Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan Değerler ve toplumsal çözülme Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Değerler ve toplumsal çözülme

    Reklam




    Toplumsal çözülme, sosyal dokuyu ayakta tutan temel dinamiklerin zayıflamasıyla birlikte sosyal ilişkilerin, bütünlüğü bozacak şekilde gevşemesine deniyor. Bu aynı zamanda ahlaki çöküntüyü de beraberinde getiren bir hadisedir. Zira suç, şiddet, intihar, tecavüz, uyuşturucu bağımlılığı gibi daha pek çok tehlike söz konusu çözülmeyle eş zamanlı olarak gelişim gösterir.

    Günümüzde Müslüman toplumların, toplumsal çözülmenin eşiğine geldiklerini söylemek için kehanet göstermeye gerek yok. Çünkü ümmet arasında yaşanan iç çatışmalar, ırkçı eylemler, işlenen akıl almaz suçlar ve gayr-ı ahlaki davranışlar bu vahim tabloyu yansıtır nitelikte.

    Belki peşinci ve toptancı bir yaklaşım olacak ama, gelinen nokta itibariyle Müslüman toplumlardaki ahlaki dejenerasyonun ve buna bağlı olarak yaşanan toplumsal çözülmelerin arka planında batının geçmişte yaşamış olduğu iç hesaplaşmalar zikredilebilir. Çünkü modernizmin çıkış merkezi olarak kabul edilen Avrupa'da yaşanan toplumsal reaksiyonlar bir dizi kültürel yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir. Bu da zaman içerisinde küreselleşmenin de yardımıyla bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Söz konusu durum her toplumda olduğu gibi Müslüman toplumlarda da büyük yankılar uyandırmış ve maalesef geleneksel değer yargılarının giderek bağlayıcılığını yitirmesine yol açmıştır.

    Müslüman toplumun kendine ait dini ve kültürel kodlardan sıyrılarak başka bir kimliğe bürünme çabası, pek tabiidir ki bütünlüğünün sarsılmasına, ahlaki değerlerinin yıpranmasına ciddi manada zemin hazırlamıştır.

    Sosyal yapıyı ayakta tutan ahlaki değerler zayıfladığı zamandır ki, toplumda etnik ayırım, şiddet, gasp, dolandırıcılık, tecavüz, intihar v.b suçlar yüz göstermeye başlar. Böylece toplumsal facianın fitili yakılmış olur. Hal böyle olunca, sosyal hayatın bütün alanlarında; ailede, siyasette, eğitimde ciddi sapmalar ve çözülmeler meydana gelir.

    Üzülerek söylemek gerekir ki bugün Müslüman toplumun kahir ekseriyetinde dindarlık, ahlak-ı hamide, cömertlik, fedakârlık, alçak gönüllülük, teenni, namusa düşkünlük, olanla yetinme gibi İslami değer ve meziyetler yerini başıboşluk, çıkarcılık, bireysel özgürlük, maddiyat, yabancılaşma, cinsellik, iktidar hırsı, hız ve hazcılık gibi batı kültürüne has bir takım seküler değerlere bırakmış durumdadır.

    Aslında her toplumun kendi değer yargıları, bağlayıcı normları o toplumu ayakta tutan, beraberce hareket etmelerini sağlayan birleştirici ve bütünleştirici unsurlardır. Bir topluma karmaşa ve kargaşanın hâkim olması, o toplumun özümsediği norm ve değerlerin işlevlerini ya da yaptırım güçlerini yitirmelerinin doğal bir sonucudur. Bu tip bir toplum, yeniden kendi değerlerine dönmediği sürece kaostan kurtulması mümkün olmaz.

    Anthony Giddens’in konuyla ilgili tespiti oldukça ilginçtir. Ünlü sosyolog diyor ki; "Eğer toplumu bir arada tutan değer ve normlar matlaşır, bütünde çatlaklar oluşur ve bu çatlaklar zamanında tedavi edilmez ise o toplumda bir çözülme meydana gelir. Artık normlar ve değerler toplumun fertlerine aynı şeyler ifade etmez olur. Bunun sonucunda oluşacak kaos, hem ahlâki hem iktisadi hem de geleneksel anlamda bir çöküş meydana getirir. Toplumda suç oranı artar, toplumsal kurumların içi boşalarak aile, eğitim, siyaset ve din "kabuk kurumlara" dönüşürler."[1]

    Bu sözlerden yola çıkarak diyebiliriz ki; Müslüman toplumun temel değer yargısı dindir. Dolayısıyla böyle bir toplumun sarsılmadan ayakta durması dinin o toplumdaki bağlayıcılığına endekslidir. Müslüman toplumda ne zaman ki dinin bağlayıcılığı zayıflar, geleneksel yapıdan kopmalar yaşanır, işte o zaman toplumsal çözülme baş gösterir.

    [1] Anthony Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, 2000; 30

    Kürşad Salih Yaman


    Paylaş
    Değerler ve toplumsal çözülme Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Dinin toplumsal hayatta en iyi şekilde yansıtılıp toplumdaki her türlü ilişkinin dindeki usullere uygun olarak yürütüldüğünü Osmanlı Devleti'nde görmekteyiz.