Hac ve İlgili Konular ve İslamda Hac ve Önemi Forumundan Harameyn ArmaĞani Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Harameyn ArmaĞani

    Reklam




    HARAMEYN ARMAĞANI
    Rabbimiz çok şükür beytini, ilk mescid, mü’minlerin kıblegâhı, yeryüzünün en şerefli mekânı olan Kâbe’yi ve Habibini ziyareti bu yıl da bize nasib etti Sömestr tatilini fırsat bilip, Ramazan ayının son günlerinde Mekke’ye vasıl olduk Peygamber Efendimizin (sa) yabancı bir beldeye girerken okuduğu dua, “Allahümme callî biha kararâ, verzuknî rızkan halâlâ” dilimizde, gönlümüz secdede o necib ve pâk topraklara vardık Allah’ın (cc) selâm ve rahmeti sözlerimizin, nefesimizin adedince Habibinin, onun Ehli beytinin ve Ashab-ı güzininin üzerine olsun
    Hac ibadeti İslâmın beş şartından biri olup, âyet ve hadislerle bu ibadetin önemine işaret edilmiştir Hac ve umre ile Allah’ın rızası gözetilir “Şüphesiz âlemler için, çok feyizli ve ayn-ı hidâyet olmak üzere konulan ilk ev (ma’bed) elbette Mekke’de olandır Orada apaçık alâmetler, İbrâhim makamı vardır Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur Ona yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hac (ve ziyaret) etmesi Allah’ın insanlar üzerine bir hakkıdır Kim ki küfrederse şüphesiz ki Allah âlemlerden mustağnidir (Al-i İmran, 96/97)” ayetiyle farz kılındıktan başka, haccı teşvik eden önemli hadis-i şerifler vardır
    Peygamber (sa) Efendimizin “Kim açık (ta görülen) bir ihtiyaç, (yolculuğuna) mani olan bir hastalık veya zalim bir hükümdar engellemediği halde haccetmezse, dilerse Yahudi, dilerse Nasrânî olarak ölsün” buyurduğu kıymetli hadis-i şerif, haccın İslâm’ın şiârı ve müslümanları diğer din mensuplarından ayıran temel esaslardan biri olduğunu ne güzel ifade ediyor
    Hz Peygamber (sa) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde: “Allahım hacca gideni ve hacca gidenin kendisi için dua ettiği kimseyi bağışla” diye niyâz etmiştir “Hacca ve umreye gidenler, müslümanları temsîlen Allah’ın huzuruna giden heyetlerdir Allah’a dua ederlerse kabul eder, günahlarının bağışlanmasını dilerse, bağışlar”, “Hacdan gelen biri ile karşılaştığında selâm ver Onunla musafaha et ve evine girmeden önce senin için Allah’dan mağfiret dilemesini iste Çünkü onun günahları bağşılanmıştır” gibi hadis-i şerifler, Zü’l Celâl-i vel İkrâm’ın bir lütfu ihsanı olarak son yıllarda çok kolaylaşmış olan hac ve umre ibadetinden faydalanmayı gerekli kılıyor
    Mevsimi gelince çaresiz ve zorunlu, göçmen kuşlar misâli kanatlanıyor, rahmet ve mutluluk beldelerine koşuyoruz O ne kudretli mıknatıs, o ne güçlü câzibe ki, dayanılmaz, karşı konmaz bir mecburiyetle iradesine boyun eğdiriyor Sonraki ziyaretin yakıcı hasretiyle günleri saymak, çöle düşmüş menba arayan biçarenin susuzluğuyla kavrulmak ne büyük çile Allahım! O bahtiyar topraklar ve mübarek mekânlarda öyle mutluluk ve huzur hazineleri saklı ki, baht ve talih güleryüz gösterip bir defacık ziyarete nail olanlar, hiç farkına varmadan Haremeyn’in tiryâkisi, felâh bulmaz tutkunu kesiliyorlar Ya Rabbi! Aşkımızı, iştiyâkımızı arttır! Bize daima açık tut o beldelerini! Ta ki rızana erişelim!
    Ramazan-ı Şerif’in 27 gecesi Mekke’ye ulaştık Mekân ve vasıta değiştirdiğimizde ve bütün yolculuğumuz sırasında telbiye getirdik “Lebbeyk!” dedik “Buyur, buyur Allahım senin şerikin ve nâzirin yoktur Hamd de senin, mülk de senindir” sözleriyle Rabbimizin davetine içten, gönülden icâbet eyledik Telbiye ihrâmın nişânesi, hacının parolasıydı Kabe’ye vardığımda vakit gece yarısını çoktan geçmiş, terâvih ve teheccüd namazları tamamlanmıştı O kutsî mekân kısmen tenha idi Mescid-ül Harâm’a Kâbe-i Muazzama’yı ve orada bulunan Allah dostlarını, onun nazlı kullarını selâmlayarak dahil oldum Hacerü’l Esved karşısında umre tavafı için hazırlandım Başımı kaldırıp Beytullah’a baktığımda, her defasında içimi ürperten heybet ve azamet hali, yerini, ziyaretçileri kucaklamaya hazır dost bir veche bırakmıştı “Bismillah, Allahu Ekber!” diye selâmıma, kalbimin gümbürtüleri cevap verdi Kainatın kalbi Kâbe, Hacerü’l-Esved ise ilâhi tecellileri alan kalbdeki siyah nokta idi Allah’ın Habibi, enbiyânın ve aşıkların busegâhı için bakın ne buyurmuştur: (İmamı Gazâli’nin Tirmizî’den naklettiği hadis-i şerif “Hacerü’l Esved, cennet yakutlarından, kıymetli taşlardan bir taşdır Kıyamet gününde iki gözü ve söyleyen dili olduğu halde haşrolacak, kendisine hakkıyla ve sadakatle istilâm edenlerin lehine şehâdet edecektir” Hacerü’l-Esved, bir başka ifade ile güzel bir yüzde, bütün nazarların yöneldiği sevimli, can alıcı bir ben gibidir Tasavvuf ehli “Kâbe, insan-ı Kâmil’in gönlüdür” şeklinde tanımlamışlardır Tefekkür denizinde mânâ derinliklerine kulaç atarak, o mukaddes mekânın derûnî güzelliklerine nüfûz etmeye gayret ettik
    Hacerü’l-Esved, etrafını çevreleyen gümüş kasnak içinde muhafazaya alınmasına rağmen, asırlardır öpüle öpüle aşınmış, son yıllarda iyice çukurlaşmıştır İçinde yeşil ve bej rengi benekler de tesbit ettiğim, lâtif rayihalar neşreden yanağına, bu yıl da dudaklarım hasret kaldı Kıskanç ve bencil aşıklarının dalgalar halinde hamleleri, yakınına sokulmama imkân vermedi
    “Bir umre, diğer bir umreye kadar geçen zaman içerisindeki günahlara kefarettir” hadisîne riayetle, (Buhari, Müslim ve Tirmizi’den rivayet edilmiştir) umrelerimizi arttırmaya gayret ettik Zemzem ve hurma ile Kabe’de oruç açmanın tadı hâlâ damağımızda Güneşin kızıllıklar saçarak semâyı terkettiği saatlerin sükûnet ve lezzeti, sözle anlatılacak gibi değil Rabbine itaat edenlerin tevekkülü, sabrı, o kısacık iftar yemeğinin telâş ve neş’esiyle karışıyor Türkiye camiilerindeki terâvih namazlarını düşünüyorum Sanki hayatın hızlı akışına uydurulmak isteniyor, bir yere yetişecekmiş gibi süper sür’at kılınıyor Neden bizde de, Hicâz’da ve bazı müslüman ülkelerde (meselâ Pakistan’da) uygulandığı şekilde Hatimle edâ edilmiyor? Niçin imamlarda “hâfız” olmak şartı aranmıyor? Herhalde devlet büyükleri, üniversiteli ve İHL’li gençkızların başörtüleriyle uğraşmaktan, beyinlerin tezyinini akıl edemiyorlar
    Teravih namazını Mescid-i Haram’ın Safa ve Merve tarafında, kadınlar bölümünde edâ etmiştim Otelimiz Mesfele’de, Kâbe’ye yarım saat mesafedeydi Sahur yapmak ve bir süre dinlenmek için teheccüdü beklemeden dönmeye karar verdim Büyük otellerin karşısına geldiğimde müezzin, güzel bir sedâ ile teheccüd namazına davet etti Mescid-i Haram’ın teras da dahil tamamı, dışarıda ise caddelere kadar beyaz mermer döşeli avlu saf tutan cemaatle dolmuştu Seccadesini yan sererek benimle paylaşan Mekke’li bir hanımın yanında, namazın ilk iki rekâtına uydum Kur’an tilâvetinin gönül yakan ahengine dalmıştım ki biri sırtıma dokundu Omuzum da dürtülünce, ileriye geçmek için yol istiyorlar sandım Az sonra ısrarlı dürtüklemeler arttı Fakat bunun gömleğimle tenim arasında kıpırdayan bir şeyden ileri geldiğini dehşetle farkettim Elektrik donanımının parlak aydınlığında rükûa, secdeye giden cemaatle birlikte hareket eden başka bir kalabalık vardıBunlar uçuşan, sıçrayan 10-12 cm boyunda çekirgeler ve daha küçük kara böceklerdi Kara böceklerin gerisinde 1 cm kadar iğneleri bulunduğunu hatırlayınca vücudumun ürpermesini engelleyemedim Ben, Allah’ın beytinin bir misafiri idim Mescid’in dışında olmama rağmen, yeryüzündeki ilk mâbedin emn-ü emânı beni de kapsar mıydı acaba? Selâm verildikten sonra sırtımdaki nesneyi düşürmeye çalıştım Fakat o hareketlerime karşı direniyor, derime ayaklarıyla sımsıkı yapışıyordu Nihayet kadınlar tuvaletinin kabininde onu özgürlüğüne kavuşturdum Neyseki bir çekirge imiş
    Gündüzleri Kâbe’yi insanlardan başka kırlangıçlar, yeşil kelebekler ve Beyt-i Mâmur’un çevresinde dolanan meleklerden ilhâm alan çaylaklar tavaf ediyor Geceleri ise çekirgeler ve karaböcekler onların yerini alıyor Bu gelişimde çekirgelerin büyük ilgi ve rağbetine mazhar oldum Her ne kadar “Ben sizin bildiğiniz hanımlardan değilim Böyle samimiyetten hoşlanmam” dediysem de dinletemedim Tavaf sırasında başörtümün altına, gömleğimin içine doluşmaktan geri kalmadılar
    Bitki ile beslenen, protein kaynağı olan çekirgeleri hor görmemek gerekir İngiliz destekli isyancıların kuşatması altındaki Medine’nin müdâfaası sırasında, açlıktan kırılma raddesine gelen askerlerimize gıda olmuşlardır Medine’nin teslim teklifi geldiği zaman, sadık, vefâlı komutan Fahreddin Paşa, Hücre-i Saadete giderek eşiğine yüz sürmüş, “Yâ Rasûlallah, ben sizi nasıl düşmana teslim ederim?” diye ağlayarak gözyaşları dökmüştü ve aylarca Medine’nin savunmasını sürdürmüştü Cephane ve erzak tükenince son çare olarak askerlerimize kavrulmuş çekirge dağıttırmıştı1
    Fahreddin Paşa’nın (1916 ve 1919 tarihleri arasında) Medine müdâfaası esnasında, şehrin hasta ve fakirlerine her sabah yiyecek ve süt dağıttığı, Osmanlı yapısı olan sebil binası hâlâ yerinde durmaktadır Haremeyn Türk eserleri ve izleriyle doludur Arafat yönünden Mekke’ye girişte Osmanlı kışlası, II Abdülhamid Han’ın döşettiği Arabistan demiryolunun sona erdiği yerde aynı sultan tarafından yaptırılan Haydarpaşa garının benzeri Medine Tren İstasyonu ve buradaki Türk Camii, Kanûnî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın katkısı bulunan Arafat ile Mekke arasındaki su bendleri, zamanın tahribatına sabırla karşı koyuyorlar Bütün bunlar Türklerin mukaddes topraklara, Allah’ın Habibine ve İslâm dinine sevgisinin bağlılığının tezahürleridir Zamanımızda ise Türk mimarlarının eseri camiiler, yollar, tüneller vs Haremeyn’in bütün çehresini değiştirmiş ve yenilemiştir
    Geçtiğimiz yıl yurdumuzda cereyan eden hadiseler, milletin bağrını yakmıştır ve içi kan ağlamaktadır Milletin diniyle, imânıyla oynanıyor Kur’an kurslarının kapatılmasından, başörtüsü zulmünden sonra iş, Türkçe ezan, Türkçe namaz tartışmalarına vardırılmıştır Ramazan boyunca akın akın mübârek topraklara gelen insanlarımız Kâbe’nin, Peygamberler Efendisinin huzurunda, ciğer yangınlarını dua suyu ile sulamış, dua yağmurlarını memleketimize yağdırmışlardır Duaların kabul gördüğü mekânlarda, tanıştığımız Türkler’den “Keşke memleketimiz için de dua etseniz!” diye kime hatırlattıysam sözlerimi tam bir içtenlikle “Biz çok dua ettik, çok dua ettik” diye karşıladılar Memleketimizde isimlerini söylemeye cesâret edemediğimiz müslüman kardeşlerimizi de dualarımıza kattık “Kudüs Gecesi” düzenleyenlerin çarptırıldığı cezâlardan sonra, hangi imam, cemaatini Filisitinli müslümanlar için duaya davet edebilir? Arafeden bir gece önce, Kâbe’nin bülbül sesli imamı terâvih namazının son rekâtı kıyâmında, hatmolan Kur’an’ın duasını yaptı Yüzbinlerce insanın ellerini göğe açtığı, ilâhi rahmetin saçıldığı o değerli vakitte, kalblerimizin duygularına, bütün gönül yangınlarımıza tercüman oldu Sanki zaman, devrân durmuştu Canlar, ruhlar cem halinde, “Amin!” dedik hepsine Filistinli, Cezayirli ve bütün mağdur müslümanlar da duadan nasibini aldılar Gözyaşlarından seller gönüllerimizi yıkayıp gözlerimizden yol buldu İhrâmımın göğsü, başörtüm sırılsıklam olmuştu “Varsın aksın gözyaşlarım, dem bu demdir” dedim Etrafımda hıçkıran, yutkunan kalabalık da benden farklı durumda değillerdi
    Bayram sabahı Mescid-il Harâm’ın ikinci katında, Kâbe’ye nâzır bir sütunun önünde kendime yer buldum Bu Kâbe’de yaşadığım ilk Ramazan Bayramıydı İki gün öncesinden Kâbe örtüsü silinip temizlenmiş, bütün hazırlıklar tamamlanmıştı Sürûr veren, içimine doyulmayan soğuk zemzem, depoları, hususî kabları içerisinde kalabalık arasına uygun şekilde yereştirilmişti Hava yavaş yavaş aydınlanıyordu Namaz vaktine kadar müezzin efendiler, cemaatin iştirakı ve 5’er 10’ar dakika ara ile tekbir getirdiler Tekbiri takiben “Allahu ekber kebîrâ, velhamdülillâhi kesîrâ, vesübhanallâhi bükreten ve asîlâ Ve sallallahü ala seyyidinâ Muhammed Ve âlihi ve sahbihi ve sellim teslimen kesirâ” tesbih ve salevâtını okudular Sonra Mescid-il Harâm’ın ruhanî atmosferinde bayram namazı edâ edildi Selâm verildikten sonra etrafımızda oturanlarla, tanıdık veya yabancı farkı gözetilmeksizin musafaha yapıldı, tebrikleşildi Şekerler, çikolatalar ikrâm edildi Kâbe hizmetlilerine bahşişler verildi İçimde çocukluğumdaki bayramlara has bir sevinç vardı Bir süre daha oturup Kâbe ile bembeyaz giysilerle bezenmiş, ya da ihrâmlı halde tavaf yapan muazzam kalabalığı seyrettim
    Haremeyn günlerimizin birinci Cuma’sını Kâbe’de, ikincisini ise Medine’de Efendimiz (sa)’in huzurunda yaşayacaktık Cuma namazından bir buçuk, iki saat önce otelden ayrıldığım halde, yolda geçen zaman yüzünden Mescid-il Harâm iyice dolmuş, kapılarından taşan kalabalık dışarıda makinalarla yıkanmış tertemiz, beyaz mermerler üzerine dizilmişti Kapılardan bazılarına gittim, içeriye girmeye teşebbüs ettim Fakat ne mümkün! Kmlerce uzak bir memleketten hasretle gelip, kapı dışında kalmaya asla katlanamazdım Güzel bir yer ihsan etmesi için Rabbime sığınarak, ikinci kata çıkmak üzere yürüyen merdivenlere yöneldim Bu merdivenlerden, kadınlara yasak olduğunu öğrenene kadar epeyce faydalanmıştım Haremeynde erkekler beyaz entari, beyaz başörtüsü taşımaktaydılar Çoğunluk benim boyumda idi Beyaz başörtüm ve ihrâmımla erkeklerin arasında farkedilmeden 2 kata çıktım Allah’ın lütfu ikrâmıyla kadınlar mahallinde Kâbe’yi gören bir yer benim için hazır duruyordu Cuma namazını Kâbe’yi seyrederek mutlulukla kıldım Bütün ikrâmları, ihsanları için Allah’a şükürler, hamd ü senâlar olsun
    Turizm şirketi, Mekke’deki ziyaret yerlerine topluca geziler düzenlemişti Bundan ayrı olarak küçük bir grupla Sevr dağında, Resûlullâh (sa) Efendimiz ve Ebubekir Sıddık (ra) Hazretlerinin şereflendirdiği mağarayı ziyaret de kısmet oldu Sabah namazını o mübarek dağın eteğinde bir mescidde edâ ettik Alacakaranlıkta, Afyon ilimizden Hicâz’a gelen üç otobüs dolusu Türk hacısıyla birlikte zirveye doğru yola çıktık Sevr dağı, bitişiğindeki daha alçak ikiziyle birlikte basık, kütlevi bir görünüme sahipti Ancak yükseltisi hiç de aşağıdan görüldüğü kadar az değilmiş O sabah tepesi, Anadolu’da “başı dumanlı dağlar” şeklinde tarif edildiği üzere kesif bir sis içinde kaybolmuştu Merdiven basamakları halinde düzeltilen ve zikzaklar çizerek yüselen dağ yoluna çıkışımız oldukça rahattı Ayağımdaki şıpıdık terlikleri çıkarmama bile gerek kalmadı Oysa geçen yıl Cebel-i Nur’a tırmanırken kendimi usta bir dağcı gibi hissetmiştim Zirvede iki mağara vardı Biri, ancak peşpeşe emekleyerek geçebileceğimiz kadar dar, uzun ve karanlık, koca koca kayalarla inişli yokuşlu idi Burada Peygamber (sa) Efendimiz’in mübarek başını sadık arkadaşının dizine koyup, istirahat edişini hayalimde canlandıramadım Diğeri rivâyete daha uygun görünüyordu Küçük, basık ve zemini düz olup iki hanım oturur vaziyette imâ ile namaz kılabildik Mağara kapısına yaklaşıp, hakikat güneşi Efendimiz (sa) ve refikini farketmemek bir mûcize idi Aslında Allah’ın Habibi’nin bütün hayatı baştan sona bir ayet, bir mûcize değil midir? Güvercinin yuva ve yumurtası, örümceğin ağ ile kapadığı, mağaranın ağzından çok, müşriklerin gönül gözleriydi Kalb gözleri kör olduğu için, zâhiren de göremediler Her iki mağaranın da aksi yönde ikinci bir çıkışı bulunuyordu Ebubekir Sıddık (ra) yakalanmak endişesiyle heyecanlanınca Efendimiz, diğer tarafta mağara önüne kadar uzanan Kızıldeniz’i ve kapı ağzında bekleyen sandalı göstererek onu teskin etmişti Biz her iki mağarayı da orada yaşanan hakikatlere hürmeten sıdk-ı kalble ziyaret ettik Doğruyu ancak Allah (cc) bilir
    Medine’ye geldiğimizde Ramazan umrecileri dönmüşler, Mescid-i Nebevî tenhâlaşmıştı Bilmiyorum dünyada, Allah’ın Habibi’nin huzurunda bulunmaktan daha büyük saadet var mıdır? Medine’deki dostlarımızla görüşmek ayrı bir mutluluk vesilesiydi Her ziyarete gelişlerinde bizim de selâmımızı Efendimiz (sa)’e iletmek hususunda söz aldık kendilerinden Mahbûb-i Hüdâ, “Bana selâm veren hiç kimse yoktur ki, Allah ruhumu ondan haberdar etmesin” buyurmuştu Biz de bu delile dayanarak, “Allah’ın selâm ve rahmeti, sözümüzün, nefesimizin ve bütün zerrelerin adedince Onun Zâtı, Ravza-i Mutahhara’sı, ailesi ve ashâbı üzerine olsun” diye niyâz ediyoruz
    Uhud şehidleri, Hendek savaşının yapıldığı yerleri ve Kubâ Camii’ni ziyaretle feyz aldık Mescid-i Kıbleteyn’in ziyareti sırasında Erzurum kafilesinden, Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmasında Türkiye 2 liğini kazanan, İmam Hatip Lisesi öğrencisi Bünyamin Tavlaşoğlu’nun ruhumuza işleyen Kur’an tilâvetini dinledik “Maşâallah”lar ve hayır dualarla mukabele ettik
    Dönüşümüze iki, üç saat kala, oda arkadaşlarımızın tanıdığı, Medine’ye yerleşen bir Türk ailesinin, her yıl hacca gittikleri minibüsle Ebû Lübâbe, Selman-ı Fârisî Hazretleri ve bazı sahabelerin hurma bahçelerini, Peygamber (sa) Efendimiz’in su içerek başında dinlendiği kuyuyu ve daha önce görmediğimiz ziyaret yerlerini gezdirmeleri ve bizi bilgilendirmeleri, Harameyn ziyaretimizin balı, kaymağı oldu Ayrıca hurma ağaçlarının gölgesinde kadınlara ve erkeklere ayrı sofralar açarak, öbek öbek pilâv, kızarmış tavuklar, baklavalar ve meşrûbâtla doyasıya ağırladılar Allah ömürlerine ve keselerine bereket ihsân etsin
    Yaşadıklarımız, “Demedim mi? Demedim mi? Âşık sana söylemedim mi Bu bir demdir gelir geçer, duyamazsın demedim mi?” dizelerini hatırlatıyor Allah o kıymetli an içindeki yakınlığı, sırları duyabilmeyi, hissedebilmeyi
    nasib eylesin Bütün hayırlar, iyilikler üzerinize olsun
    --------------------------------------------------------------------------------
    KAYNAKLAR:
    1) Medine müdafası, Naci Kâsif Kıcıman Sebil Yay (İstanbul 1994)
    Nesrin ZEREY




    Paylaş
    Harameyn ArmaĞani Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Hacca gitme şartları bulunduğu halde ve kral ya da devlet büyüğü tarafından engellenmediği halde haca gitmese Yahudi ya da Hristiyan ölse bile fart etmeyeceğini peygamber efendimiz buyurmaktadır.