Soru ve Cevaplarla İslam ve Fetvalar Forumundan İtikad ile ilgili fetvalar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    İtikad ile ilgili fetvalar

    Reklam




    İtikad ile ilgili fetvalar :

    1-Bazı İslâmi toplumlarda, kabirlerin yanında yemin etmek ve adak adamaya varacak derece, çeşitli davranışlar yaygınlaştı. Bu davranışların hükmü kişiyi dinden çıkaran şirk veya ona yakın olacak şekilde çeşitlidir. Saygıdeğer hocam, meselenin bu tür durumdaki kişilerin hükmünü beyan eden bir açıklamasını yaparsanız, çok güzel olur. Ayrıca müslümanların geneline ve başta bu işi küçümseyerek hafife alanlara bir nasihatta bulunur musunuz?
    Cevap:

    Hamd Allah'a, salat ve salam da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ailesine ve arkadaşlarına ve O'nunla hidâyet bulanlara olsun.

    Kabirler konusunda insanların çoğu şirk ve bid'atler ile şer'i olan işleri birbirine karıştırmaktadırlar. Bu konuda birçok insan kör taklid ve cahillikten dolayı büyük şirke düşebilir.

    Bü yüzden alimlerin üzerine düşen görev, her yerde insanlara dinlerini anlatmaları ve tevhidin hakikatı ile şirkin zararlarını açıklamalarıdır. Yine alimlerin üzerine düşen görev, insanlara şirkin sebeplerini ve toplumda görülen her türlü bid'atleri anlatmaları gerekir ki, bu şekilde onlardan kendilerini korusunlar. Nitekim Allahû Teâla şöyle buyurmaktadır:

    "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı." Âl-i İmran, 187

    Bir başka âyette şöyle buyurmaktadır:

    "İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidâyet yolunu gizleyenlere hem Allah, hem de bütün lânet ediciler lânet eder. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim." Bakara, 159-160

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

    "Kim bir hayra önayak olursa, onu yapan gibi ecir alır." Bu hadisi Müslim sahihinde rivâyet etmiştir. Yine Müslim sahihinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

    "Başkalarını doğruluğa çağıran kimseye kendisine uyanların sevabı gibi sevab verilir. Bununla beraber onların sevablarından da hiçbir şey eksilmez. Sapıklığa çağıran kimseye de ona uyanların günahlarından hiçbir şey eksilmez."

    Buhari ve Müslim ise Muaviye radıyallahu anh'dan, Rasûlullah sallallahu aleyi ve sellem'in:

    "Allah kimde hayır dilerse onu dinde fakih kılar." dediğini rivâyet etmişlerdir. İlmin yayılması, insanların ona yönelmeleri, onu terk etmemek ve gizlememek hakkında daha birçok âyet ve hadisler vardır.

    Birçok ülkede görülen kabir ve türbelerde yapılan bid'at ve şirklerin zararı anlatılmalı ve bu çirkin durumdan sakındırmalıdır. Kabirlerde yatan ölülerden yardım, hastalar için şifa ve düşmanlara karşı galip gelmeyi istemek vb. bütün bunlar İslâm'dan önce cahiliye halkının içinde bulundukları şirklerdendir. Oysa Allahû Teâla, sadece kendisine ibadet edilmesini emrediyor. O şöyle buyurmaktadır:

    "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kurtulmuş) olursunuz." Bakara, 21

    "Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." Zariyat, 56

    "Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi kesin bir şekilde emretti." İsra, 23

    "Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a ibadet etmeleri emrolunmuştur." Beyyine, 5

    Bu konuda daha birçok âyetler vardır. Bu âyetlerde belirtilen ibadetlerin manası, cinler ve insanlar aleminin yaratılma sebebi olan ve yapmakla emrolundukları namaz, oruç, zekât, hac, kurban ve adak gibi bütün ibadetlerini sadece Allah'a has kılarak O'nu birlemeleridir. Allahû Teâla'nın şöyle buyurduğu gibi:

    "De ki, Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir." En'am, 162

    Ayette geçen "nusuk" ibadettir. Kurban kesmek de bir ibadettir. Allahû Teâla'nın şöyle buyurduğu gibi:

    "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" Kevser, 2

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmaktadır: "Allah'tan başkasına kurban kesene Allah lânet etsin." Bu hadisi Müslim sahihinde Ali radıyallahu anh'dan rivâyet etmiştir. Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve ibadet etmeyin)." Cin, 18

    Yine şöyle buyuruyor:

    "Her kim Allah ile birlikte diğer bir ilâha taparsa, ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur, o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kafirler iflah olmaz." Mü'minun, 117

    Yine şöyle buyuruyor:

    "İşte Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir. Eğer onları (putları) çağırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler. Faraza işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, herşeyden haberi olan (Allah) gibi kimse haber veremez." Fatır, 12-13

    Allahû Teâla bu âyetlerde bize şunu açıklıyor: Allah'tan başkasına namaz kılmak, kurban kesmek, ölülerden, putlardan, ağaçlardan, taşlardan medet ummak ve onlardan yardım istemek bütün bunların hepsi Allah'a şirk koşmak ve O'nu inkar etmek demektir. Yine kendisinden medet umulan Allah'tan başkası, ister peygamberlerden, ister meleklerden, evliyalardan, cinlerden veya cansız putlardan olsun, isterse bunlardan başkası olsun, kesinlikle yardım isteyenlere ne fayda ne de zarar verme yetkisine sahip değillerdir. Kuşkusuz onların, Allah'tan başkakisine sahip değillerdir. Kuşkusuz onların, Allah'tan başkasından medet ummaları şirk ve küfürdür. Biraz önceki âyette de Allahû Teâla'nın açıkladığı gibi o putlar kesinlikle kendilerine yalvaranların seslerini duyamazlar. Eğer duysalar bile cevap veremezler.

    Bütün sorumluların bu konuda üzerlerine düşen vazife, bu çirkin durumdan kendilerini korumaları, başkalarını da uyarmalarıdır. Bu işin batıl olduğunu anlatmalrıdır. Ayrıca, Allah'ı bir kılsınlar, ibadeti de ihlaslı bir şekilde sadece Allah'a yapsınlar diye gönderilen bütün peygamberlerin davetine de ters olduğunu beyan etmelidirler.

    Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tağuttan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik." Nahl, 36

    Başka bir âyette ise şöyle buyurmaktadır:

    "Senden önce hiçbir Rasûl göndermedik ki, ona; "Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana ibadet edin" diye vahyetmiş olmayalım." Enbiya, 25

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'de onüç sene insanları Allah'a davet etti, onları şirke karşı uyardı. Lâ ilâhe illâllah'ın manasının ne demek olduğunu açıkladı. Buna karşılık ona çok az bir topluluk icabet etti, büyük bir çoğunluk ona tabi olmadı. Sonra Medine'ye hicret etti. Orada Ensar ve Muhacirler arasında davetini yaydı. Allah yolunda savaşarak cihad etti. Krallara ve devlet başkanlarına mektuplar yazarak davetini onlara da anlattı. Din yayılıncaya kadar sahabeyle beraber sabredip direndiler. Bunun neticesinde insanlar fevc fevc gruplar halinde İslâm dinine girdiler. Tevhid dini İslâm Mekke ve Medine'den başlayarak bütün Arabistan'a O'nunla ve ondan sonra da sahabeyle yayıldı. Sahabeler yeryüzünün doğusunda ve batısında Allah yolunda cihad ettiler. Allah da onları düşmanlarına karşı üstün kıldı. Allah'ın dini İslâm , diğer dinlere karşı galip geldi. Allahû Teâla'nın yüce kitabı Kur'an'da şöyle vaadettiği gibi:

    "O (Allah), müşrik'ler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü'nü hidâyet ve Hak din ile gönderendir." Tevbe, 33

    Kabirlerde namaz kılmak, Kur'an okumak, üzerlerine cami ve kubbe inşa etmek vb. hepsi küçük veya büyük şirke sebep olan çirkin bid'atlerdendir. İşte bu yüzden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in:

    "Allah, peygamberlerinin kabirlerini mescid edinen yahudi ve hristiyanlara lânet etsin" dediği Aişe radıyallahu anh'dan sahih olarak rivâyet edilmiştir. Sahihi Müslim de ise Cündüb b. Abdullah radıyallahu anh'dan rivâyet edilen bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

    "Sizden öncekiler peygamberlerinin ve salihlerinin kabirlerini mescid ediniyorlardı. Sakın ha siz de kabirleri mescid edinmeyin. Ben bunu size yasaklıyorum."

    Bu iki hadiste Rasûlullah sallallasu aleyhi ve sellem, yahudi ve hristiyanların kendi peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiklerini haber vererek, ümmetini de onlara benzeyerek kabirleri mescid edinmemeleri konusunda uyarıyor. Çünkü, oralarda namaz kılmak, uzun süre kalıp konaklamak, Kur'an okumak, bütün bunların hepsi şirke sebep olmaktadır.

    Bu yüzden kabirleri yükselterek üzerlerine kubbe yapmak ve örtü örtmek vs. bütün bunlar şirke sebep ve kabirler konusunda haddi aşmaktır. Ehli kitaptan ve ümmet-i Muhammed'den, cahil kişilerin kabirlere kurban kesmelerini, yardım istmelerini, dilekte bulunmalarını, hastalara şifa istemelerini daha da ileri giderek kabirde yatanlara ibadet ettiklerini canlı bir örnek olarak verebiliriz.

    Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in torunu Hüseyin radıyallahu anh'ın, Şeyh Ahmed el-Bedevi'nin ve Abdulkadir'nin kabirlerini gidip görenler, oralarda yapılanların insanı dinden çıkaran büyük şirkin çeşitlerinden olduğunu bilirler.

    Ayrıca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabirleri kireçlemeyi, üzerlerine oturmayı, onları yükseltmeyi ve mezar taşlarına yazı yazmayı kesinlikle yasakladığı da bizce sahih olarak bilinmektedir. Bu yasaklama başka hiçbir şeyden dolayı değil, sadece yapanı dinden çıkaran büyük şirke neden olduğu içindir. Gerek yöneticiler ve gerekse halk olarak bütün müslümanların üzerine düşen görev, insanları bu şirk ve bid'atlerden sakındırmalarıdır. Meseleleri sahih akideyi çok iyi bilen alimlere sormaları ve danışmalarıdır. Bilerek ve hakiki bir şekilde Allah'a ibadet edebilmek için bu ümmetin selefinin takip ettiği metod üzerinde giderek, bize zor gelen meseleleri çözmektir. Bu konuda Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz." Enbiya, 7

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır:

    "Kim içinde ilim olan bir yola tutarsa, Allah da ona bununla cennete giden bir yolu kolaylaştırır."

    Yine şöyle buyurmuştur:

    "Allah kimde hayır dilerse onu dinde fakih kılar"

    Bilindiği gibi kullar, boşuna yaratılmamışlardır. Sadece büyük bir hikmet ve şerefli bir gaye için yaratılmışlardır. O da yalnız Allah'a ibadet etmektir. Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım..." Zariyat, 56

    Bu ibadeti bilmek için Allah'ın yüce kitabı ile Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in pâk sünnetini öğrenmekten başka çıkar yol yoktur. Ayrıca Allah'ın ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in çeşitli ibadetlerdeki emirlerini bilmek ve bu konuda karşılaşacağımız meseleleri, bizden daha bilgili olan alimlere sormaktır. Kulların yaratılma gayesi olan Allah'a ibadet, ancak bu şekilde öğrenilir ve Allahû Teâla'nın şeriatte açıkladığı şekilde edâ edilir. Bu da O'nun rızasını kazanmanın, gazabından ve azabından kurtulmanın tek yoludur. O'nun Razı olduğu amelleri yapmada, Allah müslümanları başlarına en hayırlılarını geçirsin ve idarecilerini ıslah eylesin. Alimlerini anlatma ve öğretme konusunda başarılı kılsın (Amin).

    Şirkin çeşitlerinden birisi de Allah'tan başkasına yemin etmektir. Mesela peygamberler adına veya falancının hayatına yemin etmek gibi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    "Kim yemin edecekse ya Allah'a yemin etsin ya da sussun." Bu hadisi Buhari ve Müslim rivâyet etmiştir.

    Yine şöyle buyurmuştur:

    "Kim Allah'tan başkasına yemin ederse kafir olmuştur ve ya şirk koşmustur." Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizi, İbn Ömer radıyallahu anh'dan sahih olarak rivâyet etmişlerdir. Yine buyurmuştur:

    "Babalarınızın ve analarınızın üzerine yemin etmeyin, putlara da yemin etmeyin. Yalan yere değil, sadece doğru sözlü olarak yemşn edin."

    Bu anlamda daha birçok hadis vardır. Allah'tan başkasına yemin etmek küçük şirktir. Eğer yemin edilen şeye Allah gibi değer verilirse, fayda ve zararın ondan geleceğine, işleri düzeltip yardımı olacağına inanılırsa, neticede bu küçük şirk büyük şirke varabilir.

    Yine, "Allah ve falanca kişi dilemeseydi" ve "Allah ve falanca kişi olmasaydı" ve "Bu Allah ve falandandır" gibi sözler de bu kısma girer. Bütün bunların hepsi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu sözünden dolayı küçük şirktir:

    "Allah ve falanca dilerse demeyin, bilakıs Allah ve sonra falanca kişi dilerse deyin."

    Bundan dolayı şu şekilde söylemenin bir günahı yoktur:

    "Önce Allah sonra sen olmasaydın" veya "Bu önce Allah'tan sonra falancadandır." Tabii eğer o buna sebep olmuşsa...

    Ve yine adamın birinin, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:

    "Allah ve sen dilersen" dediğinde ona:

    "Beni Allah'a eş mi tutyorsun?! Yalnız Allah dilerse de." buyurduğu sabit olmuştur. Bu konudaki bütün hadisler ve deliller toplanırsa, şöyle demenin bir günahı olmadığı ortaya çıkar:

    "Önce Allah, sonra falanca dilerse." Başarı Allah'tandır.


    2-Bazı insanlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e duyulan sevgiyle yapılan tevessül ile, O'nun zatıyla ve şânıyla olan tevessülü karıştırmaktadırlar. Bunun bir benzeri hayattayken O'ndan dua etmesini istemekle, öldükten sonra dua etmesini istemektir. Bu benzerlikten dolayı tevessülün caiz olanı ile caiz olmayanı birbirine karıştırılmaktadır. Bu benzerliği ve karışıklığı ortadan kaldıracak, bu meselede müslümanları yanlış bilgilendirenlere cevap olabilecek geniş bir açıklama yapar mısınız?

    Cevap:

    Şüphesiz insanlardan çoğu, cahiliklerinden ve meselenin hakikatini kendilerine açıklayacak kimselerin az olmasından dolayı caiz olan tevessül ile caiz olmayan tevessül arasındaki farkı ayırt edememektedirler. Oysa aralarında büyük fark vardır. Caiz olan tevessül, Allah'ın peygamberleriyle gönderdiği, kitaplarında indirdiğidir. Cinler ve insanlar aleminin yaratılma sebebidir. Allah'ı sevmek ve O'na ibadet etmektir. Yine başta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere bütün peygamberleri ve onlara iman eden mü'minleri sevmektir. Ölümden sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme ve bunun dışında Allah ve Rasûlü'nün verdiği bütün bilgilere inanmak ve iman etmektir. İşte bütün bunların hepsi, ateşin azabından kurtularak cennete girmeye, bu dünyada ve ahirette mutlu yaşamaya sebep olan şer'i vesiledir. Aynı şekilde, O'nun sevgisiyle, isim ve sıfatlarıyla dua ederek ona yaklaşmak da şer'i olan vesiledendir. Yine Allah'ın kullarına emrettiği salih amelleri işlemek de, bu dünyada ve ahirette bütün dertlerden ve sıkıntılardan kurtulup, sonunda lütfüyla rızasını kazanarak cennete girmeye bir yoldur.

    Nitekim Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir." Talak, 2

    "Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir." Talak, 4

    "Kim Allah'tan korkarsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını artırır." Talak, 5

    "Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar." Zariyat, 15

    "Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır." Kalem, 17

    "Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız, O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar." Enfal, 29

    İşte bu ilim; doğru yolu gösteren hidâyet; hakkı batıldan ayırt eden burhan ve hüccettir. Bu konuda daha başka birçok âyetler vardır. Allah'ın rızasını kazanmak için, O'nu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i sevmek, iman emek ve şeriatine tabi olmak da caiz olan tevessüldendir. Çünkü bunların hepsi Allah'a yaklaştıran en güzel salih amellerdendir.

    Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şânıyla ve zatıyla veyahut da diğer peygamberlerin ve salih kişilerin zatlarıyla olan tevessüle gelince, bu ise aslı astarı olmayan, sonradan çıkmış bid'atlerdendir. Bilakis insanın şirke girmesine sebep olur. Çünkü, insanlar içinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i en iyi tanıyan sahabe böyle bir şey yapmamıştır. Nitekim, Ömer radıyallahu anh zamanında yağmur yağmayıp kuraklık olduğunda, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabrine gidip O'nu vesile kılarak dua etmediler. Bilakis Ömer radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in amcası Abbas b. Abdulmuttalib radıyallahu anh'ın duasını alarak yağmur talebinde bulundu. Minber üzerindeyken şöyle dedi:

    "Allah'ım! Eğer kuraklık olursa biz senin Nebi'in ile sana tevessülde bulunurduk, sen de bize yağmur gönderirdin. Şimdi sana Nebi'nin amcası ile tevessülde bulunuyoruz. Bize yağmur ver."

    Sonra Abbas'a dua etmesini söyledi. Abbas dua etti, sahabe de amin dedi. Ardından Allah azze ve celle de onlara yağmur gönderdi. Yine Buhari ve Müslim'in sahihlerinde bulunan meşhur "mağara ehli kıssası"nı da burada zikretmeye değer. Kısaca özetleyecek olursak: Yağmura yakalanan üç kişi bir mağaraya sığınırlar. Girer girmez dağdan bir kaya yuvarlanıp bir daha açılmayacak şekilde mağaranın kapısını üzerlerine kapatır. Kendi kendilerine şöyle derler:

    "Bu kayadan bizi, salih amele Allah'a yalvarmaktan başka hiçbir şey kurtaramaz." Sonra Allah'a dua ederek yardım isterler. Onlardan birincisi ana-babasına yaptığı iyilikle, ikincisi ise eline fırsat geçtiği halde zinadan vazgeçmekle, üçüncüsü de emaneti sahibine iade etmesiyle Allah'a tevessül ederler. Bunun neticesinde Allah da kayayı kaldırıp kapıyı açınca hep beraber çıkıp giderler.

    Görüldüğü gibi bu kıssa, salih amellerin, gam, keder ve üzüntüyü gideren, darlık ve sıkıntılardan kurtulmanın, dünyada ve ahiretteki zorluklardan selamete ermenin sebebi olduğuna dair en büyük delildir.

    Ama falancının şânıyla, hakkıyla, veya zatıyla yapılan tevessüle gelince, bu şirke götüren hiç de hoş görülmeyen bid'atlerdendir. Ölülerden yardım istemek ise büyük şirktir. Sahabe, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ölmeden önce aralarında yaşıyorken, yağmur yağmayıp kuraklık olduğunda veya kendilerine faydası olacak her iş için dua etmesini istiyorlardı. Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettikten sonra kabrinin başına gidip ondan dua etmesini veya şefaatçi olmasını istemiyorlardı. Çünkü onlar bunun o hayattayken caiz olduğunu, öldükten sonra caiz olmadığını biliyorlardı. Kıyamet gününde ise mü'minler, cennete girebilmek için, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şefaatçı olmasını isteyecekler.

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den önce sırayla Adem aleyhisselam'a, Nuh aleyhisselam'a, İbrahim aleyhisselam'a, ve Musa aleyhisselam'a uğrayacaklar. Her biri:

    "Nefsim, nefsim, benden başka bir şefaatçi bulun" diyerek özür dileyecek ve şefaatçı olmayacağını beyan edecek. En son İsa aleyhisselam'a gelecekler, O'da özür dileyerek Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gitmelerini söyleyecek. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelecekler. O da:

    "Şefaat etme hakkı benimdir, şefaat etme hakkı benimdir." diyecek.

    Çünkü Allahû Teâla O'na bunu vereceğini vaad etmiştir. Sonra Allahû Teâla'nın huzuruna gelip secdeye kapanacak, kendisine olunacak en güzel hamd-ü senada bulunucak.

    Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:

    "Kaldır başını; söyle, söylediğin dinlenir; iste, istediğin verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir." denilecek.

    Buhari ve Müslim'de bulunan bu hadis "şefaat hadisi" diye meşhur olmuştur. Allahû Teâla'nın İsra sûresinde:

    "Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin." İsra, 79

    diye beyan ettiği makam-ı mahmud işte budur.

    Salat ve selam O'na, aline, ashabına ve onlara en güzel şekilde tabi olanlara olsun. Allah bizleri onun şefaatine nail eylesin. (Amin).


    3-İslâm ümmetine mensup birçok kişinin Lailâhe illallah'ın manası hakkında cahil oldukları mulahaza edilmektedir. Bunun neticesinde de bu kelimenin zıddına olan sözler söylenmekte ve ameller işlenmektedir. Öyleyse saygıdeğer hocam, Lailâhe illallah'ın manası, içeriği ve şartları nelerdir, açıklar mısınız?

    Cevap:

    Şüphesiz Lailâhe illallah kelimesi, dinin temelidir. İslâm'ın şartlarının da ilkidir. Sahih bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

    "İslâm beş temel esas üzere bina olmuştur. Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Hacca gitmek ve de Ramazan orucunu tutmaktır." Bu hadisi, Buhari ve Müslim İbn Ömer radıyallahu anh'dan rivâyet etmişlerdir.

    Nitekim yine Buhari ve Müslim'in sahihlerinde İbn Abbas radıyallahu anh'dan rivâyet edilen bir hadiste, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz'ı Yemen'e vali olarak gönderirken, şöyle buyurmuştur:

    "Sen ehli kitaptan olan insanların yanına gidiyorsun. Onları Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim de onun Rasûlü olduğuma davet et. Sana bu hususta itaat ettikleri takdirde, onlara, Allah'ın kendilerine bir günde beş vakit namazı kılmalarını emrettiğini bildir. Bu hususta da sana itaat ettikleri takdirde, onları, Allah'ın, kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlere verilmek üzere zekâtı farz kıldığını bildir."

    Bu mevzuda bundan başka daha pek çok hadis vardır. Lâilâhe illâllah'ın manası ise: Allah'tan başka hakkıyla kendisine ibadet edilen bir ilâh yoktur. Bu kelimeye şehadet etmek ise, Allah'tan başkasının ilâhlığını ortadan kaldırır ve bu ilâhlığın hakkıyla sadece Allah'a ait olduğunu ispat eder. Nitekim Allahû Teâla Hac sûresinde şöyle buyurmaktadır:

    "Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir." Hac, 62

    Mü'minun sûresinde ise şöyle buyurmaktadır:

    "Her kim Allah ile birlikte diğer bir ilâha taparsa ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur, o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kafirler iflah olmaz." Mü'minun, 117

    Bakara sûresinde şöyle buyurmaktadır:

    "İlâhınız bir tek ilâhtır. O'ndan başka ilâh yoktur. O Rahman'dır, Rahimdir." Bakara, 163

    Beyyine sûresinde şöyle buyurmaktadır:

    "Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a ibadet etmeleri emrolunmuştu." Beyyine, 5

    Bu manada birçok âyet vardır.

    Bu büyük kelime onu telaffuz eden sahibini, manasını bilerek amel etmediği, tasdik edip hakikatini söylemediği sürece, ne onu şirk dairesinden çıkarabilir ne de fayda verebilir. Şüphesiz münâfıklarda bu kelimeyi dilleriyle söylüyorlardı, fakat ona iman edip onunla amel etmediklerinden dolayı cehennemin en alt tabakasına yerleştiler. Aynı şekilde yahudilerde bu kelimeyi söylemelerine rağmen, ona iman etmedikleri için insanların küfürde en şiddetli olanlardır. Ve yine bu ümmet içerisinde, kabirlerde yatan ölmüş evliyalardan yardım isteyip medet umarak küfre girmiş insanlarda, yaptıkları bu çirkin fiiller ve sapık inançlarına rağmen Kelime-i Tevhidi söylüyorlar. Fakat bunu söylemeleri onlara fayda vermez, onlar bundan dolayı müslüman olmuş da sayılmazlar. Çünkü söyledikleri sözler ve yaptıkları fiiller bu kelimenin manasını bozar. Bundan dolayı alimlerden bazıları Lailâhe illallah'ın şartlarının sekiz olduğunu söylemişlerdir ve aşağıdaki dörtlükte toplamışlardır:

    İlim, yakın, ihlas, sıdk ile Muhabbet ve inkiyad kabul ile Sekizinci olarak inkar etmekle Allah'tan başka her ilâhı.

    Birincisi: İLİM. Bu konuda cahilliği giderecek ilim. Lailâhe illallah'ın manasını bilmek. Daha önce de geçtiği gibi Lailâhe illallah'ın manası ise, hakkıyla ibadet edilen ilâh sadece Allah'tır. Allah'ın dışında ibadet edilen bütün ilâhlar batıldır.

    İkincisi: YAKİN. "Hakkıyla ibadet edilen sadece Allah'tır" diyen kişinin bu konuda bütün şek ve şüphelerden uzak olmasıdır.

    Üçüncüsü: İHLAS. Kulun Rabbi olan Allah için yaptığı bütün ibadetlerinde ihlaslı olması. Eğer bu ibadetlerinde Allah'ın dışında bir nebiye, veliye, krala, puta, cine veyahutta herhangi birine yönelirse şüphesiz Allah'a şirk koşmuştur.

    Dördüncüsü: SIDK. Bu kelimeyi söylerken, dilinin kalbine, kalbinin diline uyacak şekilde doğru olmak. Eğer sadece diliyle söylüyor da, kalbiyle söylediği şeyin manasına inanmıyorsa, bunun ona hiçbir faydası yoktur. Bu durumda münâfıklar gibi kafir olur.

    Beşincisi: MUHABBET. Bunun manası Allah'ı sevmektir. Eğer Allah'ı sevmeden bu kelimeyi söylüyorsa, İslâm dinine girmeden münâfıklar gibi kafir olur. Buna delil Allahû Teâla'nın şu sözüdür:

    "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin." Âl-i İmran, 31

    Bir başka âyette şöyle buyuruyor:

    "İnsanlar içinde bir takım kimseler vardır ki, Allah'tan başkasını O'na ortak edinip, onları Allah'ı sever gibi severler." Bakara, 165

    Altıncısı: İTAAT ETMEK. Bunun manası sadece Allah'a ibadet etmek, O'nun şeriatinin hak olduğuna inanarak ve iman ederek boyun eğmek ve itaat etmektir. Aksi takdirde İblis gibi kibirlenerek büyüklenir ve müslüman olamaz.

    Yedincisi: KABUL. İhlaslı bir şekilde sadece Allah'a ibadet etmeyi kabul etmek, bunda da Allah rızasını kazanmak için daim olmaktır.

    Sekizincisi: TAĞUTU İNKAR. (Tağut: Şeytan ve Allah'tan başka ibadet edilen her şey demektir.) Allah'tan başkasına yapılan ibadetten sakınmak ve bunun batıl olduğuna inanmaktır. Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "Kim tağutu reddedip Allah'a sığınırsa, kopmayan, sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." Bakara, 256

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir.

    "Kim Lailâhe illallah diyerek Allah'tan başka ibadet edileni inkar ederse, onun malı ve kanı haramdır. Onun hesabı Allah'a aittir."

    Bir başka rivâyette ise:

    "Kim Allah'ı bir kılar da tağutu inkar ederse malı ve kanı haramdır."

    Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir.

    Bu âyet ve hadislerin ışığında bütün müslümanların üzerine düşen görev bu şartları yerine getirerek "Lâilâhe İllallah"ı gerçekleştirmeleridir. Ne zaman ki bir müslüman bu kelimenin manasını bilerek yaşarsa, artık onun kanını dökmek ve malını almak haram olur.

    Allahû Teâla şöyle buyuruyor:

    "And olsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tağuttan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik." Nahl, 36

    Allah'tan başka ibadet edilen peygamberler, salih kişiler ve meleklerin kendileri tağut değildir. Tağut ise ancak, insanları bu ibadete çağıran ve onlara bunu hoş, güzel ve süslü gösteren Şeytan'dır.

    Bundan dolayı, kabirlerde yatan ölülerden, her türlü ruhani varlıklardan, ağaçtan veya taştan yapılmış putlardan, gökcisimlerinden yardım isteyerek onlara yalvarmak, kurban kesmek, secde etmek bu ve bunun gibi her türlü amel, söz ve inanç, "Lâilâhe İllallâh"ın manasına ters olup onu bütünüyle geçersiz kılarak yok eder ve sahibini de büyük şirke sokar. Buna benzer olarak, Allah'ın haram kıldığı, herkesin bilmesi zaruri ve haramlığı icma ile sabit olan içki içmek, zina etmek ve faiz almayı helâl kılmak da "Lâilâhe İllallâh"ın manasına ters olup, onu geçersiz kılmaktadır. Yine aynı şekilde farz olduğunun bilinmesi zaruri ve icma ile sabit olan namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekât vermeyi inkar etmek de kelime-i tevhidi geçersiz kılar. Bunun yanısıra tevhidi ve imanı zayıflatan söz ve amellere gelince bunlara örnek, küçük şirklerin kısımlarından olan riya, Allah'tan başkasına yemin etmek, "falanca ve Allah olmasaydı" sözüdür. Ayrıca bütün büyük günahlar imanı azaltır. Bu yüzden imanı azaltan ve ecrini düşüren her şeyden sakınmak gerekir. Ehli sünnete göre iman,söz ve amelden oluşmaktadır. Allah'a itaat etmekle artar, O'na isyan etmekle azalır. Bunun delili çoktur. Alimler bunları itikat, tefsir ve hadis kitaplarında açıklamışlardır. İsteyenler bakabilir

    Kur'an-ı Kerim'den deliller:

    "Herhangi bir sûre indirildiği zaman, onlardan bir kısmı der ki: "Bu sizin hanginizin imanını artırdı?" iman edenlere gelince (bu sûre) onların imanını artırır ve onlar sevinirler." Tevbe, 124

    "Mü'minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir." Enfal, 2

    "Allah, doğru yola gidenlerin hidâyetini artırır." Meryem, 76

    Bu manada daha birçok âyet vardır.


    Paylaş
    İtikad ile ilgili fetvalar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kabirdekilerden bir şeyler umarak mezarlıkların yanında onlara dua etmek dışında yapılan davranışlar uygun görülmez. Bu insanı şirke götüreceği için bu tür davranışlar sergilememek gerekir.



itikad ile ilgili ayetler,  itikat ile ilgili hadisler,  evliyalardan medet umulur mu,  evlıyadan medet umulur ayetlerı,  itikadi ile ilgili ayetler,  itikat ile ilgili ayetler