Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan Dilediğine Hesapsız Rızk Veren Allah Subhanehu Ve Tealadır! Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Dilediğine Hesapsız Rızk Veren Allah Subhanehu Ve Tealadır!

    Reklam




    Müslümanların bugün gaflet içerisinde oldukları aşirkardır. Ne acıdır ki, bugünün Müslümanlarına ait sadece İslam'i bir isim kalmıştır. Bunun sebebi hayatımızda ve zihinlerimizde İslam'i kavramların açıklık kazanmaması veya tamamen hayatımızdan kopartılıp yok edilmesidir. Bu yok edilmesinin sonucunda en ufak bir sarsıntıda dahi taviz verip hatta dinimizden tamamen kopabiliyoruz. Zihinlerimizden kopartılmış olan kavramlar; Rızık, Ecel, Korku, Tevekkül, Üstünlük ve İslam'ın Yüceliği'dir. Bunları kavramamızla birlikte eskiden olduğu gibi, hayat bakışımız olacak ve yeniden canlılık kazanmamız sonucunda bu acı gafletten kurtulmuş olacağız Allah Subhanehu Teala'nın yardımıyla. İnşa'Allah bunları tek tek ele almaya çalışalım. İlk ele alacağımız konu Rızk konusudur.

    Dilediğine Hesapsız Rızk Veren Allah Subhanehu Ve Tealadır!

    Birçok Müslüman'ın hakkında yanlış fikre sahip olduğu konulardan biriside Rızıktır. Kimine göre, rızık yediği içtiği yiyecek ve içecekler kimine göre de, elinde bulundurduğu mallar olarak algılanır. Hâlbuki rızık hadiste gösterildiği gibidir. Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz;
    "Ey Ademoğlu! senin gerçek malın; ancak yiyip bitirdiğin, giyip eksiltti-ğin, sadaka olarak verip geriye bıraktığın değil midir?" (Müslim)
    Hadiste de anlaşıldığı gibi demek ki rızık elde bulunan mal değildir. Eğer rızık, eldeki bulunan mal olsaydı hiç kimse elindeki malı tüketmeden ölmezdi. Cabir Radıyyallahu anh'ın rivayetine göre Hz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem rızık hakkında şöyle buyurmuştur:
    "Kimse rızkını tamamlamadan ölmez. Sabırsızlık etmeyin. Allah'tan korkun. Ey insanlar, rızkı aramakta güzel davranın. Helal olanı alın, haram olanı bırakın."
    Demek ki, Allah ömür verdiği süre boyunca rızkımızı kesmez. Ömrümüz bittiği an, zaten milyarları, trilyonları ve tüm maddi servetimizi geride bırakıp gideceğiz. Unutmayalım ki Karun, Firavun, Napolyon ve birçok insanlar mallarını tüketmeden ölmüşlerdir. O halde Rızık: İnsanoğlunun sahib olduğu mal değil, insanın yediği, içtiği ve tasadduk ettiği maldır.
    Rızık ancak çalışmakla gelir denilir oysa rızkın sebebi çalışmak değildir. Çünkü çalışmak rızkı elde etmenin bir yoludur. Rızkın sebebi Allah'ın dilemesidir diyebiliriz. Zira sebeb mutlak neticeyi doğurur. Rabbim dilemediği müddetçe hiçbir kimse kuruş elde edemez yada boğazından bir lokma dahi geçiremez. Yüce Allah Subhanehu Teala hud suresi 6. Ayetinde şöyle buyuruyor:
    ‘‘Yeryüzündeki bütün canlı türlerinin beslenmelerini ve geçinmelerini sağlamak Allah'ın garantisi altındadır. O, onların ilk barınma yerleri ile geçiş yerlerini bilir. Bütün bunlar açık bir kitapta yazılıdır."
    Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, kesinlikle onun rızkı Allah'a ait olmasın. İnsanoğlu istesin veya istemesin kendilerine verilecek olan rızk tamamen Allah'u Teala'nın iradesi altındadır. Henüz ana rahminde 40 günlükken ne kadar rızık alacağı yazılır. Ve yaşadığı sürece rızkı kesilmez. Bütün insanlar, güç sahipleri bir araya gelselerde dahi insanın rızkını kesmeyi başaramazlar. Çünkü Allah'ın dilediğine hiç bir insan mani olamaz. Bu yüzden rızkı takdir edende, dağıtanda Allah'u Teala'dır. Bu akidevi bir konudur. Yani Rızkın Allah'u Teala'dan olduğuna iman etmek farzdır. Bunun aksisini iddia eden Müslüman imandan çıkmış olup mürdet olur.
    Rızkın Allah'u Teala'dan olduğuna dair bir kaç ayet okuyalım:
    ‘‘Yeryüzünde yürüyen hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın.'' Rad 6
    ‘‘Şüphesiz ki rızkı veren, mutlak kudret sahibi olan ancak Allah'tır.'' Zariyat 58
    ‘‘Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler. Öyle ise rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz.'' Ankebut 17
    ‘‘Sizi Yaratan sonra rızıklandıran Allah'tır.'' Rum 40
    Ayetlerde de görüldüğü üzere rızkı veren Allah Subhanehu Teala'dır. Hiç bir Müslüman bunun aksisini söylemez. Rızkı veren kimdir diye sorsak cevab mutlaka Allahu Teala olur. Lakin bu yanıt tam tastiğe dayanan bir söz olmayıp ebeveyinleri tarafından ezberledikleri bir sözden ibarettir. Bu söz üzerine hakkıyla tefekkür etmemişlerdir. Her ne kadar rızkın Allahu Teala'dan olduğunu söyleseler de amellerine bakıldığı zaman bunu görmek nerdeyse imkânsızlaşıyor.
    Örneğin; Rızık Allah'tandır demelerine rağmen, rızık endişesiyle çocuk edinmek istemeyen, hatta çoçuklarını aldıran (öldüren) Müslümanlar dahi mevcuttur. Oysa çoçuk rızkıyla doğar. O daha ana rahmindeyken Allah Subhanehu Teala onun ne kadar rızık alacağını yazar. Böylece o yaşadığı sürece rızkının tamamını alır. Cabirden rivayetle bir hadisi şeriflerinde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz;
    ‘‘Kimse rızkını tamamlamadan ölmez. Sabırsızlık etmeyin. Allah'tan korkun. Ey insanlar, rızkı aramakta güzel davranın. Helal olanı alın, haram olanı bırakın."diye buyurmaktadır.
    Zaten dünyada rızkı olmayan çocuk doğmaz. Eğer Rabbimiz ana rahmindeki çocuğun dünyada rızıklanacağını yazmıssa onu öldürmeye kimsenin gücü yetmez.
    Allah'u Teala Isra 31. ayetin mealinde şöyle buyuruyor:
    ‘‘Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Biz, onlarında sizinde rızkını veririz.''
    Fabrikada çalışıp işleri iyi gitmeyen bir adam aniden işlerini düzenleyip zenginleşse ve kendisine malını nasıl artılıldığı sorulsa; Allah'a hamd edip bu Rabbimdendir demez aksine, ‘işlerimi yoluna koymak için gece gündüz demeden çalıştım bunun sonucunda malıma mal kattım' der. İşte bu söz dahi rızkın Allah Subhanehu Teala katında olduğunu kavramamış olmasına yeterdir.
    Yine rızıklandıranın Allah'u Teala olduğunu söyledikleri halde işten atılma korkusuyla namazını terk eden, başörtüsünü çıkartan müslümanlar mevcut. Bu büyük bir çelişkidir. Kişi her ne kadar rızkı verenin Allah Subhanehu Teala olduğunu söylese de, rızk kesilir korkusuyla başörtüsünü çıkarması veya namazını terk etmesi rızkı verenin Allah Subhanehu Teala değil, iş verenin olduğu zihniyetini ortaya çıkartır.
    Mütefsirlerden üstad Seyyid Kutub zariyat suresinin 57. Ayetini; "Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum: 'Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır" izah ederken insanların rızık noktasında Allah Subhanehu Teala'ya teslim olmasının gerekliligine ve rızkın tek sahibinin Allah-u Teala olduğuna dikkatleri çekmektedir. Ve şöyle demektedir; "Kur'an-ı Kerim, bu duyguyu insanın kafasını rızık endişesi ile meşgul olmaktan ve ruhun cimriliklerinden kurtararak besleyip güçlendiriyor. Rızık zaten garanti altındadır. Allah, kullara yönelik rızkı kendisi üstlenmiştir. İnsanlara mallarını kendilerine muhtaçlara harcamalarını ve yoksullara kendi mallarındaki haklarını vermelerini emrederken, verdiği rızkın karşılığında doğal olarak onlardan kendisini yedirmelerini veya rızıklandırmalarını istemiş değildir."
    Nasıl ki rızık Allah Subhanehu Teala'nın elindeyse aynı şekilde dilediğine çok dilediğine az vermeside O'nun katındadır. Allah'u Teala insanları imtihan etmek için bazılarına bolca rızık verir bazısınada az verir. ‘Çok çalışmam sonucunda bu kadar mal edindim' diyenleri çok duymuşusuzdur. Oysaki kişisinin rızkının çoğalması çok çalışmasından veya az rızk alması az çalışmasından kaynaklanmaz. Bu tamamen Allah'u Teala'nın böyle dilemesin dolayıdır. O dilediğine çok dilediğine az rızk verir. Bunu ‘neden?' diye sorgulamakta kesinlikle haramdır. Müslümanların bu şekilde düşünmeleri sözde alim diye görünen hocaların verdikleri fetvadan da kaynaklanmaktadır:
    ‘‘Her ne kadar rızık Allah'ın elinde olsada çalışmadan rızk gelmez. Rızkın gelmesi kişinin çalışmasına bağlıdır. Az çalışıldığında az, çok çalışıldığında çok rızk elde edilir. Hiç çalışılmassa hiç rızık elde edilmez. Onun için çalışmalı yoksa aç kalır.'' şeklinde verdikleri fetva sonucunda Müslümanlarda, rızkı verenin Allah Subhanehu Teala değil de işverenin veya kişinin ancak çalışmasıyla olabilecegi düşüncesini oluşturdu. Ve bu düşünce günümüz Müslümanlarda çok yaygınlaştı. Ne kadar çalışılırsa o kadar rızk elde edecekleri düşüncesini taşımaktadırlar. Oysa bu düşünce İslam Akidesine terstir. Rızkı az veya çok verende Allah Subhanehu Teala'dır. Rabbimiz İsra surenin 30. ayeti kerimin mealinde şöyle buyurmaktadır.
    ‘‘Muhakkak ki, Rabbin rızkı dilediğine çok, dilediğine az verir. Şüphesiz O, kullarından haberdardır. Onları çok iyi görür''
    Rızkın çok veya az gelmesi, çok veya az çalışarak gelmediği vakaamızdada görülebiliyor. Örneğin: günlük 8 saat çalışan ile 3 saat çalışan kişilerin aynı maaş aldıklarına şahit olmaktayız. Veya çok zor bir işte 10 saat çalışan, kolay bir işte 5 saat çalışandan daha az para alabiliyor. Bu ve buna benzer örnekler rızkın çok veya az çalışmakla bağlı olmadığını, ancak Allah Subhanehu Teala'nın dilediğine istediği kadar vermesinin birer örnekleridir.
    Müslümanlar fikren o kadar çok düştüler ki, insandan, ağaçtan hatta bir boncuktan medet umar oldular. İnsanlardan yarım beklemek, taşlara yazı yazmak, ağaçlara ip bağlamak moda oldu. Malının dahada artması için Allah'ı bırakıp buna benzer hurafelere güvenir oldular. Tv'de, özeliklede kadın programlarında ‘son çarem sensin, senden başka yardım edeçek kimsem yok' benzeri sözler çok yaygındır. Oysa bakın Rabbimiz Ankebut 17. ayetin mealinde şöyle buyurmakta:
    ‘‘Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler. Öyle ise rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz.''
    Yine öyle Müslümanlar var ki, zekât zamanı geldiği vakit, sırf zekat ödememek için elindeki malını bir başkasına borç vererek aklı sıra zekat farziyeti sorumluluğundan kurtulmuş olduğunu sanır. Oysa Rasulullah zamanına baktıgımızda, sahabeler, değil zekâttan kaçmak mallarını Allah Subhanehu Teala yolunda infak etmek için adeta birbirleri ile yarışıyorlardı. Hz. Ömer ve Hz. Abu Bekir'in bu konudaki yarışları dahi başlı başına bir örnektir.
    Sadaka vermek Müslümanlar için huzur ve saadet kaynağıdır. Sahabeler sadaka verdikleri zaman pişmanlık duymuyor aksine yaptıkları hayırlı ticaret için içleri huzur doluyordu. Günümüz Müslümanları ise sadaka vermeleriyle keşke vermeseydik diye pişmanlık hissetmeye başlıyorlar. Örneğin; bugün sadaka verdiklerinde yarın aniden bir borç gelse ‘vermeseydim şimdi bu borcumu öderdim' düşüncesüne giriyorlar. Böyle demeleriylede yaptıkları hayırda boşuna gitmiş olur.
    Rızkın Allah'tan olduğuna iman etmemek insanı bunalımlara sokar. Çünkü çok çalışmayla rızk edineceklerini veya rızkı verenin iş sahiplerinin olduğunu sananlar, günün yarısından fazlasını çalışmakla geçirirler. Çok az rızık geldiği zamanda buna bir anlam veremeyerek bulanım sonucunda intihara dahi başvuran nice insanlar var. ‘Para insanın aklında olursa ya onun kölesi ya da delisi olur' diye bir söz vardır. Ne kadarda doğru değil mi?
    Rızkın Allah Subhanehu Teala'dan olduğuna iman edenlerin durumu böyle değildir. Onlara çok veya az rızıkta gelse sabırlı olup Allah'a hamd ederler. Mal, mülk onların kalblerinde, aklında değil sadece ellerinde olur. Onlar ki, kazandıklar azda olsa onuda, Allah Subhanehu Teala yolunda infak ederler. Geçim sıkıntısı diye bir şey tanımazlar. Maddi durumları kötüde olsa onlar için bu kesinlikle bir dert değildir. Çünkü bunun Allah'tan gelen bir imtihan oldunu bilirler. Yine onlar ki, Allah'u Teala'nın şu ayetine şüphesiz iman eden Mü'minlerdir.
    ‘‘Andolsun ki, sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlarında ve ürünlerden biraz azalma ile imtihan eder, deneriz. Sen sabrlı davrananları müjdele.'' Bakara 155
    Rızkını aramak, evindeki sorumlu olduğu kişileri doyurmak elbetteki farzdır. Buda erkeğin sorumluluğudur. Sorumlu olan kişi rızkın Allah'u Tealadan olduğuna iman ederek rızkının arayışına çıkar. Bunun için çaba gösterir. Bir iş yerinde çalışır veya işini kendisi kurar. Ama mutlaka rızkını bulmak için arayış içinde olur. Günlük 12 saat çalışması veya evine büyük miktarda para getirmesi kendisine farz kılınmamıştır. Zaten kişi 12 saat çalışsada kendisine takdir edilen rızkı alacaktır. Ne bir miktar az ne bir miktar çok alacaktır. Rabbimiz kişiye ne kadar rızık takdir etmişse o ancak onu alır. Özelikle bir erkeğin ‘Rızkı veren nede olsa Allah'tır' deyip evinde oturması, hiç bir uğraşıda bulunmaması caiz değildir. Burada bir çelişki aramamak lazım. Nasıl ki, rızkı veren Allah'u Teala'dır aynı şekilde rızkı arayışında olamayı da farz kılanda O'dur. Kadınların sorumluları olduğu için onların bu arayışta olması gerekiyor diye bir zorunluluk yoktur. Evliyse eşi, eşi yoksa çocuğu, çocuğu yoksa babası veya babası yoksa amcası vs. ona zaten bakmak zorundadır.
    Allah Subhanehu Teala rızkı aramayı (çalışmayı) farz kıldığı gibi bunun helal yolda yapılmasınıda emretmiştir. Ama ne acıdır ki, Müslümanlar bu emrede pek uymaz haldedirler. Onlar için helal ve harama bakmadan asıl olan rızkını almak olmuştur. Burada hafızalarda: ‘Haram yolda kazanılanda mı rızktır?' sorusu doğabilir. Evet, kişinin haram yollarda (kumar, alkol, put satışı, faiz) kazandığıda onun rızkıdır. Rızkı takdir eden Allah'tır ama hangi yolda kazanacağı tamamen insanın seçimine bırakılmıştır. Dilerse faizle çalışarak, dilersede helal bir ticaret işinde çalışarak alır.
    Bugün Müslümanların faize koştuklarına şahit olmaktayız. Oysa Allah'ın Rasul'u Veda hutbesinde: ‘‘Faizin en küçüğünü dahi ayaklarımın altına aldım.'' ‘‘Faiz alan, Kabede annesiyle 70 defa zina yapmasından daha kötüdür'' diye buyurduğu halde günümüzün Müslümanları haramı adeta helallaştırarak faizi alıp haram yolda rızık edinmektedirler.
    Kapitalizm nizamını kurulduğunda insanlara mülk edinme serbestiyeti vererek ‘vergilenmiş tüm kazançlar helaldir' mantığıyla insanları her türlü pis melanet işlere teşvik etmiş ve insanları mal edinme yarışına sokmuştur. Toplum içerisinde saygınlığı ilim ehli değil serveti çok olan elde etmiştir. Basını ve medyası aracılığı ilede şöhreti zenginliği hoş göstererek insanları adeta insanlıktan çıkararak mal peşinde koşan mahlukat haline getirmiştir. Hal böyle olunca da insanlar arasındaki alakalarda menfaat esası üzerine şekil almıştır. Zaten kapitalizm başlı başına insan fıtratına aykırıdır. Çıkarmış olduğu tüm nizamlarda insanı sürekli çalışmaya sevkedici bir şekildedir.
    Sermaye sahipleri zengin iş adamları yönetime etki ederek sürekli halkı sömürücü ve işveren servet sahiplerini destekleyici onları daha da büyütücü şekilde kanunlar yapmaktadırlar. Bundan dolayıdır ki halk rızık elde etmek için bazen 15 saati aşkın bir süre günlük çalışmakta, elde kazandığı aylığından emeklilik sağlık sigortası, gelir vergisi, yardım fonu vs. çeşitli türlerden kesintiler yaparak insanları modern köle haline getirmektedir.
    Hâlbuki İslam da vergi olağanüstü hallerde sadece zenginlerden alınır. Ve bu vergi süreklide olmaz. Kapitalizmde devlet özelleştirme yoluna giderek tüm fabrika ve işyerlerini özel şirketlere yani servet sahiplerine tahsis ederek devletin gelirini sadece vergi olarak bıraktığı için her şeyden vergi alır olmaktadır. İslam devletinde emeklilik kesintisi sigorta kesintisi de yoktur. Zira kişi aciz durumda kaldığında bu yükümlülüğü yakınlarına onlarda da yoksa bilakis kendi üstüne alır.
    Yüce Allah Subhanehu Teala;
    "Mallar sadece zenginlerin ellerinde dolaşmasın." (Haşr 7) buyurarak servetin tekelleşmesinin önünü kesmekte ve tüm tebaanın bu mallardan istifade etmesini sağlamaktadır. İslam devletinde ‘halife çobandır. Ve güttüğü sürüsünden sorumludur.' Temel ihtiyaçları karşılamak zorundadır. Kapitalizmde bu çobanlığın izini görmek mümkün değildir.
    Zira kapitalizmde esas üretim ve milli gelirin artmasıdır. Malın servetin belli kesmin elinde olmasına gayret eder. Malın halk geneline dağılmasının önünü keser. İşte bu şekildeki bir ekonomik anlayış insanları rızkı elde etmek için peşinde koşmasına bu yolda kazanılacak malın kazanma safhasındaki helallik ya da haramlılık durumuna bakmaksızın sadece kazanma hırsına cevirmektedir. Bu anlayış öyle bir hal aldıkı insanları maazAllah para ilahtır deme noktasına getirdi. Yani her sorunun temelinde kapitailizm yatmakta Müslümanların basiretli bir şekilde meseleye yaklaşması gerekmektedir. Ne kadar çok çalışırsak o kadar çok rızk demek olmağını artık bilmesi gerekir. Müslümanlara düşen rızkın peşinde koşmak değil asıl meselenin Allah'a kulluk olduğunu idrak etmelidir.

    Değerli Kardeşlerim;

    Rızkı takdir edende dağıtanda Allah Subhanehu Teala'dır. Dilediğine çok dilediğine az verende yine O'dur. O halde bizlerde vahşi hayvanların rızık peşinde koştukları gibi koşup kendimizi yormalım! Daha çok kazanmak uğruna Allah'u Teala'nın emir ve nehyleri husunda tavizler vermeyelim. İşyerinden atılacağımızı bilsek, rızkımızın kesileceği hususunda bizleri tehdit etseler dahi Allah Subhanehu Teala'nın Şeriat'ından ASLA vazgeçmeyelim. Onlar sırf bizlerin İslam'dan vazgeçmemiz için rızkımızın kesileceğine dair tehditte bulunurlar. Oysa unutmuyalım ki, rızkımızı veren işverenlerin değil Allah'u Teala'nın elindedir.
    Şeytan Allah'u Teala'ya başkaldırdığından bu yana insanları açlıkla korkutmaktadır. İnsanlarda sırf aç kalma korkusuyla Şer'i hükümlerden taviz vermektedirler. Oysa Musab b. Umeyr, ailesinin baskı ve zülümlerine rağmen davasından asla taviz vermedi. Hatta kendisine ‘ya İslam ya servetin' denildiğinde o, hiç tereddüt etmeden Rabbisi için bütün servetini terk etmişti.
    Hiç bir insan açlık sebebinden dolayı ölmemiştir ve bu sebebten dolayı ölmeyecektirde. Çünkü ölümün sebebi ecelin gelmesidir. Ve rızıkta ancak ecelin gelmesiyle son bulur. Ecel gelmediği sürece hiç bir canlının rızkı kesilmez..
    Son olarak Allah Rasulunun buyurduğu şu hadisle konumuzu bitirelim. Kutsi hadiste Allah'u Teala şöyle buyuruyor:
    ‘‘Ey Ademoğlu! Otoritem var oldukça hiçbir otorite sahibinden korkma. Otoritem ebediyen yok olmaz.
    Ey Ademoğlu! Rızkın sıkıntısından endişe etme. Benim hazinelerim doludur, ebediyen hiç tükenmez.
    Ey Ademoğlu! Bana kulluk etmen için seni yarattım, oynama. Senin rızkını ayırdım, yorulma.
    Ey Ademoğlu! Sana ayırdığım rızka razı olursan, kabinin ve bedenini rahatlatmış olursun, yanımda övülen kimse olursun. Sana ayırdığım rızka razı olmazsan, izzetime ve Celalime yemin ederim ki; dünyayı sana musallat kılacağım. Kırlarda vahşi hayvanların hoştukları gibi, dünyada rızık peşinde koşacaksın. Sonra, dünyadan ancak sana ayırdığım kızmı alırsın ve yanımda da kötğlenmiş kimse olursun.
    Bacınız Sümeyye Avcı



    Paylaş
    Dilediğine Hesapsız Rızk Veren Allah Subhanehu Ve Tealadır! Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Her insanın imtihanı farklıdır. Çeşitli nimetleri istediğine vererek büyüklüğünü gösteren fakat bakıp da görmek istemeyen kullarının vefakarsızlığına rağmen rahmeti büyük olan Allah vermeye devam eder.



rızk kesikligi allahtan olunca dua varmı,  Para kazanmak rızıkmıdır,  mal rızık mıdır,  allah diledigine cocuk verir diledigine vermez,  rızkın nerdeyse