Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan Kalp-nefis ilişkisi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kalp-nefis ilişkisi

    Reklam




    Kalbi karartan ve aydınlatan maddi ve manevi organlarımızı tanıyalım ki salim yolda yürüyebilelim.

    Nefsimiz bize etki eder, bizim kişiliğimize tesir eder ve bizi biz kılar. O halde ilk önce nefsin ne olduğunu anlamaya çalışalım:


    Nefs-nefis: Ruh, can, hayat, bir şeyin özü, kendisi, varlığı, zatı, şahsı gibi anlamlarda, bedeni canlılık ve biyolojik ihtiyaçlara duyulan tabii istek olarak kullanılır.

    Nefsin tarifleri arasında, bir şeyin içi, özü, döl suyu, kan akıtmak gibi tarifler de vardır.

    Muadili olarak; heva, heves… kullanılır.

    Allah Rasulü’nün sık sık “Nefsim kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim…” diye başlaması nefsin insanın kendisi ve varlığı olduğunu gösterir.

    Nefsin asıl üzerinde durulması gereken ve konumuzu ilgilendiren yönü ve anlamı da vardır, o da şudur: Şehvet, gazap veya fazilet gibi duyguların kaynağı olması. Kötülüğü kendisinde toplayan, kötülüğe sevk eden, şehevî istekleri kamçılayan ve hayırlı işlere engel olan istek, güç demektir.

    Nefs, bazen mutlak hürriyet ister, bazen mutlak egemenlik, bazen mutlak ferdiyetçilik. Allah’a ait olana göz koyar ve diğer azaları peşine takarak sürükler. Kalbe kasvet ve sıkıntı verir. Kendini mutlak ihtiyaçsız kabul eder ve tuğyana sapar. İnsan kendini müstağni addettiği için yoldan sapar. Allah’la özgürlük ve güç yarışına kalkışır. Allah’ın kendisine verdiği gücü kendindenmiş sayar ve kulluk sınırını aşar. Üstün insan diye diye insanlığın üstüne çıkmaya çabalar. Hakikatte ise esfel-i safiline düşer.

    Demek ki, nefs hem iyi hem kötü işleri yapabilme gücüne sahiptir. Genellikle kötülüğe daha meyyaldir. Belki kötülükleri işleme takatini taşıyandır. Bünyesinde barındırdığı insani ve hayvani hasletlerle insanlığımızın en belirgin izlerini taşıyan ve bizi biz kılandır. Hırs-tamah- kin- buğz- sevgi- muhabbet- başkasına iyilik- isyan- Allah’a yakarış- asilik vs. hepsi nefsin içinde mündemiçtir.

    Nefsini tanımak kendini tanımak olarak da anlaşılır. Nefis muhasebesi, nefis mücadelesi, nefis terbiyesi, nefsin çekmesi, nefsine uymak, nefsine yedirememek, nefsini köreltmek, nefsini öldürmek, nefsini yenmek, benzeri deyişler, nefsin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterir.

    Kendini tanımak ve kendine hâkim olmak anlamında nefsin yedi mertebesi sayılmıştır. Genelde tasavvuf erbabının kullandığı bu tanımlamalar, bize bazı ipuçları verir.

    Birinci mertebe; nefs-i emmare, nefsin en alt derecesidir. En dûn olan duruş. İnsana kötülüğü, günahı, şehveti, emreder. Ve kişiyi esir alan durumu açıklar. Bu halde olan insanda belirgin olarak; kibir, öç alma, heva-hevese itaat etme, gazap, riya vb. kötülükleri işlemesi ve bunları işlerken nedamet duymaması ve normal görmesidir. Hevasını ilah edinmek böylesi nefis sahiplerinin işidir.

    Kur’an’da Hz. Yusuf, nefsinin kendisini sürüklediğini ve fakat ona uymadığını belirtir. Ve şöyle der: “Bununla beraber ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, şüphesiz, var gücüyle kötülüğü emredicidir (emmare). Rabbimin rahmet edip koruduğu müstesna. Çünkü Rabbim günahları bağışlayandır, merhamet edendir.” (Yusuf, 53)

    Görüldüğü gibi bu nefis kötülüğü emreden ve Allah’a asi olan nefistir. Tek çıkış yolu da Allah’a sığınmak ve O’nun korumasını istemektir.

    İkincisi nefs-i levvame, iki anlamda anlaşılır, kınayacak iş işlemek, yani kötülük işleyip kalbe ve gönle zarar vermek. Bu hal, nadirdir.

    İkinci manası kendini kınamak. Bir nevi günahlardan tövbe etmek ve nedamet duymak, daha çok bu anlamda kullanılır. Kendi nefsini kınayan, mü’min kişidir. Nefis muhasebesi yapar ve yaptıklarını gözden geçirir. Her konuştuğu sözden, her baktığı bakıştan, her attığı adımdan, her duyduğu sesten “Ne elde ettim veya ne kaybettim?” diye kendini sorgulayan kişi, övülen kişidir.

    Kafir, münafık, bazen de günahkar için kullanılırsa kötülüğü çağrıştırır. İşte bu hali, şeytanla ilintili haldir ve insana zarar verir. Kalbi kirletir.

    Bir de mahza iyi olan nefsin halleri vardır, bu haller iyi ve hayırlı insanların nefislerini anlatır; ruhu ve kalbi koruyan, kollayan, onlara destek veren, onları besleyen hallerdir.

    Nefs-i mutmainne bunlardandır. Fazla söze hacet yok, yüce Allah, Fecir Sûresinde, kıyamet sahneleri sergilemektedir, önce kâfirlerin ve cehennem ehlinin ahvalini anlatmakta ve görecekleri azabı göz önünde canlandırmaktadır. Akabinde cennetlikleri söz konusu ederek şu ayetleri zikretmektedir.

    “Ey nefs-i mutmaine (yakîn ile huzur bulmuş nefs) kendin razı olmuş ve rızaya ermiş olarak dön Rabbine, haydi katıl (mü’min) kullarıma ve gir cennetime!” (Fecr, 27-30)

    Gönül hoşluğu ile, huzur ile teslim olmuş, işini gücünü Allah’a havale etmiş, O’na güvenip dayanan kimselerin durumunu anlatıyor. Kesin inanç sahibi, çokça ibadet eden ve İslam’ı yaşamakta sıkıntı çekmeyen kişiyi anlatıyor.

    Benzeri bir ayet: “Bunlar iman edenlerdir, gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır. Haberiniz olsun, agâh olunuz! Kalpler ancak Allah’ı anmakla itmi’nana erer (huzur bulur). ( Ra’d, 2

    Mümin, itaatkâr, ihlâslı her nefis bu kapsama girer.

    Bir de nefs-i mülhime vardır. Allah’ın vahyini ve ilahi nimetleri anlayabilen nefs. İlhamları kavrayabilen irfan. Burada ilhamdan kasıt ruha gelen ilham değil, vahyin ışığında beliren basirettir. Şeriata bağlılıktan doğan derin iz’an sahipliği.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Her bir nefse ve onu düzenleyene, sonra da ona hem kötülüğü, hem takvayı ilham edene ki, nefsini temizleyen mutlaka felah bulmuştur. Onu (nefsini) örten kimse de ziyana uğramıştır.” ( Şems, 7–10)

    Buradaki ilham, nefsi tanıtmak, onun iyi ve kötü taraflarını beyan etmektir. İlhama olumlu yaklaşanın varacağı yerin Cennet, kötü tarafını görüp o tarafına uyanın varacağı yer Cehennem olur. Yani iki yol; iyi ve kötü, şeytan ve Rahman, hak ve batıl yolları. İradesini kullanıp iyiliği seçen ile nefsin emmaresine uyup şeytana teslim olan iki tip insan tasviri sahneleniyor. İlhamı doğru anlayıp Allah’a ve şeriatına uyanları Kur’an övmektedir.

    Burada olumlu olan nefsini tezkiye etmek, temizlemektir. En büyük temizlik imandır, sonra salih amel.

    İlhamı örtmek, masiyetle, günahla, fesatla, fitne-fücurla, dedikoduyla, malayani şeylerle, kalbi bozmaktır.

    Ya tezkiye veya karatma. İkisine de insan muktedirdir. Şeytan ile Rahman arasında tercih yapmak kalıyor. İşte sahici ilhama mazhar olmak tezkiyeyi seçmektir.

    Nefs-i natıka, ruh manasında kullanılır. Ruhun ne olduğunu ancak Allah bilir. “Sana ruhdan sorarlar.” Burada daha çok nefsin yakînî olarak ölümü hissetmesi ve ona hazır olmasıdır. Ahireti unutmayan ve ona göre hayat süren kişi demek olur.

    “Allah ölümleri anında nefisleri vefat ettirir. Ölmeyenleri de uykularında…” (Zümer,42) Ölüm, Allah’ın taht-ı tasarrufundadır, ecel her an gelebilir ve bizi o tarafa götürür. Ey nefs hazır ol demektir. İşte bu nefs, nefs-i natıkadır. Ruhun kabzedilmesi ile nefs arasındaki bağ, nefsin ruh anl----- geldiğini ve canını verirken rahat teslim-i can eden nefsin övücü bir nefs oluşuna işaret vardır. Müslim’de rivayet edilen bir hadis-i şerifte: “Melekler can çekişen kimsenin yanında hazır bulunurlar, eğer kişi salih ise, Ey hoş ve güzel nefis, çık derler, bu nefis, hoş ve temiz bir bedende idi. Övülmüş olarak çık ve sana rahat ve hoş kokular ile sana iyilikle davranan, sana gazap etmeyen hoşnut olan Rabbin müjdesini veriyoruz, derler. Canı çıkıncaya kadar bu sözleri tekrarlarlar. Sonra da ruhunu semaya kaldırırlar.” (Müslim, II, 634) buyurulmaktadır.

    Bu hal nefsin natık halidir. Nefsin kirden pastan arınarak temiz ruhla bütünleşmesi halidir.

    Nefsin raziye, marziye, tezkiyesi de vardır. Birbirlerine yakın anlamları ifade eder. Genel olarak Allah’ın emirlerine karşı itiraz etmeyen ve Allah’ın kendisinden razı olduğu nefistir. Bu nefisler, kendileriyle barışık, kâinatı anlamaya çalışan ve kısmen anlayan nefislerdir. Tabiatla, hayvanla, insanlarla, suyla, börtü böcekle, atla, eşekle, komşusuyla, akrabasıyla, toplumuyla tüm insanlıkla barışık olan nefislerdir. Allah için seven ve fakat Allah için buğz da edebilen nefisler. Haksızlık karşısında asla suskun olmayan yiğit kişiler. Ölümü hiçe sayan ve fakat nefsaniyeti işin içine katmayan yiğitler. Nerede karşı çıkacağını bilen vakur ve sevecen adamlar.

    Böylelerinin kalpleri salim, gönülleri teskin, amelleri mutedildir. Taşkınlık, fevrilik bunlardan uzaktır. Kin beslemezler, düşmanlıkları Allah içindir.

    Kalp-Akıl ilişkisi

    Akıl ile ilgili konuşmak, yazmak veya aklı akletmeye çalışmak hayli zor ve karışık bir iştir. Burada aklın ne olduğu, nerede ve nasıl kullanılacağı üzerinde kısaca durulacak, biraz da neliği anlamaya çalışılacaktır.

    Akıl, tek başına müstakil bir delil ve varoluş mudur? Onu besleyen ve onu sınırlayan başka bir varlık var mıdır?

    İnsanlığımızı sahici kılan ve vahyin sınırlarını muhafaza eden aklımızın salim kalması nasıl sağlanır?

    Allah’ın Münzel Kitabı ile kâinat ve enfus kitabını anlamakta aklımızı nasıl işleteceğiz?
    Akla sınır konulur mu konulamaz mı?

    Akıl ile kalp, akıl ile vahiy ilişkisi ne olmalıdır? vb. sorular çerçevesinde bir değerlendirme olacak, takatimiz nispetinde konuyu dağıtmadan anlatmaya çaba göstereceğiz.

    Akıl: Tarifi ile alakalı çok çeşitli görüşler vardır.
    Kelime olarak Arapçada; deveyi bağlayan ip vb. şeyler, yani bir şeyi başka bir şeye bağlayan ara bağ. Bu somut tarif zamanla hadiseler arasında bağ kurma melekesi olarak anlaşılmış ve öyle adlandırılmıştır. Engellemek, alıkoymak, bağlamak, diyet, idrak, muhakeme yeteneği, kavrayış, zekâ, sınır koyma… demektir.
    alıntı


    Paylaş
    Kalp-nefis ilişkisi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kalp dünyaya geldiğimiz zaman tertemiz bir organdır. Fakat yaşadıkça ve nefsin arzuladığı kötü şeylere yöneldikçe ve düşündükçe kalbin farklı şeylerle ilgilendiği ve karardığı bu da sıkıntı ve buhrana yol açar.



nefis ve ruh ilişkisi,  nefsi köreltme duası,  nefsi köreltmek için dua,  nefis köreltmek