Mü'mine ve Tarih ve İslam Tarihi Forumundan Orta çaĝ: Hz. Osman dönemi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Orta çaĝ: Hz. Osman dönemi

    Reklam




    HZ. OSMAN'IN HALIFE SEÇILMESI

    Hz. Ömer (r.a.), bir halife seçmeye mecbur edilince, yani bir düsman tarafindan sirtindan hançerlenip, ölüm dösegine düsünce, bir sey yapmali idi. Filhakika, kendisini ziyarete gelen birçok sahabi O'na, bir halife seçmesinin zorunlu oldugunu söylemislerdi. «Çünkü Hz. Ebu Bekir (r.a.) bunu yapti» demisler ve ilave etmislerdi: «Sayet sen kendine bir veliahd seçmezsen, karisikliklar olabilir ve belki de bir iç savas çikabilir.» Gelen müslümanlardan bazilari, Hz. Ömer (r.a.)'in kendi oglu, Abdullah b. Ömer'i seçmesini teklif ettiler. Çünkü Abdullah b. Ömer, çok iyi bir müslümandi. Alimdi, mütedeyyin idi ve Halife olmak için, bütün sartlara sahip idi. Hz. Ömer (r.a.) bu teklife çok kizmis ve yanlis hatirlamiyorsam, bu teklifte bulunani tokatlamis ve söyle söylemisti: «Sen benim cehenneme gitmemi mi istiyorsun?» Daha sonra devam etmisti «Ne yapacagimi bilemiyorum. Sayet birini tayin edersem, benden önce, benden daha iyi olan birisi, yani Hz. Ebu Bekir (r.a.), bunu yapmisti. Sayet kimseyi seçmezsem, bunu da benden önce ve benden çok daha iyi olan Hz. Peygamber (s.a.v.) yapmisti. Su halde, her iki sekilde de hareket edebilirim.» Hz. Ömer, «Bu dünyada oldugu gibi, öbür dünyada da sizi idare etmenin mes'uliyeti altina girmek istemiyorum» diyordu. O demek istiyordu ki «Ben bir veliahd tayin edecek: olursam, dolayli olarak, öldükten sonra da sizi idare etmis olacagim ve bu veliahdin vasitasiyla ben mes'ul olacagim; bunu istemiyorum». Ve sonunda Hz. Ömer söyle demisti: «Hz. Peygamber (s.a.v.) vefat ettiginde, O'nun en çok sevdigi on kisi vardi, hatta Hz. Peygamber (s.a.v.) bunlarin öldükten sonra cennete gideceklerini müjdelemisti (asere-i mübessere). Iste bunlar arasindan kendinize bir halife seçin.»

    Bu arada, bu on kisiden üçü vefat etmisti. Daha dogrusu iki kisi ölmüs ve Hz. Ömer (r.a.) de yaraliydi. Geriye yedi kisi kaliyordu. Fakat bu yedi kisiden, sadece altisi Medine'de bulunuyordu. Yedincisi seyahatte idi. Iste, Hz.Ömer bu alti kisinin toplanip aralarinda halîfe seçmelerini istedi. Fakat bunda bir güçlük ihtimali vardi. Sayet üç kisi bir tarafta, üç kisi diger tarafta olacak olursa, seçim imkani olamazdi. Hz. Ömer (r.a.) bu güçlügü düsündü. Mesele çok mühimdi. Halife'nin hemen seçilmesi icap ediyordu. Yedinci olan sahabi beklenecek olursa, karisikliklar olabilirdi. ve onun ne zaman dönecegi belli degildi. Bunun için Hz.Ömer (r.a.), bu alti kisilik heyete, bazi sartlarda dahil olmak üzere, yedinci bir sahis seçti: Abdullah b. Ömer. Sartlar sunlardi:

    O, halife olarak seçilemeyecekti. Sayet seçimde ekseriyet temin edilirse, mesele, dörde karsi iki gibi, bu durumda Abdullah b. Ömer, ekseriyete uyacak ve sahsi görüs serdetmiyecekti. Sayet her iki tarafta, esit olarak üçer kisi olursa Abdullah, Abdurrahman b. Avf hangi tarafta ise, reyini o tarafa kullanacakti.

    Kaynak: Muhammed Hamidullah, Islam müesseseleri



    Paylaş
    Orta çaĝ: Hz. Osman dönemi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    HZ. OSMAN'IN VE VERGÎ

    Hz. Osman'in hilafetinin bütün yönlerim incelemek ayri bir arastirma konusudur.. Yalniz sunu belirtmeliyim ki, O'nun hükümeti «Pedersahi» idi. Yani o bir baba gibiydi. Çok mertti ve birçok vergiyi ilga etti ve hakki oldugu halde, hilafet maasi olarak bir tek kurus dahi almadi. Bu husustaki bütün teferruati vermek istemiyorum. Bunlardan, sadece bir tanesini belirtmek istiyorum. Bu da zekat meselesidir.

    Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ilk halifeler Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamaninda zekat, devlet memurlari tarafindan toplaniyor ve bu zekati hükümet dagitiyordu. Zekat deyince bugün baska bir sey anlasiliyor ki, Hz, Peygamber (s.a.v.) zamaninda bu daha farkli anlasiliyordu. Zekattan bugün anlasilan sey sudur: Mesela, benim iki yüz liram varsa ve bu para üzerinden bir yil geçmisse benim bunun %2.5'unu fakirlere vermem gerekir. Bugünkü müslümanlar, zekatlarini, araya hükümet memurlari girmeksizin direkt olarak fakirlere verirler.

    Hz. Peygamber'(s.a.v.) zamaninda ve ilk iki halife zamaninda sadece buna degil, diger bütün vergilere zekat deniyordu. Tüccarlar vergi veriyordu ve buna «Ticaret zekati» deniyordu. Ziraatçilar da vergi veriyordu ve buna «Toprak zekati (Zekatu'l-Ard) deniyordu. Madenler isletiliyor; bunlarin vergisine de «Maden Zekati» (Zekatu'l-Meadin) deniyordu. Koyun, deve gibi sürüler vardi ki, bunlardan da vergi aliniyordu ve buna «Hayvan zekati» (Zekatu'l-Mevasi) deniyordu. Ayni sekilde, kervanlarin getirdigi mallar üzerinde de haklar vardi ki, bütün bunlara zekat deniyordu. Hülasa olarak, Kur'an-i Kerîm'de geçen, «Zekat», «Sadaka», «infak fisebilillah» vs. gibi vergiler, Islam Devletinin müslümanlara taalluk eden vergileri idi.

    Gayr-i müslimlerden alinan vergiler, bundan ayriydi. Bunlara zekat denilmiyordu. Bizim bugün zekat dedigimiz sey, o zaman da zekatti. Fakat bu, zekat çesitlerinden sadece biri idi.

    Biraz önce dedigim gibi, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ilk iki halife Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer zamaninda, bütün bu zekat çesitlerim, bugün bizim zekat dedigimiz ve zekat demedigimiz bütün vergileri, bu memurlar topluyordu ve hepsine de zekat deniyordu.

    Hz. Osman zamaninda, Islam topraklari, yildirim hiziyla ve sasirtici bir süratte genisledi. Hicrî 2. Senede, Hz.Osman'in bir ordusu Avrupa'da, Ispanya’ya girerken, diger taraftan baska bir ordusu Çin'e girdi. Her iki uç arasinda Çin'den Ispanya’ya kadar üç kitaya yayilmis olan topraklar, Islam devletini olusturuyordu. Bazen, ispanya fethinin, Emeviler zamaninda Tarik b. Ziyad'le basladigini söylüyoruz. (Bu dogru degil, Ispanya’nin bir kismi, daha Hz. Osman zamaninda fethedilmistir. Bu husustaki kaynagimiz Taberi; bu ordunun Tarik b. Ziyad zamanina kadar Ispanya’da kaldigim yaziyor. Yani bu ordu Ispanya’ya girdikten sonra geri çikmamis, bilakis orayi fethetmisler ve oraya yerlesmislerdir.

    Netice olarak söyleyeyim ki, benim gayem bu fetihleri degil, fakat bu fetihlerin zekat için olan ehemmiyetinden bahsetmektir.

    Üç kitaya yayilmis olan bu büyük devlette, müslümanlarin sayisi ne kadardi, bunu bilmek lazimdir. Çünkü zekat, müslümanlara taalluk eden bir vergidir. Üç kitaya yayilmis olan Islam devletinde, milyonlarca gayr-i müslim vardi. Fakat bunlarin zekat ile alakalari yoktu. Bu gayr-i müslimlerden de vergi aliniyordu. Fakat bu vergilere zekat degil, haraç, vs. gibi baska isimler veriliyordu.

    Hz. Osman -diyelim ki, maliye bakaninin tavsiyesi üzerine- bugün bizim anlattigimiz manadaki zekatla, diger zekatlari birbirinden ayirmak istiyor. Niçin? Hz. Osman diyor ki: «Evin disinda olan seylerin zekatini toplamak kolaydir. Koyun, deve, maden vs. gibi mallar, kolayca tesbit edilir ve zekati alinir ve bu kolaydir. Fakat zekat memurlarinin, her müslümanin evinde ne kadar para oldugunu bilme imkani yoktur. Bunun için, bu zekat çesitlerini birbirinden ayirmak lazimdir». Bunun üzerine Hz. Osman, müslümanlarin bizim bugün anladigimiz zekati (yani evde olup, üzerinden bir sene geçen, parayi), bundan böyle hükümet'e direkt olarak vermeye mecbur olmadiklarini ve bunu bizzat kendileri, fakirlere dagitabileceklerine dair bir emir veriyor.

    Iste bu tarihten itibaren, bu sekilde verilen zekata zekat denmis ve digerlerine zekat degil, vergi, gümrük, vs. denmistir. Hz. Osman'in niçin bu sekilde karar verdigine dair bir iki söz söyleyeyim: Görünüste bu karar Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz.Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)'in tatbikatlarina aykiri idi. Su halde Hz. Osman (r.a.) niçin bunu degistirdi? Ben bunun devletin menfaati geregi yapildigi kanaatindeyim. Çünkü Islam devleti, Ispanya’dan, Çin'e kadar uzaniyordu. Ve buna karsi, müslümanlarin sayisi çok azdi. Bu hususta nüfus sayimi yapilmamistir. Fakat bazan 100 km2 de bir tek müslümandan fazla kisi bulunmuyordu. Bunun üzerine tasavvur buyurun ki, Ispanya’dan Çin'e kadar her 100 km2 ye bir tahsildar gidip, bir müslüman bulacak, üstelik bazen buldugu bu müslümanda zekat veremeyecektir. Çünkü evinde nisabi dolduracak kadar parasi olmayabilirdi. Bu müslümanin evi veya baska bir seyi olabilir, fakat zekat verecek kadar parasi olmayabilir. Netice olarak karsimiza su durum çikabilir. Zekat memurlarina verilecek olan para, toplanacak olan zekattan daha fazla olabilir. Iste böyle bir seyi, bir maliye bakani kabul etmez. Bunun için, müslümanlarin, bizzat kendilerinin bu zekati vermeleri serbest birakiliyor.

    Müslümanlar zekatin bir farz oldugunu, Allah'in emri oldugunu bildikleri için, herhangi bir murakabeye ihtiyaç duyulmaksizin, onlarin suuru, onlara bu farzi yerine getirmelerini emrediyor. Mesela; namaz, oruç gibi ibadetlerde, hükümet beni zorlamiyor, fakat benim suurum bana emrettigi için bu ibadetleri yapiyorum. Ayni sekilde zekati da murakabesiz verebilirim, çünkü suurum emrediyor.

    Kaynak: Prof.Dr.Muhammed Hamidullah, Islam Müesseleri, Türkçesi: Prof.Dr.Ihsan Süreyya SIRMA