Dualar / Yakarışlar ve Dua Nedir? Duanın Önemi Forumundan Dua; davet, çağrı, yardım istemek Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Dua; davet, çağrı, yardım istemek

    Reklam




    DUA NEDİR ?


    Seslenmek, çağırmak, yardıma çağırmak, Allah'a yalvarmak, O'ndan dilekte bulunmak, O'na yakarmak.
    Dua, insanda fıtrî bir olgudur. Bu sebepledir ki, bütün dinlerde mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan şu veya bu şekilde dua eder. İnsanlar hayatları boyunca, üstesinden gelemeyecekleri birçok şeylerle karşılaşmakta, keder, sıkıntı, acz ve ümitsizliklere maruz kalmaktadırlar. Yüce Allah şöyle buyurur: "İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır, ama biz onun sıkıntısını giderince sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir." (Yunus, 10/12)
    "(Denizde) onları gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman dîni yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar. Fakat o, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı orta yolu tutar, (birçoğu da inkâr eder). Zaten bizim ayetlerimizi (öyle) nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez. " (Lokman, 31/32)
    Bu âyetlerden de anlaşıldığı gibi dua, insanda fıtrîdir ve özellikle sıkıntılı anlarda Allah'a dua etmek, sadece samimî olarak Allah'a inananlara has bir durum değildir. Allah'a ortak koşanlar da bu gibi durumlarda Allah'a yönelir ve O'na dua ederler.
    Dua ettikten sonra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Bu yönüyle dua, insana bir şifa ve rûhî bunalımlara karşı koruyucu bir sağlık tedbiridir. Bu nedenledir ki, dua etmeyen toplumlar rûhen çökmüş toplumlardır.
    Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir: "Rabbiniz, şöyle buyurdu: Bana dua edin, size cevap vereyim (duanızı kabul edeyim)" (Mü'minûn, 23/60).
    Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurur: " Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur." (Tirmizî, Daavat,1; İbn Mace, Dua,1) Dua aynı zamanda bir ibadettir. "Dua ibadetin ta kendisidir. " (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16)
    O halde dua sadece Allah'a yapılmalı, araya başka biri aracı olarak sokulmamalıdır. Nitekim namazın her rekâtında tekrar ettiğimiz Fatiha Sûresi'nde: "Sadece sana ibadet eder ve sadece senden yardım dileriz. " (el-Fatiha, 1/4) buyurulur.
    Kullardan istenecek yardım, onların güçleri dahilinde olan bir şey olmalıdır. Güçlerinin yetmediği bir şey onlardan istenemez. Hatta kulların güçlerinin dahilinde olan bir şeyin yapılmasını kendilerinden istediğimiz zaman bile asıl sebebin Allah olduğunu, O'nun dilemesi olmadan o şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bilmek gerekir.
    Allah insana şahdamarından daha yakındır ve O'nun insana merhameti, bir annenin çocuğuna merhametinden çok fazladır. Bir âyette şöyle buyurur: "Kullarım sana beni sorunca, haber ver ki, ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. " (el-Bakara, 2/186)
    Duanın muhteviyatı, Allah'tan istenen meseleyle ilgili olmalıdır. Meselâ yemek duası ayrıdır yolculuğa çıkıldığında yapılacak dua ayrıdır... Birçok konuda Hz. Peygamber (s.a.s.)'den nakledilmiş dualar mevcuttur. Kur'ân-ı Kerim'de geçmiş peygamberlerin duaları zikredilir. Dua bu me'sur dualarla yapılabileceği gibi, kişinin kendi gönlünden kopanın anlatımı da olabilir. Ancak belli davranışlarda; meselâ kabir ziyaretlerinde, yemeklerden sonra, helâya girerken, yeni bir elbise giyerken, yolculuğa çıkarken... Hz. Muhammed (s.a.s.)'den nakledilmiş dualarla dua etmek hem sünnet, hem de daha güzeldir.
    Dua eden kişi gönülden etmeli, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarfetmelidir. Kişi duasında samimiyetini tavırlarıyla da ortaya koymalıdır. Meselâ duasında Allah'ın emirlerine itaat eden samimi bir müslüman olmayı ifade ediyorsa, hareketleriyle de böyle bir müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
    "Biliniz ki, Allahu Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez." (Tirmizî, Daavât, 64)
    Şüphesiz ki Allah insanın kalbinden geçenleri ve ihtiyaçlarını bilir. Ancak dil ile dua etmenin insanın kendisinin eğitilmesi konusunda etkisi vardır. Ayrıca dua Allah'ın bir emrinin yerine getirilmesidir, bir ibadettir. Kur'ân-ı Kerim'de Hak Teâlâ kendisine nasıl dua edileceğini kullarına öğretir, resûllerinin dualarını bize haber verir. Müminler önce bu dualara bakmak ve böyle dualarla Allah'ı zikretmek durumundadırlar. Gerçekten bilmediğimizi ve en güzelini öğreten Allah'tır. "... Ey rabbimiz unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma... " (el-Bakara, 2/286) Eyüp Aleyhisselâm,
    "Ya Rabbi, gerçekten benim başıma bela geldi. Halbuki sen merhametlilerin merhametlisisin." (el-Enbiya, 21/83); Zekeriya (a.s.), "Rabbim, beni yalnız bırakma..." (el-Enbiya, 21/89); Âdem (a.s.), "Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik. Eğer sen bizi affetmez ve bize acımazsan mutlaka zarara uğrayanlardan oluruz. " (el-A'raf, 7/23) diyerek dua etmişlerdir. "Beni müslüman olarak öldür ve beni salih kullarına kat... " (Yusuf, 12/101) duası Yusuf (a.s.)'ın; "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Ben zalimlerden idim. " duası da Yunus (a.s.)'ın duasıdır.
    İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîste: "Duanın karşılıksız kalmayacağı, bilâkis üç şeyden birinin mutlaka meydana geleceği; ya kabul ya âhirete bırakma yahut eda edilen dua oranında günahın affedileceği" beyan buyurulmuştur.
    Dua yalnız Allah'a yapılır; istek ve yardım sadece Allah'tan istenir. Allah'tan başkasından bir yardım ve istekte bulunan, müşriktir. Hatta ölümlerinden sonra kabirleri başında veya uzaktan peygamberlere ve salih kullara dua edip yakaranlar, aynen yıldızlara sığınan ve meleklerle peygamberleri rabler edinenler gibi Allah'tan başkasına dua eden müşriklerdir. Ancak melekler müminler için dua ve istiğfar etmektedirler.
    Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurur: "Ümmetimden yetmiş bin kişi sorgusuz sualsiz Cennet'e girecektir. Bunlar, rukye talep etmeyen, dağlayarak tedavi yapmayan, olayları uğursuzluğa yormayanlar ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir." (Buhârî, Tıb, 18; Müslîm, İman, 371, 372) Yani müminler ancak "Bize Allah yeter. " demelidir. Rukye, okuyup üfleyerek tedavi demektir. Bütün peygamberler en kötü durumlarda yalnız Allah'a sığınmışlardır. Bunu da namaz*la yapmışlardır. Çünkü dua esas olarak namazdadır ve devamlılığı vardır.
    Müslüman müslüman kardeşi için dua edebilir. Rasûlullah, " Kim bir hidayete çağırırsa, o hidayete tabi olanların mükafatının aynısı onların mükafatından hiçbir eksilme olmaksızın bu kimseye de verilir. " buyurmuştur. (Müslim, İlm, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlm,15) Ebeveyn, kendilerine dua eden çocuklarının amelinden istifade eder: "İnsanoğlu öldüğü zaman artık ameli kesilmiştir. Yalnız şu üç şey bunun dışındadır: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve dua eden salih evlât " (Müslim, Vasiyyet,14; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 14). Rasûlullah, ümmetinden kendisine dua etmelerini istemiştir. Cenâb-ı Hak, "O'na salât ve selâm getirin " (Ahzâb, 33/56) diye emretmiştir. Mümin, Allah'tan peygamber için vesîleyi isterse kıyamette o kimseye onun şefaati haktır. Rasûlullah umreye giden Ömer (r.a.)'e: "Bizi de duandan unutma kardeşim." demiştir (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; Tirmizî, Daavât 109; İbn Mâce, Menâsik 5) Rasûlullah her zaman ümmetini sadece Allah'a kulluğa çağırmıştır. Hanefi fukâhâsı: "Bir yaratık aracılığıyla Allah'tan bir şey istenemez" demiştir. Hz. İbrahim,
    "Doğrusu benim Rabbim duayı işiticidir" (İbrahim,14/39) demiştir. Hz. Peygamber: Biriniz dua edeceği zaman Allah'a hamd ve senâ ile başlasın, Resûlüne salâvât getirsin ve bundan sonra artık dilediği duayı yapsın" buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Salât, 358; Tirmizî, Daavât, 65) Salih ameller vesîlesiyle talepte bulunmanın örneklerinden birisi mağaraya sığınan üç kişinin duasıdır. Bunlardan her biri yalnızca Allah'ın rızasını gözettiği önemli bir amelini zikrederek duada bulunmuştu. Çünkü böyle bir amel, Allah'ın, sahibinin duasının kabulünü gerektirecek bir sevgi ile sevdiği ve razı olduğu bir şeydi. Birisi ana-babasına yaptığı iyiliği zikrederek. diğeri tam iffeti delâletiyle, öteki ise emanete gösterdiği riâyet ve iyilikseverliği ile duada bulunmuştu. (Buhârî, Hars,13) İbn Ömer'in meşhur duası şöyledir: "Ya Rabbi, Senden beni İslâm'a erdirdiğin gibi ondan beni uzaklaştırmamanı ve müslüman olarak canımı almanı diliyorum. " (İmam Malik, Muvattâ, Hacc, 128) Hz. Peygamber'den nakledilen rivâyetlerde
    "Ya Rabbi, Ya Rabbi" diye duaya başlanır, bazılarının yaptığı gibi "Ya Hannân, ya Mennân" denilmez. Yine cahil halkın büyük bir kısmı Allah'tan başkasından yardım dilemeyi öyle bir hale getirmişlerdir ki, kabirler Allah'a duada birer şirk aracı yapılmıştır. Oysa Rasûlullah dahi, "Ey Allah'ım, benim kabrimi kendisine ibadet edilen bir put haline getirme... Peygamberlerin kabirlerini mescid edinen kimselere Allah'ın gazabı şiddetlidir... Benim kabrime ikide bir gelip orayı bayram yerine çevirmeyin." diye uyarmıştır. (İmam Mâlik, Muvatta, Kasru's Salât fi's-Sefer, 85; Ebû Dâvud, Menasik, 100) Halkın, Telli Baba, filân baba, falan şeyhin kabrinde kuyruğa girerek onlardan yardım dilemesi şirkten başka birşey değildir, bid'attir. Müminler, aynen müşriklerin ve bid'at ehlinin yaptığı gibi ölüye yakarmaz, onlardan birtakım ihtiyaçların karşılanmasını istemez, kabir başında yapılan duanın evde yapılandan üstün olduğuna inanmaz, bu kimselere yemin ederek Allah'tan talepte bulunmazlar. "Allah bize yeter, o ne güzel vekildir." derler. (Âli İmrân, 3/173) Dinin esası da budur. Salât, Arapça'da dua anlamına da gelir: "Ey peygamber, Mü'minlere selât et, çünkü senin duan onlar için huzur ve sükûnettir."(et-Tevbe, 9/103) Duada istenene kavuşma ve korkulandan kurtulma isteği vardır. Bu da ancak Allah'tan istenir. İslâm bilginleri bid'at dua şekillerini şöyle tespit etmişlerdir: Ölü ya da gaip birinden yardım dilemek. Ey efendi hazretleri bana mağfiret et, tövbemi kabul et, demek şirktir. Peygamber ve salihlerden, ölmüş veya gaip birine benim için Allah'a dua et', demek bid'attir. Ölülerden medet umulmaz. Kabirleri ziyarette ölülere ancak selâm verilebilir, onlara Kur'ân okunur. Allah'a, Allah'ım senden filancanın yanındaki makamı hakkı için şunu şunu istiyorum; diye dua etmek, nehyedilmiştir. Çünkü, "Yardım Allah'tandır." (Enfâl, 8/10) "İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman kendisine dua edilenler, onlara düşman olurlar ve onların kendilerine olan dualarını inkâr ederler." (el-Ahkâf, 46/6)
    Dua Âdâbı
    Hz. Peygamber'e Allah'ı sormuşlardı. Cevaben Allah buyurdu ki:
    "Kullarım sana beni sorduklarında: Ben muhakkak ki, yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin duasına icâbet ederim." (el-Bakara, 2/186). Dua ederken seslerini aşırı şekilde yükseltenleri gören Rasûlullah, şöyle buyurmuştu: "Ey insanlar! Kendinize gelin. Çünkü siz bir sağırı veya uzaktaki birini çağırmıyor, ancak herşeyi işiten ve çok yakın bulunan birine dua ediyorsunuz. Sizin kendisine dua ettiğiniz size bineğinizin boynundan daha yakındır." (Buhârî, Cihad, 131; Daavât, 51; Tevhid 9; Ebû Dâvûd, Vitr, 26; İbn Hanbel, IV, 394, 402, 418; Müslim, Sahih IV, 2076) Kul, duasında Allah ile arasında hiçbir engel hiçbir vasıta bulunmadığını böylece bilir; dua ederken yalnızca Allah'ı düşünür. Kalp başka birşey ile meşgulken dua etmek manasızdır. "Âmin" diye bağırıp çağırmak da manasızdır. İnsan dua ederek Allah'a yöneldiğinde, dileği, Allah'tan istediği şeylerin gerçekleşmesine yardımcı olacak sebeplerin yaratılmasıdır. Yani kul eylemiyle yakınlaşmazsa, ettiği duanın mânâsı olmaz. Tembelliği huy edinmiş biri rızık için dua edebilir, ama önce çalışması lâzımdır... Duada riya olmaz. Duanın hemen kabul edilmesinde acele edilmez. Hiçbir dua boşa gitmez. En güzel sözlerden biri "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah"tır.
    Gönülden, gizlice, bağırmadan, samimiyetle dua edilir. "Rabbınıza gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu o, aşırı gidenleri sevmez. " (el-Â'râf, 7/55) Secîli, kafiyeli, yazılı dualarda riya vardır. Başkalarına dua ediyor görüntüsü vermek de böyledir. Bu şekilde ağlayarak dua edenin gözyaşları öteki insanları etkilemek içindir ve duası riyadır. Özel olarak komutlu dua da böyledir.
    Sünnet olan dualar
    Uykudan önce: "Ey Allah'ım senin adınla ölür ve dirilirim."
    Uykudan sonra: "Bizi uyku gibi bir ölümle öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Dönüş ancak O'nadır."
    Sabahleyin: "Allah'ım senin yardımınla sabaha çıktık, senin yardımınla akşamladık, senin yardımınla yaşıyor, senin yardımınla ölüyoruz. Kabirden kalkış sanadır."
    Akşamleyin: "Allah'ım, senden dünya ve âhirette selâmet isterim. Allah'ım, senden dînim, dünyam, ehlim ve malım hakkında beni bağışlamanı ve selâmete çıkarmanı isterim. Allah'ım, benim ayıplarımı örtüver. Korktuklarımdan emin kıl. Allah'ım, Önümden arkamdan, sağımdan solumdan ve üzerimden gelecek belâları defederek beni koru. Altımdan gelecek ani belâlardan senin azametine sığınırım."
    Evden Çıkarken: "Allah'ın ismiyle Allah'a güvendim. O'nun gücünden başka hiçbir güç yoktur."
    Ezandan sonra: Ezanı tekrarlamak, salât ve selâm etmek ve "Allah'tan başka ilâh yoktur o tektir ortağı yoktur, Muhammed kulu ve Resûlüdür, Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, peygamber olarak Muhammed'e râzı oldum" demek.
    İstihârede: bk. İstihare mad.
    Sıkıntılarda: "Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Muhakkak ben zalimlerden oldum." (Ayrıca bk. Zikir, Namaz ve ilgili maddeler. Dualar için hadîs kitaplarının "Daavât" bölümlerine bk.)
    M. Sait ŞİMŞEK

    Duada Aceleci Davranmaktan Kaçınmak

    İnsan fıtratı gereği aceleci bir varlıktır. Yaratılışındaki bu acelecilik ön plana çıktığı zamanlarda da hareketlerinin sonucunu düşünmeden davranabilmektedir. Nitekim bu yüzden Kuran'da, "İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin" (Enbiya Suresi, 37) şeklinde bildirilmektedir. Bu acelecilik genellikle dünya nimetlerinin elde edilmesi konusunda ön plana çıkar.
    İnsan cennete ve Allah'ın nimetlerine karşı büyük bir istek duyar. Bu nimetlerin benzerlerinin dünyada da yaratılmış olmasının sebeplerinden biri, cennetin özelliklerini biraz daha iyi kavranmasını, cennete duyulan isteğin artmasını sağlamaktır. Oysa insan hem bu nimetlere duyduğu istekten, hem de aceleci olduğundan ötürü nefsinin arzu ettiklerinin hemen gerçekleşmesini ister. İnsanın bu aceleciliği zaman zaman dualarına da yansıyabilir. Dua ettiği zaman hemen duasına karşılık verilmesini ister. Duasına karşılık alması biraz gecikirse "dua da ediyorum, ancak kabul edilmiyor" şeklinde çok yanlış bir serzenişte bulunabilir. Sabırsızlık, zamanla ümitsizliğe hatta duanın terkedilmesine kadar gider.
    Oysa mümin bilir ki, kendisi için neyin hayırlı olduğunu en iyi bilen Allah'tır. "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz" (Bakara Suresi, 216) ayeti, insana bunu haber verir. Bu nedenle insan Allah'tan bir şeyi istediğinde, takdiri O'na bırakmalı, O'ndan her şartta razı olmuş bir biçimde sabırla beklemelidir. Belki dua ederek talep ettiği şey kendisine bir fayda sağlamayacaktır, o nedenle Allah bunu kendisine vermemektedir. Belki de o hayra ulaşması için belirli bir olgunluğa kavuşması, bunun için de bir süre eğitilmesi gerekmektedir. Belki Allah kendisine daha da hayırlı bir başka nimet verecektir, ama sabrını ve sadakatini denemektedir.
    Tüm bunlar dua eden insanın, duasında sabırlı ve kararlı olması, Allah'ın rahmetinden asla ümit kesmemesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim Kuran'da, duada sabırlı olmaya özellikle dikkat çekilir:

    DUA



    Dua; davet, çağrı, yardım istemek, yalvarmak, dert ve ihtiyacı Hakk’a arz etmektir Yürekten gelen yalvarışın dil ile ikrarıdır Dua; kulluğun şuuruna varmak; kusurunun farkında olmak; acizliğinin, çaresizliğinin bilinciyle dergâhı ilâhiye durmaktır Dua; kulların, Allah’ın rahmetine, nimetine ve davetine kavuşmasıdır

    Dua; mü’min’i inkar edenlerden ayıran, Allah katında değerli kılan ibadetlerden ve imanın en açık göstergelerinden biridir Dua; Allah Teâlâ’nın kaderini değil, kulun kendisini değiştirmesi için bir nedamet anıdır Dua; mü’min’in, Cenâb-ı Hakk’la konuşmasıdır Tüm varlığıyla; ruhen, kalben ve bedenen O’nun manevi huzurunda durmasıdır Dua; ibadetin özü, inanan insanın her an Hakk’a yönelen sözüdür Dua; mü’min için büyük bir nimettir

    Dua ediyor olabilmek; O’na muhatap olmak ve O’nu muhatap olarak bulmak gibi eşsiz ayrıcalıkları içerdiği için, öncelikli bir duanın kabul edilmiş halidir Dua edemeyen, dua edemediğinin farkında değildir; dua etmek için dua etmek gerektiğini bilemez Dua edemeyen, bu haliyle neyi kaybettiğinin farkında değildir Bir şeyi kaybettiğini bilmeyen ise aramaz, aramadıkça bulamaz, bulsa bile eline almaz Öyleyse, dua edebiliyor olmakla nasıl derin bir kuyudan çıkarıldığımızı görelim Dua eden adam bilmeli ki, dua ediyor olmakla kaybettiğini bulmuştur Birileri hakkında dua etmiş olmalı ki, dua edebiliyordur

    İnsanın secdesi tevekkül seccadesinde gerçekleşir Kul alnını yere değdirdiğinde, Rabb’inden başka kimseye muhtaç olmadığını kabullenir Secde ile sadece kafasını değil varlığını da toprağa indirir Bu itibarladır ki, imanın zevkine ermiş ve ibadette hassaslaşmış ruhlar, katiyen duada kusur etmezler Aksine böyleleri, ibadeti varlıklarının gayesi gibi duyar ve duaya da fevkalâde önem verirler

    Dua, insanda fıtrî bir olgudur Bu sebepledir ki, bütün dinlerde mevcuttur İnsanlar, hayatları boyunca üstesinden gelemeyecekleri birçok şeylerle karşılaşmakta; keder, sıkıntı, acz ve ümitsizliklere maruz kalmaktadırlar Böyle durumlarda hemen duaya sarılmakta ve Allah’tan yardım talep etmektedirler
    Yüce Allah (cc) bu hakikati Kur’ân-ı Mübîn’inde şöyle ifade etmektedir: “İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır Ama biz onun sıkıntısını giderince sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder İşte aşırı gidenlere yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir”(Yûnus, 10/12)

    “Onları denizde, gölgelikler gibi bir dalga kapladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder”(Lokmân, 31/32)

    Bu âyetlerden de anlaşıldığı gibi dua, insanda fıtrîdir ve özellikle sıkıntılı anlarda Allah'a dua etmek, sadece samimî olarak Allah'a inananlara has bir durum değildir Allah'a ortak koşanlar da bu gibi durumlarda Allah'a yönelir ve O'na dua ederler
    Dua ettikten sonra insan, gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar Bu yönüyle dua, insana bir şifa ve ruhî bunalımlara karşı koruyucu bir ilaçtır Bu nedenledir ki, dua etmeyen toplumlar ruhen çökmüş toplumlardır

    Âyet ve hadîslerde dua tavsiye edilmiştir Rabbimiz Teâlâ, şöyle buyurmuştur: “Bana dua edin, size cevap vereyim (duanızı kabul edeyim)"(el-Mü'minûn, 23/60)
    Hz Peygamber (sav) de şöyle buyurur: "Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur"(Tirmizî, Daavât 1)

    Dua, ibadetlerin özü, aynı zamanda ibadetin ta kendisidir "Dua, ibadetin ta kendisidir"(Tirmizî, Daavât 16)

    Dua eden kişi gönülden etmeli, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarf etmelidir Duasındaki samimiyetini tavırlarıyla ortaya koymalıdır Meselâ; duasında Allah'ın emirlerine itaat eden samimi bir müslüman olmayı istiyorsa, hareketleriyle de böyle bir müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır Bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: "Biliniz ki, Allah Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez"(Tirmizî, Daavât 64) İnsan dua ederek Allah'a yöneldiğinde, dileği, Allah'tan istediği şeylerin gerçekleşmesine yardımcı olacak sebeplerin yaratılmasıdır Bu sebeple kul, istediği şeye eylemiyle yakınlaşmazsa, ettiği duanın manası olmaz Tembelliği huy edinmiş biri rızık için dua edebilir, ama rızka kavuşabilmek için önce çalışması lâzımdır

    Müslüman, müslüman kardeşi için dua etmelidir Rasûlullah (sav); "Kim bir hidâyete çağırırsa, o hidâyete tabi olanların mükâfatının aynısı onların mükâfatından hiçbir eksilme olmaksızın bu kimseye de verilir" buyurmuştur(Tirmizî, İlim 15)

    Ebeveyn, çocuklarının kendilerine ettikleri dualardan istifade eder "İnsanoğlu öldüğü zaman artık ameli kesilmiştir Yalnız şu üç şey bunun dışındadır: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve dua eden salih evlât"(Müslim, Vasiyet 14)

    Rasûlullah (sav), ümmetinden kendisine salât ve selam ile dua etmelerini istemiş, Cenâb-ı Hakk (cc) da; "Ona salât ve selam getirin"(el-Ahzâb, 33/56) diye emretmiştir Mü’min, Allah'tan Peygamber (sav) için vesileyi isterse kıyamette o kimseye O’nun şefaati haktır Rasûlullah (sav) umreye giden Hz Ömer (ra)'a de; "Bizi de duanda unutma kardeşim" demiş ve ondan dua talep etmiştir(Tirmizî, Daavât 109)

    Meşhur bir menkıbe şöyle anlatılır: Horasan’da hırsızlardan birkaçı hapisten kaçar Hiratlı bir demirci, gece evine dönerken, zaptiyelerce yakınında yakalanan hırsızlarla beraber tutuklanarak hapsedilir Demirci, zindanda namaz kılıp; “Yâ Rabbi! Bu işte suçum olmadığını, ancak Sen bilirsin Beni buradan, ancak Sen kurtarırsın!” diye dua eder Adil bir vali olan Abdullah bin Tâhir, o gece bir rüya görür Kuvvetli dört kimsenin, tahtını tersine çevirirken uyanır Hemen abdest alıp, iki rekât namaz kılar Tekrar uyur Yine o dört kişi, tahtını yıkmak üzere iken uyanır Kendisinde, bir mazlumun âhı bulunduğunu anlar Zindan müdürünü çağırtıp der ki: “Zindanda bir mazlum mu var?” “Bilmem; ama biri dua edip gözyaşı döküyor” Dua eden mahkûmu çağırıp halini sorunca mesele anlaşılır Vali, özür dileyip der ki: “Şu parayı al ve herhangi bir arzun, bir işin olunca da bana gel” Demirci, minnetsiz konuşur: “Hakkımı helal ettim, ancak ihtiyacımı görmek için gelmem” Vali, “Niçin?” diye sorunca demirci; “Benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileğimi başkasına arz etmem kulluğa yakışır mı?” diye karşılık verir

    “Ey varlığı canlarımızın canı, nuru gözlerimizin ziyası olan Yüce Hâlık! Sen tenlerimize can vermeseydin, bizim çamurdan, balçıktan ne farkımız olurdu! Sen gözlerimize ziya çalmasaydın, kâinatları, eşyayı nasıl değerlendirebilir ve Sen’i nasıl bilebilirdik! Sen bizi önce taştan-topraktan, sonra da iman ve marifet bahşederek iki kez var ettin Sana kâinatın zerreleri adedince hamd-ü senâda bulunsak, yine de hakkıyla şükür vazifesini yerine getirmiş sayılmayız

    Ey her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahi güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Gönüllerimizi güzellik duygularıyla mamur kıl ve bize her zaman güzel kalmanın yollarını göster!

    Ey günahlarla kirlenmiş kimseleri hemen cezalandırmayan, haddini bilmezlerin ayıplarını görmezlikten gelerek onlara manevî kirlerinden arınma fırsatları veren Merhametliler Merhametlisi! Bizi günahlarla, hatalarla kirlenmekten koru; kirlendiğimizde de mağfiret ve merhametini bizden esirgeme! Biz, Sen’in var etmenle var olduk ve Sen’in lütuflarınla ayaktayız Her zaman Sen’in cömertliğini soluklamakta ve Sen’in ihsanlarını yudumlamaktayız Ruhlarımıza aydınlık veren Sen; gönüllerimizi iman zevkiyle mamur kılan da Sen’sin Akıl, Sen’i buluncaya kadar şaşkınlıklar içinde bocalayıp duruyor, nefis de çirkinlikler peşinde koşturuyordu Sen’in lütuflarınla kendimizi bulduk ve zayi olup gitmekten kurtulduk

    Bizler, ellerimiz Sen’in kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz Dualarımızla Sen’i mırıldanıyor, içlerimizi çekiyor ve vereceğin cevabı bekliyoruz Bugüne kadar Sen’den başka bizi duyan, yüzümüze bakan ve şefkatle başımızı okşayan olmadı Ne bulduk, ne gördükse Sen’de bulduk, Sen’de gördük ve Sana inancımız sayesinde hayretten, dehşetten, gurbetten ve yalnızlıktan kurtulduk Bütün benliğimizle bir kere daha Sana yöneliyor, af ve afiyet dileniyoruz!
    Yâ Rabbî! Bizim hâlimize bakarak muamele etme Kendi ikram ve ihsânına göre bize muâmele eyle

    Yâ Rabbî! Kerem ve lütfunla hidayet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme Belâları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma, bize azap etme!
    Ey âlemin yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdeta taş gibi olmuş kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh-u vâhımızı hoş eyle ki rahmetini celp etsin Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti)

    Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim Çünkü Sen gizli ve açık her şeyi bilirsin” Âmin!

    (rehber)



    Paylaş
    Dua; davet, çağrı, yardım istemek Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Yâ Rabbî! Kerem ve lütfunla hidayet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme Belâları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma, bize azap etme!
    Ey âlemin yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdeta taş gibi olmuş kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh-u vâhımızı hoş eyle ki rahmetini celp etsin Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti)

    Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim Çünkü Sen gizli ve açık her şeyi bilirsin” Âmin!
    bu duaya amin,paylaşım için tşklr




  3. 3
    Kayıtsız Üye
    Allah rizasi ici suan yogun bakimda olan babam icin sifa dualarinizi bekliyoruz yasin de okuna bilir isa katara bagislayin allah simdiden razi oksun



  4. 4
    Esselamu aleykum Rabbim hasta olan babaniza Şafii ismi ile şifa versin.



rüyada allahtan yardım istemek,  dua isteme sitesi,  ruyada Allahtan yardim istemek,  meleklerden yardım istemek,  rüyada Allahtan yardim istemek,  rüyada allahtan yardım dilemek,  meleklerden yardım isteme duası