İslam Dini ve İman Bölümü ve İman Forumundan Tekfir konusunda fukahanın görüşleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tekfir konusunda fukahanın görüşleri

    Reklam




    1. Hanefilerden Nakiller
    Hanefi mezhebinin kitaplarından "Câmiu'l Fusuleyn"de şu ibare geçmektedir: "et-Tahâvi ashâbımızdan rivâyet etmiştir ki: Bir kişiyi müslüman eden şeyleri, bilerek inkâr etmesinden başka bir şey imandan çıkarmaz. Sonra bilinmelidir ki, riddet olduğu yakîn olarak (kesin bir şekilde) bilinen bir şey yapıldığı zaman birisinin mürted olduğuna hükmedilir. Riddet olup olmadığında şüphe bulu*nan şeyler sebebiyle ise bu hüküm verilemez. Çünkü İslâm sâbit olan bir şeydir ki, şüphe ile zâil olmaz. Aynı zamanda İslâm üstündür, (başka bir şey ona üstün olamaz). Bir âlime bu konu getirildiği zaman, ehl-i İslâm'ı tekfir etmeye acele et*memelidir.

    "el-Fetâvâs-Suğra" isimli kitapta şöyle denilmektedir: "Tekfire gelince: Tek bir yorum vechi bile kişinin tekfir edil*mesine mâni olmaktadır. Fetvâ verilen (müftâ bih) görüşe göre, kişinin herhangi bir rivâyete meyletmesi, onun tekfir edilme*mesini sağlar."

    "el-Hulâsa" ve diğer kitaplarda da şu ibâre geçmektedir: "Şayet bir meselede tekfiri gerektiren birçok vecihler yani ih*timaller varsa, buna karşılık, tek bir vecih bile tekfire mâni olur. Müftâ bih görüşe göre, müslüman hakkında hüsn-i zanda bulunmanın gerekliliğinden dolayı, onun tekfire mâni olan bir veche yönelmesi, kendisini tekfirden kurtarır." [69]

    "el-Fetâvâ'1-Hayriyye"de şu sual vardır: Kadı bir adama "şeriate râzı ol" dediği zaman, o da "kabul etmem!" dedi. Bu sebeple bir müfti onun kâfir olduğuna ve karısının kendisin*den ayrılmış olduğuna fetvâ verdi. Acaba bununla onun kâfir olduğu sâbit olur mu?
    Bu soruya, âlimin ehl-i İslâm'ı tekfir etmeye acele dav*ranmaması gerektiği ve o adamın ta’zir edilmesi ve cezalandı*rılması gerektiği cevabı verilmiştir. Burada bu çirkin kelimeye benzer kelimeleri söyleyenlerin kâfir olduğu hükmü verilme*miştir. Çünkü onun bu sözü, şeriate karşı kibirlenerek veya onu kerih görerek değil, hasmına karşı aşırı şekilde gazaplanarak söylemiş olabileceği ihtimali vardır.

    "el-Fetâvâ't-Tatarhaniye" de ise şöyle denilmektedir: "(Bir Müslüman,) ihtimal sebebiyle tekfir edilmez. Çünkü küfür ukûbetin son de*recesidir. Bu sebeple cinâyetin son derecesini gerektirir. İhtimalin yanında ise böyle bir derece söz konusu değildir."

    "el-Bahr" isimli kitapta bu nakillerden sonra şöyle denilmektedir: "Tespit edilen gerçek şudur ki, zayıf bir rivâyet bile olsa, bir kişinin kâfir olduğu hakkında ihtilâf olduğu zaman, onun sözünün güzel bir ihtimale hamledilmesinin mümkün olması durumunda hiçbir müslüman o kişinin kâfir olduğu*na fetvâ veremez. Buna rağmen, küfür lafızlarının bir çoğu sebebiyle tekfir fetvâsı verilmektedir. An*cak ben kendi kendime, böyle bir fetvâyı vermemeyi gerekli kıldım." [70]

    İbn Âbidin de "Reddu'l-Muhtar"da el-Hayr er-Remli'nin; "el-Bahr" isimli kitabın müellifinin bu sözünün ardından şöyle dediğini nakleder: Velev ki bu rivâyet zayıf da olsa." Yi*ne İbn Âbidin der ki: Ben de derim ki: Velev ki bu rivâyet mezhep mensuplarından başkalarına ait de olsa, küfrü gerek*tiren hususun, üzerinde icmâ gerçekleşmiş şeylerden olması*nın şart koşulması da buna delâlet etmektedir."[71] Mezheb(imiz)e mensub olanların sözlerine göre birçok kişinin tekfir edilmesi söz konusu olmaktadır. Fakat bu tür sözler müctehid olan fakihlerin sözleri değildir. Aksine başkalarının sözüdür. Fakih olmayanlara da itibar edilmez. [72]

    Yine, İbn Âbidin şöyle der: “Bir müslümanın kâfir olduğuna dair doksan dokuz, Müslüman olduğuna dair de bir delil bulunsa, müftünün veya kadı’nın Müslüman olduğuna delâlet eden delil ile hükmetmesi daha uygundur.”[73]


    2. Şâfiîlerden Nakiller

    Daha önceki bölümlerde Şâfii mezhebinin ve Eş'arîlerin imamından olan Ebû Hamid el-Gazali'nin bu konudaki gö*rüşlerini nakletmiştik. Burada bu mezhebin diğer bazı âlim*lerinin konu ile ilgili görüşlerini nakledeceğiz.

    İmam Nevevi "Şerhu Müslim" isimli kitabında şunları söylemektedir: "Bil ki, hak mezhep mensuplarına göre, herhangi bir günah sebebiyle hiç kimse tekfir edilmez. Yine ehl-i heva ve bidatten olan Hâricîler, Mûtezililer, Râfizîler ve diğer fırka mensupları da tekfir edilmezler. Fakat bir kimse İslâm dini açısından zarûrât olarak kabul edilen şeyleri bilerek inkâr ederse, onun mürted oldu*ğuna ve küfre girdiğine hükmedilir. Ancak daha yeni müslüman olmuşsa veya İslâm'dan habersiz uzak bir yerde (çölde) yaşıyor*sa veya bunun gibi gerçeğin kendisine gizli kaldığı bir kimse ise, tekfir edilmez. Eğer bu kişi zarûrâtı inkâr etmenin küfür ol*duğunu öğrenip, bunları inkâr etmeye devam ederse, o zaman kâfir olduğuna hükmedilir. Bunun gibi, zinayı, içkiyi, katli ve bunlar gibi haram olduğu zarûrî olarak bilinen diğer haramları helâl kılanın da kâfir olduğuna hükmedilir." [74]

    İbn Hacer el-Heysemi de "et-Tuhfe" isimle eserinde şöy*le demektedir: "Bir müftünün, tehlikesinin büyüklüğü ve ki*şinin kasdını aşarak söylemesi sebebiyle, özellikle de avam hakkında tekfir hükmünü verme hususunda ihtiyatlı davran*ması gerekir. Bizim (Şafii) imamlarımız, geçmişte ve günümüzde bu tavır üzerindedirler. Ancak Hanefi'ler küfre düşü*rücü birçok sebepten dolayı, bunlar te'vil edilebilir olmasına, hatta acele etmeme gerekliliğine rağmen, küfür hükmünü vermekte biraz geniş davranmışlardır. Ben bu konuyu ez-Zerkeşi'ye sorduğumda, Hanefılerin gösterdiği bu gevşekliğin sebebini şöyle açıkladı: Bu tür hükümlerin çoğu mezheb bü*yüklerinden nakledilen "Fetâvâ" kitaplarında geçer. Müteahhir Hanefilerden verâ (takvâ) sahibi olanlar ise bunların ço*ğunu reddedip onlara muhâlefet ediyorlar ve şöyle diyorlar: Bunların taklid edilmesi câiz değildir. Çünkü bunlar müctehid olmakla tanınmamışlardır ve bu tür fetvâları İmam Ebû Hanife'nin usûlü üzere istihrac etmemişlerdir. Zira (onun mezhebinden sayılan) bu tür fetvâlar imamın akidesine ters*tir. Çünkü o şöyle demiştir: Bizim yanımızda kati olarak ger*çekleşmiş bir asıl vardır ki, o da imandır. Biz yakîn olarak bil*medikçe onun kalktığını iddia edemeyiz."




    Paylaş
    Tekfir konusunda fukahanın görüşleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    "Bizden (Şafiilerden) ve onlardan (Hanefilerden) bu me*seleler hususunda insanları tekfir etmekte acele davrananlar artık uyanıp sakınsınlar ve kendilerinin tekfir edilmeyi hak ettiklerinden korksunlar. Çünkü onlar, bir müslümanı tekfir etmektedirler." [75]
    Yine İbn Hacer şöyle der: “Kim, bir müslümanı te’vilsiz olarak günahı için tekfir ederse küfre girer.”[76]

    3. Mâlikîlerden Nakiller

    Mâlikîlerin bu konudaki görüşleri için İmam-ı Şâtıbî'nin şu tahkikiyle yetiniyoruz: İmam Şatıbî "el-İ'tisam" isimli ese*rinde Hâricîler ve diğer ehl-i hevâ ve'1-bid'attan İslâm ümmetine muhâlefet edenlerden bahsederken şunları söyler: "Şüphesiz ümmetin âlimleri şu "büyük bidatlere" sahip olan fırkaları tekfir etme hususunda ihtilâfa düşmüştür. Fakat dikkatli düşünüldüğünde ve rivâyetler göz önüne alındı*ğında onların kesinlikle tekfir edilmemesi görüşü ağır basar. Bu husustaki delil ise, Selef-i Salihin'in onlar hakkındaki uy*gulamasıdır. Şeriate göre inat ve küfre saparak İslâm'ın muhkemâtını reddetmedikçe hiç kimse kâfir olmaz.[77]


    4. Hanbelîlerden Nakiller

    Biz burada Hanbelîlerden insanların bidatçilere ve din*den çıkmış olanlara karşı en sert davrananlardan olan İmam İbn Teymiye'nin sözüyle yetineceğiz.

    Şeyhu'l-İslâm İbn Teymiye "Mecmuâtu'r-Resâil ve'1-Mesâil" kitabının 5. cildinin 199-201 sayfalarında şunları belirtmekte*dir: "Hiçbir müslümanı işlemiş olduğu bir fiil veya ehl-i kıble*nin hakkında münakaşa ettiği meseleler gibi herhangi bir mese*lede düşmüş olduğu hata yüzünden tekfir etmek câiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kendileriyle savaşılmasını emrettiği, Raşid Halifelerden biri olan mü'minlerin emiri Hz. Ali b. Ebi Talib'in savaştığı ve sahâbe, tâbiîn onlardan sonraki din büyük*lerinin kendileriyle savaşılmasının gerekliliği hususunda ittifak ettikleri Haricileri, Hz. Ali, Sa'd b. Ebi Vakkas ve diğer sâhabiler tekfir etmediler. Aksine, onlarla savaşmalarına rağmen onları müslümanlardan saydılar. Hz. Ali onlar haram olan kanı akıtmadıkça ve müslümanların mallarına baskın yapmadıkça on*larla savaşmadı. Hz. Ali, onlar kâfir oldukları için değil, onların zulümlerini ve taşkınlıklarını defetmek için onlarla savaştı. Bu sebeple de onların ailelerine el atmadı ve mallarını ganimet ola*rak almadı. Peki, bu sapıklıkları nass ve icma ile sâbit olanlar, Allah (c.c.) ve Rasûlü'nün onlarla savaş yapılması emrine rağ*men tekfir edilmiyorsa, nasıl olur da onlardan en âlim olanları*nın bile hakkında yanıldıkları meseleler hususunda hakkı şaşı*ran çeşitli taifeler tekfir edilebilir? Bu taifelerden hiçbirinin di*ğer bir taifeyi tekfir etmesi helâl değildir. Çünkü Haricilerin bid'atleri, daha büyük bid'atlerdir. Gerçek şudur ki, onların hepsi ihtilâfa düştükleri meselelerin hakikatini bilmiyorlardı.

    "Aslolan, müslümanların kanlarının, canlarının ve na*muslarının birbirlerine haram olduğudur. Bunlar ancak Allah'ın ve Rasûlü'nün izni ile helâl olabilir." "Eğer bir müslüman savaş veya tekfir hususunda te'vil edilebilir bir konuma sahip ise, o zaman tekfir edilmez."[78]


    5. Diğer Bazı Âlimlerden Nakiller

    İmam Şevkânî diyor ki: es-Seyid Sıddık Hasan Han "er-Ravdatu'n-Nediyye" isim*li eserinde Allame eş-Şevkânî'nin "es-Seylu'l-Cerrar" eserin*deki şu sözünü nakletmiştir:

    "Bil ki, bir müslümanın İslâm dininden çıktığına ve küfre girdiğine hükmetmeye yönelmek gündüzün güneşinden da*ha açık bir delil olmadıkça, Allah'a ve ahiret gününe iman et*miş olan hiçbir müslüman için gerekli değildir. Çünkü sahâbeden bir grubun tarikiyle rivâyet edilmiş sahih birçok ha*dislerde,"Her kim kardeşine "ey kâfir" derse, mutlaka ikisinden biri bunu hak eder[79]ibâresi sâbit olmuştur.

    "Sahih-i Buhârî'de hadis böyledir. Sahihayn ve diğer ha*dis kitaplarında şu ibare de geçmektedir: "Her kim bir adamı küfür ile çağırırsa veya ona "ey Allah'ın düşmanı derse", o adam da böyle değilse, mutlaka ikisinden biri kâfir olur." "Bu hadiste ve bu husus üzerine vârid olan diğer hadis*lerde tekfirde acele etmede çok müthiş bir tehdit ve çok bü*yük bir öğüt vardır. Allah Teâlâ da şöyle buyurmuştur: "Kal*bi imanla tatmin olduğu halde baskı halinde zorlanan hariç, kim imanından sonra Allah'a (karşı) inkâra sapıp da göğsünü küfre açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazap vardır ve büyük azap onlarındır." [80]
    Buna göre (birisini tekfir etmek için) göğsün küfre açılma*sı, kalbin küfürle tatmin olması ve nefsin onunla teskin olması gerekmektedir. Bu sebeple sahibinin kendisiyle İslâm dininden çıkıp küfür dinine girmeyi irâde etmediği şirk yollarından bi*riyle vâki olan düşüncelere, ondan sâdır olan küfri davranışla*ra ve müslümanın ağzıyla söylemiş olduğu fakat mânâsına inanmadığı lafızlara, özellikle de bunların İslâm yoluna muhâ*lif olunduğunun bilinmemesi durumunda itibar edilmez." [81]


    ----------------------

    [69] Bkz Haşiyetu Reddİ'l-Muhtar, c. 3, s. 339.
    [70] el-Bahru'r-Raik, c. 5, s. 134-135.
    [71] Haşiyetü'1-Muhtar, c. 5, sh. 399.
    [72] Haşiyetü'1-Muhtar, c. 5, sh418. Yusuf el-Karadavî, Tekfir’de Aşırılık, Şura Yayınları, (Mütercim M. Salih Geçit), İstanbul, 1998 71-74.

    [73] İbn Âbidin, Ukudu’l Resm-i Müftî, İst. 1325, c. 1, s. 367
    [74] İmanı Nevevi, Şerhu Müslim, c. 1, sh 50.
    [75] İbni Hacer el-Heysemi, Tuhfetu'l-Muhtaç, c. 9, s. 88. Yusuf el-Karadavî, Tekfir’de Aşırılık, Şura Yayınları, (Mütercim M. Salih Geçit), İstanbul, 1998 76-78.

    [76] İbni Hacer el-Heysemi, el-Fetâvâ-i Hâdisiyye, Beyrut, s. 53
    [77] Şatibî, el-İ'tisam c. 3, s. 33, 35. Yusuf el-Karadavî, Tekfir’de Aşırılık, Şura Yay., s. 74-76.

    [78] İbn Teymiye, Mecmuatu'r-Resail ve'İ-Mesâil, c. 5, s. 199-201; Yusuf el-Karadavî, Tekfir’de Aşırılık, Şura Y., s. 78-80

    [79] Buhârî, Edeb 73; Müslim, İman 111; Tirmizî, İman 16
    [80] 16/Nahl, 106
    [81] Yusuf el-Karadavî, Tekfir’de Aşırılık, Şura Yayınları, (Mütercim M. Salih Geçit), İstanbul, 1998 81

    Ahmet Kalkan




tekfir konusundaki gorusler,  tekfir ibn abidin