Çocuk Büyütürken ve Çocuk Sağlığı Forumundan sezaryanla doğumun zararları - sezaryenin çocuğa zararları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    sezaryanla doğumun zararları - sezaryenin çocuğa zararları

    Reklam




    sezaryanla doğumun zararları - sezaryenin çocuğa zararları




    Doğum ânının verdiği birkaç saatlik ölüm korkusu ve ıstırabından kaçan anne adayı, sezaryenle dünyaya getirdiği çocuğuyla belki de bir ömür boyu telafisi çok zor bir uyumsuzluk sürecinin içine girecektir. Anne ile çocuk arasındaki uyumsuzluk ise, çocuğun vicdan duygusunun gelişmesi önündeki en büyük engeldir.



    Son yıllarda yaygınlık gösteren sezaryenle doğumlar, çocuk ile anne arasındaki ruhsal uyum sürecine ciddi darbe vurmaktadır. Hem hekim hem de anne açısından çok pratik bir yöntemmiş gibi gelse de, böylesi bir durum çocuk ile anne arasındaki uyuma vurulabilecek en büyük darbedir.

    Doğumun acı ve ıstırabından korkan anne adayları normal doğum yerine acil durumlarda son çare olarak yedekte bekletilen cerrahî müdahaleyi doğum yapmada bir tercihmiş gibi düşünmekteler. Doğum anının öneminden çok da haberdar olmayan bazı anne adayları, çocuklarının doğum gününe “güzel” bir burç denk getirmek için bir gün öncesi ya da iki gün sonrası için doktorlarından randevu talep etmekteler. Talep edilen böylesi bir durum da (maalesef) hekimler tarafından artık geri çevrilmemektedir. Belki de, bir doğum için günlerce bir anneyle uğraşmaktan ve vakit kaybetmekten çekinen bir hekim için birkaç saat içinde anneye cerrahî bir müdahale yapıp çocuğu anne karnından dışarı çıkartmak pratik görünmektedir.

    Hem hekim hem de anne açısından çok pratik bir yöntemmiş gibi gelse de, böylesi bir durum çocuk ile anne arasındaki uyuma vurulabilecek en büyük darbedir. Ve annenin annelik yeteneğinin kısıtlanmasıdır.

    Belki de günümüz annelerinin anne olmaya hazır olmadan evlenmeleri ya da çocuk sahibi olmaları onları yağmurdan kaçarken doluya yakalanmalarına neden olmakta. Zira doğum ânının verdiği birkaç saatlik ölüm korkusu ve ıstırabından kaçan anne adayı, sezaryenle dünyaya getirdiği çocuğuyla belki de bir ömür boyu telafisi çok zor bir uyumsuzluk sürecinin içine girecektir. Anne ile çocuk arasındaki uyumsuzluk ise, çocuğun vicdan duygusunun gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. Çünkü çocukta gelişen vicdan hissinde annenin katkısı ve annenin çocuğuyla olan uyumu çok önemlidir.



    Anne ile çocuk arasında uyum nedir?

    Çocuk yetiştirmek bir yüktür. Bir çocuğun doğumundan ölümüne kadar bütün sorumluluğunu taşıyor olmak her insanın taşıyabileceği şey değildir. Çocuğun doğduğu andan itibaren tiksinmeden altını değiştirmek, henüz yürüyemeyen bir varlığı kucağında her gittiği yere götürmek, gece uykusuzlukları, gündüz yorgunlukları katlanılacak bir yaşam değildir. Bu yaşamı bile bile kabul etmek ruhen çok güçlü olmayı gerektirir. Çocuk ile anne arasında uyum süreci dediğimiz süreç, aslında annenin ruhen güçlendiği ve çocuğuna karşı yoğun bir duygusal bağ ile bağlandığı süreçtir. Eğer anne çocuğuyla bu ruh bağlanmasını gerçekleştiremezse o çocuk anneye bir yük gibi gelecektir. Çocuğun her bir yaramazlığı veya hırçınlığı annenin bam teline basılmış gibi cinnet nöbetleriyle karşılık bulabilecektir.

    Anne ile çocuk arasındaki bu bağlanmanın ne demek olduğunu anlamak için çocuk ile teyze arasındaki duruma bir göz atmakta fayda var.

    Her teyze kendi yeğenini sever. Onu öper koklar ve kız kardeşinin bir işi ve meşguliyeti varsa yeğenine gönül rahatlığı ile birkaç saatliğine veya birkaç günlüğüne annelik yapar… Ancak birkaç saat ya da gün uzar da “birkaç ay”ı ya da “birkaç yıl”ı bulursa o zaman çocuklara bakan kişi teyze de olsa bunalmaya başlar. Yorulur ve yıpranır. Kendi çocuklarından bunalmayan teyze, kendi kız kardeşinin emaneti olan kendi yeğenlerinden bunalmaya, sıkılmaya ve yorulmaya başlar. Peki, ama neden? Teyze anne yarısı değil midir? Teyze de olsa neden bir başkasının çocuğu bir başkasına ağır gelmektedir? Hatta bir başkasının çocuğunu bir yana bırakın, bir anne birkaç günlüğüne çocuklarının yanından ayrılmış olsa ve çocuklara babaları bakacak olsa vay o babanın haline… Baba da olsa bu yükü uzun süre götüremez ve kendi çocuklarına bakmakta aciz kaldığını bir süre sonra hisseder.

    Evet, anne özeldir. Ve bir babanın bile taşımakta zorluk çektiği evlat yükünü gönül rahatlığıyla her anne gayet güzel yürütebilir. İşte anneyi özel kılan şey de budur. Anne, baba gibi değil; anne, teyze gibi değil; anne, anne gibidir.

    Ancak annenin anne gibi olabilmesi anne ile çocuk arasında uyumun gerçekleşmiş olması şartına bağlıdır. Eğer anne çocuğuyla sağlıklı bir uyum sürecinden geçmemişse, o anne “baba gibi anne” ya da “teyze gibi anne” olmuştur. Çocuklarına tahammül gösteremeyen, onları disiplin altında tutarak kendini rahatlamaya çalışan, stres ve bunalım içinde bir annedir artık o anne.



    Doğumdaki ölüm korkusu

    Çocuk ile anne arasındaki sağlıklı uyum sürecinin en önemli halkalarından biri “doğum”dur. Doğum ânı anne için ölüm korkusu ile eşdeğerdir, acı ve ıstıraptır ki böyle olması da gerekiyor. Çünkü doğum sırasında yaşanan bu korku ve acılar annede “prolaktin” adı verilen hormonun salgılanması için gereklidir. Anne aslında doğum ânındaki korku ve acılarla beynindeki prolaktin hormonunun musluğunu açmakta ve vücuduna o hormonu salgılamaktadır.

    Doğum ve doğumdan sonra sadece birkaç saat devam edecek olan bu hormonun vücuda yayılması ile anne duyarlılığı en üst noktaya çıkmış olan anne, dünyaya getirdiği bebeğini kucağına aldığında farkında olmadan çocuğuna ait bütün bilgileri şifreleyerek bilinçaltına kayıt altına almaktadır. Bebeğinin ağlama sesi, bebeğinin yüz yapısı, bebeğinin teninin yumuşaklığı ve her şeyi bir bir kameraya çekilir gibi hormonal yoğunluk yaşayan anne tarafından kayıt altına alınmaktadır. Bu kayıt oldukça önemlidir, normal doğumla bin bir güçlükle dünyaya getirdiği çocuğuna sahip çıkmak ve onun her hâline katlanmanın da ötesinde bu kayıt annenin oldukça işine yarayacaktır.

    Doğum ânındaki bu süreci kesintiye uğramamış bir anne bebeğini o sırada kaybetse ve aradan otuz yıl geçtikten sonra bir yerde kendi çocuğuyla karşılaşsa hiç tereddüt etmeden o kişinin kendi çocuğu olduğunu anlar. Bu nasıl iştir ki, bebekken kaybolan çocuğunu otuz yıl da geçse bir anne tanıyabiliyor? İşte anne ile teyzeyi ayırt eden, anne ile babayı ayırt eden ince çizgi buradadır… Anne doğum ânında yaşadığı bu hormonal baskı ile çocuğuna uyum sağlamakta, kucağında tuttuğu çocuğuyla görünmez bir bağ kurmakta, onun bütün bilgilerini bilinçaltına kayıt etmekte ve bütün bunlar birkaç saat gibi kısa bir süre içinde gerçekleşmektedir.

    Hâlbuki yukarıda anlatılan hususlar bebeğini cerrahî müdahaleyle dünyaya getirmeye çalışan bir annede kesintiye uğramakta, annenin doğum ânında salgılanması gerekli olan hormonları çalışmamakta ve çocuğunun bilgilerini kayıt altına alamamaktadır. Yani bir bakıma böylesi bir anne “teyze gibi” ya da “baba gibi” anne olmaya adaydır. Kendi çocuğu kendisine yük olarak gelmekte, onun normal davranışları bile annenin sinir krizleri geçirmesine neden olabilmektedir.



    Cerrahî müdahale ciddi bir karardır

    Ülkemizde böylesi hafife alınan ve yaygınlaşan sezaryen uygulamasında yurtdışındaki durum nedir diye baktığımızda görünen manzara Türkiye’de yaygınlaşan sezaryenle doğum anlayışından çok çok farklıdır. Özellikle gelişmiş ülkelerde ve Avrupa’da sezaryen, ancak anne ya da bebeğin ölüm riski taşıdığında veya doğum anında muhtemel oluşabilecek komplikasyonlardan anne ya da çocuğu kurtarmak için “Eyvah, başka şansımız kalmadı, şu an cerrahî bir müdahaleyle çocuğu almalıyız” diyerek hekimlerin üzülerek, anne ve babadan onay alınarak yapılan bir işlemdir.


    Moral Dünyası Dergisi




    Paylaş
    sezaryanla doğumun zararları - sezaryenin çocuğa zararları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Normal doğum ile doğan çocuklar ile anneleri arasındaki bağın sezeryan ile doğan çocukların anneleri ile aralarındaki bağlarından daha farklı olmakta ve çocukların vicdani duyguları daha ağır basmaktadır.



prolokti normal doguma zararlimi