Mumine Ahlak ve Güzel Ahlak / Güzel huy ve Sıfatlar Forumundan Birlik Ve Beraberlik Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Birlik Ve Beraberlik

    Reklam




    Birlik Ve Beraberlik



    İnsanoğlunun tabiatında olumlu-olumsuz birçok özellik vardır Bu özellikler sadece kişilerde değil, milletler, kavimler, kabileler ve cemaatler de çeşitlilik arz eder Hatta öz kardeşler arasında bile zıt özellikler görülebilmektedir
    Bir yaradılış tecellisi olarak insanların dış görünüşü nasıl farklı farklı ise, manevi, ruhi yapısı itibarıyla da her bir insan bir başkasından farklı özelliklere sahiptir Buna bir de içinde bulunduğu aile ve çevre etkileri ilave olduğunda insanlar arası bireysel farklılıklar kaçınılmaz olur
    Kiminin mizacı sert, kiminin yumuşaktır Kimisi aceleci, kimisi yavaş, kimisi mutedildir Bir yanda saatlerce konuşmaktan usanmayanlar, diğer yanda saatlerce dinlemekten bıkmayanlar Bir tarafta karıncayı bile incitmekten çekinenler, diğer tarafta her davranışı bir yıkım olan canavar ruhlular Bir yanda sevgi dolu yüreklerle mütebessim yüzler, diğer yanda katılaşmış gönüllerle asık suratlar Kısaca, çeşit çe şit, farklı farklı şahsiyetler, karakterler
    İnsanların bu farklılıkları tabii olarak sevgi ve nefrette, duygu ve düşüncede, anlayış ve fikirlerde de farklılık demektir O kadar ki, aynı fikir akımına, aynı meşreb ve cemaate mensup olanlar arasında bile farklı tavır ve düşünceler, yaklaşımlar görülebilir
    Zekâ, feraset, akıl, basiret, tecrübe, bilgi ve kültür farklılıkları göz önünde bulundurulduğunda bir kısım yaklaşım farklılıkları ve ihtilafların olması tabiidir, hatta gerektiği gibi değerlendirildiğinde zenginlik ve dinamizmdir Görüş farklılığı tefrika ve fitneye dönüşmediği, hak ve hakikatin zuhuruna mani olmadığı müddetçe kesinlikle bir tehlike, bir sorun yoktur Ama durum bunun aksine olursa, işte asıl tehlike ve sorun o zaman başlamış olur
    Görüş farklılığı fitneye, oradan da tefrikaya dönüştüğünde birlik ve beraberliği yok etmekte, düşmanlık ve kin ateşini tutuşturmakta, bir tefrika bir diğerini, bir fitne de başka bir fitneyi doğurmaktadır Türlü sapmalar, doğru yoldan ayrılmalar işte böyle olmuştur İnsanlık tarihi bu gibi fitne ve tefrikaların acı örnekleri ile doludur
    Bundan dolayıdır ki müberra dinimiz İslâm, Cahiliyye Devri insanı ve toplumunun sıfat ve işlerinden olan ayrılıkçılık ve fitneyi şiddetle yasaklamış ve inananları “fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür” (Bakara, 217) ayet-i celilesiyle uyarmıştır
    Tarih kitaplarında yer alan adını bildiğimiz-bilmediğimiz pek çok millet ve devlet bugün artık yok Bunların tarih sahnesinden silinmelerinin birçok muhtelif sebepleri var Ancak bu sebeplerin biri var ki, açık bir şekilde diğerlerinin önüne geçmekte, en önemli çöküş sebebi olarak öne çıkmaktadır İşte bu sebep tefrikadır Yani ayrılık, ayrılıkçılık, birbirine düşme, bir ve beraber olmamadır Elmanın içine girmiş kurt gibi toplumu ve milletleri içten içe çürüten tefrika, devletlerin yıkılmasına ve hatta milletlerin yok olmasına sebep olmuştur
    Kendi tarihimize baktığımızda da aynı durumu çok net bir biçimde görürüz Dış saldırılar, savaşlar, tabii afetler, göçler, açlık, kıtlık gibi felaketler karşısında dimdik ayakta kalmayı başaran ecdadımız, ne hazindir ki tefrika sebebiyle birbirlerine düşmüşlerdir Birliği sağlayamadıkları için sonunda devletleri de yıkılıp gitmiştir
    Bazen de aynı kavimden, aynı dinden olan insanlar savaş meydanlarında karşı karşıya gelmi ş ler , birbirlerinin kanını akıtmışlardır
    Tefrika, ayrılık, ayrılıkçılık sadece geçmişte kalmış bir hastalık değildir Yakın tarihte yaşanan pek çok hadise, bizim toplum bünyemizdeki bu zaafı başkalarının nasıl aleyhimize kullandıklarını göstermeye yeter Geriye dönüp baktığımızda ırk, coğrafya, mezhep, ideoloji, siyasi fikir, dünya görüşü gibi konuların insanlarımızı kışkırtıp çatışmaya dönüştürecek bir araç, malzeme olarak kullanıldığını açıkça görmekteyiz Hatta ne gülünçtür ki, bu zaafımız bazen spor, müzik, sanat gibi alanlarda bile kendisini göstermektedir
    Toplum bünyesini kolayca sarıp zayıf düşüren, hatta öldüren tefrika mikrobunu yok edecek, açtığı yarayı onaracak tek deva mücella dinimiz İslâm'dır Kelime manası bile barış olan ve insanlığa dünya saadeti de sağlamak için gönderilen İslâm, bu konuda olabilecek en radikal, en ileri adımla “Müminler kardeştir” hükmü koymu ştur Zira yeryüzünde birbirine zarar verme ihtimali en düşük insanlar, aynı kandan gelen kardeşlerdir Dinimiz bu hükmüyle gerçek sevgi ve muhabbete dayalı toplumsal barışı kurarken, bir taraftan da bütün müslümanları bir aile olarak tarif etmiştir

    Din, toplum hayatının en derin ve en güçlü gerçekliğidir İlk insanın bir peygamber olması, her topluma bir hidayet rehberi gönderilmesi hasebiyle insanlığın asıl geleneği ilâhi vahiydir, yani dindir Dinin akıl, duygu ve sezgi yönüyle insanı kuşatıcılığı hem kişiliğine hem topluma yön verir, istikamet kazandırır
    İlâhi vahyin son noktası olan İslâm, layıkınca yaşandığında insan ruhunun en derin taraflarına sirayet ederek gerçek ve fıtrî bir hayat anlayışı, yaşama sevinci ve zorluklara mukavemet gücü verir Fertleri, sınıfları, toplumları, ırkları ve kavimleri gerçek anlamda birleştirecek değerler düzenini ancak İslâm dini sunar Bu sadece bir çıkar ortaklığı biçiminde şekillenen bir düzen değil, insanlık onuruna yaraşır yetkinlikte sevgi, saygı ve huzur ortamıdır
    Mücella dinimiz İslâm'ın öngördüğü insanların ortak noktalarda birleşmesini temin edecek esaslar, Allah ve Rasulü sav'in emir ve yasaklarıdır Bunlar bütün insanlığın müştereken bağlanabilecekleri kaidelerdir Ancak onlara riayet sayesinde birlik sağlanabilir, tefrikaya düşülmez “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, tefrikaya düşmeyin” ( Âl -i İmran, 103) buyurularak , birlik ve beraberliğin korunması vurgulanmaktadır
    Gerçekten Allah'ın emirlerine uyulmayan cemiyetlerde huzur olmaz Belki görünürde bir düzen vardır Fakat bu çıkar ortaklığından kaynaklanmaktadır ve ortam müsait olduğunda, kolayca düzenin yerini kaos alabilmektedir Yüzeydeki huzurun altında sürekli bir dip kaynama vardır O kadar ki, çocuklar ancak yetişkin nezaretinde sokağa çıkabilir, komşu komşudan emin değildir
    Bazı organları hasta olan bir vücut nasıl zayıf ve güçsüz düşer, direncini kaybederse, düşmanlığın çoğaldığı ve birlik beraberliğin olmadığı toplumlar, ne kadar güçlü gözükürse gözüksün, kısa zamanda güçsüzleşir

    Bir toplumun kendi içinde ayrılığa düşmesi düşmanlar için bulunmaz fırsattır Hatta eğer tefrika yoksa oluşacak zemin hazırlamak, küçük kıvılcımlardan büyük yangınlar çıkarmak dün de bugün de netice veren bir stratejidir ve yaygın olarak uygulanmaktadır Birlik ve dirliğimizi bozacak bu tür tuzaklara karşı uyanık olmak, müslüman ferasetinin gereğidir
    Günümüzde de kanayan bir yara olarak devam eden tefrika arızasını tamir için bakınız kendilerini din yolunda insanlığın hizmetine adayan büyük insanlar nasıl bir reçete sunmuştur:
    Benim fikir ve görüşüm doğrudur veya daha güzeldir demeye hakkınız var, fakat sadece benim görüşüm doğrudur demeye hakkınız yoktur
    Her söylediğiniz doğru olsun Fakat başkaları hakkında bildiğiniz her doğruyu söylemeniz doğru değildir Başkalarının kusurlarını görmemek ve müsamahakâr olmak gerekir
    Düşmanlık etmek isterseniz, kalbinizdeki düşmanlığa düşmanlık edin Onu kalbinizden kaldırmaya, çıkarmaya çalışın
    Kendi elimizle yıkılışımızı, tükenişimizi hazırlamak istemiyorsak, düşmanımızın, nefs ve şeytanın oyununa gelmememiz gerekir Farklı düşünce ve anlayı ş, farklı olarak yaratılışın neticesidir Böyle oluşunda bizim fark edemediğimiz çok gizli hayırlar ve hikmetler vardır İnsanların ittifakı müsamahanın, gönüllerde mürüvvet ve sevginin mayalanmasıyla olacaktır
    Aynı dinin mensupları, aynı kaynaktan beslenen kardeşler olarak, tenkitlerimiz yıkıcı, kırıcı ve küstürücü değil, yapıcı olmalı ve diğer kardeşlerinizin meziyetlerini takdirle karşılamalı ve bu hasletleriyle sevinmeliyiz
    Tefrikadan uzak birlik ve beraberliğimizin aleme ilan edildiği zamanlardan biri de bayramlarımızdır Bayramlar İslâm kardeşliğinin canlanmasına, birlik ve beraberliğin pekişmesine, sevinç ve kederlerin paylaşılarak toplumca el ele, gönül gönüle dirlik ve düzenimizin dev----- vesile olmaktadırlar İşte bu şuur içinde bayramlarımızın idrakine varmamız gerekir
    Rahmetli şairimiz M Akif'in mısralarıyla noktalarken, mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum
    “Girmeden tefrika, bir millete düşman giremez,
    Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez”



    Paylaş
    Birlik Ve Beraberlik Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Uzak ve yakın tarihimiz şahit ki, bir ve beraber olduğumuzda bileğimizi bükebilecek kimse çıkmadı
    Bir taraftan nice zaferlere imza atarken, diğer taraftan kültür ve medeniyet değerlerimizle dünyaya insanlık öğrettik
    Ne zaman aramıza tefrika ve ayrılık girmişse ateşlere dü ştük, ağır bedeller ödedik
    Hele de bir Allah'a, aynı Peygamber'e, aynı mübarek Kitab'a inanan müslümanlar olarak kendi kendimizi zayıflattığımızda, bütün yeryüzünde güzellikler soldu, insanlık yolunu kaybetti
    Bizi Cenab-ı Hak yeryüzünün, insanlığın şahitleri olarak vasıflandırdı Bizim güçsüzlüğümüz hakkın, adaletin zayıflaması anl----- geldi Güç bir türlü doymak bilmeyen muhterislerin, sömürgenlerin eline geçti
    Artık yeniden Allah'ın ipine sımsıkı sarılmamız gerekiyor Birbirimizi sevmemiz, kusurlarımıza müsamaha ve dua ile karşılık vermemiz, kendimizi toparlamamız gerekiyor
    Aksi halde ne huzurumuz olacak, ne de gözyaşı dinecek
    “İnsan sosyal bir varlıktır” deriz Bunun anlamı, insan denen canlının, hemcinsleriyle bir arada yaşamaya hem yatkın hem de muhtaç olarak yaratılmış olmasıdır Bu sebeple atamız Hz Adem as' dan beri hep aileler, gruplar, cemaatler, cemiyetler, milletler olarak bir arada yaşayagelmişiz Dayanışma, paylaş ma , uyum, sevgi-saygı, şefkat-merhamet… insana aslî karakterini veren, ama aynı zamanda ‘birlikte' yaşandığında ortaya konabilen hususlardır
    Toplum bünyesi bir yönüyle canlı bir beden gibidir Her biri ayrı fonksiyon ve yapıdaki uzuvlarımız, sağlıklı bir bünyenin kendisinden beklenen canlılık ve iş görürlüğü nasıl büyük bir uyum ve iş birliği ile gerçekleştiriyorsa, sağlıklı bir toplumsal hayat için de onu oluşturan farklı yapı ve yaratılıştaki bireylerin benzer şekilde bir uyum ve işbirliği içinde olması gerekir
    Aynı örnek üzerinden gidersek, fonksiyonunu ve kendisinden beklenen uyumu gerçekleştiremeyecek şekilde bir hasar ve sakatlığa maruz kalan bir uzvumuz nasıl bütün bedenimizin ahenk ve huzurunu olumsuz etkilerse, toplumsal ahenk ve huzur için kendisinden beklenenleri yerine getirmeyen, yani hasar ve arızaya maruz kalmış birey ve gruplar da aynı şekilde toplumsal huzur ve ahengi olumsuz şekilde etkiler

    Bizi bir arada tutan ne?
    Evet, sağlıklı bir toplumsal hayat için, farklı yapı ve yaratılıştaki bireylerin uyum içinde olması gerekiyor Peki bunu sağlayan nedir?
    Şüphesiz her milletin kendine özgü karakter özellikleri vardır Örf ve adetlerden kültüre, oradan da medeniyete kadar uzanan çizgide bu karakter özellikleri somuta dökülür, hayata yansır ve bir mensubiyet halesi oluşturur
    Bütün bunların temelinde elbette inanç vardır Toplumun en temel yapı taşı olan bireylerin ortaklaşa benimseyip bağlandığı ve paylaştığı inanç… Ortak değerlerin en alt seviyesi diyebileceğimiz örf-adetten en üst seviyesi olan medeniyete kadar bir toplumun kendini ifade ettiği bütün alanlarda en temel belirleyici “inanç”tır
    Bir arada yaşamanın hem ilkelerini, hem de imkânlarını veren ‘inanç', birbirimize dayanmanın ve bütünleşerek bir ‘beden' oluşturmanın en önemli vasatıdır Birbirimize ya da ortak değerlerimize inancın kaybolması halinde Kur'an'ın “öldürmeden daha beter” olduğunu haber verdiği ‘fitne' (Bakara, 191) durumu ortaya çıkar ki, bireylerin de toplumun da iki cihan saadetini dinamitleyen en büyük hastalık budur

    Allah'ın ipine ‘hep birlikte' sarılmak
    Gerek Kur'an , gerekse Sünnet, müminlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmasına büyük bir hassasiyet göstermiş, birlik ve beraberliğin kaybedilmesi halinde ortaya nasıl bir manzara çıkacağını çarpıcı ifadelerle dikkatlerimize sunmuştur
    Hepimizin çok iyi bildiği bir ayette, “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmu ştunuz Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız” ( Âl -i İmran, 103) buyurulur
    Burada hep birlikte sarılmamız emir buyurulan “Allah'ın ipi” benzetmesi, Din'in temel kaynağı olan Kur'an'ı anlatmaktadır Elmalılı Hamdi Yazır merhumu dinleyelim:
    “(Ayette geçen, ‘Allah'ın ipi' anlamındaki) Hablullah , Allah Tealâ'ya vuslat sebebi olan delil ve vasıta demektir ki, rivayetlerde Kur'an , taat ve cemaat, ihlâs, İslâm, Allah'ın ahdi, Allah'ın emri diye tefsir edilmiştir Bu ayetin cemaat ve içtimaiyyeti emir buyurduğunda şüphe yoktur Bununla birlikte burada ‘cemaat', Hablullah'ın aynısı değil, ona sımsıkı sarılmasının neticesidir” (Hak Dini Kur'an Dili, 2/ 1153-1154 )
    Bu ayeti birçok kimse “önce birlik ve beraberlik içinde olun ve sonra hepiniz toptan Allah'ın ipine sarılın” tarzında anlamakta ise de, Elmalılı merhumun dikkat çektiği gibi, bu hatalı bir anlayıştır Topluca hareket etmemiz bizi Allah'ın ipine sarılmaya götürmez, tam tersine, Allah'ın ipine gereği gibi tutunduğumuz zaman bir arada ve birlik içinde yaşamanın imkanını elde etmiş oluruz

    Sünnet ve Cemaat Ehli olmak
    Elmalılı merhumun mezkûr ayetin tefsiri sadedinde altını çizdiği “cemaat” kavramı, meselenin özünü oluşturmaktadır “Allah'ın ipi”ne sımsıkı sarıldığımız takdirde oluşacak olan muhkem yapı, itikadımızı da, amelimizi de içine alacak şekilde bütün bir duruşumuzu ifade edecek kadar önemli ve kapsamlıdır Madem ki Allah'ın ipine sarılmak bizi bir arada yaşamaya götürecektir ve Allah'ın ipine sarılmaktan başka bir seçenek söz konusu değildir; o halde şunu söylemek durumundayız: Eğer bir toplumda fitne, ayrışma ve tefrika varsa, o toplum Allah'ın ipine gereği gibi sarılmamış demektir!
    İtikatta Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat olduğumuzu söylerken, aslında bu noktayı dile getirmiş oluruz Rasul-i Ekrem sav Efendimiz'in ve kutlu Sahabe'nin yolu üzere bulunmak ve onlardan tevarüs ettiğimiz değerler etrafında “cemaat” halinde, yani “toplanmış” olarak, hep bir arada yaşamak, Allah'ın ipine sarılmanın tabii bir neticesidir
    Burada aklımıza, “Peki Allah'ın ipine sarılmanın yolu-yöntemi nedir?” diye bir soru gelebilir Bu yerinde sorunun cevabını da elbette yine Kur'an ve Sünnet verecektir:
    “Allah'a ve Rasulü'ne itaatten ayrılmayın ve birbirinizle çekişmeyin/nizalaşmayın; sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider ve sabırlı olun; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” ( Enfal , 46)
    Bu ayette birlik-beraberliğin, yani “cemaat” olmanın üç ilkesi verilmektedir:
    Birinci ilke, Allah Tealâ'ya ve Rasul -i Ekrem sav Efendimiz'e itaatten ayrılmamaktır Kur'an ve Sünnet neyi nasıl emretmiş ise onu öylece tutmak, içimizde herhangi bir sıkıntı duymaksızın “teslim olmak”tır
    İkinci ilke, birbirimizle çekişmemektir Bundan maksat, aramızda çıkabilecek görüş ayrılıklarını birbirimizi hırpalayarak, küstürerek ve birlik beraberliğimize zarar verecek şekilde davranarak çözme yoluna gitmemektir
    Ayette bunun aksini yaptığımız zaman başımıza gelecekler hakkında da son derece önemli bir uyarı yer alıyor: Birbirimizle didişecek olursak içimize korku düşecek ve gücümüz, kuvvetimiz dağılıp gidecektir
    Bu noktada sözü fazla uzatmaya gerek görmüyoruz Genel olarak dünya müslümanlarının durumuna baktığımızda, küresel emperyalizm karşısında niçin bu kadar pasif, ürkek ve kompleksli bir İslâm dünyası gördüğümüz sorusunun cevabı buradadır Aynı durumun ülkemiz için de söz konusu olmaması, hiç şüphe yok ki, yine yukarıdaki ayetin uyarısına kulak vermemize bağlıdır
    Ve ayetteki üçüncü uyarı: Sabredin! Cemaat (toplum) halinde ve birlik-beraberlik içinde yaşarken karşılaşabileceğimiz olumsuz durumlar, çeşitli sıkıntı ve meşakkatler olabilir Toplumsal bünyeye fitne mikrobunun bulaşmasına vesile olmaktansa, sabretmemiz halinde Yüce Rabbimiz, yardım ve lütfuyla bizim yanımızda olacağını beyan buyurmaktadır
    Abdullah b Ömer ra'den şöyle nakledilmi ştir:
    Hz Ömer ra Câbiye mevkiinde bir konuşma yaptı Bu konuşmasında orada bulunanlara şöyle dedi:
    Ey insanlar! Allah Rasulü burada, şu bulunduğum yerde şöyle buyurmu ştu “Size ashabımı vasiyet ediyorum Sonra onların ardından gelenleri; sonra onların ardından gelenleri Bir de cemaat olun Birbirinizden ayrılmayın! Şeytan bir kişiyle (tek başına hareket edenle) beraberdir İki kişiden ise olabildiğince uzaktır Cennetin ortasında yerleşmek isteyen cemaate bağlı kalsın” ( Tirmizî )
    Konuyla ilgili olarak zikredilebilecek pek çok hadis-i şerif arasından seçtiğimiz bu rivayet, meselenin önemini ve ciddiyetini yeterince açık bir şekilde anlatmaktadır Yüce Allah'ın rahmeti de, lütuf ve ihsanı da birlik-beraberlik halinde bulunan toplumlaradır

    Cemaatin anlamı
    ‘Fırka-i Nâciye' (Kurtuluşa eren fırka) da denen ‘Sünnet ve Cemaat Ehli' (veya Ehl -i Sünnet ve'l -Cemaat) tabirindeki ‘Sünnet'in ne olduğu açıktır Acaba buradaki ‘Cemaat' neyi anlatmaktadır? Bu sorunun cevabı konumuz bakımından son derece önemlidir
    Genellikle hatalı olarak bu kelime, “insanların ekseriyeti neredeyse orada olmak” ve “hangi esaslar üzerinde toplanmış olurlarsa olsunlar, çoğunluğun yanında yer almak” şeklinde anlaşılır Oysa bu kelime “hakkın temsilcisi olma”yı ifade etmektedir Her ne kadar tarih içinde ‘Fırka-i Nâciye ' taraftarları genellikle çoğunluğu teşkil etmiş ise de, bunun tersinin vaki olduğu durumlar da yok değildir
    Söz gelimi İslâm tarihinde ‘ mihne ' diye adlandırılan ‘ Halku'l - Kur'an ' fitnesinin ortalığı kasıp kavurduğu dönemde İmam Ahmed b Hanbel'in tavrında kristalleşen ‘hak taraftarlığı' sayıca az bir kesimce üstlenilmişti Bununla birlikte Ahmed b Hanbel ve onunla aynı tavrı benimseyenler, ‘ Ehlu's - Sünne ve'l - Cemaa ' tabirindeki ‘Cemaat'i oluşturuyordu Dönemin Abbasî hükümdarı Mu'tezile inancını benimsemişti ve avaneleri zulümlerini haklı göstermek için ona şu telkinde bulunuyordu: “Ey Müminlerin Emiri ! Sen, kadıların, valilerin, fakih ve müftülerin toptan bâtıldasınız da Ahmed b Hanbel mi tek başına hakkı söylüyor?”
    Abdullah b Mes'ud ra , öğrencisi Amr b Meymûn'a ‘Cemaat'i açıklarken şöyle der: “İnsanların çoğunluğu bugün cemaatten ayrılmıştır Cemaat, tek başına da kalsan, benimsemekten geri kalmadığın hakka uygun tavırdır”
    Bir diğer rivayette; “Cemaat, Allah Tealâ'ya taate uygun olan tavırdır” şeklinde nakledilmi ştir (Ebu Şâme, el-Bâ'is, 27)
    ‘Cemaat' ve ‘Sünnet' kavramları arasındaki lazım- melzum ilişkisi (bunların birbirini gerektirmesi) de bu noktada karşımıza çıkmaktadır Zira hakkın temsilcisi anlamında ‘cemaat taraftarı' tabiri tek başına kullanıldığında, içinden çıkılmaz bir görecelikle karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdır: Neye ve kime göre hak?
    Ebu Şâme'nin yukarıda verdiğim yerde tesbit ettiği gibi ‘hak', Asr -ı Saadet'te Hz Peygamber sav ve ilk ‘cemaat' olan Sahabe'nin üzerinde bulunduğu yoldur Dolayısıyla ‘Sünnet ve Cemaat Ehli' ifadesindeki Cemaat, Sahabe cemaatinin tabi olduğu ‘Sünnet'in temsil ettiği değerler manzumesinin ifadesidir ki, bunlar ‘ hakk'ın ta kendisidir
    Böylece ‘hak'” kavramının izafiliği, değişkenliği üzerine bina edilebilecek iddialar da geçerliliğini yitirmektedir Bir şeyin hem ‘hak' olması, hem de herkese göre değişebilen muhtevalara bürünmesi eşyanın tabiatına aykırıdır İslâmî metinlerde oldukça sık rastlanan ‘ Ehl -i Hak' tabirinin de bu anlamda Sünnet'in temsil ettiği hakikati idrak edip benimseyenleri anlattığını söyleyebiliriz

    Her bid'at bir ayrılık unsurudur
    Tabiûn döneminde ve sonrasında zuhur eden itikadî fırkaların, itikadın belirlenmesinde Sünnet'i ölçü olarak görmemeleri, dolayısıyla Sünnet'le sabit olmuş hususları çeşitli gerekçelerle dışlayarak, Asr -ı Saadet'te izine rastlanmayan itikadî tavırlar benimsemeleri, ‘ ehl -i bid'at ' olarak tavsif edilmelerinin temel sebebidir Bu bağlamda bid'atin Sünnet karşıtı bir tabir olarak kullanılmasının esprisi de burada yatmaktadır Bid'atler üzerine eser yazan ulemanın, bid'ati , “Hz Peygamber sav ve Sahabe döneminde bilinmediği halde sonradan ihdas edilen şeyler” olarak tarif etmesi boşuna değildir
    Temel itikadî meselelerde Cemaat'in, yani Sünnet'in karşısında yer alan bu fırkalar, tarih boyunca fitnenin ve tefrikanın merkezinde yer almış, İslâm toplumunun kan ve enerji kaybetmesine sebep olmuştur Hz Ömer ra' ın şehid edilmesiyle ba ş layan , Hz Osman ra' ın şehadetiyle daha da büyüyerek devam eden toplumsal fitne ve tefrika, Ümmet-i Muhammed'in bugün bile ortadan kaldıramadığı ayrışmaları, bölünmeleri ve parçalanmaları doğurmuştur
    Bu noktada çoğunlukla yaşadığımız bir yanılgı haline dikkat çekmemiz gerekiyor: Bid'at fırkalardan bahsedildiğinde, sadece bin küsür yıl öncesinde kalmış bazı oluşumlardan bahsedildiği düşünülür Oysa Ehl -i Sünnet çizgiyle, onun ilke ve kabulleriyle bağdaşmayan her oluşum bid'at kavramının içindedir ve bugün yaşadığımız pek çok fikrî ve toplumsal hadisenin doğru açıklaması ancak bu temelde yapılabilir
    Adlarının herhangi bir ideolojik, fikrî, itikadî ya da siyasî çağrışım yapması, Ehl -i Sünnet dışı oluşumların ehl -i bid'at olmasını engellemez Tıpkı tarih içinde zuhur etmiş bid'at ehli gruplar içinde iddia ve söylemleri Din'in çizdiği çerçevenin dışına çıkanlar bulunduğu gibi, aynı durum günümüzde de söz konusu olabilir Dolayısıyla adı ne olursa olsun günümüz ehl -i bid'atı da iddia ve söylemlerinde hem dünyevî, hem de uhrevî bakımdan bizim için büyük tehlikelerin adresidir




birlik ve beraberlik içinde yaşamanın güzellikleri nelerdir,  birlik ve beraberlik içinde yaşamanın güzellikleri,  birlik beraberlik içinde yaşamanın güzellikleri nelerdir,  birlik ve beraberlik ile ilgili ayetler,  birlik beraberlik içinde yaşamanın güzellikleri nelerdir kısaca,  birlik ve beraberlik içinde yaşamanın güzellikler nelerdir