Müslüman Hanımlar ve Hoca Hanımlar Forumundan Kadının İslam'daki konumunun yeniden değerlendirilmesi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kadının İslam'daki konumunun yeniden değerlendirilmesi

    Reklam




    Kadının İslam'daki konumunun yeniden değerlendirilmesi

    Kadının İslam'daki konumunun yeniden değerlendirilmesi

    Müslümanların yanı sıra gayrimüslimler de, erkeğin kadın karşısındaki iktidar konumunu kanıtlamak istediklerinde sık sık Nisa suresine (4:34) atıfta bulunur. Köln'deki "İslami Kadın Araştırmaları Merkezi" (ZIF) bu surenin geleneksel okuma biçiminin arka planını sorgulamaya cesaret etti ve sonuçları bir kitapçıkta yayınladı

    Luise Becker: "Tefsir ve yoruma yönelik çalışmalar İslam'da yeni bir konu değil, ama gerçek olan şu ki, uzun süredir kullanılmıyorlar." "Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. (...) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün." (Nisa suresi 34. ayetten alıntı).

    Sayın Becker, Nisa suresinin 34. ayeti üzerinde bir çalışma yapma fikri nereden aklınıza geldi?

    Luise Becker: Bir yandan 4. surenin "kadınlar" başlıklı ayeti, İslam'da cinsiyet ilişkileri için bir tür mihenk taşı görevini görür. Başka hiçbir metinde ilk bakışta bu kadar kadın düşmanı olan bir cinsiyet ilişkisi bulamazsınız. Dediğim gibi ilk bakışta ve çevirilere dayanarak.

    Bunun hakkında çalışma yapmaya başlamamın nedeni, bu konunun Almanya ya da genel olarak batı bağlamında şiddetle tartışılması ve bu metnin, özellikle tefsir ve eleştirel sorgulamalara yetecek temelleri olmayan Müslüman kadınlar için büyük bir engel teşkil etmesiydi. Bir başka neden ise bu metnin erkekler tarafından, Tanrı tarafından istendiği ileri sürülen ayrıcalıklarını desteklemek için kullanılmasıydı.

    Bu kitapçığınızın hedef kitlesi kim?

    Becker: Elbette öncelikle Müslüman kadınlar, özellikle de göçle ilgili bir geçmişi olan ve inançlarına bağlı kalmak isteyen ama öte yandan burada içinde yaşadıkları dünyevi toplumda, geldikleri toplumun gelenekleriyle yüzleşmek zorunda kalan ve ikisi arasında bir orta yol bulmaya çalışan kadınlar.

    Ancak asıl hedef kitlemiz birinci nesil göçmenlerden daha çok bunları izleyen nesiller. Yani gelenekleriyle buradaki gerçek yaşamları arasındaki çelişkiyi gerçekten bir sorun olarak algılayan kadınlar.

    Bütün hayatları boyunca gelenek içinde yaşamış kadınlar için, şimdiye dek inandıkları değerlerin sorgulanması fazla acı verici bir süreçtir. Bu kadınlar bizim çalışmalarımızı, elbette işittikleri takdirde, "batılılaştırma" ve "yeni moda saçmalık" olarak algılıyor.

    Ama çalışmamızın aynı zamanda Alman toplumu için de bir sinyal niteliği taşımasını istiyoruz. İslam'da metinlerin nasıl ele alınabileceğini gözler önüne sermek bizim için önemli. Kelam ilminde, yani İslam ilahiyatında metni tabiri caizse "kırmaya" yarayan araçlar hep olagelmiştir. Tefsir ve yoruma yönelik çalışmalar İslam'da yeni bir konu değil, ama gerçek olan şu ki, uzun süredir kullanılmıyorlar.

    ZIF bu kitapçığı kimlere gönderdi ve içerik itibariyle nasıl bir mesaj verilmeye çalışılıyor?

    Becker: Yelpazemiz üniversitelerden cami cemaatlerine kadar uzanıyor ve elbette kitapçığımızı, feminist konularla ilgili yayınların yazı işlerine de gönderdik. Bir diyalog ortamı yaratmayı amaçlıyoruz ve yaptığımız çalışma da nihai bir yanıt olarak algılanmamalı. Öznel birer varlık olarak nihai bir yanıt vermemiz mümkün değil.

    İslam'ın en büyük sorunlarından birinin de bu olduğunu düşünüyorum; sık sık mutlak bir konum temsil ediliyor, örneğin "filanca alim bu konuda daha yüzyıllar önce şöyle demiştir," düsturuyla. Saygıda kusur etmek istemem ama bir süre sonra bu söylenen "tanrısal" bir yasa kabul ediliyor.

    Bizlerse kendi duruşumuzu, erkek ve kadın İslam alimlerinin kendilerini algılama biçimleriyle ve Ebu Hanife örneğine uygun olarak "benim görüşüm benimle beraber ölür" görüşünü temsil eden ve bu haliyle aydınlanmacı bir tavra sahip erken dönem İslamiyet'le uyumlu olarak tarif ediyoruz.

    Ama tüm bunlar unutulmuş ya da belli çıkarlara hizmet etmesi amacıyla unutturulmuş görünüyor. Biz de geçmişteki alimlerin yanıtlarının yanı sıra günümüz bilim insanlarının görüşlerini de çalışmamıza ekledik ve orijinal metnin çelişkisini, Kuran'ın cinsiyet adaleti anlayışı ışığında gösterdik.

    Günümüzde hiçbir bilim dalının nihai bir yanıt verilebileceğini düşünmüyoruz. Ve Müslümanlar olarak Allah'ın tek başına hakikat olduğunu varsayarsak, insan olarak bizler zaten sadece kısmi doğrular söyleyebiliriz ‑ ve bu alçakgönüllülük de birer Müslüman olarak bizlerin gündeminde olmalıdır.

    Geleneksel, muhafazakar düşünce biçiminin kırılmasını ve İslam'ın erken dönemlerindeki biçimiyle düşünmek istiyoruz: İçtihadı ve insanların kendi imgelemesinden oluşan görüşlerini içine alan, sapma gösteren görüşlere ve faydacı çözümlere yeteri kadar alan tanıyan, yani böyle düşünenlerin başının üstünde aforoz ve dinsizliğin Demokles'in Kılıcını sallandırmayan açık fikirli bir düşünce biçimi.

    Bir kez daha Nisa suresinin 34. ayetine dönmek gerekirse: Bu ayeti Siz nasıl ele alıyorsunuz?

    Becker: Ayetin, aslında peygamberin kendisi tarafından yapılmış ilk tefsiri şöyledir: "Kadınları dövmeyin. Kadın dövenler, varlıklar içinde en kötü olanlardır." Dövmek sözcüğü buradaki bağlam içinde, peygamber sünnetine dayanarak "başka bir yola gitmek" olarak da okunabilir. Peygamber ev içi duygusal çatışmalara karışmaz, bunun yerine oradan uzaklaşırdı. Tuhaftır ki, peygamberin bu sünneti hiçbir zaman dile getirilmez.

    Ancak Nisa suresinin 34. ayetinin dışında başka bir genel sorun da, Kuran'la ilgili olarak iki şeye gerekli önemin verilmemesi:

    Bir lex generalis (genel geçer kanunlar) bir de lex spezialis (özel duruma ilişkin kanunlar) var. Yani Kuran'da cinsiyet eşitliğini işaret eden genelleyici metinler de var, belli bir duruma özgü olan ve yazıldığı dönemdeki uygulamalara güncel bir örnek teşkil eden metinler de.

    Ne var ki gelenekçiler lex spezialisi de genelliyor ve bağlam içinde değerlendirilmesi gereken bir örneği genel geçer bir kural haline sokuyor. Bu sırada ortaya çıkan çelişkileri, dengesizlikleri, adaletsizlikleriyse yanıtsız bırakıyorlar.

    Bir tek sözcük ve büyük etkileri. Kuran’ın 4. suresi 34. ayetinin yorumlayıcı incelemesi Asıl sorun da burada yatıyor zaten: Kuran'ın yorumlanması sırasında bağlamı mı dikkate alacağım; Tanrı kelamının da duruma özgü bir bağlamda aktarıldığını ve bağlayıcı olanın, zaman ötesi olanın, Kuran tarafından açıkça konu edinilmiş cinsiyet eşitliği olduğunu söylemeye hazır mıyım; cinsiyetler arası adaleti yansıtan metinleri, örneğin burada ele alınan metinle yan yana, birbirinden bağımsız halde bırakıp bu tarihsel örneği tüm zamanları kapsayacak şekilde genelleştirecek miyim?

    Ancak bu durumda metinler okur üzerinde son derece çelişkili bir izlenim bırakır ve Kuran tarafından arzulanan eşitlik elde edilemez. Neyse ki bu sözde çelişkiler, günümüzde giderek daha büyük oranda ele alınıyor ve Müslümanlar arasında da tartışılıyor; nitekim İslam dünyasının ele alması gereken ilkesel tartışma da zaten bizzat budur.

    Peki cinsiyetlerin eşit değere sahip olmasını talep etmekle beraber cinsiyet eşitliğinden bahsetmekten kaçınan Müslüman feminist görüş hakkındaki düşünceniz nedir?

    Becker: Bunun öncelikle kavramın tanımından kaynaklanan bir sorun olduğunu düşünüyorum. Cinsiyetlerin eşitliği İslam dışı bağlamlarda da kolay bir konu değildir ve bizler de aradaki farkı tarif edebilecek sözcükler ararız. "Farklılık hakkını koruyarak eşitlik" günümüzde feministler arasında tartışılmakta olan bir yapı.

    Eşitlik yerine eşit değerden söz etmenin daha mantıklı olup olmadığını diskura bırakmak gerekir. Ancak ben, kısıtlamalar bir kez daha kadının aleyhine olacaksa ve bu sayede kadınları çeşitli etkinliklerden ve toplumu şekillendirmekten alıkoyan katı bir görev dağılımı inşa edilecekse cinsiyetlerin eşit değere sahip olmaları anlayışına karşıyım.

    Hazırlamış olduğunuz bu kitapçık nedeniyle Müslümanlar'dan ne gibi tepkiler aldınız?

    Becker: Çoğu tepkiyi Müslüman olmayan çevrelerden alıyoruz. Müslüman çevrelerden bu kadar az tepki almak bana oldukça tipik bir davranış biçimi gibi görünüyor. Bu konu belli ki Müslüman erkek ve kadınlar için beraberinde hâlâ çok fazla risk getiriyor. Bir Müslüman erkek bir defasında gelip şöyle dedi bana: "Yazdıklarınız oldukça ilginç ama yine biz erkeklere karşısınız."

    Bunun üzerine ona tanınmış çağdaş bir erkek bilim insanının da benzer bir sonuca ulaştığını söylediğimde tutumu değişti ve ansızın bu konuyla ilgili kapsamlı bir diyaloğa girmeye gönüllü oluverdi.

    Bu büyük bir sorun, böyle bir çalışma kadınlar tarafından yeterli ciddiyetle karşılanmıyor. Oysa maruz kalanlar onlar. Ayrıca kadınlar hakkında ilke olarak nasıl düşündükleri hakkında da bir fikir veriyor. Ama bu sadece İslam'a özgü bir durum değil. Bir erkek ayrı biçimde konuyla ilgili görüş bildirse, herkes dinlemeye hazır oluyor.

    Ama Müslüman kadınlardan olumlu, hatta kimi zaman son derece heyecanlı tepkiler de aldık; hatta bazı erkeklerden de, ama onlar yazmak yerine ya telefon ediyorlar ya da bizimle yüz yüze görüşüyorlar. Bu da kamusal bir açıklama yapmak karşısında duyulan korku konusundaki tahminimizi doğruluyor.

    ZIF, benzer amaçlar güden diğer Müslüman gruplarla iletişim halinde mi?

    Becker: Ne yazık ki, henüz Avrupa ya da dünya çapında işleyen kapsamlı bir iletişim ağı kuramadık. Ama böyle bir oluşumu kurma aşamasındayız. Şimdiye dek bu konuda adı işitilenler öncelikle münferit kişilerdi. Fatima Mernissi ya da Amine Wadud ya da Rifaat Hassan gibi örneklerden söz edebiliriz.

    İslam'ı sadece kültürel bir oluşum olarak görmeyen, Kuran'ı çalışmaları için temel edinmiş kadınlar ve gruplarla iletişimimizi geliştirmek istiyoruz. Ne var ki Almanya'da bir grup olarak Kuran'la bu şekilde ilgilenen bir tek biz varız.

    Susan Javad

    © Qantara.de 2006

    Almanca'dan çeviren: Ogün Duman



    alıntı


    Paylaş
    Kadının İslam'daki konumunun yeniden değerlendirilmesi Mumine Forum