islamda Aile ve Eşlere Tavsiyeleriniz Forumundan Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler Hakkında Kısa Bilgi
  1. 15

    Reklam

    Reklam




    Mutluluk Yolunda Hicret



    Sorunlar radikal hale gelince çözümler de radikal olmak zorundadır Mühim olan önce sorunları oluşturacak şartları ortadan kaldırmaktadır Bu safhada başarılı olunamaması durumunda sorunları küçük iken tesbit edip gerekli tedavi metodlarını uygulamaktır Bu arada söz konusu sorunun tedavisi yapılırken baştan teşhisi yapılamayan sorunları oluşturan arka plan şartlarını izale çalışmaları ihmal edilmemelidir ki sorunlar bir daha tekrar etmesin ‘Ba'de harabı'l Basra' deyimi ile tarifi yapılabilecek şekilde, eğer sorunlar iş işten geçtikten sonra farkedildi veya ilk cümlede ifade ettiğimiz gibi radikal hale geldiyse, radikal çözümler almaktan başka şeçenek yoktur Kangren olmuş hastanın kangrenli uzvunu kesmek gibi

    Kur'an: ‘Kim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur' (Nisa, 4/100) buyuruyor Kur'an, Mekke'de müşrikler tarafından işkencelere, boykotlara maruz bırakılan müslümanlar için bir çıkış kapısı olarak gündeme getiriyor hicreti bu ayeti ile Dini inançlarını tam anlamıyla Mekke'de yaşayamayan insanların başka beldelerde yaşayabileğini ima ediyor Ama bu imadan daha öte, insanın insan olma vasfıyla dünyevi hayatını devam ettirebilme adına gerekli olan maddi ihtiyaçlarını bir anlamda garanti ettiğini ise açıkça bildiriyor İma, işaret, delalet değil, sarahat Bir başka tabirle, dini için hicret düşünenler rızk endişesinden dolayı hicretten dur olmasın diyor Öyle ya kendi için kurulu düzenini terk edeni Allah terk eder mi? Kendisine yar olana, O bar olur mu?

    Dini literatürde hicret, söz konusu ayet etrafında kısaca yapmaya çalıştığımız açıklamalar etrafında anlatılır Hicret'in İslam tarihine mal oluşu yani Habeşistan ve Medine hicretlerinin de ‘hicret' kavramının anlam çerçevesinin bu şekilde belirlenmesinde etkisi büyük Fakat dini değerleri yaşamak amacıyla değil de, başlangıçta ifadeye çalıştığımız hayatın başka alanlarını ilgilendiren ve radikal hale gelmiş sorunları çözmek amacıyla hicret olamaz mı? Bir başka ifade tarzıyla, hicret, sözü edilen problem/problemlere radikal bir çözüm yolu olarak önerilemez mi? Mesela, kabil-i iltiyam olmayan gelin-kaynana, damad-kayınpeder vb geçimsizlik problemlerinin çözümü için hicret?

    Bence olabilir; olmalıdır da Tabii sıralamada son tercih olmak şartıyla Bu aşamada eşler yuvalarını devam ettirme adına başka çare bulamadıkları için yaptıkları bu hicretten sırf dini sebeplerle yapılan hicret kadar olmasa da mutlaka sevap kazanır Çünkü ameller niyetlere göredir Genel anlamda bir cümle ile verdiğimiz malum u meçhul örnekte üçüncü şahışların varlığı, fiziki mekan olarak yakınlığı, eşler arası münasebete sürekli müdahil olmaları, mezkur yuvanın mutluluğunu engellemektedir Asıl amaç bu olunca, maişet endişesi fazlaca düşünülmemeli Allah eşlerin niyetlerine göre mutlaka rızk kapılarını onlara açacaktır Zaten ayeti zikretmemin sebebi de bu

    Başka bir açıdan bakıldığında aslında bu resmen bir kaçışın göstergesidir Gelinin kayınvaliden, damadın kayınpederden, müslümanın müslümandan, insanın insandan kaçışı Daha genel anlamda insanın ruhundan, özünden kaçışı Nedendir bilmem, çok yabancılaştık biz birbirimize Yabancılaştıkça uzaklaştık bizi biz yapan, yıllarca, asırlarca bizi ayakta tutan değerlerden Ve uzaklaştıkça vahşileştik Ortak aklımızı kaybettik, tıpkı kaybettiğimiz ortak paydalarımız gibi Mana vermekte zorlanıyorum aslında ben bu geçimsizlik örneklerine Şöyle diyesim geliyor kayınvalidesinden kaçan geline; ‘dizini kır ve otur annenin dizinin dibinde Aç sineni ve öğren ondan öğrenebileceğin herşeyi'
    İyi ama bunu diyebilmem için kayınvalidenin gelinine kızı gibi bakması, kızı gibi muamelede bulunması gerekmez mi? Genel anlamda bu olgunluğu da görmediğim için diyemiyorum gönlümden geçeni gönül rahatlığı içinde Buna bedel sizin de okuduğunuz gibi birbirlerinden kaçmalarını, uzaklaşmalarını tavsiye ediyorum

    Ne garip değil mi?

    Ahmet Kurucan





  2. 16
    Reklam





    Saygı mı Sevgi mi?



    Karı-koca ilişkilerinde saygı mı önceliklidir yoksa sevgi mi? Saygı ve sevgi birbirinden farklı anlamlar içeren iki temel değerdir insan, aile ve toplum hayati için Saygı bizim hürmet diye ifade edebileceğimiz takdir, tebcil, ululama gibi genelde yararlıklıkları olmuş kişi, kurum ya da eşyaya duyduğumuz ve çesitli formları ile pratiğe döktüğümüz hisdir Sevgiye gelince kişi ve muhataba göre çeşitli şekilleri olmakla birlikte konumuz açısından sevgiyi mecazî aşk olarak nitelendirebiliriz

    Şimdi yukarıdaki soruya dönelim, saygı mı sevgi mi? Elbette her ikisi de Bir yuvanın sevgiden eksik bir temel üzerine oturması düşünülemez Tarafların hangi usul ile evlenirlerse evlensinler -görücü veya anlaşmalı- birbirlerine karşı sevgileri yok, zamanla oluşmadı veya kayboldu ise, o yuvanın huzur içinde devamı imkansızdır ya da imkansız denecek ölçüde zordur

    Burada unutulmaması gerekli olan en önemli husus, tarafların birbirlerine karşı duydukları aşkın, sevginin kendiliğinden sürekli canlı kalan bir his olmadığı gerçeğidir Onu sürekli kılabilmek iradî olarak yapacakları şeylerle karı-kocanın elindedir Bakın Fethullah Gülen Hoceefendi onu ne güzel ifade eder;” Aşk vuslatla noktalanınca herşey durgunlaşmaya başlar, ateş söner, baraj boşalır, çiğ da dağılır gider” Öyleyse bu aşamada eşlere ciddi görevler düşmektedir İşte bence saygı, hürmet bu noktada devreye girmelidir, girmek zorundadır Çünkü tarafların birbirlerine, düşüncelerine, davranışlarına, saygı duyması, hürmet beslemesi ve onu bir şekilde hissettirmesi sevgiyi besleyen ana damardır
    Burada kabulü şart olan en temel nokta kadın ve erkeğin gerek cinsiyetleri ve gerekse şahsiyet ve kimlikleri itibariyle farklı dünya görüşlerine, farklı önceliklere sahip olma keyfiyetidir Herşeyden önce bu tabii bir olgu olarak kabul edilmelidir eşler tarafından Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız bütün düşünceler bu ön kabul üzerine kuruludur Aksi bir anlayış özellikle günümüzde cennet bahçeleri olması gereken yuvayı rahatlıkla cehennem çukurlarına çevirecek hususiyete sahiptir

    Gel gör ki hakikat bu olmakla birlikte özellikle ataerkil ailelerde kadının farklı düşünce, istek, beklenti, dünya görüşüne sahip olmaması, onun kocasının istek ve arzuları içinde eriyip gitmesi gerektiği düşüncesi hakim Ve bu hakimiyet devam ettiği müddetçe ailede ortak bir payda yakalamak zor oluyor

    Aslında sırf erkeklere haksızlık etmeyelim Günümüzde bazı kadınlar kültürel etkileşimler sonucu, kocalarından görmek istemediği aynı tavrı rahatlıkla takınabilmekteler Bu zihniyette olanlara göre koca, karısının esiri, onun istekleri, programı öncelikli hareket etmek zorunda Kocanın aile dışı iş veya arkadaş çevresi ile sanki özel hayatı olamazmış gibi tavırlar Her iki taraf için sıkıntılı bir durum Evlilik eşlerin birbirine esir olması demek değildir ki!
    En çok şikayet edilen hususlardan birisini örnek vererek konuyu açalım isterseniz; erkeklerin futbol hastalığı Fanatizme dayanan ölçüdeki bir hastalığı ben de kabul etmiyor ve tedavisinin gerektiğine inanıyorum ama genelde erkeklerin futbola olan yoğun ilgileri herkesin malumu Burada onların futbolla ilgilenmelerine, tv’den ya da stadyuma giderek maçları seyretme isteklerine -elbette aşırıya kaçmayan ölçülerde- kadınların saygı göstermesi gerekmektedir Bu saygının göstergesi haftalık veya günlük programda kocanın maçları seyredebilecek zeminin hazırlanmasıdır Aynı ölçülerde erkeğin de hanımının tv seyretme konusundaki önceliğine, tercihine saygı göstermesi gerekir Eğer o, Türk filimlerinden veya bir tv dizisinden hoşlanıyorsa ona göre programlama yapılmalıdır Aksi halde ikili dayatmalar, eşlerin tercihleri noktasında birbirlerine saygılarının kalktığının göstergesidir ve bu gereksiz bir huzursuzluğa davetiye anlamını taşır

    Yukarıda sevginin, aşkın kendiliğinden sürekli canlı kalabilen bir özelliğe sahip olmadıgını ifade etmiştik Pekala onu nasıl canlı tutacağız? Sorması kolay ama cevabı oldukça zor bu sorunun Çünkü günümüzde kırılmaya yüz tutsa da hükümranlığını sürdüren ataerkil yapımız eşlerin birbirlerine sevgilerini belli eden tezahürler içine girmesine mani Mesela, “Seni seviyorum” sözcüğünü ele alalım ve gerçekten mazinin derinliklerine doğru bir yolculuk yapalım Mesela 50 yıllık evlisiniz, kaç defa eşinize “Seni seviyorum” dediniz veya kaç defa ondan bu cümleyi duydunuz? Halbuki Hz Peygamber (sav) bir hadislerinde “Sizden birisi bir kardeşini severse, ona sevdiğini söylesin” buyuruyor Ortak paydanın sadece iman olduğu bir kişi ile olan münasebette bir davranış biçimi, örneği, modeli sunuyor Allah Rasulü bize bu hadislerinde, hatta emrediyor Pekala bir değil, binlerce ortak paydanın bulunduğu evlilik hayatında eşler neden çekingen davranırlar birbirlerine Utangaçlık mı? Elbette değil ve olmamalı Herşeyden önce zirve seviyesinde paylaştıkları mahremiyet buna mani Aile huzurunun önemli bir temelini teşkil etmesi ayrı bir gerekçe

    Sevginin tezahürü sayılan ikinci husus, hediye alma ve verme? Sahi eşinize en son ne zaman hediye almıştınız? Ya da ne zaman eve elinizde bir çicek buketi ile gelmiştiniz? 5 yıl önce mi? Eşlerin birbirlerinden hediye, çiçek beklentileri içine girmesi doğru mu deyip kestirip atabilirsiniz Ama bu bana göre fıtratı inkardır Dikkat edin, bize ait olmayan bir kültürün uzantısını kabul etmeme demiyorum, çünkü hediyeleşme Hz Peygamber’in ifadeleri ve uygulamaları ile insanların sevgi bağlarını artıran evrensel bir değerdir Hediye şeklinin çiçek şekline bürünmesine batı kültürü deyip inkar edebilirsiniz Kabul ettik diyelim, pekala çiçeğe hayır diyenler eşlerine bir şey aldı mı, alıyorlar mı? Kaldı ki çiçek ve çiçeğin sembolize ettiği değerler evrenseldir Gül’un İslam kültürü içindeki Hz Peygamber ile olan ilişkisini düşünün lütfen
    Yukarıdaki ifadelerim sadece erkeklere hitab ediyor şeklinde algılanmamalı Kadınlar da bunun muhatabıdır Çeşitli vesilelerle karşılıklı hediyeleşmeler her iki tarafın birbirlerine karşı besledikleri sevgi hissini artıracak ve sürekli canlı kılacak unsurlardan birisidir

    Hasılı, öncelik-sonralık sıralaması yapmak istemem sevgi ve saygı arasında Ama illa yapılması gerekiyorsa, saygıya, sevgiyi de besleyen bir damar olması açısından önceliğin verilmesi gerektiğine inanıyorum

    Ahmet Kurucan




  3. 17
    Kadın Ne İster: Önemsenmek

    Başlığa çektiğim soru ve tek kelimelik cevap bir bayanın itirafıdır Niçin itiraf dedim cümle, düşünce, ifade yerine? Şunun için; malum itiraf suçlu birisinin suçunu ister irade ister baskıyla açıklaması, beyan etmesi demektir Karşılaştığım örnekteki bayan kocasının kendisini önemsemediğine inandırmış Bu sebeple kocasının kendisi ile olan her münasebetine, her konuşmasına, her tavrına, her gülümseyişine hasılı her şeyine bu gözle bakıyor, bu perspektiften değerlendiriyor Şartlamış kendisini, kilitlemiş bir tek noktaya; kocası kendisini sevse bile önemsemiyor, fikir ve düşüncelerine kıymet vermiyor diye İşte bu bakış açısı bana göre bir suçtur; bunun içindir ki yazının başlığındaki cümleye “itiraf”dedim

    İzahını yapayım; her şeyden önce bugün dünyanın bir çok ülkesinde ve bugüne nisbetle dün ve dün içinde bizim dünyamıza baktığımızda gerçekten kadınların önemsenmek bir yana ikinci sınıf varlıklar olarak görüldüğü; “insan ama erkeklere hizmet için yaratılmış” düşüncesine kadar uzanan bakış açılarının olduğu muhakkaktır Bunları inkar etmek imkansız Hatta böylesi bir inkar bugün kadın-erkek ilişkileri bağlamında yaşadığımız sorunların köken ve nedenlerini anlamamızda, çözüm üretmemizde bizim önümüzü tıkar Kocaların eşlerine eski dönemlerin uzantısı olarak önemsememe gibi bir tavır takındığı doğru olabilir ve vardır Ama benim karşılaştığım örnek böyle değildi Onun için aşağıda beyan edeceğim düşünceler genel değil, bu kapsam içine giren kişiler/aileler içindir
    Bu girişten ve kabulden sonra neden suç düşüncesinin izahına geçeyim; bir kadının kocası nezdinde önemsiz bir varlık olduğunu kabullenmesi baştan yenilgiyi kabul etmesi demektir Bu durumda esas tedavisi gerekli olan hastalık kocanın önemsememesi değil, kadının peşinen yenilgiyi kabul etmesidir Tabii böyle bir bakış açısının varlığını kabul etmemiz durumunda geçerli bu yargı

    Pratik hayattan bir misal verelim -Allah korusun- yakalandığı bir hastalığın tedavisinin imkansızlığına inanan bir hasta düşünün Bu inanç tedavi sürecini olumsuz etkiliyor hepinizin bildiği gibi Çünkü moral-motivasyon ve onun yüksekliği/düşüklüğü hastalığın tedavisinde hayati öneme sahip Bundan dolayı doktorlar bu inançta bulunan hastalara önce moral tedavisinin uygulanması gerektiğini söylüyorlar Hasta yakınlarını kullanıyorlar Din adamları devreye giriyor vs Sonuçda nice tedavisi imkansız, ölümcül denilen hastalar sadece bu yolla şifa buluyor Rabbin tevfik ve inayetiyle

    Bu örnekten hareketle şunu diyebilirim; eğer iddia edildiği gibi böyle bir önemsenmeme durumu varsa, “bu bir hastalıktır ve tedavisi mümkündür” deyip mücadeleye girilmelidir Ama enaniyetlerin tokuştuğu, sen-ben eksenli tartışmaların merkeze alındığı türden mücadele değil Zira böylesi bir mücadele hem hayatı yaşanmaz kılar, hem de sorunları içinden çıkılamaz kör düğüm haline getirir
    Kasdım bunun tam aksi; mücadele “hayat müşterektir” prensibi etrafında dönen fikri müzakere ve mülahazalarla olmalı Dini deliller hiç kimsenin şüphesi olmasın bu örnekte kadının yanındadır Gerek cahiliye dönemindeki kadının konumuna nisbet ettiğimizde İslam'ın getirdiği ve ‘devrim' diye adlandırabileceğimiz değişiklikler, yani kadına verdiği haklar ve ödevler, gerekse Efendimiz'in (sav) kavli beyanları, fiili tatbikatları kadının bu mücadelede elini güçlendiren delillerle doludur Yeter ki kadın usul ve üslubuna uygun biçimde ve mutlaka zamana yayarak kocası ile müzakere etsin bu delilleri İmanlı ve ahirette hesab vereceğine inanan bir sine bu deliller karşısında tavrını değiştirmekten başka hiçbir şey yapamaz Hz Peygamber'in “Allah'ın sizlere emaneti” dediği eşine önemsememeyi ihtiva edecek tarzda muamelede bulunamaz

    Kadını suçlu kılan ikinci husus -yine karşılaştığım örnekten hareketle söylüyorum- kocası ile tanıştıkları ilk günden bu yana bütün davranışlarını bir bütün olarak değerlendirme yerine en son karşılaştığı örnekten hareketle değerlendirmeye ve sonuca gitmesidir Genelde kadınların bir çoğunda görülen bu haslet aslında muhasebe ve muhakemede veri eksikliğidir Bunun sonucu olarak da elde edilen sonuç ve o sonuca bağlı olarak verilen karar yanlış olmaktadır Şunu demek istiyorum; şu veya bu sebeple gerçekten koca haklı ya da haksız olarak spesifik bir hadisede karısını, karısının düşüncesini önemsememiş olabilir Burada bu tavrın dahili ve harici nedenleri üzerinde durup düşünülecek, alabildiğine medeni ilişkiler içinde ve gergin olmayan bir ortamda oturup konuşmak yerine kocaya küsmek, darılmak musibeti ikileştirir, hayatı her iki tarafa zehir eder “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok!” hesabı, koca karısının tavrının nedenini bilmediği için sebep ve çareyi başka yerlerde aramaya, kadın da kocasının her bir hareketi, sözü, tavrı ile tepeden yuvarlanan kar topu misali içinde sadece kendisinin bildiği sorun yumağını büyütmüş olur İşte onun için bu bakış açısına sahip olan kadın suçludur diyorum

    Buraya kadar söylediklerimiz kocanın gerçekten karısını önemsememe, umursamama gibi bir düşüncesi ve uygulamasının var olduğu varsayımı ile söylenen şeyler Bunun olmadığı yerde ise kadının bu yaklaşımı elbette suçluluğun boyutunu artıran bir başka faktördür ve ayrıca ele alınması gerekir

    Bakın bir itiraf kelimesi bizi nerelere götürdü Unutmayın karı-koca birbirinin ne düşmanı, ne de rakibidir Olsa olsa arkadaşıdır, dostudur, yaranıdır, hayatı dahil her şeyini feda edeceği sevdiğidir, sevdiceğidir

    Ahmet Kurucan




  4. 18

    Kadının Yuvadaki Fonksiyonu





    Böyle bir yuvada, tenler ve cesetler ayrı ayrı görünse de, herkese ve her şeye hükmeden can bir tanedir Her zaman kadından fışkırıp bütün bir yuvayı saran bu can, mânen bir büyü, bir ruh gibi her zaman herkesin üzerinde kendini hissettirir ve âdeta onları bir yerlere yönlendirir Kalp ufkunu karartmamış ve ruhunun önü açık mübarek bir kadın, aile sistemi içinde tıpkı bir Kutup Yıldızı gibidir; hep yerinde durur, kendi etrafında döner; sistemin diğer üyeleri ise, varlıklarını her zaman onun çevresinde şekillendirir ve ona bağlılık içinde hedeflerine yürürler evet, herkesin yuva ile münasebeti muvakkat, sınırlı ve izafîdir Kadın ise, başka bir işi olsun olmasın, içinde şefkat, merhamet, sevgi macununun kaynayıp durduğu mutfağıyla sürekli evinin orta yerinde dimdik ayakta durmakta ve duygularımıza neler ve neler pişirip sunmaktadır!


    Fethullah Gülen, Yağmur, Nisan-Haziran 2000, Sayı 7




  5. 19
    Hayat Dersleri


    -Eşinle müzakere ettiğin veya tartıştığın mevzu üzerinde dayatmalara gitme ey oğul! Kararlı bir erkek tavrı sergileyeceğim diye, yarın özür dilemek, geri adım atmak zorunda kalacağın davranışlar içine girme Böyle yaparsan, sen hane içindeki konumunu tartışılır kılarsın Hayat sadece bugünden ibaret değil Bugünün yarını da var, yarın Hakkın divanı da var Öyleyse ona göre davran!

    -Yapılmasını istediğin, başta eşin hane halkının mutlaka uymasını arzu ettiğin kuralların fikri temellerini ortaya koy Aklen ve mantıken isbat et ve muhataplarını ikna et ey oğul! Söz konusu kurallara uyulduğunda muhtemel faydaları, uyulmadığında muhtemel zararlarını anlat onlara ki nedenleri ve hikmetleri ile kavrasınlar Aile yuvası, asker ocağı değildir ey oğul! Emir komuta zinciri ile işler yürümez orada Gönüllülük esası hakimdir aile ocağında Öyleyse muhataplarını ikna etmek öncelikli vazifendir Bunu unutma!
    -Unutma ey oğul, sen de bir insansın Erkek, hane reisi, baba, zamanı gelince dede olman seni hata yapmayan bir insan makamına çıkartmaz Peygamberler hariç herkes hata yapar Erdem, hatanın hata olduğunu anladığın an, geriye dönebilmendir Hatandan geriye dönmesini bil oğlum! Çünkü hatasını kabullenmeyen veya zamanında geriye dön/e/meyen kişiler, hatalarını meşrulaştırma çabası içine girerler farkında olarak veya olmayarak Sen bunlardan olma! İtiraf et yanlışını, hatanı, dile özrünü, göster erdemini eşine, çocuklarına ve çevrene karşı! “Dediğim dedik, çaldığım düdük” denen inad insanlardan olma! İnadın insana veriliş gayesi hakta sebat etmesi içindir, yanlışta ısrar için değil!

    -Gerektiğinde “hakim benim” de evde, ama “sadece ben hakimim” deme! “Ben Efendiyim” de istersen, ama sizler benim kölemsiniz deme! Öyle bir havaya girme Hele “ben ne dersem yapmaya mecbursunuz” hiç deme! Toptancı ve heptenci mantığı terket oğul Toptancılık ve heptencilik muhakeme mahrumu, muhasebe mahrumu, mukayese mahrumu insanların başvurduğu bir kolaycılıktır Girme bu kolaycı yola İnan bataklıktır onun sonu Bunca sendir bu yola girip de sağ salim hayata geri dönen kimse görmedim ben Aman dikkat oğul!
    -Yaşadığın hadiselere ‘nasıl’ sorusundan daha ziyade ‘neden’ sorusunu sor ey oğul Çünkü bu sorunun cevabı/cevapları, sana sebeplerle sonuçlar arasında bağlantı kurmanı sağlayacak, analiz ve sentez kabiliyetini genişletecektir Çıkardığın dersler de, bundan sonraki hayatında sana yol gösteren reflektörler misali yol gösterici mürşid olacaktır

    -Eşinle yaşadığın her tartışmadan sonra hayata hemen küsme ey oğul! Bu kadar kırılgan olmaya hakkın yok Hayat eksisi ile artısı ile bir bütün Cenaze çıkan eve aynı gün gelinin girdiği az rastlanan olaylardan değildir insanoğlunun hayatında Yüzlerce, binlerce örneği var bunun O halde, yaşadığın her krizi, her tartışmayı daha iyiyi, daha güzeli yakalayabilmek için bir fırsat bil! Karanlığın en son noktası, nasıl fecrin ve aydınlığın ilk emareleridir; aynen öyle de kim bilir belki de aranızdaki tatsızlıklar nice hayırlı kapıların açılmasına vesile olacaktır Öyleyse Allah’a itimad et, sa’y’e sarıl, hikmete ram ol Vardır beni bana bırakmayan kudreti sonsuz Rabbimin bir muradı de, benim bunu bilmemem olmamasını göstermez de ve kendini O’ nun sonsuz merhamet kucağına at Teslimini, tevekkülünü, imanını yeniden gözden geçir ve “Allahım!” de ey oğul! İster avazın çıktığın kadar bağır ve yeri göğü inlet, ister ne insan, ne hayvan, ne nebat, canlı- cansız hiç bir varlığın duymayacağı sessizlikte Rabbine yalvar! Hele sen bu atmosferi bir yakala, bak gör arkadan neler olacak ey oğul! Sen de şaşacaksın Rabbinin engin lütuflarına Hepinizi rahmete boğacak sağanak sağanak yağmurlarına

    -Sana son bir tavsiyem daha var bugünlük ey oğul! “Eğri ağacın gölgesi düz olmaz” demiş bizim atalarımız Nasıl eşini seçerken ince eleyip sık dokudun, yedi göbek sülalesini araştırdın; unutma bak senin de kızın var şimdi Yarın da elin oğlu, senin kızın için seni araştıracak “Anasına, ailesine bakıp kızını almak” için kapına dayanacaklar Uzak görme o günleri oğul! “Her gelecek yakındır” derler Ömür bu, ha deyince hemen geçiveriyor Dünürcüler kapına gelip dayanmadan, iyi yetiştir kızını oğul El ocağı yakacak gözüyle bak hep ona O el ocağı onun evi olacak sonra de; de ve ona göre davran kızına

    Not; bir babanın oğluna nasihatları bağlamında ele alınan bu tavsiyeleri bir annenin kızına nasihatları diye de okuyabilirsiniz Tek farklılık ey oğul yerine ey kızım demeniz Karar sizin

    Ahmet Kurucan
    Herkulorg





  6. 20

    Aile Sırrı


    “Sana kaç defa dedim, iki kişinin bildiği şey sır değildir diye Yahu, bu kaçıncı dinleyişim ve rezil-kepaze oluşum el-aleme! Neden, ama neden sadece aramızda kalması gereken meseleleri başkalarına anlatıyorsun? Kime ne anlatılır, ne anlatılmaz tesbit ve teşhisindeki yanılgını bahis mevzu etmiyorum, neden başkalarına anlatıyorsun diyorum Aile sırrı bunlar Allah aşkına, mukaddes bildiğin başka şeyler aşkına, bu son olsun, eğer bir daha tekrar ederse, bu evliliğin biteceğini sana deklare ediyorum şimdiden”

    Bu, karısına çıkışan kocanın serzenişi, azarı veya ültimatomu Pekala kadın ne düşünüyor? O da diyor ki; ‘anlattığım şeyler kadınların hem cinsleri ile otururken kocaları etrafında konuştuğu sıradan şeyler Onun büyüttüğü kadar değil Ben başkalarının anlattıklarını ona anlatmıyorum; bir anlatsam şaşırır kalır Söylemeyi bırakın, dinlerken bile yüzünüzün kızaracağı en mahrem şeyleri anlatanlar var aramızda'

    Ortada bana göre ciddi bir problem var Problemin bir ucu, bu yazıya konu olan karı-kocaya dayanıyor, diğer ucu toplumsal hayatta bizi kuşatan ve son tahlilde toplumsal huzurumuza, ahlaki anlayışımıza, kültürel değerlerimize zarar veren, tedavisi oldukça zor, müthiş bir maraza kadar uzanıyor

    Önce karı-koca özelinde konuşalım; aile sırrı, devlet sırrı misali mutlaka tarifi yapılması, anlam çerçesi, sınırı ve boyutları belli edilmesi gereken ucu açık bir kavramdır Aileden aileye değişebilir bu kavramın mahiyeti Yaşanılan mekana, o mekanda cari olan örf ve adete göre de değişebilir Akrabalık ilişkileri, bu ilişkilerin samimiyet oranı da bu kavramın muhtevasını etkiler Öyleyse böyle tartışmaları netice veren zemini ortadan kaldırmak gerek öncelikle Yani karı-koca başbaşa verip ‘aile sırrı' dedikleri şeyleri belirlemeliler Bu belirleme esnasında ortak noktada umarım buluşurlar; ama buluşamazlarsa, daha ihtiyatlı düşünen eşin görüşünü esas almalılar Çünkü bu meselede ihtiyatlı davranmadan dolayı bir kayıpları olmaz

    Örneğimizde olduğu gibi, baştan böyle bir anlaşma olmadı ve böylesi bir sorunla karşılaşıldı ise; aile reisliğini üstlenen erkeğin, çok daha makul ve yapıcı bir üslupla meseleyi ele alması lazım Evet, çıkışlarından anlaşılıyor ki; defalarca tahakkuk etmiş bir hadise bu Defalarca da tembih yapılmış; ama aile sırrı üzerinde anlaşma olmadığı için devam ediyor problem Kocanın aile sırrı olarak gördüğü seyi, eşi görmüyor çünkü Zaten hall edilmesi gerekli olan da bu değil mi? Yoksa bir daha tekrarlanırsa, boşanma vs boş, anlamsız ve yarın sahibini pişman edecek türden kuru tehditler bana göre

    Aile reisliği, sorumluluk isteyen isteyen bir iştir Hem de hislere göre değil, akıl, mantık ve muhakemeyi her daim öne çıkartan yönetim anlayışına sahip olmayı gerektiren bir iş Onda tez canlılığın yeri yoktur Soğuk kanlı olmak, uzun vadeli düşünmek şarttır Bu tür karmaşık zeminler üzerinde gerçekleşen tartışmalardan hareketle, evlilik hayatının geleceğini ve yönünü belirleyici kararlar alma, tehditler savurma aile saadetini önemsememe demektir

    Ayrıca, tepki üzerine felsefe geliştiremez aile reisi Hiç tepki göstermeme anlamına gelmez bu Elbette yeri ve zamanı geldiğinde, eşler birbirlerine karşı tepki gösterecektir Ama aile saadetinin temeline dinamit koyarcasına değil Tepki, adı üzerinde bir yanlışlığa -ki onun yanlışlık olup olmadığı şahsa göre değişir- karşı ortaya konulan kalbi ve fiili tavrın adıdır Eğer bu tepki/ler yerli yerine oturmuyor, eşte düşünce ve davranış değişıkliğini beraberinde getirmiyorsa, demek o ikna olmamış demektir Bu durumda her iki taraf, doğru bildiğini okumaya devam edecek, karşılıklı tepkiler hayatın fasid yani kısır bir döngü içinde devamından öte bir işe yaramayacaktır Sonuç; galibi ve mağlubu belli olmayan/olmayacak olan bu mücadeleden her iki taraf da zararlı çıkacaktır

    Bayanların kendi aralarından aile hayatlarına ait şeyleri birbirlerine anlatmasına gelince; Hz Aişe Validemiz, Efendimiz'e (sav), hadis literatüründe Ümmü Zer' hadisi olarak bilinen bir muhaverede, 11 kadının oturup kocaları hakkında neler konuştuklarını anlatır Bu kadınlardan sadece bir tanesi kocasının yani Ebu Zer'in iyiliklerini anlatır Öyle ki Ebu Zer' daha sonra bu kadını boşamış, o da kendisine Ebu Zer'den daha büyük ihsanlarda bulunan bir başkası ile evlenmiştir Ama ilk kocasını bir türlü unutamaz Ümmü Zer' ve sözlerini şöyle bitirir; “Buna rağmen, ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, Ebu Zer'in en küçük kabını dolduramaz” Efendimiz (sav) Hz Aişe Validemize “Ben sana Ebu Zer'in Ümmü Zer'e nisbeti gibiyim Şu farkla ki Ebu Zer, Ümmü Zer'i boşamıştır, ben seni boşamadım Biz beraber yaşayacağız' diyerek gönlünü alır

    Bu hadis bana, kadınların kocaları hakkında oturup gıyablarında -müsbet veya menfi- konuşmalarının, belki beşeriyet tarihi kadar eski bir uygulama olduğu dersini veriyor Bundan dolayı muhali talep edip, konuşmayın demektense, bari Ümmü Zer' misali kocalarınızın hep müsbet taraflarını konuşun demeyi daha akıllıca bir tavsiye olarak algılıyorum

    Yanlışın müdafasını yapmak da yanlıştır Hane içinde kalması gerekli olan şeyler hane içinde kalmalıdır Söylediğimiz her kelimeden, yapıp-ettiğimiz her amelden ve seviyesine göre akla gelen her menfi ve müsbet düşünceden hesap vereceğimiz bir durağa doğru yolculuk yaptığımızın farkında olmalıyız Ama unutmayalım; orası bir durak Onun bir adım sonrası yolculuğun nihayete ereceği yer; cennet ya da cehennem


    Buhari, Nikâh 82 ; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 92
    Ahmet Kurucan




  7. 21

    --->: Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler

    Koca Evinden Kaçma


    Anadolu'nun başka yerlerinde de var mıdır bilmem ama genelde yeni evlilerde görülen bir uygulamadır; gelinin ana evine kaçması Şu ya da bu, haklı ya da haksız sebeplerle evini terk eden gelin, belli bir müddet sonra araya giren aracılar vesilesi ile tekrar koca evine döner Sık veya seyrek aralıklarla olur bu durum eşlerin geçimine bağlı olarak Yalnız, farklı açılardan bakıldığında ciddi bir şekilde üzerinde durulması gereken bir hadisedir bu

    Herşeyden önce; karşılıklı istek ve irade ile kurulmuş yuvalarda bu hadisenin gerçekleştiği varsayımı üzerinde konuşalım ve şu soruya cevap arayalım: Yıllarca evlilik hayalleri kuran, gelinlik rüya ve hülyaları ile yaşayan, hayata yönelik ‘20 yaşımda evleneceğim, 25 yaşımda çocuk sahibi olacağım' türünden daha spesifik ve daha detay planlara sahip olan, nişanlılık dönemlerinde mesajlar, chatler, hediyeler ve birlikte gezmelerle müstakbel kocalarına ilan-ı aşk eden kızlarımız, neden bütün bu rüya ve hülyalarını gerçekleştirme zemini bulduktan sonra böylesi davranışlar içine girer?

    Bir: Kızlarımızın velev ki biyolojik yaşı evlilik için uygun olsa da, zihnen evliliğe hazır olmamaları burada öncelikli rol oynamaktadır Evliliğin hep getirileri üzerine kurulu hayaller, hayatın gerçek yüzüyle çarpışınca, her zaman olduğu ve olacağı gibi realitelere yenik düşmüştür Halbuki yaz kadar kış, sıhhat kadar hastalık, doğum kadar ölüm de bu hayatın gerçeği değil midir? Öyleyse hayallerimize realite gömleği giydirmek gerek

    İki: Yapılan istatistikler göstermiştir ki; bu türlü davranışlar sergileyen kızlarımız, kendilerine anne-baba gibi bakacak bir eş aramaktadırlar Bu boşuna bir arayış ve beklentidir Çünkü hiçbir kocanın, karısına anne-babası gibi davranması mümkün değildir Tıpkı karının, kocasına anne-babası gibi davranması mümkün olmadığı gibi

    Üç: Gelin-kaynana geçimsizlikleri ya da eşlerin birbirlerinin aileleri hakkında besledikleri duygular, dile getirdikleri düşünceler bu türlü hadiselerde bir başka etkili faktördür Yüksek sesle hemen her yerde dillendirilen bu düşünceler, özellikle küçük, gıybet ve dedikoduya açık şehirlerde, ilgili kişilerin kulaklarına çabuk gitmekte, bu da musibeti ikileştirmektedir

    Dört : Kaçma, ‘eşlerin nerede hata yaptım' türünden kendini sorgulama sürecine girmesini engellemektedir Çünkü kaçma olayı şehirde duyulduktan sonra, her iki taraf ve tabii ki akrabalar, kendilerinin/kendi taraflarının haklı olduğunu isbat sadedinde etrafta konuşmakta, bu da eşlerin, hem kendilerini sorgulamalarını hem de geri adım atmalarını zorlaştırmaktadır Hele kızın anne veya babasının, kızlarına hak verici bir tutum sergilemesi, bu sürecin hem hızlanmasına hem de kemikleşmesine neden olmaktadır Başlangıçta karı-koca arasında kalabilecek küçük bir anlaşmazlık, böylece kocaman bir aile sorunu haline gelmektedir Bunun çözümü zorlaştırdığını, bazen içinden çıkılamaz hale getirdiğini söylemeye hiç gerek yok sanırım

    Beş: Hadisenin birkaç defa tekrarı, her iki tarafta da alışkanlık duygusu meydana getirir Bayan, anne-baba ve çevresinden destek bulduğu ölçüde olur-olmaz hemen her hadisede bunu tekrarlarken, erkek “Nasıl olsa geri dönecek, gideceği başka kapı mı var?” türü vurdum-duymaz bir hava içine girer Bu da, problemler karşısında nasıl tavır alıncağına dair bir bakış açısı oluşturur eşler üzerinde

    Altı: Mücerred anlamda kaçma olayı, kocanın kalbinde ciddi yaralar açmaktadır Sık tekrarı da, bu yaranın kabil-i iltiyam olmaz hale gelmesine vesile olmaktadır Kim bilir -gördüğümüz örneklerden hareketle konuşalım- bir yuva için öldürücü zehir hükmündeki eşlerin birbirine güvensizliğinin çıkış noktasıdır bu ve benzeri davranışlar
    Ne yapılmalı o zaman? Her zaman dediğimiz gibi, olaya taraf olanlar kendi aralarında konuşmalı, konuşmalı ve yine konuşmalılar Evi terk ederek sorunların çözülmeyeceği üzerinde de anlaşmalılar o konuşmalarda “Her ne pahasına olursa olsun, böyle bir tavır içine girmeyeceğiz” diye söz vermeliler birbirlerine Gerekirse çok güvendikleri birilerini şahit tutmalılar sözleşmelerine

    Ayrıca; ketum davranmalılar hanede cereyan eden hadiseler hakkında Öyle ki iki kişi arasında bile olsa, yatak odasında yaşadıkları bir anlaşmazlığı, oturma odasına dahi götürmemeliler Tabii çok sık tekrar ettiğim gibi; eğer geçinmeye niyetleri varsa
    Ne güzel birleştirmişler hilkatte var olan bir gerçeği, sosyal hayata bir davranış modu olarak aktarırken: “Allah insana iki kulak bir ağız vermiştir” Bunun manası; iki dinle, bir konuş demektir Ve yine ne güzel demişler: “Yarın özür dilemek zorunda kalacağın bir davranışı, bugün yapma!”

    Ah keşke!!!

    Ahmet Kurucan





    Yudumla --->: Evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler

  8. 22
    Evlilik,evcilik oyunu değildir



    Aile, bir çocuk yapma fabrikası değildir; o, toplumun en hayâtî bir parçası ve milletin de ilk nüvesidir Dolayısıyla da o, ne bir kuluçka makinesi, ne de cismânî arzuların tatmin vasıtasıdır O, kutsal bir müessesedir Kutsiyetin en belirgin çizgisi de nikâhtır

    Belli prensipler çerçevesinde, meşrû bir akitle çiftlerin bir araya gelmesine nikâh denir ki; bu hedefi, gayesi belli bir anlaşmadır Allah, nikâh prensipleri içinde olmayan bir araya gelmelere "sifah" ve "zina" nazarıyla bakar

    Din, "nikâh" adı altında böyle bir meşrû birleşmeyi iyi bir milletin temeli, rüknü, esası kabul eder Ancak, meşrû birleşmeler bile bir gayeye bağlıdırlar Maksatsız, gayesiz, gelişigüzel evlilikler meşrû sınırları zorlayacağından, bir Müslüman bu konuda oldukça hassastır Evet, izdivaçtaki hedef, Allah'ı hoşnut ve Resûlullah'ı memnun edecek bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır

    Hedefi ve gayesi olmayan izdivaçlar, niyetsiz ameller gibi bereketsizdirler Gaye olmayınca bazen dinine-diyanetine bakılmadan hiç tanınmayan birisiyle sırf boyuna posuna bakılarak evliliğe benzeyen bir araya gelmeler uhrevî derinliğinin olmaması yanında çok defa imtizaçsızlıklar ve geçimsizliklerle sonuçlanır

    "Gayeli izdivaç", enine-boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî-mantıkî olan izdivaçtır Ve evlenmede "maksat" düşünülerek hareket edildiğinden ailede huzur vardır Neticesi düşünülmeden ve bir gaye gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise değişik sıkıntılar söz konusudur Böyle bir yuvada, aile fertleri sürekli huzursuzluk yaşarlar

    Din, bir taraftan evlenmeyi meşrû kılıp onu teşvik ederken diğer taraftan da meseleyi gaye ile sınırlandırmaktadır Zaten insanın her işinde ve davranışında bir gaye olmalıdır ki, teşebbüs ve atılımlarında da kararlı olabilsin ve o hedefe ulaşmaya çalışsın Şayet o bir gaye gözetmiyorsa, mesaisini de tanzim edemez ve hiçbir zaman hedefe ulaşamaz

    Herkes mutlaka evlenmeli midir?

    Din, izdivaç konusuna, tahminlerin üstünde önem verir Buna paralel olarak İslâm fıkıhçıları da nikâhı mühim bir mesele olarak ele almış, konuyla alâkalı ciltlerle kitap yazmış ve hassasiyetle üzerinde durmuşlardır İzdivaç veya nikâh meselesini farz, vacip, sünnet, haram, mekruh kategorilerinde mütalâa etmiş ve biraz da şahısların özel durumuna bağlamışlardır Bu, şu demektir: Herkes gelişigüzel evlenemez; bir seviyeye gelen insan evlenme mecburiyetinde; hatta bazı kimselerin evlenmesi vacip iken; bir başka vaziyetten ötürü bir diğerinin evlenmesi mekruhtur

    Binaenaleyh, bunları hiç hesaba katmadan, sadece cismânî durumu nazar-ı itibara alarak izdivaç yapan bir insanın, ileride cemiyete yararlı bir aile veya bir çocuk kazandıracağı da şüphelidir

    İslâm hukukçularından Hanefiler ve Malikiler, bu konuda birbirlerine yakın sayılırlar; aradaki farklı düşünceler teferruata aittir Bu büyük İslâm hukukçularının tespitleri ile arz edecek olursak, nikâhla alâkalı, ana hatlarıyla aşağıdaki gibi bir tasnif ortaya çıkar

    1) Farz olan evlilik

    Zinaya düşme ve haram irtikâp etme tehlikesi karşısında bulunan bir kimse, mihir ödeme gücüne ve ailesini geçindirecek kadar nafaka temin etme imkânına sahipse; hatta bazılarına göre oruç da tutamıyorsa onun evlenmesi farzdır

    Yani harama düşmemek için evlenmek esastır ve haramla yüz yüze gelen birinin başvuracağı tek çare evlenme olmalıdır Gayr-i tabiî yollarla izdivaçtan kaçmak, tabiatla savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın yenik düşmesi de kaçınılmazdır

    2) Vacip olan evlilik

    Şayet evlendiği takdirde mihir ödeme ve aileyi geçindirme gücüne sahip, haram irtikabı söz konusu değil ama sırf bir "endişe" olarak bahis mevzuu ise onun evlenmesi de vaciptir Bu tevcih de yine bazı fakihlere aittir, umumun görüşü ve içtihadı değildir

    3) Sünnet olan evlilik

    Herhangi bir tehlike söz konusu değil, evlenmeye de arzu ve rağbet varsa, kısaca böyle birinin evlenmesi de sünnettir

    4) Haram olan evlilik

    Evlenmekle haram irtikap edecek; evini geçindirebilmek için gayr-i meşrû kazanç yollarına girecek, irtikap, ihtilas, rüşvet gibi muharremâtı irtikap edecekse, bu insanın evlenmesi de haram ya da en azından mekruhtur Eşine zulmedecek kadar dengesiz biri için de aynı mütalâayı serdedenler vardır

    5) Mekruh olan evlilik

    Bazılarına göre harama girme, cevir ve zulümde bulunma kat'î değil de ihtimal dâhilinde ise bu durumdaki birinin evlenmesi de mekruhtur

    6) Mubah olan evlilik

    Helâlinden kazanan, zinaya düşme ihtimali bulunmayan, mihir verecek güce ve nafakaya da gücü yeten temkinli ve tedbirli birinin izdivacı da memduh veya mubahtır Böyle birisi ister evlenir isterse evlenmez

    Bu hususlarla, izdivaçta dinin nasıl bir kısım gayeler takip ettiğini, evlenmenin basit, hissî bir mesele olmadığını göstermeye çalıştık Şayet bu önemli iş, mantıkî, hissî boşluklara sebebiyet vermeyecek şekilde sağlam esaslara bağlanmazsa, mahkeme kapıları, dul ve sahipsiz kadınlar, ortada kalmış çocuklar bu işin kaçınılmaz sonucu olacaktır Din, bütün bunların önüne ta baştan bir set koyarak, neticesi bu türlü olumsuzluklara müncer olan bir izdivacı haram, mekruh gibi kategorilerle zabt u rabt altına alır; his ağırlıklı bir meselede akıl, mantık ve muhakeme yolunu öne çıkarır

    Bizim burada, vurgulamak istediğimiz husus, evlenmenin çok ciddî bir müessese olduğu, onunla toplumun en önemli unsuru olan ailenin teşekkül ettirildiğinin vurgulanmasıdır Bu itibarla evlilik düşünülürken ferdin cismâniyetiyle alâkalı alelâde bir durum olarak değil; bütün bir toplumun, hatta topyekün bir milletin saadetini alâkadar eden dinî, millî ve âlemşümûl bir mesele olarak düşünülmelidir Bu konuda ferdin bedenî ve nefsânî durumunu alâkadar eden hususa gelince, bu sadece gâye-i uzmâ'nın husule gelebilmesi için Allah (cc) tarafından insana lütfedilmiş bir prim ve bir bahşiştir Tabir caizse, bu bir avans olarak değerlendirilmeli ve insanlık neslinin bekası, millî istikbâlimizi bayraklaştıracak yüksek karakterli fertlerin yetiştirilmesi gibi mühim hizmetin peşin mükafâtı olarak görülmelidir

    ÖZETLE

    1-) Aile, bir çocuk yapma fabrikası değildir; o, toplumun en hayâtî bir parçası ve milletin de ilk nüvesidir Dolayısıyla da o, ne bir kuluçka makinesi ne de cismânî arzuların tatmin vasıtasıdır

    2-) Evlilikte cismaniyetle alakalı hususa gelince; bu, o büyük gayenin husule gelebilmesi için Allah tarafından insana lütfedilmiş bir prim ve bahşiştir

    3-) Gayesiz evlilikler meşrû sınırları zorlayacağından bir Müslüman bu konuda oldukça hassastır İzdivaçtaki hedef, Allah'ı hoşnut ve Resûlullah'ı memnun edecek bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır

    Fethullah Gülen
    Zaman/Kürsü




  9. 23
    arastırma yapan kardesımden allah razı olsun.Benım tek dıyecegım söz salıh bır eş yanı allahı bılen allah ıcıcn seven bir eş olması gerekıyor .Her iki tarafında allahın emır ve yasaklarını bılıp ona göre hareket etmelerı gerekıyor.Yani kısacası efendimizin haytını örnek alıp bunu kalbinde ve beyninde oturtturan gercek bir mumin eş olursa evlılık yuruyor.Ayrılmalara baktıgımda cevremde yüzdeye vurursam yüzde doksanı gayrı muslım yuzde 10u ıse gercekten mumın vemumınelerden cıkıyor.bu yüzde 10luk ıse tek taraflı salıhler.allah kötü bır eşle karsılastırmasın cumlemızı amın ınş.



ahmet kurucan evlilik,  kocasından sonra kalkan kadın,  kocasından sonra kalkan kadın hadis,  hadis kocasından geç kalkan karı,  koçadan sonra kalkankarı,  evlilikle ilgili mülahazalar ve tavsiyeler,  eşler nasıl bir yuva hayali kurar