Mumine.com ve Danışma / İstişare Mekanı Forumundan ben-eşim-kayınvalide üçgeni Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    ben-eşim-kayınvalide üçgeni

    Reklam




    selamün aleyküm bacılarım,sizlere kısaca imtihanımı anlatayım.
    eşimle 3 sene önce 6 ay içinde evlendik.evlenmemizle birlikte daha önce beni çok seven kayınvalidem 180 derece değişti,istemez oldu.
    Eşimle öğretmeniz.Tabii olarak huzursuzluk hem işime hem de 2 yaşındaki kızımıza yansıyor.babadan kalma aynı apartmanda oturuyoruz kayınvalidemle.eşim dediğim dedik olan kayınvalidemle benim arasında dengeyi kuramıyor.şu an bile yalnıızım ve bu evlendiğimiz günden beri böyle.nefsime uyup bazı saygısızlıklarda bulundum ama bana iftira atıp yalnız bırakmalarının sonucuydu bu istemediğim davranışlar.beni bu davranışlarımdan dolayı eşime ve komşularıma karşı kötü gösteren ve eşimi benden kıskanan bu ana karşısında ne yapacağımı şaşırdım.
    bir kere intihara teşebbüs ettim çok şükür hatamı anladım.iki ay kadar önce kapandım ve hamdolsun namazlarımı kılmaya devam ediyorum.Rabbime sığınıyorum ama çıkmaz bir durumdayım.ne yapayım bilemiyorum


    Paylaş
    ben-eşim-kayınvalide üçgeni Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ya abla sen beni anlattın resmen ya.tek farkımız ben evliyim evime bile geçemedim.bende öğretmenim.kayınvalidemle eşim arasında inanılmaz bir bağ var.ben napsam yanlış anlıyorlar.her istediğim gözlerine çok geliyo,en son işini bırak dedi kayın validem madem seviyosun kocanı otur evinde dedi,aynı binada oturucaz dedi,ben yapamıyorum ama.daha 3 aylık evliyim kocamla bigece evimizde kalmadık.evimde birgece uyuyamadım.bende intihar ettim.birkutu ilacın tamamını içtim.hemde direk beyine etki eden bi ilaç hastaneye gitmedim.istifa bile etmedim 2gün boyunca yakını gremedim ama iyiyim şimdi 1 ay önce başımı örttüm.şuan hala eşimle beraber değiliz.hergün kavga ediyoruz.ama ben rabbime sığındım artık,elimden geldiğince düşünmemeye çalışıyorum.rabbim öldürmedi beni demek ömrüm varmıs daha bana tövbe etmem için fırsat tanıdı.uyku uyuyamıyorum artık hergün namaz kılıp dua ediyorum.inşallah sizin içinde benim içinde hayırlısı olur ama acımız aynıymış.çok şükür ki ikimiz de sığınacak limanı doğru seçtik inşallah



  3. 3
    canım kardeşim,Allah cümlemizin yardımcısı olsun.eşim bugün bağıra bağıra ağladı.çok korktum.arada ben kalıyorum bana acımıyorsunuz diyor.bir aile terpistine gidelim dedim.önce evet sonra hayır dedi.hastalığını (grip) bahane etti.içim daralıyor artık.okul da açılacak.Rabbim bu sorunların altından kalmaızı nasip etsin amin



  4. 4
    amin inşallah.bende sizin gibi olmaktan korkuyorum,şuan tek yaşıyorum eşimde ailesiyle yasıyor aynı şehirdeyiz evliyiz ama ayrıyız.ve zmaan bıraktık.kayın validem çok iyi davranıyodu bana da nişanlıyken ama ben bi türlü samimiyetine inanamıyorum.eşim kızıyo bana sen kıymet bilmiyosun diye naptılar sana diyip duruyo ama yapmacık geliyo annesi ablası elimde değil.şuan evliliği askıya aldık ama çok kötü bi durumdayım nikahım var ama dul hayatı yasıyorum birisi sorsa basımı önüme eğiyorum.simdi sizin hikayenizi de okudum kaynanamla aynı binada oturmayı bu yüzden istemiyorum bende kocam evimden soğur diye bende evcilimdir.baskasının evinde çok fazla oturamam bu kendi ailemde olsa ama eşim öyle değil 3saat oturruz ben kalkalım derim hiç oturma zaten yerler seni der bağırır sürekli.siz ne öneriyosunuz ben farklı bi semtte oturursak aşabiliriz diye düşünüyorum.



  5. 5
    semti bırak aynı şehirde bile durma bence.eşin senle konuşmaya geldiğinde tatlılıkla anlat ve ikna et onu.ama aynı şehir olacak diyorsan kesinlikle aynı binada oturma



  6. 6
    eşim memur değil,ailesine de aşırı düşkün başka bir ile gitmemiz mucize ben çok dua ettim yine ediyorum inşallah işi dolayısıyla baska bir ile yerleşiriz o burdayken ben de gitmiyorum baska biyere.ya ne desem yanlış anlıyo benim ailesini sevmediğimi hatta nefret ettimi düşünüyo baska bi yerde oturursak onu soğutcamı düşünüyo hele kaynanam nerdeyse ölür de bırakmaz konumda ..ama bizim nişanlılıkta çok sorunlarımız geçti tek taraflı suçlamamak lazım benm ailemde az çektirmedi onlara arada eşimle ben kaldım hep.2 aydır ne babamla grsyorum ne kaynanamla ..kaynanam da oyüzden bırakmıyo eşimi bu kız seni alır bizden uzaklastırır diyo halbuki benm üzerime çok gelmeselerdi byle olmazdı ben fazla dipdibe olmayı sevmiyorum resmi olsaydı hersey çok daha güzel olucaktı..bende şart kostum ayrı semtlerde oturursak mesleğimi yapmama kemküm etmezlerse olur dedim işin kötü tarafı biz eşimle birbirimize aşığız onca olay geçti ayrılamadık ama birlikte de olamadık.neyse sen dertlisin ben senden dertliyim sen dertleşmek için açtın ben derdimi döktüm Allah razı olsun dinlediğin için senn çocuğun var mecbur sabrediceksin ama çocuğun eğitimine neolur dikkat et.etrafımızda okadar zarar grmüş çocuklar varki bu bocalamalar yüzünden

    ya abla beni aradı bitsin dedi.mahkemeye gidelim dedi.olmuyo diyo haklı olmuyo...bencede olmuyo ama bitmiyoda,napıcam ben şimdi baskasına sabret demek kolay..ne ailem yanımda ne eşim,,ne olur dua et bana ne olurrrrrrrr



  7. 7
    Allah doğrunun ve iyi niyetlinin yanındadır kardeşim. serin kanlı olup Allah a bırakalım.O, mutlaka hayırlısını verir .



  8. 8
    dün boşanma dilekçesini vermiş,bense dün gıda zehirlenmesi geçirdim, acildeydim kolumda serumla msj attım cvp bile yazmadı,belki bitmesi daha hayırlı bana sevgisinin bittiğini görmek daha acı çünkü.Allah hakkımızda olana gönlümüzü razı etsin inşallah,hepimizin dertlerine şifa versin



  9. 9
    Yazdıklarınız çok ibret verici eyyam ve dilekkk Rabbim ikinizede sabır versin.
    Nasıl insanlar bunlar.Yuva yıkmak kolay mı?İnsanların canını acıtmak.
    Dilekkk kardeşim geçmiş olsun hastanedeydin demek.Ve gelmedi eşin ha.Bu nasıl bir vicdan.İnsanların kalbinin bu kadar körelmiş olması ne acı.Ama ALLAH(c.c.) büyüktür.Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.




  10. 10
    ikiinsanı birarda tutan sevgidir gercekten ama bazen o sevginin ustu bazı sebeplerden kapanıveriyor
    o yuzden bitmiş mi yoksa askıya mı alınmıs karsı taraftan iyi analiz etmek lazım
    zira Allah ın en sevmediği helaldir boşanmak
    Allah yardımcınız olsun



  11. 11

    --->: ben-eşim-kayınvalide üçgeni

    Allah razı olsun kardeşim.sevgimiz öyle bir sevgi ki acı da çeksek,herkes bitirin artık dese de bitmiyor.hayırlısı dedim artık.dua ediyorum,tevekkül ettim.görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler.eğer düzelirsek,Allah şahidim kaynanamı sevmeye çalışıcam,işin aşle boyutunu geçtim islamş boyutu var,kayın valdemiz,öz annemiz yerinde.evet az çektirmedi bana,her nekadar eşim kaynanamı haklı görsede,ama ben şu dilimi tutmayı öğrenicem,çünkü böyle mutsuzum.anladım ki haklıda olsan ara ara eşin için susman gerekiyormuş.tabi boşanmazsak bunlar geçerli.dua edin neolur ben eşimi çok seviyorum onunda beni çok sevdiğini bildiğim halde bu halde olmak çok acı..


    Muminem --->: ben-eşim-kayınvalide üçgeni

  12. 12
    Toplum yapısını oluşturan fertler çeşitli temayül, kabiliyet, duygu, ilgi ve istekle donanımlı olarak hayat serüvenine başlarlar. Bazen bu karmaşık temayül ve kabiliyetlerin bir kısmı taşkınlık derecesine vararak kontrolden çıkmaktadır. Zaten tarih boyunca meydana gelen sıkıntı, üzüntü, aymazlık, arsızlık, fitne ve tecavüzlerin sebebi bu toplum yapısının bozulmasıdır. Dolayısıyla toplum yapısı mutlaka ciddi bir şekilde ıslah edilmelidir. Kuşkusuz bunu yapacak mekanizmaların başında din gelmektedir. Özellikle öngördüğü itikadî, içtimaî, ahlâkî ve teşri'î (yasama) tüm esas ve normları ile fert ve toplum fıtratına uygun, maddî ve manevî dünyayı birleştirerek tek bir yapı halinde düzenleyen bir din ancak bu içtimaî yapıyı ıslah edebilir. İşte İslâm, nazil olan ilk emirlerinden son emirlerine kadar titiz bir duyarlılıkla fıtratı zorlamadan, insanı okşayarak ve şefkat kollarının arasına alarak onu en güzel ahlâkî değerlerle süslemeye özen göstermiştir. Her bakımdan ümmetinin en güzel örneği (Ahzab, 33/21) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e hitaben gelen "Muhakkak sen yüce bir ahlâk üzeresin" (Kalem, 68/4) âyeti bu evrensel hakikati ifade etmektedir.

    İslâm, fert ve toplum ahlâkına verdiği önemin yanı sıra, insanlığın tarihin karanlık dehlizlerinde cehalet anaforunda boğulmaya yüz tuttuğu ve hukuksuzluğun ağır balyoz darbeleri altında inlediği bir dönemde, toplumun temelini oluşturan aile kurumu için fıkıh kitaplarında "Kitabü'n-Nikah" adı altında ele alınan mükemmel bir aile hukuku manzumesi getirmiştir. Bu hukuktan asıl maksat, ailenin huzurunu sağlamak, karşılıklı saygı ve sevgi temeline dayalı bir aile yapısını oluşturmak olduğundan, ailenin güvenilir ve sağlam esaslar üzere kurulmasına matuf ciddi düsturlar vazetmiştir.

    İslâm, ailenin tesisi konusundaki özel hassasiyetinden ötürü, işe evlilik öncesinden başlar ve eş seçimi sürecine giren adaylar için bir dizi hikmetli tavsiyelerde bulunur. Adaylar bu tavsiyelere uydukları ölçüde yeni hayatın sorumluluk ve yükümlülüklerinin gereğini kolayca yerine getirme şansına sahip olacak, dolayısıyla ilerde mutlu bir hayat geçirme noktasında daha şuurlu hale geleceklerdir. İslâm Aile Hukukunun kimisi âdâp (tavsiye niteliğinde) ve kimisi de şart (olmazsa olmaz emir) kabilinden olan ahkâmına uyulduğu takdirde hayatın yeni kolektif versiyonunun risklerini eşlerin, karşılıklı yardım, anlayış ve sevgi ile omuzlamaları kolaylaşır. İslâm'ın insanlığın önüne koymuş olduğu bu prensipler, ailede muhtemel huzursuzluklara karşı dayanıklılığı, aileyi parçalayıcı sebeplere karşı devamlılığı ve hayat yolculuğunun keskin virajlarında karşılıklı anlayışı temine yöneliktir. İslâm, eşleri evlilik hayatı boyunca bu düsturlara uymaya davet eder ve sorumlu tutar. "Kefaet" (denklik) gibi nikah şartlarından başlayarak, "nafaka" (ailenin geçim masrafı) ve "hadane" (çocuk bakımı)'na varıncaya kadar, aile ile ilgili bu zengin düsturlar manzumesiyle aile içi olay ve gelişmeleri karara bağlayarak, ortaya çıkabilecek sıkıntı ve huzursuzlukları önlemeyi hedef alır. Günümüzde eşler, İslâm'ın düzenlediği bu aile içi hukuk ve âdâbı bilemediklerinden, kimilerinin henüz "balayı" dönemi bile bitmeden aralarında kapanması zor yaralar açılmaktadır.


    Aile İçi Münasebetler

    İslâm aile hukuku, nesillerin yetişme ortamı olan aileyi, farklı ve ayrıcalıklı bir formda dizayn etmenin müşahhas bir projesidir. Bu projede eşler için karşılıklı sorumluluklar ve yükümlülükler vardır. İslâm'ın aileyi huzur zemininde istikrarlı kılmak için vazettiği en mühim yükümlülük, karşılıklı sevgi ve merhamettir. Kur'an'ın şu hitabı bunun müşahhas bir ifadesi değil midir: "Onun delillerinden biri de, sizin onlarla huzur bulacağınız eşleri kendi cinsinizden yaratması ve aranıza sevgiyi ve şefkati yerleştirmesidir: Bunda, kuşkusuz, düşünen insanlar için dersler vardır." (er-Rum, 30/21)


    Merhamet ve sevginin hakim olduğu bir aile ortamında eşler şu vasıflara sahiptir:

    1. Sevgi, şefkat ve hoşgörü: Birbirini seven ve birbirine merhamet eden kimseler genellikle birbirlerine karşı müsamahakâr olurlar. Birbirlerinde gördükleri kusurları, karşılaştıkları eksiklikleri, fark ettikleri hata ve suçları müsamaha ile karşılar ve görmezlikten gelirler. Zira insanın, sevdiği ya da ortak olduğu birine karşı, bu sevgi yahut ortaklığın devamı için mutlaka hoşgörülü olması gerekir. Yoksa o birlikteliğin ömrü kısa olur. Özellikle hayat arkadaşları arasında müsamahanın daha derinlikli ve çok boyutlu olması gerekir. Eşler ebedî hayat arkadaşlığını da hesaba katarlarsa bu müsamahanın çok daha fazla ve devamlı olması ayrı önem kazanır.

    2. Paylaşma ve tahammül: Merhamet ve sevginin gereği, seven iki tarafın birbirinin üzüntüsüne, sıkıntısına, sefasına, kederine, bolluğuna ve darlığına ortak olmaları gerekir. Zira sevgi ve merhamet hep iyi ve güzel günlerde olmaz; bilakis bunların olumlu etkileri kara günde de ortaya çıkmalıdır. Modern zamanlarda sık karşılaşılan boşanma olaylarının büyük bir sebebi eşlerin birbirine mütehammil olma terbiyesini almamış olmalarıdır. Yani eşler, görsel basının pompaladığı terbiye usulüyle kara günün dostu değil hep güzel günün dostu olunca, karşı taraftan gelen en ufak bir sıkıntıya katlanmazlar ve ailenin dağılma sürecine girmesine sebep olurlar.

    3. Fedakârlık: Münasebetlerini sevgi ve merhamet ekseninde oluşturan eşler birbirine karşı elden geldiğince fedakârlık göstermelidirler. Eşlerden her birisi, hayat arkadaşı için bazı haklarından feragat etmesini bilmelidir. Bu haklar maddî-manevî, ahlâkî veya ailevî olabilir. Eşler birbirine karşı böyle fedakâr davrandıkları sürece bir çok sıkıntı ve üzüntüleri bertaraf olur.

    İslâm'ın eşler arasında karşılıklılık esasına dayalı olarak emrettiği merhamet ve sevginin en dikkat çekici yönü, onu modern ailelerdeki sevgi ve merhametten ayıran ve ona devamlılık kazandıran ayrıcalıklı özelliği, bu duyguların sevap umudu, azap endişesi ve ebedî hayat inancıyla var olmalarıdır. Eşlerdeki âhiret inancı ve Allah'ı razı etme arzusu gibi hassasiyet ve inanışlar, merhamet ve sevgi duygularını pekiştirdiği gibi, onlara süreklilik kazandırır ve kendilerini bu konuda daha fazla teşvik eder. Böylece ailede huzur, güven ve istikrar pekiştirilmiş olur.

    Bugün aileyi dağılma sürecine sokan huzursuzlukların sebeplerinden biri, eşler arasında görülen sevginin daha çok fizikî cazibe, şehvet ve geçici duygulara dayanması, hiçbir manvî boyutunun olmaması ve karşılıklı saygının da yokluğudur. İslâmî duyarlılığın zayıfladığı veya yok olduğu modern ailelerin en büyük sıkıntıları da burada yatmaktadır.




  13. 13
    Karşılıklı Haklar

    İslâm Aile Hukuku, aile hayatının huzur ve mutlulukla devam etmesi için, eşleri birbirlerine karşı bazı haklardan sorumlu tutmuştur. Taraflar bu hakları dikkate aldıkları müddetçe ailenin huzuru ve istikrarı yerinde olacaktır. Onlarda bu mantaliteyi geliştirip kökleştirecek amillerin en önemlisi, birbirlerine fizikî ihtiyaçlarına cevap veren bir varlık olarak bakmamaları aksine yek diğerini tasada ve kıvançta yardıma koşan ve birer teselli kaynağı olan birer hayat arkadaşı olarak kabullenmeleridir. Sayılan prensiplerin belirleyici olduğu ailelerin böyle bir avantajı vardır. Bu ailede münasebetler, ilgiler, duygular ve haklar asla sadece kaza-i şehvet zemininde oluşmaz ve gelişmez. Tarafları belli yükümlülük altına sokan şu İlâhî yasa, evlilik hayatına ilk adımı attıkları günden sonuna kadar, unutmamaları gereken bir hayat sloganı ve aynı zamanda yeni hayatın parolasıdır: "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır." (Bakara, 2/228)

    Gazali (ö.505) "velime" denen düğün yemeğinden başlayarak boşanmaya varıncaya kadar aile hayatı boyunca, özellikle kocanın sorumlu olduğu bu hakları, 12 madde halinde kaleme almıştır. Gazali, "Kadının koca üzerindeki önemli haklarından biri, kocanın onunla güzel ahlâklı olması ve ona şefkatle muamele ederek hoş görmesidir." der ve konuyu şu hadis-i şerifle taçlandırır. Resul-i Ekrem (s.a.s.) son nefesinde iken sesi kesilinceye kadar dilinden şu sözler dökülüyordu: "Namaz, namaz, namaz. Elinizin altındaki köleleri güç getiremeyecekleri bir şeye zorlamayın. Kadınlar konusunda da Allah'tan korkun; Allah'tan korkun..." (Gazali 1985, 2/43-44) Gazali'nin şu tesbiti de, son derece ilginçtir ve modern zamanlarda erkeklerin bunu zihnen iyi kavramaları gerekir: "Kocanın hanımıyla güzel ahlâklı olması, ona sadece eziyet vermemesi demek değildir. Yanısıra ondan gelen eziyetlere de mütehammil olması, öfkelendiği zaman sabretmesi ve hata ettiği takdirde de katlanmasıdır." (a.y.)

    Erkekleri birinci derecede muhatap alarak ama eşleri karşılıklı sorumlu tutmak suretiyle aile binasının sağlam bir şeklinde devam etmesini sağlayan: "Ve hanımlarınızla (karşılıklı) iyi geçinin" (Nisa, 4/19) İlâhî çağrısını Reşit Rıza (ö.1935) şu şekilde tefsir eder: "Yani ey mü'minler! Kadınlarınızla iyi arkadaşlık kurmak suretiyle ve kendi tabiatlarının alışık olup nefret etmeyeceği, İslâm'ın da yasaklamayacağı ve toplum örfünün ve insan mürüvvetinin de çirkin görmeyeceği iyi bir muamele tarzı ile muamele etmeniz size vaciptir. O halde kadının nafakasını kısmak, sözle, davranışla ona eziyet vermek ve karşılaşınca yüz asmak ve ekşitmek, (Allah'ın emrettiği) güzel muamele tarzına aykırıdır." (Rıza, 4/456)

    Karşılıklı hakların şuurunda olan ve akl-ı selimin gerektirdiği bir anlayış ve hoşgörü ile bu hakları hayata geçiren bir ailede huzursuzluğun sürekli olmaması gerekir. Zira her iki taraf bu huzursuzluğun hem dünyaları için hem de âhiretleri için zararlı olduğunun farkında oldukları andan itibaren onu bir şekilde gidermeye ve bitirmeye çalışacaklardır. Tabiatıyla bu gibi huzursuzluk durumlarında haklının af etmesi, haksız tarafın özür dilemesi, manevi sorumluluğun hissedilmesi gibi değerlerin ani bir refleksle devreye girmeleri beklenir. Böylece mesele büyümeden çözülmüş olur. Günümüzde, daha evvel eşi görülmemiş bir şekilde boşanmaların yüksek bir oranda artış göstermelerinin sebebi, bu değerlerin aşınmasından ileri gelmektedir.

    Resul-i Ekrem (s.a.s.)'ın "En hayırlınız ailesi için en hayırlı olanınızdır ve ben sizin içinizde ailesine en hayırlı olanızım." (Tirmizî rivayeti); "Kadınlara iyi davranmayı birbirinize tavsiye edin. Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır: ... Hoşlanmadığınız kimselerin evlerinize girmelerine izin vermemeleri sizin kadınlarınız üzerindeki haklarınızdan biridir. Giydirme ve yedirmede kadınlarınıza iyi davranmanız da, onların sizin üzerinizdeki hakları asındadır" (İbn Mace, "Nikah", 1851) hadislerine inanan bir kocanın hanımına zulmetmesi veya haşin davranması beklenir mi? Keza Hz. Peygamber (s.a.s.)'in, "Her hangi bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennet'e girer." hadisine inanan bir kadının kocasını huzursuz etmesi veya ona ihanette bulunması beklenir mi? Acaba kaydedeceğimiz şu hadis-i şerife inanan bir kadının kocasına karşı tutumunun nasıl olması beklenir? "Mümin, Allah takvasından sonra saliha bir zevceden daha hayırlı bir şeyden istifade edemez: (O saliha kadın ki,) beyi ona yap dediği zaman yapan, beyi ona baktığı zaman onu sevindiren, ona (bir şeyi yapması veya yapmaması için) yemin edince yemininin gereğini yapan ve beyinin yokluğunda hem kendi nefsi hususunda (yani namusunu korumada) hem de malında ona samimi olup hakkını yerine getiren kadındır." (İbn Mace, "Nikah", 1857)

    O halde günümüz Müslüman ailelerin en büyük problemi, İslâmî değerleri terk etmeleri ve batı hayat tarzından içimize dökülen bir takım levsiyatla malûl bulunmalarıdır.


    Kanaatimizce aşağıda sıralayacağımız hususlar, bir ailenin dağılma sürecine girmesini hazırlayan temel faktörlerdir:

    1. İslâm ahlâkı, Allah korkusu ve başkalarının hakkını korumayı büyük ölçüde garanti altında alan âhiret inancı gibi duygu ve inançların zayıflaması. (Çaresi, inancı güçlendirmektir.)

    2. Kendi ananevî ve kültürel yapımıza yabancı alışkanlıkların, yani seküler etik değerlerin içimi-ze sinmesi. (Çaresi, kendi İslâmî ahlâkımızı iyi öğrenmek ve onunla ahlâklanmaktır.)

    3. Aşırı olan/olmayan lüks özentisi. (Çaresi, kanaatkârlık ve dünyaya Âhiret açısından bakmaktır.)

    4. TV. kanallarında izlenen film v.b.'nin taklidi, onların tesirinde kalma. (Çaresi, az TV izleme, TV izlemede seçici olmak ve izlediklerimizin birer film, birer kurgu olduğunu unutmamaktır.)

    5. Bazı erkeklerin helâl daire ile yetinmeyip gözünü dışarıya dikmesi. (Çaresi, erkeğin Allah korkusuna sarılmasıdır.)

    6. Kadınların da bir kısmının aşırı bir şekilde özgür davranmak istemesi ve bunun sonucunda kocasına karşı serkeşlik etmesi. (Çaresi, İslâm'ın kadına yüklediği sorumlulukların iyi öğrenilip yerine getirilmesidir.)

    7. Kadınların bir kısmının çalışmak suretiyle aile bütçesine yapmış olduğu katkıdan dolayı bir yandan kocasına karşı minnetsiz olması ve bunun sonucunda çok pervasız davranması, öte yandan da çalışma hayatının ve çevresinin kadının gerek ahlâkı ve gerekse de aile hayatı üzerinde yapmış olduğu olumsuz etkiler, çalışmanın sebep olduğu stres ve huzursuzluk sebebiyle aile içi düzenin ve münasebetlerin olumlu bir şekilde korunamaması, kadının evine ve ailesine gerekli özeni gösterememesi. (Çaresi, erkeğin de ailesine yardımcı olması ve bilhassa kadının iş hayatında, çalışıp çalışmamasında ailevî sorumlulukların yeterince göz önüne alınmasıdır.)

    8. Günümüz şehir hayatında, iş yerlerinde, imkânları yerinde olan aileler için sıkça gidilen misafirlik, ziyaret ve pikniklerde İslâmî âdâba uyulmaması, mahremiyet sınırlarının aşılması, gereksiz ihtilât, eşlerin şuur altında ve zamanla da şuur üstüne de çıkan onarılamayan yaralar açmaktadır. (Çaresi, bu tür tehlikelerden mümkün olduğunca sakınmaktır.)

    9. İhtiyaç olmadığı halde, sadece hava almak için çarşı-pazar dolaşma, bazı insanların ölçüsüz davranışlarının, giyim-kuşamdaki müstehcenliğin ahlakî yapısı zayıf ailelerde derin yaralar açmakta ve karşılıklı güvenin zamanla yok olup, ailenin dağılmasına sebep olmaktadır. (Çaresi, çarşı-pazar dolaşmaları ihtiyaçla sınırlandırılmak ve mecbur kalınıp çıkıldığında, Kur'an'ın bakışların indirilmesi emrine, ayrıca kulak gibi azaların da korunmasına dikkat etmektir.)

    10. Çocuk azlığı, çağdaş evliliklerde boşanmayı kolaylaştıran bir başka sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira örneğin üç çocuklu bir ailede ebeveyn boşanmayı kolay kolay göze almazken tek çocuklu eşler çok daha kolay boşanabilirler. (Çaresi, çocuk sayısını üçten aşağı düşürmemektir.)

    11. Eşlerin birbirlerini ihmal etmesi, kendilerini birbirlerine beğendirip sevdirme yerine, daha çok başkaları tarafından kabûl görme kompleksine düşmeleri. (Unutulmamalı ki, hiç kimse kendisini herkese kabûl ettiremez ve herkesin beğenisi farklı olur. Eşler, birbirlerinin karşılıklı beğenisine göre davranmalı, ona göre giyinmeli, davranışlarını ona göre ayarlamalıdırlar.)



    Diyelim ki, her iki tarafın mizacı birbiriyle uyuşmadı ve işin mutlaka bitirilmesi gerektiyse, o takdirde de eşler haksızlığa ve zulme meydan vermemek için, önce evliliği kurtarma adına gerekeni yapmalı, iki tarafın aileleri hakem olarak devreye girmeli, eşlerde beğenilmedik yanlar varsa, Allah'ın onlarda hem dünyamız hem âhiretimiz için başka hayırlar var edeceği Kur'anî beyanı nazara alınmalı, ama artık her şeye rağmen evliliğin yürümesi imkânsızsa, şu İlâhî prensibe uyulmalıdır: "Boşama iki defadır. Bundan sonra evlilik ya iyilikle devam eder veya güzel bir şekilde sona erdirilir." (el-Bakara, 2/229). Yani iki durumda da iyilikten ve güzellikten ayrılmamalıdır. Çünkü ihsan/iyi muamelede bulunma, İslâm'ın evrenselleştirdiği, barışta, savaşta, mü'mine karşı, kafire karşı, insana karşı, hayvana karşı vazgeçmediği ve bütün Müslümanlar için bir hayat düsturu olarak kabul ettiği bir düsturdur.

    İslâm Aile Hukukunun geniş bir yelpazede ele aldığı "talâk" (boşanma) konusunun en önemli hususiyetlerinden biri, taraflar için güzel olacak ve hiç birisini mağdur etmeyecek biçimde işi bitirmektir. Çünkü Kur'an'ın emri, ya güzel bir şekilde evliliği devam ettirmek veya güzel bir şekilde ayrılmaktır.




  14. 14
    şuanda tüm yaşadıklarınızı okudukça ağlıyorum. ben eşimden yeni boşandım...ben istemiyordum ama eşim beni tehdit ederek boşanmaya zorladı ve mecburen mahkemeye gidip dilekçe verdim.... evliliğim süresince bende 1 kez intihara teşebbüs ettim sonra pişman oldum ve tevbe ettim... eşimle olan sorunumuz kayınvalidemdi... sırf bu sebepten eşim beni hamile olduğum halde bbaba evime yolladı...şiddetde gördüm..ihanetede uğradım.. ama boşanmama rağmen ve tüm yaşadıklarıma rağmen eşime olan sevgim bitmedi çok acı çekiyorum içten içe eşimin pişman olup tevbe edip dönmesini istiyorum.. böyle birşey olabilirmi acaba çünkü bu yönde dua ediyorum..



kaynanamla oturmak istemiyorum,  eşimin ailesiyle aynı apartmanda oturmak,  kayınvalidemle oturmak istemiyorum,  Kocam annesinden nefret etsin,  kayınvalide ile aynı apartmanda oturmak,  eşim ailesine çok düşkün,  kaynanayla aynı binada oturmak