Makale ve Şiirler ve Dini Yazılar/Makaleler Forumundan Kardeşlik ahiret içindir Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kardeşlik ahiret içindir

    Reklam




    Kardeşlik ahiret içindir


    Yeryüzündeki ilk suç kardeşe karşı işlenmiştir. Çocukken kardeşi, sahip olduklarımızı paylaştığımız, bizden azaltan bir ortak gibi görsek de kardeşlerimiz ve biz, var oluş kaynağı bir olan, aynı bütünden ortaya çıkmış, ayrı ayrı görünse de büyüdükçe yeniden bütünleşen parçalarız. Hazreti Âdemin oğullarından Kabil, hep küçük kalmış bir yetişkin gibi büyümenin ve yeniden bütünleşmenin sırırını kavrayamadığından Habil gibi nefsinde adil bir kardeşi katletmiştir. Bunun neticesi pişmanlık, hakikî yenilgi, yalnızlık ve telafisi güç bir hüsran olmuştur.
    Allah korkusuyla ağabeysinin canına kastetmesine karşı kendisini korumak için bile elini kaldırmayacak kadar dindar olan kardeşi Habili öldürdükten sonra Kabilin, ceset konusunda bile aciz kalışı hırsın, kıskançlığın ve tek olma arzusunun aklı örtücülüğünün göstergesidir.
    "O Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ayıbını örtmek için bu kargadan da mı aciz oldum? dedi de, böylece yaptığına pişmanlık duyanlardan oldu." Maide Suresi, 32
    Anlamamız gereken kardeşlik duygusunun hayatta yükselmeye ve yücelmeye yardımcı olmak maksadı ile bizi destekleyen kardeşlerimize karşı bir mesuliyet olduğudur. Bu mesuliyeti yerine getirmek bu duygunun eğitimi ile ancak mümkündür. Annenin ve babanın koruması altında bir ömrü geçirmek mümkün değildir. Bir gün onlarda yaşlanacak ve bakıma ihtiyaç duyacaktır. Gerek bu noktada gerekse maddî ve manevî bakımdan şahsî her türlü ihtiyaçta kardeşler ömürlük yarenlerdir.
    "Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harunu. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu içimde ortak kıl. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. Şüphesiz sen bizi hakkıyla görensin"
    (Tâhâ, 20/29-35)
    Hazreti Musanın bu duası kardeş hakkında edilen en güzel duadır belki de. İşlerin en yücesinde, olgunlaşmış, kardeşlik duygusu kemale ermiş bir mümini, kardeşi Harunu (a.s) destekçi isteyen Musa peygamber, kardeşlikteki karşılıklılığın bir örneğini de bize gösterir. Peygamber oldum düşüncesiyle ihtiyaçtan hali görmez kendisini ve herhangi bir kimseyi değil de veziri olarak kardeşini ister. Görülüp gözetildiğinin farkında iki peygamber kardeş…
    Hicri 3. yüzyılda yaşamış olan ünlü İslam tarihçisi Taberînin tarihinde Hazreti Musa ile Hazreti Harun hakkında yer alan bir bilgi oldukça ilginçtir. Kardeşlik hususunda bir başka açıdan oldukça önemli bir konuyu öğretmektedir.
    "Allahu Teâla, Musa (a.s)ya Hârun (a.s)u vefat ettireceğini, onu dağa getirmesini bildirdi. Musa (a.s), Hârun (a.s)un elinden tutarak dağa çıktılar. Hârun (a.s)un sibr ve sibbîr adındaki oğulları da yanlarındaydılar. Dağın üzerinde görülmemiş güzellikte bir ağaç, yapılmış bir ev, evin içinde bir sedir ve sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatağın üstüne yattılar. Allahu Teâla Hârun (a.s)un ruhunu bu halde iken aldı, sonra ağaç kayboldu, ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa, Hârun (a.s)un cenaze namazını orada kılarak onu dağa defnetti. Yahudiler bu dağa Tûr-u Hârun adini vermişlerdir." (Taberî, Tarih, I, 223).
    Yardımcı ve destekçi olarak kendisine vezir kılınan kardeşini hiç tereddütsüz Allaha teslim eden ancak o anda bile kardeşini yalnız bırakmayarak ölüm döşeğini, ölüm anını paylaşan, cenazesini yıkayan, defneden teslim bir ağabey olarak Hazreti Musa bütün kulluk ve kardeşlik sorumluluklarını yerine getirmiştir. Dünya hayatındaki bu türlü kardeşliklerin, annenin evladını tanımadığı o günde bile faydası büyüktür. Kabil örneğinde gördüğümüz gibi kardeş bazen imtihanın büyüğü olur. Bazen de Hazreti Musa ve Harun örneğinde gördüğümüz gibi nimetlerin en büyüğü olur. Nimet oluşu, ömrün kemali, hayatın akışı, samimi dostluğun gerçekleşmesi için de insana kardeşlik duygusunun verilmesindendir. Harun (a.s), Hazreti Musaya ahiret yolcusu olmuştur. Dünya hususunda ihtilafa düşenler kardeş olamazlar. Kardeşlik, hakikatte ahiret içindir.
    Kuran kıssaları, öncelikle insanların bu olaylardan ders alıp hayatlarına geçirmeleri maksadını taşır. Hazreti Musa ile Hazreti Harunun kıssasını, Kabil ve Habil kıssası ile düşünmek ve değerlendirmek gerekir. Kuranda yer alan bu iki ayrı kardeşlik bağı bize iki türlü kardeşliğin dünya hayatında mümkün olduğunu göstermekte ve hangisini tercih edeceğimizi işaret etmektedir.
    Dünya hususunda hırs ile kardeşini öldüren Kabil kaybetmiştir. Din hususunda kardeşini vezir olarak ortak isteyen Hazreti Musa ve diliyle, diniyle, her türlü mevcudiyeti ile abisini destekleyen Peygamber Harun (a.s) kazanmıştır. Kazandıran ve kaybettiren kardeşlikleri iyi tahlil etmek için derin ve üst bir bakış açısı sunan Kuran, bizim toplumumuz için bilhassa işaret ettiği kardeşlik hakikatiyle elimizin altında başvurmamız gereken ilk kaynak olmalıdır.
    Türkiye´nin bönülmez vatandaş bütünlüğü ve Türk insanının eksikliğini hissettiği ruh birliği
    İnsanoğlu, evvel ve ahir olmayan geçici bir mekânda geçici bir süreliğine var edilmiş mevcut olarak bir takım hazır hayat şartları içinde yaşar. Yaşadığı topluma da bu çerçeve içerisinde dâhil olur. Tıpkı insanların manevî dereceleri gibi toplumların da manevî dereceleri vardır. Bu dereceyi yükselten ve alçaltan şey işte bu şartlara haiz insanın, insanların, iradî ya da gayri iradî davranışlarıdır. Toplum dediğimiz bütün nefislerin intizamen bir araya gelmesi ile güç kazanır. Toplumun intizamı için fikirlerin olgunluğu, imkânların adil dağılımı, sevinçlerin ve sıkıntıların birlikte yaşanılması, mücadelenin beraber yapılması, istikametin ortak olması, gayretin tek bir nokta üzerinde yoğunlaştırılması, sosyal sorumlulukların paylaşılması gibi hususlarda hiçbir fert istisna olmamak üzere ittifak zaruridir. İttifakın zarureti bilinmekle birlikte gerçekleştirilmesi insanlık tarihinde sürekli uğraşılan ve zorluğu bilinen bir meseledir.
    Aramızda bulunan sevgi takvadan kaynaklanmalıdır. Söylediğimiz gibi geçici bir mekânda belirli bir süre ikameti gereken ölümlü insan için yeryüzünde sevilecek ve bağlanılacak olan en önemli ve değerli şey takva olmalıdır. İhtilafın önünde ittifakın lehinde bir nokta olarak takva belirlenmelidir. Bugün yeryüzünün birçok coğrafyasında aynı topraklar üzerinde bir zamanlar birlikte ve huzurlu yaşayan toplulukların bugün çatışan düşmanlar olmasının ardında dünya genelinde kabul gören laik anlayışın olduğunu kabul etmek gerekir. Devletlerin benimsediği laik yaklaşımlar, manevî değerleri boşlayan, halk bütünlüğünü insandaki temel din ihtiyacını boşladığı için sağlayamayan, salt hukuk dogmalarıyla yönetimi gerçekleştirmeyi hedefleyen bir içeriğe sahiptir. Devletin başarısı insana verdiği değer nispetindedir. Bir açıdan kör olan laikliğin, başarılı olamaması insana verdiği eksik değerden kaynaklanmaktadır. Türkiyenin bugünlerde yaşadığı terör sıkıntısı, her ne kadar siyasî görüntü içerisinde olsa da aynı coğrafyada aynı devlet bayrağının altında hakikatte tesis edilemeyen ruh birliğinin yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Yaşanan acı ve affedilmez olayların ardından yapılması gerekenler yalnızca askerî müdahale olarak görülmemeli ve kalmamalıdır. Bölgenin etkin halde fikir ve duygu açısından Türkiye topraklarının bütününe dâhil edilmesinin yolları düşünülmeli ve acil girişimde bulunulmalıdır.
    Terörün kendini ifade biçimi olan şiddet, karşı şiddetle sınırlandırılabilirse de son bulması terörün sömürüsü altındaki toprakların hakiki anlamda kazanılması ile mümkün görünmektedir. Yalnızca eğitim bölgenin bütüne katılımını sağlamak konusunda yeterli olmayacaktır. Samimi ve yakın temasların halklar arasında gerçekleşebilmesi farklı organizasyonlarla ve ortak mekân imkânlarıyla sağlanmalıdır. İngilizlerin güneydoğu bölgesindeki atılımları ve halkla yakınlık kurmak üzere başlatılan girişimleri yakından takip edilmeli, iç bütünlüğümüzü sağlamak noktasında hiç kimseye fırsat vermeksizin temkinli davranmalıyız.
    Belki de bugün yeryüzünde yürürlükte olan anayasaların hiç birinde vatandaş bütünlüğünü sağlama ilkesi yer almamaktadır. Bölünmez bütünlüğüne istisnasız her devlet sahip çıkar. Eğer bugün bizden kopan tarafımıza da sahip çıkarsak yeni bir ilke ortaya koymuş olacağız. Vatandaş bütünlüğünün vazgeçilmezliği ilkesi.
    Kardeşliğin ihlali hususunda dikkat edilmesi gerekenler
    Kardeşlik, toplum için ve yalnız kalamayan ancak bir bütünün parçası olarak mutlu hissedebilen insan için gereklidir. Bununla birlikte bu bağı korumak, devam ettirmek hususunda dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Bizim, yazın hayatında en çok sıkıntısını çektiğimiz noktalardan biri de hatta en önemlilerinden biri öyle olmaz diyenlerin işin olurunu söylememeleridir. İşin olurunun söylenmediği konuların başında kardeşlik gelir. Yani kardeşlik üzerine verilen demeçlerin, anlatılan samimiyetin, üzerinde konuşulan ayrılmaz ve bölünmez bütünlüğün tesisi nasıl mümkündür? Cemil Meriç "Mağaradakiler" isimli eserinde söylediklerimizi destekleyecek şekilde entelektüel ile ilgili çeşitli görüşlere yer verirken "…onun için her telden çalar. Bunların hepsi lakırdı. Ama entelektüelin üzerinde anlaşmaya varılan bir vasfı var: eleştiricilik. Eleştiricidir çünkü olayları yaşamaz, dışardan seyreder." der.
    İnsanlık zaman zaman belli bir takım aşırı isteklerin ve sapkınlıkların ardında büyük acılar yaşamıştır. 20. yüzyılda kapitalizm ve sosyalizm, dünyayı ekonomik, siyasî ve toplumsal açılardan bölmüş çok sayıda savaşa açık ya da gizli neden olmuştur. Yüzyıl öncesinde bir İngiliz oyunu olarak Osmanlı devletinin özellikle Ortadoğudaki toprakları üzerinde yürütülmeye başlanan ırk ayrımcılığı politikası bugün Anadolu topraklarındaki söndürülemeyen ateşin kıvılcımı olarak görülmelidir. Tarihte kalmış hesabı sorulmamış nice düşmanlık vardır. Ancak neticesi kötü olan nice durumdan büyük hayırlar ve beraberlikler çıkarmakta mümkündür. Medeniyet tarihimizde huzura, barışa, saygıya, paylaşıma ve kardeşliğe verilen önem, harcanan çaba ortadadır.
    "Yüzyılın kalbinde bitmez fitneler
    Pervasız fıtrat taşır, bilmem neler!
    Eski millet meclisin yıkmış bütün,
    Hem hayattan kesip etmiş odun!
    Cilveler "el" ettiler bizden bizi,
    Kaygısız cümbüş, terennüm nağmesi"
    Muhammed İkbal Esrâr-ı Rumuz (Benliğin İşaretleri) isimli eserinde bu dizelere yer verir. İslam coğrafyasının bir başka ucunda yaşamış şairimizin kaygısı, bu toprakların insanınınkiyle aynıdır. Çünkü içimizdeki kardeşlerimizle yüzyıllık oyunlar neticesinde artık "el" gibi olduk. Hatta aynı inancı paylaşan kardeşlerimizle elden öte düşman olduk.
    "İki türlü gör ki yine düşmanlar
    Düşmanı olana, kuruldu ağlar
    Biri tanrı için düşman olandır,
    Bu kâfir düşmanlar, daim düşmandır.
    Diğer bir düşmanlık kâr, zarar için
    Düşmanlık yapar er, öç almak için
    …..
    Düşmana kâr sağla, olur yakının
    Zarar gider, hazır, faydası onun
    Gayret et, düşmanla uyuş, yakın et
    Esen olsun başın, yaşa selamet.
    Düşmanlıkta fayda yoktur, bil iyi
    Fayda vermez işe, değme elini." (Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, s. 342)
    Bizim kardeşlerimizle aramızdaki düşmanlık ikinci türdendir. Kâr ve zarara dayalı olan bu çekişmenin neticelenmesi Has Hacipin dediği gibi gayret etmek, düşmanın yakınlık duymasını sağlayacak siyaset gütmekle mümkündür. Aramızdaki ilahî bağ olan kardeşliğin ihlal edilmemesi için ilk dikkat etmemiz gereken husus kaale almak, durumun ciddiyetinin farkına varmak olmalıdır.
    "Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler." (Tevbe Suresi, 50)
    İkinci olarak dikkat etmemiz gereken ise musibetler karşısında birliği ve desteği sağlamak, tedbiri beraber almak olmalıdır. Ortak savunmaya sahip olmak safların ayrılmaması için zaruridir.
    "…Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez."(Nisa Suresi,141)
    Toplum hayatında düşman bilinenin herkes tarafından düşman, dost bilinenin herkes tarafından dost bilinmesi savunmanın tesisi için öncelikli şarttır. Bizim bu gayretimiz sebebiyle Allahu Teala, düşmanlarımıza karşı bizi savunmasız bırakacak değildir.
    "Şüphesiz ki sizler kendinizden önceki milletlerin yoluna, karışı karışına, arşını arşınına, tıpatıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadarki, şayet o ümmetler bir kelerin deliğine girseler siz de muhakkak onlara tabi olmaya çalışacaksınız." (Sahih-i Müslim, Sahih-i Buharî)
    Taklit, gelişmenin ve aklın önünde körleştiren, gerileten, varlığı amacından saptıran bir engel olarak durur. Buna rağmen taklit vakidir. Hele ki haklarında fatiha suresi nazil olmuş gayri müslimleri taklit, Müslümanlar için acınası bir durumdur. Dostuyla hemhal olmayı bırakıp düşmanına mukallit olan toplumumuzun bugün yaşadığı kardeşlik bunalımı taklidin kaçınılmaz neticesidir.
    Kardeşlerimiz emanet edildiğimiz ve emanetçisi olduğumuz varlıklarımızdır. Aramızdaki çeşitli kardeşliklerin toplumun duygusal bağı açısından değeri büyüktür. Kan kardeşliğinin aile içi bir bağ olması gibi din, dil, coğrafya ve ideal kardeşliği de toplumsal ve duygusal bir bağdır. Bu bağdaki her türlü gevşeklik yatıştırılamayacak fitnelere ve ayrılıklara yol açacaktır. Bugün olduğu gibi. Bozgunculuğun en büyüğü bu bağın gevşetilmesidir, koparılmasıdır. Çünkü insanlık için kardeşlik, Hazreti Âdem ile başlayan ve son insana kadar devam edecek olan ortak bir yoldur aramızda.

    N.Ceyhan
    _____________________________________________

    KARDEŞLİK
    I



    Paylaş
    Kardeşlik ahiret içindir Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bütün Müslümanların kardeş sayılması onların diğer dinlerinden daha birbirlerinin düşünce ve duygularını daha iyi anlamındadır. Müslümanlar birbirlerine hem dünya hem de ahiretleri için yardım etmek zorundalar.