Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan islam dini ve özellikleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    islam dini ve özellikleri

    Reklam




    İSLÂM DİNİ VE ÖZELLİKLERİ 1

    İslâm; sulh, selâmet ve huzur bulma, Allah ve Resulu'nun bildirdiklerine tabi ve teslim olma anlamı sebebiyle bu adı almıştır.

    Teslim olmak, Müslüman olmak,

    İslâm'ı kabul eden, kendi iradesini Allah ve Resulu'nun iradesine tabi kılan kimseye "müslim" veya "müslüman" denir.


    İSLAM kelimesi tahlil edildiğinde şu umûmî manalar tesbit edilmektedir:

    1.Sulh": sulh ve sulh yapmak.

    2. "Silâm": müsâlemet, karşılıklı sulh ortamında bulunmak.

    3.İnkıyâd etmek, itaat etmek, boyun eğmek
    Ayrıca İnkıyâd, râzı olma saygı duyma anlamında da kullanılmaktadır.

    4.Selâmet": necât, tehlikelerden uzak olmak.

    5.Güvenlik "Selâm: emân, güvenlik. Sulhle ortaya çıkan bir ortam.

    6.Hayır, iyilik": Selâm": hayr, rahatlık ve iyilik sağlamak. Bu ise yine sulh ve selâmet ortamında mümkündür.

    7."Selâm": ise Allah'ın esmâ-ı hüsnasından (güzel isimlerinden) biridir.
    ·Selâm isminin menşei ise iki asıl hususu ihtiva eder:
    1.Allah'ın "noksan sıfatlardan münezzeh oluşu",
    2."Kâinatı ve eşyayı bir nizam ve intizam dahilinde tutarak bir sulh ortamında idare ediciliği"dir. (Yani Allah münezzehtir ve sulhun sahibidir.)

    Bütün bunların ışığında şöyle denilebilir: S-L-M kökü, "sulh isteyen bir otoriteye, razı olarak ve saygı duyarak itaat edip, boyun eğip, inkıyâd ederek sağlanan bir ortamda, selâmet, güvenlik ve iyilik içerisinde yaşamayı ve bu halin devamı için gerekli faaliyetlere ve metotlara baş vurmayı ve kullanmayı" ifade eder.


    İnkıyad etme boyun eğme ve itaat etmek, bizzat İslâm'ın kendisidir.

    "(De ki) O'nun hiç bir ortağı yoktur; bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların (teslim olanların, itaat edenlerin) ilkiyim" (En'âm, 6/163).

    "Hayır, Rabb'ine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem tayin edip, sonra da senin verdiğin hükmü, içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe imân etmiş olmazlar" (Nisâ, 4/65).

    "Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin, işte onlar müslümanlar (teslim olanlar) dır" (Neml 81, Rûm 53).

    "Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca:'Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve benim hoşnut olacağın yararlı bir işi yapmamı sağla, bana verdiğin gibi soyuma da salâh ver, doğrusu sana yöneldim, ben, kendini sana verenlerden (Müslümanlardan)ım' demesi gerekir" (Ahkâf 15)


    İslam dini, ve beş zarureti ve bütün semavi dinlerin hedefi

    1.Dini,
    2.Canları,
    3.Akılları,
    4.Malları,
    5.Nesilleri ve ırzları ve bunlarla bağlantılı ihtiyaçları ve iyileştirmeleri korumuştur.


    İslâm kelimesi ve türevleri genel olarak önceki semâvî tevhid dinleri için de kullanılmıştır.

    "Bir zaman Rabbi ona: "İslâm ol" dediğinde, İbrahim: "Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" demişti. İbrahim İslâm ümmetinden olmayı oğullarına da vasiyet etti. Ya'kub da onu tavsiye ederek: "Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. O halde sizler sadece Müslümanlar olarak can verin" dedi. " (Bakara 131-133)

    "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilen ve diğer peygamberlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlar arasında bir ayının yapmayız, biz de Allah'a teslim olanlarız, deyin" (Bakara 136)

    Ancak daha sonra yahudi ve Hıristiyanlık dininin bozulduğu ve mensuplarının şirke düştükleri bir önceki ayette şöyle anlatılır:
    "Kitap ehli: " Yahudi ve Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız" dediler. Ey Muhammed! De ki:"Hayır biz bâtılı bırakıp hakka yönelen İbrahim'in dinine uyarız O, Allah'a ortak koşanlardan değildi" (el-Bakara, 2/135).

    Diğer yandan tesis (üç ilâhı bir sayma) inancının onları küfre düşürdüğü de ifade edilir:
    "Gerçekten, Allah Meryem'in oğlu İsa'dır, diyenler kâfir olmuşlardır" (Mâide 72)
    "Şüphesiz ki: Allah üç ilâhtan biridir, diyenler, kâfir olmuştur. Oysa tek bir ilâhtan başka hiçbir ilâh yoktur" (Mâide73)
    "Yahudiler, Üzeyr Allah'ın oğludur, hristiyanlar da İsâ Allah'ın oğludur, dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri câhilce sözleridir" (et-Tevbe, 9/30).

    Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail'in Kâ'be'yi inşa ederken yaptıkları duada bu anlamı görmek mümkündür:
    "Rabbimiz! İkimizi de Sana teslim olan kıl. Soyumuzdan da Sana teslim olan bir ümmet meydana getir" (Bakara 128)


    Cenâb-ı Hak, Hz. Muhammed'in davet ittiği son dine ise özel ad olarak "İslâm" terimini kullanmıştır.

    "Şüphesiz, Allah katında din İslâm'dır" (Âli İmrân 19)
    "Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, onun dini asla kabul edilmeyecektir" (Âli İmrân 85)
    "Allah, kimi hidayete erdirmek isterse onun gönlünü İslâm'a açar" (En'âm 125)

    "Bugün dininizi sizin için ikmâl edip üzerinize nimetimi tamamladım ve din olarak size İslâm'ı seçtim" (Mâide3)

    İki kişi, (Hz. Peygamber'e) "Dinin nedir?" der, O da "Dinim İslâm'dır" der.


    Din kelimesi, tâat anlamında olduğuna göre:

    ·Kalbin tâati iman ve tasdik,
    ·Dilin tâati, şahâdet, ikrar yani kavl,
    ·İnsan uzuvlarının tâati ise ameldir.


    İMÂN VE İSLÂM'IN FAZİLETİ



    "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:

    "Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır. (Buhârî, Müslim, Tirmizî)

    AÇIKLAMA:
    Hadiste İslâm inancının temel prensipleri beyan edilmekten başka belli başlı batıl inançlar da reddedilmiş olmaktadır:
    1- Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in risâleti: Bu İslâm inancının birinci akidesi sayılabilir.
    2- Tevhid inancı: Yâni kâinatı yaratan, tedbir ve terbiye eden Bir'dir.
    3- İslâmın âhiret inancı da ifade edilmekedir: "Cennet haktır, cehennem haktır."
    4- Hz. İsa'nın şahsiyeti: O'nun babasız yaratılışı, Yahudilerin Hz. Meryem'e iftiralarına sebep olurken Hıristiyanların da, O'nun babasının Allah olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştur.
    5- imanlı olarak kabre girildiği takdirde, büyük günah işlemiş bile olsa, kulun ebedî olarak cehennemde kalmayıp, az da olsa yaptığı hayır sebebiyle cennete gideceği inancıdır.
    6- Bu ifâde Ehl-i Sünnet inancına esaslı bir açıklık ve delil getirilmektedir.


    "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır." (Buharî)


    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Adamın birine kıyamet günü küçük günahları gösterilir ve hesaba çekilir. Adamcağız
    "büyük günahlarım da ortaya çıkacak mahvolacağım" diye düşünürken Gaffâru'z-Zünûb:
    "Şu kulumun işlediği her kötülüğe karşı bir hasene yazın" diyecek. Beklenmeyen bir lütuf karşısında adam tamaha kapılacak ve
    "Benim büyük günahlarım da vardı, onları göremiyorum, keşke onlar da ortaya çıksa da karşılığında haseneler verilse" diyecek."
    Bu sözleri söylerken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o derece güler ki arka dişleri bile görülür."(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi)


    Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder." (Buhârî, Müslim)

    Allah Teala şöyle buyurur: "Ey Muhammed, de ki: "Ey kendilerine kötülük yapıp aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü o bağışlayıcıdır, merhametlidir" (Zümer 53)

    İslamHak, adalet ve insaf kaideleri üzerine kurulu bir özgürlüktür.

    Başkalarının özgürlüklerine tecavüzde ve başkalarına zarar vermede kullanılmayan bir özgürlüktür.

    Temelinde yalnızca Allah’a boyun eğme ve O’ndan başkasına boyun eğmeme olan bir özgürlüktür.

    Kulu, insanın boynuna dolanan her türlü korkudan kurtaran, insanların kalplerini korku ve zilletle dolduran zorba tağutları yıkan bir özgürlüktür.


    İslam, bu dini zorla kabul ettirmemeyi benimseyerek Müslüman olmayanların haklarını da göz ardı etmemiştir.

    Allah Teala şöyle buyurur: Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. 0 halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? (Yunus 99)

    Ömer İbnu’l Hattab radıyallahu anh’ın yaşlı bir Hristiyan kadına şöyle dediğini nakleder:
    “Ey yaşlı kadın! Müslüman ol! Şüphesiz ki Allah, Muhammed’i hak ile gönderdi.” Yaşlı kadın şöyle der. “Ben yaşlı bir kadınım ve ölüm bana daha yakın.” Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh, “Allah’ım! Şahit ol!” diyerek şu ayeti okur: Dinde zorlama yoktur. (Bakara/256)



    İslam dini, insanlığın şerefini korumak için gelmiştir.

    Allah Teala şöyle buyurur: Andolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık. (İsr/7o)


    İslam dini kadının şanını yükseltmiş ve çektiği zulüm ve aşağılanmayı ondan kaldırmıştır.

    İnsani ilişkilerde, haklar ve ödevler teorisine uygun olarak erkek ve kadını eşit kılmıştır.

    Sadece her birinin kendi yapısına ve psikolojisine uygun bazı konularda ferdin özel ve toplumun genel çıkarlarının gerektirdiği şekilde kadınla erkeği birbirinden ayırmıştır.

    Islam’ın gözünde kadın, erkeğin ortağıdır ve ortak bir gaye için onunla yardımlaşır.

    Allah Subhanehu şöyle buyurur. (0 kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır.) (Bakara/228)

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “kadın haklarına çokça vurguda bulunmuş ve her döneminde kadınlara iyi davranmayı tavsiye etmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Veda Hutbesi’nde şöyle buyurur: “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun!”


    İslam’ın gözünde haklar konusunda insanlar eşittir.

    Allah Teala şöyle buyurur: Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır. (Hucurat 13)

    Müslüman olmayanların inançlarına sövmeyi yasaklamıştır ki, bu davranış onları Müslümanların kutsal değerlerine dil uzatmaya sevketmesin.

    Allah Teala şöyle buyurur: Onların Allah’tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah’a sövmesinler.) (Enam 108)

    İmam Kurtubi şöyle der: “Onların haçlarına, dinlerine ve kiliselerine sövmek veya bu sonuca yol açacak bir davranışta bulunmak Müslüman’a helal değildir. Çünkü bu, günaha teşvik gibidir.”

    Bilakis Müslüman, Allah’ın belirttiği gibi İslam hidayetine çağırır: (Ey Resulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. (Nahl 25)

    İşte insanlığın yol göstericisi... İnsana insan olduğu için saygı duymanın canlı örneğini göstererek şöyle buyurur: “Cenazeyi gördüğünüz zaman sizi geçip gidene kadar ayağa kalkın.” Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından cenaze geçer ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ayağa kalkar. “Bu bir Yahudi’nin cenazesidir” denince, “0 da bir canlı değil mi?” buyurur.


    İslam dininin asılları, sabit değerleri ahlak ilkelerinin gerçekleşmesi üzerine kuruludur.


    Bu ahlak ilkelerinin başka uygarlıklarda ve düzenlerde bir benzeri yoktur.

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Müslim)

    Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e “Müşriklere beddua et!” denildiği, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in de “Ben çokça lanet edici olarak gönderilmedim, ben ancak rahmet olarak gönderildim” buyurduğu bildirilir. (Müslim)

    Rahmet ve şefkat Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
    “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhari ve Müslim)


    İslam dini, adalet kaidesini ve eşitlik ilkelerini gerçekleştiren bir dindir.

    Hak kı gerçekleştirmek ve batılı iptal etmek, zaman ve mekan ne kadar değişirse değişsin her işte adaleti sağlamak üzere gelmiştir.

    Allah Teala şöyle buyurur: Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder. (Nahl9o)


    Düşmanla ve İslam’a karşı savaşanlarla ilişkilerde bile olsa adalete bağlılık emri üzerine kurulmuştur.


    İslam; mensuplarını, savaş halinde bile Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in halifesi Ebu Bekr radıyallahu anh’ın Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in direktiflerini özetlediği şu öğütle yönlendirir.
    Ebu Bekr radıyallahu anh, Usame b. Zeyd’e öğütte bulunarak şöyle der: “Ben sana on şey vasiyet ediyorum: Ne bir kadını, ne bir çocuğu ve ne de bir aciz ihtiyarı öldür! Meyveli ağacı kesme! Imar edilmiş yeri tahrip etme! Yemek için olması hariç, hiç bir koyunu ve hiç bir deveyi boğazlama! Hiç bir hurma ağacını kesme ve yakma! Ne aşırı gidin, ne de korkak olun.”

    Allah Teala şöyle buyurur: Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. (Mide 8)

    Gayrı Müslimlerin meşhur tarihçilerinde biri şöyle der: “İslam şeriatı dünyada adil bir ilişki için yüce adetler inşa etmiştir. Bunlar insana cömertlik ve hoşgörü ruhu aşılar. Ayrıca o, insancıldır ve uygulanabilir.”

    Bir başkası ise şöyle der: “Daha da ötesi Müslümanlar, başkalarının tersine, Hıristiyan tebaaya adalet ve ölçüyle muamelede bize göre hiç bir sakınca görmemişlerdir.”


    İslam dininin kuralları ve hükümleri, savaş halinde olmayan kafirler ile ilişkilerde dahi olsa iyilik ve iyiliğe davet üzerine kurulmuştur.

    Allah Subhenehu şöyle buyurur: İnsanlara güzel söz söyleyin. (Baraka/83)

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurur: “Şüphesiz ki Allah, her şeye iyilik edilmesini yazmıştır.”

    Bu aslın bir göstergesi de, Allah celle ve alı’nın şu kavlidir: Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adaletli davrananları sever.) (Mümtehıne/8)

    Kurtubi rahimehullah, ayette geçen bu iyiliği açıklarken şöyle der: “Onların güçsüzlerine yumuşak davranmak, fakirlerinin ihtiyacını gidermek, açlarını doyurmak ve çıplaklarını giydirmektir. Korku ve zillet nedeniyle değil, kibarlık olarak onlara yumuşak sözler söylemek ve merhamet etmektir. Korktuğumuz veya onların sahip olduğu bir şeye tamah ettiğimiz için değil, bizden onlara bir lütuf olarak, eziyetlerini giderecek güce sahip olduğumuz halde eziyetlerine tahammül etmektir. Hidayete ermeleri ve saadet ehlinden olmaları için dua etmektir. Dinlerinde ve dünyalarında her işlerinde onlara nasihat etmektir. Yokluklarında biri onların geride bıraktıklarına eziyet etmek isterse onları korumaktır. Mallarını, ailelerini, ırzlarını, bütün haklarını ve çıkarlarını korumaktır. Kendilerinden zulmü defetmeleri ve tüm haklarına ulaşmaları için onlara yardım etmektir.”

    Abdullah b. Amr, kölesine, kurban etinden komşusu Yahudi’ye de vermesini öğütler ve bunu ona tekrar tekrar söylerdi. Oyle ki, köle buna şaşırdı ve sebebini sordu. Abdullah b. Amr şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Cibril bana komşu hakkında öyle çok öğüne bulundu ki, onu bana mirasçı kılacak zannettim.” (Buhari)

    Gayri Müslimlerden insaf sahipleri bu özelliğe şahitlik etmiştir. Onlardan biri şöyle der:
    “Müslümanlar Endülüs kentlerinde Hristiyanlara güzel muamelede bulunuyorlardı.”
    Başka biri ise şöyle der: “Islam ve Islam’ın emrettiği adelet ve iyilik, onun bütün dünyada yayılmasına yardımcı olmuştur.”

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sahih hadiste şöyle buyurur: “Kim bir muhhidi (kendisiyle anlaşma yapılan bir kafiri) öldürürse, cennet kokusunu alamaz. Şüphesiz onun (cennetin) kokusu, kırk yıllık mesafeden duyulur.”

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sahih hadiste şöyle buyurur: “Dikkat edin; muLhidlerin malları ancak hakkı verilince helal olur.” (Imam Ahmed’in Müsnedi)

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurur: “Dikkat edin; kim bir muhide (kendisiyle anlaşma yapılan bir kafire) zulmederse, hakkını eksik verirse, gücünün üstünde bir yük yüklerse veya rızası olmadan ondan bir şey alırsa, Kıyamet günü ben onun karşısında olurum.” (Ebu Davud)

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sahih hadiste şöyle buyurur: “Kim bir zimmiye eziyet ederse bana eziyet etmiştir. Kimde bana eziyet ederse, Allah’a eziyet etmiştir.”


    İslam dini, toplumsal dayanışma ilkelerinin temelini henüz çağdaş dünya onları tanımadan, benzersiz bir şekilde atmış bir dindir.

    ·Yardımlaşmaya davet etmiş, zekâtı ve keffaretleri farz kılmıştır.
    ·İhtiyaçların giderilmesi ve sıkıntıların ortadan kalkması için sadaka vermeye teşvik etmiştir.

    Bu sağlam düzen, Müslüman olmayanları da kapsamıştır.
    “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Yahudiler’den bir aileye sadaka verir. O’nun vefatından sonra da o aileye sadaka verilmeye devam edilir.”

    Ömer radıyallahu anh: beytu’lmalın (hazinenin) sorumlusuna, gayri Müslimlerden gözleri görmeyen bir yaşlıya ihtiyacının verilmesini emrettiğini rivayet eder.

    Halid b. Velid’in Hıyra ehli ile yaptığı barış anlaşmasında şöyle yazdığı rivayet edilir:
    “Hangi bir ihtiyar çalışamaz şekilde güçsüz düşer, kendisine bir felaket isabet eder veya zenginken fakirleşir de kendi dindaşlarından sadaka alır hale gelirse, ondan cizye kaldırılmıştır. Hicret yurdunda ve Islam yurdunda ikamet ettiği sürece Müslümanlar’ın beytu’lmalından ihtiyaçları giderilir.”


    Bunlar, bu dinin temel ilkelerinden bazılarıdır.

    Zaman ve mekan ölçülerine veya kişisel çıkarlara boyun eğmez.

    Allah Teala şöyle buyurur: De ki: “Herhalde ya biz, ya da siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz.” (34/Sebe/24)

    27.04.07 Cuma Vaazi


    Paylaş
    islam dini ve özellikleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    çok güzel mesajlar var Allah cc razı olsun