Diğer Kategoriler ve Hadis Forumundan Tıbb-ı Nebevi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tıbb-ı Nebevi

    Reklam




    Tıbb-ı Nebevi

    Dr. Asaf ATASEVEN


    Kur'ân-ı Kerim, her biri batılı İlim adamları tarafından araştırma konusu yapılan tıp, astronomi, jeoloji, botanik gibi çeşitli bilim dallarına temel teşkil edecek bilgiler veriyor(1), Özellikle insan sağlığını ilgilendiren tıbbî konular önemli bir yer tutuyor(2). Aynı şekilde Peygamberimiz (sav)'in de sağlıkla ilgili pek çok hadis-i şerifleri var. İşte tıbb-ı Nebevi bunlardan oluşuyor.
    Aslında biz müslümanlar, Hz. Muhammed (sav)'i tabîb-i kulûb, yani inançsızlıktan ruhları ve dünyaları kararmış insanlara hayat bahşeden, gönül aydınlığı ve ebedî kurtuluş getiren "kalblerin tabibi" olarak tanırız.
    Hz. Peygamber (sav)'in tıbba dair hadisleri tabib gözü ile ele alınırsa bir bölümünün genel tıp konularına, fakat pek çoğunun koruyucu hekimliğe, bir kısmının da tedavi edici hekimliğe ait ilaç tariflerinden ibaret olduğu görülür. Bunlar tıbbî tavsiye, öğüt ve reçeteler de olarak özetlenebilir. Bu hadisler bugünkü tıbbi telakkilerimize uygunluk göstermesinden başka, Arap yarımadasındaki tıbbi uygulamaları düzeltmek ve tababete ilmi bir hüviyet kazandırmak gibi önemli bir rol oynamış ve ortaçağa hakim olan bir İslâm tababetinin doğmasına sebep olmuştur(3). Gerçekten o devirde Araplar tababet konusunda çeşitli yanlış telakki ve uygulamalara sahip bulunuyorlardı. Bu konuda şu örnekler verilebilir(4,5):
    Araplar beraberlerinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hastalıklardan korunacaklarına inanırlar; yılan sokmuş bir kimseyi yılanın zehiri vücutta yayılmasın diye uyutmaz, üstüne başına ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çürük dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerin muntazam çıkacağına inanırlar, şaşılığı değirmen taşına baktırarak tedavi ederler, yaraları kızgın demirle dağlar, vebadan korunmak için merkep gibi anırırlar, hastaları kâhinlere götürür, sihir yapar, tapınaklara kurban keser, böylece hastaların içine girmiş şeytanların çıkacağına inanırlardı. Hz. Peygamber (sav) yukarıda zikredilen batıl ve ilmî değeri olmayan bu uygulamaları kaldırmış, tababete yeni bir anlayış getirmiştir. Şöyle ki, tabib olmayanların hasta tedavi ettikleri takdirde verdikleri zararın ödetilmesi, tabiblerin alacağı ücretin meşru olduğu, bulaşıcı hastalıklara karşı korunma, salgının bulunduğu yere girmemek ve bu yerde bulunuyorsa dışarı çıkmamak (karantina), vücut temizliği, yiyeceklerin ve çevre temizliğine önem vermek, yiyecek ve içeceklerde itidali muhafaza etmek, hastalanınca tedavi olmak ve tedaviye inançla bağlanmak, hastalıklarda çeşitli tedavi usulleri tarif ederek bir ilaç telakkisi oluşturmak, haram nesnelerle tedavi yapılmaması gibi tavsiyeler yanında, hastalık anında hazık (mütehassıs) hekime müracaat etmek, cahil tabiblerden uzak durmak gibi çok önemli konulara temas buyurmuşlardır.





    Paylaş
    Tıbb-ı Nebevi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bu konuda pek çok örnekler verilebilir (3,4,5,6,11).


    1) "Kim bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa, sebeb olacağı zararı öder." (Ebu Davud, Diyat 23; Nesai, Kasame 41; İbni Mace, Tıb 16).
    2) Sad İbn Vakkas hastalanmış Hz. Peygamber (sas) ziyaretine gitmiş. Sad'ı evinde hasta yatar görünce Haris bin Kelde'yi çağırın, O iyi bir hekimdir, sizi tedavi etsin" buyurmuştur. (Ebu Davud, Tıb 12).
    3)"Allah derdi de çareyi de verdiği gibi her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeble tedaviye devam ediniz. Fakat haramla tedavi etmeyiniz." (Ebu Davud, Tıb 11).
    4) "Allah şifanızı sarhoşluk veren şeylerde yaratmamıştır." (Buhari, Eşribe 15).
    5) "İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunda aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit." (Buhari, Rikak 1; Tirmizi, Zühd 1; İbn Mace, Zühd 15)
    6) "Lanetlenmiş iki şeyden sakının:
    - Ya Rasulallah o iki şey nedir?" dediler. Peygamber Efendimiz (sas):
    -"İnsanların gelip geçtiği yola ve gölgelendiği yere abdest bozmaktır." buyurdu. (Müslim, Taharet 68; Ebu Davud, Taharet 15; Ahmet bin Hanbel, Müsned 2/372).
    7) "Sizden biriniz durgun suya bevl etmesin." (Buhari, Vudu 68; Müslim, Taharet 94; 96; Ebu Davud, Taharet 36).
    8) "Hastayı üç gün geçmeden yoklamayınız." (Ramuz'el-Ehadis 2/489).
    9) "Bir yerde veba olduğunu işitirseniz oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba vukua gelirse oradan ayrılmayınız." (Buhari, Tıb 30; Müslim, Selam 92, 93, 94, 98, 100)
    10) Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçınız." (Buhari, Merda 19; A. Bin Hanbel, Müsned, 2/443).
    11) "Cüzzamlıyla aranızda bir mızrak boyu mesafe olduğu halde konuşunuz." (Ramuz el-Ehadis 2/471).
    12) "Köpek bir kabı yalarsa onu yedi defa yıkayın. O yedinin birinde toprakla temizleyin." (Buhari, Vudu 33; Davud, Taharet 37; Tirmizi, Taharet 68)
    13)"Size ne oluyor ki, dişleriniz sararmış olduğu halde yanıma geliyorsunuz. Misvak kullanınız." (A. b. Hanbel, Müsned 1/214).
    14) "Misvak hakkında tavsiyelerimi size çok tekrarladım." (Buhari, cuma 8; Nesai, Taharet 5; A.b. Hanbel, Müsned 3/143; Darimi, Vudu 18)
    15) "Allah temizdir, temizi sever. Etrafınızı temizleyiniz." (Tirmizi, Edeb 41).
    16) "Temizlik imanın yarısıdır." (Müslim, Taharet, 1; Tirmizi, Daavat 86; A.b. Hanbel Müsned 4/260, 5/342, 343, 344, 363, 370, 372; Darimi, vudu 2).
    17) "Her müslümanın yedi günde bir yıkanması Allah'ın onun üzerinde hakkıdır." (Müslim, Cuma 9).
    18) "Yiyecek ve içeceklerinizin kaplarının ağzını açık bırakmayınız." (Müslim, Eşribe 96, 98; Ebu Davud, Eşribe 22; Tirmizi Et'ime 15).
    19) "Efendimizin en çok sevdiği elbise hiberadır." (Hibera Yemende yapılan yeşil, pamuklu bir hırkadır) (A.b. Hanbel, Müsned 3/292; Değişik bir lafızla Ebu Davud, Libas 12).
    20) "İçkide şifa yoktur." (Darimi, Eşribe 6).
    21) "Sarhoşluk veren her içki haramdır." (Buhari, Edeb 80; Müslim Eşribe 73, 75; Ebu Davud Eşribe 5).
    22) "İçkiden sakının. Zira o her kötülüğün anahtarıdır." (Hakim, Müstedrek; Beyhaki, Şiabül-İman; Ramuz el-ehadis, 1/212).
    23) "Kadınlaşan erkeklere, erkekleşen kadınlara Allah lanet eder." (Feyzül Kadir 5/271).
    24) "Size denk olan kadınlarla evleniniz." (İbn Mace, Nikah 47).
    25) "Ey gençler topluluğu, evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü gözü korur... Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun." (Buhari, Nikah 3,60).
    26) "Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız" (Feyzül Kadir 4/212).
    27) "İnsanlar madenler gibidir. Eğer dinde anlayışını derinleştirebilirse cahiliyede hayırlı olan İslam’da da hayırlıdır." (Buhari, Enbiya 19).
    28) "Budala (dini diyaneti iyi olmayan) kadınlara çocuklarınızı emzirtmeyiniz. Zira tesir eder." (Kenzül-İrfan).
    29) "Seyahate çıkınız, sıhhat bulursunuz." (Taberanî)
    30) "Beş şey fıtrattandır: Bıyıkları kesmek, kasık kıllarını tıraş etmek, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları kesmek ve sünnet olmak." (Buhari, Libas 63, 64; Müslim, Taharet 49, 50).
    Şimdiye kadar zikredilen hadis-i şerifler genel tababet ve koruyucu hekimliğe dair seçtiklerimizdir. Biraz da tedavi konusunda örnekler verelim.
    Hz. Peygamber (sas) kendisine müracaat eden kimselere ya bir ilaç tavsiye eder ya da hekime gönderirdi.
    1) "İsmid (sürme taşı) çekin. O gözü açar ve kirpikleri besler." (Tirmizi Libas 23; Ahmet bin Hanbel, Müsned 3/476).
    2) "Gözü ağrıyan birisine Hz. Peygamber Efendimiz (sas) "Sabur ile tedavi et" buyurdu." (Müslim, Hac 89, 90).
    3) Çörek otu ölümden başka her derde devadır. (Buhari, Tıb 7).
    4) Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti içmek, hacamat vurmak, dağlamak. {Dağlama daha sonra men edilmiştir.) (Buhari, Tıb 3; Ahmed bin Hanbel, Müsned 1/246).
    5) "Ud-u hindi (kustu hindi) kullanmaya devam ediniz. Onda yedi türlü şifa vardır. Uzre, (bademcik iltihabında) boğaza üflenir. Zatülcenbde hastaya içirilir." {Buhari, Tıb 10; Müslim, Selam 86,87; İbn Mace, Tıb 12, 17).
    6) "Umeys'in kızı Esma müshil olarak şubrun kullanıyordu. Hz. Peygamber Efendimiz (sas) keskin ve ağırdır buyurdu. Sonra Esma sena otu kullandı." (Tirmizi, Tıb 30)
    7) "Peygamber Efendimiz (sas) baş ağrısından şikâyet eden bir kimseye kan aldırmasını tavsiye etti." (Müslim, Selam 71).
    8)" Resulullah (sav)'in kanının durdurulması şu şekilde yapıldı. Hz. Ali kalkanın içinde su getirdi. Hz. Fatıma O'nun kanını yıkadı, sonra bir hasır yakıldı. Ve onun külü ile yara kapatıldı. (Buhari, Vudu 72; Tirmizi, Tıb 34, İbn Mace, Tıb 15; Ahmet bin Hanbel, Müsned 5/330, 334).
    9) "Hz. Peygamber ateşli bir kadının su ile serinletilmesini tavsiye etti." (Müslim, Selam 82).
    10) Hz. Peygamber (sas) dövme (tatuağe) yaptırmayı yasaklamıştır." (Buhari Tıb 26, Libas 86; Ebu Davud Libas 8).
    11) "Peygamber Efendimiz (sas) kesilmiş burnun tamiri mülahazasıyla altından burun yapılmasına müsaade etmiştir." {Tirmizi, Libas 31).




  3. 3
    Hz. Peygamber (sas)'in tıp ile ilgili hadisleri ta başlangıçtan itibaren dikkati çekmiş, muhaddisler tarafından meşhur altı hadis kitabı (kütub-i sitte)’nın müellifleri, eserleri arasında tıbb-ı Nebevî'ye müstakil bir kitap veya bölüm ayırmışlardır. Buhari kitabu't-tıb ve kitabu'l-merda, başlığı altında iki bölüm, Ebu Davud kitabu't-tıb diye bir bölüm, Tirmizi cami olarak adlandırılan eserinde tıp bölümüne yer vermiştir. Keza İbni Mace, Müslim, Nesei, Ahmet Bin Hanbel, İmam Malik eserlerinde tıpla ilgili hadislere yer vermişlerdir. Daha sonra müstakil olarak tıbb-ı Nebevî adını taşıyan eserler yazılmıştır. İlk Tıbb-ı Nebevi H. 120. yılında yaşamış Abdül-Melik B. Habib tarafından yazılmıştır. (7)

    Brokelman ve Katip Çelebi 10'dan fazla Arapça Tıbb-ı Nebevi olduğundan bahsederler. Bundan başka Farsça, Urduca ve Türkçe Tıbb-ı Nebeviler mevcuttur. İstanbul kütüphanelerinde 20'nin üstünde Türkçe Tıbb-ı Nebevi’nin bulunduğunu tesbit ettik.(3).

    Osmanlı döneminde son yazılan Tıbbı Nebevî Dr. Hüseyin Remzi Bey (1896)’e aittir.(12). Cumhuriyet döneminde bu konuda Mahmut Denizkuşları tarafından Bursa İslâm Enstitüsü'nde bir doktora tezi yapılmıştır.(9) Yakın zamanlara kadar İslâm ülkelerinde Tıbb-ı Nebevi kitapları bir sağlık el kitabı olarak elden ele dolaşmıştır.
    Bugün Hz. Peygamber (sas)'in tıbbî hadisleri yukarıda ifade edildiği gibi tıbbî telakkilerimize uygunluk göstermektedir. Bu hadisler, tıp sahasındaki bugünkü gelişmelerden asırlar önce ifade buyrulduğu için, bir tıbbî hikmet, hatta tıbbî mucize telakki edilmelidir. Bundan böyle tıbb-ı Nebevî çalışmaları hadis âlimleri ile birlikte konu ile ilgili ihtisas dalından hekimler tarafından müştereken yapılmalıdır.(13)




  4. 4
    KAYNAKLAR
    1. Bucaille, M.: La bible, le coran et la Science (çev. Yıldırım, S.) Silm Matbaası İzmir, 1981.
    2. Opitz, K.: Kur'ân'da tababet (çev. Uzluk. F.N.) Ankara Ü.Tıp Fakültesi yayınları No: 240, A.Ü. Basımevi, 1971.
    3. Ataseven, A.: Kırk tıbbı hadis Tıbb-ı Nebevi" (hazırlanıyor)
    4. Corci Zeydan: İslâm Medeniyeti tarihi (terc. Megamiz, Z.) Cilt III. İstanbul sh. 35, 1876.
    5. Tahirül-Mevlevi: Müslümanlığın medeniyete hizmetleri (sadeleştiren Sert, A.) cilt I. İstanbul sh. 57, 1974.
    6. Sarı (Akdeniz. N.: Tıbb-ı Nebevi, Yeni Symposium. 19:65, Nisan 1981.
    7. Küçük, R.; Tıbbı Nebevi literatürü üzerine bir deneme. İlim ve Sanat sayı 3. Eylül-Ekim 1985.
    8. Ataseven A.: Tıbbı Nebevi'den bahisler, bulaşıcı hastalıklar. İslâm Mec. cilt 1 sayı 1sh, 52 Temmuz 1984.
    9. Denizkuşları, M.: Peygamberimiz ve Tıp Doğuş matbaası. İst. 1981.
    10. Ataseven. A.: Sünnet "Hitan" Hekimler Birliği Vakfı Kandil Matbaası Ankara, 1985.
    11. Aşçıoğlu, Ö.: Tıbb-ı Nebevi'de Dermatoloji. Gevher Nesibe Bilim haftası ve tıp günleri, sh. 518, 1982.
    12. Dr. Hüseyin Remzi: Tıbb-ı Nebevi (Osmanlıca) İstanbul, 1324/1906.
    13. Ataseven, A.: Tıbb-ı Nebevi (Dr. A. Ata)




  5. 5
    (Tıbb-ı Nebevi'ye Yeniden Eğilmenin Gereği)


    Zamanımızda tıp ilmi eski devirlere nazaran çok terakki kaydetmiştir. Her geçen gün yeni gelişmelere de sahne olmaktadır. Öyle gözüküyor ki, istikbalde en harika keşiflerin yapılacağı sahalardan biri tababet olacaktır.

    Tıbbî inkişaflar, sadece daha müessir yeni ilaçlar bulmaya, teşhis ve tedavide kullanılan yeni cihazlar keşfetmeye münhasır kalmıyor, prensip ve metodlara da şâmil oluyor. Nitekim bugün ilaçla tedâvi esasına dayanan alışılmış, mutad Batı tipi tedavi metoduna temelde aykırılık arzeden yeni metodlara şahit olmaktayız. Telkin, akapunktur gibi ilaçsız tedavi metodlarına ilaveten "bıçaksız ameliyat" metodları da duyulmaya, katılmaya başladı. En azından yurdumuzda, bundan birkaç on yıl öncelerine kadar, Batı tipi tabâbetle bağdaşmayan her çeşit tedavi usulü kesinlikle reddedilir, safsata , hurâfe, kocakarı işi olduğu söylenirdi. Halbuki bugün, aynı şeyler karşısında "halk tababeti", "şifalı otlarla tedavi" gibi daha mûnis, daha ilmi bir yaklaşım benimsenmiş bulunmaktadır. Bu gelişmeler karşısında İslam âleminin geçmişte asırlarca müracaat kaynağı yaptığı ve milyonlarca insanın prensipleriyle şifaya kavuşturulduğu tıbb-ı nebevînin derin incelemelere konu edilmesi, diğer tıbbî metodlar seviyesinde geliştirilip sistematize edilmesi müslümanlara ciddî bir vazife olmaktadır.
    Biz bu yazımızda, tıbb-ı nebevî hakkında toplu bir bilgi verebilmek için, onun dayandığı ana prensipleri belirtmeye çalışacağız. Göreceğiz ki, hakikaten tıbb-ı nebevî, nev-i şahsına münhasır tamamen orijinal bir tababet çeşididir. Katı, değişmez esaslara dayanmaz. İnsanlar için faydalı olan bütün metodlara sînesinde yer verir. Zira insan mizacındaki farklılıkları kabul ederek, bu metod ve ilaçlardan mizaca uygun gelenin netice vereceğini kabul eder.
    Tıbb-ı nebevî sahasında, mütehassıslarca sistematik çalışmalar yapıldığı takdirde, insanlığa orijinal tedavi ve şifa yolları sunulabileceğine inancımız tamdır.


    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/378.



  6. 6
    Tıbb-ı Nebevî'de Meyve 1


    İslâm âlimleri, tıbb-ı nebevî’yi, “Hastaların tedavisi hakkındaki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinden bahseden ilimdir.” şeklinde tanımlamışlardır.1 Tıbb-ı nebevi ile ilgili eserlerde hastaların tedavisi hakkındaki hadisler yanında şifalı bitkiler, sebzeler ve meyvelerle ilgili hadisler de yer almaktadır. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, karışık ilaçlarla (el-edviyetü’l-mürekkebe/akrabazin) tedavi edilmesi gereken ya da cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulan hastaları tedavi usullerini ve uygulamalarını bilen, alanında uzman hekimlere göndermiştir. Peygamber Efendimiz, sebzelerin, şifalı otların ve meyvelerin besleyiciliklerinin yanında şifa vesilesi olduklarını belirterek, Cenab-ı Hakk’ın gıdalarda yarattığı şifa kaynağına dikkatlerimizi çekmiştir. İsrafa kaçılmadığı ve doğru beslenildiği takdirde besin olarak yaratılan her bitki aynı zamanda bir şifa vesilesidir. Gıdaların özellikle de meyvelerin hem beslenmede hem de sağlıklı bir hayat sürdürmede önemli yeri vardır.

    Dünya nimetlerinin en güzellerinden birisi meyvelerdir. Nitekim geleneksel tıpta meyveye bakmanın insana mutluluk verdiği belirtilmiştir. 2 Meyveler, dünya nimetlerinden olduğu kadar aynı zamanda Cennet nimetlerindendir. Kur’ân-ı Kerim’de “Size orada (Cennet'te), istediğiniz şekilde yiyeceğiniz her türlü meyve vardır.” (Zuhruf Sûresi, 43/73) buyrularak, cennette de inananlara çeşit çeşit meyveler ikram edileceği haber verilmiştir. Bir başka âyette ise cennet nimetleri, “Orada meyve çeşitleri, salkımlarla dolu hurma ağaçları, saplı ve yapraklı hububat ve hoş kokulu bitkiler vardır.” (Rahman Sûresi, 55/11) şeklinde tasvir edilmiştir. 3




  7. 7
    1. Peygamberimiz’in Hayatında Meyve

    Bilindiği kadarıyla Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde Mekke şehrinde meyve yetişmezdi. 4 Mekkeliler, Medine ve Taif gibi çevre kentlerden gelen meyveleri bilirlerdi. Medine’de hurma, Taif’te ise üzüm yetiştirilmekteydi. Ayrıca Mekke’ye Yemen ve Suriye gibi bölgelerden meyveler gelmekteydi. Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicret edince bütün geçimleri hurma ürününe bağlı Medinelileri hurma yetiştirmeye teşvik etmiş; meyve ağaçlarından kuşlar bile yese ağacı diken kişinin sadaka sevabı kazanacağını haber vermiş; 5 meyveli ağaçların kesilmesini yasaklamış; 6 bir işte kullanılmak üzere meyveli bir dal getirilince üzerinden meyvelerinin alınmasını emrederek, 7 meyveli dalların koparılmaması gerektiğine işaret etmiştir.

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) meyve yetiştirilmesine değer vermiş; bazı meyve türlerini överek onların dikilmesini özellikle teşvik etmiştir. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde “Zeytin mübarek bir ağaçtır.” buyurarak, zeytin ağacı dikilmesini teşvik etmiştir. 8




  8. 8
    a. Dil ve Edebiyatta Meyve

    Meyvelere verdiği önem Resûl-i Zişan Efendimiz’in üslubuna da yansımış, hoşlandığı güzel şeyleri meyvelere benzeterek anlatmıştır. Mesela mü’minin bereketini hurma ağacının bereketine benzetmiştir. Mü’mini her zaman yeşil kalan, meyvesi, yaprağı ve dalı, hâsılı her şeyinden yararlanılan hurma ağacına benzeterek, mü’minin başına gelen her hâlin onun hayrına olacağını meyveyi örnek vererek anlatmıştır. 9 Keza Kur’ân okuyan mü’mini, tadı güzel, kokusu hoş ağaç kavununa (utrunç) Kur’ân okumayan mü’mini de tatlı fakat kokusuz kuru hurmaya benzeterek, mü’minleri Kur’ân okumaya teşvik etmiştir. 10




  9. 9
    b. Hediyeleşmede Meyve

    Peygamber Efendimiz’in meyveyi sevdiğini bilen sahabe-i kiram hazretleri O’na sevdiği meyveleri hediye etmek için adeta yarışırlardı. Mesela Resûl-i Ekrem Efendimiz’in “barnî” türü hurmayı sevdiğini bilen Hz. Bilal (r.a.), O’na hediye olarak barnî hurması takdim etmiştir. 11 Ashab-ı kiram, ilk olgunlaşan turfanda meyveyi de Allah Resûlü’ne hediye ederlerdi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine ikram edilen turfanda meyveyi alır; “Allahım! Meyvelerimizi ve şehrimizi bereketlendir, ölçü ve tartımıza bereket üstüne bereket ver.” diye dua eder ve huzurunda bulunan en küçük çocuğa meyveyi ikram ederdi. 12

    Allah Resûlü, kendisine hediye edilen meyveleri bazen huzurunda bulunan sahabîlere ikram eder, bazen de hanım sahabîlere hediye olarak gönderirdi. Bir keresinde Taif’ten gönderilen üzümlerden bir salkımını genç sahabilerden Numan b. Beşîr’e (r.a.) vererek annesine götürmesini söylemişti. Numan, dayanamayıp salkımdaki üzümleri eve varıncaya kadar tek tek yolda yiyip bitirmişti. Birkaç gün sonra Allah Resûlü, Numan’ı gördüğünde, ‘Üzüm salkımını annene götürdün mü?’ diye sormuş; Hz. Numan, ‘Onu ben yedim.’ deyince, ‘Seni vefasız, seni!’ diyerek onunla şakalaşmıştır. 13




  10. 10
    c. Meyveleri Islah

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir işin iyi ve güzel yapılmasını ister; işini iyi yapanları överdi. Faydalı ve kaliteli meyveler hakkındaki övgüleri sahabîleri meyveleri ıslah etmeye teşvik etmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medine’ye kendisini dinlemeye gelen heyetlere, bölgelerinde yetişen meyveler hakkında bilgi verirdi. Hicri 8. yılda kendisini ziyarete gelen Abdulkays heyetine beldelerinde yetişen hurma çeşitlerini anlatmış ve, “Sizin hurmalarınızın en iyisi ve en faydalısı barnîdir.” buyurmuştur. Heyette bulunanlar memleketlerine döndükten sonra barnî türü hurma dikmeye önem vermişler ve bir müddet sonra bütün hurma ağaçları barnî türü olmuştur. 14

    Peygamber Efendimiz, istikbalde olacakları anlattığı bir hadislerinde kıyametten önceki dönemi tasvir ederken, yeryüzü bereketlenir; narlar o kadar büyük olur ki, bir tane narın gölgesinde bir grup insan gölgelenir ve onlar bir tek narı yiyip bitiremezler, şeklinde bir haber vermiştir. 15 Bu hadis-i şerifte meyvelerin genetik yapılarındaki değişiklik ve ıslah neticesinde meyvelerin ne kadar büyüyebileceği vurgulanarak bir yönüyle inanan insanların bu tür çalışmalarda öncü ve rehber olmaları teşvik edilmiştir.

    Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) meyveler hakkındaki övgüleri insanları faydalı ve şifalı meyveleri yetiştirmeye teşvik etmiş; yetiştirmesi zor olan bazı kaliteli meyve türlerinin kaybolması bu suretle engellenmiştir. Peygamber Efendimiz, özelikle Medine’de yetişen acve hurmasını çok severdi. “Acve, hurması cennet yemişlerindendir.” (Tirmizî, Tıbb 22; Ahmed b. Hanbel, 5/346) buyurarak, acve hurmasını övmüştür. O’nun övgüsü sebebiyle acve hurması tarih boyunca en çok aranan ve talep edilen hurma olmuştur.




  11. 11

    --->: Tıbb-ı Nebevi

    2. Peygamberimiz’in Meyve Sevgisi

    Peygamber Efendimiz’in hayatında meyvenin özel bir yeri vardı. O’nun meyve yeme sünnetinde bizim için yalnızca tıbbi açıdan değil, beslenme ve Cenab-ı Hakk’ın nimetlerine hürmet açısından da örneklikler vardır. O’nun kuşkusuz en sevdiği meyve hurmadır.



    Muminem --->: Tıbb-ı Nebevi

  12. 12
    a. Hurmayı severdi

    Resûl-i Ekrem Efendimiz’in hayatında hurmanın ayrı bir yeri vardır. O, orucunu taze hurma ile açardı. Taze hurma bulamadığında kuru hurma ile orucunu açar; hurma bulamazsa su ile iftar ederdi. 16 Peygamberimiz, kendisine dua için getirilen yeni doğmuş bebeklerin ağızlarına yumuşatılmış hurma sürerek, onlara dua etmiştir. 17

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), hurma mevsiminde kendisine ikram edilen taze hurmaları reddetmezdi. 18 Kuru hurma ise Medineli yoksulların en önemli yiyeceğiydi. Hz. Aişe (r.anha), o günlerde yiyecek başka bir şey bulamadıklarını “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde şu iki siyaha, kuru hurma ve suya doymuştuk.” (Buhârî, Et’ıme 6; Müslim, Zühd ve’r-Rekâik 30-31) sözüyle ifade etmiştir. Peygamber Efendimiz, akşam yemeği bulamayanlara kuru hurma yemeyi tavsiye eder; “Akşam (üstü) yemeğini terk etmeyin; yiyecek bir şey bulamazsanız hiç olmazsa bir avuç kuru hurma yiyin.” (İbn Mâce, Et’ime, 54) buyurarak, hurmanın beslenmedeki önemini vurgulardı.

    Peygamberimiz, hurma bulunmayan evin yiyecek hiç bir şeyi bulunmayan boş bir ev gibi olduğunu belirtmiş; bir başka hadislerinde de “İçinde hurma bulunmayan evdeki insanlar, aç kalmış demektir.” buyurarak, meyve yemenin beslenmedeki yerine ve hurmanın Medinelilerin hayatındaki önemine işaret etmiştir. 19

    Meyveleri Cenab-ı Hakk’ın kullarına ikramı olarak gören Allah Resûlü, her türlü meyveye değer verirdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, hurmaların iyisini severdi ancak kuruyup böceklenmiş hurmaları atmaz, içlerinden iyilerini ayırır ve yerdi. 20 O, yere düşmüş meyvelerin çürümeye terk edilmesini de hoş görmez, yerde bir meyve bulunduğunda onu temizleyip yemenin daha uygun olduğunu söylerdi. Bir gün ashabı ile birlikte giderken yolda kuru bir hurma görmüş, “Bunun sadaka hurmalarından olmasından endişe etmeseydim onu alır yerdim.” (Müslim, Zekât, 164) buyurmuşlardır




  13. 13
    Tıbb-ı Nebevî'de Meyve 2


    b. Meyvelerin olgunlarını severdi

    Geleneksel tıpta meyvelerin olgunlaştığında yenilmesi tavsiye edilmiştir. Peygamberimiz zamanında yaşamış ünlü Arap hekimlerinden Hâris b. Kelede, vefat ederken kendisinden tıpla ilgili son tavsiyeleri sorulduğunda, meyvelerin olgunlaşma mevsiminde yenilmesini tavsiye etmiştir. 21 Peygamber Efendimiz, kendi beldesinde yetişen meyveleri, olgunlaşma mevsiminde yemeyi severdi. Allah Teâlâ, her beldede yetişen meyveleri özellikle o bölgenin insanı için şifalı ve faydalı kılmıştır. Özellikle olgunlaşma mevsiminde kendi bölgesinde yetişen meyvelerden bolca yemek hastalıklardan korunmaya, sıhhat ve afiyete vesiledir. 22 Nitekim bir âyet-i kerimede Cenab-ı Hak, meyvelerin hem ilk tomurcuklandığında hem de olgunlaştığında insanlar için ibret olduğunu bildirmiştir. 23

    Resûl-i Ekrem, olgun meyvelerin yenilmesini tavsiye etmiştir. Dağlarda yetişen, daha çok çobanların yediği, erak ağacı yemişinin olgun olanlarını toplamayı tavsiye ederek olgunlarının daha tatlı olduğunu söylemiştir. 24 Ensardan Ebu’l-Heysem (r.a.), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve arkadaşlarını hurma bahçesinde ağırlamış, onlara tabak içinde bir salkım hurma ikram etmiştir. Salkımda olgunlaşmamış hurmalar olduğunu gören Peygamber Efendimiz, “Keşke olgunlarından seçseydin.” buyurarak, hurma salkımlarının olgunlarının koparılması gerektiğine işaret etmiştir. 25





  14. 14
    c. Farklı meyveleri birlikte yemeyi severdi

    Peygamber Efendimiz’in yeme içme alışkanlıkları üzerine bilgi veren İbn Kayyim, onun sürekli aynı gıdaları yemediğini, memleketinde yenilmesi mutad yiyeceklerin hepsinden az da olsa aralarında seçim yapmadan yediğini belirtir. Ona göre, çeşitli yiyeceklerden azar azar yenilmesi son derece faydalı beslenme alışkanlığıdır. 26 Nitekim Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), az yemek yemeyi tavsiye etmiş “İnsanoğlunun doldurduğu en kötü kap midesidir.” buyurarak az yemek yemenin beden sağlığı için taşıdığı önemi vurgulamıştır. 27

    Geleneksel tıp anlayışına göre, besinler, insan vücudunda ortaya çıkardıkları tesirler bakımından yaş, kuru, sıcak/hararetli ve soğuk şeklinde sınıflandırılmışlardır. Hekimler, meyveleri de bu nitelikleri itibarıyla gruplandırmışlar ve aynı grup besin ve meyvelerin birlikte alınmamasının sıhhat açısından daha faydalı olduğunu belirtmişlerdir. Ünlü hekimlerden Bergamalı Galinos, az yediği ve bir biriyle uyumlu yiyecekleri yediği için hastalanmadığını öne sürmüştür. 28 Günümüz tıbbında meyveleri sıcak ve soğuk tabiatlı şeklinde sınıflandırma, daha farklı sınıflandırmalar yapıldığı için terk edilmiş olmakla birlikte, modern tıpta da vücut için gerekli vitamin ve mineralleri çeşitli gıdalardan almanın sağlıklı beslenme açısından önemli olduğu kabul edilmektedir.

    Yiyecekler arasında uyumu gözetmek, her dönemde farklı şekillerde ifade edilse de sağlıklı beslenme açısından son derece önemlidir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), meyveleri farklı meyvelerle birlikte veya farklı yiyeceklerle birlikte yemiştir. Misafir olarak gittiği bir evde kendisine kaymak ve kuru hurma takdim edilmiş, ikisini birlikte yemiştir. 29 Yaş hurma ile birlikte salatalık yine yaş hurma ile birlikte karpuz yediği hakkında rivayetler vardır. 30 Yaş hurma ile karpuzu birlikte yeme sebebini bir rivayette “Bunun (yaş hurma) hararetini bunun soğukluğu (karpuz) ile bunun soğukluğunu da bunun harareti ile kırarız.” şeklinde açıklamıştır. 31

    Zayıf bünyeli kilo alamayan kişilerin sağlıklı beslenmesinde meyvenin, özellikle de hurmanın önemli bir yeri vardır. Hurma, az yenildiğinde meyve, çok yenildiğinde besleyici bir gıda kabul edilmiştir. Hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), yaş hurma ile salatalığı birlikte yemiştir. 32 Hz. Aişe (r.anha), yaş hurma ile salatalığın birlikte yenilmesinin vücudu kuvvetlendirdiğini, zayıflığa iyi geldiğini, kendi tecrübesine dayanarak ifade etmiştir. 33

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), çağla hurma ile kuru hurmanın birlikte yenilmesini, hatta kuru meyve ile tazesinin birlikte yenilmesini tavsiye etmiştir. 34 Bu meselenin izahında tıbb-ı nebevî yazarları, sıcak tabiatlı iki yiyeceğin ya da soğuk tabiatlı iki yiyeceğin birlikte yenilmesini hekimlerin uygun bulmadıklarını söylerler. Bu sebeple Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), soğuk ve kuru tabiatlı çağla hurma ile sıcak ve yaş tabiatlı kuru hurmanın birlikte yenilmesini emretmiş, birinin zararını diğeri ile dengelemeyi hedeflemiştir. 35




tıbbı nebeviye göre kadın sağlığı