Kıssalar Dini Hikayeler Öyküler ve Dini Hikayeler Forumundan Ramazan-ı Şerif -Oruç ve Ramazan Hikayeleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Ramazan-ı Şerif -Oruç ve Ramazan Hikayeleri

    Reklam




    SİHİRLİ RECETE


    Aile saadeti için Ramazan’la gelen “sihirli reçete”
    AYŞE REŞAD Arap dünyasına yayın yapan TV’lerde hadis-i şerifler üzerine yaptığı sohbetleri çok sevilen ve beğenilerek izlenen hocalardan Amr Halid Bey’in anlattığı yaşanmış bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

    “Bir gün bir arkadaşım dedi ki bana: ‘Eşimi görmeye bile dayanamıyorum artık! Çok itici geliyor, yüzüne bile bakmak istemiyorum.’ Ona dedim ki: “Bak sana sihirli bir reçete söyleyeceğim, uygula bunu, sonuç alacaksın inşallah.” “Yok” dedi, “Artık hiçbir şey fayda etmez, bitti bu iş!” Israr ettim, razı oldu. İnanır mısınız bir ay sonra geldiğinde gözleri parlıyordu:“Haklıymışsın!” dedi. “Kalplerimizi birleştiren Rabb’ime şükürler olsun!”Evet, bu “sihirli reçeteyi” bizler de uygulayalım inşallah. Hiç değilse şu mübarek Ramazan günleri boyunca. Kendimizi zorlayalım, utangaçlıklar, ihmalkârlıklar ve sıkılganlıklardan sıyrılalım. Sadece eşler arasında değil, tüm aile bireylerini kapsıyor “sihirli reçete”.

    Bu reçeteye yaşadığımız şu çağda o kadar muhtacız ki. Bizler ne kadar muhafaza etmeye çalışsak da ne yazık ki adeta elimizden kayıyor tüm değerlerimiz. Modern hayatın süslü tuzakları bir bir çeliyor can tanelerimizi, göz bebeklerimizi. Bir bir avlanıyor taptaze yürekler pusudaki avcılarca. “Elimizde bir tek ailemiz kaldı” derken, o da gidiyor göz göre göre.
    Bir şeyler yapmalı değil miyiz acilen? Bu son ümit kaynağımız, sığınak noktamız da yok olmadan bir şeyler yapmalıyız geç kalmadan.
    İlk işimiz, aile içi münasebetleri ve muhabbeti pekiştirmek olmalı. Peki, nasıl olacak bu? Aile içi diyaloglarımızı, hayatımızı nasıl düzeltecek ve ailemizi muhafaza edeceğiz? Ancak bunu başarırsak, kurumaya yüz tutmuş aile ağaçları tek tek yeşermeye durur ve kurtarılabilirse, ancak o zaman gelecekten umutlu olabiliriz!
    Efendimiz aleyhisselam bir hadislerinde şöyle buyurmaz mı: “Dünyada cennete girmeyen, ahiret cennetine giremez.” Gelin evlerimizi cennetlerimiz yapalım! Bunun için önerilen ve hatta denenip netice alınan “sihirli reçete” şöyle: “Ailemizle birlikte el açıp Allah’a dua ve ibadet etmek.”
    Evet hep birlikte, topluca! Ailemizle; birlikte namaz kılacağız, birlikte dua edeceğiz. Birlikte Kur’an okuyacağız. Rabb’imize birlikte şükür edeceğiz. Ve her “elhamdülillah”ta, Rabb’imizin bize nimetlerini, O’nun tarafından nimetlendirildiğimizi düşüneceğiz.
    Sihirli reçete

    Ailemizle birlikte Kur’an okuyacağız; 1 sayfa bile olsa.
    Birlikte namaz kılacağız; 2 rekat bile olsa.
    Birlikte Rabb’imizi zikredeceğiz, 2 dakika bile olsa.
    Birlikte dua edeceğiz; kendi kelimelerimizle, dilimiz döndüğünce.
    Birlikte bir aileye iftar ettireceğiz. (Ama yemeklerin hazırlanmasına tüm aile katkıda bulunacak)
    Bakın ondan sonra Rabb’imizin rahmeti nasıl iniyor tek tek evlerimize.
    Nasıl olmazları olduruyor Rabb’imiz (cc).
    Nasıl cennetten bir köşeye dönüşüyor evlerimiz.
    Kalpler nasıl ısınıyor,
    nasıl diriliyor çöle
    dönmüş yürekler…
    Denemek gerekiyor! Hiç değilse şu Ramazan boyunca. Sonuca siz de inanamayacaksınız!


    ALINTI


    Paylaş
    Ramazan-ı Şerif -Oruç ve Ramazan Hikayeleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    FAKİRİN KEFARETİ


    Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:
    Bir adam Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelerek şöyle dedi
    — Helak oldum, Ey Allah’ın Resulü! Peygamber aleyhisselâm:
    — Seni ne helak etti? diye sordular. Adam:
    — Ramazanda hanımıma yaklaştım, dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Azad edilecek kölen var mı? diye sordular. Adam, hayır cevabını verince:
    — Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin? dedi.
    Adam, hayır cevabını verdi, oturdu. Bu esnada Allah’ın Resulüne bir zenbil kuru hurma getirmişlerdi. Resulûllah:
    — Al şu hurmaları sadaka olarak dağıt, buyurdular. Adam:
    — Bizden daha fakir olanlara mı, ey Allah’ın Resulü? Allah’a yemin ederim ki şu iki siyahtaşın arasında (Medine’de) buna, bizden daha fazla muhtaç kimse yoktur, deyince Peygamber aleyhisselâm ön dişleri gözükecek nisbette güldü ve sonra şöyle buyurdu:
    — Bunu alıp git, çoluk çocuğunu doyur.
    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmîzî, Neseî)



  3. 3
    DEVAMLI ORUÇ


    Ashabın büyüklerinden Amr ibni As radıyallahu anh’ın oğlu Abdullah radıyallahu anh, muttaki ve âlim bir kişiydi, Resulûllah aleyhisselâmın vahiy katipliğini yapar, duyduğu hadisleri de yazardı. Kendisini çok fazla bir şekilde de ibadete vermiş; her gününü oruçlu, her gecesini de ibadetle geçirmeyi âdet edinmişti. Bir gün babası Amr ibni As radıyallahu anh, onlara gelince, oğlunun ailesine:
    — Kocan nerede, hâli nasıldır? diye sormuştu. Kureyş kabilesinden güzel bir kadın olan ailesi cevap olarak dedi ki:
    — Abdullah ne iyi bir kimsedir. Geceyi uyumayıp ibadetle geçirir, gündüzleri de devamlı oruçludur. Kendisine geldiğimizden beri, ibadet etmekten dolayı bizimle alâkadar olacak zaman bulamamaktadır.

    Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh’ın babası Amr ibni As radıyallahu anh öfkelendi; oğluna bu şekilde davranmamasını tenbih ederek, «Hanımın müslüman bir kadındır, sen ise ona sıkıntı veriyorsun» dedi. Fakat Abdullah radıyallahu anh bu sözlere aldırmamıştı. Babası ikinci bir defa kendisine çıkıştı. Ancak oğlu yine dinlemeyince, bu defa onu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da, oğlunu kendisine getirmelerini emir buyurdular.
    Abdullah radıyallahu anh, babası ile beraber Allah’ın Resulünün huzuruna gelince, Peygamber aleyhisselâm:
    — Sen misin, gecelerini devamlı ibadetle, gündüzlerini de devamlı oruçla geçiren ve geçireceğini söyleyen? diye sordular.
    Abdullah radiyallahu anh’ın, «Evet, ey Allah’ın Resulü» şeklinde cevap vermesi üzerine şöyle buyurdular:
    — Bunu yapamazsın, bunun için hem oruç tut, hem tutma. Hem uyu, hem de ibâdet yap ve ayda üç gün oruç tut. Çünkü iyi amel, on misli ile mükâfatlanır. Bu;, ayda üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruç tutmak gibidir.
    Fakat bu ayda üç gün oruç, Abdullah radıyallahu anh’e az gelmişti. Peygamber aleyhisselâm bir gün oruçlu, iki gün oruçsuz olmasını tavsiye etti. Bu da az gelince, bir gün tutup, bir gün bozmasını söyledi. Bu da az geldiyse de Peygamber aleyhisselâm «Bu Davud aleyhisselâmın orucudur ve en güzel oruç budur, bundan fazlası olmaz» buyurdular. Bununla beraber Resulûllah aleyhisselâmın bu nasihati, kesin bir emir olmayıp tavsiye mahiyetinde bulunduğundan; Abdullah radıyallahu anh bunu ifa edememiş ve hayatının sonlarında çökmüştü. Bunun üzerine şöyle demişti:
    — Peygamber aleyhisselâmın bana tavsiye buyurduğu, ayda üç gün orucu kabul etseydim, bana çoluk çocuğumdan ve bütün malımdan daha sevgili olurdu…
    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)
    Aişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edilir ki:

    Resulûllah aleyhisselâm, kendisinin süt kardeşi olan. Osman bin Maz’ûn radıyallahu anh’ı huzuruna çağırtmış ve şöyle demişti:
    — Sen benim sünnetimden ayrıldın mı? Osman bin Ma’z’ûn radıyallahu anh;
    — Hayır, vallahi, ey Allah’ın Resulü! Ben ancak senin sünnetini taleb ediciyim, cevabında bulununca, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:
    — Ama ben hem uyuyor, hem de namaz kılıyorum; hem oruç tutuyor, hem de (devamlı) tutmuyorum ve kadınlarla da nikahlanıyorum. Şu halde Allah’tan kork, yâ Osman! Çünkü senin üzerinde ailenin hakkı var, misafirlerinin hakkı var, nefsinin hakkı var. Bu bakımdan devamlı değil, bazen oruçlu ol, bazen de oruçlu olma, geceleri de hem namaz kıl, hem de uyu!..
    (Ebû Davud)




  4. 4
    GÖZ YAŞINDAN İFTAR


    Dağ gibi bir adamdı. Elli yaş civarında. Kara palabıyıkları ve dadaş şalvarı ile kapının önünde bekliyordu.Açıldı kapı. Biraz önce çalınmış olan.
    Adam hayırlı ramazanlar dedi. Ben ramazan davulcu…su…
    Daha cümlesini tamamlamamıştı bile.

    Kapının bu tarafındaki.Yani kadın.Yani kapıyı gönülsüz açmış olan. Davul çalınsın istemiyorum ki! dedi.
    Keskin bir bıçak hükmündeydi cümle ve önce sahibini kesti. Sonra dadaş şalvarlı adamı.
    Adam kapının eşiğinde öylece dikildi kaldı.
    Hiçbir sukut;
    bu kadar uzun,
    bu kadar anlamlı,
    bu kadar imha eden
    OLMAMIŞTIR!
    Bundan böyle de ihtimal olmayacaktır.
    Kadın, bu sükutun kendisini nasıl vuracağından habersizdi.
    Kapadı kapıyı.Yaralanmış olduğunu henüz bilmiyordu. Ama, kendi ağzından çıkmış cümlenin nasıl yabancı ve yaralayıcı bir şeye dönüşmekte olduğunu çok değil on beş dakika sonra, yani iftar vaktinde anlayacaktı.
    Şimdi kendince bahaneler üretiyor hançer hükmündeki cümlesi için.
    Saat üç buçukta sahura kalkan var sanki.
    Mahallenin arabaları uzay savaşlarının askerleri gibi davulun tokmağı ile taaruza geçiyor zaten.
    Davulmuş! Davul mu kaldı!
    Kime çalıyorsun ki davulu!
    Hadi çalıyorsun bari vaktinde çal.
    Sinir olmakta haksız mıydı…?
    Nafile. Kendini ikna edemiyor.Ne oldu!Nasıl oldu!Kendi ağzından çıkan cümle nasıl un ufak ediyor bilincini! Ama o, henüz doğranmakta olduğunu bilmiyor.
    Kadın, kafası ile kalbinin birbirine uzak düşmekte olduğunu idrak edemiyor henüz.
    Bir başına. Suyu çekilmiş değirmenler kadar yalnız.
    Oğlan yedi oyuna, çoban yedi koyuna gitti misali.
    Herkes bir yere iftara davetli. Kadın yalnız.Beraberinde, biraz önce kendinden çıkarak kendini paralayan hançer cümle. Büyüyor yavaş yavaş.Bütün evi ele geçiren olacak biraz sonra.
    Cümle büyüdükçe, kadının içindeki sıkıntı da büyüyor.Yalnız iftar edeceğine veriyor.
    Deniz gamı alır mı? Suyu çekilmiş değirmen taşı misali duran kadın,denizden su toplamaya çalışıyor beyhude. Burgaz’ın ışıkları içindeki yangını arttırıyor.Taş kıpırtısız.
    Ezanın eli kulağında.
    Hiç mutadı olmadığı halde televizyonu açıyor. Açtığı gibi bir duanın içinde buluyor kendini. Önce iyi geliyor dua.Amin amin dedikçe yüreğinden yürek sökülüyor.Ama sonra ne olursa oluyor,kadın Rabbinin huzurunda biraz önce ben senin bir kulunu nasıl hoyratça gönderdim diyen kendisiyle yüzleşiyor.Kendi istekleri için amin amin derken, daha demin nasıl hoyratça geri çeviren olduğunu fark ediyor.
    Amin dedikçe her aminin Rabbinin huzurundan geri döndürülmekte olduğunu GÖRÜYOR o an. Ağlamaya başlıyor. Ama ne ağlama.
    İftar gözyaşından geliyor.
    Sonra. Saatler boyu o davulcu için dua ediyor.
    Gidenler dönmüş oluyor. Gözleri şişmiş kadına bakıyorlar ne oldu demekten korkarak.Kapıya gelen davulcu için dua ettim diyor kadın.Dua ettim. Dua ettim. Hala dua ediyor.Harf harf.
    İçinde Hızır kıssaları. Dua hafiletmiyor lakin . Bir kulunu nasıl geri çevirdim. Bir kulunu nasıl… Bir kulunu…Bir…Ahenk gittikçe hızlanıyor.
    fatma karabıyık barbarosoğlu




  5. 5
    RAMAZAN POSTASI


    Muaz ibni Cebel Radiyallâhu Anh anlatıyor:
    Bir seferde Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemle
    beraberdik. Yolda giderken, “Ya Resulallah, bana öyle iyi bir işten
    haber verin ki, beni Cennete soksun ve Cehennemden uzak tutsun” dedim.

    Şöyle cevap verdi:

    “Sen büyük bir şey sordun. Böyleyken yine bu dediğin şeyi Allah kime
    nasip ederse ona kolay gelir.

    Allah’a ibadet edip, ona bir şeyi ortak koşma, erkân ve âdâbına uyarak
    namazı dosdoğru kıl, zekâtı ver, Ramazan orucunu tut; Beytullahı
    ziyaret et (haccet).”

    Bundan sonra da, “Ya Muaz, hayır kapılarını sana göstereyim mi?”
    buyurdu.

    “Evet, ya Resulallah.” Dediler ki:
    “Oruç bir kalkandır, fenalığa karşı bir siperdir.
    Su ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları söndürür.
    Gecenin yarısında namaz kılmak salih kulların alametidir.” (Tirmizî,
    İman:

    Önceleri savaş kılıçla, kalkanla yapılırdı, ok ve mızrak kullanılırdı.
    Savaşçının bir elinde kılıç, öbür elinde de kalkanı bulunurdu. Kılıçla
    hamle yaparken, kalkanıyla da düşmandan gelen darbelere karşı koyardı.
    Böylece kalkanı yardımıyla hayatını korurdu, yara almaktan kurtulurdu.

    İşte manevî tehlikelere, günahlara, kötülüklere karşı duracak en güçlü
    manevî silah oruçtur. Çünkü iftar saatine kadar oruç kalkanını
    kullanan, oruç siperinin arkasında duran insan, nefis ve şeytandan
    gelen günah oklarına karşı hazırlıklı bulunur, kalbini yaralamasına
    meydan vermez.

    Çünkü günah insanın arzu ve isteklerine uymasından dolayı işlenir.
    Cinsel duygular, açlık ve susuzluk gibi şeylerle kırılınca insan
    kendisine hakim olur, dolayısıyla günahlardan uzak durur.

    Günahlardan uzak durunca da, âhirette onun neticesi olan Cehennem
    azabından korunmuş olur.

    Başka bir hadiste de Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Oruç
    insanı Cehennemden koruyan bir kalkandır. Tıpkı sizi savaşta ölümden
    koruyan kalkan gibi” buyurmuştur. (Nesâi, Savm: 167)

    Mehmet Paksu, Peygamberimizin Ramazanı (Nesil Yayınları)



  6. 6
    RAMAZAN HÜZNÜ



    Okyanusun ötesindeydi… Ailesinden, sevdiklerinden, hepsinden önemlisi dindaşlarından uzaktaydı. Ne kalem kalem minarelerinden duyulan “Allahüekber” sesleri, ne oruç tuttuğunu ispat etmek için dillerini çıkarıp birbirine gösteren kara gözlü çocuklar vardı yakınlarında.Okyanusun ötesindeydi; ama sanki Ramazan’ın da ötesindeydi. Ne buram buram kokan pideler, ne telaşlı telaşlı evine yetişmeye çalışan Ramazan’ı idrak eden müminler vardı. Okyanusun ötesindeydi işte. Hem ne bekleyebilirdi ki daha fazla… “Lisanlar farklı, deriler rengârenk” idi. Gurbetteydi işte; gurbette… Annesinin onu otogardan yatılı okula uğurlayışını hatırladı. Gurbete gitmeyi sadece öyle bir şey sanıyordu; başka bir şehre gitmek, anneden babadan ayrılmak. Ama şimdi anladı ki gurbet asıl buydu; okyanusun ötesine gitmek.Dondurulmuş yemeğini aldı mikrodalgaya attı ve saatine baktı; daha 10 dakika vardı iftara. Ne çok zaman vardı yemeği hazırlamak için. Oysa ülkesinde 3-4 saat kaldı mı iftara, tatlı bir telaş sarardı insanları, nasıl yetişecek yemekler akşam ezanına diye.
    Ne TV’lerde “iftar özel” programları vardı ne de “Çağrı” filmi. Dondurulmuş yemeğinin ısınması için mikrodalga fırınını çalıştırdı. İmsakiye aradı buzdolabının üzerinde, ama yoktu. Sonra internetten baktı ve buldu okyanusun ötesindeki iftar vaktini. Hem bu arada hazırdı yemeği. Ormana bakan penceresinin yanındaki masanın üzerine koydu yemeğini. Kendi ezanını kendi okudu. Kendisine babasının öğrettiği gibi “Allah’ım senin rızan için oruç tuttum. Senin rızan için orucumu açıyorum.” dedi ve “Bismillah” diyerek başladı ilk lokmasını çiğnemeye.
    Lokmalar sıra sıra oldu, inmedi boğazından. Sanki düğüm düğüm olmuştu da inmek istemiyordu yemekler aşağıya. “Uzaklarda Ramazan biraz da hüzün demek” derken birkaç damla gözyaşı indi yanaklarından aşağıya doğru usulca. Okyanus ötesinde bir gençti o. Gurbeti her ne kadar hücrelerine kadar hissetse de bir mefkûre uğruna gitmişti ve “Gel” denmeden de gelmeye hiç niyeti yoktu.

    Kudret Altındağ



  7. 7
    Bizzat Şeytan Uğraşıyor


    Bir Ramazan günü Abdulkadir Geylani Hazretleri dostları bir çölden geçiyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. Tuttukları oruçtan dolayı açlık onların takatini kesmiş ve onları halsiz bırakmıştı. Buna rağmen, yollarına devam ediyorlardı. Bu sırada karşılarında bir ışık belirdi ve onlara şöyle seslendi:

    -Ben sizin rabbinizim Ramazan'da yemek içmek size haramdır. Ama şimdi size helal kıldım. Yiyiniz içiniz.

    Bu ilginç durum karşısında heyecana kapılan bazıları, hemen su kaplarına ve yiyeceğe el attılar. Tam bu sırada Abdulkadir Geylani hazretleri dostlarını uyardı:

    -Sakın oruçlarınızı açmayın!

    Sonra sesin geldiği tarafa dönüp:

    - "Euzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Euzu billahimine şerri zalike" kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım.

    Bu görünen şeyin zararından Allaha sığınırım, der demez nur görünen şey bir anda kapkara kesildi! Şeytan kendisini süslü göstererek onları aldatmaya yeltenmiş ama oyunu çabucak ortaya çıkmıştı.

    ****************************** ***************

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



  8. 8
    Ebubekir (r.a.) Oruç Açıyor


    Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular.

    Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:

    Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum.

    -Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.

    Şöyle cevap verdi;

    Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim.

    -Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.

    Hazreti Ebubekir:

    -Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım.

    O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu?


    ****************************** *****
    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




  9. 9
    Hayvanlar Oruç Tutmaz



    Son Asrın Evliyalarından Hacı Cemal Öğüt Fatih Camiinde, bir Ramazan gününde vaaz ediyor. Dışarıda oruç tutmayanları, başı açıkları, namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt olarak bir şey de söylemek istemiyor.
    Konuya şöyle giriyor:

    Şu Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek, bilemiyorum."

    Diyeceksiniz ki: "

    Senin hanım çok mu saf?"

    Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal'in de bu saf hanımla nasıl yaşayacağını siz düşünün.

    Efendim, öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabı*larımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlı*yordu. Birden feryadı bastı.

    "Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?"

    Hemen ayakkabılarımı çıkardım/mutfağa doğru koştum, bak*tım, mutfakta bir şey yok.

    Dedim ki:

    "Hanım, yangın alarmı ve*rir gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne var?"

    Dedi ki:

    "Görmüyor mu*sun kediyi?"

    "Görüyorum, kediye ne olmuş?"

    “Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor" demez mi?

    Tepem at*tı.

    "Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kadar çığlık atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır getiririm, hem de tazesinden" deyince, hanım bu sefer saf saf bana baktı, dedi ki:

    "İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yiyor. Ben hay*vanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum."

    Tepem iyice attı. Ben de dedim ki:

    "İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlar namaz kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini örtme ihtiyacı duymazlar"

    Cemal Hoca cemaate döner:

    “Nasıl bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?"

    Cemaatte gülüşmeler, mesaj alınmıştır.


    ****************************** *****
    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




  10. 10
    Onlar Oruç Tutmadılar


    Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:

    - Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.

    Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:


    - Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)

    - Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.

    Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):

    - Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.


    ****************************** *

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




  11. 11

    --->: Ramazan-ı Şerif -Ramazan Hikayeleri

    Huzura Oruçlu Gitmek


    Ramazan ayının ilk günlerindeydi. Bir gece oturduğu evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu. Onun bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve


    "Muhterem Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip durursunuz?" diye sordu.

    O da;


    "Allah Teala bilir ama bu bayramı burada geçireceğiz.

    Şimdiden kendime yer hazırlıyorum." buyurdu.

    Hanımı bunu işitince üzüldü;


    "Niçin böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz." dedi.


    Nasuhi hazretleri;


    "Takdir-i İlahi böyledir." cevabını verdi.


    Aradan günler geçti. Ramazan-ı Şerif ayının orta* sına geldiğinde, sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaed din Efendiyi halife tayin etti ve vasiyetini bildirdi.

    Muhammed Nasuhi Hazretlerinin talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret etti. Muhammed Nasuhı Efendinin hastalığı iyice artmıştı.

    Şami Ahmed Efendi ona;


    "Efendim biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir." deyince,


    Nasuhi Efendi;


    "Oğlum! Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle otuz senedir farzları değil nafileleri dahi noksan yapmadım. İnşallah bu gece dergah-ı iz*zete oruçlu giderim." buyurdu.


    Muhammed Nasuhi hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan dervişlere;


    "Bu gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla Hünkar Celaleddın, Maruf-i Kerhı, Seyyid Yahya Şirvan, Sultan Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri teşrif buyuracaklardır. Onlara hizmette kusur etmeyin.


    "İftar vaktinde Derviş İbrahim, Nasuhı hazretlerinin yanından odanın kapısına va*rıp iki lokma ekmek yedi. Üçüncü lokmayı yerken Nasuhi haz*retleri bir defa;


    "Hu" diye seslendi.


    Derviş İbrahim ekmeği bı*rakıp içeri girerken tekrar; "Hu" diye Allah Teala'nın ismini zikredip ruhunu teslim etti.

    ****************************** ***************

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007


    Muminem --->: Ramazan-ı Şerif -Ramazan Hikayeleri

  12. 12
    Mecusi'yi Ramazana Hürmet Affediyor


    Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan ateşe tapan bir Mecusi'nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası çocuğun bu halini fark etti:



    -Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi onlar bu günlerde oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi.


    Her faninin başına gelen ölüm O'nu da alıp götürdü ölümünden sonra şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi'yi rüyalarında cennet'te gördüler. Halbuki hayatında Allah diye ateşe ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi.


    -Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile kılmadık. Dediklerinde O şu cevabı verdi.


    -Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye bende hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri geldi. Bana "Eşhedü enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu." dedirtti ve ondan sonra ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi.


    Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir Mecusi Ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasılolacaktır, Siz düşünün.

    ****************************** ***************
    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



  13. 13
    Orucu Bazen Bozmak Gerek


    Muhammed Bahauddin Şah Nakşibend (k.s.) Hazretlerine pişmiş bir balık hediyesi geldi. Dervişler de yanında bulunuyor*lardı. Aralarında bir abid, zahid genç vardı. O gün oruçluydu.


    Şah Nakşibend Hazretleri o gence şöyle dedi:

    -Arkadaşlarına uy, orucunu aç.

    O genç, böyle bir emri kabul etmedi; orucunu açmadı.


    Şah Efendimiz ona şöyle dedi:

    -Sen bugün orucunu aç, arkadaşlarınla ye. Ben sana, Ra*mazan ayında tutulan bir günlük oruç sevabı bağışlayacağım.

    O genç, yine bu emri kabul etmedi; orucunu açmadı.


    Bu se*fer de, Şah Hazretleri şöyle dedi:

    -Sen şimdi bu orucu aç, gelen şu balığı kardeşlerinle birlikte ye. Ben sana Ramazan günlerinde tutulan oruçlar kadar oruç sevabı bağışlayayım.

    O genç bunu da kabul etmedi, orucunu bozmayacağını söy*ledi.


    Bunun üzerine, Muhammed Bahauddin Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri şöyle dedi:

    -Senin gibi biri ile Sultan'ül-Arifin Bayezid-i Bestami de karşılaştı; Allah ondan razı olsun.

    Sonra şu emri verdi:

    -Bunu bırakınız; zira bu, Hak'tan da, hakikatten da uzaktır. Zira o gibi kimseler, Allah'ın veli kullarının emirlerini küçümsemişlerdir. Bundan sonra Allahu Teala onu, beladan belaya çarptırdı. Dünyada uğramadığı felaket kalmadı. İçinde bulundu*ğu ibadet saadetinden de oldu. Zühdü de eridi; iyi hali de.

    ****************************** *****

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



  14. 14
    Oruçlu musunuz, Değil misiniz?


    Senusi Hazretleri, Allah korkusunun fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi. O günlerini bir gün oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer, verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde,


    -Oruçlu musunuz yoksa değil misiniz? Diye sorulunca;

    -Ne oruçluyum ne de değilim derdi.


    Oruca niyetli olduğu için "oruçlu. değilim" diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ıbadetinin hakkını verenlerden saymadığı için "oruçluyum" da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği anlamayıp:


    -Oruçlu olup olmadığınızı bilmiyor musunuz? diyenlere cevap vermez sadece tebessüm ederdi.

    ****************************** **************

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



ramazan hikayeleri,  oruç ve ramazan hikayeleri,  ramazan orucu hikayeleri,  ramazanla ilgili dini hikayeler,  ramazanı şerif hikayeleri,  oruçla ilgili ibretlik hikayeler,  orucla ilgili kissalar