Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan Geçmişi ve bugününeyle İsmail Ağa cami cemaati Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Geçmişi ve bugününeyle İsmail Ağa cami cemaati

    Reklam




    Geçmişi ve Bugününeyle İsmail Ağa Cami Cemaati


    GİRİŞ
    İsmailağa Cemaati, kendilerine özgü yaşam biçimleri, İslam'ı yaşama konusundaki gösterdikleri titizlik nedeniyle zaman zaman gündemin ilk sırasına oturdu İstanbul'un orta yerinde, gizlisi saklısı olmadan devam eden cemaat hayatı, herkese açık tutulmasına rağmen, adeta devletin bile giremediği bir getto gibi tanıtıldı Çevresinde oluşan sevgi halkasıyla dikkatleri çeken Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi ise merkezine konulmaya çalışıldığı tartışmalara, cemaatine yönelik kışkırtıcı tutumlara karşı sufi tavrını hep muhafaza etti Belki kendisi için canını verecek binlerce seveni olmasına rağmen hiçbir zaman kimseye karşı kin ve nefret tohumu ekilmesine izin vermedi Bu yazı dizisi, işte bu sufi tavrın arka planına ışık tutuyor İsmail Cemaati'nin bağlı olduğu Halidiye kolunu dünü,bugünü ve toplumdaki yansımaları ile incelerken, Mahmut Ustaosmanoğlu'nun hayatına, tavavvuf anlayışına, eğitime yaptığı hizmetlere, kamuoyundaki yerine mercek tutuyor

    KAMİL ŞENOCAK


    İSMAİLAĞA'YI ANLAMAK TASAVVUFU BİLMEKTEN GEÇİYOR

    İsmailağa Cemaati'ni anlayabilmek için önce cemaati varlık sebebi olan tasavvuftan başlamak gerekiyor Tasavvuf, bugün ruhu İslâmi değerlerle donatma yolu olarak tanımlanırken, tarikatlar ise bu faaliyetleri gerçekleştirmek için tarihi süreç içerisinde oluşan irfan ocakları olarak niteleniyor Tasavvuf, ferdin şahsında düşünüldüğünde onu Allah Teala'ya yaklaştıran bir araç, cemiyet çapında dikkate alındığında ise, tarikatlarla sistemli bir şekilde insanlara yön veren bir kurum olarak karşımıza çıkıyor Tarikat, insanları İslam'la tanıştırmasının yanında, İslam'a göre nasıl yaşanılabileceğinin de yolunu gösteriyor Osmanlı Devleti'nin güçlü bir toplum yapısına sahip oluşu doğrudan tarikatların varlığıyla ilişkilendirilirken yaklaşık 250 yıldır Anadolu ve çevresinde etkin olan ve İsmailAğa Cemaati'nin bağlı olduğu Nakşibendiyye-Halidiyye kolu ise ümmet anlayışı ile özellikle Osmanlı'nın dağılma sürecine girdiği dönemde millet-devlet dayanışmasının çimentosu olarak vazife görmüş olmasıyla dikkat çekiyor Halidiyye kolu, kurucusu Ziyauddin Halid bin Hüseyin El-Bağdadi'nin (1779-1827) çabalarıyla tekke ve medrese arasındaki ayrılığı kaldırması nedeniyle "ilmiye sınıfının tarikatı" sıfatı da alıyor Abdullah Mekki vasıtasıyla Bağdadi'ye dayanan, günümüzde ise Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi ile temsil edilen İsmailağa Cemaati de işte Halidiliğin kolları içerisinde geleneksel yapıyı koruması nedeniyle ön plana çıkıyor

    NAKŞİBENDİLİK ANADOLU'NUN RENGİ

    İsmailağa'ya gelmeden önce Nakşibendilik ve Halidiyye'nin doğuşuna bakmak gerekiyor 14 asır ortalarında Buharalı Muhammed Bahauddin Nakşibend tarafından kurulan ve öğrencileri tarafından yayılan Nakşibendilik Tarikatı, özellikle İmam-ı Rabbani'nin etkisiyle önce Batı'ya doğru uzanan geniş bir coğrafyada etkili oldu İmam-ı Rabbani'nin Nakşibendiliğe kazandırdığı yeni boyut bilahare bu yolun "Müceddidiyye" "Yenileyiciler kolu" diye de anılmasına zemin hazırladı Nakşibendiliğin Osmanlı topraklarında yayılması ise Halid el-Bağdadi kanalıyla oldu Halid el-Bağdadi ümmet bilincini aşıladığı yüzlerce halife ve müritleri ile Osmanlı topraklarında emperyalizme karşı hilafetin müdafaasını yaptı Bağdadi'nin talebeleri kurdukları medreselerde ümmet bilincini aşılarken, özellikle ehl-i sünnet itikadının temel kitaplarını okuttu Yaşadığı dönemdeki alimlerden büyük saygı gören Bağdadi'nin müritleri arasında İbn Abidin, Ruhu'l-Meani isimli tefsirin sahibi Mahmud el-Alusi, II Mahmud'un Şeyhulislamı Mekkizade Mustafa Asım Efendi gibi devrin önemli alimleri de yer aldı El-Bağdadi Nakşibendilik içerisinde İmam-ı Rabbani'den sonra en etkin olan ikinci adam oldu Halidiyye kolunu temsil eden mürşitlerin ulema sınıfından gelmesi ise tarikatın İstanbul ulemasınca kabul görmesinde etkili oldu ve Nakşibendilik ilim ve devlet adamları nezdinde ciddi bir saygınlığa ulaştı

    ŞEYH ŞAMİL DE NAKŞİBENDİYDİ

    Nakşibendilik, El Bağdadi'nin yaşadığı Süleymaniye, Bağdat, Şam bölgelerinin yanı sıra Kuzey Kafkasya'da da önemli derecede etkili oldu Bağdadi'nin önde gelen halifelerinden İsmail Şirvani'nin devamındaki Has Muhammed Şirvani, Muhammed Yeraği, Cemaleddin Gazi-Gumüki ve onun müridi Şeyh Şamil'le Kuzey Kafkasya'daki en etkin tarikat haline geldi Şeyh Şamil önderliğinde yürütülen bağımsızlık mücadelesi Ruslara karşı önemli zaferler kazandı Kuzey Kafkasyalı Halidi şeyhler siyasi ve tasavvufi faaliyetlerin yanı sıra yargı ve eğitim alanında da etkili oldular Halidiye kolu, Suriye'de yaşayan Bağdadi'nin Mekke'ye gönderdiği halifelerinden Abdullah Mekki (Erzincani) vasıtasıyla İslam coğrafyasının ücra köşelerine kadar ulaştı Onun müritleri arasında Türkler, Kırım ve Kazan Tatarları'nın yanı sıra Güneydoğu Asyalı Müslümanlar da vardı Abdullah Mekki'nin Anadolu'daki başlıca halifeleri ise "Terzi Baba" olarak bilinen Muhammed Vehbi Efendi, Mustafa Hüdavendi ve Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'ydi

    TÜRK SİYASETİNDE HALİDİ DAMGASI

    Halidi şeyhler hilafetin merkezi İstanbul'da devlet ve siyaset çevreleriyle girdikleri yakın ilişkiler sayesinde ıslahat hareketlerinin gündemde olduğu yıllarda İslâmi değerlerin korunması noktasında önemli başarılara imza attı ve eğitim faaliyetlerinde bulundular Özellikle 1924 yılında medreselerin kapatılmasından sonra İstanbul, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde İslâmi ilimlerin tedrisatı Halidi Şeyhler eliyle yürütüldü Halidi Tekkeleri'nde İslâmi ilimleri okuyan birçok kişi Cumhuriyet dönemi dini hayatında müftü, vaiz ve imam olarak vazife aldı Halidiye kolu, 1946'dan sonra Türk siyasi hayatında da yeniden etkin oldu Bir çok siyasi parti, halkın oylarını alabilmek için Halidiyeyi temsil eden isimlerin çocuk ya da torunlarını listelerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne taşıdı Şeyh Salahaddin'in oğulları Kamran İnan, Abidin İnan, Şeyh Ali es-Sebti'in torunu Ali Rıza Septioğlu gibi isimler çeşitli dönemlerde TBMM'de görev yaptı Türk siyasetinde en etkili olan Halidi şeyh ise Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi yoluyla Halid el-Bağdadi'ye ulaşan Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi oldu Kotku, üst düzey görevlerde bulunmuş bir çok siyasetçi üzerinde etkili oldu Halidiye kolunun Cumhuriyet dönemi fikir hayatında önemli oranda etkisi vardı Hareket Dergisi ve ekolünün kurucusu Nureddin Topçu Gümüşhanevi Tekkesi şeyhlerinden Abdulaziz Bekkine'nin müritlerindendi Fikir ve sanat dünyasının etkin siması Necip Fazıl Kısakürek de Seyyid Taha Hakkari vasıtasıyla silsilesi Halid el-Bağdadi'ye ulaşan Abdulhakim Arvasi'ye intisap etmişti

    İSMET EFENDİ TEKKESİ VE ALİ HAYDAR EFENDİ

    Halidiyye'nin İstanbul ve Anadolu'da etkin olmasında Abdullah Mekki'nin yanında 20 yıl kalan Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'nin rolü büyük oldu İsmet Efendi, Abdullah Mekki'den icazet aldıktan sonra Edirne'de irşat vazifesi ile görevlendirildiAbdulmecid Han'ın saygınlığını kazanan İsmet Efendi, belli bir süre sonra İstanbul'a davet edildi 1853 yılında Fatih-Çarşamba'da, Katip Muslihiddin Mahallesi İsmailağa Caddesi Mercimek ve Kara Davud Sokaklarının çevirdiği arsada İstanbul'daki en eski Halidi tekkesini inşa etti Daha sonra İsmet Efendi Tekkesi adıyla anılan tekke, kısa zamanda büyük saygınlık kazandı Memduh Paşa gibi devlet adamları ona intisap etti Abdulmecid Han, her cuma gecesi türbesinin girişinde İsmet Efendi'nin 10 müridi ile Halidi adabı üzerine hatm-i hacegan yapmalarını vasiyet etti II Abdulhamid de belli aralıklarla İsmet Efendiyi ziyaret ederdi İstanbul'un en gözde irfan merkezleri arasında yer alan tekke, İsmet Efendi'den sonra sırasıyla Halil Nurullah, Ali Rıza Bezzaz ve Ahıskalı Ali Haydar Efendi ile irşat faaliyetlerine devam etti Halil Nurullah Efendi, irşat hizmetlerini bizzat Tekke'de yürütürken, Ali Rıza Bezzaz Efendi ikamet ettiği şehir Bandırma'da kalmayı tercih etti

    İTTİHATÇILAR TEKKEYİ İŞGAL ETTİ

    İsmet Efendi'den sonra tekkede en etkin olan isim ise son devir Osmanlı alimlerinden Ahıskalı Ali Haydar Efendi oldu Alim ve sufi kimlikleriyle öne çıkan Ali Haydar Efendi, İsmailağa'nın bugün ki kimliğini oluşturan en önmeli şahsiyetti Hem Osmanlı Devleti hem de Cumhuriyet döneminde İsmet Efendi Tekkesi'nin şeyhlik makamında bulunan Ali Haydar Efendi, 1914 yılından 1919'a kadar irşat faaliyetlerini evinde ya da cami köşelerinde yürütmek zorunda kaldı Fatih Dersiamlarından olan Ali Haydar Efendi Osmanlı Devleti'nde, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu başkanlığı görevine muadil bir vazife olan "Te'lif-i Mesail Heyeti" reisliği de yaptı Yüksek derecede bir ilme sahip olan Ali Haydar Efendi'nin diğer Halidi şeyhler gibi Sultan II Abdulhamid'den yana tavır alması ve İttihatçıların Şeyhulislamlık teklifini geri çevirmesi 5 yıl süre ile tekkesinin işgal edilmesine yol açtı Tekke'nin müritleri Meşihat makamına ve Meclis-i Meşayıh'a defaatle mektup yazarak durumun düzeltilmesini talep etti fakat netice alamadı Nihayet Ali Haydar Efendi'nin müritlerinden Hafız Halil Sami Efendi'nin 1919 yılında işgalin öyküsünü anlatan bir dilekçe kaleme alıp padişaha göndermesinin ardından Padişah'ın devreye girmesiyle 13 Kasım 1919 tarihinde yayınlanan tezkere ile tekke Ali Haydar Efendi'ye iade edildi Ali Haydar Efendi de tekke ve zaviyeler kapatılıncaya kadar İsmet Efendi Tekkesi'nde irşat faaliyetlerine devam etti Söz konusu kapatma kanunu çıkınca da tekkeye bir minare ekleyerek hizmetlerini camide devam ettirdi

    EMİN SARAÇ:

    Ali Haydar Efendi'nin talebelerinden Emin Saraç Hocaefendi'nin anlattığı şu olay Halidi Şeyhlerin ilme verdikleri önemi göstermesi açısından önemli: "Ali Haydar Efendi'den aldığım ders için her gün tekkeye giderdim Bir gün üstadımı aşırı derecede yorgun buldum Konuşmaya, ders takrir etmeye mecalleri yoktu Bu yüzden 'Evladım! Bundan sonra ders okutamayacağım, senin de gördüğün gibi sağlığım buna müsait değil' dedi Ses tonundan, ders okutamamaktan dolayı son derece muzdarip olduğu anlaşılıyordu Ali Haydar Efendi'nin bu hal beyanı üzerine 'peki' dedim ve müsaade isteyerek huzurundan ayrıldım Hadiseden bir gün sonra, saat sabahın sekizinde dersimi mütalaa ederken arkadaşlardan biri gelip dışarıda bir yaşlı kadının benimle görüşmek istediğini söyledi Görüşmek için dışarıya çıktım, bir de ne göreyim! Ali Haydar Efendi Hazretleri'nin Hanımı… Hocamın beni istediğini söyledi Ne buyuracaklar diye huzuruna vardım, buyurdular ki, 'Evladım! Seni gönderdikten sonra halim daha da ağırlaştı Öyle ki gözlerime uyku girmedi İlmini saklayanlardan olmaktan korktum 'Her kim ki, kendisine bildiği bir mesele sorulur da cevap vermekten kaçınırsa, Allah Teala ona kıyamet günü ateşten bir gem vurur' hadisine muhatab olmaktan, ders okut(a)mamanın hesabını verememekten korktum Bu can bu bedendeyken nasıl olur da bir tâlib-i ilmi reddederim! Binaenaleyh, ahir nefesimize kadar derse devam edelim Bu can bu yola adanmıştır"

    NAKŞİBENDİLİKTE HİYERARŞİ YOK

    Nakşibendiyye- Halidiyye'de mürşit merkezli bir yapılanma bulunuyor Mürşidin halifeleri bulundukları bölgelerde irşat faaliyetlerini yürütürken, cemaatlerde olduğu gibi hiyerarşik bir yapılanmadan uzak duruyor Halidi Şeyhler müritlerinin siyasi, içtimai ve iktisadi meselelerini programlama ya da geliştirme yerine, onlara işlerini İslam'a göre ayarlayabilmeleri için nasıl bir duruş belirlemeleri gerektiğini gösteriyor Toplumsal hayatın kurum ve kuruluşlarını değil o kurumların başlarındaki insanların kalplerini önemsiyor ve dağınık gibi görünen bu yapılanma hayatın içine girmeden hayatı idare etmeyi hedeflediğinden cemaat yapılanmalarından daha kalıcı etkiler bırakıyor

    NAKŞİLİK İSTİKAMET İSTER

    Nakşibendiyye'nin özünde "istikamet" vardır İstikamet'te Kur'an-ı Kerim ve Sünnet'e tabi olmakla mümkündür Bir talebesinin Mahmud Efendi'den naklettiği şu ifadeler O'nun istikamet anlayışının sahip olduğu çerçeveyi gözler önüne seriyor: "Bu Mahmud, Rabbimin izni ile ömründe Kur'an'dan başka bir şeyle uğraşmamıştır"; "Gayr-ı müekked bir nafile olan" ikindinin sünneti fevt olacağına Mahmud ölsün daha iyidir"

    NEDEN ÇARŞAMBA?

    Osmanlı Devleti'ne karşı sadakatleriyle temayüz eden Halidi Şeyhler, ülke müdafaası adına önemli hizmetler yaptı Batılı devletlerin siyasi dayatmalarının had safhada olduğu ve azınlıkların kabul edilemez taleplerde bulunduğu bir sırada Sultan Abdulmecid'in davetiyle İstanbul'a gelen İsmet Efendi'nin, tekkesini Fener-Rum Patrikhanesi'nin üst kısmında yer alan Çarşamba semtinde inşa etmesi bu sadakatin bir göstergesidir Osmanlı Devleti üzerinde nüfuzunu artırmanın gayreti içerisinde olan kiliseye, tekkesini Çarşamba'da inşa eden bu Halidi Şeyhin verdiği mesaj açıktır: "Batılı devletleri arkanıza alarak yürüttüğünüz sinsi çalışmalarınıza siyaseten zayıflayan devletimiz engel olamasa da millet iradesi size geçit vermeyecektir"



    Paylaş
    Geçmişi ve bugününeyle İsmail Ağa cami cemaati Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İstanbul'un ortasında olan İsmail Ağa camide ibadetlerini yapan kişilerin dine olan bağlılıkları dikkat çekmiş ve farklı bir izlenim bırakılmak istenmiştir. Halbuki herkese açık ibadetleri herkesin görebileceği şekilde cami usulüne göre yapılmakta.



ismailaga cemaati hollanda,  cumhuriyet dönemi şeyhleri,  ismail ağa caddesi