Eğitim Bölümü ve İslamda Eğitim Forumundan Din Eğitiminde Ailenin Önemi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Din Eğitiminde Ailenin Önemi

    Reklam




    DİN EĞİTİMİNDE AİLENİN ÖNEMİ
    Bundan önceki dönemlerde ortaya konulan "Çocuğun dinî karakterini, ailesi içinde kazanacağı" gerçeğini etraflıca ele almak ve dinî fonksiyonun kazanılmasında ailenin önemine, dolayısıyla anne babanın rolüne değinmek, konumuz açısından yararlı olacaktır.
    "İnsanın doğduğu zaman zayıf ve yardıma muhtaç oldu-ğundan" bahseden âyet47, bugünün Pedagoji ve Psikoloji ilimlerince kabul edilen "İnsan yavrusunun bakılmaya ve korunmaya muhtaç oluşuna"48 işaret etmektedir. Ona bu bakım ve koru-ma ile şefkat sunacak olan yegâne müessese, aile ocağıdır.
    Hz. Peygamber'in, "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar; sonra beveyni onu hristiyan, yahûdi veya mecûsi yapar. Eğer ana babası müslüman ise çocuk da müslüman olur"49 hadisini tekrar ele almak istiyoruz. Çünkü burada, anne babadan oluşan aile müessesesinin etkisi pek bariz bir şekilde ortaya konulmakta ve ailenin çocuk üzerinde, onu İslâm dinini kabullenmeye yatkın bir şekilde yaratılmış olmasına rağmen Hıristiyanlaştıracak, Yahudileştirecek... kadar söz sahibi olduğu vurgulanmaktadır. Hz. Peygamber'in bu veciz hadisi, günümüzün Sosyolo-ji, Psikoloji ve Pedagoji ilimlerinin de ortaya koyduğu gerçeklerle açıklanabilir. Zira burada, hem irsî bir faktör olan fıtrat kavramından, hem de çocuğu, mensubu bulunduğu toplumun dinine yönelten çevre faktöründen bahsedilmektedir.
    Yapılan psiko-pedagojik araştırmalarda, çocuğu insan olma yolunda ilk yönlendiren, ona mensubu bulunduğu kültürel değerleri kazandıran tek sosyal kurumun aile olduğu sonucuna varılmıştır.50 Aynı şekilde, psikolog ve sosyologlarca, aile ile din arasındaki bağların varlığı tesbit edilmiş ve dinî formasyonun kazanılmasındaki faktörler önem sırasına göre aile, kişiye ait fikirler ve okul (eğitim) olarak sıralanmıştır." Çünkü, özellikle okul öncesi dönemde çocuk, kendini özdeş tutacağı model olarak, anne ve babasını alır. Onların özellikleriyle değer yargılarını örnek olarak benimser, hareketlerini, konuşma ve davranışlarım taklit etmeye uğraşır. Bir başka deyişle, çocuk, dış dünyayı anne ve babasının gözlüğü aracılığıyla görmeye çalışır.52
    Dinî formasyonun kazanılmasında ailenin en önemli faktör oluşu, bir takım sebeplerle bağlanabilir:
    Sosyologlar, müesseselerin tahlili seviyesinde Din Psikolojisi ile Ali psikolojisi arasında yakınlık bulmakta ve dinî tavırların teşekkülüne ailenin etkisinin daha baskın olduğunu açıklamaktadırlar. Ailenin bünyesinde din eğitimi çocukları derin bir şekilde etkiliyorsa, bu, ailenin aynı zamanda dinî değerlerin ve dinî ilişkilerin modeli olmasından ileri gelmektedir.53 Çocuk psikolojisi araştırıcıları ise, çocuğun bir modele ve örneğe ihtiyacı olduğu görüşünde birleşmektedirler. Çünkü çocuklar sosyal ve dinî tutumlarını geniş ölçüde aile içinde, anne babalarının konuşma ve davranış modellerinden elde etmekte-dirler.54 Bu örnek veya model çocuğun ruhuna işlemekte, duygularına tesir etmekte ve onu belli bir yöne çevirmektedir. Böylece çocuk, taklit etme özelliğiyle55, güvendiği ve etkisinde kaldığı anne ve babasını kopya etmeye çalışmaktadır.56 Yine yapılan araştırmalarda, çocuklardaki dinî tavırlarda yetişkinlerin izlerinin olduğu ortaya konulmuştur. Bunun böyle olmasında, çocukların, anne babalarının derimi davranışlarını hissettikleri gerçeğinin57, rolü küçümsenemez.
    Bu konuda yapılan diğer çalışmalar, çocuklar üzerinde en önemli etkiyi anne babanın davranışlarının yaptığını, müsbet davranışlarının doğrudan çocuğa yansıdığını ve onun dinî ya-şantısına olumlu bir şekilde katkıda bulunduğunu da ortaya koymuştur.58 Bu bilgilerden sonra, çocuğun manevî tabiatının iyi bir şekilde gelişmesinde, dinî eğitim dışında ve onun elverişli aile çevresi haricinde başka bir şeye ihtiyacı olmadığı, bu konuda anne babanın davranış ve örnek olma hallerinin belli başlı esas olduğu59 görüşüne katılmak mümkündür.
    Sahip olduğu dinî duygunun varlığıyla, inanmaya meyilli ve meraklı olan çocuğun, sağlıklı ve dengeli bir biçimde ilgi görmesi gerekmektedir. Bunun da ilk olarak pratikleştiği ve değer kazandığı yer aile olmakta ve dinî hayatın prensiplerini uygulayan bir ailede yaşayan çocukta, dinî kavramların daha erken ortaya çıktığı gözlenmektedir.60 Dolayısıyla, ailenin, çocuğun dinî uyanışı ve gelişimine bir zemin oluşturduğu ortaya çıkmaktadır. Zaten psikologlar, çocuk dindarlığının gelişmesinde, yetişkinlerin önemli etkilerini tesbit ederek, neticede dinî uyanışı, yetişkinlerin teşvik, destek ve etkilerine bağlamaktadır.61 O halde, çocuk dindarlığının uyanması ve gelişmesinde birtakım sosyal ve kültürel62 faktörler rol oynamakta ve bunların başında da aile gelmektedir. Çünkü çocuğun ilk dinî tecrübeyi burada edindiği bir gerçektir.63
    Ailenin önemi çocukların Allah tasavvurunda da ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, Müslüman bir çevrede yetişen çocuklar Allah'ı-Kur'ân'ın öğrettiği tarzda- mücerret (soyut) sınırlar çerçevesinde düşünürlerken, batıda yapılan araştırmalara ba-kıldığında, Hıristiyan çevrede yetişen çocukların ise genellikle müşahhas (somut) ve insana benzetilen bir Tanrı anlayışına sa-hip oldukları görülmektedir.64
    Bu sebeplerin açıklanmasından sonra, konuya bir de İslâm açısından bakmak yararlı olacaktır.
    "Bir muallim olarak gönderildiğini"65 ifade eden Hz. Pey-gamber (s.a.v.), çocukların eğitiminden anne babayı sorumlu tutmuştur.66 Çeşitli hadislerinde bu hususu dile getiren Hz. Peygamber, "Çocuğa güzel bir isim verilmesini ve onun edebinin güzelleştirilmesini, çocuğun anne babası üzerindeki haklarından biri"67 olarak kabul etmiştir. İslâm âlimleri de baba olmadığı takdirde dede, anne, vs. kim çocuğa bakmayı üzerine almışsa ona; hiçbirinin bulunmadığı hallerde ise, devlet başkanına devrederek, çocuğu eğitimsiz bırakmamanın ve çocuk eğitime elverişli bir çağa ulaşınca, Allah Peygamber ve diğer dinî konularda bilmesi gerekenleri ona öğretmenin vâcib olduğuna hükmetmişlerdir.68 Bu konuda Gazzâli’nin şu görüşünü aktar-makla yetiniyoruz. "Çocuk ana babasının yanında bir emânet-tir. Temiz kalbi de her çeşit nakış ve suretten hâlî (boş), saf, kıymetli bir cevherdir. O her nakısa kabiliyetli olduğu gibi, meylettirildiği her şeyi almaya da elverişlidir. Eğer o, hayra alıştırılır, hayır (iyi, faydalı, olumlu şeyler) öğretilirse, hayır üzere büyür, dünya ve ahirette mesut olur."69
    Ailede, anne babanın davranışları çocuk tarafından yaşı küçük olduğu nisbette kesin gerçekler olarak idrak edilir. Meselâ, anne babasından birini namaz kılarken görür 3-4 yaşındaki çocuk, önce onları gözler, davranışlarını takip eder, daha sonra onların yanında namaza durur ve onları taklit eder. Namaz kılmak için gerekli bilgileri, duâları ve şartlan öğrenip uygun bir şekilde namaz kılarken heyecanlanır. Zira ilk defa dinî tecrübeyi ruhunda yaşar, benliğinde hisseder. Bu duygulan Ömer Seyfettin şöyle dile getirir:
    "Şimdi teselli muhitinden ne kadar uzak bulunduğum annem, dünyada yegâne sevdiğim bu muhterem vücut; iş-te hatırlıyorum, on beş sene evvel beni ilk sabah namazına kaldırmıştı. Galiba yine böyle bir kıstı. Onun odasına bitişik olan küçük odamdaki küçük karyolamda uyurken sert ve şefkatli bir öpücük alnımı okşayan nazik eliyle, nâzik ince parmaklarıyla saçlarımı tarayarak:
    Haydi Ömer 'ciğim kalk, demişti, kalk, hay di yavrucuğum.
    Ben gözlerimi açmıştım. Kösşedeki küçük yazıhanemin üzerinde yanan küçük gece kandili ah, bunu unutamam, bu bir kedi kafası idi iki pencereli olan odamın beyaz, muşamba perdelerinin esmerliklerini aydınlatıyor ve yeşil camdan gözleriyle bakıyordu.
    Fakat anneciğim, demiştim, daha gece... Her vakit öptüğü y erden, sol kasımın ucundan tekrar öperek:
    Yok yavrucuğum, saat oniki, sonra vakit geçer...
    Diye koltuklarımdan tutarak kaldırdı. İçi fanileli kü-çük terliklerimi giyerek ve gözlerimi yumruklarımla oğusturarak onu takip ettim. Karanlık sofadan bir anda geçerek odasına girdik. Bağdaş kurmuş bir zenciye benzeyen siyah ve alçak soba gürüldeyerek yanıyordu.
    -- Aa... Pervin de kalkmış. • •
    Pervin hizmetçimizdi elindeki san güğümü sobanın üzerinden indiriyordu. Onun kalkacağına hiç ihtimal veremezdim. Annem demişti ki:
    Çocuğun kişiliğinin oluşması ve güçlenmesi için tutarlı bir aile ortamında yetişmesi gereğini71 Rousseau şu cümleleriyle ifade etmektedir: "Doğar doğmaz, onu zabt ve rabt altına alınız ve adam oluncaya kadar onu bırakmayınız. Böyle yapmazsanız muvaffak olamazsınız. Hakiki sütnine ana olduğu gibi, hakiki mürebbi de babadır. Ana ile baba sistemleri hususunda birbiriyle anlaşsınlar. Çocuk birinin elinden ötekinin eline geçsin. Makul ve mahdut zihinli bir baba tarafından terbiye edilmek, dünyanın en mahir hocası tarafından yetiştirilmekten daha iyidir."72
    Çocuğun, çocukluk dönemini geride bırakıp, gençlik çağı-na girdikten sonra bütün dinî inancını bir kenara bırakmasında, çocukluk şartlan ve dolayısıyla aile, en önemli kaynağı teşkil etmektedir." Bu itibarla, anne baba ve akrabalardan oluşan ilk çevre, çocukluk öncesi, çocukluk ve gençliğe uzanan yolda en etkili faktör olarak görülmelidir.74 Özellikle anne, çocuğun dinî yönden gelişiminde büyük rol oynamaktadır. Dindar bir anne dinin ilk öğretmeni olarak telakki edilebilir.75 Aslına bakılacak olursa, çocuk yetiştirilmesinde kadının erkekten daha elverişli olduğu görülecektir. Zaten annenin çocuğuna bakıp büyütmesi, onu sevip okşaması elinde olmayıp; onu buna zorlayan annelik içgüdüsünün etkisi söz konusudur.76 Çocuğun eğitiminde en önemli görevin annelere ait olduğu hususunda Rousseau şöyle demektedir: "Birinci ve en mühim terbiyenin kadınlara ait olduğu su götürmez. Eğer tabiatın Halikı bu terbiyeyi erkeklere tahsis etseydi, onlara çocukları beslemek için süt de ihsan ederdi."77 Denilebilir ki, her şeyden âciz olarak doğan çocuğun, emziren, kucağına alan ve her türlü ihtiyacını karşılayan bir annesi olmasaydı, yaşaması imkânsızdı.78 Çocuk için biyolojik açıdan annesi bu denli önem taşıdığı gibi, onun duygusal yönden de çocuk ruhunda önemli bir yeri vardır. Biraz önce annesinin teşvikiyle ilk defa namaz kılışını aktardığımız Ömer Seyfettin, namaz sonrasında yatağından annesini seyrederken hissettiği duygulan şu ifadeleriyle anlatır:
    "Uykum yoktu, anneme bakıyordum. Yeşil baş örtüsü başında, bu ışıklı karanlık içinde, bir hayâl gibi hareket ederek Kur'ân' ını aldı ve pencerenin kenarına, geniş se-dire oturarak dokunaklı ve ince sesi ile okumaya başladı. Ruhumda inleyen bir şiirin mısralarının yankısını bırakan bu güzel sesi dinleyerek,.. Büyük, yeşil, baş örtüsünün altında, tıpkı ölen bir kız kardeşime benzeyen güzel ve temiz çehresini görerek... Ve yavaş yavaş sallanan başının ahenkli ve az sesli duasını seyrederek dalıyordum. Perdelerin altından görülen damalı sema gittikçe aydınlanıyor, geç kalmış birkaç yıldız koyu lâcivert bir atlasa düşmüş mavi ve nadide (çok değerli, görülmemiş) elmaslar gibi parlıyor, son ışıklarını yayarak parlıyorlardı. Annemi bir meleğe benzetiyordum. Bu hayâl ile melekleri düşüne-rek,.. Kur'ân okuyan annemin şimdi etrafına toplanmaları gereken melekleri müşahede ediyorum zannederek dalı-yordum. Yüzümün üstünde, âhirette güller bitecek ve ce-henneme girecek olursam katiyen yanmayacak olan sol kaşımın ucunda tatlı bir zanbak aydınlığıyla parlayan dudaklarının kımıldanmasına bakarak ... o görülemeyen meleklerin kanatlarının saçlarıma, annemin şimdi Kur'ân tutan ince parmaklarıyla aksadığı sarı ve çok saçlarıma dokunduklarını hisseder gibi oluyor ve dalıyordum.79
    Buraya kadar edinilen bilgiler ışığında denilebilir ki, aile, ilk yıllarda çocuğun her yönden gelişmesi hususunda tek sorumlu sayılır80 ve çocuk en küçük yaşlardan itibaren aile içinde "dindar" yahut "dine karşı kayıtsız" olmaya başlar.81 Çocuk, Allah'ı çevresinin, özellikle ailesinin kendisine anlattığı, şekilde, kendi ruhî güçleriyle işleyerek tasavvur ve idealize etmeye çalışır.82
    Hangi yönden bakılırsa bakılsın, ailenin, özellikle anne-nin, çocuğun gerek psiko-fizyolojik, gerekse dinî gelişiminde en önemli faktör olduğu görülecektir. Bunun böyle olmasında, çocuğun, zamanının büyük bir bölümünü ailesi içinde geçirmesinin ve ideal olarak seçtiği insan tiplerinin başında, anne babasının gelmesinin büyük ölçüde etkisi vardır.
    ------------------------------------------------------------------------------------------------
    47. Rûm, 30/54.
    48. Baymur, Yeni Doğmuş Çocuk..., s. 14; Yörükoğlu, age, s. 9.
    49. Müslim, Kader, 25.
    50. A. Osman özcan, Din ve Ahlâk Eğitiminde Ailenin rolü, Kubbealtı Akade-mi mecmuası, sy. 4,1985, s. 13.
    51. Armaner, Din Psikolojisine Giriş, I, 89; Vergote, agm, XXII, 316; Yavuz,age, s. 46; Altıntaş, H. Ailede Din Eğitimi (tebliğ) T. 1. DEŞ. s. 255; Yavuzer. Çocuk Psikolojisi, 1,49-52.
    52. Halûk Yavuzer, Ana-Baba ve Çocuk,ist., 1986, s. 24.
    53. Vergote, agm, ay.; Ünver Günay Türidyede Dinî Sosyalleşme, (tebliğ) T.l. DEŞ. s. 197.
    54. Özgür, Çocuk Psikolojisi, s. 220; Günay, agt, s. 198.
    55. Jacquin, age, s. 35.
    56. Yavuz, age, s. 148.
    57. Pemoud, Çocuğumu Büyütüyorum, s. 368; Altıntaş, agt, s. 259,265.
    58. Araştırma sonuçlan için bk. Yavuz, age, s. 155-156.
    59. Altıntaş, agt., s. 262.
    60. Yavuz, age, s. 71; Altıntaş, ağı, s. 265.
    61. Remplein, Die Seelische Emwicklung..., I, s. 254 vd.; Yavuz, age, s.44.
    62. Kültürel etkenler, oyun, arkadaş, okul, cami, dinî kurslar, kitap, dergi, ga-zete vb. olarak sıralanabilir. Bk. Yavuz, age, s.46.
    63. Yavuz, age, s. 47.
    64. Bk. Yavuz, age, s. 168.
    65. Ibn Mâce, Mukaddime, 17.
    66. Buhâri, Vesâyâ, 9.
    67. Ibn Mâce, Edeb, 3; Münâvî, age. H, 134;
    68. Canan, Hz. Peygamber'in Sünne-tinde Terbiye, s. 44., Kur'ân'da Çocuk, s. 136.
    69. Gazzâlî, ihya, ü, 72.
    71. Dodson, Çocuk Yaşken Eğilir, s. 179.
    72. Rousseau, age, s. 258.
    74. Salih Tuğ, Çocukluktan Gençliğe Geçişte Çevre ve Yetişme Faktörü, Türk Gençliğinin Meseleleri Semineri, ist., 1985, s. 1.
    75. Aımaner-ökmen, age, s. 15.
    76. Bovet, Din Duygusu, s. 33.
    77. Rousseau, age, s. 8.
    78. Kutub, Kur'ân Araştırmaları, I, 38.
    79. Yardım, age, s. 147.
    80. Ayla Oktay, Okul öncesi Eğitim ve Aile (tebliğ) MEDES, s. 60.
    81. Armaner-Okmen, age, s. 15.
    82. Yavuz, age, s. 167-168.


    Paylaş
    Din Eğitiminde Ailenin Önemi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ANNE BABANIN İNSAN PSİKOLOJİSİNDEKİ ROLÜ

    Anne çocuğun daha ziyade maddi yani bedensel ihtiyaçlarını gidermeye programlanmıştır. Baba ise ruhu ve hayata dair hazırlıkları için programlanmıştır. Program gereği normal şartlarda herkes üzerine düşen görevi yerine getirmek zorundadır. Bu yaşantı içerisinde çocuk hem maddi hayata, hem manevi hayata hazırlanır. Başlangıçta maddi hayat önemlidir. Onun için daha tertemiz çocuğa maddi olarak bakma zorunda olan annedir. Yaşamın ilk dönemlerinde anne önemli iken , daha sonraki hayatta baba önem kazanmaya başlar . Zaten yaş ilerledikçe babası hayatta olmayanlar keşke babam hayatta olsaydı da ona sorsaydım şeklinde ifade ederler.

    Bebeklik ve çocukluk yaş grubunda anne bakımı ve emeği çok fazladır. Çocuk hasta olur. Yaramazlıkları ile anneye eziyet eder. Hastalanır, kusar, ortalığı kirletir. Bunların hepsinde anne görev başındadır. Geceleri hasta iken başında sabahlara kadar bekler. İnsanda normalde vefa duygusu vardır . Bu duygu çocuk tarafından, anne ve babada algılanıyorsa, daha sonra kendisi için yapılanları göz önüne getirerek anne ve babanın yaşlılık döneminde aynı şeyleri ebeveyne uygular. Baba çocuğun daha ziyade geleceği için çalışmakta ve hayatı ona öğretmek peşindedir. Her yaptığı şey çocuğunu geleceğe hazırlamak içindir. Yani diğer bir deyişle geleceğini bir dantel gibi işleyerek örer. Babanın bu çabası, çocukta hayata karşı temel güvenlik duygusunu geliştirir. Baba yokluğunda temel güvenlik duygusu ve hayata karşı isteksizlik ve başarısızlık arkadan gelir. Babanın maddi olarak olmaması veya hükmen olmaması gibi durumlar söz konusudur. Bazı ailelerde, kadın çok çaçaron ve yönetimi ele almış bir tavır gösterir. Bu aile yapısında baba sindirilmiş yapı ile her şeye karşı havlu atmış pozisyonda davranış sergiler. Bu davranış içinde annenin çocuğa karşı devamlı maddi unsurları ön plana çıkaran tavrı ve bayanlarda olan harcama isteğinin çok fazla olması sebebi ile çocuk büyürken yaşamın sadece harcama kaleminden olduğunu düşünerek kolay para elde etmenin yollarına bakar. Bu durum çocuğun suç oluşturacak işlere girmesi ile sonuçlanır. Özellikle babasız çocuklar suç grafiği yüksek oranda kendini gösterirler.

    Çocuk yetişirken ilk önce motor gelişim basamaklarını tamamlar. Bunlar sırasıyla başını dik tutma , hafif anlamlı gülümseme , oturma , ayakta tay tay durma , birkaç adım atma , yürüme , o arada konuşma antrenmanları yapma ve kelime dağarcığına ilaveler yaparak konuşma sözcüklerini artırma , tuvalet ve temizlik eğitimleri , merakla bir şeyleri öğrenme çabaları , tüm bu faaliyetler ile sosyalleşme çevre edinme , oyun kurma ve oynama , ilköğretimde okuma yazma öğrenme , okuma yazmanın çocuğa sevdirilmesi ve bunların çevrenin güvenini alacak şekilde ,toplumsal mutabakat ile devam ediyor olması , toplumun değer yargılarının aile tarafında hak ve hukuk anlamında anlatılması , iyi kötü, doğru yanlış değerlerin cezasız kalmayacağı şeklinde korku ve ümit arası verilmesi iyi bir nesil yetiştirmenin kurallarıdır. Bu kuralları uygulayıcı anne, denetleyici baba olmalıdır. Uygulayıcı ve denetleyici arasında çelişki veya ayrılık olursa, bu kez çocuk işine geldiği gibi hareket etmeye başlar. Canı istediğinde buranın söylediklerini kabul ederken, işine gelmediğinde işine gelen tarafa yanaşır. Bunu diğer bir adı çok başlılıktır. Yönetimde çok başlılık kesinlikle doğru netice veremez. İki başlılık anarşi sebebidir. Özellikle şu andaki toplum yapısı kadının çalışma istekliliği çocuğun sadece maddi ihtiyaçlarını karşılar şeklinde gelişime yol açar. Belki çok şişman sıhhatli görülen çocuklar yetiştirmekle beraber zorluklara dayanamayan, hemen her yerde havlu atan şıp sevdi , hiçbir şeyden tatmin olmayan bir nesil yetiştirmenin yollarını açmış oluruz.

    Anne ve baba birbiri ile aynı kültür ve düşünce yapısı içinde değilse iki insanın uzun vadede anlaşabilmesi teknik olarak zaten mümkün değildir. Bu haldeki aile yapısında çocuk zaten maddi gıda anlamında ya iyi beslenemez. Veya hırsını gıda tüketmekten yana kullanıp, iş üretmediğinden aşırı şişmanlamanın yolunu açmış olur.

    Belli bir yaşta başarı ve çalışma performansı için çalışıp kazanmak ve bunu çocuklarımıza göstermek ile mükellefiz. Eğer biz çalışmayı çocuğa öğretemiyorsak o çocuk bunu nereden öğrenecek. Televizyon ve sanal dünya çalışarak hayatı kazanmayı hiçbir şekilde yeni yetişen çocuğa öğretemez. Televizyon ve bilgisayar bilgiye ulaşırken görsel hafızayı ön plana çıkarmaktadır. Asıl olan duygusal hafıza olduğu şu andaki batılı işadamları tarafından özellikle istenen ve beklenen yapıdır. IQ denilen zekâ katsayısı çok yüksek olanlar genelde duygusal hafızadan yoksundurlar. Duygusal hafızanın temelinde, insan sevgisi vardır. İnsan sevgisi ise sadece ve sadece anne kanalı ile alınabilir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım; çocuk yetişmekte iken sadece maddi olarak ihtiyaçları görülüyor olsa, yetişkin yapıya büründüğünde yaptıkları sıradan ve rutin haline gelir. Bu ise angarya ile eşdeğerdir. Hayata karşı kesinlikle bir sevgi ve istekte bulunması mümkün değildir. Yaptığı şeylerde bir amaç yoktur. Yemek yeme, cinsel faaliyetler hep sıradanlaşır. Bu insanın heyecan ve sevgi arayışı elbette başkaları tarafından olamaz. Başkaları bir şeyler yapıyorsa mutlaka karşılık bekleyecektir. Yetişmekte olan genç ise bunu çok kolay fark eder. Yetişmekte olan gence verilmesi gerekli değer, önce kendi zaruri ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra başkalarına yardım etme, onlara destek olma konusu işlenmelidir. Aksi halde, kendi ihtiyaçlarını karşılayınca yine boşluğa düşer ve sonra alkol ve uyuşturucudan fayda sağlamaya, bir şeyleri unutmaya çalışacaktır.

    İnsan yaşamında duygusal zekânın öneminden bahis ederken, konu aslında hiç kimse tarafından detaylandırılmamıştır. Suratından düşen bin parça olan bir insanın çevresindekilere karşı sevecen , yardımsever, toplum menfaatini düşünen bir insan olabilmesi teknik olarak mümkün değildir. Bunun karşıtı olarak güler yüzlü yardım sever, bir şeyler yapmak için çaba gösteren birisi hizmet veya mal alıcı tarafından doğru kişi diye algılanır. Hatta büyük işletmeler mal satış aşamasında çalışan kişileri özellikle güzel ve güler yüzlü kişiler arasından seçerler. Bunun temel sebebi başarı grafiğini artırmaktır. Üretim aşamasında insanın yüz yapısı önemsenmese de aslında orada da çok önemlidir. Çünkü hainlik vasfı genelde mendebur surat denilen asık ve dudak ucu aşağıya düşmüş kimselerde olur. Kendisinde bu surat olan yapıdaki insan bile bu yapıyı karşıda gördüğünde bundan rahatsız olur. Duygusal zekâ açısından sağlıklı toplum yetiştirmenin kuralı hiçbir kitapta yazmaz. Çünkü batılı yazarlar sevgi ve ruhtan anlamazlar. İnsanlar sevdikleri şeyleri belirtmek için ortak değerlere sahip olanlar genelde fan kulüpler kurarlar. Buralarda duygularını tatmin edecek arkadaşlıklar edinirler. Sosyal tesislerin ve spor tesislerinin başlangıç sebebi budur. Spor müsabakalarının ve sporcuların bu kadar prim yapması oraya yatırılan duygulardır. Toplum kendi kendine bu duyguları pompalayarak ön plana çıkarır. Ancak bireysel anlamda spor yapmak bedensel olarak iyi iken, ruhsal olarak izleyiciler açısından kötü netice doğurmaktadır. Sebebine gelince gruplar arası düşmanlık ve husumet artmakta ve ölümler yaralamalar, bedensel zararlar bitmemektedir. Bunun dışında oraya harcanan para ve emek ile toplum menfaatleri daha üst boyutlara taşınabilir. Hani spor yapmak bedensel ve ruhsal açıdan iyi idi. Onun için mi çok çeşitli yuvalar sadece spor müsabakaları üzerinden oynanan kumar ve düşmanlıklar yüzünden çökmektedir.

    Duygusal zekâ gelişiminde anne ve baba rolü çok önemlidir. Anne ve baba arasında günübirlik olaylarda birbirlerini dinleyerek saygı duyarak ve sevecenlikle karşılıklı anlaşmaları o evdeki çocuğun insan ilişkilerinde aynı yöntemi kullanarak davranmasına sağlar. Ancak evde her gün kavga ve gürültü var ise insanlar birbirlerine hakaret içeren sözcükler söyleyip, bunları kavga moduna koyduklarında bu kez aynı davranışı yeni yetişmekte olan çocuk o noktadan alıp bir üst noktaya taşıyacaktır. Bu şekilde davranış geliştiren bir yetişkin olmuş kimsenin çevreye tepkileri bu ölçü dahilinde olduğundan, çevreden alacağı tepkiler benzer olur. Başka tepki aldığında bunların sahtekâr ve kötü düşünceli olduğunu ifade edecektir. Aslında kendi davranışlarının kötülüğü ayna gibi kendisine yansımıştır.

    Eğitim sistemimizde ve basın yayın organlarının hiç birisinde duygusal zeka gelişimi ve anne baba eğitimine yönelik en ufak bir yayın yapılmamaktadır. Ne açıdır ki kendi ellerimizle kendi çocuklarımızın geleceğini karartmaktayız. Kendi geleceğimizi, ateşe atmaktan başka açıklama tarzı var mıdır? Hani toplumsal sağlık için eğitim nerede? İnsanlara cinsel özgürlük dağıtanlar, acaba çocukların duygusal zeka gelişimi konusunda ne yapıyorlar. Gidip bir toplantılar da içki içmeyi çağdaşlık ilericilik sayan gericiler , asıl yapmaları gereke toplumsal mutluluk peşine niye gidemiyorlar. Yoksa kendilerinin bu olaylardan çıkarları mı var?

    Saygılarımla.

    Dr.F.EFser GÖKÇEN




  3. 3
    Allah razı olsun paylaşımlar için. İnşallah bizler evlatlarımızı gereği gibi yetiştirebilenlerden oluruz



din eğitiminde ailenin rolü,  ailede dinin önemi,  çocuğun din eğitiminde ailenin rolü