan diğer işleri yapabilir
    4) Umresini yapmış olan bu zat, Mina'ya çıkılacak gün veya daha önce Mekke'de tekrar ihrama girer ve (farz) hacca niyet eder, telbiyede bulunur Artık yalnız hacca (ifrad hacca) niyet eden kimse gibi, daha önce, yazıldığı üzere hac görevlerinin (menasiki) yerine getirir Bundan başka Mina'da bir kurban keser
    Bu kurban, hac ile Umreyi bir arada yapmaya başarı kazanmanın bir şükrü yerindedir Akabe Cemresi taşlandıktan sonra nahr günlerinin birinde kurban kesilir Bu kurbanı kesmeden önce saçlar traş edilmez veya kısaltılmaz Bu kurban bir koyun olabileceği gibi, kurban edilecek bir deve veya sığırın yedide biri veya tümü de olabilir Böyle bir kurban kesmekten aciz ise, Arefe gününde üç gün tamamlanmış olmak üzere oruç tutar Ayrıca memleketine döndükten sonra veya dilediği bir yerde yedi gün ki, toplam on gün oruç tutması vacib olur
    5) Bu uygulama, Temettü haccında bulunup da beraberinde Hedy (kurbanlık) Mekke'ye götürmemiş veya göndermemiş olan kimseye göredir Eğer böyle bir kurban bulunursa, yalnız Umreyi yapmakla ihramdan çıkmış olmaz Umre için tavaf eder, sa'yda bulunur ve terviye gününe (zilhiccenin sekizinci gününe) kadar ihramda kalır Bunun arkasından hac için niyet ederek ihrama girer Geri kalan hac işlerini yerine getirmeye devam eder Kurban Bayramının ilk gününde Akabe taşlarını attıktan onra Kurbanını şükür olarak keser Ondan sonra saçlarını traş eder veya kısaltır Artık o anda iki ihramdan çıkmış olur



  3. 17
    Kıran Hac Nasıl Yapılır?
    47- Bilindiği gibi, Kıran Hac, farz olan hac ile Umre'nin ihramını birlikte yapmaktır, Şöyle ki:
    1) Kıran hac yapacak olan kimse, mikatta veya mikat yerinden önce hac ile Umre'ye birlikte niyet eder Yine iki rekât namaz kılar Sonra: "Ey Allah'ım! Ben hac ve umre yapmayı istiyorum Bunları bana kolaylaştır ve benden bunları kabul buyur," diye dua eder ve Telbiyede bulunur İhrama girmiş olan kimseye yasak olan şeyler aynen buna da yasaktır Bunları gözetmeye çalışır
    2) Bu kimse Mekke'ye girince, önce umresini yapar: Beytullah'ı tavaf eder Safa ile Merve arasında Sa'y yapar Sonra ihramdan çıkmadan haccın menasikini, evvelce yazıldığı gibi, yapar Bayramın birinci günü Akabe taşlarını attıktan sonra, iki haccı bir arada başarmanın şükrü olarak bir kurban keser ki, bu vacibdir Ondan sonra saçlarını traş eder veya kısaltır Böylece ihramdan çıkmış olur Bu kurbanı bulup kesemeyecekse, son gün Arefe gününde bitmek üzere üç gün oruç tutar Yedi gün de Bayram günleri çıktıktan sonra dilediği yerde veya memleketine dönünce tutar Böylece on gün oruç tutması gerekir Bu oruçları ayrı ayrı günlerde tutabilir
    3) Kıran hacca niyet eden kimse, Umre'yi yapmadan Arafat'a gidecek olsa, umresi bozulmuş olur Artık kendisine şükür kurbanı gerekmez Ancak niyet ettiği umreyi bozmuş olduğundan onu kaza etmesi ve bir ceza kurbanı kesmesi gerekir
    Temettü haccı ile Kıran haccı afakîlere (Mekke dışından gelenlere) mahsustur Mekke'de veya Mekke ile makatlar arasında bulunanlar bunları yapmazlar Çünkü bu iki haccı yapanlar, hac süresi içinde bir müddet aileleri yanına dönüp gitmemeleri gerekir Oysa ki, bunların aile efradından uzaklaşmaları zordur



  4. 18
    Hedy'in Mahiyeti ve Hükümleri
    48- Yüce Allah'ın rahmetine yaklaşmak veya işlenen bir cinayete keffaret olmak için Harem bölgesinde kesilmek üzere götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurbana "Hedy" denir Bu da en az bir yaşındaki koyun ile altı ayını doldurup bir yaşındaki koyun gibi görünen tokludur Beş yaşını tamamlamış deve ile iki yaşını doldurmuş sığır da olabilir Bunların erkekleri ile dişileri birdir Kurbanlık hayvanlarda aranan vasıflar, aynen bunlarda da gereklidir
    Koyun cinsinden olan kurbana "Dem", deve ve sığır cinsinden olana da "Bedene" denir Hedyin en iyisi bedenedir
    49- Bir hayvanın hedy olması ya açık şekildedir veya delâlet şekli iledir Meselâ: "Hedy için" denilerek satın alınıp Mekkeye gönderilen bir koyun açık bir şekilde hedy olmuş olur Hedy olmasına kalben niyet edilen bir koyun veya hedy olmasına niyet edilmeksizin Harem bölgesine kesilmek üzere gönderilen bir koyun veya deve, delâlet sureti ile hedy olmuş olur
    50- Hedy hayvanına binilmesi, yük yükletilmesi, bir zaruret olmadıkça caiz değildir Bu hürmete aykırıdır Bu yüzden kıymetinde bir noksanlık olursa, bu noksan mikdarını sadaka olarak vermek gerekir
    51- Hedy kurbanının sütünü, etini yemek kendisine caiz olan bir kurban olsa bile, içmez Memelerini soğuk su ile yıkayarak sütünü kesmeye çalışır Hayvana zarar verecekse, yapılmaz Bu durumda sütü fakirlere sadaka olarak verilir Eğer kurban sahibi sütünden faydalanırsa veya sütünü zenginlere verirse, bunun kıymetini (bedelini) fakirlere sadaka olarak vermesi gerekir
    52- Allah rızası için bağışlanan bir şeyin aynını sadaka vermek caiz olduğu gibi, kıymetini ve bir rivayete göre dengini de sadaka vermek caizdir Buna göre, bir kimse kendi koyunlarından belli birini hedy olmak üzere tayin etse, bunun kıymetini veya dengini hedy olarak Harem-i Şerife gönderebilir
    53- Nafile olarak gönderilen bir hedy yolda çalınsa veya ölse, yerine başkasını göndermek gerekmez Vacib olarak gönderilmiş olunca, yerine başkasını göndermek gerekir Fazla kusurlandığı takdirde de, noksanın bedelini sadaka vermek gerekir Ancak hedy kurbanının sahibi fakir ise, o zaman bu kusurlu hedy yeterli olur
    Yine, Haremde kesilip de, eti henüz sadaka verilmeden çalınsa, artık başkasını kesmek gerekmez Çünkü vacib yerinde yapılmıştır
    54- Önce de yazıldığı gibi, Temettü haccı ile Kıran haccından dolayı hedy (Harem bölgesinde kurban kesmek) vacibdir Bunun koyun cinsinden olması da yeterlidir Bu kurbanlar, Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilebilir Fakat birinci günde kesilmesi daha faziletlidir Bu, bir şükür kurbanı olduğundan bunun etinden sahibi de yiyebilir Geri kalanını Mekke fakirlerine dağıtmakta fazilet vardır
    55- Hac mevsiminde nafile olarak Harem'de kesilen her cins kurban da birer hedy'dir Bunların etlerinden sahibleri yiyebilirler
    56- Hacla ilgili cinayetlerden (yapılması yasak şeyleri yapmaktan) dolayı ceza veya keffaret olarak kesilecek kurbanlar de hedy sayılır Ancak bunların etlerinden sahibleri ile zevceleri, usul ve füruları yiyemezler Çünkü bu ceza kurbanları zekât, adak kurbanı ve fitre sadakası yerinde sayılırlar Bunların etinden yiyecek olurlarsa, kıymetlerini fakirlere sadaka verirler
    57- Bedene (deve-sığır) cinsinden olan kurbanlık, nafile, adak, Temettü haccı ve Kıran haccı için olunca, bunların bir nişanla kurbanlık olduklarını belirtmek müstahabdır Bu, başkalarına güzel bir örnek olur Fakat ceza ve keffaret kurbanlarına böyle bir alâmet konulmamalıdır Çünkü bunları açığa vurulması değil, gizli tutulması uygundur
    58- Hedy kurbanlarının kesileceği yer, mutlak surette Mekke'nin Harem Bölgesidir Bunların Mina'da kesilmesi şart değildir, bir sünnettir Ancak yolda sakatlanmış olan nafile bir hedy yolda kesilebilir Bu durumda etinden yemek sahibine helâl olmaz, bütününü sadaka vermek gerekir Çünkü bunun etinden sahibinin yiyebilmesi, bunun Hareme kavuşması şartına bağlıdır



  5. 19
    Hac ve Umre İle İlgili Yasaklar
    59- Hac veya Umre için ihrama girmiş olanların din yönünden yapmaları yasak olan şeylere "Cinayetü'l-Hac = Hac Yasakları" denir Burada kasıd, yanılma, hataya düşme ve unutma birdir
    (Şafiîlerce hata ve unutma cezası bağışlanmıştır)
    60- Hac ve Umre'ye ait yasaklar (cinayetler) şu beş kısma ayrılır:
    1)Yapılmalarından dolayı yalnız birer dem (koyun veya keçi) kurban edilmesi gereken cinayetler
    Büluğ çağına ermiş olup da ihrama girmiş bulunan bir kimsenin bir uzvuna (organına) tamamen veya bir uzvu mikdarı olacak şekilde değişik yerlerine hoş kokulu bir şey sürmesi, başına kına yakması, yağ sürünmesi, tam bir gün akşama kadar dikişli bir elbise giyinmesi veya başını örtülü bulundurması, başının en az dörtte birini traş ettirmesi, fazla tüylerini gidermesi, tırnaklarını kesmesi, haccın vaciblerinden birini (mikatta ihrama girmeyi) terk etmesi, cünub veya haiz olarak kudüm veya veda tavafı yapması veya abdestsiz olarak ziyaret tavafında bulunması gibi
    Kıran haccında bu yasaklardan biri yapılırsa, iki ihramın hürmetini korumak için iki kurban (dem) gerekir
    Böyle irade ile yapılmalarından dolayı kurban kesilmesi gereken şeylerden biri, bir zaruret ve illet sebebiyle yapılsa, bu işi yapan serbest kalır; dilerse Harem'de bir kurban keser, dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar, dilerse altı fakire birer fitre mikdarı sadaka verir Bu sadakanın Mekke fakirlerine verilmesi daha faziletlidir Verilecek bu sadakada temlik caiz olduğu gibi, ibahe (ikram suretiyle yemek yedirme) de caizdir İmam Muhammed'e göre ibahe caiz değildir
    2) Yapılmasından dolayı Bedene (deve veya sığır) kurban edilmesi gereken cinayetler:
    Bunlar, Arafat'da vakfeden sonra daha traş olmadan veya saçları kısaltmadan önce kurulan cinsel ilişki ile ziyaret tavafını cünub, hayız veya nifas hallerinde yapmaktan ibarettir Bununla beraber herhangi bir tavaf, taharet haline yeniden yapılırsa cezası düşer
    Arafat'da vakfeden sonra saçları traşdan veya kısaltmadan önce, bir mecliste cinsel ilişki tekrarlansa, yalnız bir Bedene (deve veya sığır) gerekir Meclis değişecek olsa, birinci ilişkiden dolayı bir Bedene (deve veya sığır), diğerlerini için de dem (koyun) gerekir Çünkü birinci ilişkide tavafa noksanlık gelmiştir Böyle noksan bir tavaf için de "Dem" yeterli olur Fakat traş olduktan sonra veya saçları kısalttıktan sonra, ziyaret tavafının tamamından veya ilk dört şavtından önce ilişkide bulunsa, yalnız bir koyun kesmek yeterli olur Buna göre, ziyaret tavafının tamamından veya dört şavtından sonra kurulacak ilişki ile ceza olarak ne bedene ne de dem gerekir
    3) Her birinin yapılmasından dolayı yarım sa' (bir fitre mikdarı) beşyüz yirmi dirhem sadaka verilmesi gereken cinayetler
    Bunlar, İhramda bulunan bir kimsenin uzuvlarından (organlarından) birinin az bir kısmına hoş kokulu bir şey sürmesi, bir günden az dikişli elbise giymesi veya başını örtmesi, başının dörtte birinden azını traş etmesi, yalnız bir tırnağını kesmesi, başkasını traş etmesi, başkasının tırnağını kesmesi, abdestsiz olarak Kudüm tavafı veya Veda tavafı yapması gibi şeylerdir
    Tedavi için hoş kokulu şey kullanılması, ceza gerektirirse de, zeytin yağı gibi bir yağ kullanılması ceza gerektirmez
    Kırık bir tırnağı koparmak da caizdir; çünkü bunda büyüme hali kalmamıştır
    4) Her birinin yapılmasından dolayı bir fitre mikdarından, yarım sa'dan (beş yüz yirmi dirhem buğdaydan) az bir sadaka verilmesi gereken cinayetler (yasaklar):
    Bunlar, İhramda bulunan kimsenin çekirge öldürmesi, kendi üzerinde bulunan biti öldürmesi veya onu yere atması, başkasının üzerindeki biti öldürmesi için onu göstermesi gibi işlerdir
    İhramde iken bunlardan birini yapan kimse, dilediği bir mikdar sadaka verir
    Öldürülen bitler üçten çok ise, bir fitre mikdarı sadaka verilir Yolda görülen bir biti öldürmek yasak değildir, bunun için cezası yoktur Çünkü bu, aslında eziyet veren bir hayvan olduğundan öldürülmesi caizdir
    İhramda bulunan kimse, ihramdan çıkıncaya kadar hazin, perişan ve mütevazı bir hal içinde ihtiyacını Yüce Allah'a arzetmesi gerektiğinden üste başa düzen verilmemesi biri kulluk ve ihtiyaç nişanının bir ifadesi olur
    5) Her birinin yapılmasından dolayı bedel değer ödemek (Zıman) gereken yasaklar (cinayetler)dir
    Bunlar da ihramda bulunanın av hayvanlarını öldürmesinden veya Harem Bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesip koparmasından ibarettir Bunun için İhramda olan kimse (muhrim), gerek Harem Bölgesinde ve gerek Harem dışında hiçbir kara hayvanını öldüremez ve öldürülmesi için de onu başkasına gösteremez
    Yine, ihramda olan bir kimse, Harem bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otlan kesemez Bunlan yapınca, kıymetlerini öder
    Şöyle ki:
    Öldürülen hayvan eti yenmeyen hayvanlardan ise, onun cezası bir koyun veya keçi kurban etmekten ziyade olmaz Fakat eti yenilir hayvanlardan ise, öldürüldüğü yerdeki kıymeti, iki adalet sahibi kimse tarafından belirlenerek tamamen sadaka verilir Eğer bu kıymet bir fitre mikdarından az ise, buna karşılık bir gün oruç tutmak da yeterlidir
    Bununla beraber kıymeti bir kurban değerine eşitse, yasağı işleyen serbesttir Dilerse bu kıymet karşılığında fakirlere dağıtılmak üzere fitre mikdarı buğday, arpa ve hurma alır Dilerse her fitre mikdarı karşılığında birer gün oruç tutar Bu oruç değişik zamanlarda da tutulabilir
    Öldürülen hayvan av için öğretilmiş doğan ve köpek gibi bir hayvan ise, sahibine öğretilmiş olduğuna göre kıymeti ödenir Ayrıca öğretilmemiş olduğuna göre de fakirlere kıymeti sadaka olarak verilir
    Ağaçlara ve otlara gelince, bunlara kendiliğinden bitmiş olup kimseye ait değilse, Harem Bölgesinin hakkını korumak için kıymetleri sadaka olarak verilir Fakat bir kimsenin mülküne ait ise, birer kıymetlerini de sahiblerine vermek gerekir
    Harem Bölgesindeki bir ağacın yalnız yapraklarını almak, ağaca zarar vermezse caizdir Bundan dolayı ceza gerekmez



  6. 20
    Hac İle Umrenin Yasaklarına Dair Çeşitli Meseleler
    61- Bir hayvan ayağını kırmak, bir kuşun kanadını kırıp onu uçamaz hale getirmek, bir kuşun yumurtasını kırmak, ihramda olan kimse için, o hayvanı veya kuşu öldürmek hükmündedir
    62- Bir hayvanın tüylerini ve kıllarını kesmek veya kaçıp kurtulmasına engel olmayacak bir şekilde bir uzvunu (organını) kesip kırmak da, onun kıymetine getireceği noksanlık mikdarını sadaka vermeyi gerektirir Eğer bu şekilde hayvanın yaralanması sonunda hayvan iyileşirse, ceza vermek gerekmez
    63- İhramda olan kimsenin avladığı hayvan kendiliğinden ölmüş olursa yine cezayı gerektirir Çünkü hayvanı ele geçirmesi, onu yok etme sayılır
    64- İhramda olanın av hayvanını satın alması da yasaktır Çünkü o hayvan, ihramda olan kimse için kıymeti bulunan bir mal sayılmaz
    Fakat ihramda bulunmayan kimsenin kendisi için veya ihramda olanın emri bulunmaksızın onun için harem dışında avlamış olduğu hayvanın etinden kendisi yiyebileceği gibi, ihramda olan da yiyebilir
    65- İhramda olan kimse, tavuk ve koyun gibi, yaratılış gereği olarak kaçıp ürkmeyen evcil hayvanları kesip yiyebilir Fakat karadaki av denilen yabanî hayvanları kesecek olsa, onun etinden kendisi de başkaları da yiyemez Çünkü bu ölü (besmelesiz kesilmiş) yerindedir Deniz kuşlarını da avlayamaz; çünkü bunlar aslen kara hayvanıdır Bunları öldürmek cezayı gerektirir
    66- Harem Bölgesinde öldürülen av, İki İmam'a göre, ölü (Besmelesiz) hükmündedir Bunu öldüren ihramlı, onun etinden yese istiğfar etmesi gerekir İmam Azam'a göre, cezasını ödedikten sonra etinden yese, yediği mikdarın kıymetini sadaka olarak vermesi gerekir
    67- Harem bölgesindeki bir avı atıp vurmak yasak olduğu gibi, Harem'de olan kimse de Harem dışındaki bir ava atıp onu vuramaz Bunların ikisi de haramdır Çünkü Harem'deki av güvence altındadır Harem dahilinde olan kimse de, dışandaki ava bir şey atmaktan yasaklanmıştır
    68- Mekke'nin Harem bölgesindeki av hayvanlarını avlamak, kendiliğinden bitip yetişen yeşil otlarını koparmak, yine kendiliğinden yetişmiş yaş ağaçları kesip koparmak yalnız ihramda olana değil, olmayana da helâl değildir Onun için Mekke halkından ihrama girmemişler için bunları avlamak veya koparıp kesmek, kıymetini ödemeyi (fakirlere sadaka olarak vermeyi) gerektirir Bunun karşılığında muhrim (ihramda olan) gibi oruç tutmak yeterli olmaz Çünkü işleri yapmak, ihramda bulunmayan Mekkeli hakkında bir boçlanmadır, keffaret değildir İhramda olmayanın böyle bir şeye yol gösterip yardımcı olması da günahtır Fakat bu hareketinden dolayı kendisine bir borç ödeme cezası gerekmez
    69- Harem bölgesinde hayvanları otlatmak ve kendiliğinden biten otları biçmek helâl değildir Fakat Mekke samanı denilen "İzhir" otu ile mantarları kesip toplamakta bir sakınca yoktur
    Yine, kurumuş ağaçları kesmek, bir ağacın kırık bir dalını koparmak caiz olduğu gibi, ekilmiş ekinleri ve sebzeleri kesip toplamak da helâldır Aynı zamanda insanların yetiştirdiği cinsten olup da kendiliğinden biterek yetişen ağaçları da kesmek helâldir
    Yalnız insanların yetiştirdiği cinsten olmayıp da, kendiliğinden biten ağaçları kesmek cezayı gerektirir O da bu ağacın kıymetini ödemekten ibarettir
    70-İhramda bulunan birkaç kişi, bir av hayvanını öldürecek olsa, İmam Azam'a göre, bunlardan her birine tam bir ceza gerekir
    (İmam Şafıîye göre, hepsine yalnız bir ceza gerekir Aynı şekilde ihramda olmayanların Mekke'de Harem Bölgesinde öldürecekleri bir av hayvanından dolayı da yalnız bir ceza gerekir)
    71- Bir kimsenin yapmış olduğu cinayetlerin cinsleri ve meclisleri bir olursa, bir ceza yeterlidir Fakat cezaların cinsleri ve işledikleri yerler değişik olursa, ceza da ona göre çok olur
    Örnek: İhramda olan bir kimse, bir zaruret olmaksızın bir mecliste birkaç uzvuna (organına) hoş kokulu bir şey sürse veya bir elinin veya bir ayağının veya iki eli ile iki ayağının tırnaklarını keserse, hepsi için bir "dem" (bir koyun kurban etmek) yeterli olur Eğer bir elinin veya bir ayağının iki veya üç parmağını kesse, her tırnak için fitre miktarı sadaka vermek gerekir Bunların kıymeti bir kurban kıymetine denk olursa, ihramda olan kimse bundan dilediği kadar noksan bir şey sadaka verebilir
    Yine, bir elinin beş tırnağını kestikten sonra, henüz keffaret vermeden aynı mecliste diğer elinin beş tırnağını da kesecek olsa, yine yalnız bir dem (bir koyun kurban etmek) yeterlidir Fakat bir mecliste veya başka başka meclislerde ellerinin tırnaklarını kesip başını traş ettirse ve bir uzvuna da hoş kokulu bir şey sürse, yapmış olduğu bu yasaklardan her biri için ayrıca bir kurban gerekir Çünkü yasakların cinsi değiştiği gibi meclis de değişmiştir
    72- İhramda olan bir kimse, hastalık gibi bir özürden dolayı gündüzleri bir müddet dikişli elbise giyip geceleri çıkaracak olsa, bundan dolayı ceza olarak bir kurban yeterli olur
    Fakat bu hastalık gittikten sonra başka bir hastalıktan dolayı tekrar böyle dikişli bir elbise giyecek olsa, bunun için de ayrıca bir kurban gerekir
    73- İhramda bulunan bir kadının eline kına yakması kurban kesmeyi gerektirir Erkeklerin sakallarını kına ile boyamaları ise sadaka vermeyi gerektirir, kurban değil
    74- Arafat'da vakfeden önce, bir insanın guslü gerektirecek şekilde ön veya arka yönde ailesi ile yapacağı temastan dolayı hac bozulur ve ceza olarak ertesi sene kaza etmesi gerekir Bununla beraber bu bozulan hac da noksan bırakılmayıp tamamlanır Yapılan yasak işten dolayı da bir kurban kesmek gerekir
    (İmam Şafiîye göre, bir bedene (deve veya sığır) kurban etmek gerekir)
    75- Hac için ihrama geren zevc ile zevce, Arafat'da vakfeden önce cinsel ilişki kursalar, her ikisi de aynı şekilde cezalanırlar Her birine bir dem (bir koyun) kurban etmek gerekir Ertesi yıl ihrama girdikleri zaman biribirlerinden ayrılırlar, başka başka yollardan giderek Arafat'da durur ve bozulan haclarını kaza ederler Birbiriyle ilişki korkusu olunca, böyle birbirlerinden ayrı yürümeleri mendubdur
    76- Şehvetle bakmak, öpmek ve okşamak veya iki yoldan biriyle olmaksızın cinsel ilişki kurmak haccı bozmaz, meni gelmiş olsa bile El ile meni getirilmesi ceza olarak kurban kesmeyi gerektirir Uykuda rüyalanmadan (ihtilâmdan) dolayı bir şey gerekmez
    77- Umre için ihrama giren kimse, henüz tavafın dört şavtını (devrini) yapmadan cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulur Bununla beraber bu umreyi tamamlamaya devam eder ve ceza olarak bir koyun kurban eder Sonra da bu bozulan umreyi bir vacib olarak kaza eder Tavafın dört şavtından sonra cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulmaz, yalnız bir kurban kesmesi gerekir
    78- İhramda olan kimsenin zarar veren karga, çaylak, akrep, yılan, fare, sinek, karınca, pire, kene, arı, kertenkele, kelebek gibi av cinsinden olmayan ve insanın bedeninden doğmayan böcekleri ve üzerine saldıran köpeği ve yaratılışında eza bulunan kurt gibi herhangi yırtıcı bir hayvanı öldürmesi bir ceza gerektirmez
    79- İhramda bulunan bir kimse, ihramdan çıkmak kasdı ile bir çok av hayvanını vurup öldürecek olsa, yalnız bir dem (ceza olarak bir koyun kesmek) gerekir Çünkü bu iş, cinayet işlemek kasdı ile değil, ihrama son verme niyetiyle yapılmıştır
    80- İhramda bulunan kimsenin yanındaki kafeste olan kuşu veya evinde olan bir av hayvanını salıvermesi gerekmez Çünkü bu durum, av hayvanına saldırı sayılmaz
    (İmam Şafiîye göre, böyle hayvanları salıvermek gerekir Çünkü avı mülkte tutmak, ona saldırı demektir)

    DEMAMI 3 SAYFADA



  7. 21

    --->: Hac ile ilgili bütün konular [Hanefi Mezhebi]

    Bedel (Vekâlet) Yolu İle Hac
    81- Hac için bir bedel tutmaya, "İhcac" denir Böyle kendi yerine başkasını gönderen kimseye de, "Âmir"; "Menûb, Mahcücün anh" denir
    Bir kimse, hac etmeğe gücü bulunsun veya bulunmasın, nafile olarak kendi yerine müslüman olan ve aklı yerinde bulunan birini naib tayin edebilir Naib olan zat, o kimsenin tayin ettiği yerden gider ve onun adına niyet ederek hac yapar
    82- Kendi adına nafile hac için bedel gönderen zat, bu haccın sevabını kazanır Çünkü bu iş, Allah rızası için Hak yolunda mal harcamak demektir Böyle bir harcama, bizzat olabileceği gibi, niyabet suretiyle de olabilir
    83- Bir kimse, kendisine farz olan bir haccı, başkasına niyabet (vekâlet) vererek yaptırabilmesi için aşağıdaki şartların bulunması gerekir
    1) Âmir (bedel gönderecek kimse) için hac farz olmuş bulunmalıdır Farz olmadan niyabet yoluyla yapılan hac, bir nafile olur Sonradan o bedel gönderene hac farz olunca tekrar hac edilmesi gerekir
    2) Âmir (bedel gönderen) bizzat hac etmekten aciz olmalıdır ve bu acziyeti de, naib tayin ettiği andan itibaren ölümüne kadar devam etmelidir Onun için bir aralık acziyeti kalkmış olsa, bizzat hac etmesi gerekir Daha önce niyabet suretiyle yaptırmış olduğu hac nafile sayılır Âmâ ve yatalak olma halleri bu hükmün dışında kalır Niyabetle bunların yaptırmış olduğu hacdan sonra özürleri kalksa, haccın yeterli olmasını engellemez
    İmam Ebû Yusuf'a göre, hangi acziyet olursa olsun, niyabeten yaptırılan hacdan sonra kalkarsa, haccın yeterli olmasına zarar vermez
    3) Âmir, kendi adına hac etmesini naibe emretmelidir Âmirin emri olmaksızın başkasının onu adına yapacağı hac yeterli olmaz
    4) Âmir, âdet üzere yol masrafını vermelidir Onun için naib kendi malı ile hac ederse, kendi adına hac etmiş olur Fakat kendi malından harcadığı mal, nisbet olarak âmirinkinden çok az ise, bu niyabet caizdir
    5) Âmir yapacağı niyabet için bir ücret şart koşmamalıdır Bir ücret karşılığında hac eden kimse, kendi adına hac etmiş olur Bu ücreti almaya hak kazanamaz Çünkü hac, tam bir ibadet olduğundan ücret karşılığında yapılamaz
    (Malikilere göre, hacda beden ibadeti mal ibadetinden daha üstün olduğu için, farz olan bir hacda bedel tutmak caiz değildir Bunun için ücret vermek caiz değildir, hükümsüzdür Fakat nafile hac için niyabet kerahetle caizdir
    Şafiî ve Hanbelîlere göre hac ibadeti, niyabet kabul eden ibadetlerdendir Bunun için hac veya umre yapmaktan aciz olan kimsenin, başkasına bir ücret karşılığında veya nafakasını karşılamak suretiyle hac veya umre yaptırması sahihdir)
    6) Âmirin verdiği mal, binitli olarak hacca elverişli olunca, naib binitli olarak hacca gitmelidir, isterse âmir piyade olarak gitmesine izin vermiş olsun Aksi halde naib, harcayacağı malı âmirine borçlanıp âmirin binitli olarak hac ettirmesi gerekir Fakat verilen mal binmeye elverişli değil ise, piyade olarak yapılan hac yeterli olur
    7) Âmirin vasiyet etmiş olduğu mal yeterli ise, vatanından hac edilmesi gerekir Değilse, yeterli olacağı bir yerden hac edilir
    Bizzat veya niyabet üzere hac etmek için yola çıkan kimse, yolda vefat edip tarafından hac edilmesi vasiyet edilmiş bulunsa, İmam Azam'a göre vatanından (ikamet yerinden), iki imama göre de vefat ettiği yerden hac ettirilir
    Yine, kendisi için beldesinden başka bir yerden hacca gidilmesini vasiyet eden kimsenin, vasiyetine göre hac ettirilir
    Ölen bir kimse adına beldesinden hacca gidilmesi gerekirken, vasisi başka bir beldeden hac ettirecek olsa, bu hac vasinin adına olur Ölü için ayrıca hac ettirmesi gerekir Eğer o iki yer arasındaki uzaklık bir günde gecelemeden gidip gelinecek kadar ise, o zaman ölü adına hac sahih olur
    8) Naib hac işlerine başlamadan önce veya ihrama giderken âmir adına hac etmeye niyet etmelidir Dili ile de: "Lebbeykallahümme Lebbeyk an fülanın" diye telbiyede bulunmalıdır Yalnız kalbi ile niyet etmesi de yeterlidir
    9) Naib, âmir adına bizzat hac etmelidir Eğer bir engel sebebiyle başkasına para verip hac ettirirse, bu hac âmir adına sahih olmaz Almış olduğu yol masrafını ödemesi gerekir Fakat âmir, tayin etmiş olduğu naiba, "Başkasını gönder" veya "Dilediğini yap" diye izin vermiş olursa bu sahih olur Çünkü bu durumda vekil hac için her yetkiye sahib bulunmuş olur
    10) Naib, haccını bozmamış olmalıdır Şöyle ki: Naib, Arafat'da vakfe yapmadan önce zevcesi ile cinsel ilişkide bulunsa, haccını bozmuş olur Artık sonradan kaza edeceği hac, âmir adına olmamış olur Bunun için almış olduğu masraf bedelini âmire ödemesi gerekir
    Eğer naib, Arafat'da durduktan sonra cinsel ilişkide bulunsa, masrafı ödemesi gerekmez Çünkü haccın asıl rüknü yerine getirilmiştir Ancak ziyaret tavafını yapmadan geri dönerse, zevcesine karşı ihramlı olarak kalır ve kendi malı ile gidip ziyaret tavafını yapmadıkça ihramdan tamamen çıkmış olmaz
    11) Naib, âmire aykırı bir davranışta bulunmamalıdır Âmir, ifrad haccı emretmişken, naib, umre veya kıran haccı veya temettü haccı yapmış olsa, âmir adına hac etmiş olmaz Bu durumda aldığı yol masrafını ödemesi gerekir
    Fakat naib, âmirin emrini yerine getirmekle beraber, kendi parası ile kendisi için de ayrıca umre yapabilir Aynı şekilde yalnız umre yapmaya memur olan kimse de, bunu yaptıktan sonra kendi parası ile kendi adına hac edebilir Fakat önce kendisi için hac yapıp sonra amir adına umre yapması caiz değildir
    12) Naib, yalnız âmir adına hac için ihrama girmelidir Biri kendi adına, diğeri âmir adına olmak üzere iki ihrama niyet etse, âmir adına haccı caiz olmaz Ancak kendi adına olan ihramı bırakıp da âmir adına ihrama devam ederse, bu âmir için sahih olur
    13) Naib telbiyeyi yalnız âmir adına yapmalıdır İki kişinin niyabetini kabul edip bunların adına telbiye ederse, hiç biri adına caiz olmaz Almış olduğu masrafları öder Fakat bunlardan yalnız birini tayin ederek ihramda bulunursa, onun için caiz olur, diğeri için olmaz Bundan aldığı parayı ona öder İki kişiden herhangi birini tayin etmeksizin ihrama girecek olsa, İmam Ebû Yusuf'a göre, yine niyabet sahih olmaz Kendisi için nafile hac yapmış olur İmam Azam'a göre, yapacağı haccı bunlardan birine ayırabilir
    14) Naib haccı kaçırmamış olmalıdır Onun için başkası adına hac yapacak olan bir bedel, kendi işleri ile uğraşır da belirtilen senede hac yapamazsa, almış olduğu parayı sahibine öder Fakat hastalık gibi elinde olmayan bir sebeble hac edemezse, almış olduğu bedeli geri vermesi gerekmez, yeniden hac etmesi gerekir
    15) Amirin tayin etmiş olduğu naib, âmir adına hac etmiş olmalıdır Buna göre: "Benim adıma başkası değil, falan adam hac etsin," diyen bir âmirin emrine aykırı olarak o adam gerek hayatta iken, gerekse öldükten sonra başkasına hac ettirilecek olsa, bu hac âmir adına caiz olmaz
    Fakat âmir, böyle "başkası değil, ancak falan kimse benim adıma hac etsin" şeklinde bir tahsis yapmayarak: "Adıma falan kimse hac etsin" dediği takdirde, o kimsenin ölümü halinde başkasına hac ettirilebilir
    Aynı şekilde, hiç bir kimseyi göstermeksizin adına hac yaptırılmasını vasiyet eden bir kimse için, ölünce varisleri toplanarak diledikleri bir adamı "Naib" olarak hacca gönderebilirler
    16) Âmir ile naib, müslüman, akla sahib ve hac işlerini anlayacak durumda olmalıdır Onun için bir müslüman gayrimüslimi ve bir gayrimüslim de müslümanı bedel tayin edemeyeceği gibi, bir akıllı deliyi ve bir deli de akıllıyı bedel yapamaz
    Haccın nasıl yapılacağını anlayıp ayırt edemeyecek olan bir çocuk da naib tayin edilemez
    84- Bir kimse, anası ve babası adına, onların emirleri olmaksızın hac edebilir Çünkü bu bir velayet ve niyabet değildir Yapılan ibadetin sevabını onlara bağışlamak demektir




    Yudumla --->: Hac ile ilgili bütün konular [Hanefi Mezhebi]

  8. 22
    Hac Konusunda Niyabet, Vasiyet ve Adakla İlgili Bazı Meseleler
    85- Hac için bedel olacak şahsın, daha önce kendi adına hac etmiş bulunması, İmam Şafiî'ye göre şart ise de, biz Hanefî'lerce şart değildir
    Bu iki ayrı görüşten kurtulmak için, daha önce kendi adına hac etmiş bulunan ve hac işlerini bilen bir kimseyi bedel göndermek daha faziletlidir Bununla beraber efendilerinin izni ile köleler, yanlarında mahremleri bulunmak şartı ile kocalarının izinleri ile zevceler bedel olarak hacca gidebilirler Ancak kadınların niyabeten (bedel olarak) hacca gitmeleri mekruhtur Çünkü onların hacları, erkeklere kıyasla noksandır Telbiyelerde seslerini yükseltemezler, Remel ve Hervele gibi bazı hac işlerini yapamazlar
    86- Naib, binitli olarak gidip gelmek şartı ile israftan ve sıkı davranmaktan kaçınarak âmirin parasını harcar Artan parayı da kendisine veya varisine geri verir Ancak âmir veya mükellef durumda olan varisler bu parayı naibe verirken: "Bundan artacak mikdar senin olsun, onu sana bağışladık" diye vekâlet verirlerse, bu parayı kendi adına bir bağış olarak kabul edip alabilir
    87- Naib hacdan sonra Mekke'de kalabilir ve ikinci yılda kendi parası ile kendi adına hac edebilir Fakat hacdan sonra dönmek daha faziletlidir
    88- Naibe masraf olarak verilen para Mekke'de veya buna yakın bir yerde kaybolsa veya tamamen tükense de naib kendi malından harcamada bulunsa, adına hac yapmış olduğu ölünün malına (terekesine) dönüp kendi harcadığı parayı alabilir; yeter ki kendi kusur veya kasdı bulunmuş olmasın
    89- Hac ile yükümlü olan kimse, hemen mükellef olduğu sene hac için yola çıkar da, daha hac etmeden vefat ederse, hac için vasiyet etmesi gerekmez Niyetine göre sevabını alır Fakat haccını geciktirmiş olursa, vasiyet etmesi gerekir, etmezse günahkâr olur
    90- Bir kimse malının üçtü biri olarak hac için vasiyet ettiği mal, birkaç haccı karşılayacak olursa, bakılır: Eğer bir defa hac edilmesini vasiyet etmişse, bir defa hac ettirilir ve artan mal varislerine verilir Fakat böyle yalnız bir hac edilmesini açıkça söylememiş ise, bu paranın mikdarına göre bir senede veya birkaç senede birkaç hac yaptırılır Burada vasî serbestir Fakat ibadet konusunda erken davranılması istendiğinden bunların bir yıl içinde yaptırılması daha iyidir
    91- Bir ölünün varisi, ölünün vasiyeti bulunsun veya bulunmasın, terekesine başvurmak üzere kendi parası ile o ölü namına hac etse, bakılır: Eğer ölü, onun böyle hac etmesini vasiyet etmiş ise, bu hac o ölü adına caiz olur Fakat böyle bir vasiyet yapmamışsa caiz olmaz, varis bu parayı terekeden alamaz, kendi bağışı olur
    92- Ölünün vasiyeti bulunsun veya bulunmasın, onun varisi terekesine başvurmaksızın kendi parası ile ölü adına hac etse, bu ölü üzerine farz olan hac yerine geçmez Fakat bazı alimlere göre, onun farz haccı yerine geçer
    93- Bir ölü, kendi adına hac edilmesi için belli bir kimsenin gönderilmesini vasiyet etmemiş ise, ona vasî olan zat başkasını göndermeyip kendisi naib olarak hac edebilir
    94- Bir kimse, varislerinden birine terekesinden şu kadar masrafla namına bedel olarak hac etmesini vasiyet etse, o kimse öldükten sonra bu varis diğer varislerin iznini almadıkça hac edemez Vasiyet edilen mal, mirasa dahil olur
    95- Bir ölü adına belli bir senede hac etmek üzere, ölünün varisi tarafından tayin edilen kişi yol masrafını aldığı halde, o sene hac etmeyip de ertesi yıl hac edecek olsa, ölü adına caiz olur, masrafı geri ödemez
    96- Bir ölü adına vasisi tarafından naib tayin edilen kişi, yolda hastalanıp almış olduğu hac parasını tamamen harcamış olsa, geri dönmesi için vasiden para isteğinde bulunmaz Fakat vasî tarafından naibe: "Eğer paran yetmezse borç al, ben öderim," denilmiş ise, bu geçerli olur
    97- Bir ölü hayatta iken on altın bir zata, on altın fakirlere ve on altın da haccı için şeklinde vasiyet etmiş olduğu halde terekesinin üçte biri yirmi altın tutarında olsa, bu üçte bir olan yirmi altın o üç yere eşit olarak bölünür Sonra fakirlere düşen mikdar hacca düşen mikdara ilâve edilir Hac yaptırıldıktan sonra bir şey artarsa, o fakirlere verilir Çünkü farz olanın önce yerine getirilmesi daha iyidir
    98- Bir kimse: "Adağım olsun, Allah rızası için hac edeyim veya falan işim görülürse adağım olsun, hac edeyim" şeklinde mutlak (şartsız) veya muallâk (şarta bağlı) adak yapmış olsa, birinci şekilde mutlak olarak ve ikinci şekilde işi görülünce hac etmesi gerekir Çünkü bu gibi adaklar, vücub sebeplerindendir
    İmam Azam'dan sağlam rivayete göre, sadece yemin keffareti ile bu adağın sorumluluğundan çıkılamaz
    (İmam Malik'e göre de, hac etmeyi adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi gerekir İmam Şafiî'den bir rivayete göre, hac etmeyi adayan kimse serbesttir; dilerse adağına bağlanarak hac eder, dilerse yemin keffareti verir, diğer bir rivayete göre de, yalnız yemin keffareti gerekir
    99- Bir ölü, hayatında malının üçte birini zekâtına, adağına, haccına ve diğer yerlere harcanmak üzere vasiyet etse ve bu mal da bunların hepsini yerine getirmeye kâfi gelmese, bakılır: Eğer bunlar zekât ve farz hac gibi farz ibadetlerden ise, önce söylemiş olduğu farz ibadet yerine getirilir Fakat biri farz, diğeri adak veya nafile ise, farz tercih edilir ve o yerine getirilir Biri adak, diğeri nafile ise, adak tercih edilir İster adağı farzdan önce ve nafileyi de adaktan önce söylemiş olsun
    100- "Allah için adağım olsun Beytullah'a veya Kabe'ye veya Mekke'ye gideyim" diye adak yapıldığı takdirde hac veya umre gerekir Adağı yapan bunlardan dilediğini seçebilir
    "Allah için Harem'e veya Mescid-i Haram'a veya Medine Mescidine veya Mescid-i Aksa'ya gideyim" diye adak yapılması, İmam Azam'a göre geçerli değildir Çünkü örfde böyle bir ibadeti benimseme yoktur Fakat; "Harem'e veya Mescid-i Haram'a gideyim" şeklindeki bir adak, iki İmama göre geçerlidir Hac ile umreden birini seçmek gerekir
    101- Piyade olarak hac etmeyi adayan kimse, sahih olan görüşe göre, evinden ve diğer bir görüşe göre, ihrama gireceği yerden itibaren piyade olarak gidip hac eder Ziyaret tavafını yapmadan önce vasıtaya binse, kurban kesmesi gerekir
    102- Bir adak olmaksızın hac yolunda canını korumak ve usanmadan sakınmak için binitli olmak piyade olmaktan daha faziletlidir
    Bununla beraber yürümeye gücü yeten kimse için, piyade olarak gidip hac etmenin daha faziletli olduğunu söyleyenler de vardır



  9. 23
    İhsarla İlgili Meseleler
    103- İhsar, lûgatta, bir kimseyi istediği yere ulaşmaktan alıkoymak ve hapsetmek manasınadır Din deyiminde: "Hac için ihrama girmiş bir kimsenin, Arafat'da vakfe ile Ziyaret tavafından alıkonması, Umre için ihrama girmiş olanın da tavafdan engellenmesi" demektir Bu şekilde engellenen kimseye "Muhsar" denir
    Hac yolunda bulunan kadının kocası veya mahremi ölürse, o kadın "muhsar" sayılır
    104- İhsar, bir nevi zorunlu cinayet sayılır Onun için bundan dolayı kurban kesilmesi ve bu şekilde ihramdan çıkılması gerekir Bu kurbana "İhsar demi" denir
    Örnek: İhrama girmiş olan kimse, bir hastalıktan veya düşmandan veya parasının tükenmesinden dolayı haccını yerine getiremezse, Harem bölgesinde kesilmek üzere Mekke'ye bir koyun veya onun parasını gönderir Bunun kesileceği saat arkasından ihramdan çıkmış olur
    105- İhsardan dolayı ihrama son vermek için, İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre, yalnız kurban kesilmesi yeterlidir Ayrıca traş olmak veya saçları kısaltmak gerekmez İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî'ye göre, traş olmak veya saç kısaltmak da gerekir Bunlar hac işlerindendir
    Bir görüşe göre de, Harem bölgesi içinde meydana gelen bir ihsardan dolayı ihramdan çıkmak için traş olmak veya saç kısaltmak gerekir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hudeybiye'de böyle yapmıştır
    106- Muhsar'a ait kurbanın nahr (kurban kesme) günlerinin içinde kesilmesi, İmam Azam'a göre şart değildir; bu günlerden önce ve sonra da kesilebilir
    107- Bir muhsar fakir olsa bile, kurban kesmedikçe ihramdan çıkamaz
    (İmam Şafiî'nin bir görüşüne göre, fakir olan muhsar, kurban yerine on gün oruç tutar Yine İmam Şafiî'ye göre ihsar kurbanı, ihsarın meydana geldiği yerde de kesilebilir)
    108- Bir kimse, Kıran Hacca niyet ederek ihrama girdikten sonra hacdan engellenirse (muhsar olursa), Harem bölgesinde kesilmek üzere iki adet kurban gönderir Bunlardan biri farz haccı, diğeri de umresi içindir Böyle iki kurban kesilmedikçe ihramdan çıkmış olmaz
    109- Hac veya umreden engellenen bir muhrim, gönderdiği kurban ile ihramdan çıktıktan sonra aynı mevsimde hacca veya umreye imkân bulsa, alıkonduğu hacca veya umreye bedel hac veya umre etmesi gerekir Bunlardan birini yapmadıkça ihramdan çıkmış olmaz Çünkü bu muhrim, başlamış olduğu bir haccı veya umreyi kaçırmış olan kimse gibi sayılır
    110- Kıran Hacca niyet etmiş olan kimse, hac ile umreden engellendiği cihetle Harem bölgesinde kesilmek için kurban gönderip de ihramdan çıktıktan sonra, engeller kalktığı için Harem'e gidip umresi ile haccını yapmaya imkân kazansa, üzerine bir hac ile iki umre gerekir Bunlardan bir hac ile bir umre kaza olarak gerekir Çünkü bunlar ihrama girmesi ile kendisine gerekli olmuştur Diğer bir umre de, bunlara ait ihramdan çıkmış olmakdan dolayı gerekir Bu farz hac ile iki umre, değişik zamanlarda yapılabilir
    111- Yalnız umre için ihrama giren bir insan, umrenin rükünleri olan tavaf ile sa'ydan engellenecek olsa, ihramdan çıkmak için Harem bölgesine bir kurban gönderir, bu umresini de ileride imkân bulduğu zaman kaza eder Bu umreye "Umretü'l-Kaza" deriz
    (İmam Malik'e göre, umre yapan kimse, ihsardan dolayı kurban kesmekle ihramdan çıkmış olmaz; çünkü umrenin vakti belli günler değildir, kaçırılmasından korkulmaz)
    112- İhramda olan kimse hacdan engellenmekle kurban gönderip de, ondan sonra engelin kalkması sebebiyle haccı yapmaya imkân kazansa, hemen haccını yerine getirmeye başlar, çünkü aslı yerine getirmeye imkân bulmuştur Bu durumda kurbanına daha kesilmeden yetişirse, ona sahib olur ve onu istediği gibi kullanabilir Çünkü onu kesme zorunluğundan kurtulmuştur
    113- Bir insan Arefe günü Arafat'da durduktan (vakfe yaptıktan) sonra, ziyaret tavafından ve diğer hac işlerinden engellense, bununla muhsar olmaz Çünkü haccını tamamlamaya imkânı vardır, kaçırılmasından korkulmaz Ziyaret tavafı her zaman yapılabilir
    Aksine olarak Arafat'da vakfeden engellendiği halde, yalnız ziyaret tavafına muvaffak olan kimse de muhsar değildir; çünkü haccı kaçıran kimse, tavaf ile ihramdan çıkmış olur İhsardan dolayı kurban gerekmez Kaçırmış olduğu haccı kaza etmesi gerekir
    114- Mikattan farz hacca veya adadığı hacca veya nafileye niyet ederek ihrama giren kimse, arefe günü zevalden sonra Bayram gününün fecrine kadar bir an bile olsa, Arafat'da bulunmazsa (vakfe yapmazsa), hac kaçırılmış olur Artık ihramdan çıkması için umre yapması ve bu haccı da gelecek yıl kaza etmesi gerekir Bu umre için de ayrıca ihram gerekmez O kaçınlan haccın ihramı buna da yeterlidir Bu umreye başlayınca telbiyeye son verir
    Bu kimse eğer Kıran hacca niyet etmişse, iki defa umre yapması gerekir Onun için iki defa tavaf eder ve iki defa da Safa ile Merve arasında sa'y eder Bunların birincileri, niyet edilmiş olan hac ile umreye bedeldir İkincileri de, haccın ihramından çıkmak içindir Bu ikinci umreye başlayıp Hacer-i Esved-i selâmlaması anında telbiyeye son verir
    115- Bedel (naib) olarak ihrama giren kimse, hacdan engellense, Harem'e gönderilecek olan kurbanın bedelini ödemek âmire gerekir Çünkü âmirinin adına bu işe katlanmıştır Bundan kurtulmak için âmirinin yardımına ihtiyacı vardır Bu durumda naib, âmirinin malından yapmış olduğu harcamaları ödemesi gerekmez Çünkü bu bir arızadır, naibin isteğiyle olan iş değildir Fakat bir naib, hac yasaklarından birini kendi iradesiyle yapacak olursa, gereken kurbanın bedeli kendisine ait olur Çünkü yasak olan o işi, kendi iradesi ile yapmıştır



  10. 24
    Resûlullah Efendimizin Kabrini Ziyaret
    116- Hac yolculuğunda bulunanların Medine-i Münevvere'ye giderek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin Mescid-i Şeriflerini ve Kabr-i Saadetlerini ziyaret etmeleri pek önemli bir görevdir
    Bazı alimlerin açıklamalarına göre, önce hac görevini yerine getirmeli ve bu sebeble Yüce Allah'ın bağışlaması ile günahlardan arınmalı da ondan sonra Hazret-i Peygamberin ziyaretine gitmelidir Bununla beraber Hac yapmadan önce Medine-i Münevvere'ye gidilebilir
    117- Şam yolcuları gibi, Mekke'ye gitmek üzere yolları Medine-i Münevvere'ye uğrayanlar için önce Peygamber Efendimizi ziyaret etmek bir görevdir Allah'ın rahmetine kavuşmaya bir vesiledir Bunu bir an önce yapmamak bir gevşeklik sayılır Bu ziyaret, namazların evvellerinde olan sünnetlere benzer Bu durumda hac ve umre için ihram sonraya bırakılmış olur Mekke'ye gidileceği zaman, Medine'liler gibi Zülhuleyfe'den ihrama girilir Medine halkının Mikat'ı Zülhuleyfe'dir
    118- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin nur dolu Kabri Saadetlerini ziyaret, Allah rızasına kavuşmanın en faziletlisi ve en şereflisidir Nasıl olmasın ki, bütün kâinat, o şanı büyük peygamberin nurundan yaratılmıştır Bütün beşeriyetin en büyük ve en muhteşem rehberi (öncüsü) O'dur Bütün insanlara Yüce Allah'ın hak dinini, mübarek kitabını tebliğ ederek onları hakdan, faziletten ve gerçek medeniyetten haberdar eden O'dur
    119- Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, şanı yüksek bir Peygamderdir ki, onun temiz hayatı, bütün işleri ve kutsal sözleri bütün insanlık âlemini hayrete düşürecek bir fazilet ve hikmet kaynağıdır
    O, öyle değeri yüksek bir peygamberdir ki, bütün insanlığın selâmet ve mutluluğuna çalışarak yeryüzünde en mutlu bir devrim meydana getirmiştir
    O, öyle büyük bir peygamberdir ki, saadet dolu kabrinde her an İlâhî nurlar parıldayıp durmaktadır
    O, öyle yüksek bir varlıktır ki, onun saadet Mescidi bir güven yeri olup nurlu kabri ile mübarek minberi arası Cennet bahçelerinden hoş bir bahçedir
    O, öyle yüce bir Peygamberdir ki, mübarek vücudunun topraklarına sonsuz bir şeref ve üstünlük vermiş olduğu pak belde, İlâhî vahyin son tecelli yeri olup içinde İslâmiyetin binlerce kutsal anılarını ve şerefli olaylarını saklamaktadır Artık hayat ve yaşantısı kutsal olan Peygamberin şeref dolu kabirlerini ziyaret etmek önemli bir görev olmaz mı?
    120- Resûlullah Efendimizin şerefli kabirlerini ziyaret etmenin faziletine nihayet yoktur Bir kudsî hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur: "Beni, ahirete göç edişimden sonra ziyaret eden, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacibdir" Bunun için her müslüman ve özellikle hacca giden her iman sahibi, büyük bir engel karşısında kalmadıkça, muhakkak gidip Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi ziyaret etmelidir
    Bütün Peygamberlerin sonuncusu olan O büyük Peygamberin yüceliği sayesinde hak ve hakikattan haberdar olup hidayete ve mutluluğa eren bir müslüman nasıl olur da, mübarek Hicaz bölgesine gitmişken o kutsal Peygamberin, o eşsiz nimet sahibinin pak kabrini, yüksek Mescidini ve mübarek beldesini ziyaret etmeksizin yurduna dönebilir
    Üstelik bir hadis-i şerifde: "Beytullah'ı ziyaret edip de beni ziyaret etmeyen, bana eziyet etmiş olur," buyurulmuştur
    Diğer bir hadis-i şerifin anlamı da şöyle: "Durumu elverişli iken beni ziyaret etmeyen bana eziyet etmiş olur"
    121- Medine-i Münevvere'ye gideceklerin gözetmeleri gereken bazı haller vardır Şöyle ki:
    1) Medine-i Münevvere'ye gidecek olan kimse, Peygamber Efendimizin kabr-i şerifini ve Mescidini ziyaret niyetinde bulunmalıdır Yolda sık sık Salât ve Selâm okumalı, mübarek beldeye yaklaşınca yıkanmalı, yeni elbiselerini giymeli, yenileri yoksa yıkanmışları giymeli Bir zaruret yoksa piyade olarak edeb ve saygı ile yürümeli O nurlu bölgeye girince de, duaya başlamalı Kâinatın Efendisi olan Peygamberin hicret ettiği, Cibrîl-i Emîn'in son İlâhî vahyi indirmiş olduğu kutsal bir beldede bulunma şerefine kavuştuğunu düşünerek Salât ve Selâm'a devam etmelidir
    2) Medine-i Münevvere'ye girerken Besmele ile:
    "De ki: Rabbim! Beni herhangi bir yere girdirirken, doğru ve mükemmel bir girişle girdir Beni her nereden çıkarırsan doğru ve makbul bir çıkarışla çıkar ve bana kendi tarafından yardımcı olacak hak bir kuvvet ver," gibi bir âyeti kerîme okumalı ve şöylece Yüce Allah'a yalvarmalıdır:
    "Rabbim! Bana rahmetinin kapılarını aç, Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem'in ziyaretini bana nasîb et, velilerini ve sana itaat edenleri rızıklandırdığı gibi Beni bağışla, bana merhamet et; ey kendisine yalvarılanların en hayırlısı!"
    3) Peygamber Efendimizin Mescid-i Saadetleri görülünce, tam bir tevazu ile salât ve selâmı artırmalı Mescidin içine girince, orada minber-i şerifin yanındaki direk sağ omuz hizasında olmak üzere "Tahiyyetü'l-Mescid = Mescide hürmet" olarak iki rekât namaz kılmalıdır Çünkü orası Peygamber Efendimizin durdukları mutlu yerdir Bu minber ile Kabr-i Saadet arasındaki alan, bir Cennet bahçesi demektir
    Bu nimete kavuşmaktan dolayı iki rekât da şükür namazı kılmalı Hatırlanan ve bilinen dualar okunmalı Kimse aleyhinde dua etmemelidir
    4) Sonra Resulü Ekrem Hazretlerinin Kabr-i Saadetlerine, mübarek ayakları tarafından gidip şerefli yüzleri karşısında üç metre kadar uzakta edeb ve huzur içinde durmalıdır O şanı büyük peygamberin nurlu bakışlarının kendisine yöneldiğini, selâmını alacağını, dualarını işitip "Amîn" diyeceğini düşünerek şöyle selâm vermeli, hayırlı şeyler hakkında dua etmelidir:
    "Esselâmü aleyke eyyühennebiyyu ve Rahmetullahi ve berekâtühu Esselâmü aleyke ya seyyidî, ya Resûlallahi, esselâmu aleyke ya Habîbellahi"
    Resûl-ü Ekrem Efendimize tebliğ edilmek üzere bazı kimseler tarafından emanet edilen selâmlar varsa, onları da o kimseler adına Peygamber Efendimize arzetmelidir
    Kabr-i Saadet önündeki duvara yaklaşıp el sürmekten ve yüksek sesle dua etmekten sakınmalıdır Çünkü bunlar hürmete aykırıdır
    5) Bu ziyaretçi bir metre yürüyerek Ebu Bekir El-Sıddık (radıyallahu anh)'ın mübarek başları karşısında durmalı Şöylece selâm ve hürmetlerini sunmalı:
    "Esselâmü aleyke ya halifete Resûlillahi Esselâmü aleyke ya sahibe Resûlillahi ve enîsihi fîlğari ve refîkıhi fil-esfari ve emînihi alel'esrari cezakellahu tealâ hayren" (1)
    Sonra bir metre daha yürüyerek Ömeru'l-Faruk (radıyallahu teâlâ anh)'ın mübarek başları karşısında durmalı Şöyle selâm ve hürmetlerini arzedip dua etmelidir:
    "Esselâmu aleyke ya emîrel-mü'minin, ya nasıre'l-müslimin Esselâmu aleyke ya müşettite şemlil-müşrikîn Cezakellahu Teâlâ anna hayrelcezai" (2)
    Bundan sonra yine dönüp Resûl-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek huzurları karşısında bir mikdar daha salât ve selâmda bulunmalıdır
    6) Bundan sonra da ashab-ı kiramdan Ebû Lübabe (radıyallahu teâlâ anh) Hazretlerine nisbet edilen ve Kabr-i Saadetle minber-i şerif arasında bulunan direğin yanına gelerek kerahet vakti dışında dilediği kadar nafile namaz kılmak, tevbe ederek Yüce Allah'dan dileklerde bulunmalı
    Rivayet edildiğine göre, Ebû Lübabe (radıyallahu anh) Hazretleri Tebük savaşına katılmamış Bundan dolayı pişman olup tevbesinin kabul edilişi zamanına kadar kalmak üzere kendisini bu direğe bağlamıştı Tevbesinin kabul edildiği müjdesi üzerine bundan kurtulmuştu
    7) Ziyaretçi bundan sonra Mescid-i Saadet'de "üstüvane-i Hannane" denilen direğin yanına varmalı, orada da namaz kılarak salât-selâm etmeli
    Resûl-ü Ekrem Efendimiz, Mescid-i Saadet'de daha minber yapılmadan mihrab civarında bulunan hurma ağacından bir direğe dayanarak hutbelerini okurlardı Hicretin sekizinci yılında minber yapılınca hutbelerini bu minberden söylemeye başlamıştı Hazret-i Peygamberin o direkten ayrılışından dolayı bu mübarek direk bir mucize olarak inilti yapmakla Hazret-i Peygamber Efendimiz minberden inerek onu kucaklamış ve sükûnete kavuşturmuştu Halen onun bir nişanı olan bu direk, Hazret-i Peygamberin emri ile minberin altına gömülmüştür
    8) Ziyaretçi, bundan sonra da Bakî mezarlığına gitmeli Fatımetüzzehra (radıyallahu anha) validemizin mescidinde namaz kılmalıdır Bu mezarlıktaki mübarek şehidlerin ve İslâm mücahidlerinin, birçok Ashab-ı Kiram'ın kabirlerini ziyaret etmeli, özellikle orada gömülü bulunan Hazret-i Abbas'ın, Hazret-i Osman'ın, Peygamberin pak zevceleri validelerimizin ve muhterem mahdumu Hazret-i İbrahim'in, Hazret-i Hasan ile Zeynül Abidin ve Muhammed Bakır ile Caferi Sadık Hazretlerinin kabirlerini ziyaret edip onların fazilet ve çalışmalarını düşünmeli, onların güzel çalışmalarına ve iyi ahlâklarına kavuşma dileğinde bulunmalıdır
    Peygamber Efendimizin halası ve Zübeyr İbni Avvam'ın annesi Hazret-i Safiyye ile Hazret-i Ali'nin annesinin kabirleri de Bakî kabristanı yanındadır
    9) Bundan sonra Uhud dağı tarafına giderek Şehidlerin Efendisi Hazret-i Hamza (radıyallahu teâlâ anh) ile diğer Uhud şehidlerinin mübarek kabirlerini ziyaret etmeli Ondan sonra cumartesi günü Kuba Mescidine gidip iki rekât namaz kılmalı Kapısının yanında bulunan Eris kuyusunun suyundan içmelidir Daha sonra da Sel dağının bir parçası üzerinde bulunan Mescid-i Fethi ziyaret etmelidir
    Resulü Ekrem Efendimiz her cumartesi günü Kuba Mescidine giderdi Bu mübarek mescidin ilk taşlarını önce Peygamber Efendimiz, sonra Hazret-i Sıddık, sonra Hazret-i Ömer, sonra Hazret-i Osman koymuştur Peygamber Efendimizin mübarek yüzükleri Hazret-i Osman'ın elinden hilâfeti sırasında bu "Eris" kuyusuna düşmüş ve bir daha bulunamamıştı
    10) Sonuç: Bir hac yolcusu Medine-i Münevvere'de bulundukça buradaki mukaddes makamları ziyaret etmeli Özellikle Mescid-i Resûl'e devam etmeli, orada namazlarını kılmalıdır Resulü Ekrem'in Kabr-i Saadetlerini ziyaret etmeyi büyük bir nimet ve ganimet bilmelidir
    Hazret-i Peygamber Efendimizin komşularına bir şeyler ikram etmeli Mekke-i Mükerreme'ye veya memleketine gideceği zaman Hazret-i Peygamberin mescidinde iki rekât namaz kılarak veda etmeli Dilediği hayırla dualarda bulunarak tekrar tekrar salât ve selâm okuyarak hürmetlerini arzetmeye çalışmalıdır Bunları yapmak müstahab, güzel görülmüştür
    Feyiz ve yardımına nihayet bulunmayan Allah Tealâ Hazretlerinden niyaz ederiz ki, bu ziyaret şerefine bizleri de kavuştursun, amîn



hac konusunda mezheplerin görüşleri,  hanefi mezhebi bayan için ihram yasakları,  hacla ilgili mezheplerin görüşleri,  hanefide hac,  hanefi mezhebinin uygulanış biçimi,  hanefi mezhebinde hac farkliliklari,  hanefilerde hac