Soru ve Cevaplarla İslam ve Fetvalar Forumundan Merhamet ve cehennem, ikisi bir çelişki değil midir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Merhamet ve cehennem, ikisi bir çelişki değil midir?

    Reklam




    Milyarlarca insan ve diğer canlıların bütün hayatî ihtiyaçlarını temin eden, dünyaya gelir gelmez rızkını bulması için annelerin meme musluklarından yavruların rızkını gönderen, en acımasız canavarlara dahi bir anne şefkatini vererek aciz yavruların yardımına koşturan, bir kutup ayısı anneye dahi yavrularının rahat süt emmeleri için karlar üzerinde sırt üstü yatırtan bir merhamet duygusunu bahşeden Allah’ın sonsuz rahmetini inkâr etmek, ciddi bir körlük ve çirkin bir nankörlüktür.

    - Her türlü melaneti işleyen katil ve canileri cezalandırmak ne zamandır haksızlık sayılıyor?

    - Bir ülkenin yasal düzenini inkâr etmeye, bozmaya, anayasayı ilgaya teşebbüs edenlerin ağır cezaya uğradıklarına şahit olan insanlık camiasından, bu cezanın bir zulüm olduğu sesi duyulmamıştır. Bütün hukuk sistemlerinde “ihkak-ı hak” denilen zalimden hakkı almak, mazlumun hakkını vermek diye bir prensip vardır. Cehennem dahi böyle bir ihkak-ı hak merkezidir.

    - Allah’ın kâinat çapında güneş gibi parlayan tezahürleri, şimşek gibi çakan sinyalleri, göz kamaştıran ışıkları görülen adalet ve merhametini inkâr etmek, sadece bir nankörlük ve körlük değil, aynı zamanda milyarlarca varlıkların merhamete olan şahitliklerini yalanlamak, bu sonsuz merhamet karşısında divan duran varlıkların bu duruşlarını tahkir etmek anlamına gelir. Bir küfür, bir inkâr bin katil hükmündedir. Çünkü binlerce hak ve hukukları manen öldürmektir. Bir tek katlin cezası en az 15 yıl hapis olduğu insanların adaletinde yer etmişken, bin katli birden işleyen bir kimsenin cehennemde yatmasını adaletten uzak görmek akıl-vicdanla izah edilemez.

    - İnsanların yapısı İslam dininin emirlerini yerine getirecek ve yasaklarından sakınabilecek bir fıtrata sahiptir. İslam dininin fıtrat dini olmasının manası budur. Her çocuğun İslam fıtratı üzerine yaratılmasının manası da budur. Yani, insanın ulvî yapısı, ruhanî zevki, kalbî hassasiyeti, aklî melekeleri, İslam dininin hükümleriyle özdeşleşmiştir. “İyi bilin ki gönüller ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 13/28) mealindeki ayette insanın bu ulvî ve kalbî zevkine ve ruhanî neşesine işaret edilmiş ve ancak yaratıcısını bulmakla, ona kulluk etmekle huzura kavuşacağına dikkat çekilmiştir.

    - İmtihana tabi tutulan insanların -âdil bir yarışmada kendi özgür iradeleriyle yarışmayı önde götürmek/ve imtihanı kazanabilmeleri için- temayüllerine sınır konulmamıştır. Çekiciliği bakımından merkezde oturtulan iki farklı çekim alanı ve iki farklı mekanizma yerleştirilmiştir. Bu iki mekanizma, ruh ve nefistir. Ruhanî zevklerin çekim alanı ile nefsanî zevklerin çekim alanı elbette bir değildir. Fakat kişi bu alanlardan hangisine kendini kaptırırsa oradan lezzet alır. Ruhanî zevklerin ulvî, insanın vicdanını rahatlatan, gönlünü tatmin eden insanın kemaline, olgunluğuna katkı sağlayan bir mekanizma olduğu tecrübeyle sabittir. Buna mukabil, nefsanî -gayr-ı meşru- arzuların verdiği lezzet, insanın sadece hayvanî ve bitkisel yanlarını tatmin edebildiği, ruhanî bir yükseklik kazandırmadığı, ulvî bir zevk vermediği de tecrübeyle sabittir. “İyilik, nefsin/ruhun tatmin olduğu, kalbin onunla huzur bulduğu şeydir. Günah/kötülük ise, içini tırmalayan ve tereddüt/rahatsızlık veren şeydir” (Mecmau’z-Zevaid, 10/294) manasındaki hadis-i şerifte (tecrübelerimizle de sabit olan) bu gerçekler -fıtratın ıslak imzasıyla- onaylanmıştır.

    - Yukarıda açıklandığı üzere, âdil olan Allah, kullarına asla zulmetmez. Fakat insanların keyfine göre de hareket etmez. İnsanların çoğunun cehenneme gitmesi doğrudur. Fakat meziyet sayıda değil, kalitededir. Tavuğun altına bırakılanyüz yumurtadan 90 tanesi cılk çıkıp bozulsa bile, on tanesinin kıymetli birer civciv olmalarının hatırı için bu işlemden vazgeçmemek aklın gereğidir. Çünkü eğer bu yumurtalar kuluçka işlemine tabi tutulmazsa hiçbir civciv söz konusu olmaz. Az bir zarar için pek çok olan bir yarardan vazgeçilmez. On tanenin sağlam çıkması 90 tanenin zararını telafi ettiği gibi, fazladan kârlar da kazandırır.

    Eğer imtihan olmasaydı, başta Hz. Muhammed olarak peygamberler, evliyalar gibi yıldızların doğması mümkün olamazdı. Yaratıcı katında pek bir değere sahip olmayan –sürü türünden- bir yığın inkârcının cehenneme girmemesi için, imtihanı açmamak suretiyle böyle her biri dünyaya bedel kaliteli insanların ortaya çıkmasına engel olmak hikmete taban tabana zıttır.

    - Bununla beraber, elbette cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir. İmanlı kimseler olarak bizim bu tür vesveselerimizi kökten söküp atan Allah’a olan imanımızın her an tecdidiyle meydana gelen güçlü bir şuurla konulara yaklaşmaktır. Örneğin; sağlam bir şekilde “Allah’ın âdil olduğuna iman etmek ve bu iman şuuruyla meselelere bakmak..” imtihanın âdil olup olmadığına “dair tereddütleri tamamen silebiliriz.

    Evet, inanıyoruz ve inanmalıyız ki, Rahman ve Rahîm olan Allah, asla merhametsizlik etmez.. Hak ve Âdil olan Allah, asla zulüm ve haksızlık etmez. Kerîm ve Hakîm olan Allah, asla komplo kurmaz. ve insanı kukla olarak kullanmaz..

    Geriye kalan tek şey, insan olarak bizim, Rahman’ın emrinde mi, yoksa şeytanın esaretinde mi kulluk yapmayı tercih etmemizdir; insanlığın güneşleri olan peygamberlerin, evliyaların, ahlak abidesi olan, dürüst ve şerefli insanların safında mı, yoksa Ebu Cehillerin, Firavunların, yalancıların, zalimlerin, şerefsizlerin safında mı yer alacağımızı belirlememizdir..

    - Burada, son sözü asrın söz sahibine/Bediüzzaman hazretlerine bırakmak uygun olur:

    “Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır; ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?

    Bir adam sana yüz liralık bir hediye vaad etse, yüz gün seni çalıştırır. Hulfü'l-vaad edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulfü'l-vaad (sözünden caymak) hakkında muhal olan bir Zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana vaad etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu vaadinde itham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde, Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve lâtif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?” (Sözler/ 21.Söz/4. İkaz)
    Sorularla İslamyt



    Paylaş
    Merhamet ve cehennem, ikisi bir çelişki değil midir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İnsanlar sürekli nefislerinin isteklerini yerine getirmek için günaha girmişlerdir. Allahu teala onlar için yüz yirmi binden daha fazla peygamber göndermiştir. Buna rağmen günahta direnen kimselere cehennem haktır.