Diğer Kategoriler ve Hadis Forumundan İslam dininde İlmin yeri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    İslam dininde İlmin yeri

    Reklam




    Bu bahsi işlerken, önce Kur'ân ve hadîste ayrı ayrı ele alarak İslâm'ın ilme, okuma-yazmaya verdiği ehemmiyeti açıklayıp, sonra da Resûlullah'ın tedbirlerini göstereceğiz.

    Mevzuumuzu Hz. Peygamber okuma-yazma biliyor muydu? meselesine temas ederek tamamlayacağız.

    İLMİN VASITALARI:YAZI VE OKUMA


    Okuma-yazma, aslında tek başına bir gâye değildir. İlmin vâsıtasıdır. İslâm'ın yazıya verdiği ehemmiyet, ilme vermiş bulunduğu değerin bir sonucu ve gereğidir. İlme verilen değeri daha iyi anlamak için, evvelemirde, ilmi elde etmede başvurulması gereken vâsıtalara dinimizin verdiği ehemmiyeti de kısaca belirtmemiz gerekmektedir. Vâsıtalara verilen ehemmiyet görülünce gayenin değeri daha iyi anlaşılır.


    Öyle ise, ilimle ilgili açıklamalara geçmeden önce, ilmin ana vâsıtaları olan "okuma", "yazma" ve "yazı malzemeleri" hakkında bazı açıklamalarda bulunacağız.


    OKUMAK: Kur'ân'ı Kerîm'in insanlığa hitab ettiği ilk kelimesi "Oku!", emridir. Cihanşümul bir dinin temel kitabının böyle bir kelimeyle başlaması, üzerinde durulması gereken mühim bir hâdîse olmalıdır. Fıtratı icabı, sonsuz bir kemâle doğru terakki etmeye mecbur olan insanoğlunun hidâyeti için gelen bir "Kitab"ın bu kelimeyi seçmesi, mü'minlere ilmin ehemmiyetini duyurmada ilk tedbirdir. Evet bu ilk vahiyle başlamış bulunan ve kıyâmete kadar da devam edecek olan müstakbel "Kur'ân Çağı"nda bir başka ifâde ile "Âhir Zaman"da hükümferma olacak yegâne hakîkat ilim olacaktır. Dünyanın "kaba kuvvet" çağları bitmiştir. "Oku!" nidasıyla emir âleminden gelen yeni ruh, her çeşit "kaba kuvvet"lere hâtime çekmiş, son vermiş, hâkimiyeti ilmî üstünlüğe tanıyan yeni bir devir yâni "Okuma" devrini açmıştır.


    İlim, varolmak için gerçekleştirmeye mahkûm olduğumuz terakkî için şartsa, ilim için de okumak şarttır. Evet okumak, ilmin ilk ciddî adımı, altın anahtarıdır. "İnsan görerek, dinleyerek de ilim elde edebilir" gerekçesiyle yapılacak itiraz pek hafif kalır. Zira okuma yoluyla alınacak ilimde sistem ve kolaylık; devamlılık ve çeşitlilik gibi rakipsiz avantajlar mevcuttur. Bu hususları da göz önüne alarak ilk ilâhî emrin "oku!" oluşundaki hikmetleri araştıracak olursak, Rabbimizin rahmetindeki büyüklüğü biraz daha kavramış oluruz. "Kur'ân" kelimesinin de "oku!" mânâsındaki "İkra" emriyle aynı kökten olması ve "okumak" mânâsına gelmesi sebebiyle kitabımızı her aklımıza getirmede "okumak" dersi almamızın sağlanması Rabbimizin, ilim talebinde yatan ehemmiyeti bizlere hissettirmedeki bir başka rahmeti olmaktadır.

    Mes'ele bu kadarla kalmıyor. Kur'ân-ı Kerîm'de "OKU!" kökünden müştak (türemiş) 87 kelime mevcuttur. Üç ayrı âyette "OKU!" emredilirken üç ayrı âyette de "OKUYUNUZ!" diye cemi (çoğul) şeklinde emir gelmiştir. 68 yerde de "okumak" mânâsını telkîn eden Kur'ân kelimesi geçer.



    YAZMAK: Kur'ân-ı Kerîm'de ilmin asıl vâsıtası olan "yazma"ya daha çok yer verilir. Yazı, medenî terakkînin gerçek sebebi olan kültürel terâkümün yegâne pratik vâsıtasıdır. Yazı sâyesinde geçmişin ilmî muktesebâtı bugüne ulaşmıştır. İnsanlık bunları, yenilerini de ekleyerek yarınlara yine yazı ile intikal ettirecektir. Şu halde ilim, okumak ve yazmaktan tecrîd edilemez, bunlarsız düşünülemez. İlim hedefine ancak bu iki vâsıta ile gidebilir ve beşeri varlığın şe'ni olan terakkiye sebep olabilir.
    Kur'ân-ı Kerîm'de yazmak mânâsına gelen "kitap" kökünden türemiş 320 kelime yer alır. Muhtelif şekillerde '(yâni harf-i târifli, müfred (tekil), cemi (çoğul), zamirli, tenvînli olarak) 261 yerde "kitap" kelimesine rastlarız. Yine isim olarak 1 yerde mektup kelimesi geçer. 58 yerde de aynı kökten fiil geçer.


    Yine, "yazmak" mânâsında olan "satr" kökünden türemiş beş ayrı kelime geçer.
    Keza yine yazmak mânâsına gelen "ze-be-re" kökünden 11 kelime geçer. Malûm olduğu üzere, Hz. Dâvud'a gelen kitabın ismi Zebûr'dur ve bu kökten gelir.


    Şu halde Kur'ân'da "yazmak" mânâsını ifâde eden köklerden türemiş toplam 336 kelime yer almaktadır.

    YAZI MALZEMELERİ: Kur'ân-ı Kerîm, yazı için gerekli olan malzemeye de yer verir. Bu meyânda ilk akla gelen KALEM, ikisi müfred (tekil), ikisi cemi (çoğul) şeklinde, dört yerde geçer. Ayrıca 68'inci sûrenin adı "Sûre-i Kalem'dir. Kur'ân sûrelerinden birinin "Kalem"le tesmiyesi, kalemin Allah nazarında ve İslâm dininde nasıl şerefli bir makam tuttuğunu ifâdeye kâfidir. Yine belirtelim ki, Sûre-i Kalem, mürekkepli hokkaya, kalem'e ve bu iki ana vâsıtayla ortaya konan yazıya kasemle başlar.

    ن والقلم وما يسطرون
    "Nûn ve Kalem ve ehl-i kalemin satıra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için..." Kur'ân-ı Kerîm'de kaseme konu yapılan şeylerin bir de "teşrîf" mânâsı

    taşıdığını göz önüne alırsak, ilmin ana vâsıtaları olan başta kalem olmak üzere, hokka, kâğıt ve yazılan şeyin kaç yönden, Kur'ân'da teşrîf edildiği yâni şeref ve kıymetinin nazar-ı dikkatlere arz edildiği anlaşılır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ilk yaratılan şeyin kalem olduğunu beyan etmesi, bu teşrîf işine taç olur:
    "Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Onu yarattıktan sonra, olacak şeyleri yazmasını emretti. O da yazdı".
    Yazı vâsıtalarının hemen hepsine kasemle dikkat çeken bu sûrenin "Oku!" emriyle başlayan Alâk Suresi'nin hemen arkasından nâzil olmuş bulunması da mevzûmuz açısından dikkat çekilmesi gereken bir diğer mühim husustur. Böylece, Hz. Peygamber'e nâzil olan ilk âyetlerde ilim ve onun vâsıtaları olan okuma, yazma ve bunları mümkün kılan malzemelere dikkatler çekilmeye başlanmış olunuyor.


    KÂĞIT: İlmin vâsıtaları olarak yukarıda zikredilenler meyânında mühim bir vâsıtanın eksikliği dikkatimizi çekmektedir: KÂĞIT. Kur'ân-ı Kerîm, başka âyetlerde kâğıda yer vermeyi de ihmal etmez. Bugün Türkçemizde bile, hâlen kâğıt mânâsına kullanılmakta olan kırtâs kelimesine, bir defa müfred (tekil), bir defa da cemi (çoğul) olarak karâtîs şeklinde iki ayrı yerde rastlanır. Keza "yazılı kâğıt" mânâsına gelen "sahîfe" kelimesi cemi olarak suhuf şeklinde sekiz yerde geçer.
    Kırtas ve sahife kelimelerine rakk kelimesini de ilave edebiliriz. "İnce deri" demek olan bu kelime Kur'ân'da kâğıt mânâsında kullanılmıştır.
    والطور # وكِتَبٍ مسْطورٍ # في رقٍ منْشُورٍ
    "Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş olan Kitaba kasem olsun ki..."
    Yazı yazılacak şey (yâni kâğıt) mânâsında "levh" kelimesi de Kur'ân'da yer alır. Bir defa müfred olarak levh şeklinde, dört yerde de cemi olarak elvâh şeklinde olmak üzere toplam beş yerde geçer.


    Paylaş
    İslam dininde İlmin yeri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam





    KÂĞIDIN TARİHÇESİ: Yazı malzemeleri arasında bilhassa kâğıt müstesnâ bir yer tutar. Kur'ân'da, diğerlerine nazaran değişik kelimelerle onun zikri daha çok geçer. Bu sebeple kâğıt hakkında biraz fazla açıklamada bulunacağız.


    Hemen şunu belirtelim ki, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde kâğıt mevcut değildi. Onun yerine, başta deri olmak üzere çeşitli malzemeler kullanılmaktaydı. Nitekim gelen vahiylerin deri parçası, kemik, hurma yaprağı, tahta, taş gibi düz satıhlı her çeşit malzemeye yazıldığını bilmekteyiz. Bilhassa mektuplaşmalarda, uzak mesâfelere gönderilen tamîm ve yazılarda, uzun müddet muhâfazası gereken berâat, emân, sulh anlaşması gibi vesîkalarda her seferinde deri kullanıldığı anlaşılmaktadır. Her seferinde diyoruz, zira Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sâdır olan yazılı vesîkaların (mektup) yazıldığı malzemenin cinsi pek çok durumlarda belirtilir ve deriden başka bir malzemenin zikrine rastlanmaz. Bâzan derinin rengi, cinsi ve eb'adı hakkında da bilgi verilir. Bâzı durumlarda hakâret maksadıyla bu mektupların yazısını yıkayarak, deriden mamul kovaların yamanmasında kullanan müşriklere bile rastlanmıştır. Bunlardan bir kısmının sonradan İslâm'a girdiği ayrıca belirtilmektedir.


    Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sonra kitap (mushaf haline konan Kur'ân'ın "dayanıklı" ve kullanmada pratik olması sebebiyle "rakk" denen inceltilmiş derilere yazılarak çoğaltıldığı ve Hârunu'r-Reşîd zamanına gelinceye kadar bütün resmî vesikalarda, geniş ölçüde bunun kullanıldığı rivâyetlerde gelmiştir.
    İpek ve pamuktan mâmul kâğıdın bollaşması üzerine, Hârunu'r-Reşîd'in (v.194/809) çıkardığı bir hilâfet fermanı ile yazı malzemesi olarak kâğıdın kullanılmasını emrettiği belirtilmektedir.


    Aslında kâğıt, İslâm âlemine birinci hicrî asrın sonlarına doğru girmiş ve sanayii gelişmeye başlamıştır. Bu hususta Kettânî şu açıklamayı nakleder: "Hicaz'da, pamuktan mâmul kâğıdı ilk defa kullanan Yûsuf İbnu Amr el-Mekki oldu. Bu iş, hicrî 88 yıllarına rastlar. Mağrib cihetlerinde de ilk defa Mûsâ İbnu Nusayr ketenden ve kenevirden mâmul kâğıdı kullandı. Pamuk ve sâirden kâğıt imal etme sanayiini her ne kadar Çinliler başlatmış ise de müslümanlar bunun ıslahı ve mükemmelleştirilmesi için büyük gayret ve ihtimâm gösterdiler ve her tarafa yayılmasını sağladılar.(65)
    ______________
    65) Kâğıtla ilgili şu ansiklopedik bilgileri de yeri gelmişken kaydedebiliriz: Arablar 134/751'de Semerkant yakınlarında vukubulan bir muhârebede çok sayıda Çinliyi esir alırlar. Onlardan iki tanesi kâğıtçı ustasıdır. Bunlardan kâğıtçılık öğrenilir. Aslen Belhli olan Bermek'in torunlarından Yahya'nın oğlu Fadl İbnu Yahya el-Bermekî, Hârunü'r-Reşîd'e vezirlik yaptığı sırada kâğıt istîmâlini tavsiyesi üzerine geniş çapta kullanılmaya başlandı ve 178/794 yılında Bağdad'da dünyanın ikinci kâğıt imâlâthanesi kuruldu. Bundan sonra kâğıtçılık 287/900 senesinde Kahire'ye, 494/ 1100 tarihinde Merakeş'e, 539/ 1144 yılında Endülüs'e ulaştı. Buradan hıristiyan âlemine geçerek 680/1281'de İspanya'da, 667/1268'de İtalya'da imâlâthaneler kurulmuştur. (Kaynaklar ve geniş bilgi için Yeni Tarih Dünyası, cilt 3, s. 35-36).


    Son olarak şunu da kaydedilim ki, İslâm âlimleri, yazının ehemmiyetine dair en büyük şâhidi, "yazı öğretme fiili"ni Cenâb-ı Hakk'ın bizzat kendi zâtına nisbet etmesinde bulmuşlardır.
    Zira Alâk sûresinde: "Oku! "KALEMLE ÖĞRETEN", insana bilmediğini bildiren Rabbin en büyük kerem sâhibidir" denmektedir.

    Kütub-u Sitte




ilim ve okumak,  ilim ve okuma,  okumak ve ilim,  ilim oku