İslam Dini ve İman Bölümü ve İslam Dini Forumundan Hamd bilinciyle hayata bakış Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Hamd bilinciyle hayata bakış

    Reklam




    Farkında olmadığımız, önemsiz görüp üzerinde düşünmediğimiz öylesine büyük ve öylesine çok nimetler içinde yüzüyoruz ki... Her şeyden önce, insan olarak yaratılmışız. Ot veya it olarak yaratılabilirdik. Tabii, insan olarak yaratıldığımız halde, ot gibi düşüncesiz, kaygısız hayat da sürebilir dört ayaklılardan daha aşağı olabilirdik. İnsan olarak, yaratıkların en şereflisi olarak yaratıldık. Annemizi, babamızı, doğduğumuz memleketimizi biz seçmedik.
    Herhangi bir kentin fuhuş ortamında, batakhanelerinde veya çok fakir bir ülkenin çölünde, dağında ya da ormanında yarı aç yarı tok, çelimsiz, kültürsüz, daha da kötüsü dinsiz imansız olabilirdik. Elsiz, ayaksız, dilsiz, kulaksız veya görme özürlü olabilirdik. Daha da kötüsü, hakkı görmeyen, gözleri perdeli, kalbi mühürlü olabilirdik. Felçli, sakat, yatalak değiliz. bağımlısı, ik,baz, hilebaz, düzenbaz,.. olabilirdik.
    Bütün bu nimetler, zenginlik değil de dünyada bile mutluluk sağlamayan emanet paraların veznedarları olan kapitalistlerin para hamallığı mı zenginlik? Gözlerinizi bir milyon dolara satın almak isteyen olsa verir misiniz? Demek ki, ne kadar pahalı, ne kadar kıymetli varlıklara sahipmişiz! Ya aklınızın değeri? Kaça satardınız? Bütün bunların üstünde imanınızı değişebileceğiniz bir değer olabilir mi? Müslümanca mutluluğun, huzurun, kanaat denilen hazinenin, sabır denilen hazzın, dâvâ yolunda çekilen çilenin, infak etme, verme lezzetinin, ibadetlerden aldığımız zevkin, bereketin, ağız tadının, gönül şenliğinin, hele ebedî mükâfatın, cennetin değeri, bedeli? ! Bütün bunlara hamdedilmez, şükredilmez de ne yapılır?

    İnsanlar Allah'a layık olduğu şekilde hamdedemezler. Ancak mecaz yoluyla ve hamdle ilgili emirlere uyarak hamdetmeye çalışırlar. Çünkü Allah'a hamdetmek, ancak yüce Zatının gerçek mahiyetiyle bilinmesi ve O'na layık olan bir hamd ile hamdedilmesiyle mümkündür. Oysa Kur'an'da, insanların O'nu bilgi bakımından kuşatamayacakları açıkça bildirilmiştir. Nitekim Peygamberimiz, mirac gecesi Yüce Allah'ın 'Allah'a senâ et' emrine muhatap olunca 'Seni gerçek anlamıyla hamd ü senâ edemem' demesi bu gerçeğin ifadesidir. Fakat bu ilahi emre uyulmalı ve kulluk durumu açıklanmalıydı. Bunun için Allah Rasûlü 'Ey Allah'ım, Sen yüce Zâtını senâ ettiğin, medhettiğin, hamdettiğin gibisin! ' diyerek bu emre karşılık vermiştir.
    Biz de Yüce Allah'ın 'El-hamdü lillâh deyin' (17/İsrâ, 111 29/Ankebût, 63) emrine uyarak O'na hamdetmekle yükümlüyüz. O'nun için, ulaştığımız her çeşit nimetten dolayı "el-hamdü lillâh" demeliyiz. Hamd, sadece bir nimete karşılık değildir. Hamd, kulun nimet içinde yaşamasından dolayı iç âleminden coşan şükrandır. Bu şükran duygusunun, içinde kaynadığını hisseden müslüman için bu coşku, Allah'la olan en samimi bağlantıdır. Bu bağın kuvveti, dilimizin ve gönlümüzün, bütün organlarımızla uyumlu olarak hamd vazifesini yerine getirmesiyle kendini gösterir. (4)

    İbâdetlerimiz ve Hamd
    Ne Türkçede, ne başka herhangi bir dilde 'hamd' kelimesinin tam karşılığı yoktur. Hamd bir özgün Kur'an kavramıdır. Hamd, bütün anlamıyla Allah'a aittir. Çünkü övülmeğe lâyık her şey Allah'tandır. Zikir, şükür ve dolayısıyla dua ögelerini içeren hamd, tıpkı besmele gibi, müslümanların hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Her gün kılınan 5 vakit namazda kırk defa tekrarlanan Fâtiha sûresi hamd ile başladığı gibi, namazın girişinde okunan Sübhâneke'de, rükûdan kalkarken okunan tahmidde hamd kelimesi kullanılır. Tahiyyât'ın ilk cümlelerinde, "Salli" ve "Bârik" duâlarında, Kunut'ta, namazdan sonra çekilen tesbihlerde, ardından okunan tevhid cümlesinde, bayramlarda ve diğer bazı dinî merâsimlerde getirilen tekbirlerde senâ ve şükür manalarıyla birlikte hamd kavramı tekrarlanmaktadır. Hac ibâdetinin îfâsı sırasında her fırsatta tekrar edilmesi istenen telbiye'de de hamd yer almaktadır.

    Efendimiz, Kurtarıcımız, Allah'a hamd ile başlanmayan her işin eksik ve bereketsiz olduğunu açıklamış (Ebû Dâvud. Edeb 18 İbn Mâce, Nikâh 19) ve aksıran her mü'minin 'el hamdü lillâh' demesini emretmiştir (Buhâri, Edeb 126) . Hamdetmeyi içeren duâları okumanın, günahların bağışlanmasına vesile olacağını ve hamdin en faziletli zikirlerden biri olduğunu açıklamıştır. Yine hamdi içeren zikirlerin sadaka yerine geçeceğini haber vermiş, duânın en faziletlisinin el-hamdü lillâh sözü olduğunu belirtmiştir (Buhârî, Ezan 155, İman 19 Müslim, Tahâret 1, Müsafirîn 84) .
    Hz. Peygamber'den rivâyet edilen ve (besmeleyle birlikte) hamd ile başlamayan her önemli işin hayırsız ve bereketsiz olacağını belirten hadisin ve fiilî sünnetin etkisiyle olacaktır ki, İslâmî gelenekte bütün ciddi işlerin başında besmele çekilip hamdedilir. Bitiminde de bütün başarı ve nimetleri lutfeden Allah'a yine hamdedilip şükürde bulunulur. Rasülü Ekrem'in tavsiyeleri ve uygulamalarından olmak üzere konuşmalara, zikir ve dualara hamd cümlesiyle başlamak, yemeğe besmele ile başlayıp hamd ile bitirmek, aksırdıktan sonra hamdetmek gerekir.

    Cuma hutbesinin her iki bölümü de hamd cümleleriyle başlar. İslâmî eserlerin ilk cümlelerini genellikle besmele ve hamdele oluşturur. Bir yazıda hamdeleye yer verilmemesi, o yazının önemli olmadığının bir işareti sayılmıştır. O yüzden müslümanların bütün resmî yazışmaları ile önemli akidlerinde besmeleden sonra hamdele zikredilirdi. Ayrıca, hamdele, müslümanların uykuya yatma, uykudan kalkma gibi günlük faaliyetlerinin başında ve sonunda zikredilen bir duâ cümlesi haline gelmiştir. (5)

    Her Nimetten Sonra, Her Vesileyle Hamd, Sürekli...
    Devamlı karşılaştığımız için önemi üzerinde düşünülmeyen alışılmış nimetlerin akabinde de hamd edilir ki, insanın Rabbı ile irtibatı, ilişkisi, iletişimi canlı tutulsun ve yapılanlar ibadet olsun. Yemekten sonra hamd edilir ki, yediğimiz nimetleri ihsan eden, o gıdalara lezzet katan, bize ağız tadı veren, açlığımızı bunlarla gideren, gıdaları enerjiye dönüştüren Yaratıcı'yı görmezden, bilmezden, hatırlamazdan gelmeyelim, nankör olmayalım. Bu konuda sünnet, yemek sonrası sofradan kalkmadan herkesin kendisinin hamdetmesi. Olayı merâsim havasına koyup, bir aracının, bir hocanın, veya içlerinden birinin hamdetmesi değil. Sünnette meşhur olan hamd ifadesi de şöyle: 'El-hamdü lillâhillezî et'amenâ ve sekaanâ ve cealenâ mine'l-müslimîn (Bizi doyuran, susuzluğumuzu gideren ve bizi müslümanlardan kılan Allah'a hamd olsun) ."
    Su, çay veya meşrubat içtikten sonra hamdetmeyi de unutmamalı. Duâya başlarken ve bitirirken, derse, sohbete, kitleye konuşmaya başlarken ve bitirirken hamdetmeli. Başlangıçta hamd ile Allah'ın nimeti hatırlanıp, O'nun yardımı istenirken bitişte de verdiği güce ve güzelce tamamlanan nimete karşı şükür makamında hamd edilmelidir. 'Onların duâ, dâvet ve dâvâlarının sonu 'El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn'dir.' (10/Yûnus, 10)
    Okumayı bitirdikten, uykudan uyandıktan, elbise giydikten sonra Rasulullah'ın hep hamdettiğini biliyoruz. Tuvalet ve banyodan sonra 'El-hamdü lillâhi'llezi ezhebe anni'l-ezâ ve âfânî min zâlik (Benden eziyeti gideren ve böylece bana âfiyet veren Allah'a hamdolsun) " denilmesi tavsiye edilmiştir.
    Hapşırma (aksırma) da hamd için bir vesiledir. Aksırdıktan sonra 'elhamdü lillâh' denilmesi, yanımızda bulunan insanların bize hayır duâda bulunmalarına sebep olacak olan önemli bir sünnettir. Aksıran tahmid'de bulunur. Yanındaki müslüman 'teşmit' eder, yani 'yerhamukellah" (Allah sana merhamet etsin) der. Aksıran da 'yehdînâ ve yehdîkümullah' (Allah bize ve size hidayet etsin.) diye mukabelede bulunur. 'Biriniz hapşırır ve hamdederse, ona teşmitte bulunun. Allah'a hamdetmezse teşmitte bulunmayın.' (Buhâri, Edeb 127 Müslim, Zühd 53)
    'Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. Öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah'a hamdederse, bunu işiten her müslüman üzerine 'yerhamukellah' (Allah sana merhamet etsin) demesi hak (bir vazife) dır. Ancak, esnemeye gelince, işte bu, şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa, imkân nisbetinde kendini tutsun ve hah diye ses çıkarmasın. Zira bu, şeytandandır, şeytan kendisine gülüyor demektir.' (Buhârî, Edeb 125, 128, Bed'ül halk 11 Müslim, Zühd 56)
    Görüldüğü gibi her vesileyle hamd, Allah'ı hatırlayıp ona şükür tavsiye edilmiş, hayatın tüm alanlarını Allah doldurmuştur. Müslümanın Allah'tan uzak, O'ndan gafil hiçbir zamanı ve hiçbir hali olmaması istenmiştir. Böylece her yapılan eylemin ibâdet olması sağlanarak kulluk bilinci perçinlenmiştir.
    Kemal derecesinde bir hamdin üç basamağı vardır. Erişilen nimetin Allah'tan geldiğini bilmek, O'nun verdiğine rızâ göstermek ve nimetinin gücü bedeninde bulunduğu sürece O'na isyan etmemek. Her ciddi eylem, her nimet üç ibâdet ister. Bunlar zikir, fikir ve şükürdür. Başta zikir (besmele) , ortada -iş esnasında- fikir (tefekkür, Allah'ın nimet ve ihsanını düşünüp O'nun rızâsını istemek) ve sonunda şükür (el-hamdü lillâh demek) .

    Hamd ve Günümüz İnsanı
    İnsanların bir kısmı Allah'a hamd etmezken, bir kısmı da hamd konusunda gâfil görünmektedirler. Günümüzde insanları Allah'a hamdetmekten alıkoyan pek çok sebep/bahane vardır. Doymak, tatmin olmak bilmeyen, reklâm ve kötü örneklerle kamçılanan dünya hırsı, tâğûtî yönetimler, kapitalist ve emperyalist dünya düzeni, kolay yollardan zengin olma isteği, ümitsizlik, kötümserlik... hamdi unutturucu sebepler arasında sayılabilir. Kanaat etmemek, kendini kendinden daha fakirlerle değil daha zenginlerle karşılaştırmak, maddeci dünya görüşünün sonucunda tüketim toplumunun bireyi olarak hep şikâyetçi olmak da insanı hamd ve şükürden alıkoyan sebeplerdendir. Bütün bu sebeplerle birlikte cehâlet ve gafleti de belirtmeliyiz. İnsanların, Allah'ın kendilerine verdiği sayısız nimetlere karşı hamdetmeyişleri bu tür sebeplerle ilgilidir. Bütün bunların çözümü için, insanın iyimser, kanaatkâr, tokgözlü, diğergâm, hamdeden, şükreden özellikler kazanması gerekir. Bu kalitede bir toplum inşâsı için de, tevhidî imana dayalı bir altyapı şarttır. Allah'ın nimetlerine hamd, öncelikle o nimetleri bilmekle mümkün olur. Nimeti bilenler, bu nimetlerle Allah'a ibâdet edilmesi gerektiğinin şuurunda olup, böylece Allah'a hamd edebilenlerdir.
    Günümüzde bir kısım insanlar da, Allah'a hamdetmeyi 'Allah'a hamdolsun' demekten ibaret saymaktadırlar. Oysa, gerçek anlamda hamd, sahip olunan nimetleri Allah yolunda ve Allah'ın istediği şekilde kullanmakla olur. Bütün varlıklarda Allah'ın nimetleri vardır. Her insanda Allah'ın sayısız nimetleri mevcut olduğu gibi, kişilere bazı belâlar da isâbet edebilir. Belânın bulunmaması nimet nimetin bulunmaması da bir belâdır. İşte, Allah'a mutlak hamd, O'nun bütün nimetlerine karşı olmalıdır. Bu da, her nimetin ve her şeyin sahibi Allah'a, yine Allah'ın istediği şekilde hamdetmekle mümkün olur.
    Dille hamd, 'El-hamdü lillâh' demektir. Kalble hamd, Allah'ın büyüklüğünü, nimetlerini tefekkür etmek ve O'nunla beraber olabilmektir. Kalıpla (vücut organlarıyla, el ve ayakla...) yapılan hamd, nimetleri Allah yolunda ve Allah'ın istediği şekilde kullanmakla yapılır. Nimetlerin sahibini unutmayan, kendisinin emanetçi ve veznedar olduğunu bilen insan, emânete ihânet etmez. Sahibi o nimet ve emânetleri niçin verdiyse, nasıl davranmasını istediyse, O'nun tâlimatları doğrultusunda o görevleri yerine getirir.

    Hamd – İman İlişkisi
    Allah Teâlâ, insanlara devamlı yardımını bahşeder, rahmet ve keremini bol bol ihsan buyurur. Bu, O'nun lutuf ve kereminin sonsuzluğundandır. Hamdi yalnız Allah'a has kılmak, O'nun ulûhiyetini idrak ederek, O'ndan başka hiçbir ilâh bulunmadığını kabul edip inanmaktır. Varlıklar âlemine olan mutlak hâkimiyetini kabul etmek, her şeyin en sonunda Allah'a varacağını idrâk etmektir. İbâdet ve itaatle Allah'a yönelmek, aynı zamanda Allah'a hamdetmektir.
    Hamd, Allahı hakkıyla tanımak ve Ona tâzimdir. O yüzden imanla, tevhidle yakından ilgilidir. Bu sebepten olsa gerektir ki, hamd ve şükrün zıddı nankörlüktür. Nankörlük, nimeti ve nimet vereni örtüp görmezlikten gelmek, inkâr etmek demektir. "Nankör" kelimesi Kuranda "*****" kelimesiyle aynı kökten gelen ve benzer anlamı paylaşan sözcükle karşılanır. Dolayısıyla hamd, imandır nankörlük de *****.
    Hamd imanın bir gereğidir. Gerçek anlamda hamd, iman, ilim ve sâlih amelle yapılandır. İnsan, diliyle söylediği hamdi ve onun gerçek anlamını, kalbiyle de tasdik edince, bu hamd, imanının kuvvetlenmesini sağlar. Hamdi sadece Allah'a tahsis etmek, insanın O'nun emir ve yasakları doğrultusunda yaşamasını sağlar. Allah'a hamd, Allah'ın rahmetinin ve nimetlerinin genişliğine imanı da ifade eder. Bütün bunlar gösteriyor ki, hamd ile iman arasında kopmaz bir bağ vardır.
    Allah'ın her türlü nimetini bolca tadan günümüz insanının çoğunluğu, O'na bolca hamdetmesi gerekirken aksine Allah'a şirk koşacak derecede sapıklık veya isyan içindedir. Bunun en başta gelen sebebi de, Kur'an'ın getirdiği gerçeklerin ve bildirdiği hikmetlerin akıllara ve vicdanlara ilham kaynağı olamayışıdır. Kur'an'ın ilâhî hükümlerine teslim olan akıllar, hakikati anlar. O'nun eşsiz hikmetinin sesine kulak veren vicdanlar ancak doğruyu bulurlar ve gerçeği görürler. (6)
    Hamde lâyık olan hiç şüphesiz yalnız yüce Allah'tır. Hiçbir insan Allah'a hamdetmese bile, O, kendisini her saniye tesbih ve senâ etmekte olan bu kâinatta, haliyle hamdedilmekte ve bütün mahlûkatın lisanıyla övülmektedir. Âhirette de hamd Allah'a mahsustur.

    Hamd Şuurunun Müslümana Kazandırdıkları
    Hamd şuuru, bize şu anlayış ve davranışları kazandırır (kazandırmalıdır) :

    Hamd, Allah'ı tanıma, O'na ta'zim ve dua etmedir. O'na inanıp ibadet/kulluk etmedir. O yüzden hamd, imanî bir kavramdır. Düşünülerek yapılan hamd, bizdeki kulluk şuurunu canlı tutar. İnsanların Allah'a muhtaç olduklarını, Yüce Allah'ın ise, her şeyden müstağnî olduğunu, kimsenin hamdine Allah'ın ihtiyacı olmadığını günümüz insanı iyice kavramalı ve gerektiği gibi iman etmelidir.
    Hamd, nimetşinaslık, kadirşinaslıktır. '*****'le aynı kökten gelen nankörlüğün zıddıdır. En küçük bir iyilik yapana bile teşekkür etmeyi insanlık görevi biliyoruz. Halbuki, bizi ve bize iyilik yapanı yaratan, yapılan iyiliği, nimeti yoktan var eden, iyilik yapana bu güzel özelliği veren ve sevdiren, bizi o iyilikten zevk alacak şekilde vücuda getiren, her şeyin gerçek sahibi Allah'tır. Öyleyse her şeyden önce, O'na hamd etmeliyiz. Bize hediye getirmede aracı olan postacıya teşekkür edip, hediyeyi postalayan gerçek ikram sahibini unutmak uygun olur mu?
    Sabahlara kadar, göz yaşıyla ıslattığı secde yerinden kalkmayan En Çok Hamdeden'e (Rasûlullaha) , hanımı 'Geçmiş ve gelecek günahların mağfiret olduğu halde, kendini sıkıntıya sokacak kadar niye ibadet ediyorsun? ' diye sorduğunda, şu cevabı almıştı: 'Şükreden bir kul olmayayım mı? ' Peki, bizim, bunca nimete bunca isyanla cevap verirken, şükreden, hamdeden bir kul olmaya ihtiyacımız yok mu?
    'Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu hamd ile, övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.' (17/İsrâ, 44) buyruluyor. Allah'ın bütün mahlûkatını kuşatan nimetleri, özellikle insanoğlunu daha çok kucaklamaktadır. Diğer varlıklardan daha çok nimetlere muhâtap olduğumuz halde bir taş kadar, bir çiçek, bir böcek kadar hamdetmeden, nasıl yaratıkların en şereflisi olacağız?
    Fâtiha'ya, namaza başlarken, duâ ederken, yemekten, içmekten sonra, aksırdıktan, uyandıktan, tuvaletten sonra, konuşmaya başlarken ve bitirdikten sonra, arabaya bindikten ve kazasız belâsız indikten sonra... El-hamdü lillâh demeli, böylece en güzel, en kısa duâyı yapmış olmalıyız.
    Hamd, ruhları Allah'a bağlayan mânevî bir bağdır. Gerçek anlamda hamd, Allah'la kul arasında hiçbir engele müsaade etmez. Hamd, insanı Allah'la devamlı irtibatı olan bir varlık haline getirir. El-hamdü lillah'ı sık sık şuurluca günlük konuşmalarımıza, güncel davranış ve eylemlerimize katık ederek, Allah'la bağımızı her dem tazelemeli ve kuvvetlendirmeliyiz. Unutmamalıyız ki, bu bağ, bu hat koptuktan sonra, hat kopukken telefonla ses karşıya ulaşmadığı gibi, Allah'a ulaşmaz niyazımız, ricamız.
    Hamdetmek, şükretmek iyimser olmaktır. Hayata güzel ve olumlu pencereden bakabilmektir. Mutlu olabilmek, mutluluk elbisesi giymektir hamd. Şikâyetçi ve karamsar karakterlerin kararttığı karanlık insanların dünyasını ancak hamd şuuru aydınlatabilir. Hamdedenlerden kıldığı için hamd olsun O Hamîd'e.
    Ve âhıru da'vânâ eni'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemin: Dâvâmızın sonu âlemlerin Rabbı Allah'a hamdetmektir.

    1- Kur'an'ın Temel Kavramları, s. 160

    2- A. Ünal, Kur'an'da Temel Kavramlar, s. 446

    3- İ. Eliaçık, İslam ve Sosyal Değişim, s. 32

    4- Y. Çiçek, F. Yıldız, Hamd Rabb, s. 13

    5- İslam Ans, Diyanet Vakfı Y. c.15, s. 448

    6- Y. Çiçek, F. Yıldız, a.g.e. s. 40

    Hamd İle İlgili Âyet-i Kerimeler
    Hamde Layık olan Yalnız Allah'tır: Bakara, 267 Nisa, 131 Fatır, 1, 15, 34 Kasas, 70 Ankebut, 63 Sebe', 1, 6 Fussılet, 42 İbrahim, 1, 8 Hacc, 64 Buruc, 8

    Bütün Varlıklar Allah'a Hamdeder: İsra, 44 Mü'min, 7 Zümer, 75.

    Hamd, Alemlerin Rabbı Allah'a Aittir: Fatiha, 1 En'am, 1, 45 A'raf, 43 Casiye, 36 Kaf, 39 Kehf, 1 İsra, 111 Ta-Ha, 130 Ra'd, 13 Mü'min, 55, 65 Şura, 55 Mü'minun, 28 Rum, 18 Saffat, 182 Yunus, 10 İbrahim, 39 Lokman, 25 Neml, 15, 59, 93 Hıcr, 98 Teğabün, 1 Zümer, 29, 74 Tur, 48.

    Hamd İle İlgili Bazı Hadis-i Şerif Kaynakları

    Buhari, Edeb 126, Ezan 155, İman 19

    Müslim, Taharet 1, Müsafirin 84, Zühd, 69

    Tirmizi, Birr 35

    Ebu Davud, Edeb 9, 11, 18

    İbn Mace, Nikah 19.
    Müsned, II, 257, 259, 303, 388 III, 32, 74 IV, 278, 375 V, 211, 212.

    Hamd Anlam ve Mâhiyeti
    Hamd, sözlükte iyilik, güzellik, üstünlük ve erdemlilikle niteleme (medhetme) ve övme manasına gelir. Terim olarak, bütün medih türlerini içerip sevgi ve tazimle Allah'a yönelen övgü ve şükrü ifade eder. Hamd, Allah'a karşı kulların memnuniyet ve sevinçlerini, O'na şükürlerini bildirmeleri demektir. 'El-hamdü lillâh' sözüne 'hamdele' denir



    Paylaş
    Hamd bilinciyle hayata bakış Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bir müslümanın daima ümitvar olması gerekmektedir. Sürekli hamd eden bir insanın çevresine dünyaya bakışı da farklı olur. Hayattan tat almaya eksi yanları görmektense ona verilen nimetleri görmeye ve şükretmeye çalışır.