Mumine Ahlak ve Güzel Ahlak / Güzel huy ve Sıfatlar Forumundan Islamda Güzel ve Çirkin Huylar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Islamda Güzel ve Çirkin Huylar

    Reklam




    Islamda Güzel ve Çirkin Huylar


    Güzel ve Çirkin Huylar



    Ittika

    Yüce Allah`dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır Böyle bir hale "Takva" denir Bunun sahibine de "Müttakî" denilir Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez

    Islâm önünde insanlar esasen birbirine eşittirler Bunların seçkinliği ancak takva iledir Kur`an-ı Kerimde buyurulmuştur:

    "Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır"

    Ittikanın karşıtı fısk`dır, fücur`dur Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah`a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır Böyle bir halin sonucu da felâkettir, azabdır

    Edeb

    Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir

    Edeb, insan için büyük bir şereftir Edebin karşıtı Isaet`dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir

    Edeb, insanın süsüdür Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır

    "Insanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir" denilmiştir

    Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroblardan daha tehlikelidir

    Ihsan

    Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir Ihsan, adaletin üstünde bir faziletdir Bir âyet-i kerimede buyurulmuştur:

    "Ihsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever"

    Diğer bir âyet-i kerimede de buyurulmuştur:

    "Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et"

    ihlâs

    Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır Böyle bir hâle, "Hulûs" da denir, Yapılan görevlerin değerleri ihlâsa göre artar Ihlâsın karşıtı Riya (gösteriş)dir Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddî bir yarar için yapmaktır

    Riyakâr bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir Yaptığı işlerin mükâfatını Allah`dan dilemeğe yüzü olmaz Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Şüphe yok ki Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder

    Istikamet

    Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır

    Istikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir Bir âyet-i kerimede, Peygamber Efendimize hibaten şöyle buyurulmuştur:

    "Emrolunduğun gibi istikamette bulun"

    Işte bu âyet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter

    Itaat

    Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir Yüce Allah`ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır Insanın mutluluğu da bu taata bağlıdır Bunun karşıtı isyandır Yüce Allah`ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkâr ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:



    Kur`an-ı Kerim`de şöyle buyurulmuştur:


    "Allah`a itaat ediniz; Allah`ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz"



    Itimad



    Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir Iktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır Itimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur



    Iktisad



    Her işte denge üzerinde bulunmaktır Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır Insan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Iktisad üzere bulunan fakir olmaz"



    Iktisadın karşıtı israf`dır, aşırı gitmektir Israf, yemek, içmek, giyinip gezmek gibi işlerde belli bir ölçüyü aşmaktır ki, haramdır Ferdlerin ve cemiyetlerin yıkılmasına sebebdir Bunun içindir ki, Kur`an-ı Kerim`de şöyle buyurulmuştur:



    "Allah israf edenleri sevmez"



    Bir de "Takdîr" vardır ki, bir şeyi gereğinden çok fazla kısmaktır Bu da uygun değildir



    Paylaş
    Islamda Güzel ve Çirkin Huylar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Ülfet



    Uygun kimselerle güzel bir şekilde görüşüp konuşmak demektir Insanlar devamlı olarak yalnız başlarına yaşayamazlar Birbirleri ile görüşmek zorundadırlar Güzel bir ahlâka sahib olan kimse, herkesle güzel görüşür, onların sevgisini kazanır Bu hale, "Ünsiyet" de denir Bunun karşıtı "Uzlet" kenara çekilmek, yalnız başına kalmak, herkesten uzaklaşmaktır Herkesle görüşmek uygun olmadığı gibi, herkesten kaçınmak da uygun değildir Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Mümin ülfet eder ve ülfet olunur Ülfet etmeyen ve ülfet olunmayan kimsede ise hayır yoktur Insanların hayırlısı, insanlar için hayırlı olanıdır"



    Emniyet



    Bir şeye güvenmek manasına geldiği gibi, insanda doğruluktan ileri gelen bir huy anl----- da gelir Insanların sırlarını ve mallarını güzelce saklamak da, bir emniyet halidir Emniyetin karşılığı "Hiyanettir" sözünde durmamaktır



    Ferdleri arasında emniyet bulunmayan bir toplum geleceğinden güven içinde bulunamaz Emniyeti kötüye kullanmak münafıklık alâmetidir Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:



    "Münafıkın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince cayar, emanet edilince hiyanette bulunur"



    Insaf



    Adalet içinde hareket etmek ve gerçeği kabul etmektir Insaf, ciddî ve iyi huylu bir insanın alâmetidir Bunun karşılığı zulümdür, haksızlık etmektir, hak olan şeyi inkârdır Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Insaf dinin yarısıdır"



    Çünkü gerçek din, faydalı olan şeylerin kabul edilerek yapılması ve zararlı şeylerden sakınılması demektir Insaf sahibi olan kimse, muhakkak dinin yarısını teşkil eden o yararlı şeyleri anlar ve kabullenir Böylece insaf, kendisinde dinin yarısı gibi sayılır



    Beşaşet



    Güleryüzlü olmak ve hoş bir hale sahib olmak demektir Beşaşet, ruhtaki saflık ve neş`enin yüzde parıltısı demektir Karşılığı Ubuset yüz ekşiliğidir Insan daima güler yüzlü olmalı, hiç kimseye karşı çatık kaşlı bulunmamalıdır Güleryüzlülük bir sadaka ve bahşiş sayılır Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur



    "Allah muhakkak ki yumuşak huylu ve parlak yüzlü kulunu sever"



    Te`dib



    Terbiye etmek, edeb ve ahlâk üzere yetiştirmek demektir Bunun karşıtı da, terbiyeyi terk etmek, yapmamaktır Terbiye işinde asla gevşeklik yapmamalıdır Kendi çocuklarını güzelce terbiye etmeye çalışmak, her aile idarecileri için vacib olan bir görevdir Burada yapılacak dikkatsizliğin zararları yalnız bir aileye ve ferde değil, koca bir topluma aittir Denmiştir ki:



    "Baba ile ananın terbiye etmediğini, gece ile gündüz (zaman) terbiye eder Zamanın terbiye etmediğini de, Cehennem terbiye eder"




    Teenni



    Bir işte acele etmeyip düşünerek hareket etmektir Böyle bir davranışa "Teüde"de denir Vakti gelip çatan hayırlı bir iş için teenniye (yavaş davranmaya) gerek yoktur Fakat henüz zamanı gelmeyen bir iş içinde acele etmek, pişmanlık doğuracağından doğru değildir



    Teenni`nin karşıtı istical, acele etmektir Bir şeyi zamanından önce elde etmeğe çalışmaktır Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Yavaş davranmak (teennî) Rahman`dan, acele ise Şeytandandır"



    Diğer bir hadis-i şerifde de şöyle buyurulmuştur:



    "Âhiret işi müstesna, her işte yavaş ve tedbirli davranmak hayırlıdır"



    Ta`zîm



    Hürmete değer bir kimse hakkında, büyük sayıldığını gösterecek şekilde güzel bir davranışta bulunmak demektir Bunun karşıtı "Tahkîr"dir, küçümseme hareketidir ki, asla caiz değildir



    Ilim, edeb ve yaş bakımından bizden büyük olanlara saygı göstermek, bizden küçük olanlara da sevgi göstermek bizim için bir görevdir Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Bizim büyüklerimize saygı göstermeyen ve küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir"



    Tefe`ül



    Bir şeyi uğur saymak, bir olayı bir hayrın başlangıcı görmektir Bu güzel bir zan işi olduğundan iyidir Bunun karşıtı "Teşe`üm ve Tatayyür"dür Bu da bir şeyi uğursuz görmek, nefsin nefret duyduğu bir işi uğursuzluğa bir alâmet saymak demektir Bir kuşun ötüşünü veya bir tarafa uçuşunu uğursuzluğa yormak gibi Bu ise, kötü bir zan ve kuruntu eseri olduğundan caiz değildir



    Herhangi bir olaydan uğursuzluk hükmü çıkararak ümitsizliğe ve kuruntuya saplanmak doğru değildir Bazı günlere ve zamanlara uğursuzluk yorumunda bulunmak da uygun değildir



    Peygamber Efendimiz buyurmuştur:


    "Hayıra yorma, güzel söz, temiz lâf hoşuma gider"



    Insan hayırlı söz söylemeli, fena ve uğursuz sözlerden dilini korumalıdır



    Tefekkür



    Düşünmek ve bir iş üzerinde fikri geliştirmek demektir Yüce Allah`ın kudretine delâlet eden varlıkları düşünmeye dalmak bir ibadettir Birçok maddî ve manevî buluşlar ve yükselmeler hep tefekkür (düşünme) sayesinde olmuştur



    Tefekkürün karşıtı, Gaflet`tir Düşünceden yoksun olmaktır ki, insana asla yakışmaz Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Yüce Allah`ın yaratmış olduğu şeyler üzerinde düşününüz; fakat Allah`ın zatı hakkında düşünmeyiniz, helâk olursunuz"




  3. 3
    Tevazu



    Kendini büyük görmemek, bulunduğu dereceden daha aşağı derecede saymaktır Bunun karşıtı "Tekebbür"dür, "Tecebbür"dür Kendini büyük görmek, bulunduğu derecenin çok üstünde saymak, geçici şeylere güvenerek ona buna çalım satmak ve gururlanmaktır ki, çok kötü bir huydur Bir hadis-i şerif şu anlamdadır:


    "Yüce Allah ölçülü davrananı zengin eder, israf edeni de fakir düşürür Tevazu göstereni yükseltir, büyüklenen kimseyi de kırıp geçirir"



    Tevekkül



    Allah`a güvenmek, kulluk görevini yaptıktan sonra başarıyı Allah`dan beklemek ve insan gücünün yetişemediği şeyleri Yüce Allah`a bırakıp ümitsizliğe ve keder içine düşmemektir Tevekkülden yoksun olmak büyük bir noksanlıktır Bir mümin bilir ki, herhangi bir işin elde edilmesi için, sadece sebeblerin varlığı yeterli değildir Allah`ın dilemediği bir iş; hiç bir zaman meydana gelemez O`nun dilediği bir şeyi de hiç kimse engelleyemez Bununla beraber tevekkül, sebeblere sarılmaya engel değildir Yüce Allah olayları birer sebebe bağlamıştır Bu konuda Ilâhî kanunlara uymak gerekir Peygamber Efendimiz, devesini bir şeye bağlamaksızın dışarıda bırakıp Peygamberin huzuruna gelen Amr ibni Umeyye`ye şöyle buyurmuştur: "Deveni bağla da, tevekkül et"



    Sebat



    Sözde durmak, verilen sözü yerine getirmek, bir işte, bir inançta veya bir düşüncede kararlı bulunmak demektir "Sabit (kararlı) olanlar nabit (başarılı) olurlar" sözü meşhurdur Sebat başarının bir şartıdır Doğrusu hayırlı ve hakka bağlı olan işlerde sebat etmek bir fazilettir Faydasız olan boş şeylerde sebat göstermek ise, aklın noksanlığına ve insafın yokluğuna delâlet edeceği için büyük bir kusurdur



    Cûd



    Cömert davranmak, insanlara ihtiyaçlarını bildirmelerine meydan vermeksizin ihsan ve ikramda bulunmaktır Verilmesi uygun olan şeyleri, uygun yerlere kolayca vermek huyudur ki, buna sehavet de denir



    Cûd ve seha (cömertlik), insana yaraşan iyi bir huydur Bunların karşıtı, hasislik, cimrilik ve tama`dır ki, insanlara asla yakışmaz Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Cömert kimsenin yemeği şifadır Hasis (cimri) kimsenin yemeği de hastalıktır"



    Hazm



    Anlayışla yürümek, tedbirli davranmak ve sonucu bilinmeyen şeylere hemen atılmamaktır Karşıtı, tedbirsizliktir Tedbirli hareket edenler pişmanlık duymazlar Bununla beraber hazm (ihtiyatlı bulunmak), bazan kötü kuruntulardan da ileri gelir Onun için hazm deyip de teşebbüste tereddüt ve kuruntuya düşmemelidir Onun için bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:



    "Hazm bir kötüzan`dır"



    Hüsn-ü zan



    Güzel sanma veya bir şeyin iyiliği üzerinde inanç beslemedir Bunun karşıtı Suizan (kötü sanma)dır Insan kötüzan beslemekle hiç bir zaman aşırı gitmemelidir Hiç kimse hakkında da yok yere kötüzanda bulunmamalıdır



    Doğrusu, herhangi bir kimse hakkında körü körüne "Pek iyi bir insandır" diye hüküm vermek de hüsnü zannı kötüye kullanmak olacağından iyi bir davranış değildir Onun bunun işlerini araştırmak, kusurlarını öğrenme arzusunda bulunmak, tecessüs denilen, kötüzandan doğan ve ahlâka aykırı olan bir harekettir ve haramdır Bunun hakkında Kur`an-ı Kerimde buyurulmuştur:



    "Şüphe yok ki, zannın bir kısmı günahtır"



    Hıfz-ı Lisan



    Dili gereksiz sözlerden koruyup ihtiyaçtan fazla söz söylememek halidir ki, çok iyidir Bunun karşıtı "Malâyani" denilen faydasız şeylerle uğraşmak ve ağıza gelen her şeyi söylemektir



    Akıllı olanlar çok kez susarlar Gerek görülmedikçe söz söylemek istemezler Susmak çok güzel bir şeydir Yeter ki, bir hakkın kaybolmasına veya bir gerçeğin yanlış anlaşılmasına sebebiyet vermiş olmasın



    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır:


    "Her kim Allah`a ve âhiret gününe iman ediyorsa hayır söylesin veya sussun"



    Hakk



    Yüce Allah`ın mübarek bir ismidir Her doğru olan ve değişmeyen şeye de hak denir Bunun karşıtı "Batıl" sözüdür



    Herkesin meşru bir şekilde elinde bulundurduğu yetkiye veya mülke de hak denilmiştir Bunun çoğulu "Hukuk"dur



    Her hak karşılığında bir görev vardır Bir insan hayat (yaşama) hakkına, namus ve şeref hakkına sahibdir Bunlara hiç kimsenin tecavüz hakkı yoktur Her insan karşılıklı olarak bu hakka sahib olduğu için herkes karşısındakinin hakkını kabul ve ona uygun hareket etmekle görevlidir ve bu görevleri korumakla yükümlüdür Bu haklara tecavüz haramdır, cezayı gerektirir Toplum düzenine engel olur



    Hak hiç bir zaman değişmez Hakka, kuvvet ve diğer şeyler üstün gelemez Geçici olarak kaybolan bir hak, bir gün dünyada değilse bile âhirette meydana çıkacaktır



    Hikmet



    Ilim ile amelin birleşmesinden meydana gelen yüksek bir sıfattır Bilmeyen veya bildiği ile amel etmeyen kimse hikmet sahibi değildir Her şeyin aslını öğrenmek için edinilen bilgiye de hikmet denir Adâba, ahlâka, öğütlere ait güzel sözlere ve fıkralara da hikmet denir



    Hikmet sahibi olan insanda, zekâ, ezberleme, güzel düşünme, kolaylıkla öğrenme, açık zihin, iyi anlayış ve kavramları hafızada tutma gibi duygular belirir Bir âyet-i kerimede buyurulmuştur:


    "Kendisine hikmet verilen kimseye, muhakkak birçok hayır verilmiş olur"



    Bir hadis-i şerif de şöyle:


    "Hikmet, müminin yitiğidir Onu nerede bulursa alır"




  4. 4
    Hilm



    Şiddete sabredip tahammül etmek, öfke ateşini söndürmek ve nefsi heyecandan korumaktır Yerinde yapılan böyle bir davranış büyük bir fazilettir Bunun karşıtı "Hiddet, tehevvür"dür Bu da bir öfke, titizlik ve kızgınlık halidir Hoşa gitmeyen bir olaydan dolayı gazab kuvvetinin parlayıp meydana çıkmasıdır



    Kızgınlık ve darılma halleri, kalbdeki kanın taşması zamanında meydana gelen bir nefis değişikliğidir ki, haksız yere olunca bir kusur sayılır, pişmanlığı gerektirir Fakat akla uyarak haksızlığa karşı olan bir öfke iyidir Çünkü kutsal inançlar bununla korunur



    Hilm, ilim ve hikmete bağlı olmalıdır Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:


    "Hiç bir şeyin bir kimsede birleşmesi ilimle hilmin birleşmesinden daha üstün olamaz"



    Hamiyet



    Kutsal şeyleri ve milletin haklarını gözetmek, namus ve şerefi suçlamadan koruma üzerinde gösterilen ve fikirleri korumak yolunda gösterilen çabaya "Cahilce hamiyet" denir ki, bu pek kötüdür



    Haya



    Utanma, hicab, ar, namus manalarına gelir Çirkin şeylerden nefsin darlanması, edebe aykırı bir işin meydana çıkmasından dolayı kalbin duygulanıp sıkıntı içinde kalması demektir Bunun eseri hemen yüzde belirmeye başlar



    Haya pek güzel bir huydur Bunun karşıtı Vakahat (utanmazlık)tır Batılı hak şeklinde görüp çekinmeksizin onu yapmaktır



    Hayasızlık, insanı insanlıktan çıkarır, hayvanlardan daha aşağı düşürür Bir hadis-i şerifin anlamı şöyle:


    "Haya imandan bir bölümdür Insanlardan utanmayan Allah`dan da utanmaz"



    Huşu



    Tevazu göstermek, hakka boyun eğmek, korku ile sevgi karışımı olan saygılı bir tavır takınmak demektir Karşıtı, gaflet içinde kendini büyük görme, kalb huzurundan yoksun olmadır Bir ibadetin değeri, huşua olan yakınlığı nisbetinde artar Haşyet de, saygı ile karışık kalble ilgili bir korkudur Allah korkusuna "Haşyetullah" denir



    Kalbinde Allah korkusu bulunmayan kimsenin her çeşit fenalığı yapması mümkündür Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:


    "Hikmetin başı Allah korkusudur"



    Yüce Allah`ın kudret ve azametini düşünen her müminin kalbinde Allah korkusu parlar ve onu daima iyiliğe götürür



    Hayır



    Iyilik demektir Her helal olan mal ve yarar da bir hayırdır, Allah`ın ihsanıdır Allah rızasını kazanmaya sebeb olan her güzel iş bir hayırdır Geçerli olan asıl hayır da budur



    Hayrın karşıtı "Şerr"dir Hakka ve yaratılışa uymayan ve kötü bir sonucu gerektiren her şey bir şerdir, fenalıktır



    Herkes için iyilik istemeye "hayırhahlık" denir Bu ruhun temizliğinden ileri gelir Bütün hayır müesseseleri, hayırseverliğin bir eseridir Başkasının fenalığını istemek de, "Bedhahlık"tır Bu, bir ruh hastalığıdır ki, sahibinin kötü kimse olduğuna bir alâmettir



    Işte "hased", çekememezlik ve kıskançlık denilen kötü hal, bu kötülükseverlikten başkası değildir



    Başkasının hak kazanarak elde ettiği nimetlerden rahatsız olup da o nimetlerin kaybolmasını istemek bir hasedden ibarettir Bu pek fena bir huy olduğundan bundan çok sakınmalıdır Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:



    "Hasedden kaçınınız; çünkü ateş, odunları yakıp bitirdiği gibi, hased de güzel işleri (salih amelleri) yer bitirir"



    Kötülüğe alet olan bir varlığın kaybolmasını istemek hased sayılmaz Yine başkasının elde ettiği bir nimetin benzerine kavuşmayı istemek de hased değildir Bu isteğe "Gıbta ve Münafese" denir ki, bazı hallerde caizdir Yüksek bir alimin ilmine ve faziletine gıbta edilmesi (imrenilmesi) gibi



    Dostluk



    Iki ve daha çok kimseler arasında meydana gelen samimi bir sevgi ve bağlılık demektir Allah için olan dostluk devam eder Dünya için olan dostluk da bir akan yıldız gibi parlayıp söner



    Dostluğun karşıtı, düşmanlık, davet ve kindarlıktır Bütün müslümanlar birbirine dosttur Çünkü aralarında sönmeyen bir din kardeşliği vardır Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine şöyle emretmiştir:



    "Birbirinize kin tutmayınız, hased (kıskançlık) etmeyiniz, birbirinizden yüz çevirmeyiniz, ey Allah`ın kulları! Kardeş olunuz Bir müslümanın müslüman kardeşine üç günden çok dargın kalması helal olmaz"



    Başkasının bir kederinden ötürü sevinmek de bir düşmanlık eseri olduğundan caiz değildir Buna "Şematet" denir Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:



    "Kardeşin için şematet eyleme (kötü haline sevinme); sonra Allah ona merhamet eder de, seni belâya düşürür"



    Diyanet



    Dindarlık yapmak, dinin kutsal emirlerine uyarak gereği üzere hareket etmektir Karşıtı dinsizliktir, din hükümlerine aykırı davranmaktır, bütün fenalıkların en büyük kaynağıdır



    Insanların kurtuluşu, temiz bir halde yaşayışı ve mutluluğa ermesi, ancak diyanet sayesindedir Diyanet doğuştan vardır Gerek ferdler için ve gerekse cemiyetler için zorunludur Onun için diyanete sımsıkı sarılmalıdır Bu, insanlığın yararı ve selâmeti bakımından son derece gereklidir




  5. 5
    Zikir


    Anmak ve hatırlamak manasınadır Yüce Allah`ın kutsal isimlerini anmak vacib olan bir görevdir, en yüksek bir zikirdir



    Yüce Allah`ı zikretmek, ya büyüklüğünü düşünmekle olur ki, bundan yüceltme ve tazim meydana gelir Ya da Allah`ın sonsuz kudretini düşünmekle olur Bundan da korku ve hüzün doğar Bir de nimetlerini anmakla olur ki, bundan şükür ve hamd meydana gelir Yahut pek acaib ve üstün olan eserlerini düşünmekle olur Bundan da uyanma ve ibret alma yüz gösterir



    Zikrin karşıtı, "Nisyan (unutma)"dır Yüce Allah`ın mübarek isimleri ile kulun gönlünü süslememesidir Bu çok acınacak bir dalgınlık eseridir Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmuştur:

    "Allah`ı çok zikrediniz ki, kurtulabilesiniz"



    Bir hadis-i şerifde de: "Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe Illallah`dır Duanın da en faziletlisi Elhamdülillah`dır, " buyurulmuştur



    Rıza



    Hoşnut olmak, uygunluk göstermek herhangi bir hükmü veya işi kalben hoş görüp kabul etmektir Bunun karşıtı kabul etmemek, red etmek, itiraz etmektir



    Yüce Allah`ın her hükmüne ve her takdirine razı olmak bir kulluk görevidir Gerçek olan bir şeye razı olmamak bir ahmaklık işareti olduğu gibi, batıl bir şeye razı olmak da bir taşkınlık ve isyan eseridir



    Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:

    "Allah bir kulu severse, yalvarmasını dinlemek için onu bir sıkıntıyla sınar"



    Rıfk



    Yumuşaklık, yavaşlık, nezaket ve tatlılıkla iş yapmak, sonu güzel olan bir şeye güzelce boyun eğmek anlamındadır Bunun karşıtı "Unf (şiddet), sertlik kabalık"dır ki, katı yürekli olmaktan, sertlik göstermekten, nezakete aykırı davranmaktan ibarettir Insan, yumuşaklık sayesinde en güç neticeleri elde edebilir Düşmanca davranmak yüzünden de, elde edilmesi pek yakın olan şeyleri imkânsız bir hale getirmiş olur



    Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Şüphesiz ki, Allah; yumuşak huyludur ve yumuşak huyluluğu sever Ve sertlik üzerine vermediği şeyi yumuşak huyluluk üzerine verir"



    Diğer bir hadis-i şerifde de şöyle buyurmuştur:

    "Yumuşaklıktan yoksun olan, hayırdan da yoksun bulunur"



    Sa`y



    Çalışmak, bir maksadın elde edilmesi için gereken gücü harcamaktır Karşıtı "Atalet, bataet, meskenet (gevşeklik, miskinlik, umursamazlık)"dır Bu Islâm ruhuna asla uygun değildir Insan hak olan şeyleri elde etmek için düzenli bir çalışma ve gayret sahibi olmalıdır Bütün ilerlemeler gayret ve çalışmanın neticesidir Kur`an-ı Kerimde buyurulmuştur:

    "Insan için çalıştığından başkası yoktur"



    Ayıpları Örtmek



    Insanların kusurlarını örtmek, görmemezlikten gelmek, başkalarına açıklamamak demektir Karşıtı "Kusurları yayma"dır



    Başkalarının kusurlarını arkalarından söylemek gıybettir Öyle ki, bir kimsenin arkasından boyuna, elbisesine, yiyip içmesine, gezip yürümesine varıncaya kadar bir kusurunu dil göz veya el ile işaret ederek göstermek de bir gıybettir Çünkü bunları öğrenince üzüleceğinde şübhe yoktur



    Başkalarına, yapmadıkları kusurları yüklemek de iftiradır, buhtandır Bunlar Islâm terbiyesine aykırıdır, kesinlikle haramdır



    Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:

    "Ne mutlu o kimseye ki, kendi kusuru kendisine, başkalarının kusurlarını görmeye zaman bırakmaz"



    Onun için insan, kendi kusurunu görüp onu düzeltmeye çalışmalıdır Ancak uygunsuz işleri hiç çekinmeksizin yapıp duran günâhkar kimselerin bu çirkin hallerini arkalarından söylemek gıybet sayılmaz Bu söyleme ile çirkin işler kötülenmiş ve başkaları bundan korunmuş olur Bir Islâm toplumuna karşı, küstahça hareket ederek ahlâka uymayan şeyleri açıkca yapıp duran kimselerin bu rezaletini söylemek, toplumsal anlayışın güzel bir tepkisidir Yeter ki, bu söyleyiş şahsî bir kırgınlık neticesi olmasın



    Gıybetin sorumluluğundan kurtulmak için, mümkünse gıybet edilen kimseden helallık dilemeli, özür dilemelidir Bazı alimlere göre, yapılan gıybetten pişman olup istiğfarda bulunmak yeterlidir Çünkü durumu haber verip gıybet edilen kimseden helallik dilemek, bir üzüntüye, bir dargınlığa sebebiyet vermiş olabilir Ancak o kimse bu gıybetten haberdar olmuşsa, o zaman kendisinden özür dileyerek helallık istemek gerekir



    Iki dargının özür dilemek için musafaha yapması (görüşüp el sıkışması) helallaşmak sayılır



    Şecaât



    Yiğitlik, kahramanlık, kalb metinliği, gereğinde tehlikelere atılabilme özelliği demektir Karşıtı "Cebanet (korkaklık)"dır Hak yolunda mukaddesatı korumak için gösterilen yiğitlik (şecaat), çok kıymetli bir huydur



    Şefkat



    Korku ile karışık merhametten ileri gelen acıyıp esirgeme halidir Başkalarının başına gelen veya gelmesi düşünülen fena bir hal karşısında kendisini gösterir Bunun karşıtı merhamet ve yumuşaklık duygusundan yoksunluktur ki, pek kötü bir huydur



    Şefkat, temiz ve saf kalblerin bir özelliğidir Islâmda, "Yüce Allah`ın emirlerine saygı, yaratıklarına şefkat" büyük bir esastır



    Şükür



    Görülen iyiliğe karşı, söz veya işle memnuniyet göstermek ve yapılan iyiliğin kıymetini bildirmektir Görülen bir iyiliği överek anmak da bir şükürdür Karşıtı "Küfran-ı nimet (nimeti inkâr)"dır



    Biz her an binlerce nimetlerine kavuştuğumuz Yüce Allah`a şükretmeğe borçlu bulunduğumuz gibi, iyiliğini gördüğümüz kimselere karşı da teşekkür etmeğe borçluyuz Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Insanlara şükretmeyen, Allah`a da şükretmez"


    Sabır



    Acıya katlanmak, bedene uygun düşmeyen hallere telâş göstermeksizin karşı koymaktır Bunun karşıtı sabırsızlık (ceze`) dir Insan yaşadıkça birtakım acı olaylar karşısında kalır Işte bunlara karşı sabretmek gerekir Bir âyet-i kerimede de:

    "Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir," buyurulmuştur



    Sabrın sonu selâmettir, başarıdır Sabır acıdır; fakat sonucu tatlıdır



    Sabırsızlık ruhun gevşekliğinden ileri gelir Ancak, dine uymayan şeyler hakkında sabır caiz değildir Bunlara karşı kalben bir acı duyulması ve mümkün ise mücadele yapılması gerekir Savulması mümkün olan kötülüklere veya ihtiyaçlara katlanmak sabır değil, bir acziyet ve miskinliktir Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır:

    "Allah`ım! Ben acziyetten ve tenbellikten sana sığınırım"



    Sadakat



    Doğruluk, gerçeğe uygun olan doğru sözdür Garaz lekesinden temizlenmiş ve her yönden halis olan bir dostluk da sadakatdır Herhangi bir doğruluğa da sadakat denir Doğruluğun karşıtı yalandır Sadakatın karşılığı hiyanettir, doğruluktan yoksun olmaktır Insanlara sıdk ve sadakat yakışır Yalancı bir kimseyi ne Allah sever, ne de kulları



    Yalan haramdır Yalancı bir kimsenin insanlık bakımından hiç bir kıymeti olamaz Söylediği yalan sözleri ile insanları aldatan, yaptığı hile ve uydurmalarla ötekini berikini saptırmaya çalışan kimseler çok büyük günahkârdır Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Bize hiyanet eden bizden değildir Hile ve aldatmayı yapanlar cehennemdedirler"



    Sonuç olarak, insanın sözü de, özü de doğru olmalıdır Doğru olmayanlar için mutluluk kapıları kapalıdır Islâmiyet gibi, hikmet ve gerçek esasları üzerinde kurulmuş bir dinde doğruluğa aykırı bir şey asla yer bulamaz



    Salah



    Iyi hal, her hayrı kendinde toplayan faziletlerden ibaret yüksek bir vasıftır Karşıtı "Fesad ve Fücur"dur Bir millet, kendi ferdlerinin iyiliğine çalışmalıdır Çalışmazsa, fesadçıların eline esir düşer Bir müslüman din ve dünya görevlerini öğrenip güzelce uygulamadıkça iyi hal sahibi olamaz



    Sılâ-i Rahim



    Akrabayı arayıp sormak, akrabanın kusurlarını bağışlamak muhtaçlarına yardım etmektir Akraba ile görüşmek, sohbette bulunmak, kendilerine selâm ve hediye göndermek sılâ-i rahim sayılır Yakın bulunan akrabayı, mümkün ise, bulundukları yerlere gidip ziyaret etmek, uzak akraba ile de mektuplaşmak gerekir Karşıtı "Kat-ı Rahîm (akrabayı unutup onlarla ilgiyi kesmek)"dir Böyle bir tutum, Islâm`ın öğütlediği ailevî ve içtimaî görevlere aykırıdır Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Sılâ-i rahim, ömrü uzatır"



    Salabet



    Metin olmak, kutsal varlıkları korumak için insanın sahib olduğu kalb kuvveti demektir Karşıtı, gevşeklik ve inanç bozukluğudur Salâbet çok kıymetli bir huydur Bazan salâbet yerine taassub da kullanılır Taassub, aslında âdet ve geleneklerde veya maddî ve manevî şeylerde fazla direnip taraftarlık yapmaktır Bu yönden iki türlüdür: Biri dine uygun olan taassubdur Inançlara ve din gerçeklerine gösterilen sebattır Bu çok iyidir Diğeri ise, batıl ve faydasız âdetler, modalar, fikirler, yapılıp yapılmamasında dinî bir sakınca bulunamayan işler üzerinde gösterilen taassubdur ki, bu pek kötüdür Ne yazıktır ki, bazı kimseler, bu ikinci kısımdan olan asılsız şeylere dört elle sarıldıkları halde, mukaddesata ve din esaslarına bağlı kalan kimselere bir kusur olmak üzere taassub isnad etmekten kendilerini alamazlar Bu, cahilce bir görüşün sonucudur, bundan kaçınılmalıdır Gerçeği gerçek, batılıda batıl görmeye çalışmalıdır



    Zarafet



    Incelik, kibarlık, ince zekâ eseri hoş söz ve işler ile vasıflanma huyudur Karşıtı, kabalık denilen bir haldır Bu, ruhlar üzerine fena tesir yaptığından kötüdür Yaratılışta olan zarafetler, ölçüyü taşırmamak şartıyla iyidir Fakat her işte ve her sözde zarafet göstermeye çalışmak, vakar ve ciddiyete aykırıdır, hafiflikten ibarettir Onun için bu hususta aşırı davranmamalıdır



    Adl, Adalet



    Hakka yönelmek, haksızlıktan kaçınmak, her hakkı sahibine vermeye çalışmaktır Karşıtı "Zulüm, gadr"dır, insafsızlıktır Dünyanın bütün düzeni ve düzgünlüğü adaletle kazanılır Yüce Allah bize adaleti emrediyor Onun için insan, her davranışını bir ölçü ve adalet içerisinde yapmaya çalışmalıdır Görevinde adaleti gözetmeyen bir insan, kendisine de, vatanına da, bütün insanlığa da fenalık etmiş olur Herhangi bir hakkın kaybolmasına veya geciktirilmesine sebeb olmak bir zulümdür Her hangi kimseden haksız yere bir şey almak zulümdür Herhangi bir insana veya hayvana haksız yere eziyet vermek de bir zulümdür Zulmün sonucu ise, azabdır, felâkettir Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:

    "Zulme uğramışın duasından kork; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur"



    Azim



    Bir işe kesinlikle niyet etmek, bir işi yapmaya kalbi bağlayarak yönelmektir Karşıtı, "Tereddüt ve Terahi (geciktirme)"dir Haklı gayeler uğrunda azimli olmak bir özelliktir Bir âyet-i kerime şu anlamdadır:

    "Azmedince de Allah`a tevekkül et, artık tereddüt etme, şübhe yok ki Allah Tealâ tevekkül edenleri sever"



    Aşk



    Fazla sevgi ve ilgiden bir şey hakkında kalbin pek ziyade ilgi ve çekicilik kazanmasıdır Insanlar, maddeten veya manen güzel ve lezzetli buldukları şeylere karşı kalblerinde bir meyil duyarlar Bu meyil ılımlı olursa "muhabbet", pek kuvvetli olursa "aşk" adını alır Insanlar hoşlarına gitmeyen şeylere karşı da bir "nefret" duyarlar Bu nefret ılımlı olunca "buğz", pek kuvvetli olunca da "Makt (kin)" adı ile anılır



    Mukaddesata karşı olan meylin bir aşk derecesinde bulunması pek sevimlidir Fakat ölümlü varlıklara, geçici güzelliklere karşı aşk derecesinde olan meyil, kalbin gevşekliğinden, düşüncenin noksanlığından ileri geldiği için kötüdür



    Mukaddesat hakkındaki aşka: "Gerçek aşk, Rahmanî aşk" denir Geçici ve nefsanî şeyler hakkındaki aşk da "mecazî aşk, himarî aşk" adını alır Onun için bu ikinci kısımdan kaçınmak, her faziletli insan için bir görevdir




  6. 6
    Ismet



    Günahlardan kaçınma huyuna sahib olmak, Hak Tealâ`nın korkusu ile bütün çirkin şeylerden beri bulunmak demektir Fena şeylerden uzakta kalmak da, Yüce Allah`ın bir koruması olduğundan bir ismet sayılır



    Ismetin karşıtı; suçluluk ve günahkârlık halidir Insanın asıl güzelliği ve şerefi kazandığı ismet sayesindedir



    Iffet



    Namus, perhizkârlık, nefsi hayvanî sarkıntılıklardan engellemek huyudur Karşıtı "Fuhuş"dur Namusa aykırı harekettir



    Ruhların temizliği iffetledir Iffetsiz bir kimse, zehirli mikroplardan daha zararlı bir yaratıktır, kendisinden her halde uzaklaşmak gerekir Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    "Allah`ım! Ben senden dünyam, dinim, ehlim ve malım hakkında iffet dilerim"



    Af



    Bağışlamak, suçtan geçmek, günahkâr kimse hakkında lâyık olduğu azarlamayı bir lûtuf olarak terk etmek anlamındadır Safh da bir meseleden dolayı göz yummak, başa kakmamaktır ki, af ile beraber kullanılır



    Af ve safh`ın karşıtı, intikam ve muahaza (azarlama) dır Intikam ki, acı çıkarmak, fena bir işe karşı göğüs ferahlığı için diğer bir fena iş yapmaktan ibarettir, bazı şartlarla caiz olabilir Fakat af ile muamele yapmak, şüphe yok ki daha iyidir Affın zevki, intikamın zevkinden daha çoktur Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:



    "Yüce Allah bir kula af sebebiyle, izzetten başka bir şey arttırmaz"



    Bir şahsa karşı kalben tutulan bir buğz, öfke ve zarar verme arzusuna da "Kin" denir ki, bu da çok defa insanlığa uygun olmaz Yalnız mukaddesata düşman olanlara karşı, kalbde devamlı bir kin ve düşmanlık beslenmesi gerekir



    Ahd



    Söz vermektir Gözetilmesi gereken sözleşmeye de "ahd" denir Ahdin (sözleşmenin) gereğine uymak vacibdir Verilen sözü yerine getirmemek bir zulümdür Insanlar verdikleri sözde durmalıdırlar Bundan sorumludurlar Verilen bir sözde, haklı bir sebeb olmaksızın durmamak insanın kıymetini ayaklar altına alacak kadar büyük bir alçaklıktır Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:

    "Ahdin güzelliği (verilen sözün yerine getirilmesi) imandandır"



    Fazl, Fazilet



    Üstünlüğe, iyilik ve ihsana, ilim ve marifete "fazl" denir Ilim ve irfan bakımından olan yüksek dereceye ve ahlâk görevlerine bağlanmak huyuna da "fazilet" denir Fazlın karşıtı, kötülük, hasislik ve cehalettir Faziletin karşıtı da, rezillik ve alçaklıktır Faziletin çoğulu "fezail"dir Hikmet, adalet, şecaat ve iffet sıfatlarına "Fezail-i asliye" adı verilmiştir Bunlardan birçok faziletler doğar Insan, fazl ve faziletle vasıflanmalıdır Insanlık şerefi ancak bu sayede kazanılmış olur



    Fütüvvet



    Yiğitlik, nefis şerefi, iyilik ve cömertlik, dostların kusurlarını af ve bağışlama demektir Bunun karşıtı, cebanet (korkaklık), zillet, hasislik ve tirkekliktir Yiğitlik, sahibini dine ve iyiliğe aykırı işlerden korur, fedâkârlığa ve efendiliğe götürür Onun için yiğitlikle (fütüvvetle) vasıflanmaya çalışmalıdır



    Feraset



    Zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlâk ve davranışını yüzünden anlamak halidir



    Feraset iki türlüdür: Biri, bir çeşit ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir Diğeri kazanılan bir haldir ki, çeşitli huylara dair bilgi edinmek sebebiyle olur



    Ferasetin karşıtı, belâhet (anlayışsızlık), zekâdan yoksunluktur Ferasetli insanların yanında uyanık olmalı, edeb ve fazilete aykırı şeylerden kaçınmalıdır "Müminin ferasetinden sakınınız; çünkü o, Allah`ın nuru ile bakar," buyurulmuştur



    Kadirşinaslık



    Herkesin gerçek yerini ve değerini bilip hakkında ona göre işlem yapmaktır Karşıtı, Kadirnaşinaslık (değer bilmemezlik)dir Sosyal hayatta, değer bilmenin büyük bir önemi vardır Kıymet bilen milletler arasında ilim ve hüner sahipleri çoğalır Kadir ve kıymet bilmeyen milletler de, bilgi ve marifetten yoksun kalırlar Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:

    "Insanları kendi yerlerine indiriniz (herkese derecesine göre muamele ediniz)"



    Kanaat



    Kısmete razı olmak, yemek ve içmek gibi şeylerde tutumlu olarak orta bir halde hareket etmektir Karşıtı, israf (savurganlık)dır Kanaatı yanlış anlamamalıdır Kanaat, mutlaka az ile yetinip tembellik içinde yaşamak değildir Hırsla hareketten kaçınmak, başkalarının nimetlerine göz dikmeyip hakkına razı olmak ve bir gönül huzuru ile yaşamaktır Birçok hırsızlıklar ve cinayetler, kanaatsızlığın sonucudur Bir hadis-i şerifde buyrulmuştur:

    "Kanaat tükenmez bir hazinedir"



    Gerçekten kanaat sahibi bir kimse, işini yoluna kor, başkalarına muhtaç olmaktan kurtulur Hazinelere sahibmiş gibi, şeref ve huzur içinde yaşar Diğer bir hadis-i şerifde de şöyle buyurmuştur:

    "Kanaat eden aziz olur, hırslı olan da zelil olur"



    Herhangi bir işte bilinen miktarı aşmak bir israfdır Bir şeyi boş yere dağıtmak, uygun olmayan yerlere harcamak bir tebzir (savurganlık) dır Bir şeyin elde edilmesini hasislikle karışık bir şekilde isteyip durmak da tama`dır ki, bunlar kesinlikle kötü huylardır



    Hırs`a gelince, bu da bir şey hakkında gösterilen aşırı bir istek ve meyilden ibarettir ki, iki türlü olur: Biri, adi şeyler hakkında olan hırstır ki, bu kötüdür Kalbin ihtiyacından ve gevşekliğinden ileri gelir Diğeri ise, yüksek ve güzel şeyler hakkındaki hırstır Bu iyidir, ruhun iyiliğine ve himmetine delâlet eder



    Kerem



    Cömertlik, şeref, kıymetli şeyleri gönül hoşluğu ile vermek demektir Bunun karşıtı, hasisliktir



    Kerem, yüksek bir huy üzere yaratılmış insanlara ait bir özelliktir



    Lutf



    Iyilik ve güzelliktir Yumuşaklıkla ve okşama ile muamele yapmaktır ki, insanlık nişanıdır Karşıtı, cevr (eziyet)dir ki, insanlığa yakışmaz Yaratıklar hakkında gösterilen lûtuf ve kerem, yaratıcının yardımına kavuşmaya bir yoldur



    Lâtife, Mizah



    Şaka ve hoş duygulu söz demektir Karşıtı, ciddiyet`dir Sırf bir eğlence ve iltifat için yapılan ve hiç bir kimsenin gönlüne dokunmayan lâtifeler caizdir Yeter ki hoş olsun, gereğinden fazla olmasın



    Lâtifenin çokluğu gülmeyi artırır, kalbi öldürür, heybeti giderir, düşmanlığa sebeb olur Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Insan bir söz söylerken bununla yanındakiler gülüşürse, kendisi Süreyya`dan (yıldızdan) daha uzağa uçar gider " Şeref ve heybeti havaya gider, demektir Bundan dolayı, bu gibi lâtifelerden çekinmelidir




  7. 7
    Mübahat



    Öğünme, böbürlenme, maddî ve manevî bazı vasıflardan dolayı öğünmek demektir Takdir edilmeye değer yüksek şeylere sahib olmaktan dolayı övünmede bulunmak caizdir Fakat herhangi bir geçici varlıktan dolayı öğünmek, kendisini yüksek görmek asla caiz değildir Böyle bir davranışa "Ucb, gurur, cahilce öğünme" denir ki, pek kötüdür



    Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Üç şey helâk edicidir: Fazla cimrilik, kendisine uyulan heva (nefis arzusu), kişinin kendi nefsini beğenmesi"



    Metanet



    Sağlamlık, dayanıklık manasınadır Deyim olarak: Insanın fikrinde sabit olması, tutumunda kuvvetli ve inancında köklü bulunması demektir Bunun karşıtı, gevşeklik ve kuvvetsizliktir Hak uğrunda metanet göstermek, kıymetli bir huydur



    Medh



    Övmek, irade ile yapılan güzel işlerden dolayı dil ile övme demektir Karşıtı, zem (yermek)dir Birinin aleyhine fena sözler söylemek, onun kötü hallerini meydana koymaktır



    Övgüye lâyık kimseleri övmek, cemiyet arasında fazilet ve kemalin artmasına sebep olabileceği için iyidir Fakat övülmeye lâyık olmayanları övmek, gerçeğe aykırı, ahlâka zıd ve başkalarını aldatmaya sebeb olacağından pek kötüdür Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Övücüleri gördüğünüz zaman yüzlerine toprak saçınız"



    Doğrusu, şahsî bir çıkar düşüncesi ile lâyık olmayanları övmeye kalkışanlâr, böyle bir muameleye hak kazanırlar Herhangi bir insanı haksız yere yermek de haramdır



    Müdara, Mümaşat



    Yüze gülmek, görünüşte dost olmak, insanlara karşı güzel davranışlarda bulunmak, başkalarının fikirlerine uyarcasına hareket etmek, sükûn ve anlayış üzere durmaktır Din esaslarına uygun olarak yapılan müdara iyidir, başarıya sebebdir Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:

    "Insanlara müdara etmek bir sadakadır"



    Diğer bir hadis-i şerif de şöyle:

    "Ben farzlarla emrolunduğum gibi, insanlara müdara ile de emrolundum"



    Fakat güzel bir sonuç düşüncesiyle olmaksızın, herhangi bir kimsenin makamından ve servetinden dolayı yüzüne gülmek, ona müdarada bulunmak çok kötüdür Böyle bir davranışa, temellük, tabasbus, müdahane (yağcılık), yaltaklanmak, dalkavukluk denir ki, insaniyete asla yakışmaz Dince yasak, aklen de çirkindir



    Muhabbet



    Sevgi, dostluk ve lezzet duyulan bir şeye gönlün meyletmesi demektir Bunun karşıtı Buğz (nefret), düşmanlıktır



    Muhabbetler iki türlüdür: Biri sebebi kaybolan muhabbetlerdir Bir kimseyi yalnız dünyalığından dolayı sevmek O dünyalık aradan kalkınca, muhabbet de aradan kalkar Diğeri sebebi kaybolmayan muhabbettir Herhangi bir insanı, yalnız Allah için sevmek gibi Bu tür muhabbetler devam eder Işte ahlâkça bir fazilet sayılan muhabbetlerden maksad da, bu tür sevgilerdir Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: "Yüce Allah`a amellerin en sevgilisi, Allah için muhabbet ve Allah için buğzdur" Onun için insan Yüce Allah`ın sevdiği şeyleri sevmeli ve sevmediği şeyleri de sevmemelidir



    Merhamet, Rahm



    Esirgemek, acımak, şefkat göstermek, çaresizlerin hallerine kalben acıyarak kendilerine yardımda bulunmak demektir Merhamet, temiz ruhların bir süsüdür Yalnız insanlara değil, hayvanlara da merhamet etmeli, acımalıdır Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:



    "Yerde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olanlar size merhamet etsin"



    Mürüvvet



    Erkeklik, insanlığa uygun olan şeyi yapmak, güzel görünen şeyleri alıp yerilmeyi gerektiren hallerden kaçınmak demektir Bunun karşıtı, namerdliktir



    Açıkca yapılmasından utanılacak bir işi, gizlice yapmamak da bir mürüvvet sayılır Görülen bir iyiliği unutmamak ve fırsat düştükçe karşılığında iyilik yapmak da bir mürüvvet eseridir



    Müşavere



    Danışma, bir işin hayırlı olup olmadığını anlamak için uygun görülen kimselerle görüşüp fikirlerini almak demektir Karşıtı dediğim dediklik ve kendini beğenmişliktir



    Müşavere bir sünnettir Insan danışma sonunda aydınlanır, bilmediği ve hatırına gelmeyen şeyleri öğrenir, tedbirli olarak hareket etmiş olur Yalnız kendi fikri ile hareket eden, çok kez pişmanlık çeker Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir:

    "Müşavere eden (danışan), zarar görmemiştir"



    Ancak kendisine danışılacak kimse, doğru sözlü, tecrübeli, danışılan iş üzerinde bilgili, hiddet ve gurur gibi hallerden beri olmalı düşüncesini olduğu gibi söylemekten çekinmemelidir



    Muavenet, Teavün



    Insanların birbirine yardımda ve hizmette bulunmaları demektir Insanlar daima birbirlerinin yardımına muhtaçtırlar Insan, elinden gelen yardımı akrabasından ve dostlarından, din kardeşlerinden esirgememelidir Ancak yardımlar iyi işlerde olmalıdır Kötü işlerde yardımcı olmak günahtır, zarardır Kur`an-ı Kerimde buyurulmuştur: "Birbirinize iyilik ve takva üzere yardım ediniz Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayınız"



    Minnet



    Iyilik etmek manasına geldiği gibi yapılan iyilikleri birer birer sayarak başa kakmak anlamına da gelir Bu ikinci anlamda olan minnet, fena bir huydur, yapılan iyilikleri siler Bir âyet-i kerimede buyurulmuştur:

    "Ey müminler! Sadakalarınızı, minnet altında bırakarak ve eziyet ederek boşa çıkarmayın"



    Fakat iyilik edilen kimse nankör olursa, uyarılabilir, nankörlüğe son verilmesi kendisinden istenebilir



    Namus



    Şeref, iffet, edeb, haya, emniyet ve istikamet gibi faziletlerin tümünden ibaret olan pek kıymetli bir vasıftır Şeriata ve kanuna da namus denir Melek Cibril-i Emîn`e Namus-i Ekber denilmiştir Namusun karşıtı, iffet ve istikametten yoksun bulunmaktır



    Namus, değişmeyen bir gerçektir Onun bunun anlayışına göre değildir Islâm ahlâk ve adâbına uymayan herhangi bir şeyin namus vasfı ile ilgisi yoktur Onun için islâm ahlâkına uymayan şeylerden kaçınmak gerekir



    Nifak



    Iki yüzlü olma, dil ile mümin veya dost görünüp kalbde küfür ve düşmanlığı gizlemek anlamındadır Böyle bir insana Münafık, Zülvecheyn (iki yüzlü) denir Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:



    "Iki yüzlü olan kimse, Allah katında bir mevki sahibi olamaz"



    Onun için insan samimi olmalı, dili kalbine, sözü de özüne uygun bulunmalıdır



    Nemime



    Söz gezdirmek, köğuculuk yapmak, bir kimse aleyhine söylenen sözleri bir kötülük maksadı ile o kimseye ulaştırmak demektir Bu çok kötü bir huydur Bu yüzden nice dostların arası açılır, nice düşmanlıklar yüz gösterir Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Koğucu olan Cennet`e giremez" Böyle bir müslüman azaba hak kazanır demektir Doğrudan doğruya cennete girmeye lâyık olamaz Ne büyük bir korkutma! Böyle çirkin bir halden Allah`a sığınırız



    Va`d



    Söz vermektir Söz verilen bir şey, bir kimsenin yapacağına dair söz verdiği iştir Insan gerek olmadıkça bir şey için söz vermemelidir Söz verince de "Inşallah" deyip onu yerine getirmelidir



    Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: "Va`d (verilen söz) borçtur "Onun için, verilen sözü yerine getirmek insanlık borcudur"



    Vefa



    Verilen sözü yerine getirmek, borcu ödemek, din ve akla uygun olarak gereken şeyi yerine getirip altından çıkmak demektir Bu pek şerefli bir görevdir Karşıtı Hulf, caymak, sözünde durmamak, verilen sözü yerine getirmemektir ki, bu haramdır Eski dostluğu korumaya da "Vefakârlık" denir Insan vefalı olmalı, dostluk haklarını unutmamalıdır

    Vakar

    Ağırbaşlı olmak, yapılacak işlerde tedbirli ve yavaş davranmaktır Bunun karşıtı "Hafiflik"dir Samimi olan vakar, insanın kıymetini yükseltir Bunun işareti, insanlar arasında ve yalnızlıktan eşit bir hal üzere bulunmaktır Hafiflik ise, insanın şerefini giderir

    Vakar, bir büyüklenme hali değildir Düşünceden ve şerefi koruma duygusundan, ilmin ve hilmin kuvvetinden ileri gelir Hafiflik ise, ahmaklık ve az akıllılık nişanıdır Gereksiz yere öteye beriye bakıp durmak veya gidip gelmek, bazı organları oynatmak, her söze önemle kulak vermek, gereksiz sorular sormak, soru ve cevablarda acele etmek; elbise ve kıyafete gereğinden fazla düzen vermek hep hafiflik eseridir Onun için insan, böyle hafif sayılacak hareketlerden kendisini korumalıdır

    Himmet

    Yüksek bir irade, kalbin bütün ruh kuvveti ile Yüce Allah`a ve kutsal amaçlara yönelmesi demektir Bunun karşıtı, huyun aşağılığı ve bayağı şeylere istek göstermesidir Insan himmetine göre yükselir "Himmetin yüksekliği imandandır" Yüksek gayelere yetişmek arzusu, üstün bir himmetin nişanıdır

    Daima yükseklik aynasına güzünü dik ki,

    Gözünden himmet nuru yansıyıp parlasın

    Yüsr

    Kolaylık, zenginlik, bir şeyin yapılması veya yapılmaması üzerinde kolaylık göstermek demektir Karşıtı, Usr (güçlük) sözüdür Çetinlik demektir Islâmda kolaylık bir esastır Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır:

    "Müjdeleyiniz, tiksindirmeyiniz Kolaylık gösteriniz, güçleştirmeyiniz"

    Onun için insanların kalblerini sevindirmek, nefret doğuracak şeylerden kaçınmak ve insanlara her işte kolaylık göstermek esastır Bir hadis-i şerifin yüksek anlamı şöyledir:

    "Din kolaylıktır Dinde üstünlük yarışına çıkan herhangi bir kimseye, din muhakkak üstün gelir"

    Artık kutsal Islâm dininin bütün insanlık için rahmet olan bu mübarek esasını güzelce bilmeli, onun her yönü ile kolay olan ve uygulanması çok uygun olan emirlerine ve hükümlerine gereği üzre bağlanmalıdır Onun gösterdiği geniş ve nurlu yolu izlemeye çalışmalıdır Insan ancak bu şekilde selâmete ve hidayete kavuşur, mutluluğa erer Bizleri böyle yüksek bir dine kavuşturan Yüce Ilâhımıza ne kadar şükretsek yine kulluk görevimizin milyonda birini yerine getirmiş olamayız Ancak onun ezelî ve ebedî olan yüce varlığına sığınarak kusurlarımızın ve günahlarımızın bize bağışlanmasını kırık bir duygu ile, değersiz bir ifade ile istirham eder, af ve keremlerine kavuşmayı şu değersiz ve günahkâr yalvarışımızla dileriz

    "Övgü ve sevgi âlemlerin Rabbına, yardım ve teslimiyetler efendimiz Muhammed`e, soyundan gelenlere ve bütün sohbet dostlarına olsun"

    Şehvet



    Istek, nefse uygun olan bir şeyi istemek, hayat hareketi için insanların birbirlerine karşı olan doğal meyilleri demektir:



    Dinde yasak olmayan bir şey hakkında kararınca bir şehvet ve meyil iyidir Dinde yasak olan bir şey hakkında ise, şehvet hayvanî bir hal olduğundan pek kötüdür, zararlıdır Bundan kaçınmak gerekir



    Heva, boşuna arzu, meşru bir sebeb olmaksızın nefsin bir şeye meyletmesidir Heves de, bir şey üzerinde gösterilen ham ve noksan bir aşk ve sevda demektir Bunların ikisi de iyi değildir Insanın feyiz ve şerefine engel olurlar Peygamber Efendimiz şöyle dua ederlerdi:



    "Ya Rabbi! Beni ahlâkın çirkin olanlarından ve hevalardan uzak bulundur"




islamda iyi ve kötü huylar,  islamda iyi huylar