Din Ve İman Bölümü ve İnançsızlara Cevaplar Forumundan Her zaman olan tesadüf değildir olamazda Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Her zaman olan tesadüf değildir olamazda

    Reklam




    Örneğin misket oyununda yeşil misket sarı misketi her seferinde vuruyorsa bu tesadüf müdür? Mesela sadece güneşten gelen ışınların dalga boyutunun canlıların istifadesi için olma aralığı (fotosentez ve diğer canlılar için) 1025 olması gerekir. Suyun akıcılık oranı şu anda ki ölçülerde olma şansıda milyonlarda bir. Ya da bir DNA sarmalını düşünelim. Tesadüfle olma ihtimali matematiğe göre imkansız bunlar gibi her şeyde ve her şeyin her dairesinde görülen sayısız mucizelikler bize şunu söylüyor:

    Kainatta tesadüfe tesadüf edilmez. Bir hücreden oluşuyoruz. O tek hücre bölünürken her şey olabilecekken olması gereken oluyor. O et parçası şeklinde büyüyüp ana rahmini parçalamıyor. O tek hücreden beyin damarları beyinde kemik hücreleri ayrı, sinir hücresi ayrı, damar hücresi ayrı, göz hücresi ayrı, saç hücresi ayrı, tırnak hücresi ayrı, organların yerleri ayrı hem de her canlıda her türde ve her türün her ferdinde ve her zamanda… Bu ne biçim tesadüf ya(!) her seferde olan mükemmelliklere hiç tesadüf denir mi(?)


    Kulak, göz, beyin bir birine o kadar yakınlığıyla beraber göz doktoru ayrı, diş doktoru ayrı, kulak doktoru ayrı
    .bu kadar ayrı ayrı mucizeler aynı yerde olması gerektiği yerde hem de her zaman her yerde.Demek tesadüf değil(!)

    Yalnız imtihan sırrı sebebiyle ara sıra bazı numunelerle bazı anormallikler görülmeli ki normalin kıymeti anlaşılsın ve imtihan sırrı bozulmasın. Gece olmazsa gündüzün kıymeti anlaşılmaz. Çirkin olmazsa güzel fark edilmez. Hastalık olamayınca sağlığın kıymeti bilinmez.vb.


    Sebeplerle sonuçların zıtlığı: İddia edilen sebeplerin hiç biri bu neticeleri(sonuçları) yapmaları imkansızdır. Bu sebeple evrendeki her şeyi yaratan hiçbir sebep olamaz. Ancak evrenden bağımsız gücü kuvveti kudreti her şeye yeten YARATICIMIZ olabilir.

    Yaratmada etkisi olan bütün sebeplerin(hava, toprak, su, güneş, kanunlar, vb.) özelliklerine baktığımızda şunlardır.

    1. akılsız
    2. şuursuz
    3. kendinden bile haberi yok
    4. nereye yönlendirsen oraya akar gider (su, toprak vb.)
    5.yapıcı değil yıkıcıdır
    6. ölçülü değil, ölçüsüzdür, sınır tanımaz
    7. varlıklardaki sıfatların, özelliklerin (görmek, işitmek, duymak, vb.) hiç biri kendilerinde bulunmaz
    8. Etki olarak sadece dışadır, içi etkileseler yok ederler. Bir hücrenin içindeki mucizelere direk karıştırılmazlar yoksa yok ederler. Ama hücrenin içi dışından daha mucizedir.


    Sonuçlara baktığımızda ise en küçük atomlar ve zerrelerden nebulalara kadar her dairede görülenler ise yukarıdakilerin tamamen zıttıdır. Yani bütün evrenle ilgili sonsuz derecede akıl, hikmet, denge, şuur, irade isteyen netice ve sanattadırlar. En büyük sebep olan güneşin dükkanında rabbimizin yaratmasıyla ısı, ışık, yedi renk vb. vardır. Ama bir sivri sineğin vücudunda her şeyle ilgili olan hayat, duygular, sanatlar mucizeler vb. güneşte bulunmaz. Yani hiçbir sebebin eli olamaz.

    Örneğin bize eli, ayağı, aklı olamayan ve hatta kendinden bile haberi olmayan bir insanın mühendislik harikası olan bir binayı veya bir bilgisayarı sıfırdan yaptığını söyleseler inanmayız. Peki nasıl oluyor da atom, hücre, organ, sistem, organizma, cansızlar, bitkiler, hayvanlar, kuşlar, balıklardan dünya dairesi, güneş sistemi ve bütün galaksilere kadar bir biriyle bağlantılı biri olmazsa diğeri olmayan mucizeler nasıl kendinden bile haberi olmayan, aciz, fakir, şuursuz, şeylere verilebiliyor. Halbuki aynı akıl masayı marangoz yaptı diyor.

    Picasso’nun meyve tabağındaki elma armudu ressam yaptı diyor. Mikalanj’ın Hz. Musa heykelini dünya harikalarından sayıyor. Ya peki o elmanın kendisi, o Musa’nın bir insan kendisi o işitmeyen, duymayan, konuşmayan heykelden daha mükemmel değil mi? Bu akıl nasıl ona müsaade ediyor. O akılla bu akıl aynı akıl değil mi(?) Bu nasıl fikir yamyamlığıdır(?)


    İradesi en geniş ve kuvvetli ve akıllı olan biz insanları düşünelim. Her birimizin vücudunda hatta bir hücremizde bile sonsuz denilebilecek akıllı ve şuurlu mucizeli işlerin her biri aklımızın ve şuurumuzun haberi olmadan oluyor. Organlarımızın işlemlerinden tut istekli isteksiz bütün kaslarımıza kadar. Konuşurken milyonlarca harika işler oluyor ve akciğerlerden boğaza kaslarımız çalışıyor. Örneğin en basitinden dişlerimiz dilimizi ısırmıyor. Fakat bizim haberimiz bile olmuyor. Gözle görünmeyen mikroba yenik düşüyoruz. Haberimiz bile olmuyor… demek bu işleri her işler gibi hiçbir şey idare etmiyor. Yaratıcımız rahmetiyle idare ediyor. İhsan ediyor. İkram ediyor. Yaratıyor, yapıyor.


    Elma ağacı ya da bir üzüm salkımı bizi nereden bilsin(?) Rengi gözümüze uygun, tadı dilimize uygun, kokusu burnumuza uygun, hazmı midemize uygun, içindeki maddeleri bünyemize, vücudumuza uygun olarak elmayı, üzümü bize versin. Ya da inek bizi nereden bilsin, arı, bulutlar nereden bilsin(?)


    Bilim ve bilimsel metotlar yıllardır dinsizliğe delil ve alet edilmeye çalışıldı. Hatta yanlışlığı ispatlanmış evrim hipotezini ispatlamak için, onlarca ayrı ayrı zamanlarda olarak İngiltere müzesinde insanları kırk beş yıl oyalayan maymun ile insan çenesi monte edilmesi olayı gibi, yalan deliller bile getirilmeye çalışıldı. Ve bu yalan deliller insanlığı yıllardır meşgul etti. Ayrıca bilimsel metotları ortaya koyan akıllı insanlar bu metotları Allah dememek için bir tapınma unsuru olarak kabul ettiler. Halbuki o kuralları ortaya koyan aynı akıl der ki bir harf bile yazarsız olmaz. Resim ressamsız olmaz. Sanat eseri sanatkarsız olmaz. Aklın bu yönünü neden unutarak aynı akılın gösterdiği yolu tanımazsınız(!) Yani bilimsel metotları da akıl ortaya koymuyor mu(?) Demek inanmak işinize gelmiyor.


    Bilim yalnızca “nasıl” sorusunun cevabını veriyor. Halbuki akıl “neden ve niçin” sorularının cevabını da istiyor.
    “Akıl ise ona (Kur’ana) uymayı emreder”(ayet meali)



    Tavuk korkak olmasına rağmen anne olduğunda yavrularını kurtarmak için aslana, köpeğe insana saldırıyor. Onlar büyüyünceye kadar kendisi yemiyor onlara yediriyor. Fakat onlar büyüdüklerinde ağızlarındakine saldırıyor. Peki onun gibi bütün canlılara annelik yaptıran doğar doğmaz sütlerini akıtan ve yavruları için hayatını feda ettiren hangi tesadüf olabilir. Timsah ve aslan gibi canavarlar dahi yavrularını ağzında besliyor büyütüyor.

    Büyüdüklerinde ise işler değişiyor. Peki annelik duygusu gibi bütün duygular gerektiği zaman ve yerde bütün canlılarla buluşuyor. Sonra vazifesini yapıp kayboluyor. Demek duygular dahi O’nu anlatıyor. Kimisi insanları imtihan ediyor. Yoksa bu duyguları akılsız, şuursuz, kendisinden bile haberi olmayan sebepler yapabilir mi?


    Bir hakim incelemeleri için iki kişiye bir kitap veriyor…
    Bir tanesi kitaba baktığında her bir harfi, paragrafı, bölümleri harika sanatlarla yapıldığını ve bir birinden değişik mücevherlerle işlendiğini fark eder. Ayrıca her bir harfinin içinde değişik kitapların ve dünyaların küçültülerek yazıldığını fark edip kitaba hayran kalır. Bu cihetten kitabı incelemeye başlar inceledikçe kitaba olan hayranlığı artar. Kitabın sanatça sonsuzluğunu anlatan bir çalışmayı hakime sunar.
    Diğeri kitaba baktığında ise neden bu kitabın yazıldığını ve ne anlattığına bakar. Bu sayede kitapta yazılış gayesini okumuş olur.
    Çalışmalar hakime takdim edildiğinde hakim kitabın anlamını anlayana tebriğini verir. Ve birinci araştırmacıya ise “Eğer o cevherlerin anlamlarını da nasılının yanında niçinini de okusaydın sende daha çok yükselmiş olacaktın. Kitapta anlamını vermiş olacaktı.”
    Bilim nasıl ile uğraşıyor ve bu yolla Allahın evrendeki tekvini(yaratma) kanunlarını buluyor. Niçin ile de akıl soru soruyor. Tamam çiçek şöyle şöyle oluşuyor. Ama neden boyanıyor kokulandırılıyor neden elma tatlandırılıyor neden renklendiriliyor, kokulandırılıyor vb. hepsi Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının bir tecellisidir.

    Evrendeki bir baharda yaratılan türler her birinin elbisesi ayrı, rızıkları ayrı, geliş zamanları ayrı, gidişleri ve ömürleri ayrı, yaptıkları ayrı, silahları ayrı hiç biri diğerine karışık olmasına rağmen karışmayarak evrenin düzenini bozmuyorlar. Haşhaş yirmi bin tohumuna rağmen, kelebekler iki gün yaşayıp yüzlerce yıl yaşayan kablumbağalara rağmen düzenimiz bozulmuyor. Buğdayın yaprakları şekli şemali arpa ile bile karışmıyor. Yazılımları harika. Bu yılki sinekler kanatsız oldu demiyoruz. Yada kanatları kartala, kartalınki sineğe gitmiyor. Demek kainat her şeyi gören bir yaratıcı tarafından harika programlanmış. Ve her şeyiyle rabbimizi anlatıyor, gösteriyor.
    Beşinci Pencere

    Görüyoruz ki: Eşya hususan(özellikle) zîhayat(canlı) olanlar, def'î(aniden, birden kısa bir sürede) gibi âni bir zamanda vücuda gelir. Halbuki def'î ve âni(birden) bir surette basit bir maddeden çıkan şeyler, gayet basit, şekilsiz, san'atsız olması lâzım(gerekirken) gelirken; çok meharete(mucize kabiliyet) muhtaç(ihtiyaç gerektiren) bir hüsn-ü san'atta(güzel sanatlı), çok zamana muhtaç(ihtiyaç duyan) ihtimamkârane(özenli) nakışlarla münakkaş(süslenmiş), çok âlâta(aletlere) muhtaç acib san'atlarla müzeyyen(süslü), çok maddelere muhtaç bir surette halk(yaratılıyor) olunuyorlar. İşte bu def'î(birden) ve âni bir surette bu hârika san'at ve güzel heyet, herbiri bir Sâni'-i Hakîm'in vücub-u vücuduna(Allah’ın varlığına) şehadet(şahitlik) ve vahdet-i rububiyetine(birliğine) işaret ettikleri gibi mecmuu(bütün türler ve yaratılanlar) gayet parlak bir tarzda(şekilde) nihayetsiz(sonsuz) Kadîr, nihayetsiz Hakîm bir Vâcib-ül Vücud'u gösterir.

    Şimdi, ey sersem münkir(inkarcı)! Haydi bunu ne ile izah edersin? Senin gibi sersem, âciz, cahil tabiatla mı? Veyahut hadsiz derece hata ederek o Sâni'-i Mukaddes'e "Tabiat" ismini verip onun mu'cizat-ı kudretini(kudretinin mucizelerini), o tesmiye(isimlendirme) bahanesiyle tabiata isnad(dayandırıp) edip, bin derece muhali(imkansızı) birden irtikâb(kabul) etmek mi istersin?


    Hikmet her şeyin yerli yerinde ve zamanında gerektiğinde olmasıdır. Mesela çocuk doğar doğmaz memeler musluklarından süt geliyor. Yani doğduktan on yıl sonra süt gelmiyor. Sütün hemen gelmesi hikmettir.

    Dişleri ve bazı hayvanların boynuzları sonra çıkıyor. Doğmadan önce çıksa analar doğuramaz, emziremez. Yani hikmet. Ağzımızdaki azı dişler önde kesici dişler arkada olsa elmayı bile ısıramayız. Yani dişlerin yerleşiminde de hikmet. Bitkilerde yapraklar çıkarken biri diğerinin güneşine engel olmayacak yerden çıkıyor. Burnumuz koltuk altlarında değil.

    Gözümüz de orada ya da ayağımızın altında değil. Yemek yerken yemeği ağzımıza götürürken gözümüz görüyor, burunumuz kokusunu alıyor dilimiz ve ağzımıza götürüyoruz. Eğer ağız başka yerde, burun başka yerde, göz başka yerde olsaydı. Yemeği önce gözümüze gösterip, daha sonra burnumuzun yerini bulup koklatacak ve sonra ağzımızı bulup yiyebilirdik. Halbuki o kadar güzel yerleştirilmişler ki….Yani yerde de hikmet. Dünyanın güneşe göre durduğu yerde de hikmet….

    Devenin göz bebekleri birden fazla ve şeffaf olmasa kumda yürüyemez. Yunus balıklarında birden fazla şeffaf göz bebeği olmasa denizde saatte 75 kilometre hızla suda hareket edemez… bütün sayısız hikmetler adedince LAİLAHE İLLALLAH(Allah’tan başka ilah yoktur).

    Ziyaretçisi çok olan yerler kısa sürede kirlenir. Bir ev bir ay süpürülmezse çok kirlenir, insan bir ay yıkanmazsa kokudan ve kirden yanına kimse yaklaşmaz. Ayrıca gelen gidenin fazla olduğu mekanlar çok çabuk kirlenir.

    Bu dünyada ise milyonlarca bitki, hayvan, balık, türleri sürekli sayısız fertleriyle gelip gitmesine rağmen değil midemizi bulandıracak şekilde kirlenmeyi beşerin(insan) bulaşık eli bulaşmamak şartıyla hiçbir kirlilik eseri bırakmayarak bizi kendine aşık etmektedir. Sadece bir sonbaharda dökülen yapraklar temizlenmediğinde ya da bir balığın bıraktığı milyonlarca havyar denizde yaratıldığında bütün düzen alt üst olmaya yeterdi.

    Bir balığın bıraktığı milyonlarca havyar hayat bulsa ayağımızı denize bile sokamayız. Gerek dünyamızı defalarca saran kılcal damar ağımızda, bir hücrenin içindeki sayısız atom ve moleküllerde, gerekse uzayda sayısız yıldız ve gezegenleri düzeninde hiçbir kirlilik gözükmüyor. Gözükse bile öyle mükemmel bir düzen kurulmuş ki kısa sürede temizleniyor. Denizlerin temizlik memurları köpek balıklarından, karanın kartal, akbabaları mikroorganizmalarına kadar hepsi temizliğe hizmet ediyor……..
    İşte evrendeki her iş gibi bu temizlik işi de Cenabı Allah’ın varlığını gösteren aklımızın sınırlarının alamayacağı sonsuz tecellilerinden yalnızca biri….

    Mehmet Konca



    Paylaş
    Her zaman olan tesadüf değildir olamazda Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Tesadüf diye bir şey yoktur. çünkü her şeyi gören işiten ve adaleti ile tecelli eden rabbimiz her şeyi yaratırken aynı zamanda nedeni ile de yaratarak anlam vermiştir.