Soru ve Cevaplarla İslam ve İman Soruları Forumundan Her şey Zıttı Ile Bilinirse,Allah’ın Zıttı Olmadığına Göre, Allah Nasıl Bilinebilir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Her şey Zıttı Ile Bilinirse,Allah’ın Zıttı Olmadığına Göre, Allah Nasıl Bilinebilir?

    Reklam




    Varlık kavramı için şöyle üçlü bir sınıflandırma yapılıyor: Vacib, mümkin ve mümteni.

    Vacib, olması zaruri, olmaması muhal olan demektir. Allah’ın varlığı zatındandır ve vaciptir.

    Mümkin ise “olup olmaması eşit olan” şeklinde tarif edilir. Mümkinin varlığı, zatından değildir. Allah’ın var etmesiyle var, yok etmesiyle yok olur.

    Bir de varlığı imkânsız şeyler vardır. Allah’ın şeriki gibi. Veya ne tek ne de çift olmayan sayının varlığı gibi. Bunlar mümteni grubuna girerler.

    Mümteni grubundakilerin varlıkları muhal olduğundan, bunlar Allah’ın zıddı değillerdir, çünkü bunlar hiçbir şey değillerdir.

    Mümkin sınıfına girenler ise, varlık itibariyle gölge, hatta gölgenin gölgesi gibi zayıf bir mertebededirler. Bunlar, Allah’ın zıddı değil, Onun mahlukudurlar. Yani, mümkin, vacibin zıddı değil, isimlerinin aynasıdır.

    O halde, Allah’ın zıddının mümkinat aleminde olması muhaldir. Mümteninin ise zaten varlığı muhaldir. O halde Allah’ın zıddı yoktur.

    Zıt meselesine sayılardan bir örnek verelim:

    (-5) rakamı (+5) rakamının zıddıdır. Bunların her ikisi de rakamdırlar ve biri diğerinin zıddıdır.

    Allah’ın zıddı olan bir ilah düşünülemeyeceği gibi, mahlukat da Allah’ın isimlerinin aynası makamındadırlar ve Ona zıt bir mahiyet taşımazlar.




    “Her şey zıddı ile bilinir.” kuralı yaratılmış varlıklar hakkında söz konusudur. “Her kuralın mutlaka bir / birkaç istisnası vardır.” kaidesi de kabul gören bir kuraldır.

    Bu kural zahiren bir hasrı ifade etse bile, gerçekte her şeyin bilinmesi, tanınması, mutlaka onun zıddının karşılaştırılmasıyla olmak zorunda değildir. Bu husus için yüzlerce misal verilebilir. Örneğin, bir insanı, bir hayvanı, bir çiçeği, bir ağacı, bir meyveyi bilip tanırken, onların zıddı aklımızın ucundan bile geçmez.

    Ayrıca, peygamber ve melekler dahil hiç kimse Allah’ın Zat-ı Akdesinin hakikatini bilemez.
    Bunun bir nedeni de zıddının olmamasıdır.




    Allah’ın hakikî zıddı yoktur, ama onun zıtsız, eşsiz, sonsuz sıfatlarını anlamak için, insanda “vahid-i kıyasî” denilen bazı ölçüler verilmiştir. Bununla hayalî bir zıddın görünümü tasavvur edilerek o zıdsız sıfatlar tanınır. Mesela, âcizliğimizle Allah’ın kudretini; cahilliğimizle Allah’ın ilmini; fena vasfımızla Allah’ın bekasını; muhtaçlık vasfımızla Allah’ın hiç bir şeye muhtaç olmadığını ifade eden Samed sıfatının varlığını anlayabiliriz. Anlayabiliriz, çünkü noksan sıfatlar yaratılmışların özelliğidir, Allah ise her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. “Muhalefetün lil-havadis / Allah’ın yaratılanlara benzememesi.” sıfatı bu gerçeğe işaret etmektedir.

    İnsan bir şeyi zıttı ile anlar, kıyas ile kavrar. Mesela, soğuk olmazsa, sıcak anlaşılmaz, mertebe ve dereceleri kavranmaz. Gece olmazsa, gündüzün kıymet ve derecesi anlaşılmaz. Hakiki manada Allah’ın da bir zıddı, bir rakibi, bir benzeri olmadığından, kavramak ve anlamak zorlaşıyor. Hatta ihata ile idrak etmek imkansız oluyor.

    Bu yüzden Allah, kendi mutlak isim ve sıfatlarını, bir parça kavratmak ve idrak ettirmek için farazi zıtlar ve itibari ölçüleri yaratıp insanın eline vermiş. Ta ki, insan, kıyas yolu ile Allah’ı bilebilsin.

    İşte, kâinat’ta Allah’ın zıddı, rakibi ve kıyası olmayınca, çıplak akıl ile görünmüyor. Onun için, vahyin terbiyesi altına girmiş bir ene dürbünü ile bakıldığında, bir parça görünür ve anlaşılır.

    İnsan, elli kilogramlık bir taşı havaya kaldırdığında, bu işi kendisine ihsan edilen kuvvet sayesinde yaptığını bilir; ama yine de “Ben bu taşı kaldırdım.” diyerek o işe sahip çıkar. Zira o işi irade eden ve yapan kendisidir; bir başkası değil.

    İşte insan, bu kuvvetini vahid-i kıyasî yaparak der ki “Allah da şu üzerinde durduğum dünyayı İlâhî kudretiyle döndürüyor.”

    İnsan, kendisine ihsan edilen kuvvet sayesinde bu hükme varabiliyor. Sonra ‘mevhum hattı’ bozuyor. Yani, dünyayı döndüren kudretin, onu ve elindeki taşı da birlikte döndürdüğünü düşündüğünde kendi kuvvetinin vehim kadar zayıf olduğunu anlayarak, bütün kuvvet ve kudretin Allah’a ait olduğunu tasdik ediyor.

    Bu konu üzerinde düşünürken, öncelikle, Allah’ın varlığının “vacip”, insan varlığının ise “mümkin” olduğu dikkatten uzak tutulmamalı. İnsan mahlûk olduğu gibi, sıfatları da mahlûktur. İnsan mümkin olduğu gibi, sıfatları da mümkindir. Ve nihayet bir mahlûk olan insanın Hâlık’ına benzemesi düşünülemeyeceği gibi, onun mahlûk sıfatlarının da, meselâ, iradesinin, ilminin, kudretinin de Allah’ın ilim, kudret ve iradesine hiçbir cihetle benzemeyeceği unutulmamalıdır.

    Bize takılan sıfatlar, İlâhî sıfatlara birer işaret... Bunlarla o vacip, sonsuz ve mutlak sıfatların varlıklarını bilebiliriz. Ama haritadaki noktalara benzeyen bu sıfatlarımızla, İlâhî kudret arasında hiçbir benzerlik olamayacağını da hatırdan çıkarmayız. Bunlar birer işarettirler, o kadar.




    Misil: Kelime olarak benzer, eş, nâzır, tıpkısı gibi manalara gelir. Allah’ın misli olması demek ise; aynı Allah gibi ikinci bir Allah’ın olması demektir ki, bu mümkün değildir.

    Zıt, burada rakip, karşıt anlamındadır. Yani şayet Allah’ın bir misli olsa idi, bu misli olan şey aynı zamanda Allah’a rakip ve karşıt olacaktı. Zira misil kelimesinin içinde gizli olarak zıddiyet manası da vardır.

    Allah’ın bir benzeri olan başka bir Allah, aynı zamanda Allah’ın zıddı ve rakibidir. Kavga, gürültü ve zıtlıklar; benzer ve denk olan şeyler arasında olur.

    Mesela; iki benzer ve misil olan padişah, aynı ülkede olsa; rekabet ve zıtlık ortaya çıkar. Aynı şekilde iki misil olan İlah arasında da rekabet ve zıtlık oluşur.

    Büyük dil bilgini Ahfeşe’e göre, bir şeyin zıddı, niddi, şebihi aynı manaya; onun muhalifi olan benzerleri manasına gelirler.
    (bk. Lisanu’l-Arab).


    Buna göre, Allah’ın zıddı, niddi, şebihi demek, Allah’ın dışında -haşa- onun gibi bir varlık gösteren benzer şeyler demektir.

    Bununla beraber, “dıd / zıt” kelimesi sözlük manası itibariyle “muhalif” anlamına gelir. Mesela, “gece-gündüz, kara-ak” zıt kavramlardır.

    “Nid” ise, sözlük anlamı itibariyle misil, benzer manasına gelir. “Misil” kelimesi şebih / benzer manasına gelir. Yani bunlar eş anlamlı kelimelerdir.(bk. el-Vecîz).

    “Şerik” ortak manasına gelir. “Benzer” kelimesi, Arapça “misil” kelimesinin Türkçe tercümesidir.

    Sorularla İslamiyet


    Paylaş
    Her şey Zıttı Ile Bilinirse,Allah’ın Zıttı Olmadığına Göre, Allah Nasıl Bilinebilir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Her şeyin zıddı olduğu halde bir tek Allahu tealanın zıddı bulunmamaktadır. Bu Allahu tealanın eşsiz ve tek olduğunun açık delillerindendir.



zıtları birlemek ne demek