İslam Dini ve İman Bölümü ve İman Forumundan kelime-i şehadet'in sırları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    kelime-i şehadet'in sırları

    Reklam






    Bu yazı 20 yıl kadar önce Milli Gazete'den alınıp saklanmış ve sadeleştirilerek aktarılmıştır


    Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün nurunu bir arada bulunduran bir nurdur

    Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulünün, "varlıklarının birlikte zikredildiği" en yüce bir "tevhid" zuhurudur

    Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün, birbirlerine şehadeti olmuştur

    Kelime-i Şehadet; hem imanın, hem de insanın varlığının esasını teşkil eden, baki bir nurdur Sonsuz bir huzurdur


    Kelime-i Şehadet; Adem'in ve alemin yaratılmasına sebep olan, ezeli ve ebedi bir nur ırmağıdır

    Kelime-i Şehadet; kökü arzın derinliklerinde, dalları göklerde olan bir tevhid ağacıdır Yani, şecere-i tuğbadır

    Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü ile insan arasında ezeli ve ebedi bir rabıtadır

    Kelime-i Şehadet; imandır

    Kelime-i Şehadet; Allah'ın rahmeti, hidayeti ve tevfikidir

    Kelime-i Şehadet; bütün mevcudatın anasırı ve terkibidir Allah'ın muradı, yaratılanların gayesidir Resulüllah'ın şefaati, evliyanın himmetidir

    O halde "Kelime-i Şehadet nuru": en yüce rahmet, en yüce hidayet, en yüce tevhid, en yüce şefaat, en yüce himmet olarak, Mü'minler için; dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır

    "Kelime-i Şehadet nurunu" çeşitli cihetleriyle kısaca tanımladıktan sonra, artık onun varlığının mahiyetinden, iman ve insanla münasebetinden, zahiri ve manevi şahsiyetinden, ezeli ve ebedi mevcudiyetinden bahsedebiliriz

    Kelime-i Şehadet nurunun mevcudiyeti, evvela Allah ve Resulü'nün mevcudiyeti ile ilgilidir Çünkü Kelime-i Şehadet nuruna vücut veren, yani onu meydana getiren nur: "Allah'ın zat nuru" ile, zatından yarattığı "Muhammed nurudur" (SAV)

    Allah'ü Teala şöyle buyurdu: "Ben gizli bir hazine idim Bilinmemi istedim Alemi yarattım, nimetlerimi sevdirdim Böylece beni bildiler"[1]

    Bu kutsi hadisten anlaşıldığına göre, Kelime-i Şehadet nuru, Allah'ın zatında gizli bir hazine olarak mevcut iken, bilinmek isteyen Allah, ilk olarak Muhammed nurunu yaratarak, onu Kelime-i Şahadet nurunun sebebi, bir unsuru ve rüknü kılmıştır Bundan sonra her şey O'nun için ve O'nunla birlikte yaratılmıştır Fahri alem Hazreti Muhammed (SAV) bu ezeli var oluşu: "Adem, toprakla su arasında iken ben Peygamber idim"[2] hadisiyle haber vermektedir Allah'ın, kendi zatı için yaratarak, zatına muhatap kıldığı Muhammed (AS) nuru, yaratıldığı anda; Allah'ın zatına karşı vahdaniyet şehadeti getirmiştir Allah'ın varlığına ve vahdaniyetine karşı getirilen bu şehadetle Kelime-i şehadet nuru meydana gelmiştir Böylece Muhammed (AS) nuru, Allah'ın zat nurunu özünde bulundurarak, "Kelime-i Şehadet nuru" sıfatını kazanmış bulunmaktadır Allah, kendi nurundan Muhammed (AS) nurunu, Muhammed (AS) nurundan da; Adem'i ve kainatı yaratmıştır Bu durumu Resulüllah: "Ben Allah'ın nurundanım, mü'minlerde bendendir"[3] hadisi şerifiyle açıklamışlardır

    Kelime-i Şehadet nuru, bütün mevcudatın varlığına sebep olan, Allah ve Resulü ile, kulları arasındaki rabıta olan zahiri ve manevi, (yani hem görünen, hem de gizli) ezeli ve ebedi varlığı ve şahsiyeti olan bir nur olarak karşımıza çıkmaktadır

    Kelime-i Şehadet nuru, Adem'in (AS) ve alemin yaratılmasına sebeptir Bir kutsi hadiste: "Habibim sen olmasaydın, bu alemleri yaratmazdım"[4] Buyrulmaktadır Bu kutsi hadisten anlaşıldığına göre: her şey, Kelime-i Şehadet nuru olan Muhammed nurunun hürmetine ve O'nun için yaratılmıştır (Muhammed nuru) bütün yaratılanların, (hem) yaratılış sebebi, (hem) maksadı, (hem de) yaratılanların varlıklarına esas olmaktadır

    Burada şu hususu belirtmekte fayda vardır: "Kelime-i Şehadet nuru" yerine, zaman zaman "Muhammed nuru" diyoruz Daha evvelde bahsedildiği üzere, Muhammed nuru, Allah'ın zat nurundan yaratıldığı için, özünde zat nurunu bulundurmakta, O nurla beraber bulunarak, O nurun halifesi olmaktadır Bu cihetiyle, Kelime-i Şehadet nurunun bir adı da: "Halifetullahtır" Varlıklara esas olan bu nur, Allah'la bütün mevcudat arasında; izzetli bir perde, bir rabıta, bir vesile ve bir rahmet olarak daima mevcuttur Her varlık, Muhammed nurundan bir cüz'ü kendi özünde bulundurmaktadır Özündeki bu nur, onun Allah ve Resulü'nü bilmesine de vesile olmaktadır



    Paylaş
    kelime-i şehadet'in sırları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kelime-i Şehadet nuru, bir iman varlığıdır İnsanların yaratanına inanması, ona yönlenip bağlanması; insanın aslının Kelime-i Şehadet nuru olmasındandır İnsanın Kelime-i Şehadet getirmesi, kendi fıtratında bulunan Allah ve Resulü'nün nurlarını ikrar ve tasdik etmesidir Fıtratındaki iman, dili ile ikrar, kalbi ile tasdik edildikten sonra, varlığını vücut mülkünde hissettirmektedir İnsanın kendi fıtratına inanması, kalbindeki Kelime-i Şehadet nurunun bir çekirdek hükmünde iken, tevhid ağacı olarak dallanıp budaklanmasına vesile olmaktadır Allah o kalpte bir iman yaratarak, o kalbi bir "iman mekanı ve bir nazargah" yapmaktadır Bu gerçeği: "Yere göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım"[15] manasındaki Hadis-i kutsi ile haber vermektedir Kalpteki bu iman, tevhid ağacının kökü olarak (yerleşmekte), diğer dalları ise, sair azalardan gözükmektedir İmanın sıfatları ve şubelerinin, insanın sıfatlarında görülmesi (demek), onlara manevi bir dirilik kazandırması, vücut mülkünü bir iman şebekesi olarak kaplaması ve imanın insanda bir şahsiyet bulması ve tezahür etmesidir "Tevhid ağacının kökü arzın derinliklerinde, dalları ise göklerdedir"[16] Ayeti kerimesi, imanın bir ağaç misali insanda bulunduğunu, daha doğrusu insanın bir iman ağacı olduğunu göstermektedir

    İman ve insan varlığının esasının, Kelime-i Şehadet nuru olduğunu anladıktan sonra; insan varlığı ile iman varlığının eş değerde olduğunu söylemek mümkün ve münasiptir Çünkü esası aynı olan varlık, hakikatte aynı şeydir İman ve İslam varlığının bir nuru var ki, bu nur, insanın da varlığına esas teşkil eden, Kelime-i Şehadet nurudur Şu halde imanı hakiki insandadır İmanın muhatabı ve mazharı olan insan, imanla var olmakta, iman ise ancak insanda bulunmaktadır Birbirinin varlığına hem esas olan, hem de sebep teşkil eden iman ve insan; Kelime-i Şehadet nurunun birbirinden ayrı olmayan tezahürleri olmaktadır İnsan: iman varlığının zatını özünde bulunduran ve Onun zahir olan sıfatıdır İman varlığının hakikati, bu sıfatın içinde saklıdır İnsanın sıfatı, iman varlığının zatının zarfıdır[17] İnsan: iman varlığını tecelli ettiren, tezahür ettiren ve ona aynalık vazifesi gören bir sırdır; bir sebep, bir vesile ve bir perde-i izzet konumundadır İmansa; insanda ki emanet, insanda ki maksat, insanda ki murat, insandaki mutlak varlık ve insanı insan eden zati bir nurdur Tecelli-i hakikattır

    İman varlığının vazgeçilmez zaruri unsuru olan Muhammed nuru, arza, ism-i Muhammed'le teşrif etmiştir Bu imanın en büyük hadisesidir En büyük hadis, kadim olan bir hakikatle zuhur etmiştir[18] O'nun doğuşu, imanın ve İslam'ın doğuşu olmuştur İman ve İslam çekirdeği, arzın maneviyatına HzMuhammed'in ana rahmine düşmesiyle atılmıştır İmanı hakiki, bütün hakikatleri: Kelime-i Şehadet nurunun sıfatlarını, şubelerini, makamlarını ve velayetlerini uhdesinde toplayarak, kendinde cem ederek arzı şereflendirmişlerdir Zamanlara zaman, imanlara iman Beytullah'a imam olan Canların canı, Allah'ın cananı, kevneynin sultanı, kendinden önceki ve sonraki zamanların ve zamanlarda saklı olan bütün hadisatın hakikatı, evvel ile ahirin, zahir ile batının hükümdarı, iki cihan güneşi ve kâinatın fahrı (bütün mevcudat ve mahlûkatın övünç kaynağı) zuhur etmişlerdir İşte bu zuhur; imanın zuhurudur İman da onunla birlikte zahir olmuştur O imanın esasındandır Onsuz iman olmaz, iman ise; Ona ruh ve vücut vermiştir İman olmazsa Oda olmaz Burada artık şunu söyleyebiliriz: iman varlığı, Resulüllah'la birlikte tam bir beşer şeklinde tezahür etmiştir Resulüllah'taki bu keyfiyeti, Allah teyit ve tasdik için, Ona Cibril-i Emini de tam bir beşer suretinde göndermiştir, Bu durumu Allah: "Biz O'na ruhumuzu göndermiştik de, işte ruhumuz Ona kusursuz tam bir beşer suretinde görünmüştü"[19] Mealindeki ayet-i kerime ile haber vermektedir Başka bir ayet-i kerimede ise: "Sana ruhtan soruyorlar De ki, ruh Rabbimin emrindendir"[20] Buyrulmuştur, Allah'ın emrinden olan bu ruhun Resulüllah'ta olduğu muhakkaktır Allah'ın emrinden olan ve Resulüllah'a beşer seviyesinde görülen bu ruh, Resulüllah'ta bulunan Kelime-i Şahadet nurudur

    Beşer seviyesinde ve beşer suretinde tezahür eden imanı; ancak insan temsil edebilir Çünkü insandaki suret ve biçim, suretlerin en güzeli ve en mükemmelidir




  3. 3
    İnsan sureti, insan şekli; suretin bittiği, sona erdiği ve suretsizliğin başladığı yerdir En kutsi hakikatler, ancak ve ancak en güzel ve en mükemmel suretlerle temsil edilebilir Mümkün olabilen en kamil suret ise; insanla zahir olan, Rahman suretidir Suretlere suret olan, bütün suretlerin aslı ve ruhu olan Hz Muhammed: (SAV) iman varlığının suretlenip, şahsiyetlendiği bir Zattır O, imanı (Allah'ı) temsil edebilme istidadına ve imkanına sahip olan, en ekmel ve en şerefli varlıktır

    Elbette ki O, Allah'la insanlar arasında bir iman ve bir rabıta olarak daima mevcut bulunmaktadır

    Ebette O, en büyük iman, en büyük insan, imanı hakiki ve imam billahtır[21]



    İÇ GERÇEK:

    Sufi Necmeddin er-Razi "Birsadu'l-ibad" adlı eserinde şöyle diyor: "Bir ağacın oluşunda, nasıl ilk önce bitki olarak bir tohum ekilir, bitkiden dallar, sonra yapraklar ve ardından da kendisinde tohum taşıyan meyve meydana gelirse, aynı şekilde nübüvvet dairesi de, Hz Peygamberin beşeri tezahürüyle sonuçlanmak üzere, Muhammedi hakikatle, (yani) Hz Muhammed'in iç gerçeği ile (batıni ve manevi özüyle) başlamıştır O böylece kendi varlığı ile sentezleştirdiği ve birleştirdiği peygamberlik dairesinin, esasta başlangıcı ama dışta sonuncu olmaktadır O dışta; beşeri bir varlık ama içte ise ; "evrensel insandır" Her manevi mükemmelliğin ölçüsü ve mizanıdır Bizzat Hz Peygamber, şu hadiste olduğu gibi, kendi tabiatının bu içsel yönüne imada bulunur "Ben "mim" siz Ahmed'im (yani birlik'i ifade eden ahed), ayn'sız bir Arab'ım (yani Cenab-ı Hakk'ı ifade eden Rabb), Beni gören Hakk'ı görmüş gibi olur"

    Bu sözler, Hz Peygamber'in (SAV) Allah'la münasebetini ifade buyurur Bu gerçek, Gülşen-i Raz'dan alınan şu Farsca şiirde olduğu gibi, asırlar boyunca nice defalar tasavvuf ehli tarafından tekrarlanıp durmuştur:

    "Ahmed ile Ahed arasında, yalnız bir mim farkı vardır

    Alem ise; bu bir tek mim'de gark olmuş durumdadır"

    Hz Muhammed'in Batıni ismi Ahmed'i, Allah'tan ayıran bu mim, asla yani (öze) dönüşü, ölümü (mevt) ve ebedi gerçeklere uyanışı sembolize eder Onun sayısal eşdeğerliliği, İslam'da peygamberlik yaşını bildiren kırktır Hz Peygamber(SAV), dışta Allah'ın insanlara elçisidir Özde ve hakikatte ise; Cenab-ı Hakk'la sürekli beraberlik içindedir Tevhid iklimindedir Çünkü Ahmed, Ahed'in tezahür ve tecellisidir

    İslam'da; peygamberlik müessesesine ayrılmaz şekilde bağlı bulunan "kamil insan" doktrini, İslam üzerine sonradan yapılan tesirlerden kaynaklanmış olmaktan uzaktır Bu daha çok Hz Peygamberin arasında bulunduğu sahabeleri içerisinde, zahiren ve samimiyetle kendisine tabi olanların yanında, Batıni mesajının da mirasçıları olanların, Resulüllah'ta şahit oldukları hakikate dayanmaktadır İslam'ı; manevi ve entelektüel boyutundan mahrum etmek isteyenler bu temel doktrini sonradan yapılan bir taklitmiş gibi göstermeye çalışır Sanki Hz Peygamber (SAV), gerçek tabiatı içinde böyle olmasaydı; sadece, kendisine böyle bir makam atfedilmesiyle, bu denli etkili ve sürekli tarzda; "Kamil insan ve Halifei Rahman" olabilecekmiş gibi sanılır Halbuki bir kütleye, güneş demek; onun ışık saçması için yeterli olmayacaktır Hz Peygamber, daha sonra "kamil insan" ismini alan bu realiteye bizzat kendisi sahip bulunmaktadır Yani bir şeyle "isimlendirilen" kendisine bu ismin verilmesinden önce, bu sıfatlara ve hakikatlere sahip olmalıdır Vahyin kaynağından uzak olmaları nedeniyle, daha etraflı bir açıklamaya muhtaç bulunan gelecek nesiller ise: mürşit, müceddid ve mehdi vasıtasıyla bu sırrın gerçeğine ulaşacaktır

    Sonuç olarak denilebilir ki, Hz Peygamber (SAV) bu gün de; hem sosyal ve siyasal hayatın mehdisi, hem de manevi hayatın ruhani rehberi konumundadır[22]



    Rahmetullah Şemseddin Yeşil Hoca Efendiden Bir Tevhid Dersi:

    HZ MUHAMMED (SAV)

    "Hakaik-i Muhammediye" bütün hakikatlerin aslı ve esasıdır

    Zahirde Hazreti Muhammed, Adem'in evladı, hakikatte ise; Adem ve Alem, Hazreti Muhammed'in evladıdır (Yani Onun nurundandır)

    Ey hakikat yolcusu! Şunu çok iyi bilmek lazımdır ki: İslam'da en büyük maksat:

    "Alemlerin fahr-ı ebedisi, beşeriyetin hakiki mehdisi, nefs-i natıka-i kainatın (Bütün mevcudat ve mahlukatın aslı ve esası olan) kalbi, hilkatın (mastarı kaynağı) ve gayesi, mevcudatın efendisi, düşmanlarının tasdikiyle dahi, insanlığın en mükemmeli ve en büyük rehberi, en şerefli şahsiyeti, sözce ve özce en yükseği, ilim ve hikmetce en erişilmezi, ondört asırdan beri adil ve asi şeriatiyle ve şefaatiyle ve elinde en sağlam şahidi ve delili olan Kur'anı Kerimiyle kainatı nurlandıran Hazreti Muhammed'i (aleyhisselatü vesselamı) tanımak ve Ona iman ile tabi olup anlamak için irfan tedarik etmektir

    Bu bir kısmet meselesidir Ve bu öyle bir irfandır ki, bütün ilimlerin fevkindedir

    Hadisat ve tasavvurattan (yaratılmışlardan ve hayal olanlardan, Zatı itibarıyla) münezzeh olan Her Şe'nde kayyumiyet'i zatiyesi meşhud bulunan (yani her hal ve hadisede, canlı ve cansız her şeyde, göklerde ve yerde sürekli tezahür ve tecelli halinde olan) Bir şeyi her şey, her şeyi bir şey yapan Bu alemlere sonsuz merhametiyle imdad buyuranBütün ihtiyaçları giderip doyuranVücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile ma'lum, ef'ali ile zahir, asarı ile meşhud olan Canab-ı Hak, bilinmesini dilediVe Kelime-i Şehadet nurundan Alemi ve Ademi halk eyledi

    Bütün mevcudat; Besmele'de bulunan ALLAH, Rahman ve Rahim isimleriyle (esma-i ilahi) vücuda gelip var edilmektedir Ve de bütün mevcudat; Allah'ın Cemal ve Celal denilen iki kudret parmağının arasında şekillenmektedir




  4. 4
    İsm-i Celal olan: "ALLAH" Lafzı; ism-i Zattır

    İsm-i Kemal olan: "ERRAHMAN" Lafzı; ism-i Sıfattır

    İsm-i Cemal olan: "ERRAHİYM" Lafzı; ism-i Ef'aldır

    Ve Cenabı Hak, Hazreti Muhammed (aleyhisselatü vesselam)'a hitaben:

    "Küntü kenzen mahfiyyen, feahbebtü en u'refe, lehalaktül halka leu'ref"

    Ferman-ı sübhanisinde:

    "Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi murad ettim, zatımdan zatıma vaki olan tecellide, zulmetin mukabili olmayan ve muhabbet-i ilahimin sureti olan Nurü'l - Envar zahir oldu, ismini "Hamd olunmuş" ma'nasına "MUHAMMED" koydum Suret-i subhanimin mazharı ve temsili, muhabbet-i ilahimin tecellisi oldu Ve kendisini kendime ayine yaptım" buyurur ve sıfatlarının aksini ve gölgesini orada tecelli ettirir

    Yine Cenab-ı Hak, Habibi Kibriyası hakkında:

    "Hüvelleziy ersele resulehu bilhüda ve dinil hakki liyuzhirehu aleddini küllihi velev kerihel kafirun Velev kerihel müşrikun" ayetini indirmiştir

    Meal-i alisi:

    "Habibim Muhammedim!

    Varidat-i ilahimle seni teçhiz ettim, vikaye-i ilahimden sana zırh giydirdim ve seni böylece alemlere rahmet olarak gönderdim Kafirler patlasa, müşrikler çatlasa, münafıklar çıldırsa, mürtedler sızım sızım sızlasa kıvrım kıvrım kıvransa Yine de Sen, muhakkak galip geleceksin Ben senin azamet-i Ahmedini ila maşaallah devam ettireceğim Bidayetsiz ezelden, nihayetsiz ebede kadar, Senin sözün geçecek ve hükmün yürüyecektir Şanın ve namın (beş vakit ezanlarla, okunan Kur'anlarla ve getirilen salavatlarla ve uygulanacak şeriatınla) ebede kadar ilan edilecektir Dinin ve adalet düzenin; aklen ve ilmen her zaman galip gelecektir Çünkü hilkatden gaye sensin Seni kendim için, Alemleri de senin için halk eyledim

    "Hem bütün kainat irtidat (ve seni inkar) etse, yine mahzun olmaman gerekir Çünkü Sana ilk iman eden benim Senin risaletine, Allah'ın şahid oluşu elbette yeterlidir!

    "Ve kefa billahi şehiden"

    Allah'ın şahadeti kafi değil midir?

    Sana Kelime-i Şahadet getiriyorum! Işte: (Muhammedün Resulüllah) diyorum!

    Esma-i ilahimden bir ismini de: "MÜMİN" koydum,

    Peki Ben kime iman ettim? Ey habibim Muhammedim! Sana sana !"

    Bu emirler ile bütün mevcudata takdim edilen ve aktar-ı cihanda günün beş vaktinde resmen " Eşhedü Enne Muhammeden Resulullah" nam-ı celili ile şerefi yüceltilen Peygamber-i Hak; Nur yüzünü bile görmeden, dudaklarından dökülen mübarek sözünü işitmeden, sadece bir mutlu habere gönül verdirerek, on dört asırdan beri ruhlarda yer alıp, milyarlarca insanı, maddi hiçbir şey vermeksizin, aşk ile peşinden koşturan Sultan-ı Kâinattır

    İsm-i Azamın taht-ı gehi(ilahi sıfatların ve Esmai Hüsnanın tezahür ve tecelli makamı)
    "Leumrek" sarayının hususi misafiri ("Hayatın hakkı için Senin ömrüne yemin olsun ki" [23]ayetinin şerefli muhatabı)
    Alem-i Arş mimberinin hatib-i azamı (Kainattaki bütün mevcudat ve mahlukata, nübüvvet kürsüsünden hitap eden sultanı)
    Ve her ihtiyaç sahibinin sığınağı ve şefaat kapısı olan Hz Muhammed Mustafa'ya (Aleyhisselatü vesselama)
    Sema-ı Lahut'un nücumu olan (Maneviyat göklerinin yıldızları olan) Aline ve ashabına salatü selam olsun




kelime i tevhidin sırları,  ve kefa billahi şehiden muhammedün resulullah