Din Ve İman Bölümü ve İnançsızlara Cevaplar Forumundan Doğadaki kusursuz tasarım"ı inkar edenlerin bilime kaybettirdikleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Doğadaki kusursuz tasarım"ı inkar edenlerin bilime kaybettirdikleri

    Reklam




    Doğadaki yaratılış gerçeğini, bir başka deyişle doğadaki "tasarımı" kabul etmemek, gerçekte bilimsel araştırmaların önünü tıkamaktadır. Çünkü doğada bir tasarım olduğunu bilen bir bilim adamı, bu tasarımı ve amacını araştırmak gibi bir düşünceyle yola çıkar. Ancak bir evrimci tüm doğayı amaçsız bir madde yığını olarak gördüğü için, aynı amacı taşımayacaktır.

    Amerikalı matematikçi ve felsefeci William Dembski, doğada bir "tasarım" olduğunu savunan bilim adamlarından biridir. Dembski, evrimci bakış açısının, doğada bir amaç görmeyerek bilimsel gelişmeyi yavaşlattığını açıklar. Buna örnek olarak da evrimcilerin DNA hakkında ortaya attıkları "junk DNA" (boş DNA) kavramını gösterir. ("Boş DNA", evrimci bilim adamlarının varsayımına göre, herhangi bir genetik bilgi içermeyen ve dolayısıyla bir fonksiyonu olmayan DNA kısımlarıdır.) Dembski şöyle demektedir:

    Tasarım kavramı bilimsel gelişmeyi durduracak değildir. Aksine, geleneksel evrimci yaklaşımlarının bilimsel araştırmaları baltaladığı noktalarda, tasarım kavramı yepyeni araştırmaları teşvik eder. "Boş DNA" kavramını ele alalım. Bu terimle birlikte kast edilen anlam, bir canlının genetik bilgisinin uzun ve amaçsız bir evrim sürecinin ürünü olduğu ve dolayısıyla bu genetik bilginin sadece bir kısmının organizma için yararlı olduğu düşüncesidir.

    DNA'nın karmaşık yapısı ve her özelliğinin bir amaç taşıması DNA'nın yaratıldığını gösterir.

    Evrimci bakış açısına göre bol miktarda işe yaramaz DNA kısımları beklememiz gerekir. Ama eğer canlıların tasarlandıklarını kabul edersek, bu durumda DNA'nın çok daha fonksiyonel olmasını bekleriz. Ve gerçekten de, en yeni bazı bulgular, DNA'nın bazı kısımlarının "boş" olarak tanımlanmasının, aslında bizim DNA hakkındaki bilgimizdeki yetersizlikten kaynaklandığını göstermektedir. Örneğin Journal of Theoretical Biology dergisinin son sayılarından birinde, John Bodnar "ökaryot hücrelerin genetik bilgisinde, kodlama işlemi görmeyen (yani "boş") DNA parçalarının, gerçekte organizmanın büyümesini ve gelişimini sağlayan bir tür genetik dili kodlarını" bildirmektedir. Tasarım kavramı, bilim adamlarını (canlılarda) fonksiyon aramaya yönelmekte, evrim ise bu çabayı kösteklemektedir...

    Tasarım kavramını bilime dahil etmek, bilimsel çabaları çok daha zenginleştirecektir... Bilimsel gelişme için şimdiye dek kullanılmış tüm kavramsal araçlar kullanılmaya devam edecektir. Ancak tasarım kavramı bir bilim adamına yeni kavramsal araçlar kazandırır. Dahası, yepyeni araştırma konuları ortaya çıkarır. Çünkü bir şeyin tasarlanmış olduğunu bildiğimizde, nasıl var edildiğini ve amacının ne olduğunu da bulmak isteriz.24

    Görüldüğü gibi canlıları Allah'ın yaratmış olduğunun kavranması hem bilime yeni ufuklar kazandırmakta hem de doğanın çok daha doğru anlaşılmasını sağlamaktadır.

    Ama materyalist bilim adamları Allah'ın yaratışını inkar ettikleri için doğada yaşayan her canlının tesadüfen gelişen olaylar sonucunda var olduklarını iddia ederler. Onlara göre tesadüfen oluşan bir evrende "hatalı veya gereksiz ürünler"in veya "hatalı tasarımlar"ın bulunması son derece doğaldır.

    Bu yanlış bakış açısının sonucu olarak günümüze kadar birçok bilimsel delil yanlış değerlendirilmiş ve uzun yıllar boyunca birçok gerçek ortaya çıkartılamamıştır. Örneğin doğada bulduğu bir kuş tüyünü inceleyen materyalist bir bilim adamı, tüyün asimetrik yapısına bakarak, bunun "tesadüfen oluştuğu için" bozuk bir yapı olduğunu düşünür. Ve tüyün asimetrik yapısını incelemeye gerek görmez.

    Ancak her varlığı Allah'ın bir amaç üzerine ve kusursuz bir tasarımla yarattığına iman eden bir bilim adamı için tüydeki asimetrik yapı mutlaka incelenmesi gereken önemli bir özelliktir. Bu doğrultuda hareket eden bir bilim adamı kuşların tüylerinin asimetrik yapılarının kuşların uçmaları için gerekli olduğunu, simetrik tüy yapısına sahip olan kuşların ise uçamadıklarını çok kısa sürede görecektir.

    Buna benzer örneklere bilim dünyasında çok sık rastlanabilir. Örneğin bal arılarını inceleyen bilim adamları arasında da benzer bir durum yaşanmıştır. Arıların peteklerini birleştirme açılarını hesaplayan bazı bilim adamları, arıların kullandıkları iki açının en mükemmel uygunluktaki ölçülerden 0.02 derecelik bir sapma gösterdiğini hesaplamışlardır. (Yapılan ölçümlerde arıların bu açıları sırasıyla 109.28 ve 70.32 derece olarak yaptıkları saptanmıştır. Çok hassas hesaplamalarla, matematikçi Konig bu amaca hizmet edecek en uygun açıların 109.26 ve 70.34 olması gerektiğini hesaplamıştır)

    Konuyla ilgili bilim adamlarının vardıkları sonuç arıların küçük de olsa hesaplama hatası yaptıkları yönünde olmuştur. İskoç matematikçi Colin MacLaurin (1698-1746) ise bu açıklamaları yeterli bulmayarak deneyi tekrarlamıştır. Ve bulduğu sonuç şudur: Konig ve ekibi logaritma cetvelinde yapılan ufak bir hata nedeniyle 0.02 derecelik farklılık oluşturacak şekilde hatalı hesap yapmışlardır.25

    Böylece en mükemmel açıyı arıların doğru, bilim adamlarının ise hatalı olarak hesapladıkları ortaya çıkmıştır!

    Tüm canlıları Allah'ın kusursuzca yarattığını bilen bir insan, hiçbir zaman doğada rastladığı bir özellikte hata olduğu fikrine kapılmaz. Her gördüğü özelliği Allah'ın bir amaç için yarattığını bilir.

    Allah'ın kusursuz yaratışına inanmayan bilim adamlarının içine düştükleri yanılgıya bir diğer örnek yine arılarla ilgilidir. 12 Ekim 1996 tarihli New Scientist dergisinde Ben Crystall tarafından hazırlanan makalede, bal arılarının uçarken bazen gereksiz yere fazla kanat çırptıkları, bunun sonucu olarak da uçuşlarının verimsiz olduğu söylenmişti. Bu makaledeki iddiaya göre, arılar kimi zaman daha az, kimi zaman ise daha sık aralıklarla kanat çırpıyorlar, ama buna rağmen aynı hızda uçuyorlardı ve dolayısıyla çok kanat çırptıkları zaman gereksiz yere enerji kaybediyorlardı. Yazara göre ise bu bir tasarım hatasıydı.

    Ancak, Arizona State Üniversitesi'nden Jon Harrison yönetimindeki bir araştırma grubu, yaptıkları bir araştırma ile bal arılarının kanat çırpma sıklığı arasındaki farkın son derece gerekli nedenlerini ortaya çıkardılar. Elde ettikleri sonuçları ise Science dergisinde (1996, cilt 274, s. 88) yayınladılar. Bu araştırmacılar, çevre ısısını değiştirerek arıların vücut ısılarını, kanat çırpma oranlarını ve metabolik oranlarını ölçtüler. Isı 20 dereceden 40 dereceye yükseldikçe kanat çırpma sıklığı azalıyordu. Yapılan araştırma sonucunda anlaşıldı ki, arılar sıcak günlerde daha az sıklıkta kanat çırparken, soğuk havalarda daha sık aralıklarla kanat çırpıyorlardı. Ama uçuş hızlarında bir değişiklik olmuyordu. Soğuk havalarda daha sık kanat çırparak oluşturdukları enerji fazlasıyla vücutlarını ve kovanlarını ısıtıyorlardı. Sonuç olarak arıların kanatlarının iki ayrı görevinin bulunduğu anlaşıldı: Uçmak ve ısınmak.

    Allah'ın canlıları ayrı ayrı, bugünkü halleriyle eksiksiz ve kusursuz olarak yarattığına inanmayan evrimci bilim adamlarının yanılgıya düştükleri konulardan bir diğeri de "körelmiş organlar" safsatasıdır. Tüm canlıların geçmişteki atalarından tesadüfler sonucunda türediklerini savunan evrimcilere göre insan vücudunda atalarından kendilerine miras kalan, ama kullanılmadıkları için zaman içinde körelen "işlevsiz organlar" bulunmaktadır. Allah'ın yaratışına inanmayan bilim adamları, bu işlevsiz sandıkları organlar konusunda da bilime önemli ölçüde zarar vermişlerdir. Çünkü bilim ilerledikçe bu işlevsiz sandıkları organların aslında vücut için son derece önemli organlar oldukları anlaşılmıştır. Bilimin ilerlemesini ağırlaştıran bu ön yargının ne derece hatalı olduğunun göstergelerinden biri evrimciler tarafından tespit edilen uzun "körelmiş organlar" listesinin giderek kısalmasıdır. Evrimci olan S.R. Scadding Evolutionary Theory (Evrimsel Teori) dergisinde yazdığı Körelmiş Organlar Evrime Delil Oluşturur mu? başlıklı makalesinde bu gerçeği şöyle itiraf eder:

    (Biyoloji hakkındaki) bilgimiz arttıkça, körelmiş organlar listesi de giderek küçüldü… Bir organın işlevsiz olduğunu tespit etmek mümkün olmadığına ve zaten körelmiş organlar iddiası bilimsel bir özellik taşımadığına göre, 'körelmiş organ'ların evrim teorisi lehinde herhangi bir delil oluşturamayacağı sonucuna varıyorum.26
    Körelmiş insan organları listesi 1895 yılında Alman anatomist R. Wiedersheim tarafından ortaya atılmıştı ve apandis, kuyruk sokumu kemiği gibi yaklaşık 100 organı içeriyordu. Ancak bilim ilerledikçe Wiedersheim'ın listesindeki organların sayısı giderek azaldı ve bu organların aslında çok önemli işlevleri olduğu öğrenildi. Örneğin körelmiş organ olarak sayılan apandisin aslında vücuda giren mikroplara karşı mücadele eden lenf sisteminin bir parçası olduğu belirlendi. Yine aynı listede yer alan bademciklerin ise boğazı enfeksiyonlara karşı korumada önemli bir rol oynadığı keşfedildi. Omuriliğin sonunda yer alan kuyruk sokumunun leğen kemiği çevresindeki kemiklere destek sağladığı ve küçük bazı kasların tutunma noktası olduğu; timus bezinin T hücrelerini harekete geçirerek vücudun savunma sistemini aktif hale getirdiği; pinael bezin önemli hormonların üretilmesinden sorumlu olduğu gibi daha birçok işe yaramadığı zannedilen organın önemli işlevleri tespit edildi. Darwin tarafından körelmiş organ olarak nitelendirilen gözdeki yarımay şeklindeki çıkıntının ise gözün temizlenmesini ve nemlendirilmesini sağladığı anlaşıldı.


    Arılar o kadar kompleks davranış şekillerine sahiptirler ki, bilim adamları bu canlıların davranışlarının amaçlarını yeni yeni keşfedebilmektedirler.

    Tüm bu örnekler bize şu gerçeği göstermektedir: Bilimde doğru ve hızlı sonuç alabilmek için çıkış noktasının mutlaka doğru olması gerekir. Allah tüm varlıkları bir amaç doğrultusunda, kusursuz ve eksiksiz bir tasarımla yaratmıştır. Dolayısıyla doğayı inceleyen bir bilim adamının hedefi tüm varlıklardaki bu kusursuzluğun özelliklerini ortaya çıkarmak ve her karşılaştığı özelliklerin hikmetlerini araştırmak olmalıdır.

    Paleoantropologlar, fosil kayıtlarının azlığını öfkeyle kapatmaya çalışıyorlar. Paleoantropoloji hala, sadece bir fikir ileriye sürerek ünlü olunabilecek tek bilim dalı olmalı. Paleoantropolojide bir fikrin onay görmesi kimin daha yüksek sesle bağırdığına bağlı.2
    alıntı



    Paylaş
    Doğadaki kusursuz tasarım"ı inkar edenlerin bilime kaybettirdikleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İnanmayan kişiler kendi saplantılarına diğer insanların da aklına soru işaretleri yerleştirme amaçları oluşur. Bizim bu dünyadaki bakış bu dünyadaki kusursuzluğa hayran olmakta ve verilen ilim ne kadar alınırsa da onun zirvesine ulaşamayacak kadar da geniş nimet ve güzellik çerçevesinde kusursuz yaratılmıştır.