islamda Aile ve Eşlere Tavsiyeleriniz Forumundan Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler

    Reklam




    Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler


    Şimdilerde bir de hissî görmeye takılıp giden ve neticede boşanmaya sebebiyet veren bir evlenme furyası başladı ki, bütün bunlar karşısında içim parçalanıyor ve iki büklüm oluyorum Hayat boyu bizim için ya bir nimet, ya da nikmet olabilecek böyle bir mesele; akla, mantığa havale edilmesi gerekirken hislere bina edilmekte ve neticede de başa bela olmaktadır Halbuki hiç olmazsa böyle durumlarda akıl ve mantıkla hareket edilmeli ve komplikasyonlara sebebiyet verilmemelidir Böyle önemli bir mesele, zevk ve keyf için yapılacak bir şey değildir, yapılmışsa, zehir zenberek dahi olsa karşılıklı katlanılması gereken bir iştir İç çamaşırı mahremiyetinde korunması gerekli olan o evlilik hayatı, ciddi badirelere ma’ruz kalsa da dışarıya birşey sızdırmamak icab eder Evet, belki bazı durumlar itibarıyla eşler, âh u ızdırapla hep “ah” edebilirler ama, âlem o “ah”dan haberdar olmamalıdır

    Zannediyorum hizmet duygu ve düşüncesinin birinci planda tutulmaması, Allah’ın vermiş olduğu kabiliyetlerin yerli yerince kullanılıp hizmet düşüncesine kilitlenilememesi sebebiyle ufku dar, gaye-i hayal nedir bilmeyen, yüksek mefkûrelere dilbeste olamamışların sayısını artırıyor Bu insanların “bedenim, cismim” deyip onu düşünmelerinden ve hayatlarını ağız-dil-dudak, yemek borusu ve tatmin uzuvları arasında örgülemelerinden daha tabiî ne olabilir ki! Oysa ki, insanın yaratılmasında çok büyük hikmetler var Yirmiüçüncü Söz’de beyan edildiği gibi, insana bin altın değerinde birşey verilmiş; diğer canlılara ise bir altın o halde insan diğer canlılar gibi yaşayamaz yaşarsa, onun hesabını mutlaka sorarlar

    Dünyayı düşünen arkadaşlar, -Pir-i Muğan’ın yaklaşımıyla- askerliği bırakıp, çarşıda pazarda kendilerini ticarete salan insanlar gibi geliyor bana Böyleleri ihtimal, gerektiği gibi askerlik eğitimi ölçüsünde disipline alıştırılmamışlar; eğer alıştırılsalardı, 40 yaşında bile bunlara böyle birşey teklif edildiğinde “Allah, Allah! Benim boş zamanımı mı gördüler ki, yeni bir meşgale teklif ediyorlar Ben bütün gücümle yüklendiğim bu işin altından kalkamıyorken bu yeni durumu nasıl yükleneceğim ki! Yoksa bunlar beni âvâre, sergerdan biri mi zannediyorlar?” diyeceklerdi Şu anda bile tanıdığım 50 yaşlarında bir-iki insan var ki, “ben yapmam icab eden şeylere bile bu halimle yetişemiyorum O iki şeyi birden götürmem mümkün değil” düşüncesiyle yaşamaktalar

    Bediüzzaman Hazretleri, “Benim hakikî talebelerimden bir tanesi bir yere girmişse, ben o yeri o talebem sayesinde kendi hesabıma fethedilmiş bilirim” diyor Buna göre, bir okula gelip-giden bir arkadaşımız var da, o okulda hâlâ başka düşüncede olan insanların mevcudiyetine rastlanıyorsa, o insan talebeliğini bir kere daha gözden geçirmelidir

    Bu mevzuda dâvâyı temsilde önde olmakla birlikte, “vakt-i merhunu” gelmeden böylesi şeylere yönelen insanlar, geçici olarak zevk ve lezzet duysalar bile, Rabb-i Kerimime itimad ederek söylüyorum dokuz defa elem çekecek, on defa iki büklüm olup, burada da, ötede de inleyeceklerdir Ettiklerine ah u efgan edecekler ama, iş işten geçmiş olacaktır Yaptıkları, yıktıkları şeylerden, deldikleri şahs-ı mânevîden -Allah çektirmesin ama- çok çekeceklerdir

    Ya Rabb! Hava karanlık, yollar karmakarışık Sâlikler baygın ve dalgın Vazife mukaddes, sorumluluklar ağır! İnsanlar ise, bu sorumluluklar karşısında olabildiğine duyarsız! Düşman kavî, talih zebun! Alınacak yollar uzun, Senin rızanı tahsil ise oldukça zor! Ve bizler ne kadar tutarsız ve yetersiziz!

    Kaynak: Prizma > Perspektif




    Paylaş
    Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ‘Sen zaten hep böyle yapıyorsun’ yaklaşımı sorunu çözmez



    Evlilikte öncelikli niyetiniz karşınızdaki kişiyi anlamak olmalı Hem karşı tarafı anlama gayreti, hem de 'ben acaba onu ne kadar anlıyorum, ya da beni niye anlamıyor, acaba ben kendimi eksik mi anlatıyorum' diyerek, iki taraflı anlama gayreti olmalı Kişiliğinde bir eksiklik yoksa bu gayreti karşı taraf da fark edecektir
    Bir konuda tartışma yapılırken, sadece o anki konuya çözüm aramak gerekir Geçmişten örnekler vererek tartışmak, 'sen zaten hep böyle yapıyorsun' gibi ifadeler kullanmak olayı çözülemez bir boyuta getirir

    Geçmişi çok fazla karıştırmamak için de sorunları biriktirmemek, her defasında oturup konuşmak gerekiyor Gururu çok fazla öne çıkarmayıp gerektiğinde özür dileyebilmek, hatalarını kabul edebilmek her zaman çok önemlidir; ama evli çiftler arasında ilişkiyi yapılandırıcı özel bir etkisi vardır
    Bir taraf özür dileyince karşıdaki kişi de kendi içine döner ve nerede hata yaptığını sorgular


    ŞU SORULARI KENDİNİZE SORUN
    1 "Benim gerçek duygularım, düşüncelerim nedir, bu davranışımın asıl sebebi ne?"
    2 Ortada ne olursa olsun, eşinizi anlamaya dair bir gayretiniz var mı?
    3 Birileri beni anlasın ve ona göre davransın diye mi bekliyorsunuz?

    Ailem Dergisi
    Sayı:241




  3. 3

    Evlilikte iletişimin altın kuralları


    * Önce kendinizi tanıyın, duygularınızın farkında olun

    * Eşinizi anlayabilmek için gayret edin, sürekli anlaşılmak için beklemeyin

    * Artık evlendiğinizi, yetişkin olduğunuzu, bazı yeni sorumluluklar yüklendiğinizi kabul edin

    * Her sorun çıktığında ‘ben babamın evine gidiyorum’ veya ‘ceketimi alır çıkarım’ demek çözüm değil Yapıcı olmaya, kendi yuvanızın bağlarını kuvvetlendirmeye çalışın

    * Sorun çıktığında taraf tutacak hakemler tayin etmeyin Kişileri değil, olayları değerlendirecek hakem bulun

    * Birbirinizi tanıdıktan sonra ‘Eşimle ne zaman, hangi üslupla, nasıl iletişim kurabilirim’ sorusunun cevabını biliyor olmalısınız

    * Neyi, nerde, nasıl söyleyeceğinizi hesap edin Eşinizin hassasiyetlerini dikkate alın

    * Yeri geldiğinde özür dilemeyi bilin Gurur yapmayın

    * Sorunları biriktirmeden çözüme kavuşturun Her seferinde geçmiş hadiseleri beri çekmeyin


    Ailem Dergisi
    Sayı:242




  4. 4
    Sayfalara “eşimi seviyorum” ve “onu sevmek için bütün yolları deneyeceğim” diye yazın


    “Bir varmış bir yokmuş” diye başlar masallar… Ve “onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine” diye son bulur Ortada neler yaşanır o pek bilinmez Acılar mı çoktur, sevinçler mi? Onu ne yazan olur ne de anlatan Ama gerçek olan mutlulukla biten masallardır Şu dünyada hemen herkesin öyle bir masalı vardır Kimi masalların sayfalarına kahkahaların resmi çizilir Kimininkine ise hıçkırıkların hüznü yazılır… Peki sizin masalınızda ne yazılar var? Hüzün mü yoksa, neşe mi?”
    Eğer o masala mutluluğun resmini çizmek, mutluluğun şarkısını yazmak istiyorsanız? Önce geçmişteki acıların üzerini çizin Kötülükleri mazi mezarına gömün Sayfalara “eşimi seviyorum” ve “onu sevmek için bütün yolları deneyeceğim” diye yazın
    Çirkin olan hiçbir şeyi duymayın, görmeyin Her söze cevap yetiştirmeyin Gözünüzü kör, kulağınızı sağır edin Bu dünya her kötülüğü görecek, her söze cevap yetiştirecek kadar uzun değil
    Eşinizi “sen şöylesin, sen böylesin” diye yıpratmayın “Sen benim için özelsin, sen bir tanesin” diye motive edin Kameralarınızı kusur ve hatalara değil; güzelliklere çevirin
    Negatifliği bırakıp, pozitif olun Etrafınıza mutluluk ışıkları saçın Çevrenize huzur meltemi estirin Eşiniz aydınlığınızda ferahlamak, huzur melteminizde serinlemek için yanınıza koşa koşa gelsin Acıları orada dinsin Sıkıntıları orada bitsin Elem ve keder dağları o güneşte erisin
    Eviniz, erişilmez dağların zirvesi olmasın Eşiniz, o fırtınalar arasında tek başına kalmasın
    Aynı evi, aynı çocukları, aynı odayı ve aynı yastığı paylaşanlar aynı “s e v g i y i” de paylaşsın Aynı mutluluğa imza atsın Aynı huzura doğru koşsun Şayet “Ben pozitif olamıyorum ya da ne yapsam eşimi mutlu edemiyorum” diyor ve mutluluğu yakalamakta kararlıysanız?
    Hayatta hiçbir şey zor değil Yeter ki isteyin, yeter ki, başaracağınıza inanın ve gayret gösterin Bir de bol bol, dua edin
    Unutmayın, yollar, yürüdükçe aşılır Dağlar tırmandıkça Evlilik de bir yoldur Bazen ufak tefek taşlar olur Onları görüp, ümitsizliğe düşmeyin
    Belki koşarken ayaklarınıza taşlar batar, belki yüreğiniz acır Sonundaki mutluluğu düşünün Güzel günleri hayal edin…
    Masalınızın sonunun mutlulukla bitmesini istiyorsanız eşinizi sevin Ve önsözü “mutsuzlar” son sözü “ayrıldılar” değil, önsözü “sevgi” son sözü “mutluydular” olsun


    GÜLAY ATASOY





  5. 5
    Eşler, hayat arkadaşının hayalini haramdan korumalı

    Hassas konulardan biri “hayali, haramdan koruma tedbiri”dir İslam aile kültüründe oldukça önemli bir yer işgal ettiğinden dolayıdır ki, hanımın nikahlısına karşı süslenmesi sevaptır, denmektedir ilmihallerde

    Neden sevaptır? Çünkü kendini bakımlı tutarak beyine karşı cazibesini koruyan hanım, beyinin hayalini harama kaymaktan koruyan hanım demektir İslam kültüründe hayali haramlardan koruma başarısı, harama kaymayı önleme ibadeti sayılmış, hayırlı hanım ve hayırlı bey tarifi de bu başarıya göre yapılmıştır Nitekim Peygamber terbiyesiyle büyümüş olan Hazret-i Fatıma validemiz,

    “Hayırlı hanım nasıl olur?” sorusuna verdiği cevabında:

    - Hayırlı hanım, hayaliyle de olsa haramlarda gezmeyen, beyini de haramlarda gezdirmeyen hanımdır! demiştir Demek kendisi hayalen de olsa haramlarda gezmediği gibi, beyini de gezdirmeyen hanım hayırlı hanım!

    Aynı soruyu Hazret-i Ali efendimize de sormuşlar:

    -Hayırlı bey nasıl olur? demişler Aynı kaynaktan terbiyesini almış olan o yüce insan da kendi nefsine ait kontrolünü şöyle ifade etmiştir:

    -Hayırlı Bey hayaliyle de olsa haramlarda gezmeyen, hanımını da gezdirmeyen beydir!

    İslam aile kültüründe hayallerle de olsa haramlarda gezmeme! ve de gezdirmeme! anlayışı, iki taraf için de çok önemlidir Çünkü her türlü haramlar önce hayallerle başlar Öyle ise sonunda harama dönüşecek olan hayale baştan hakim olmalı, harama dönüşmesine fırsat vermeyecek tedbiri taraflar önceden almalılar Bu ne ile mümkün olur?

    Hanımla beyin karşılıklı cazibeli davranış ve görüntülerine dikkat etmeleriyle mümkün olur!

    Beyine karşı bakımlı ve çekici tutumuyla etkisini hissettiren bir hanım, beyinin hayalini haramlara itme değil, haramlardan çekme başarısı göstermiş olur Kendisi hayalleriyle haramlarda gezmediği gibi, beyini de gezdirmeme ibadetinin sahibi sayılır! Hatta bu konuda daha da derinleşerek denebilir ki, haramların her tarafı işgal ettiği devrede bey de, hanım da karşılıklı çekiciliklerini geliştirmeye ciddi şekilde önem vermeli, tepki doğuracak itici davranış ve görüntülerden de kaçınmaya özel bir gayret göstermeliler Daha derin bir ifadeyle taraflar, karşılıklı tatmin olma ve tatmin etmeyi dini birer mükellefiyet ve mecburiyetleri olarak da görmeliler! Şunu da unutmamalılar ki, tepkisel davranışlarla aileyi koruyacağını zanneden taraf, kendi kalesine gol atan futbolcuya çok benzer Kazanma adına kaybetme durumu söz konusu olabilir Çünkü bir gönülde sevgi tahtı kurmak tepkiyle değil etkiyle olur İticilikle değil çekicilikle mümkün olur!

    Öyle ise özellikle dış görünüşüyle çekiciliğini koruyan hanımefendi, sabırlı, hoşgörülü ve sadakatli tutumuyla da etkisini genişletip hakimiyetini her koldan geliştirmesini bilmelidir Tek kelimeyle aile içinde taraflar, mıknatıs olmalı, birbirlerini itme değil çekme özelliğine özen göstermeliler

    Ahmet Şahin
    Ailem Dergisi
    Sayı:173






  6. 6
    Yorganına göre



    Yuvayı yapan eşlere önemli görevler düşmektedir Bu görevlerin başında da, eşlerin birbirlerinin çektikleri yüklerin ağırlığını takdir ederek, onu anlayışla karşılamak ve ayağını yorganına göre uzatmak gelecektir Herkes, kendisi, çocukları ve evi için almak istediği şeyleri, öncelik esasına göre sıraya koymalı, ilk önce en zorunlu olanını, daha sonraki aylarda da önem sırasına ve ailenin gelirine göre öteki ihtiyaçların temin edilmesini istemeli, kısacası "Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını" kuralına uymalıdır Dışarının bunaltıcı ve yıpratıcı havasından kaçarak huzuru evinde arayan eşlerin birbirlerinin eksiklerini teker teker sıralayarak birbirlerini büsbütün perişan etmemeye çalışmaları gerekir Öte yandan eşler çocuklarına lüzumsuz isteklerde bulunmamalı ve geçim imkânlarının ağırlaşması sebebiyle durumun nezaketini kavrayıp ona göre davranmalıdırlar

    Ali Budak
    Ailem Dergisi
    Sayı:48




  7. 7
    Evlilik sevgiyle beslenmek ister



    Sabah erken kalkıp işe koyuldu Eşi de çocukları hazırlayıp okula gönderdi Sonra ufaklığın kahvaltısını hazırladı Bir ev hanımı olarak günü çocuklar ve ev işleriyle geçiyordu Akşam beyi eve geldiğinde henüz akşam yemeği yoktu Akşam yemeğinin arkasından çayı zor içmişlerdi Anne-baba bir yandan çocukların kavgalarını ayırmaya çalışırken diğer yandan da TV’deki diziyi izlemeye çalışıyordu Vakit ilerlediğinde çocuklar uyumuş karıkoca da yorgunluktan bitap düşmüştü Evleri iki oda bir salondu Oktay beyin işten, Elif hanımın da ev ve çocuklardan pek vakti bulunmuyordu Zaten kendilerine ait özel bir vakitleri olduğu da söylenemezdi Günün bütün yorgunluğuyla sadece rüyalarını paylaşma fırsatları vardı Oktay beyle Elif hanımın birbirlerine sevgiyle bakıştıkları günlerin varlığına rastlanmıyordu artık Evlilik canlı bir varlıktır O, sevgiyle beslenir ve sevgiyi her iki eşten almak durumundadır İki insan bir araya geldiğinde onları birbirine bağlayan evliliğin sevgisiz kalması onun giderek solmasına ve güçsüz kalmasına neden olur Aradaki bağ giderek zayıflar Elif hanımla Oktay beyin evliliği de oksijensizlikten dermansız kalmıştı Birbirleriyle konuşmalarında içtenlik ve sevginin yerini borç, iş ve çocuklar almıştı Oktay bey her gün dışarıda onlarca bakımlı ve güzel giyimli hanım görüyordu Halbuki eşi iş ve çocuklardan giyinmeye pek özen göstermiyordu Oktay bey, eşi hakkında böyle düşünmesine rağmen kendisinin de hanımı için farklı bir şeyler yaptığı yoktu O da giyim kuş----- dikkat etmez, gelir gelmez televizyonun başına geçer ve yatıncaya kadar kumandayı elinden bırakmazdı Evlilikleri, bir evde kalmak ve çocuklarına bakmakla sınırlı olmaya başlamıştı Bir ara Oktay bey işyerinden chat’e dadanmış ve kim olduğunu bilmediği bayanlarla konuşmaya başlamıştı Bir aile dostu, Oktay bey ile Elif hanımın evliliğinin bu kötü gidişatının farkında idi Eşiyle birlikte ne yapabileceklerini düşünürken Elif hanım ve Oktay beyle konuşmaya karar verdiler Dostu, Oktay beye öncelikle eşiyle birlikte vakit geçirebilecekleri özel bir zamanları olması gerektiğini söyledi Bunun için haftanın bir-iki günü ila her günün bir-iki saati özel olmalıydı Elif hanıma ikindi çayına gelen arkadaşı ise ona şu önerilerde bulunmuştu: “Kendine çekidüzen ver Ev işleri hiç bitmez ki! Dolabındaki elbiseleri ne zaman giyeceksin? Çocuklara ayırdığın kadar eşine de vakit ayırmalısın” O gün Oktay bey elini kumandaya uzatmadı Televizyon başında uyuklamadı Eşine getirdiği ufak hediye Elif hanımın gözlerinin parlamasına neden oldu Elif hanım da, Oktay bey de birbirlerine karşı güzel giyinmeye ve bakımlı olmaya gayret gösterdiler Haftanın bir günü çocukları annelerine bırakıp ikisi birlikte dışarı çıkmaya başladılar Gün içinde kendilerine ait özel saatlerinin olduğunu çocuklarına da öğrettiler Oktay ile Elif’in kurumaya yüz tutan evlilik ağacı yeniden yeşerip çiçekler açtı Artık onlar sadece rüyalarını paylaşmıyorlar

    Serhat Şeftali







  8. 8
    Evlilik uyumlu olmaktır



    Evlilik hayatı başkası veya başkaları için yaşamanın bir başka adıdır Aslında bunu sadece evlilik hayatına indirgemek de doğru değil Çünkü insanoğlu toplumsal bir varlık olduğu için genel anlamda başkaları onun hayatında hakim unsurdur Maddi bağlamda ürettiği şeylerle, tükettiği ya da tüketebileceği şeyler arasındaki mukayese bunu net bir biçimde ortaya koymaktadır Bir fırıncı düşünün Hayat boyu ürettiğinin ne kadarını kendisi yemiştir acaba? Bu insanoğlunun kaderidir Yaratanın zaruri istikamet cinsinden yönlendirdiği, alternatifi olmayan bir yol Aksi bir durum hayatı belki de çekilmez kılardı Fedakârlık burada kilit kelime ve kavram Başkaları için yaşamanın en temel unsuru Yoksa çocuklu veya çocuksuz o yuvanın devamı imkansız denecek kadar zor
    Kadınıyla–erkeğiyle herkesin evlilik hayatı öncesinde karakteri az–çok belirginleşmiştir Evlilikten sonra karakter değişimi çok fazla rastlanır şey değildir Hayat stili belirginleşmiştir artık Evlilik normal seyrinde süregiden bu hayatı birden başka boyutlara taşır Hayatın bir anlamda gerçek yüzü ile tanışma fırsatı sağlar çiftlere Erkek, kadın cinsini ana, nine, hala, teyzeden; kadın da erkeği baba, dede, amca ve dayıdan öte farklı bir vasıf ile tanır; tanır ama kimileri pişman olur “keşke” der, kimileri de “Niye daha önce tanımadım!” diye hayıflanır Eşleri böyle söyleten aradaki ortak paydalardır O paydaların çokluğu mutluluğu, azlığı ise aksi neticeyi hasıl eder Fedakârlık, sorunları kökten çözecek bir iksirdir “Dediğim dedik, çaldığım düdük” mantığını ele veren inatçı yaklaşımlarla bir yere varılamaz Dolayısıyla özellikle evliliğin ilk yıllarında, eşlerin birbirlerini tanıma ve yeni hayat düzenlerine alışma zamanlarında bu fedakârlık dediğimiz olguya göre hareket etmeleri şart Bu kendi değerlerinden, alışkanlıklarından, huylarından taviz verme değildir Aksine ömür boyu sürecek yeni bir hayat düzenine göre şekil alma çabasıdır Yeni bir oluşumun ilk adımlarıdır Boşanmaların altında yatan neredeyse tek neden de budur Sazını akord eden sanatçıları gördünüz mü? Evlilik bundan çok da farklı değil Zaman ister 5 ay, 5 yıl, belki de ömür boyu Ama, bir belirgin fark var; o da eşlerin birbirlerinin akordlarını ayarlama zorunluluğu

    AHMET KURUCAN






  9. 9
    Eşler Arası Sözlü İletişim ve Hakaret



    Eşler arasındaki sözlü iletişim ve onun bazı ögelerinden bahsedeceğiz bu yazımızda Sözlü iletişimin en önemli yanı tarafların birbirlerine verdikleri/vermek istedikleri mesajdır Mesaj ise bir düşüncenin, inancın veya kanaatin muhataba, en kısa kelime kalıplarına dökümü ile intikali demektir Yalnız bunun sunumunda düşüncenin kabullenilmiş bir metotla ortaya çıkması, organize edilmesi, şahsi karakter, konuşma stili, çevre şartları, ruh haleti vb şeyler mesajın fonksiyonuna tesir eden ana faktörlerdendir

    Biz bütün bunları bir kenara bırakıp, sadece kelimeler ve onlara yüklenen anlamlar üzerinde kısaca duralım Kelimeler bütün dünya dillerinde bir çoğu itibariyle sadece bir anlam taşımazlar Sözlük anlamları birbirinden alabildiğine farklı olan kelimeler, anlamları sabit olanlara nisbetle sanırım daha fazladır Veya aynı kelime söylendiği konteks içinde çok farklı anlamlar taşıyabilir Kelimeler, kelimeler bütünü biçiminde karşımıza çıkarsa, bu defa da o bütünlük içinde başka manalar kazanır Dolayısıyla sözlü iletişimde herşeyden önce bu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir
    Söz gelimi, “Sen görürsün!” sözü bir tartışma ortamında hiç tartışma götürmez biçimde tehdit ifade eder Ama normal bir konuşma atmosferinde belki de muhatabın daha önce görmediği birşeyi yakında göreceğini ifade eden bir ihbar anlamını taşır
    Bir iki örnek daha verelim; biz genelde bir insanın çalışkanlığını ifade için “arı gibi’ deriz Cesaret ve gücü için ‘aslan gibi’, hızlı koştuğunu belirtmek için de tazı gibi’ tabir ve teşbihlerini kullanırız Bunlar yerine birincisinde ‘eşek gibi’, ikincisinde ‘dinazor’, üçüncüsünde ‘köpek gibi’ demeyiz Çünkü bu teşbihlerde kullanılan ortak malzeme her ne kadar hayvan üst başlığı içinde birleşseler de, ikinci kısımda verdiğimiz örnekler halk arasındaki yaygın kullanımı ile hakaret anlamını taşımaktadır

    Şimdi bu safhadan sonra hakaret etrafında serd-i kelam edebiliriz Hakaret, insani ve İslami boyutta aklen çirkin, ahlaken yanlış ve dinen haram bir iştir Allah’ın mükerrem kıldığı bir varlığı -hele bu insan ise- küçümsemenin, hiçe saymanın, hakir görmenin ifadesidir hakaret Bu bakış açısına sahip olduktan sonra ağızdan çıkan sözlerin bir açıdan anlamı yoktur Onlar ister hakaret, ister küfür, ister kinaye, ister medh ü sena olsun önemli değil, çünkü iç bozukluğu, bakış açısında çarpıklık söz konusu

    Aile içi iletişimde de çoklarının dikkat etmediği ama etmesi gereken bir konudur bu İsterseniz ‘karı’ sözcüğünden başlayalım örnekler vermeye “Karı’ sözlükte çalışkan ve hamarat anlamlarına geliyor Dolayısıyla hakaretten öte bir takdir var ortada Fakat asırlardır devam eden maziyi inkar modasından olsa gerek, karı kelimesi bugün eş, hanım vb emsallerine nisbetle en azından kabalığın ve nezaketsizliğin bir göstergesi olarak kabul ediliyor halk arasında
    Koca kelimesi için de hemen hemen ayni şeyler geçerli Eş, bey kocaya nisbetle daha fazla kullanım alanına sahip ve nazik! Hemen ilave delim, karım ve kocam şeklinde nisbet ifade eder tarzdaki kullanımlar için hakaret iması söz konusu değil

    Bütün bir dünya hayatını, bizim inancımıza göre ahiret hayatını da birlikte geçirmeye, kederi ve sevinci, varlığı ve yokluğu paylaşmaya söz vermiş ve kelimenin tam anlamıyla bir bütün olmaya karar vermiş çiftlerin, paylaşamadıkları bir şeylerin olduğu dönemlerde ağızlarından çıkan şeyleri iyi bilmeleri gerekmektedir “Bakılacak yüze utanılacak söz söyleme” demiş atalarımız Eşimiz bizim için hem dünyada, hem de ukbada, hem bugün hem de yarın bakılacak yüzlerin başında gelir İşte o yüze “Senin neyin var ki? Ne özelliğin var Allah aşkına? Paran mı, güzelliğin mi/yakışıklılığın mı, makamın mı? Neyin var söyle?” söylenilmesi gerekli olan biz söz müdür? “Bugünkü aklım olsaydı, seninle katiyyen evlenmezdim?” sözünün karşı tarafın sinesinde nasıl bir yara açacağını tahmin ediyorsunuz? Tamir edilebilir, unutulabilir bir şey mi yoksa? Evet yoksa?
    Hasılı, hakaret derken meseleyi illa küfür eksenli boyutta ele almamak lazım Bunlar da hakaretin affedilemez cinsten olan örnekleri

    Her ortamda şuur düzeyini muhafaza ederek, her kelimenin hesabını verme sorumluluğu içinde ve mutlaka düşünerek konuşmalıyız Unutmayalım, “Düşünmeden konuşmanın cezası konuştuktan sonra düşünmektir” Bugün etrafımızda nice konuştuktan sonra düşünen dul insanlar vardır Bari onları düşünelim, hallerinden ibret almaya çalışalım

    Ahmet Kurucan





  10. 10
    İşte evliliğinizin düşmanları


    Evliliğinizin huzur içinde sürüp gitmesine engel olabilecek bazı sebepler vardır Bu sebepleri belirleyip yapmamak ilişkinizi ve yuvanızı kurtarmak için ilk adımınız olabilir


    Eşler arasında yaşanabilecek kısa süreli bazı sorunlar istenmeyen sonuçlar doğurabilir Çiftlerin kızgınlıkla alacağı kararlardan, çocukları da en az kendileri kadar zarar gördüğü için eşlerin beraberliklerinin düşmanı olan etkenleri belirleyip üzerine gitmeleri gerekir İşte evliliğinizin düşmanı olabilecek tutum ve davranışlar



    Eleştiri
    "Sen hep böylesin Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin Hep bağırıyorsun Beceriksizsin Filanın eşinden ibret al Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım" Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir

    Genelleme
    "Hep böylesin Böyle yaparsın Zaten senden başkası da beklenmez Bencilsin Hiç değişmiyorsun Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın

    Aklını okumak
    Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar "Hah yine kızdın Bakışlarından anladım Sen öyle demek istemedin Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum" Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir

    İşi yokuşa sürmek
    Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur

    Geçmişi hatırlatmak

    Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir

    Hep haklı olmak

    Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor" Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür

    Sorumluluk

    Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor

    Mantıksal yaklaşım

    "Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et" Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir

    Sözünü kesmek
    İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir

    Terapist yaklaşımı

    Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır

    Haber7




  11. 11

    --->: Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler

    Evlilikte ilk Yıllar


    Geçen hafta içinde bizzat karşılaştığım iki olay bağlamında evlilikte ilk yıllara ait bir değerlendirmede bulunmak istiyorum Bir; bu bir itiraf Girilen yanlış hem de çok yanlış ama aynı zamanda geri dönülmez bir sürecin ardından söylenen bir itiraf Keşke demek bir anlam ifade etmiyor Allah Rasulü’nün (sav) beyanıyla bu zeminde keşke demek şeytana yardım etmekle eşdeğer Çünkü zamanı geriye getirmenin, onu geriye doğru işletmenin imkani yok Ah keşke, evet keşke zamanı geriye işletebilseydik, işletebilseydik de o yanlışları bir daha yapmasaydık
    Veya madem zamanı geriye işletemiyoruz, bari o dönemlerde zamanı ileriye doğru işletebilseydik de bugünleri yani pişmanlıktan iki buklüm olduğumuz zamanları görüp ona göre tavır alabilseydik

    Heyhat!
    Her neyse, birinci örneğe donelim Eş deniz aşırı ülkeden gelmiş Oldukça küçük sayılabilecek bir yaşta evlilik yapmış eşin, dostun hatırına Hayat tecrübesinin olmayışı bir yanda, ana-baba, kardeş, vatan hasreti, diğer yanda, kocanın bizzat kendi itirafıyla oldukça huysuz, müsamahasız ve kışla disiplini içinde bir hayat düzeneği istemesi, bunlara ilaveten yabancı dil ve yabancı ülke ve hepsinden öte bu zincire takılan Allah’ın takdiri düşünülmeyen bir çocuk halkası Saadet zincirinin aksine geçimsizlik zincirinin halkaları böylece tamam Bu arada ne kocaya ne de kadına yon verecek, evlilik hayatlarına istikamet kazandıracak, tecrübeleri ile onlara yardımcı olacak bir çevrenin de olmadığını ısrarla belirtmek isterim
    Geçimsizlik had safhaya ulaşınca bazıları araya girerek eşlere iradi olarak bir müddet ayrı yaşamalarını tavsiye ediyor ki yerinde bir tedbir bu Ve kadın kucağında çocugu ile deniz aşırı yolculuk yaparak ailesinin yanına gidiyor; gidiyor ama gidiş o gidiş

    İkinci örnek çiceği burnunda üç aylık hamile eşi ile dört aylık evli bir erkeğe ait Ataerkil bir aile ortamında büyümüş, yaşı, tecrübesi, bilgisi ve kendine saygı ve güveni yerinde Sağlam karekteri, bilgi düzeyi ile yakın ve uzak çevresine yaptığı önderlik, arkadaş çevresinde şu ana kadar gösterdiği engin hoşgörüsü, espri –ki zekaya delalet eder- anlayışı ile parmakla gösterilen bir tip İlke ve inançlarından taviz vermeden şeytanla dahi dostça geçineceğine ihtimal verdiğin birisi var mı deseler, ilk aklıma gelecek kişiler arasında o Ama gel gör ki anne-baba özelinde gördüğü aile ilişkisini kendi evliliğinde göremeyince, bundan daha kötüsü ömür boyu göremiyeceğine inanınca huzursuzluklar baş göstermiş evliliğinin ilk aylarında

    İkinci aileye birinci örnekteki pişmanlığı hatırlatmak isterim “Keşke biraz daha musamahalı olsaydım Keşke herşeyin askeri disiplin içinde olması gerektiği beklentisi içine girmeseydim Keşke eşime ve kendime yeni hayat düzenimize alışmamız için biraz daha zaman tanısaydım” Ama son pişmanlık ne çare ne de çözüm

    Dikkat ederseniz her iki örnekte de problemler adına spesifik örnekler vermedim Neden mi? Yanlış anlaşılmalara meydan verir korkum var da onun için Ama meseleler soyut bir düzlemden somuta kaysın diyorsanız bu ailelere raci olmayan bir örneği hem de sanırım çok ailelerde yaşanan bir örneği sunayım sizlere Türk atasözü olarak duymuştum, yazıl bir kaynakta görmedim, hakikatine inanırsınız-inanmazsınız beni alakadar etmez ama derler ki; “Kocasından sonra kalkan kadından hayır gelmez” Gerçekten bizim ev hanımlığı statüsünün geçerli olduğu aile yapımız içerisinde kadın kocasından once kalkar, kahvaltısını hazırlar, dış elbisesi adına ütü başta olmak üzere gerekli şeyleri bitirir ve kocasını işe gönderdikten sonra ev hayatına geri döner, uyuyacaksa uyur, uyumayacaksa uyumaz Çocuk/çocuklar varsa, okulları soz konusu ise onlara raci işler de kadına aittir

    Ama bazı ailelerde bu durumun tam aksini hem de gayet yaygın biçimde görebiliyoruz bugün biz Ayıp mı, günah mı diyebilirsiniz? Hayır ne ayıp ne de günah! Eğer eşler bunu bir hayat sistemi olarak benimsedi ve bunda bir anormallik görmüyorlarsa bana ne? Fakat mezkur durum evde geçimsizlik sebebi ise –ki olması gayet normaldir- bu bir, iki geleneksel aile yapımızın bir anlamda değişikliğine sebebiyet veriyor ve çocuklarımız vasıtasıyla bir sonraki nesle intikal etme ihtimalinde ise –ki elbette öyledir- kadının günlük hayat programını kadim anlayışımıza göre düzenlemesi gerekmez mi?

    Bana göre gerekir, şarttir hatta mecburdur kadın Madem ki ev hanımıdır ve madem ki örf-adet ve geleneklerimize göre yukarıda bahsettiğim vazifeler evin hanımına aittir, kadın herşeye rağmen bunları yerine getirmekle mükelleftir

    Çekirdek aile yapısının gereği imiş bu yeni durum veya hayat standartlarındaki değişiklikler bunu ön görüyormuş vb mazeretler bir anlam ifade etmiyor ve etmemeli bence Zira biz sadece kendi günümüzü değil, geleceğimizin de temellerini atıyoruz yaşadığımız bir hayat ile Bir cümle ile ifade etmeye çalıştım yukarıda, çocuklarımızın bu sitilden nasıl etkileneceğini düşünüyorsunuz acaba?

    Evet, kabullenilen hayat tarzından tavizmiş bu! Evin hanımı böylesi bir isim takmış buna? Ninesi gibi erkenden kalkacak, kocasını ise gönderecekmiş? Hangi devirde yaşıyormusuz?

    Hissiyatın akla ve muhakemeye galip geldiğini gösteren talihsiz beyanlar bunlar Yapmayın Allah aşkına! Birakın insan yuvasının saadeti uğruna bu kadarcık fedakarlığa katlansın Uykusunu azıcık terk etsin Bu kadarcık fedakarlıkta bulunamayan kadın zaten ne bir yuvaya eş, ne de bir çocuğa anne olacak kapasitede değildir Kaldı ki fedakarlık dediğiniz şey ne? Uykudaki zamanlama Hepsi bu!!!

    Ahmet Kurucan




    Muminem --->: Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler

  12. 12
    Aile içi İletişimsizlik


    Nice heveslerle almıştı elinde tuttuğu kitabı Okulda hocası, mahallede arkadaşları tavsiye etmişti Eve her gün gelen gazetede reklamını da görmüştü üstelik Bir kaç gün sonra gazetede haftada bir çıkan kitap yorumlarında da okuyunca almalı ve okumalıyım bu kitabı diye karar vermişti kendi kendine Bir de anneme sorayım diye içinden geçirdi Gerçi anne ve babasının hayır demeyeceklerinden emindi; çünkü eve aldıkları gazetede reklamı ve yorumu yayınlanmıştı Ama yine de sorayım dedi Ne de olsa annesiydi, okumuş, tahsilli, “ün görmüş gün görmüş” bir kadındı Tahmin ettiği gibi çıktı Annesi de hararetle “git al, senden sonra ben de okuyayım” dedi Gitti kendi harçlıklarından biriktirdiği para ile kitabı aldı ve hevesle okumaya başladı

    Ama bütün bu olup bitenlerden babanın haberi yoktu ve ne olduysa işte o akşam oldu Baba akşam işten geldiğinde çoçuğunun elinde kitabı görünce “deli divane” oldu birden bire Çıldırmıştı adeta Bağırıyor, çağırıyor, yeri göğü inletiyordu Nasıl olur da kendisinin haberi olmadan kitap alınırmış? Nasıl olur da harçlıklar çar çur edilirmiş? O paralar kolay mı kazanılıyormuş? Kendisi de baba olunca görecekmiş? İlla kitap okunacaksa kütüphanede kıyamet gibi kitap varmış, onları önce okusaymış Daha neler, neler!!!!

    Ben kitap örneğini verdim; siz kitabı kaldırın başka şeyler koyun bunun yerine Netice değişmeyecek Bu ve benzeri sebeplerle hemen her gün belki çoklarımızın evinde nice kalpler kırılıyor, nice düşünceler zedeleniyor, nice ailelerin mutluluklarına gölge düşüyor, bugünleri ve yarınları adına kapanmaz gedikler açılıyor
    Bence burada asıl problem ne çocuk, ne harçlık, ne kitap, ne de kitabın muhtevıyatı Asıl problem aile içi iletişimsizlik Sizce en kızgın anında dahi olsa, baba annenin haberi olup olmadığını, ondan izin alınıp alınmadığını sormalı değil miydi? Ya anne izin verdiyse? Bu yüzden sözünü ettiğimiz misalde aile içi iletişimsizliğin bağırıp çağırma esnasında gerekçe olarak sunulan şeylerden daha önemli, dolayısıyla asıl problemin bu olduğunu düşünüyorum

    Bu örnekte babanın söz konusu reaksiyonu ihtimal ya işyerindeki herhangi bir problemini eve taşımasından, ya eşiyle önceden girdiği dargınlık ortamının etkisinden, ya da kimsenin bilemediği farklı şeylerden kaynaklanmış olabilir Ama bunların hiçbiri sözünü ettiğimiz reaksiyoner çıkışı haklı kılmaz

    Şunu baştan kabullenelim; aile içinde karı-kocanın şu ya da bu sebeple birbirine dargın olduğu, konuşmadığı, ayrı yerlerde geceledikleri zamanlar olabilir Haklı ya da haksız gerekçelerle girilen bu süreç eğer çabuk hall u fasl edilmezse, düzen İslami değerleri benimsemiş ailenin uyması gerekli olan minimum standartlara göre yeni baştan kurulmazsa, hele bu sürecin uzaması veya sık tekrarı dolayısıyla ailenin hayat modeli, yaşam şekli bu olursa böyle bir ailede problemler hiçbir zaman bitmez Evlilik hayatlarında mutluluğu bir türlü yakalamayan çiftler, evlilik öncesi, nişanlılık dönemi ilişkilerinin ömür boyu bu şekilde devam edeceğini zanneden ve farklı ilişki modellerine hazır olmayanlardır genellikle Çünkü hayellerinde kurdukları dünya yıkılmış, bunun hasıl ettiği ruh haleti ile değil kocasına etrafındaki her şeye küsmüştür Anne-baba, akraba, arkadaş, dünya hatta kaderine bile Basit geçimsizliklerden dolayı kendilerini mahkeme kapılarında, hakim önlerinde, ya da intihar hazırlıklarında bulan insanlar genelde bu tipler arasından çıkar

    Evet, evlilik sonrası ilişkiler evlilik öncesi veya başlangıcı dönemi ilişkilerinden farklı bir seyir izler Çünkü evlilik birbirine yabancı iki ayrı cins insanın bütün farklılıklarına rağmen birlikte yaşamaya başladığı bir hayat demektir Karakter, kültür, alışkanlık, gelenek, görenek, fiziki, tıbbi ayrı özellikler, inanılan ve uygulanan dini, ahlaki değerlerin farklılığı, çeşitliliği, çokluğu, azlığı vb bu kadar çokluk içinde birliği yakalamak zor olsa gerek Burada birliği yakalamak, aynı çizgide buluşulmasa bile karşılıklı saygı ve sevgi ile bunları aşmak takdir edersiniz ki zaman alacaktır Hele bu arada aile ort----- teşrif edecek bir çocuk hayat stilini de, hayat anlayışını da, geleceğe bakış açısı ve beklentilerini de bütün bütün değiştirecektir Daha önceki bir yazıda işaret ettiğimiz gibi aile hayatından her yeni gün, yıl, çocuk, iş, ev, hastalık vb yeni anlayışlara, yeni farklılıklara, yeni kabullenmelere kapı açar Bütün bunlar da zaman zaman anlaşmazlıklara, dargınlıklara neden olabilir

    Ne yapılacak o zaman? Eşler bu tür sürecleri alabildiğine kısa tutacak Kendilerine rağmen yapacaklar bunu Tabii geçimi, yuvanın devamını istiyorlarsa Yoksa sürecin uzatılması, "Haklıyım; özür dilesin; ayaklarıma yalvarıp kapansin vb" teraneleri ile ilk adımı karşı taraftan bekleme tek kelime ile yanlıştır Hele ilişkinin bu boyutunu anne babaya, arkadaş çevresine velev ki ima yolu ile bile olsa anlatma ikinci yanlıştır

    Eşlerin karşılıklı anlayış, saygı ve sevgi dinamikleri kullanılarak birbirlerinin hatalarını, yanlışlıklarını ve beklentilerini iki dost misali dürüstce ve arkadaşane konuşmaları tek çıkar yoldur vesselam


    Ahmet Kurucan




  13. 13

    Aile Huzuru



    Aile, insanın neş’et ettiği beşiktir Beşiği sağlam olan nesiller her yönden sağlam olur Cemiyetin yapı taşı sağlam oldu mu da millet sağlam olur, devlet sağlam olur Ailedeki problem, insanın bütün gününe bütün işlerine sirayet eder Hayatı verimsiz hale getirir Bu problemler kısa vadede birkaç insanı, dost ve ahbabı etkilese de, uzun vadede bütün toplumu ilgilendiren bir yara halini alabilir Zira huzursuz ailede yetişen nesil, gelecekte cemiyeti tehdit eden bir unsur haline gelebilir

    Herkes bir gün mutlu bir yuva kurma, çoluk-çocuk sahibi olma hayali kurar Kimileri, evleneceği kadını veya erkeği bütün sıfatları ile hayal eder ve hayalinde yuvasını kurar Evini dayar döşer, çocuklarını giydirir, dolaştırır, hatta okula bile gönderir Daha çok yirmili yaşlarda bunun heyecanı ile insanlar uygun bir zamanda nasiplerini ararlar Kapıları ardına kadar açıktır Gönüllerine birinin gelip kurulmasını isterler Gönlüne kurulan kimseyle ölüme kadar hayatlarını birleştirmeyi arzu ederler Değişik maniler buna engel olur da yaş otuzlu yıllara dayandı mı, bazı değerler evlilikte önem arzetmeye başlar Acaba, hayatımda neler değişecek, beklentilerime cevap bulabilecek miyim, anlaşılabilecek miyim, hassasiyetlerime dikkat edecek mi gibi daha çok rûhî ihtiyaçları yavaş yavaş öne çıkar Bu da aşırı seçiciliğe, dolayısıyla da daha geç evliliğe neden olur

    Peki İnsan Niçin Evlenir?

    Evlilik, herşeyden önce fıtrî bir davranıştır Allah, Kur’an’da kadın ile erkeği birbiriyle gönüllerinin sükûnete ereceği, bir elbise gibi birbirlerinin ayıbını örtecek birer eş olarak yarattığını beyan buyurur Erkekler bedenî arzularının yanında, hayatlarında bir harmoni, tertip, düzen, temizlik ve daha sıcak bir paylaşım ararlar Kadınlar da, yine bedenî ihtiyacın yanında, korunma, barınma, birilerine dayanma ve aktif paylaşım arzu ederler İnsan, hayatta kimse ile paylaşamadığı bir kısım hislerini, duygu ve düşencelerini ancak eşleri ile paylaşarak bir anlamda huzur bulurlar Hiçkimsenin yanında olamadığı kadar onların yanında rahat davranabilirler Böyle olunca da hiçkimseye olmadığı kadar eşlerine güvenmek isterler İşin cismânî ihtiyaç boyutu da önemli bir sebeptir Allah insanların içlerine koyduğu karşı cinse karşı duyulan cismânî arzuların meşru dairede tatmin edilmesini istemiş ve bu sebeple nikahı helal kılmıştır Fahr-i âlem de, değişik vesilelerle evliliği teşvik etmiş, hatta kimlerle nelere dikkat edilerek evlenilmesi gerektiğini, aile yuvasını kurarken işin vazgeçilmez temel noktalarını, evlilikten sonra herkesin yapması gereken hususları bir bir anlatmış, en güzel şekliyle de kendi hayatında göstermiştir Yeryüzünde gelmiş geçmiş en huzurlu ev Allah Rasûlünün evi idi “O, peygamberliğin ruhundaki mehabet ve vakara rağmen, hanımlarıyla latifeleşirdi Onlarla kaynaşır, bütünleşir ve içli dışlı olurdu Arada ince bir perde kalırdı ki, o da, Allah’la irtibatlı bulunmanın hasıl ettiği uhrevîlikti, zira O, bir peygamberdi Hanımları da her şeyden evvel O’nun ümmetiydiler O’nunla münasebet ve alâka boşluğunu doldurmak mümkün değildi Zira O, bu yönüyle de müstesna idi Hanımları da asla O’nsuz bir dünya düşünemiyorlardı”

    Evliliğe Adım Atarken Dikkat Edilecekler:

    Evlilik belki de hayatta nasibin en bariz görüldüğü yerdir İnsanların pek çoğu hiç de düşünmedikleri bir şekilde gelişen olaylarla kendilerini nasiplerinin karşısında bulurlar Elbette bu işte, insanın iradesinin mühim bir payı vardır O da sebeplere riayettir Yani, iyi bir tercih yapabilmek için işi usûlüne uygun olarak takip etmek gerekir Bu yüzden esbâba tevessül çok önemlidir, yani evlenecek kimselerin eşleri olacak kimseleri tercih ederken, onları birbirlerine tavsiye eden ve her iki tarafı da iyi tanıyan kimselerin bulunması büyük bir avantajdır Güvenilir kimselere kulak vermek çoğu zaman bizi gerçeği görmeye daha çok yaklaştırır

    Erkek alacağı kızın güzel, kabiliyetli, akıllı, soylu ve zengin olmasını; kız da, erkeğin yakışıklı, zengin, soylu ve kariyerli olmasını isteyebilir Halbûki, bunlar bir yere kadar önemli olsa da asıl önemli husus, eşlerin dînî yönleridir Efendimiz, kriter olarak evleviyetle dînî salabetin ve takvanın nazarı itibara alınmasını tavsiye buyururlar Bu ilk tercihler olumlu olarak gerçekleşince, büyüklerin tavsiyesi üzere minimum altı ay kadar bir nişanlılık döneminin geçirilmesi tavsiye edilir Bu dönemde, müstakbel eşlerin meşru dairede görüşme, konuşma, ziyaretleşme, hediyeleşme gibi birbirlerini tanıma ve karşılıklı güzel sözlerle aradaki sevginin alevlenmesine vesile olmaları yerindedir Bu dönemde her iki taraf da birbirini tanımaya matuf sualler sormalı, bu suallerin rahatlıkla sorulabilmesi için karşı tarafa bir güven duygusu verilmelidir Bu dönemde, kendi isteklerini, huylarını, beklentilerini gizleyen eşler, aslında kendi geleceklerini kararttıklarının farkında bile değildirler Her ne olursa olsun evleneyim, daha sonra bu hususları açarım veya kozlarımızı paylaşırız kabilinden içten yapılan pazarlıklar daha sonraları huzursuzluğun ve ileri safhalarda boşanmanın sebepleri olabilirler

    Evliliğe yürürken, eşlerin, dînî anlayış, eğitim, soy-sop ve servet gibi hususlarda yakın olmaları (küfüv) nikah için gözetilen önemli konulardandır Eşler arasındaki fark çok fazla olduğunda uyum problemi başgösterecek ve huzursuzluk doğacaktır Çok fakirle çok zenginin, eğitim seviyesi çok düşük biri ile âlim seviyesinde birinin, asil bir aileden gelenle problemli bir sülaleden gelen eşlerin evlilikleri genellikle problemli olmaktadır

    Huzurun Temini İçin Eşlere Düşen Vazifeler

    Ailede huzurun temininde önemli bir husus, ailedeki herkesin vazifesini bihakkın yerine getirmesidir Herkes mesuliyetini müdrik olur ve elinden geldiğince vazifesini ifaya çalışırsa, diğer meseleler küçülür gider Bu arada zaman zaman eşlerin birbirlerini hoşgörüyle karşılamaları, müsamaha ile birbirlerine yaklaşmalarını gerektirecek hadiseler de vuku’ bulabilir İnsan, en azından dışardaki bir arkadaşına gösterdiği müsamaha ve anlayışı hayat arkadaşından esirgememelidir Zira, kimse mükemmel değildir Vazifelerini herkes yerine getirme hususunda samimi olur, gayret içine girer ise, elde olmayan sebeplerle aksamalar olsa da bunlar hoş karşılanmalıdır Bulaşıklar, çocukların o günkü aşırı yaramazlıkları sebebiyle yetiştirilemeyebilir, her zaman saatinde hazırlanan kahvaltı o gün gecikebilir veya akşam gelirken getirilecek yumurta, zeytin vs işteki bir kısım sıkıntılar sebebiyle unutulabilir Böyle durumda, biri, “Hanım çocuklarla çok yoruluyor, benim de hem moral olarak hem de işlerin ucundan tutarak destek olmam lazım”, öbürü de “Sağlık olsun, bugünlük evdekilerle idare ederiz, herhalde yoğun bir gün geçirdi veya şimdi çıkıp alabiliriz” gibi mevzuyu basite indirecek, büyütmeyecektir

    Peki Eşlerin Birbirlerine Karşı Hakları Ve Mesuliyetleri Nelerdir?

    Kadın'ın Koca Üzerindeki Hakları

    “Erkek ailenin geçimini sağlamakla görevli olduğu için kadının maddi ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır Bu anlamda, kadının yiyecek, giyecek ve barınma ihtiyacı kocanın üzerine vazifedir Erkek kadınla iyi geçinmek ve onun haklarını korumakla yükümlüdür "Onlarla (zevcelerinizle) iyi geçinin Şayet onlardan hoşlanmadınızsa (sabredin) Olur ki bir şey hoşunuza gitmez de Allahu Teâlâ onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur (Olur ki Allah size onlardan hayırlı evlâd ihsan eder, yahud, aranızda muhabbet oluverir)" (Nisâ, 4/19)

    İslâm, normal şartlarda genel anlamda evde erkeğin aileyi idare etmesini öngörür Ancak, erkeğe verilmiş olan aileyi yönetmek ve reislik yetkisini kötüye kullanmayı da yasaklar Bundaki amaç aile düzeninin korunmasıdır

    Kocanın Kadın Üzerindeki Hakları

    "Erkekler kadınlar üzerinde yönetici (kavvâm)dırlar Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır ve çünkü erkekler (kadınlara) mallarından harcamaktadırlar" (Nisâ, 4/34) "İyi kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini kocasının bulunmadığı zamanlarda koruyanlardır" (Nisâ, 4/34)

    Kadınlar kocalarına karşı itaatli ve saygılı olmalıdırlar ki, koca da aile içerisinde gereği gibi vazifelerini yapabilsin Kadın meşru şartlarda kocasına itaat etmekle mükelleftir Ayrıca yaptığı ev işleri ve çocuk yetiştirme ise kadının takvasını artıran hususlardır Çünkü İslâm böyle bir sorumluluğu kadına şart koşmamış, teşvik ederek Allah'ın rızasını kazanacaklarını bildirmiştir

    Erkekler kadınlardan, kadınlarda bulunmayan bazı doğal nitelik ve güçlere sahip oldukları için üstündürler Yoksa bu onların şeref ve fazîlet bakımından üstün oldukları anlamına gelmez

    Bir hadislerinde Efendimiz ((sallallahu aleyhi ve sellem)) kadının mesuliyet sınırların çizerek: "Kadın beş vakit namazını kılar, yılda bir ay orucunu tutar, ırzını korur ve kocasına itaat ederse Cennet kapıları ona açıktır" buyurmuşlardır Bir başka hadiste ise, Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, Cennet’e girer'' (Tirmizî, Radâ, 10)

    Yalnız buradaki itaat Allah'ın emirleri çerçevesinde olacağından kocanın bunu hiçe sayması durumunda kadının kocasına karşı itaatı gerekmez Çünkü Allah'a itaat, kocaya itaatten önce gelir

    Ailede karı-koca arasında karşılıklı tatmin gerekli olan bir ihtiyaç olduğundan her iki tarafın bunu gözardı etmesi doğru değildir Normal hallerde kadın kocasının bu durumunu bilmeli ve ona karşı saygılı olmalıdır İslâm yaradılış bakımından kadın ve erkeğin eşit olduğunu savunur Erkek-kadın eşitliğinde dünyaya ait cezalarda da fark bulunmaz Kadına karşı işlenen suçlarla, erkeğe karşı işlenen suçların cezası aynıdır Mirasta kadının erkeğin yarısı kadar hisse alması kadını küçültücü bir hareket olmadığı gibi eşitsizlik de değildir İslâm'ın kadına bakışı ve erkeğin onun işlerini çekip çevirmekle yükümlü oluşu, evliliğinden önce gerekli harcamaları yapma görevini kadının velisine vermiş olması, evliliğinden sonra ise bu harcamaları kocasına yüklemiş olduğu hususu bilindiğinde, Allah'ın bu konuda ne gibi bir hikmet murad ettiği açıkça anlaşılır

    Kadın, almış olduğu mirastan erkeğe sadece gönül rızası ile olanın dışında hiç bir şey harcamamakta serbesttir Buna karşılık erkek, her durumda harcamak görevi ile yükümlüdür

    Allahu Teâlâ kadını evin sahibesi olarak yaratmıştır Erkek ailenin geçimini sağlamak, mal kazanmakla görevli olduğu gibi, kadın da bu malları, evin işlerini gereken şekilde yürütmek üzere harcamakla yükümlüdür Çünkü kadın, kocasının evinin çobanıdır Bunun dışında İslâm, evin dışında kalan görevlerin hiçbirinde kadını yükümlü tutmaz Kur'an "Ve evlerinizde oturunuz" (Ahzâb, 33/33) âyetiyle kadını evinde oturmaya teşvik etmiştir Ancak bazı hallerde kadının çalışmak için dışarı çıkması gerekebilir Meselâ; kadının işlerini görüp gözetecek erkeğin bulunmaması, yahut ailenin içinde bulunduğu sıkıntılar dolayısıyla evin dışında çalışmak zorunda kalması, erkeğin geçim sıkıntısı içerisinde bulunması, hasta olması, geçimi sağlamaktan âciz olması bu türden şart ve durumlarla karşı karşıya kalınması halinde İslâm hukukunda bir genişlik ve bir çıkar yol sözkonusudur Buhârî ve Müslim’de geçen bir hadiste Efendimiz, "Allah, siz kadınlara ihtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza izin vermiştir” buyurmuşlardır”

    Ailede en temel mevzulardan bir diğeri de, eşlerin birbirlerine saygı duymasıdır Birbirlerine değer vermeyen ailede hır-gür hiç eksik olmaz Basit bir mevzu, eşlerin birbirlerinin ailesini, karakterini, davranışlarını vs yerden yere vurmaya vesile olur Böyle bir ortamda sevginin yeşermesi de mümkün değildir İnsan biriyle hayatını birleştirmiş ise, buna hür iradesi ile karar vermiş ise, bundan sonra onu kabullenmesi, ona alışması esastır Eşlerin birbirine hürmet göstermediği, daha doğrusu değer vermediği bir yuvada aile büyüklerine de saygı yoksa, evdeki yavrular gelecekte kişilik problemleri taşıyan, riyaya ve sûnîliğe açık birer fıtrat haline gelirler Birbirine karşı bir velînimet gibi bakan eşlerin ise, bakışlarındaki sevginin sıcaklığı nümayandır Evdeki çocukların asla nazarlarından kaçmayan bu manzaralar, çocuğa özgüven ve edep kaynağı olacaktır

    Huzurun temininde önemli bir diğer husus da, eşlerin birbirlerinin hassasiyetlerine saygı göstermeleridir Her insan kendisine değer verilmesini ister İnsana değer verdiğiniz, onların isteklerine, hassasiyetlerine ve duygularına saygı duymanız, mümâşâtta bulunmanızla anlaşılabilir Bu durumlarda inatla hareket etmek hiçkimseye birşey kazandırmaz İnat, insana hakta sebat etmesi için verilmiş bir duygudur Onu yanlış yerde kullanmak felakete sebep olur Eşin hassasiyetine saygı asla kendi kişiliğinden taviz olarak görülmemelidir Elverir ki, bu hassasiyetler dinin emir ve yasaklarına uygun olsun

    Öte yandan, eşler birbirlerinin ailelelerine karşı saygılı olmalıdırlar Hiçkimse kendi ailesi hakkında kötü konuşulmasından hoşlanmaz Bunu insanın kendi eşi yaparsa, bu arada nefrete, soğukluğa ve hatta husumete sebep olabilir Ayrıca ailede büyükanne veya büyükbabanın çok büyük rolleri vardır Baba, kendi baba veya annesine hürmet göstererek, hizmetlerinde bulunup isteklerine itaat ederek, kendi çocuğuna bir model olur Zira, çocuğun eğitilmesi süreç içinde olur Çocuk, bu uzun vetirede pek çok örnek görerek, büyüklerine karşı saygıyı, onlara hizmeti öğrenmelidir Eşlerin karşılıklı büyüklerine gösterdikleri saygı, saygıyı doğurur Bu da karşılıklı fedakarlığa kapı aralar

    Eşler, bütün bir hayatı paylaşacakları eşlerine karşı fedakarlık yapmaktan asla kaçınmamalıdır Fedakarlık aradaki sevgiye vurulan saykıl gibidir Birbirlerine özverili davranan eşlerde karşılıklı güven oluşur Güven ise, evliliğin vazgeçilmez unsurlarından biridir Şöyle tatlı bir anektodla bunu da kısaca geçelim

    “Uzun yıllar mutlu bir evlilik sürdüren yaşlı çift, evliliklerinin “ellinci” yılını yaşamaktaydılar ve mutlu süren evliliklerinin altın yılını kutlamışlardı Bir gün kahvaltıda kadın kendi kendine düşünüp; ‘Elli yıl boyunca kocama nazik davrandım ve ona her zaman ekmeğin iyi pişmiş, kıtır tarafını verdim Ama bugün bu lezzetli kısmı kendime ayırayım artık’ diye düşünmüş ve ekmeğin kıtır kısmını yağlayıp kendisine ayırmış, öbür yumuşak tarafını da eşine vermiş Beklediği tepkinin aksine kocası sevinerek, karısının elini öpmüş ve şöyle demiş; "Sevgilim, bana günün en mutlu anını yaşattın Elli yıldır ekmeğin en sevdiğim yeri olan yumuşak tarafını yiyemiyordum; çünkü çok sevdiğin için o parçayı hep sana bırakıyordum"

    Aile fertleri işlerinde birbirine yardımcı olmalıdırlar Bazan erkeğin bütün yorgunluğuna rağmen çorbayı karıştırması, bebeği tutması, alışverişe çıkması ve hanımının sıkıntılarını dinlemesi gerekebilir Yine bazan kadının bütün gün ev işleriyle bunaldığı halde, yorgun ve kızgın eve dönen kocasının öfkesini dindirecek tatlı sözler sarfetmesi, latifeler yapması ve onu anlamaya çalışması, kendi sıkıntılarını bir kenara bırakması gerekebilir Empati yoluyla (onun yerine kendisini koyma) karşı tarafı anlamaya çalışabilir Bazan eşlerin birbirlerinin işlerini görmede yardıma ihtiyacı olabilir Bu durumda hiç ıvazsız garazsız yardım alabileceği kimse yine eşi olmalıdır Eşler birbirlerine bu güvenceyi tâ baştan vermelidirler

    Eşler, birbirlerine alabildiğince şeffaf davranmalı, asla gizemli hareketlere girmemelidirler Zira güven yuvanın tesisinde ve devamında en mühim dinamiklerden birisidir Herkes, bir şeyi niçin yaptığı veya yapmadığı merak konusu olduğunda mümkün olan en kısa zamanda sebebini açıklamalıdır Bu anlamda süprizler uzun süreli olmamalıdır Aksi takdirde şüphelenmeler, yanlış anlamalar, sû-i zanlar meselenin bütün tadını kaçırır Öte yandan gereksiz ve aşırı kıskançlıklar da karşı tarafı hayatından bezdirir

    Problemler mümkünse hiç vakit kaybetmeden çözülmelidir Henüz küçük iken çözülmeyen problemler hızla kangren olmaya yüz tutar Zira şeytanın en çok fırsat kolladığı anlar bu anlardır Hemen her iki tarafın kalbine kötü duyguları fısıldar, pireyi deve yaptırır İnsan, az salim kafayla düşünebilse, belki de kendine güler ve düşündüğü kötü şeylerin şeytan tarafından vesvese olarak kalbine atıldığını hisseder Zira, katiyyen karşı taraf bunları hak edecek bir şey yapmamıştır Şeytanın avânelerini en başarılı bulduğu husus karı ile kocanın arasını açmaktır Yani, karı koca arasında uzayıp giden problemler ancak ve ancak müminlerin en büyük düşmanı şeytanı sevindirir

    Yaşanan bir hikaye olarak anlatılır Bir genç çift evlenirler ve şöyle bir anlaşma yaparlar Erkek, “Hanım, eğer ben akşam eve gelirken görsen ki, gömleğimin bir ucunu şalvardan çıkartmış yana salmışım, anla ki, o gün işler ters gitmiş, moralim çok bozuktur Üstüme gelme ki, seni rencide etmeyeyim” Hanım, tamam demiş ve eklemiş: “Siz de eve geldiğinizde eğer ben kuşağımın bir ucunu aşağı sarkıtmışsam, siz de anlayınız ki, bütün gün evin içinde bunalmışım, ev işleri, çocuklar beni çok yıpratmış, siz de benim üzerime gelmeyiniz” demiş Bey de buna “tamam” çekmiş Beyin eve gelme saatinde kadın pencereden kocasını gözlermiş Eğer gömleğin ucu sarkmış ise ve kendi canı da çok sıkılmış ise o da kuşağının ucunu sarkıtırmış Bey eve geldiğinde hanımın kuşağının sarktığını görünce kimse kimsenin üstüne gitmezmiş O günden sonra o evde asla hır-gür olmamış

    Eşlerin birbirlerinden beklentileri makul ve karşılanabilir olmalıdır Eğer iki tarafın beklentileri birbirine yakın ise huzuru temin çok daha kolay olur Daha nişanlılık döneminde iken tarafların beklentilerine ait bazı şeyleri birbirleriyle paylaşmaları doğru olur Elbette evliliğin her safhasında olduğu gibi bu ilk ve önemli safhada da eşlerin karşılıklı dürüst olmaları kaydı ile

    Ailede birisinin nihaî sözü söyleyen reis konumunda olması zarûrîdir Bütün aile fertleri her türlü işinde onu bir müracaat kaynağı olarak görmeli ki, evde yetişen nesillerde itaat duygusu gelişsin, birlik ve düzen temin edilebilsin Aile reisi de, ailenin bütün fertlerine karşı şefkatle, sevgi ve azamî derecede fedakarlık hisleri ile yaklaşmalıdır İmkanı nisbetinde aile fertlerini sevindirecek davranışlarda bulunma, hediyeler alma, gezmeye götürme kısacası paylaşma gayreti içinde olmalıdır

    Evliliğin sağlam yürümesinde paylaşım çok önemlidir Sıkıntılar paylaşıldıkça hafifler, sevinçler paylaşıldıkça ziyadeleşir Arkadaşlık bağlarının kuvvetlenmesinde olduğu gibi evlilikte de kendine has sevgileri artırır Öğünleri beraber yemek, beraber ziyaretlere gitmek, beraber alış-verişe çıkmak, beraber seyahate gitmek ve dahası beraber çocuk yetiştirmek paylaşımın değişik örnekleridirler Bazı hususi hissiyatları, geçmişi, gelecekteki hayalleri ve elân yapılan güzellikleri, hizmetleri, ibadetleri birlikte yapma, yad etme de bir nevi paylaşmadır

    İnsan, iyiliğin kölesidir İyilik yaptıkça hayatından lezzet alır Hele bu iyilikler Hak yolunda ise bunun zevki tariflere sığmaz İşte bu güzelliklerin de eşler arasında paylaşılması çok faydalıdır Aynı duygu ve düşünce ile Allah’a hizmet eden eşlerin bağlılıkları dünyevî duygularla birbirlerine bağlı olanlara nisbeten dağa sağlamdır Zira ebedî bir hayatta da beraber olmanın sebeplerine sarılmışlardır Maddi hazların yanında birlikte manevî hazları da paylaşmışlardır Evde zaman zaman beraber kılınan namaz, beraber gözyaşı dökerek edilen dualar, komşulara yapılan güzellikler de eşlerin paylaşım adına yapabilecekleri güzel faaliyetlerdir Unutulmamalı ki, evde yapılan ibadetlerin, Allah için gözyaşı dökmelerin, birlikte kitap okumanın ve manevî heyecan atmosferinin evdeki çocuklara tesiri de büyük olacaktır

    Evliliğin huzur içinde devam ve temâdîsi ancak Allah’ın yardımı ile olabilir Bunca sebeplere sarılan insanlar yine de şeytanın türlü tuzaklarına düşebilirler Bir anlık gafletleri meselelerin büyümesine sebep olabilir Bu sebeple belki her gün Allah’a dua dua yalvarıp “ağız tadı, gönül şenliği, huzur, ülfet, muhabbet, istikamet” adına yalvarılmalıdır Büyükler “Hazreti Adem ile Hazreti Havva, Efendimiz Hazreti Muhammmed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hazreti Hatice, Hazreti Ali ile Hazreti Fâtıma arasındaki sevgi, saygı, hürmet ve muhabbetten bizlere de bahşet Allah’ım” tarzında dua edilmesini hoş görmüşlerdir

    Eşlerin dikkat etmeleri gereken mühim bir konu da, aile sırlarını asla dışarıya vermemeleridir Bu manada eşler birbirlerini gıyablarında katiyyen zemmetmemelidirler Kötü huyları varsa bile, bunu başkalarına şikayet etmek yerine, mümkün olduğunca rahatsız oldukları mevzuları uygun bir atmosferde ve uygun bir üslupta bizzat eşlerine açmalıdırlar İlerleyen safhalarda ise araya hakem girmesi ve iki tarafın bu hakeme saygı göstermesi istenmeyen sonuçların önünü alabilir

    Kur'ân-ı Kerîm, mesut bir cemaatı, kadınıyla erkeğiyle ele alırken konuyu şöyle resmeder: "Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mü’min erkekler, mü’min kadınlar; tâata devam eden erkekler, tâata devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler, doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevâzî erkekler, mütevâzî kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, (ırzlarını) koruyan kadınlar; Allah'ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır" (Ahzab, 33/35)

    Bu ayette erkek ve kadının sahip olması gereken on mühim vasıf zikredilmektedir (Belki uzun uzun başka bir yazıda ele alınacak) bu on madde, hakkıyla gerçekleştirilirse, işte o zaman huzurun, mutluluğun, saadetin kapıları o zaman insanlara açılacaktır Üstad Bediuzzaman’ın, eşlere verdiği şu güzel nasihatle şimdilik bu fasla da noktayı koyalım

    “Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklid eder, o da sâlih olur Hem bahtiyardır o kadın ki: Kocasını mütedeyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır

    Bedbahttır o adam ki; sefahete girmiş zevcesine ittiba' eder vazgeçirmeğe çalışmaz Kendi de iştirak eder Bedbahttır o kadın ki; zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklid eder Veyl o zevc ve zevceye ki; birbirini ateşe atmakta yardım eder Yâni medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder”

    Mevlâm, bütün ailelere huzur bahşetsin, şeytana fırsat vermesin Bizleri de şeytanın her türlü vesvesesinden, hile ve tuzaklarından muhafaza eylesin




    Ali Ünsal




  14. 14
    Böyle Şaka Olur mu?
    Tülay Hanım 10 yıllık evli Eşi Ercan Bey ve bir çocuğu ile mutlu bir hayat yaşıyorlar Hiç sorunları olmamış mı? Elbette olmuş, ama karşılıklı anlayış, saygı ve sevgi ile aşmışlar hepsini Bir tanesi hariç O da eşinin yaptığı ağır şakalar Zaman ve mekan sınırı gözetmeyen, nerede ve ne zaman yapılacağı belli olmayan bu şakalar Tülay Hanımı canından bezdirmiş Türkçemizdeki enfes beyanla –affınıza sığınarak, meselenin daha iyi anlaşılması ve en önemlisi Tülay Hanım kullandığı için ben de kaydediyorum– “eşek şakası” denilen cinsten bu şakaların hepsi

    Zihinleri idlal etmemek icin spesifik örnek vermeyecegim ama şu kadarını ifade edeyim; 40 yaş sendromunda sıklıkla görülen ikinci evlilikten, çeşitli davranışları baz alarak –affedersiniz– eşini bazı hayvanlara benzetmeye varıncaya kadar uzanan bir çizgi bu Ama bu çizginin ucu nihai sınırı geçmiş ve Tülay Hanıma göre son noktaya dayanmış; boşanma

    Şakaların ağırlığı konusunda hiç konuşmadınız mı, rahatsızlığınızı dile getirmediniz mi sorusuna Tülay Hanımın verdiği cevap “evet” oldu Kocasının bu ve benzeri sorulara cevabı her zaman aynıymış; “senin şaka anlayışın yok”

    Tülay Hanımdan eşinin cocukluğu, ailesi ve cevresi hakkında bazı back ground denilen ‘arka plan’ bilgileri edindim Üç çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu imiş Ercan Bey Ataerkil bir ailede, babanın ‘astığı astık, kestiği kestik’ bir konumda bulunduğu aile ortamında büyümüş Çocuğunu çaktırmadan seven babalar misali mesela Ercan Bey babasının kendisini bir defa bile kucağına aldığını, sevdiğini, okşadığını hatırlamıyormuş Ağabey baskısı ile küçük çocuk sevgisi arasında sıkışıp kalması da cabası Ufak-tefek bir yapıya sahip olduğu için mahalle ve okul arkadaşları arasında hep ikinci planda kalırmış Onu farklı kılan tek şey sahip olduğu üniversite eğitimiymis İhtimal bahsini ettiğimiz ezilmişlik ve sıkışmışlık onu bulunduğu çevreden dışarıya çıkmaya itmiş, o da en meşru yolu seçmis; üniversite eğitimi almak

    Bu soruların mevzu ile ne alakası var diye düşünenler olabilir Kısaca açıklayacak olursak; bu tip davranışlar genelde erkeklerde ve korkak tiplerde olan bir durumdur Bunun da kişinin yetişmiş olduğu çevre ile birebir alakası vardır Psikolojide bu duruma "passive aggression; pasif saldırganlık hali" diyorlar Böylesi insanların en karakteristik özelligi kendilerini ifade ve varlıklarını isbat etmek istemeleridir Bir başka tabirle güç gösterisinde bulunmak ve böylece belki cinsiyetin de verdiği bir dürtü ile başkalarının kendisini kabullendiğini görmek isterler Tabii bu çizgide seçecekleri çevre hiç şüphesiz önce kendi ailesi, eşi ve çocukları olacaktır

    Pekala ne yapılacak? Tavsiyem bir psikologa gidilmesidir Bu bir
    İki; din ve dini değerler Ercan Bey'in dindar kimliği ile dini değerlerin yaptırıcılığı bu noktada mutlaka buluşturulmalıdır Bunun için yaptığı şeyin yanlışlığını kendisine anlatacak saygı duydugu din adamları ile görüştürülmesinde azim maslahat vardır Bu kişilerin ayet ve hadis eksenli yapacağı konuşmalar, yorumlar mutlak anlamda faydalı olacaktır Hakeza hayat tecrübesine sahip yaşlı ve bilge insanların -velev ki din adamı olmasalar bile- nasihatları da faydalı olabilir

    Üç; Tülay Hanımın biraz daha sabretmesi gerekmektedir Zaten hadiseye 10 yıllık bir gecikme ile müdahale ediliyor Fıtratın adeta bir parçası olmuş bu hali istenilen noktaya çekmek zaman alacaktır Keşke problem bu noktaya getirilmeseydi Yani boşanma deyip diretecek kerteye gelmeden başkalarından yarım istenilseydi Bazen ola ki bizler "aile sırrı" deyip problemlere müdahalede ahesterevlik ediyoruz "Kol kırılır, yen içinde kalır" deyip en yakınlarımızdan bile gizliyoruz Sonra da küçük mualecelerle çözülebilecek sorunlar kangren olarak karşımıza çıkıyor Bu defa çözmek icin acele ediyoruz Ahmet Selim'in enfes tabiriyle "Geciktiğimiz icin acele ediyor, acele ettiğimiz için de gecikiyoruz” Çünkü salim bir kafa ve mantıkla problemlerin çözümünü ortaya koyamıyor ve hep radikal çözüm yolları öneriyoruz Tülay Hanımın boşanma isteği işte böylesine bir örnek

    Dört; dua Kalbler Allah'ın elindedir Yeter ki o İlahi iradeyi bu problem çerçevesinde harekete geçirecek duayı yapabilelim

    Ahmet Kurucan




ahmet kurucan evlilik,  kocasından sonra kalkan kadın,  kocasından sonra kalkan kadın hadis,  hadis kocasından geç kalkan karı,  koçadan sonra kalkankarı,  evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler,  eşler nasıl bir yuva hayali kurar