Eğitim Bölümü ve İslamda Eğitim Forumundan Mustafa ıslamoglu:modern Egıtımın Yanlısları Ve Yenı Bır Egıtımın Esasları!!! Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Mustafa ıslamoglu:modern Egıtımın Yanlısları Ve Yenı Bır Egıtımın Esasları!!!

    Reklam




    Mustafa islamoğlu:
    1- Modern eğitim, değer değil fiyat esasına dayalıdır. Vücudu değil mevcudu öncelemektedir. Eşyanın mahiyetini atlayarak hüviyetine yoğunlaşmış, orada da durmayıp işlevinde karar kılmıştır.
    20/10/2009 - 03:29
    Dolayısıyla eşyanın hakikatini bilmeye ilişkin bir derdi yoktur. Eşyanın kullanımına göz dikmiştir. Oysaki yer, gök, toprak, su vd. “mevcud”u temsil ederler. Bunlar arasındaki ortak nokta “vücud”dur. Modern eğitim meyveyi nasıl taşlayacağımızı öğretiyor, ağacın bütün içindeki anlamını merak bile etmiyor. Modern akıl mevcuda kilitlenip vücudu göremiyor. Oysa ki formda ayrı ayrı, alakasız görünenler vücutta bir olur. Varlık, yaratanına şahittir. Bu şahitlik eşyanın mevcudu ve hüviyeti üzerinden değil, eşyanın vücudu ve mahiyeti üzerinden kavranabilir.
    2- Tek dünyalıdır. Bilgiye sahipsiz bir şey muamelesi yapar. Bunun için de bilginin çalınabilecek bir şey olduğunu düşünür. Bilgiyi saklamayı mubah görmesinin sebebi de budur. Modernler bilginin “hayrına” değil, “yararına” ve “hazzına” taliptirler. Bilgi de onlara hayır değil yarar ve haz vermektedir. İnsanlık tarihi boyunca bilgi hiç bu kadar depolanmadı, ama bu kadar bereketsiz olduğu bir zaman da yaşanmadı.
    3- İlim ile âlimin arasını ayırmıştır. Bu ayrım bilgiyi ahlaktan mahrum etmiştir. Ahlaksız bilginin artışı erdem artışını getirmemiş, “öğretilmiş vahşi” (el-muallemu’l-vahş) çıkarmıştır. Bilen ile bilinenin arasındaki bağın kopması sadece bilgiyi ahlaktan (yani hayattan) mahrum bırakmamış, talebeyi de üstattan mahrum bırakmıştır. Zira bilgiye ambardan aşırılacak darı muamelesi yapılmıştır.
    4- Bilgi dünyevileşmiştir. Böylece bilginin aşkınla, yani Allah’la bağı koparılmıştır. Bilgi edinmek bir ‘iş’ ve ‘meslek’ haline gelmiştir. Oysa, Allah’la bağlantısı kurulan bir bilgiyi elde etmek ibadettir. Bunun sonucunda bilgisi artanın erdemi, vicdanı, sabrı, ahlakı, sorumluluk bilinci artmamakta, tersine azalmaktadır.
    5- Değersizleştiricidir. Varlık kategorilerini izah ederken her üst kategoriyi alt kategoriye nisbetle açıklamaya çalışır. Mesela lahana büyüyen taş, köpek havlayan lahana, insan konuşan hayvandır. Bu da insanın eşrefiyyetini yok ederek istatistik bir varlığa indirgenmesine yol açar. Bu pozitivizmin ve materyalizmin bilginin başına ördüğü çoraptır. Marx, Freud ve Darwin birer indirgeme operatörüdür. İlki insanlık tarihini maddeye, ikincisi insan psikolojisini şehvet güdüsüne (libido), üçüncüsü insan adlı şerefli varlığı maymuna indirgemiştir.
    6- İnsanı her şeyin ölçüsü olarak gören bir hümanizme dayanır. İnsanı her şeyin ölçüsü ilan etmek, aslında hiçbir şeyin ölçüsünün olmadığını söylemekle eşdeğerdir. Zira bu, insanın beşeri arzu, şehvet, içgüdü ve benliğini putlaştırmak, tanrılaştırmaktır. İnsana yapılacak en büyük kötülük ona Tanrılık yakıştırmaktır. Bu insanı asla Tanrı yapmaz, fakat kesinlikle insanlıktan çıkarır.
    7- Bilgi ahlakından yoksundur. Eski Yunan’da ateşi tanrılardan çalan Prometheus efsanesi, Pavlusyen Hıristiyanlık tarafından Âdem’in cennetten kovuluşuna uyarlanmıştır. İnsanoğlu bilgiyi tanrıdan aşırabiliyorsa, eşyadan ve tabiattan zorla ve işkence ederek almasında ne beis olabilir? Bu yamuk tasavvur, bilgiyi insanın Tanrı’ya karşı rekabet ve “özgürleşme/bağımsızlaşma” aracı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Bugün dünyayı tabii felaketlerin eşiğine getiren sebepler zincirinin arkasında yatan tasavvur budur.
    8- Rekabetçi ve yarışmacıdır. “Ben çaldım, sen de git çal” mantığı hâkimdir. Rekabetçilik giderek aracı bilgi olan bir savaşa dönüşmüştür. Bilgi bu savaşın silahları, bilginler bu savaşın tezgahlayıcılarıdır. “Bilgi toplumu” adı altında kutsanan rekabettir. Rekabet ile hasımlık arasındaki hassas çizgi her an ihlal edilmeye hazırdır.
    9- Tekelcidir. Bilenin ahlakı bilgisine paralel artmadığı için, bilen bilgiyi tanrılaşmak için kullanır. Böylece bilgi masum bir “bilgi” olmaktan çıkıp dogma haline gelmekte, bilim dinine dönüşmektedir. Bu yönelişin tipik örneklerinden biri “Bilim Dini” diye bir din icat eden Auguste Comt’tur. O, Pozitivizm Dini adlı eserinde bilimi temsilen 23 yaşındaki genç bir kıza tapınmayı önerecek kadar kendinden geçmişti.
    10- Bölücüdür. Okula, ekole dayanır. Bizse camiye dayanırız. Okul, bir fikrin diğerlerine karşı savunulduğu mekân, toplum, tarz ve usuldür. Cami ise toplayandır.
    11- Hayatı kompartımanlara ayırır. Oysa bizde hayat ırmak gibidir. Bir su ancak denize katılarak sadık kalır, yatağına dönerek değil. Batı’da bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık hepsi ayrı kompartımanlardır, materyalleri de ayrıdır. Bizde bu bir bütündür. Bu yüzden batıda tecrübe sıfırlanmıştır. Hep gençliğe oynar. Çünkü istismarcıdır. Bilgi ve okul manipüle etmek için kullanılır. Çünkü kişinin nefsine yenilmeye en elverişli olduğu dönem gençliktir. Eğitmek için değil, azgınlaştırmak ve ticarete elverişli hale getirmek için gencin bedenini ve beşer yönünü istismar eder.
    12- Siyasi istismara açıktır. Batı bin pareye bölünmüş kendi bünyesini okulla birleştirip bütünleştirirken, doğuyu okulla paramparça edip dağıtmıştır. Ortaçağda bizdeki her bir siyasi birime karşılık onların iki yüz birimi vardı. 200 yıl sonra durum tersine döndü. Okulun siyasi istismar için kullanılışına Beyrut Amerikan Üniversitesi tarihi tipik bir örnektir. Yine 1870-1900 arasında Anadolu’yu bıtırak gibi kaplayan ve toplam sayısı 435’i bulan Anadolu’daki Amerikan Misyoner Okulları (American Board of Comissioners for Foreign Mission) bunun ibretamiz örneğidir.
    13- Tektipleştiricidir. Ulus devlete hizmet ettiği için farklılıkları tehdit olarak görür, zekâları eşitlemeye çalışır. Her bir insanın biricik ve orijinalliği üzerine değil, farklılıkların tektipleştirilmesi düşüncesine dayanır. Sonuçta okullar, korkunç bir zekâ israfına yol açar ve entelektüel soykırım arenasına dönüşür.
    14- Bilmişlik durumunu yaşanmışlık durumuna önceler. Anneliğin bilgisini anneliğin kendisine, erdemin bilgisine erdemli olmaya, hikmetin bilgisini hikmetli davranmaya önceler.
    15- Bireyleştirici ve başarı odaklıdır. Bu sistemde bireyin bilgisi artıkça bencilliği de artar. Bilgi erdemi değil, egoyu büyütür. Ve bilgi bir tahakküm aracına dönüşür. Başarı odaklı eğitim, “kazan da nasıl kazanırsan kazan” düşüncesini meşrulaştırır. Başarı tapınılan bir put haline geldiği için, kimse elde edilen başarının ödenen maliyeti karşılayıp karşılamadığını hesaplamaya yanaşmaz. Bu ise bir başarı için bin iyiliğin feda edilmesine zemin hazırlar.
    16- Görsel ve görselleştiricidir. Görünürlük her şeyin önündedir. Bir şeyin nasıl olduğundan çok nasıl göründüğüne odaklanır. İyi görünmek iyi olmaya öncelenir. Sonuçta bu sestim manevi duyuları yok saymış, maddi duyuları da göze indirgemiştir. Bu, gözümüzü açmamış, aksine gözü bozmuş, kulağı da bitirmiştir. Modern eğitim dinlemeyi işbu sayede unutturmuş, böylece sözün değeri de düşmüştür. Sözden boşalan yeri güç ile doldurmaya yeltenmiştir. Bunun en vahim sonucu kulağın bitiyor oluşudur.
    17- Kalpsizdir. Sonuçta, kalpsiz akletmeye kalkıştığı için sadece akılcı olabilmiştir. Muhatabını önce bilgiç’e, sonra kendini bilmeze dönüştürmüştür.
    18- Tanıyıcı değil tanımlayıcıdır. Tanımak için, merak gerekir. Tanımak için, farklılığın peşinen kabulü gerekir. Farklılığı peşinen kabul etmeyen bir tasavvur tanımak yerine tanımlamaya kalkışacaktır. Tanımlayan kendini özne görüp karşısındakini nesneleştirir. Bu durumda diyalog zayıflar, tanımlayanın tanımlanana üstünlüğü gündeme gelir.

    ıı – yeni bir eğitim modelinin üzerinde yükseleceği esaslar*

    1. Değer odaklı olmalıdır, fiyat odaklı değil. Bunun için de bilginin sadece “bilişsel” (kognitif) veya “inşa edici (konstrüktif) yanını değil, ontolojik olduğunu itiraf etmelidir. Unutulmamalı ki vücut mevcuttan önce gelir.
    2. Çift dünyalı olmalıdır. Bilgiye ambardan aşırılacak darı muamelesi yapmak yerine hesabı sorulacak/verilecek bir emanet olarak bakmalıdır. Böyle bir paradigma bilgi stokçuluğunu ve hırsızlığını mubah göremez.
    3. Bilgi, bilinen ve bilenin/Alim, malum ve talibin arası açılmamalıdır. Bilgi elde etme sadece öğretime indirgenmez, eğitim ayağı da en az öğretim ayağı kadar önemsenir.
    4. Merhamet ve şefkat temelinde yükselmelidir. Tıpkı Rahman suresinin girişinde işaret buyurulduğu gibi temeli şefkat, merhamet ve muhabbete dayanmalıdır.
    5. İlmin el-Alim tarafından bahşedilmiş bir emanet olduğu unutulmamalıdır. İlmin bir mevhibe-i ilahiye oluşunu peşinen kabul etmelidir. Talimu’l-Esma bunu ifade eder.
    6. İnsanlığın değişmez değerlerinden neş’et etmelidir. Fiyatları değil değerleri artırmayı hedeflemelidir. Bilgi ölçme ve değerlendirme sadece “rakamlara”, sınav sadece “test”e indirgenmemeli, bilginin sahibine yüklediği ahlak, erdem ve sorumluluk bilinci ölçme ve değerlendirmede ilk sırayı almalıdır.
    7. İnsanı tanrıyla savaşan bir “hırsız” olarak değil “şeref” ve keramet” sahibi bir şaheser olarak tanımlamalıdır.
    8. Ahlaktan bilgiye doğru bir seyir izlemelidir. Bilgiyi ne sebep ne sonuç, sadece “iyi, doğru, hak ve güzel” olanı bulmak için elverişli bir “araç” bilmelidir.
    9. Paylaşımcı olmalıdır. Zira bilgi bir emanettir her emanet gibi hesabı sorulacaktır. Bilginin de zekatı ve sadakası vardır.
    10. Parçalayıcı değil bütünleştirici (cami) olmalıdır. Ötekini tanımlayıcı değil tanıyıcı olmalıdır. Hem her şeyin her şeyle bağlantısını, hem sebeplerle sonuçlar arasındaki bağlantıyı, hem var edenle varlık arasındaki bağlantıyı öğretmeyi hedeflemelidir.
    11. Bilgi bir ibadet olarak kabul edilmelidir. Hiçbir örgütlü gücün ideolojik aygıtı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir. Eğitimin en yüksek amacı hakikati bilmek olmalıdır.
    12. Her insan tekinin benzersizliğini peşinen kabullenmelidir. Birey değil şahsiyet odaklı olmalıdır. Farklı zekalara, mizaçlara, yeteneklere saygı göstermelidir. Bunun için de fıtratı tahrip eden, yeteneği körelten, mizacı yok sayan her türlü müdahaleden uzak durmalıdır. Varolan yeteneği olgunlaştırma, eğitme, kışkırtma ve tekamül ettirmeyi amaçlamalıdır.
    13. Tecrübeye bilginin en değerli katmanı olarak saygı duymalıdır.Geçmişin usulünü almalı ve geleceğe uzanmalıdır. Önceki nesillerin tecrübesinden bağımsız bir eğitim ne kadar yanlışsa, tamamen eskinin kalıplarına mahkum olmak da o kadar yanlıştır. Bugünü anlamak için dünden yola çıkmalı, mazi-Hal ve istikbali birlikte kucaklamalıdır.
    14. Dinlemeye dayalı olmalıdır. Kulağı en az göz kadar kullanan, sözü ait olduğu müstesna yere koyan bir model olmalıdır.
    15. Öğrenen-öğreten ilişkisine dayalı olmalıdır. Kitabı bile hocadan okumalıdır. Öğreten yılların birikimi olan bilgi ve tecrübe evreni içerisinde öğrenciyi eğitir. Bakış, duyuş ve algı biçimini/yöntemini öğrenciye yaşatarak öğretir.
    16. Özgürlükçü ve hür düşünceye dayanmalıdır. Özgürlüğün olmadığı yerde ilim ve fikir hareketi olmaz. Özgür irade kullanılamaz ise şahsiyet de gelişmez. Dolayısıyla her ilim talibi için ahlak ve saygı zemininde sınırlama olmadan irade beyanı kaçınılmazdır. Aksi durumda, düşünemeyen ve üretemeyen insan tipine mahkum olunur.
    17. Süreklilik esas olmalıdır. Her disiplin zamanla tekamül ederek gelişir. Usule bağlı kalınarak zamanın ruhuna ve yeni ihtiyaçlara göre eğitimin, ilmi ve fikri üretimi sürgit devam eder. Yeni imkan ve sorunları dikkate alarak kendisini yeniler.
    18. Zamanın meşru olan tüm yöntemlerini kullanmalıdır. Gelişmeler karşısında savunmacı ve içe kapanarak geri çekilme yerine, aktif ve aksiyoner bir tutumu esas almalıdır. Yeni icad edilen iletişim araçlarından da gerekli ölçüde yararlanmayı bilmelidir.
    *Yayınlanmadan önce sunumu yapılan bu metnin olgunlaşmasındaki katkılarından dolayı sevgili Adnan İnanç kardeşime teşekkür ederim.
    1- Modern eğitim, değer değil fiyat esasına dayalıdır. Vücudu değil mevcudu öncelemektedir. Eşyanın mahiyetini atlayarak hüviyetine yoğunlaşmış, orada da durmayıp işlevinde karar kılmıştır. Dolayısıyla eşyanın hakikatini bilmeye ilişkin bir derdi yoktur. Eşyanın kullanımına göz dikmiştir. Oysaki yer, gök, toprak, su vd. “mevcud”u temsil ederler. Bunlar arasındaki ortak nokta “vücud”dur. Modern eğitim meyveyi nasıl taşlayacağımızı öğretiyor, ağacın bütün içindeki anlamını merak bile etmiyor. Modern akıl mevcuda kilitlenip vücudu göremiyor. Oysa ki formda ayrı ayrı, alakasız görünenler vücutta bir olur. Varlık, yaratanına şahittir. Bu şahitlik eşyanın mevcudu ve hüviyeti üzerinden değil, eşyanın vücudu ve mahiyeti üzerinden kavranabilir.
    2- Tek dünyalıdır. Bilgiye sahipsiz bir şey muamelesi yapar. Bunun için de bilginin çalınabilecek bir şey olduğunu düşünür. Bilgiyi saklamayı mubah görmesinin sebebi de budur. Modernler bilginin “hayrına” değil, “yararına” ve “hazzına” taliptirler. Bilgi de onlara hayır değil yarar ve haz vermektedir. İnsanlık tarihi boyunca bilgi hiç bu kadar depolanmadı, ama bu kadar bereketsiz olduğu bir zaman da yaşanmadı.
    3- İlim ile âlimin arasını ayırmıştır. Bu ayrım bilgiyi ahlaktan mahrum etmiştir. Ahlaksız bilginin artışı erdem artışını getirmemiş, “öğretilmiş vahşi” (el-muallemu’l-vahş) çıkarmıştır. Bilen ile bilinenin arasındaki bağın kopması sadece bilgiyi ahlaktan (yani hayattan) mahrum bırakmamış, talebeyi de üstattan mahrum bırakmıştır. Zira bilgiye ambardan aşırılacak darı muamelesi yapılmıştır.
    4- Bilgi dünyevileşmiştir. Böylece bilginin aşkınla, yani Allah’la bağı koparılmıştır. Bilgi edinmek bir ‘iş’ ve ‘meslek’ haline gelmiştir. Oysa, Allah’la bağlantısı kurulan bir bilgiyi elde etmek ibadettir. Bunun sonucunda bilgisi artanın erdemi, vicdanı, sabrı, ahlakı, sorumluluk bilinci artmamakta, tersine azalmaktadır.
    5- Değersizleştiricidir. Varlık kategorilerini izah ederken her üst kategoriyi alt kategoriye nisbetle açıklamaya çalışır. Mesela lahana büyüyen taş, köpek havlayan lahana, insan konuşan hayvandır. Bu da insanın eşrefiyyetini yok ederek istatistik bir varlığa indirgenmesine yol açar. Bu pozitivizmin ve materyalizmin bilginin başına ördüğü çoraptır. Marx, Freud ve Darwin birer indirgeme operatörüdür. İlki insanlık tarihini maddeye, ikincisi insan psikolojisini şehvet güdüsüne (libido), üçüncüsü insan adlı şerefli varlığı maymuna indirgemiştir.
    6- İnsanı her şeyin ölçüsü olarak gören bir hümanizme dayanır. İnsanı her şeyin ölçüsü ilan etmek, aslında hiçbir şeyin ölçüsünün olmadığını söylemekle eşdeğerdir. Zira bu, insanın beşeri arzu, şehvet, içgüdü ve benliğini putlaştırmak, tanrılaştırmaktır. İnsana yapılacak en büyük kötülük ona Tanrılık yakıştırmaktır. Bu insanı asla Tanrı yapmaz, fakat kesinlikle insanlıktan çıkarır.
    7- Bilgi ahlakından yoksundur. Eski Yunan’da ateşi tanrılardan çalan Prometheus efsanesi, Pavlusyen Hıristiyanlık tarafından Âdem’in cennetten kovuluşuna uyarlanmıştır. İnsanoğlu bilgiyi tanrıdan aşırabiliyorsa, eşyadan ve tabiattan zorla ve işkence ederek almasında ne beis olabilir? Bu yamuk tasavvur, bilgiyi insanın Tanrı’ya karşı rekabet ve “özgürleşme/bağımsızlaşma” aracı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Bugün dünyayı tabii felaketlerin eşiğine getiren sebepler zincirinin arkasında yatan tasavvur budur.
    8- Rekabetçi ve yarışmacıdır. “Ben çaldım, sen de git çal” mantığı hâkimdir. Rekabetçilik giderek aracı bilgi olan bir savaşa dönüşmüştür. Bilgi bu savaşın silahları, bilginler bu savaşın tezgahlayıcılarıdır. “Bilgi toplumu” adı altında kutsanan rekabettir. Rekabet ile hasımlık arasındaki hassas çizgi her an ihlal edilmeye hazırdır.
    9- Tekelcidir. Bilenin ahlakı bilgisine paralel artmadığı için, bilen bilgiyi tanrılaşmak için kullanır. Böylece bilgi masum bir “bilgi” olmaktan çıkıp dogma haline gelmekte, bilim dinine dönüşmektedir. Bu yönelişin tipik örneklerinden biri “Bilim Dini” diye bir din icat eden Auguste Comt’tur. O, Pozitivizm Dini adlı eserinde bilimi temsilen 23 yaşındaki genç bir kıza tapınmayı önerecek kadar kendinden geçmişti.
    10- Bölücüdür. Okula, ekole dayanır. Bizse camiye dayanırız. Okul, bir fikrin diğerlerine karşı savunulduğu mekân, toplum, tarz ve usuldür. Cami ise toplayandır.
    11- Hayatı kompartımanlara ayırır. Oysa bizde hayat ırmak gibidir. Bir su ancak denize katılarak sadık kalır, yatağına dönerek değil. Batı’da bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık hepsi ayrı kompartımanlardır, materyalleri de ayrıdır. Bizde bu bir bütündür. Bu yüzden batıda tecrübe sıfırlanmıştır. Hep gençliğe oynar. Çünkü istismarcıdır. Bilgi ve okul manipüle etmek için kullanılır. Çünkü kişinin nefsine yenilmeye en elverişli olduğu dönem gençliktir. Eğitmek için değil, azgınlaştırmak ve ticarete elverişli hale getirmek için gencin bedenini ve beşer yönünü istismar eder.
    12- Siyasi istismara açıktır. Batı bin pareye bölünmüş kendi bünyesini okulla birleştirip bütünleştirirken, doğuyu okulla paramparça edip dağıtmıştır. Ortaçağda bizdeki her bir siyasi birime karşılık onların iki yüz birimi vardı. 200 yıl sonra durum tersine döndü. Okulun siyasi istismar için kullanılışına Beyrut Amerikan Üniversitesi tarihi tipik bir örnektir. Yine 1870-1900 arasında Anadolu’yu bıtırak gibi kaplayan ve toplam sayısı 435’i bulan Anadolu’daki Amerikan Misyoner Okulları (American Board of Comissioners for Foreign Mission) bunun ibretamiz örneğidir.
    13- Tektipleştiricidir. Ulus devlete hizmet ettiği için farklılıkları tehdit olarak görür, zekâları eşitlemeye çalışır. Her bir insanın biricik ve orijinalliği üzerine değil, farklılıkların tektipleştirilmesi düşüncesine dayanır. Sonuçta okullar, korkunç bir zekâ israfına yol açar ve entelektüel soykırım arenasına dönüşür.
    14- Bilmişlik durumunu yaşanmışlık durumuna önceler. Anneliğin bilgisini anneliğin kendisine, erdemin bilgisine erdemli olmaya, hikmetin bilgisini hikmetli davranmaya önceler.
    15- Bireyleştirici ve başarı odaklıdır. Bu sistemde bireyin bilgisi artıkça bencilliği de artar. Bilgi erdemi değil, egoyu büyütür. Ve bilgi bir tahakküm aracına dönüşür. Başarı odaklı eğitim, “kazan da nasıl kazanırsan kazan” düşüncesini meşrulaştırır. Başarı tapınılan bir put haline geldiği için, kimse elde edilen başarının ödenen maliyeti karşılayıp karşılamadığını hesaplamaya yanaşmaz. Bu ise bir başarı için bin iyiliğin feda edilmesine zemin hazırlar.
    16- Görsel ve görselleştiricidir. Görünürlük her şeyin önündedir. Bir şeyin nasıl olduğundan çok nasıl göründüğüne odaklanır. İyi görünmek iyi olmaya öncelenir. Sonuçta bu sestim manevi duyuları yok saymış, maddi duyuları da göze indirgemiştir. Bu, gözümüzü açmamış, aksine gözü bozmuş, kulağı da bitirmiştir. Modern eğitim dinlemeyi işbu sayede unutturmuş, böylece sözün değeri de düşmüştür. Sözden boşalan yeri güç ile doldurmaya yeltenmiştir. Bunun en vahim sonucu kulağın bitiyor oluşudur.
    17- Kalpsizdir. Sonuçta, kalpsiz akletmeye kalkıştığı için sadece akılcı olabilmiştir. Muhatabını önce bilgiç’e, sonra kendini bilmeze dönüştürmüştür.
    18- Tanıyıcı değil tanımlayıcıdır. Tanımak için, merak gerekir. Tanımak için, farklılığın peşinen kabulü gerekir. Farklılığı peşinen kabul etmeyen bir tasavvur tanımak yerine tanımlamaya kalkışacaktır. Tanımlayan kendini özne görüp karşısındakini nesneleştirir. Bu durumda diyalog zayıflar, tanımlayanın tanımlanana üstünlüğü gündeme gelir.

    ıı – yeni bir eğitim modelinin üzerinde yükseleceği esaslar*

    1. Değer odaklı olmalıdır, fiyat odaklı değil. Bunun için de bilginin sadece “bilişsel” (kognitif) veya “inşa edici (konstrüktif) yanını değil, ontolojik olduğunu itiraf etmelidir. Unutulmamalı ki vücut mevcuttan önce gelir.
    2. Çift dünyalı olmalıdır. Bilgiye ambardan aşırılacak darı muamelesi yapmak yerine hesabı sorulacak/verilecek bir emanet olarak bakmalıdır. Böyle bir paradigma bilgi stokçuluğunu ve hırsızlığını mubah göremez.
    3. Bilgi, bilinen ve bilenin/Alim, malum ve talibin arası açılmamalıdır. Bilgi elde etme sadece öğretime indirgenmez, eğitim ayağı da en az öğretim ayağı kadar önemsenir.
    4. Merhamet ve şefkat temelinde yükselmelidir. Tıpkı Rahman suresinin girişinde işaret buyurulduğu gibi temeli şefkat, merhamet ve muhabbete dayanmalıdır.
    5. İlmin el-Alim tarafından bahşedilmiş bir emanet olduğu unutulmamalıdır. İlmin bir mevhibe-i ilahiye oluşunu peşinen kabul etmelidir. Talimu’l-Esma bunu ifade eder.
    6. İnsanlığın değişmez değerlerinden neş’et etmelidir. Fiyatları değil değerleri artırmayı hedeflemelidir. Bilgi ölçme ve değerlendirme sadece “rakamlara”, sınav sadece “test”e indirgenmemeli, bilginin sahibine yüklediği ahlak, erdem ve sorumluluk bilinci ölçme ve değerlendirmede ilk sırayı almalıdır.
    7. İnsanı tanrıyla savaşan bir “hırsız” olarak değil “şeref” ve keramet” sahibi bir şaheser olarak tanımlamalıdır.
    8. Ahlaktan bilgiye doğru bir seyir izlemelidir. Bilgiyi ne sebep ne sonuç, sadece “iyi, doğru, hak ve güzel” olanı bulmak için elverişli bir “araç” bilmelidir.
    9. Paylaşımcı olmalıdır. Zira bilgi bir emanettir her emanet gibi hesabı sorulacaktır. Bilginin de zekatı ve sadakası vardır.
    10. Parçalayıcı değil bütünleştirici (cami) olmalıdır. Ötekini tanımlayıcı değil tanıyıcı olmalıdır. Hem her şeyin her şeyle bağlantısını, hem sebeplerle sonuçlar arasındaki bağlantıyı, hem var edenle varlık arasındaki bağlantıyı öğretmeyi hedeflemelidir.
    11. Bilgi bir ibadet olarak kabul edilmelidir. Hiçbir örgütlü gücün ideolojik aygıtı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir. Eğitimin en yüksek amacı hakikati bilmek olmalıdır.
    12. Her insan tekinin benzersizliğini peşinen kabullenmelidir. Birey değil şahsiyet odaklı olmalıdır. Farklı zekalara, mizaçlara, yeteneklere saygı göstermelidir. Bunun için de fıtratı tahrip eden, yeteneği körelten, mizacı yok sayan her türlü müdahaleden uzak durmalıdır. Varolan yeteneği olgunlaştırma, eğitme, kışkırtma ve tekamül ettirmeyi amaçlamalıdır.
    13. Tecrübeye bilginin en değerli katmanı olarak saygı duymalıdır.Geçmişin usulünü almalı ve geleceğe uzanmalıdır. Önceki nesillerin tecrübesinden bağımsız bir eğitim ne kadar yanlışsa, tamamen eskinin kalıplarına mahkum olmak da o kadar yanlıştır. Bugünü anlamak için dünden yola çıkmalı, mazi-Hal ve istikbali birlikte kucaklamalıdır.
    14. Dinlemeye dayalı olmalıdır. Kulağı en az göz kadar kullanan, sözü ait olduğu müstesna yere koyan bir model olmalıdır.
    15. Öğrenen-öğreten ilişkisine dayalı olmalıdır. Kitabı bile hocadan okumalıdır. Öğreten yılların birikimi olan bilgi ve tecrübe evreni içerisinde öğrenciyi eğitir. Bakış, duyuş ve algı biçimini/yöntemini öğrenciye yaşatarak öğretir.
    16. Özgürlükçü ve hür düşünceye dayanmalıdır. Özgürlüğün olmadığı yerde ilim ve fikir hareketi olmaz. Özgür irade kullanılamaz ise şahsiyet de gelişmez. Dolayısıyla her ilim talibi için ahlak ve saygı zemininde sınırlama olmadan irade beyanı kaçınılmazdır. Aksi durumda, düşünemeyen ve üretemeyen insan tipine mahkum olunur.
    17. Süreklilik esas olmalıdır. Her disiplin zamanla tekamül ederek gelişir. Usule bağlı kalınarak zamanın ruhuna ve yeni ihtiyaçlara göre eğitimin, ilmi ve fikri üretimi sürgit devam eder. Yeni imkan ve sorunları dikkate alarak kendisini yeniler.
    18. Zamanın meşru olan tüm yöntemlerini kullanmalıdır. Gelişmeler karşısında savunmacı ve içe kapanarak geri çekilme yerine, aktif ve aksiyoner bir tutumu esas almalıdır. Yeni icad edilen iletişim araçlarından da gerekli ölçüde yararlanmayı bilmelidir.
    *Yayınlanmadan önce sunumu yapılan bu metnin olgunlaşmasındaki katkılarından dolayı sevgili Adnan İnanç kardeşime teşekkür ederim.



    Paylaş
    Mustafa ıslamoglu:modern Egıtımın Yanlısları Ve Yenı Bır Egıtımın Esasları!!! Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ES Selamun Aleykum Saygideger kardeslerim lütfen bu degerli yaziyi okuyalim okumayi sevmayen Musatafa islamoglu Hocamin sayfasinda videoyu izleyebilir Hakkinizi helal edin aktivlestirme nasil olur anlayamadim hicran kardesim bana yine kizacak ama yine affiniza siginiyorum En Sevgiliye emanet olun



  3. 3
    Aleykümselam hatice ablam Allah razı olsun Mustafa hocamızı sitesinden ara ara takib ediyorum çok radikal görüşlere sahib bu konuda öyle keşke dediği gibi bi eğitim sistemimiz olsa gençlerimize acıyorum ama elden bişey
    gelmiyo herkes bi yol tutturmuş gidiyor tam laylaylomcu bi toplum olduk işimiz zor