Makale ve Şiirler ve Güzel ve Anlamlı Sözler Forumundan Necip Fazıl Kısakürek Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Siir Necip Fazil Kisakürek

    Reklam




    Bu Dünya bir kuyu
    Havasiz cömlek Daraliyorum
    Kelime Manayi bogan bir
    Gömlek Paraliyorum

    ALLAH ismi var iken
    Lügat ne demek karaliyorum

    Kapimi buyursun diye o Melek
    Araliyorum... Necip.Fazil.Kisakürek

    Agzimi Dikseler

    Tel tel ve iplik iplik dikseler de agzimi;
    Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzimi.


    Necip Fazil, 1973
    Cile


    Paylaş
    Siir Necip Fazil Kisakürek Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Çile

    Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birden bire dam.
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin cıktı ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

    Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum değdi burnuna (yok)un.
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı bosluk,
    Al sana hakikat , al sana rüya!
    İşte akıllılık , işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta , bana çil horoz
    Yepyeni bir dünya etti hediye.

    Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kainat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen , hakikat olsanda cekil!
    Yetiş körlük , yetiş takma gözde cam!
    Otursun yerine , bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim , dostum ve hocam!

    *
    *
    *
    *

    Aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın .
    Benliğim kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın
    Her fikir içimde bir çifte kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta ?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl ?
    Zamanın raksı ne , bu yuvarlakta?
    Sonu varmış , onu öğrensem asıl ?

    Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm , selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düşte perde ol!
    Bir asâ kes bana , ihtiyar ağaç.

    Uyku katillerin bile çesmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak
    Teselli pınarı , sabır memesi;
    Size şerbet , bana kum dolu çanak.

    Bu mu rüyalar da içtiğim cinnet,
    Sıırını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş , şehvet;
    Karınca sarayı , kupkuru kelle....

    Akrep , nokta nokta ruhumu sokmuş.
    Mevsimden mevsime girdim böylece
    Gördüm ki , ateşte cımbızda yokmuş.
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    *
    *
    *
    *

    Evet her şey ben de bir gizli düğüm
    Ne ölüm terleri döktüm , nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir , kaçak ve kurnaz.
    Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tütüyor önümde mavi bir ışık.

    Büyücü büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman nedir inimde ?
    Camdan keskin , kıldan ince klıcın,
    Bir zehirli kımık gibi beynimde.

    Lügat , bir isim ver bana halimden ;
    Herkesin bildigi dilden bir isim!
    Eski esvaplarım tutun elimden
    Aynalar söyleyin bana ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, benmiyim yoksa,
    Arzı boynunuzda taşıyan öküz?
    Bela mimarının seçtiği arsa ;
    Hayattan muhacir , eşyadan öksüz?

    Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki , Arş ` a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var , ne hakikatta .
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta.
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    *
    *
    *
    *

    Gece hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın , hem geleceğin.

    Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik
    Ve çevre çevre nur , çevre çevre nur.
    İçiçe mimari , içiçe benlik
    Bildim seni ey Rab , bilinmez meşhur!

    Nizam kopürüyor, med vakti deniz
    Nizam köpürüyor,ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz
    Suda ezel fikri ebed duygusu.

    Kaçır beni ahenk , al beni birlik
    Artık barınamam gölge varlıkta
    Ver cüceye , onun olsun şairlik
    Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta

    Öteler öteler, gayemin malı
    Mesafe ekinim , zaman madenim
    Gökte samanyolu benim olmalı ;
    Dipsizlik gölünde , inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs , önümde diz çök
    Heybem hayat dolu , deste ve yumak
    Sen bütün dalların birleştiği kök
    Biricik meselem , Sonsuza varmak...

    Necip Fazıl Kısakürek



  3. 3
    Zindandan Mehmet`e Mektup

    Zindan iki hece Mehmetim lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Birde geri adam boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed` im!
    Kavuşmak mı? ... Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yolda tutuktur hapse düşeli...
    Git vegel... yüz adım... Bin yıllık konak.
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

    Bir alem ki, gökler boru içinde!
    Akıl almazların zoru içinde.
    Üstüste sorular soru içinde:
    Düşün mü, konuş mu sus mu unut mu, , ?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler bu gün `maruzat`!
    Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
    Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil;
    Sayım var, Maltada hizaya dizil!
    Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemiyet
    Urbalarla kemik, Mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccademin yüzünde şevkat;
    Beni kimsecikler okşamaz madem;
    Öp beni anlımdan, Sen öp seccadem!

    Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim senelik paydan!
    Zindanda dakika farksızdır aydan.
    Karıştır çayını zaman erisin;
    Köpük köpük, Duman duman erisin!

    Peykeler duvara mıhlı peykeler;
    Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
    gömülmüş duvara, baş baş gölgeler
    Duvar katil duvar, yolumu biçtin!
    kanla dolu sünger... beynimi içtin!

    sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
    Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
    Yerinde mi acep ölü ve mezar
    yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?
    Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelirki elde kader bu emir...
    Garip pencerecik, küçük, daracık;
    Dünya ya kapalı, Allah`a açık.

    Dua dua, eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
    gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
    Bir soluk, Bir tütsü Bir uçan buğu
    İplik ki incecik, örer boşluğu.

    Ana rahmi zahir şu bizim koğuş;
    Karanlığındanur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!

    Mehmed`im sevinin başlar yüksekte!
    Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu teker kalır tümsekte!
    Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

    Necip Fazıl Kısakürek



  4. 4
    Sakarya Türküsü

    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

    Herşey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

    Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

    Rabb�im isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakarya`nın, Türk tarihi vurulur.

    Eyvah eyvah, Sakarya�m, sana mı düştü bu yük?
    Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! ..

    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.

    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;

    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

    Kafdağı�nı assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

    Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu`nun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

    Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

    Necip Fazıl Kısakürek




  5. 5


    Namaz, sancıma ilaç, yanık yerime merhem ;
    Onsuz, ebedi hayat benim olsa istemem !

    (1978)




    O, Allah�ın emriyle Kainat Efendisi;
    Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi...





    Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
    Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es...




    Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber;
    Hiç güzel olmasaydı, ölürmüydü peygamber ?

    N.F.K





  6. 6
    Allah razı olsun şiirler uzunmuş bi tek hatice ablanınkini okudum yinede olsun emeği geçenlere teşekkürler



  7. 7
    Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:

    "Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."

    Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:

    "Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş . . .




  8. 8
    tam da üstada yakışan bir cevap. güzel bir paylaşım Allah razı olsun kardeşim