Eğitim Bölümü ve Dini Kavramlar Forumundan Hayâ ne demek Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Hayâ ne demek

    Reklam




    Kötü iş yapınca utanmak Nâmus Allah korkusu ile günahtan kaçınma Başkalarının kötülemelerinden korkmak


    Paylaş
    Hayâ ne demek Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    HAYÂ
    Sızıntı

    Çekingenlik ve utanma da demek olan hayâ; sûfiye ıstılahında. Allah korkusu. Allah mehâfeti ve Allah mehabetiyle O'nun istemediği şeylerden çekinmek ma'nâsına gelir. Böyle bir hissin, insan tabiatında bulunan hayâ duygusuna dayanması, şahsı, edep ve saygı mevzuunda daha temkinli, daha tutarlı kılar. Temelde böyle bir hissi bulunmayan veya yetiştiği çevre itibariyle onu yitiren şahıslarda hayâ duygusunu geliştirmek zor olsa gerek.

    Evet, yukarıdaki işaretlerden de anlaşıldığı gibi hayayı ikiye ayırmak mümkündür:

    1- Fıtrî haya ki, buna hayâ-i nefsî de diyebiliriz; insanı pek çok ar ve ayıp sayılan şeyleri işlemekten alıkor.

    2- Îmândan gelen hayadır ve İslâm dîninin önemli bir derinliğini teşkil eder.
    Fıtrî hayâ, İslâm dîninin rûhundaki hayâ ile beslenip gelişince ar ve ayıplara karşı en büyük mânia teşekkül etmiş sayılır. Tek başına kaldığı zaman, bazı ahvâl ve şerâit altında sarsılır, yırtılır, hatta bazan bütün bütün yıkılabilir..

    Evet, insan tabiatında bulunan bu sıkılma
    ve çekinme hissi, " - O, Allah'ın kendisini gördüğünü bilmez mi?" gibi âyetlerle anlatılan îmân şuuruyla.." - Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde her şeyi görüp gözetendir. " misillü beyanlarla ifâde edilen ihsan anlayışıyla beslenmezse uzun ömürlü olamaz. Olamaz, zira hayanın hem var olup gelişmesi hem de devam ve temâdisi îmâna bağlıdır. Bu münâsebeti Hz. Seyyidü'l-Enâm (sav), ashâbından birinin diğerine, hayâyla alâkalı nasihatlarını duyunca: " - Bırak onu, hayâ imândan gelir..
    " Diğer bir ifâdelerinde; " - Îmân yetmiş şu kadar şûbeden ibarettir, hayâ da îmândan bir şûbedir." buyururlar.
    Bu itibarla diyebiliriz ki; fıtrî hayâ, tıpkı insan tabiatında saklı bulunan diğer iyilik nüveleri gibi, insanı insan yapan marifet dinamikleriyle beslendiği ve takviye edildiği ölçüde gelişir, kalbî ve rûhî hayâtın bir buudu hâline gelir ve nefsin pek çok bâlâpervâzâne isteklerine sed çeker ve engeller. Aksine bu duygu îmân ve ma'rifetle geliştirilemez, ihsan şuuruyla takviye edilemez; takviye edilmek şöyle dursun nefsânîlik gayyalarında açılıp-saçılarak köreltilecek olursa, fert ve toplum plânında insanı insanlığından utandıran yırtıklıklar ve sürtüklükler kaçınılmaz olur.
    İnsanlığın İftihar Tablosu, hayâ âbidesi aleyhi ekmelüttehâyâ Efendimiz, bu hususa temas eder ve " - Hayâsız olduktan sonra istediğini yap!" buyurur. Haya ve hayat birbirine bakan kelimelerdir ve bu yakınlıktan, kalbin ancak, îmân ve ma'rifet sağnaklarıyla beslendiğinde hayattar kalabileceği esprisini çıkarmak mümkündür. Evet hayat kendi dinamikleriyle, hayâ da kendi dinamikleriyle var olur ve yaşar.. yoksa her ikisi için de inkıraz kaçınılmazdır.
    Hz. Cüneyd'e göre haya. Cenâb-ı Hakk'ın üzerimizdeki maddî-ma'nevî nimetlerini idrâk etmenin yanında eksiklerimizin ve kusurlarımızın endişesini yaşamaktır.
    Zünnûn'a göre, sürekli gönüllerimizde olumsuz davranışların dehşetini duymak, duyup yönümüzü bir kere daha kontrol etmektir.
    Bir başkasına göre insanın, Cenâb-ı Hakk'ın gizli-açık herşeye nigehbân olmasına göre hayatını tanzim edip onun kendisine olan muamelesini esas alarak yaşamasıdır ki, bir İlâhî eserde bu husus hatırlatılarak şöyle buyurulmaktadır:
    " -İnsanoğlu! Sen benden hayâ ettiğin sürece insanlara ayıplarını unuttururum,
    " Bu arada Cenâb-ı Rabbil-İzzetin, Hz. Îsâ'ya " -Yâ Îsa evvelâ nefsine nasihatte bulun, o bu nasihati kabul ederse halka va'zet; yoksa benden utan!" şeklindeki sözünü de kaydedebiliriz..
    Hayâ mevzuunda daha değişik tasnifler de vardır. Bu cümleden olarak: Affına ferman geleceği âna kadar, Hz. Adem'in tavırlarından dökülen suçluluk hayası.. gece-gündüz ara vermeden Cenâb-ı Hakk'ı teşbih ettikleri halde" -Sana hakkıyla ibâdet edemedik" diyen meleklerin taksîr hayâsı.. ma'rifet erbâbının onca derinliklerine rağmen " - Seni hakkıyla bilemedik" söz solukladıkları iclâl hayası.. hayatlarını kendi arzu ve isteklerinden tecerrüd ufkunda seyahatle sürdüren ruh ve kalp insanlarının her zaman duyup hissettikleri heybet hayâsı.. her an kurb içinde bu'd; bu'd içinde de kurb televvünüyle, sonsuz uzaklıklarında sonsuz yakınlığı duyan yakîn insanlarının minnet hayâsı.. Hz. Mahbûb'u sevilmesi gerektiği ölçüde sevememe endişesinden kaynaklanan vefâsızlık hayâsı.. duâ ve talep makamında istediklerini iyi seçememiş olma tedirginliğini taşıyanlarda ihlâsı ihlâl hayâsı.. her zaman ahsen-i takvim'e mazhariyetlerinin şuurunda olan yüksek ruhların, mazhariyetleriyle te'lif edemedikleri "pes" işler karşısında hissettikleri gayret hayâsı sayılabilir..
    Hayâda ilk mertebe, insanın kendisine, Hakk'ın nazarıyla bakmasıyla başlar. Bir insanın. O'nun ölçüleri ve O"nun murakabesi açısından kendini yakın takibe alması onda temkin derinlikli bir hayâ hâsıl eder ki. böyle bir insan duygu ve düşünceleriyle hep diri sayılır.
    İkinci mertebe; kurbet ve maiyyet şuuruyla mebsûten mütenâsiptir ve:"
    - Nerde olursanız O sizinle beraberdir." ufkunda seyahat edenlere müyesserdir ki, bu hususla alâkalı Efendiler Efendisi'nin şöyle buyurduğunu naklederler :

    - Allah'a karşı olabildiğince hayâlı davranın! Allah'a karşı gerektiği ölçüde hayâlı olan, kafasını ve kafasının içindekilerini, midesini ve midesindekilerini kontrol altına alsın! Ölüm ve çürümeyi de hatırından dûr etmesin! Âhireti dileyen dünyanın sûrî güzelliklerini bırakır.. işte kim böyle davranırsa, o Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş sayılır."
    Üçüncü mertebe; " - En son durak Rabbindir." hedefine ulaşma yolunda, ruhî ve kalbî hayâtın şühûd enginliklerinin sezilmesiyle gerçekleşir ve seyr-i rûhânînin kanatları altında sonsuza kadar sürer gider.
    Bir insanın gerçek insanlıktan nasîbi, hayadan hissesi ölçüsündedir. Eğer Hakk yolcusu, menfî-müsbet bütün teşebbüslerinde başını sonsuza çevirip davranışlarını ötelere göre ayarlayamıyor, mahviyet içinde ikibüklüm olup edeple yaşayamıyorsa, onun mevcûdiyeti bir bakıma kendisi için ar, başkaları için de bârdır. Bu mülâhazaya binâendir ki:


    -Hayır hayır Allah'a yemin ederim ki, hayâ sıyrılıp gittiği zaman, ne hayatta ne de dünyada hayır kalır" demişler.
    Haya, İlâhî bir ahlâk ve bir Allah sırrıdır. Eğer insanlar onun nereye taalluk ettiğini bilselerdi daha temkinli olur ve daha titiz davranırlardı. Bu hususu tenvir edecek şöyle bir vak'a naklederler:
    Cenâb-ı Hakk mahşerde hesaba çektiği bir ihtiyara:
    -"Niçin şu günahları işledin?" diye sorar. O da inkara saparak günah işlemediğini söyler. Bunun üzerine Hz. Erhamürrâhimîn:
    -"Öyle ise onu cennete götürün" buyurur. Bu defâ da melekler araya girerek:
    -"Yâ Rab, bu insanın şu günahları işlediğini siz biliyorsunuz" derler. Allah da onlara:
    -"Evet öyledir ama ümmet-i Muhammed'den biri olarak ağaran saçına-sakalına baktım; ayıbını yüzüne vurmaya hayâ ettim" ferman eder. Râmûz'un rivâyetine göre; Cibrîl bu haberi Efendimiz'e iletince, o şefkat ve hayâ insanının gözleri dolar, ağlar ve şöyle buyurur: "Cenâb-ı Hakk ümmetimin ak sakallılarına azap etmekten hayâ ediyor da ümmetimin ak sakallıları günah işlemekten utanmıyorlar."
    Hâsılı:" -Hayiy, Cenâb-ı Hakk'ın isimlerindendir. Bunun böyle olduğu hadisle sabittir, Öyleyse gel, sen de bundan nasibini al!"



kuranda haya ne demek