Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan Analar Hacer Olmadıkça Oğullar İsmail Olmayacak Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Analar Hacer Olmadıkça Oğullar İsmail Olmayacak

    Reklam




    Her annenin özlemidir Hazreti İsmail (aleyhisselam) misali bir evlat sahibi olmak. Öyle bir evlattır ki Hazreti İsmail (aleyhisselam); Allah'a teslimiyeti tam, imanı sağlam, anne ve babasına karşı da mesuliyetlerini eksiksiz yapan. Herkese nasip olmaz böylesi, bıçak altında dahi sesini çıkarmayan. Dünyaya kalbini bağlamamış. Cennetin manasını kalbine ve de kafasına olması gerekli olan haliyle kazımış. Dünyanın bir imtihan diyarı olduğunu çoktan anlamış ve bir ayağını sürekli ukbaya atmış. Ta doğuşuyla birlikte kaderin ağır imtihanlarını atlatmış ama hiç sınıfta kalmamış. Mekke'ye geldiklerinde yoklukların bağrında neşet etmişler anne ve oğul birlikte. Bırakın barınılacak bir yeri, içmeye suları yokmuş Cibril (aleyhisselam) ininceye dek yere. Ve bıçakla olan yakınlığı. Sonra da koskoca bir bina inşa etmek düşmüş o narin bedenine belki de daha çocuk denebilecek yaşta. İsmail, Hazreti İsmail (aleyhisselam) olduğu içindir ki her sıkıştığında Cibril (aleyhisselam) gönderilmiş bizzat yardımına. Çöl ortasındaki çığlığını Allah Zemzem ile dindirmiş evvela. Bıçak altındaki masumluğunu koç ile etmiş bertaraf. Kalbleri evirip çeviren Zat, elbette vakıftı onun dahi kalbindeki imanına. Yani Hazreti İsmail'i (aleyhisselam) ve Hazreti Hacer validemizi tarih sayfaları arasında sivrilten hadise, Cibril'i (aleyhisselam) onlara amade kılan realite esasında onların imanlarına endeksli.

    Hazreti İsmail (aleyhisselam) iman dersini annesi Hazreti Hacer'den almıştı. Annemiz Hazreti Hacer, çöl ortasında yapayalnız ve de hamisiz bir çocukla bırakılmalarının sırrının imtihan olduğunu anlamıştı. ‘Bunu Rabbin mi emrediyor ya Hazreti İbrahim (aleyhisselam) sana?' sorusu onun basiretinin işareti ve de imanının en açık delili. Çünkü Hazreti Hacer validemiz Hazreti İbrahim (aleyhisselam) sofrasından beslenmişti. Onunla beraber Harran'dan Kudüs'e oradan Mısır'a oradan da Hicaz'a diyar diyar gezmişti. Hazreti İbrahim'in (aleyhisselam) imanına bu uzun yolculuk esnasında şahit olmuştu. O yüzden bir kadından beklenilecek o sorulardan hiçbirisini sorduğunu bilmiyoruz bizler kocasına. Sormuş olsaydı eğer bunlardan herhangi birini, tüm bu seyahatlerinde adım adım, an be an onları takip edenler bildirirlerdi o cümleleri de bize tarihe bir şerh düşme adına. Bir çocukla beraber, çok az bir yiyecek ve az miktarda da suyla kalakalmıştı Hazreti Hacer anamız bir vadi ortasında. Ama yapışmamıştı kocasının yakasına. Irgalanmıştı belki ama yıkılmamıştı. Çünkü başka değil yalnız Allah'a dayananlardandı. “Nerede kalacağız, ne yiyecek, ne içeceğiz? Tek başımıza bir çocukla beraber buralarda ne edeceğiz?” dememişti işte bu yüzden. Çünkü kendisini oraya bırakan kişinin sergüzeşt-i hayatı zaten ortadaydı. O ateşin içinden çıkan adamdı. Ateşe atmışlardı da, O ateşin içinden çıkmıştı yine onu ateşe atanların karşısına. Allah'ın koruması altında olduğu ispatlanalı hayli zaman olmuştu. Allah'ın inayeti altında ve de rehberliğinde adım attığına Hazreti Hacer şahit olmuştu. Demek ki kocalar Hazreti İbrahim (aleyhisselam) olunca kadınlar da Hazreti Hacerleşecekti. Anne Hazreti Hacer olunca da evlat mutlaka Hazreti İsmail'e (aleyhisselam) dönüşecekti.

    O yüzden evlatlarından İsmailî (aleyhisselam) bir hal bekleyenler önce İbrahimî (aleyhisselam) bir hayatı ortaya koymak zorundalar. Hazreti Hacer gibi bir teslimiyeti hayat onlara zorunlu kılar. Allah'a olan yakınlıklarıdır ki, Hazreti İsmail'in (aleyhisselam) hayatını imar eder. Mimar olur Hazreti Hacer, mimar olur Hazreti İbrahim (aleyhisselam). Birlikte Hazreti İsmail (aleyhisselam) evini inşa ederler. Bu inşaatın tefrişatı, ustaların maharetlerine endekslidir. Ustalar ne kadar mahir ise inşaat da o nispette görkemlidir. Yani ebeveynler, çocuklarının iç alemlerini inşa ederler ve kendi muhataplarını kendileri bizzat yetiştirirler. O yüzden hakkı yoktur hiçbir anne-babanın kendi öz çocuğundan şikayet etmeye. Zira onların hiç birisi şikayet anında arzdan o an için zembille indirilmediler. Tam tersine şikayet edilen makamlarca bizzat yetiştirildiler.

    Çok azdır maalesef günümüzde oğul ve kızlarının sırtlarını sıvazlayıp arkalarından onlara dua eden anne ve babalar. Her nereye giderlerse evlatları peşleri sıra hayır dileyenler. Evlatlarının duacısı olanlar. Az değildir hala seni doğuracağıma taş doğursaydım serzenişinde bulunanlar. Sitemkar sözler söyleyip, kendi ruhi hayatlarını zedeleyen dayeler. Oysa o çocuklar onların eserleri değil mi... Ağaç kovuklarından neşet etmedi hiçbirisi. Onların maddi hayatlarına gösterilen hassasiyetler manevi hayatları adına gösterilmiş miydi peki? Maddi hayattan ibaret zannedilen dünya, bilmedikleri ve de hiç tahmin etmedikleri bir siperden, arkadan vurdu her birisini. Manevi cephe savunmasızdı. Oysa beden ruha tabi bir varlıktı. Mide düşünüldü de, hemen üzerindeki kalb es geçildi. Akıl alabildiğine el üstünde tutulurken, kalbe yürek adı konulmuş ve o bir et parçası olmuştu. Kalbin yürek olmadığını onlara hatırlatma işi ise o evlatlara düştü. Yüreklerine evlatları tarafından salınan acı sancılarla birlikte, anne ve babalar kalblerini hissettiler hem de oldukça derinden. Ve güdük insanlar dünyası oluştu yirmi birinci asırda. Güdük insanlar, zira maneviyat yanları eksik. Olmamış ve de olgunlaşmamış tipler. İnsanların bir yönü hep yarım kaldı. Ve bu eksiklik dönem dönem kendisini olabildiğince hissettirdi ustalarına. Bu eksiklikten nasibini ise en çok eksik bırakanlar aldı. Ve çaresiz insanlar yine suçu bir başkasında aramaya kalktı. Kendi eseri olan evladına veryansın eden analar, taşları seçtiler evlat olarak. Oysa o çocuklar gökten inmemiştiler.

    Tokadı yiyen, atana en yakın durandır hep. Eksik yetişen kişilerin tokatları harice olmayacaktır bu yüzden. İhmal edenler, geri çekilemezler. İhmalkarlıkları evvela onları bulacak. İlk vurgunu onlar yiyecekler. Ateş nerede yakılırsa, orayı ısıtacak. Yanlış hesap, tüm yekunuyla o hanenin başında patlayacak. Kimileri kârın neresinden dönülürse kârdır nazarıyla hadiselere yaklaşıp bir çıkar yol ararlarken, kimleri de yattı balık tekerlemesini tekrara koyulacak.

    Ama bilinen bir gerçek var ki, analar Hazreti Hacer gibi bilinçli, babalar Hazreti İbrahim (aleyhisselam) kadar şuurlu olmadıkça evlatlar Hazreti İsmail (aleyhisselam) diye çağrılmayacaklar. Belki de evvela ebeveynler çocukları için önce manevi hazırlık yapmak zorundalar. Onlar manevi yönü ihmal etmezlerse, maddi hayatı Hazreti İsmail (aleyhisselam) zaten kendisi inşa eder. İnşa ettiği o hayat sadece kendi zamandaşlarına değil tüm nesli atiye de hizmet eder. Kabe gibi bir yapı, ancak manevi dünyası sağlam olana emanet edilir. Hazreti İsmail'dir (aleyhisselam) ki emanette emin insandır. Kendi libasında yırtık olanlar, terzilik yapamazlar. Yerde yatanlar, elden tutamazlar. Ateşte yananlar, yangına dalamazlar. Yüzme bilmeyenler boğulana el uzatamazlar. Karnı tok olanlar açları anlayamazlar. Maddi bir hayatta köle olmuşlar, manevi notalara kulak kabartamazlar. Dünyayı alabildiğine yaşayanlar, yaşatma duygusuyla dolamazlar. Öyleyse aynada bir kez daha endamımıza bakma mecburiyetimiz var. Şikayet kolay iş. Topu taca atmak geçici çözüm. Kırıntıları halı altı yapmak, halıyı temiz gösterse de evi kirleten bir tavır. Geçici yaptırımlar hiçbir dönem kalıcı çözümler getirmemiştir. Tarih sahnesinde en şiddetli tokatlar hep ihmalkara atılmıştır. O yüzden Hazreti İbrahim (aleyhisselam) gibi bazı ulu'l-azam zatlar nesli atiye dahi hazırlık yapmıştır. Onlar kendi dönemlerini çok ama çok aşmışlardır. Bir başkası için atılan adımlardır ki hala onların adını hatırlatırlar. Tarihte nice insanlar vardır ki, bir ömür kendileri için yaşamışlardır. Ve onlar tarihte hep silik tipler olarak kalmışlardır. Adı ve de sanı bilinmeyen sadece yaşadığı çevrelere ait, sıradan insanlar. Oysa bir başkası adına bir tuğla koyanın dahi tarih hep adını yüceltmiştir. Cennet başkası için yaşayan annelerin ayaklarının altına serilmiştir. Sabah erken saatte kalkıp, sıcak yatağından ayrılıp, soba yakıp, kahvaltı hazırlayan anne, aile içerisinde kendisine hep amade durulan ve ‘öf' demek suretiyle bile incitilmesine müsaade edilmeyen insandır.

    Lakin anne sadece işin bu cihetini düşünür ve de manevi yanı ihmal ederse, hayat bu eksikliği eksiksiz kendisine sunacaktır. Bu ihmalin cezasını yine o çekecek ve ‘Seni doğuracağıma…' veryansınları yükselecektir o hanenin içerisinden. O yüzden anne ve babalar dikkat: Hazreti İsmail (aleyhisselam) misali sadık ve Hakk'a tam teslim bir evlat isterken Mevla'dan, acaba Hazreti Hacer ve İbrahim (aleyhisselam) olabildiniz mi gerçekten onlara?


    Birol Topuz
    Herkul.org


    Paylaş
    Analar Hacer Olmadıkça Oğullar İsmail Olmayacak Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Lakin anne sadece işin bu cihetini düşünür ve de manevi yanı ihmal ederse, hayat bu eksikliği eksiksiz kendisine sunacaktır. Bu ihmalin cezasını yine o çekecek ve ‘Seni doğuracağıma…' veryansınları yükselecektir o hanenin içerisinden. O yüzden anne ve babalar dikkat: Hazreti İsmail (aleyhisselam) misali sadık ve Hakk'a tam teslim bir evlat isterken Mevla'dan, acaba Hazreti Hacer ve İbrahim (aleyhisselam) olabildiniz mi gerçekten onlara?
    78 - Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?

    79 - (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter."NISA"
    Allah´u Teala azze ve celle razi olsun Degerli Kardesim cook önemli bir konu InsaAllah Rabbimiz cok kardesimizin faydalanmasini nasip eder.amin.



hz hacerin mezarı,  hacer anamızın mezarı,  hacer validemizin mezarı nerede,  hacer validemizin kabri nerede,  hacer annemizin kabri nerede,  hacer annemizin kabri,  hz hacerin mezarı nerede