Eğitim Bölümü ve Çocuk Eğitimi Forumundan Çocuklarıza Verdiğiniz Gizli Mesajlar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Çocuklarıza Verdiğiniz Gizli Mesajlar

    Reklam




    (Uzmanların Gizli Mesajlar hakkında söyledikleri birkaç söz: )

    "Her zamanki gibi, Elizabeth Pantley anababalara saygılı, anlaşılır, okunabilir ve kesinlikle çok yararlı bir kitap sunuyor. Bu kitap, yargılamadan ve öğüt vermeden, anababaların çocuklarına gerçekten almalarını istedikleri mesajları vermelerine yardımcı oluyor."
    —Parenting Today (Günümüzde Anababahk) adlı derginin başkanı Kathy Lynn

    "Her bir öyküde, kâh gülerek, kâh ağlayarak, kendinizi, ailenizi ya da tanıdığınız birini bulacaksınız. Kendinizi bulduysanız, öyküyü izleyen bölümlerden, hem gizli mesajları, hem de yapabileceğiniz değişiklikleri öğrenebilirsiniz. Elizabeth Pantley, sadece kendine ait bir üslûpla, hem eğlendiren, hem de öğreten kitaplar yazmayı bir alışkanlık haline getirmeye başladı."
    —ParentsWorld.com (Anababaların Dünyası)´ndan Editör Jill Lassaline

    "Elizabeth yine başardı! Gizli Mesajları okurken, yine kendimi Tam bize benziyor´ demekten alamadım. Gerçekten eve hitap ediyor ve yılllardır kendime sormakta olduğum soruların cevaplarını veriyor. Sonunda, yaşantısı yaygın aile yapısına çok benzer bir yazar bulmak çok rahatlatıcı. Gizli Mesajlar benim ışığı görmemi sağladı!"
    —Çalışmayan/evde çalışan anneler için hazırlanan bir yayın olan Choosing Home (Evi SeçmekJ´dan yayıncı Janice Boyles

    "Bu kitap şimdiden benim anababalık yaklaşımlarımda bir farklılık yarattı bile! Bu öykülerde kendimden çok şey buldum. Eli-zabeth Pantley´in önerileri çok önemli ve anababaların çocuklarına daha düşünceli ve etkili bir şekilde yaklaşmalarına yardımcı olacak."
    —InteractiveParent.com´dan editör Betsy Gartrell-Judd

    "Eğer bilmesem, Elizabeth Pantley´in gözlerimizi açan bu harika kitabı yazarken benim evimde gizlice saklandığını düşünürdüm. Burada yazılanların çoğu evdekilerle o kadar çok çakışıyor ki, sayfalar arasında hızla uçup giderken onaylamak için sürekli kafamı salladığımı farkettim. Pek çok kez gözyaşları içinde, ´Evet, ben bunu yaptım!´ dedim. Bize her zaman tekrar tekrar başvurabileceğimiz harika bir kaynak hazırladığı için Pant-ley´e şapka çıkarmak gerekiyor."
    —The Family Corner.com (Aile Köşesi)´un yaratıcısı Amanda Formaro

    "Gizli Mesajlar, anababalığın mihenk taşı olan ve anababaların çocukları ile olan yanlış anlaşmalara bir ışık tutmalarına yardımcı olan bir kitap. Elizabeth, anababalar olarak karşılaştığımız sorunları algılamadaki büyük başarısını kanıtlamıştır. Daha önceki başarılı kitapları Çocuğunuzla işbirliği Yapabilme ve Mükemmel Anababalık adlı çalışmalarındaki gibi çok rahat okunan bir yapıda. Sevdiğimiz insanları daha iyi anlayabilmemiz için bize yeni bir araç daha sunuyor. Onun kitaplarını herkese salık veriyoruz."
    —Anababa Eğitim Uzmanları ve Aile Eğitimi İletişim ağının yaratıcıları Joe Spataro, M.D., ve Sue Spataro R.N., B.S.N.

    "Elizabeth Pantley´den yeni bir başarı! Bu kitap bize çocukların da insan olduğunu ve onlara söylediklerimizin onların yaşamında çok büyük değişiklikler yarattığını hatırlatıyor. Tüm iyi niyetimize rağmen çocuklarımıza gönderdiğimiz olumsuz mesajların nasıl da azımsandığını vurguluyor. Hatta çocuklarımıza daha başarılı bir gelecek hazırlayabilmek için gerekli olan daha olumlu bir dilin ve daha yapıcı davranışların somut yollarını göstermeye çalışıyor.
    —Parentsroom websitesinin editörü JÜ1 Whalen

    "Elizabeth Pantley´in bir anababa ve anababa eğiticisi olarak yeteneği bir kez daha parlıyor! Anababalıgın temel becerilerinden biri etkili ve nazik bir iletişim kurmaktır. Okuduğum hiçbir anababalık kitabı bu konuyu bu kadar kapsamlı ve düşünceli bir şekilde işlememiştir. Gerçek durumlar, uygulanabilir öneriler ve duygusal etki Gizli Mesajlardı tüm anababalar için çok önemli bir kitap haline getiriyor.
    —Parentingweb.com´un yaratıcısı Keri Baker

    İşte kolay okunabilirliğinin yanı sıra anababaların olaylara biraz daha derinlemesine bakmasını sağlayacak öyküler! Pantley, iyi niyetle söylenmiş sözlerin çocuklara ne kadar istenmeyen -ve zararlı- mesajlar iletebileceğin} gösteriyor ve bu tür hataları önleyecek anlamlı öneriler sunuyor. Sonuç: Sizinle severek işbirliği yapan, sorumluluklarını üstlenen ve kendileri hakkında olumlu düşünen çocuklar."
    —Yazar Tamara Eberlein

    Gizli Mesajlar, anababalığa derinlemesine bir bakış açısı getiriyor. Gerçek ailelerin, öyküleri aracılığı ile, anababaların günlük hayatta çocukları için yaptıkları ya da yapmadıklarının etkilerini inceliyor. Çocukların sevildiklerini hissetmelerine ve sağlıklı, mutlu ve yetenekli yetişkinler olmalarına yardımcı olacak bu güçlü ve destekleyici önerileri sakın gözden kaçırmayın."
    —Yazarlar Shelley Butler ve Deb Kratz

    "Bizler fizik sağlığına önem veren ve yediklerine dikkat eden kişileriz. Çocuklarımızı beslediğimiz sözel diyete de eşit şekilde önem vermeliyiz. Gizli Mesajlar, çocuklarımıza, genellikle ihmal edilen olumlu, düşünceli sözel beslenmeyi vermemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Tüm anababaların okuması zorunlu bir kitap."
    —Kanada, Ontario Stepfamily (üvey aileler) Kurumundan Ray ve Lynne Heinrich
    çocuklarımıza verdiğimiz gizli mesajlar ne derken ve nasıl davranırken gerçekte ne söylüyoruz

    EL1ZABETH PANTLEY
    Çeviren: Dr. Hande Gürel
    Not : Bu kitap, anababalara ve çocuk büyüten herkese değişik görüşler ve öneriler vermek üzere hazırlanmıştır. Kitabın satışının, yayıncı ya da yazarın psikolojik veya profesyonel bir hizmet vermesi anlamına gelmediğinin bilincindeyiz. Bu bilgiler herhangi bir şeyi garanti etmemektedir. Olayların tümüne uygun durumları sunmak mümkün olmadığı için, eğer gerekliyse okuyucu profesyonel yardım almalıdır. Bu kitap bir uzmanın danışmanlığının yerine geçemez.Bu kitaptaki bazı öyküler gerçektir. Bazıları yazarın anababa eğitimcisi olarak çalıştığı yıllar boyunca anababaların kendisiyle paylaştığı olayların biraraya getirilmesiyle oluşturulmuştur. (Hangilerinin ne olduğunu tahmin edeceksiniz.) Yazarın kendi ailesiyle ilgili olanlar hariç, isimler ve belirleyici özellikler değiştirilmiştir.

    İçindekiler
    Önsöz
    Giriş
    Bu Kitabı Nasıl Kullanacaksınız
    1. Sorumluluk ve Bağımsızlıkla İlgili Mesajlar
    Hamburger
    Bay Kızarmış Balık Filetosu
    Adil Ücrete Adil iş
    Hep Bana!
    2. Düşüncelilik ve Kibarlık Konusunda Mesajlar
    Düşünülmeden Yapılan Gelişigüzel Yorumlar
    Kibarlık Nerede Kaldı?
    Kaba Çocuk Danny
    Diş Doktoru
    3. Kırgınlık ve Öfke ile İlgili Mesajlar
    Bağırmak mı, Kucaklamak mı?
    Siz ikiniz!
    Çin Usulü Su işkencesi
    Can Sıkıcı Yeni Komşu
    4. İlişkilerle İlgili Mesajlar
    Hakemin Etkisi
    Ailedeki Yeni Bebek
    Baba-Oğul
    Anababaların işi Hiç Bitmez
    Süper Kadın
    5. Disiplin ve Davranışlarla İlgili Mesajlar
    Matt! Tam Bir Felâket!
    Güç Dengesi
    Anasınıfı Yönergeleri
    Yatağın Altındaki Canavarlar
    6. Dinleme, Şefkat ve Sevgi ile İlgili Mesajlar
    Ellerinizi Boşaltın, Yüreğinizi Açın
    Ayakkabı Kutusu
    Bebek Sevgisi
    Beyzbol Yıldızı
    7. Zaman ve Önceliklerle İlgili Mesajlar
    Baba, Benimle Oyna!
    Hayvanat Bahçesinde Bir Gün
    Huzurlu Bir Pazar
    8. Anababahk Yöntemleri ile İlgili Mesajlar
    Bir Yıldız için Dilekler
    Avukat Kızım
    Toplanmayan Giysiler
    Mükemmel Çocuklar
    Mükemmel Çocuklar 2. Bölüm
    Hey Çocuklar, Ben Burada Çalışıyorum!

    Önsöz

    Bir çocuğun benlik algısı, anababasından ya da ona büyüten kişilerden aldığı mesajlardan iyi veya kötü yönde etkilenir. Bir çocuk doktoru ve sekiz çocuk babası olarak pek çok aile tanıma ayrıcalığına sahibim. Her birinin yetiştirme tarzı, yetiştirdikleri her çocuk gibi farklılıklar gösterse de, bu anababaların çoğunun ortak bir noktası çocukları için en iyi olanı istemeleridir. Bu kişiler her gün doğru olanı yapmaya ve anababa olarak doğru kararlar almaya çalışmaktadırlar. Ancak bütün iyi niyetlerine rağmen yanlış kararlar alıyorlar. Bazen bu hatalar önemsiz olabilir ama sıklıkla hem çocuğun, hem de tüm ailenin geleceğini etkileyecek sorunlar yaratacak kadar etkili olmaktadır.
    Peki bu iyi niyetli ve iyi anababalar neden yanlış seçimler yapmaktadır? Bazen sadece kötü bir öneri, bazen çocuklara duyulan sevginin anababaları işe yaramayan önerilere karşı savunmasız yapması, bazen doğru olmayan varsayımlar, bazen de bilgi eksikliği. Ama en yaygın olan neden, sözlerinin ve davranışlarının ne kadar büyük bir etkisinin olduğunun farkında olmamalarıdır. En iyi olan, yaptığı hatanın uzun vadeli olası etkilerini görüp de şok olan bir anababanın bir değişim geçirme isteğinin olmasıdır. En kötü olanı ise, bu keşfin çok geç yapılması ve artık geri dönülemeyecek bir yola girilmiş olunmasıdır.
    Elizabeth Pantley´nin yeni kitabı Gizli Mesajlar, anababalığın pek çok anında gezinerek bilinç kazandıran bir uyanışa davet gibi. Her bölüm, sıcak, duygusal ve gülünç örneklerle ana-babaları, çocuk-anababa ilişkisinin günlük ve yaygın görüntüleri içine çekiyor. Okuyucu, anababanın çocuğuna sessizce ve farkında olmadan gönderdiği mesaj ortaya çıktığında, kâh gülerek, kâh ağlayarak kendi davranışlarının farkına varıyor.
    Sadece öykünün kendisi belki de okuyucunun ciddi değişiklikler yapmasına yetecek etkiyi yaratmaktadır. Ancak, Gizli Mesajlar orada kalmayıp, öykünün ötesine geçerek mesajları irdelemeye çalışıyor; kaynağını ve çocuğun üzerindeki olası mantıksal sonuçlarını ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, o gizli mesajları gözden geçirmenin yollarını önererek daha olumlu ve gelişmeyi destekleyici dersler veren bir iletişim aracına dönüşmelerini sağlıyor.
    Bu çok özel kitap en iyi anababaların bile vicdanına seslenerek çocuklarını daha bilinçli ve duyarlı bir tutumla yetiştirme konusunda onlara esin kaynağı olacaktır. Çocuklarına daha yapıcı mesajlar verme konusunda yüreklerinde devamlı bir hatırlatıcı görevi görecektir.
    —Dr. William Sears

    Yazar Elizabeth Pantley´den Bir Not

    Dr. Sears benim anababalık konusundaki kahramanımdır. On iki yıl önce deneyimsiz ve gergin bir anne iken onun kitapları yardımıma koşmuştu. Anababalığın ne olduğunu onun zekâsı ve bilgisinden öğrendim. Onun nazik yaklaşımları bu işi en sevecen ve başarılı şekilde nasıl yapabileceğimi gösterdi. Kitaplarıma kendi isteği ile bir önsöz yazacak kadar yararlı bulması beni çok onurlandırıyor. Tüm anababalar Dr. Sears´ı tanıyor, tanımayanlar da bence mutlaka tanımalı.
    Dr. Sears, Amerika´nın en yetenekli ve saygın çocuk doktor-larındandır ve Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi´nde Doçent´tir. Amerika´daki bazı ünlü internet sayfalarında, uzman olarak ona erişebilirsiniz. Eşi Martha Sears ile birlikte sekiz çocuk ve dört torun sahibidirler. Sık sık basında yer alan bu çiftin, anababalık konusunda yazılmış 24 kitabı bulunmaktadır.

    Giriş

    Doğduğumuzda nasıl araba kullanmayı bilmiyorsak, anababalığı da bilmeyiz. Ama, araba kullanmayı öğrenmeye karar verdiğimizde, yola çıkmadan önce dersler alırız, elkitaplarını okuruz ve Uygulama yaparız. Ancak anababa olduğumuzda, hiçbir deneyimimiz olmadan, pek çoğumuz da çok az bilgi ve beceri sahibi ola-rök arabanın şoför koltuğuna oturtuluveririz. Arabayı en iyi olasılıkla dikkatsizce, en kötü olasılıkla da görme özürlü olarak teilanınz. Her iki durumda da hayatları tehlikeye atabiliriz. Ana-babalık mesleğini ciddiye almamız çok önemlidir. Kolay yolu seçmeyecek kadar, çocuklarımız üzerinde deneme yapmayacak kadar ve gerektiğinde değişebilecek kadar ciddiye almalıyız. Düşünseli, organize ve sakin bir yaklaşım (hatalarımızın farkına varacak şekilde yavaşladığımız ve onları düzeltmek için ayarlamalar yaptığımız bir yaklaşım) bizi kontrolsüz bir idareden uzak tutacaktır.
    Bu nasıl olacak? ilkönce, çocuk yetiştirme konusunda her şeyi bilmediğinizi kabul edin. Kimse bilemez. Bu işin kapsamı o kadar büyük ve her çocuk o kadar farklı ki. Ama yeni bilgiler kazanmaya açık olmak başarıya doğru yeni kapılar açacaktır.
    Keşke çocuk yetiştirmenin tüm ayrıntıları bir, iki paragraftık küçük bir elkitabına sığdırılabilseydi! Ama, dört çocuk annesi olarak her bir çocuk için ayrı bir tane hazırlanması gerektiğinin farkındayım. Herkes -ister çocuk, ister yetişkin olsun- farklıdır; bu nedenle de anababa-çocuk arasındaki etkileşim oluşturan
    sonsuz sayıdaki yolu düşündüğümüzde daha önceden kestirilemeyen bir durumla karşılaşırsınız. Sonuç olarak yapabileceğiniz, ulaşabileceğiniz bilgiyi edinmek, anlamlı gözükenleri alıp sizin çocuğunuza en uygun şekilde uygulamak olacaktır. Bu, ana-baba olarak sizin sorumluluğunuzdur. Öğrenmek isteyen anababalar için pek çok kitap, kaset, seminerler ve çalışma grupları sunulmaktadır. Bu kitap aracılığıyla, sizleri kapasiteli, sorumlu, kibar ve keyifli insanlar yetiştirebilmeniz için gerekli becerileri öğrenmeye zaman ayırma konusunda teşvik etmeyi umuyorum. En azından anababalıkla ilgili bir kitap okuyacak kadar bu konuya önem verdiğinize göre doğru yoldasınız demektir.
    Gizli Mesajlar oldukça farklı bir anababalık kitabı, iyi ana-babaların çocuklarına istemeden gönderdikleri gizli mesajları irdelemeye çalışıyor. Anababa-çocuk arasındaki, sağlıklı gibi gözüken günlük etkileşimlerin arkasında ne denli şaşırtıcı sorunların gizli olduğunu açıklıyor. Öyküler, yıllar boyunca birlikte çalıştığım anababalardan bana aktarılan olaylardan oluşuyor. Her bir öykü, anababanın bakış açısından çocuğunkine geçerek bir ders vermeye çalışıyor. Her bir öykünün ardından, gizli mesaj tanımlanıp sorunun hem anababa, hem de çocuk üzerindeki etkileri tartışılıyor. Her bölüm, öğrendiklerinizi uygulayabilmek için yapabileceğiniz değişiklik önerileri ile tamamlanıyor.
    Yaşamımızdaki pek çok durumda olduğu gibi, savaşın yarısı hatanın saptanması ile kazanılır, diğer yarısı ise onu düzeltmekle. Hatta bazen sadece olası bir hatanın farkına varmak bile onu tümüyle ortadan kaldırabilir.
    Kimse cevapların tümünü bilemez, kimse anababalık serüveninin götürebileceği tüm yerlere gitmiş olamaz. Ama biraz kendini sınama ve kararlılıkla, çocuklarınıza gerekli kuralları öğretmek ve başarılı geleceklerini yönlendirmek için ihtiyacınız olan güveni sağlayacak yöntemleri bulabilirsiniz. Bu kitabın sunduğu geniş bakışaçısının bu amacınıza ulaşmanızda size yardımcı olmasını yürekten diliyorum.

    Birkaç Görüş ve Önemli bir Soru

    "Bir adama bir kitap sattığınızda, ona birkaç gramlık kâğıt, mürekkep ve tutkal satmıyorsunuz, yepyeni bir yaşam satıyorsunuz." Christopher Morley´den alınan bu söz, elinizdeki kitabın gerçek amacını çok açık bir biçimde vurguluyor. Okurken eğle-nebilirseniz ne güzel! Ama benim bu öyküleri sizlerle paylaşmaktaki asıl amacım bu değil. Çocuklarınıza göndermekte olduğunuz şaşırtıcı gizli mesajlara derinlemesine bir bakmayı ve aynı zamanda bunları daha olumlu ve besleyici bir hale dönüştürmek için ayrıntılı öneriler sunmayı umuyorum.
    Bu kitabı yazarken, bazı bölümleri arkadaşlarıma verdim. Bu arkadaşlarımın çoğu daha sonra kendi yaşamlarında uygulamalar yaptılar ve bazı derslerin kendi ailelerinde işlemesini sağladılar. Onların görüşlerinden üç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Theresa´mn Görüşü

    "Gizemli şeyleri severim. En keyifli anlarım bir kitabı alıp, onun dolambaçlı öyküsünde kendi yolumu bulmaya çalışmaktır. Eliza-beth, yeni kitabının bazı bölümlerini okumamı istediğinde, heyecanla kabul ettim. Başlık ve içerik beni çok cezbetti. İlk öyküyü okuduğumda, en iyi şekilde yararlanabilmek için diğer öykülere nasıl yaklaşacağımı biliyordum.
    "Her bir öyküyü tüm ayrıntılara dikkat ederek okudum ama Elizabeth´in öyküde anababanın gönderdiği gizli mesajı açıkladığı bölümü okumadım. Günlük işlerime devam ederken gizli mesajı kendim bulmaya çalıştım. Bazen öyküye geri dönüp bazı ayrıntıları tekrar okuyordum. Bir süre sonra öykünün verdiği dersi tahmin ediyor ve kitabı okumaya devam edip açıklanan gizli mesajı kendi tahminimle karşılaştırıyordum.
    "Bazı öykülerde, doğru tahminler yapmıştım. Daha sonra da Elizabeth´in hataların nasıl önlenebileceği (ya da düzeltilebilceği) ile ilgili önerilerini okuyordum.
    "Bazı öyküler benim için tam bir bilmece gibiydi ve yeni düşünceler gözlerimin açılmasına yardımcı oldu. "Bebek Sevgisi"™ okuduğumda, kendi yaşamımla ilgili çok zamanlı bir ders almıştım.
    "Diğer bazı öykülerde, sadece bana özgü bazı gizli mesajlar keşfettim. Kitaptakinden farklı ama benim bilmekten mutlu olduğum çok öğretici bir ders.
    "Bu kitap, her bir öyküdeki arayışlarımın sonuçlarının yanı sıra, anababa olarak yaşamdaki yolculuğumda kendi kişisel keşiflerimin bir başlangıç noktasını oluşturdu."

    Naomi´nin Görüşü

    Kendine dönük gözlem yapmayı çok seven, düşünmeyi ve özümsemeyi gerektiren kitapları okumayı seven bir insanım. Elizabeth´in kitabının müsveddelerini kendi yaşamımdaki anlamlarını bulma heyecanıyla eve götürdüm. Tam olarak beni tanımlayan öyküler buldum. Azimli bir okuyucu olarak, çok kapsamlı ve hayat değiştirecek bazı materyallerin zamanla insanın kafasında çok silikleştiğini biliyordum. Bu kitapta bulduğum bilgiler için bunun olmasına izin vermemeye karar verdim.
    "Elizabeth öyküler arasında bir seçim yapmamı istediğinde, en büyük anababalık hatamla ilgili olanı seçmişim. Durumun tanımlanmasının doğruluğu beni çok güldürdü. Şimdi bile
    "Hamburger" adlı öyküyü düşündükçe kendimi gülmekten alamıyorum. Buradaki öykülerde anlatılan anababalık hataları herkes tarafından yapılabilir. Bu sayfalarda kendi kız kardeşimi ve birkaç arkadaşımı buldum. Ama özellikle sözettiğim öyküde kendimi o kadar açık bir şekilde gördüm ki, şaşkınlığımı ifade etmekten kendimi alamadım.
    "Kitaptan önemli noktaların notlarını aldım. Bu notlardan bir anahtar sözcük seçtim (bu sözcüğü sizin keşfetmenizi istiyorum!) ve onu kartların üzerine yazdım. Bu kartları da bulaşık makinası, çamaşır makinası gibi yerlere ve ´hatam´ı en çok yaptığım başka yerlere yapıştırdım. Bu basit hatırlatıcının, davranışımı düzeltmeme çok yardımı oldu. Hayatımda, çocuklarımın daha kapasiteli insanlar olarak yetişmelerine yardımcı olacak önemli bir değişiklik yapmak için öğrendiğim bir şeyi uygulamaktan gurur duydum.

    John´un Görüşü

    "Kızlarım Roxanne ve Uza ile çıktığım yolculuğa Elizabeth´in kitabının bazı bölümlerini de yanımda götürmüştüm. Kızlar suda oynarken ben de bir şezlonga uzanmış okuyordum. On bir yaşındaki büyük kızım Rox sudan çıkıp ´Baba, ne okuyorsun?´ diye sordu.
    "´Elizabeth Pantley´nin yeni kitabının bazı bölümleri´.
    "Bir süre duralayıp, Elizabeth´in kim olduğunu hatırlamaya çalıştı. Hatırlayınca da ´Anababalar için mi?´ diye sordu.
    ´Ona öyle olduğunu söylediğimde, kendisinin de okuyup okuyamayacağını öğrenmek istedi. En son okuduğum öykü Baba, Benimle Oyna!, bir babanın kızıyla olan ilişkisini anlatıyordu ve ben de tatilde onunla yoğun bir birliktelik geçirdiğim için durumumuza çok uygun buldum.
    Bütün öğleden sonra devam eden bir tartışma başladı. Rox ve ben her bir öyküyü beraberce okuduk ve sanki aile üyelerini tanıyormuşçasına onları konuştuk. Her bir öyküdeki anababa "e ilgili görüşlerni benimle paylaştı.
    "´Beyzbol Yıldızı´ adlı öyküdeki talihsiz baba, Rox´un anaba-balık derecelendirmesinde ´sıfır´ puanı hemen almıştı. Ben de Rox´a yıllardır /coçluk yapıyordum ve bunu çocukluktan genç kızlığa geçen minik kızımla olan ilişkimi daha derinlemesine anlamak için bir fırsat olarak gördüm. Bütün cesaretimi toplayarak, ´Bu alanda beni nasıl değerlendirirdin?´ diye sordum.
    "Bir süre düşündükten sonra -tüm o süre boyunca diplomatik bir cevap için gösterdiği çabayı yüzünden izleyebiliyordum-´8´ dedi. ´ilk başladığımızda, benden çok şey bekliyordun. Ama son iki yıldır, çok daha iyisin´ diye açıklamasını da yaptı.
    "Her bir öyküde konuştuk, güldük, kucaklaştık. Elizabeth´in h kitabı kızımla benim aramda pek çok konuda bir diyalog başlatmıştı.
    "Bugün, zavallı babasının duygularını incitmemek için çaba göstererek yaptığı derecelendirmede yeterince dürüst olmadığını anlayabilecek kadar bilgiliyim. Ayrıca, bir çocuğun anababa- * sı ile ilgili görüşlerinin her gün yaşadığı yüzlerce farklı olaya göre devamlı olarak değiştiğini bilmekteyim. Bir babanın tüm açık yürekliliği ile şunu da biliyorum: O bir öğleden sonra paylaştıklarımız sadece keyifle hatırlanacak bir gün ya da normların biraz saptırıldığı bir eğlence değildi. Bizin ilişkimizi yeni bir anlayış düzeyine getiren bir gün -ya da bir kitap- idi.

    Önemli bir Soru

    Bu üç anababa, okudukları bilgileri kendi kişisel gelişimlerine uygulamanın bir yolunu bulmuşlardı. Aldıkları derslerin çocuklarını yetiştirmede olumlu bazı değişiklikler yaratmasına fırsat verdiler. Onlar bu kitabın ´yepyeni bir yaşam´ sunmasına izin verdiler. Bu kitap size de yeni bir yaşam verebilir mi? Bu tamamen size bağlı. Rahat bir koltuğa uzanıp bu kitabı okumaya başladığınıza göre, kendinize önemli bir soru sormak için birkaç dakikanızı da ayıracağınıza inanıyorum: "Çocuklarımın hayatını ve onlarla olan ilişkilerimi geliştirmek için bu kitaptaki dersleri uygulamanın en iyi yolu nedir?"
    Hamburger
    16 yaşında akıllı bir çocuk olan Curt, yeni aldığı ehliyetini kullanmak için yanıp tutuşuyordu. Annesi hem kendisine yardımcı olacağı için, hem de yeni kazandığı bu özgürlüğü tadacağı bir fırsatı ona vermek için yakındaki marketten hamburger almasını istediğinde yüzünü müthiş bir sevinç ifadesi kapladı. Annesi genellikle böyle küçük işlerde Curt´e hiç güvenmez ve hep kendisi hallederdi, bu yüzden hiç hata yapmaması gerekiyordu.
    Annesi fikrini değiştirmeden, büyük bir hızla arabanın anahtarlarını kaptı ve dışarı fırladı. Annesi de mutfağa gidip akşam yemeği hazırlıklarına başladı, işini bitirip, sofrayı da hazırladığında artık meraklanmaya başlamıştı. Biraz daha zaman geçti. Ama neredeydi bu çocuk?
    . Tam onu aramaya gitmeyi düşünürken, Curt içeri girdi, ama hamburgerler yoktu. "Hamburgerler nerede?" diye sordu.
    Omuzlarını silkerek "O markette hamburger satmıyorlar" dedi.
    "Tabii ki satıyorlar, Curt!" diye bir tepki gösterdi. Ama Curt, annesinin neden anlamak istemediğini anlayamadığını ifade etmek için derin bir iç çekti.
    "Her aralıktan iki kere geçtim anne ve hamburger satmıyorlar!"
    Sorumluluk ve Bağımsızlıkla ilgili Mesajlar
    Annesi, canı sıkılmış bir şekilde Curt´e arabaya binmesini söyledi, o da yanına bindi. Tekrar markete giderlerken sessizce söyleniyordu, "böyle olacağını biliyordum. Bir şeyin yapılmasını istiyorsam, kendim yapmalıyım." Markete geldiklerinde doğrudan et reyonuna gitti. Curt de onu izliyordu. Hamburgerleri işaret ederek, zafer ifadesiyle "işte!" dedi.
    Kafası karışmış olduğu belli olan Curt, samimiyetle "Ben hamburger falan göremiyorum..." dedi.
    Annesinin olayı tam olarak kavraması birkaç saniyesini aldı. Oğlundan -artık bir ehliyeti olan, sakal uzatan, üniversiteye hazırlanan oğlundan- bugüne kadar hiçbir gün alışverişe yardım etmesini istememişti! Bugüne kadar hiçbir gün yemek hazırlatmamıştı! Gerçek şuydu ki, kafasına çiğ bir hamburger atsanız onu tanıyamazdı. Şimdi o kafa şaşkınlıkla sallanıyor ve "Aman Tanrım, bugüne kadar onu hiç böyle görmemiştim." diyordu.
    Olayın üzerindeki sis perdesi aralanınca, annesi düşünmeye başlamıştı: Curt hayatında hiç çamaşır yıkamamıştı! Hiç çek defteri tutmamıştı! Hiç araba lâstiği değiştirmemişti! Hiç düğme dikmemiş ya da pantalonunu tamir etmemişti! Hatta hiç okul yemeğini hazırlamamıştı! Bu işleri hep onun yerine kendisi yaptığı için, oğluna bunları yapma fırsatı vermemiş ve yetişkinliğe adım atan oğlu bu günlük işlerin nasıl yapılacağı hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildi. Biraz insani bir sabırsızlıkla birlikte her olayda gösterdiği iyi niyeti ile, farkında olmadan oğlunu gerçek hayata hazırlamada başarısız olmuştu. O iyi bir anneydi -fazla iyi.
    Gizli Mesaj
    "Bu işlerle sen canını sıkma. Ben senin yerine yaparım. Ben, onları senin yerine yapmak için her zaman orada olacağım. Senin kapasiten yeterli değil ve ben sana göstermeye çalışsam bile hiçbir zaman anlayamazsın."
    Bazen sorumluluk sahibi çocuklar yetiştirmek yaptıklarımızla değil, yapmadıklarımızla ilgilidir. "Çok iyi" bir anababa olarak, yetişkin hayatlarında başarılı olmaları için gerekli bazı becerileri geliştirme fırsatını onların ellerinden çalıyoruz. Bu beceriler satın alınamayan veya verilemeyen, ancak deneyimle kazanılan becerilerdir. Çocuklarımızın yerine yaptığımız her iş, onlar tarafından yapılamamış oluyor.
    Biraz isyan ederek kafanızı iki yana salladığınızı ve geçerli bir soruyu bana yönelttiğinizi görebiliyorum: "Benim görevim çocuklarıma bakmak! Bu işler de görevimin bir parçası değil mi?" Lütfen bu cevabı yavaş ve dikkatle okuyun: Hayır!
    Sizin göreviniz, bağımsız ve üretken bir yaşam kurmak için bir gün evden ayrılacak olan sorumluluk sahibi, kapasiteli genç bireyler yetiştirmek ve onların bunu yapabilmek için yetenek geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Bu nedenle, evdeki bazı görevlerinizi onlara öğretmekten ve aktarmaktan rahatsızlık duymamalısınız, çünkü bu onlara vereceğiniz çok gerekli bir armağan olacaktır.
    Bu sürecin, erken yaşta başlaması ve düzenli olarak sürmesi gerekir. On sekiz yaşına gelmiş çocuklarınıza yaşamsal becerileri öğretmeye çalışmak hem pek işe yaramayacak, hem de belki olanaksız olacaktır. Bunun nedeni, ergenlerin çok meşgul ve hayatlarını yaşamaya çok hevesli olduklarından, bulaşık makinasını doldurmak gibi sıradan bir yeteneği öğrenmek için pek fazla sabırlarının olmamasıdır. Başka bir nedeni de, artık kırılması çok zor alışkanlıklar geliştirmiş olmalarıdır. Bu nedenle artık minik bebeklerimiz çocukluk çağlarına girerken, onlar için yapmakta olduklarımızla, onların kendileri için yapabileceklerini daha somut bir gözle karşılaştırmamız gerekmektedir.
    Burada, çocuğunuzu zaman zaman beslemenin son derece kabul edilebilir bir davranış olduğunu da eklemeliyim. Oğlunuz hastaysa, tabii ki ona yataktan kalkıp kendisine bir çorba hazırlamasını söyleyemezsiniz. Yaşından ya da becerilerinden dolayı kendi başına tamamlayamayacağı bir iş sözkonusu olduğunda ona yardımcı olmanız çok normaldir. Kendinize bir tabak mey-va alırken, sınavına hazırlanan kızınıza da bir tabak hazırlamak hoş bir yaklaşım olacaktır.
    Düşüncelilik, bağımsızlık kadar gerekli bir özelliktir. Buradaki örneklerde farklı olan sizin sunuyor, çocuğunuzun da bekliyor olmasıdır. Ama bu konuda en düşünceli hareketin çocukların kendi işlerini kendilerinin yapmalarında ısrar etmek ve bunun nedenlerini tam olarak anlamak olduğunu unutmayın.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    İşe, çocuklarınızın yapması gereken bir işi yapmak üzereyken kendinize söyleyeceğiniz bir sözcük bularak başlayın: "Yapma."
    Anababalık yaşantınızda belki de ender olacak bir şekilde, yapmadığınız bir şeyden dolayı kendinizle gurur duyabilirsiniz. Bir dahaki sefere kahvaltı masasında bırakılmış kirli tabağı bulduğunuzda kendinize sözcüğünüzü mırıldanın "yapmaaaa" ve onu musluğun altına götürmeyin. Çocuğunuzu çağırın ve kibar bir şekilde tabağı göstererek gerekeni yapmasını söyleyin. Banyoda yere atılmış kirli çamaşırlar bulduğunuzda, kendinizi "yapmaaaa" diyerek durdurun ve çocuğunuzdan onları kirli sepetine atmasını isteyin. Tezgâhın üzerine atılmış çikolata kâğıtlarını "yapmaaaa" diyerek siz toplamayın. Çocuğunuzun kendi çöpünü temizlemesini rica edin. Sabahları çocuğunuzun yemek paketini hazırlama isteğinizi frenleyin ve onu mutfağa çağırıp kendi yemeğini hazırlamasına rehberlik edin.
    Bu derslerin çok korkunç olması gerekmiyor. Örneğin, bir dahaki sefere çamaşır yıkayacağınızda çamaşır makinasının yanına gitmeden önce kendinize "yapmaaaa" deyin. Divana uzanmış televizyon seyreden çocuğunuzdan, televizyonu kapatmasını ve sizinle kısacık bir çamaşır yıkama dersine katılmasını isteyin Belki de birlikte beyazlar ve renklilerin arasında konuşmaktan her ikiniz de hoşlanabilir ve bu arada da önemli bir yaşamsal beceriyi ona öğretmiş olursunuz.
    Evet biliyorum, bunu defalarca kez denemeniz gerekecektir. Ama sonunda, parlak bir günde, bazı şeylerin öğrenildiğini farkedeceksiniz. Bir bakacaksınız ki, çocuğunuz o kirli tabağını siz hiçbir şey söylemeden kaldırmış. Artık kendi sorumluluğunu üstlenme konusunda bir adım attığı için onu kutlayabilirsiniz. Sizin ödülünüz de, can sıkkınlığı yaşamaktan bir adım uzaklaşmak olacak.
    Tabii ki bütün bunlar için biraz sağduyu gereklidir. Üç yaşındaki bir çocuğun yemek pişirmesini ya da beş yaşındakinin çimleri biçmesini bekleyemezsiniz. Basit, yaşa uygun sorumluluklarla başlayın ve çocuğunuz olgunlaşıp kapasitesi arttıkça yenilerini ekleyin. Çocuğunuzu sorumluluk ve bağımsızlık yetenekleri ile donatmanın en güzel yanı, eklediğiniz her bir taşın yeni gelecekler için bir denge unsuru oluşturduğudur. Çocuğunuz önce kaşıkları saymayı, peçeteleri getirmeyi; sonra masayı kurmayı; ardından da kendi yemeğini almayı ve daha sonra da salata yapmayı öğrenir. Siz farkında olmadan artık kendi yemeğini hazırlayacak yetenekleri kazanıverir.
    Benim yaşça büyük olan üç çocuğum -sekiz, on ve on iki yaşlarında- bu yeteneklere sahipler. Kendilerine çeşitli vesilelerle, bir yemeği planlama ve hazırlama fırsatı verildi. Üçü bi-rarada bir menüyü planlayıp, alışveriş listesi hazırlarlar. Anne, baba ya da büyükanneleri onları markete götürür ve üçü alışveriş yapar (bu arada yanlarındaki yetişkin marketdeki ka-fede oturup kahvesini yudumlar). Aldıklarını eve getirip yemeklerini hazırlarlar. Bu hazırlık aşamasında ayrıntıları tartışırken onları izlemek çok zevklidir: "Bu parçalar çok mu büyük oldu?" "Fasulyeleri ne kadar pişirmek gerekiyor?" "Bu kadar peynir yeter mi?" Yemekleri oldukça yaratıcı, genellikle renkli, hatta lezzetli olur. Yaşamsal bir beceriyi kazandıklarını bilmenin yanı sıra, yüzlerindeki başarı ışıltılarını görmek her şeye değer.
    Bu aşamaya nasıl gelebilirsiniz? Çocuğunuz altı yaşından küçük ise, kendinizi bir "eğitim aşamasında" kabul edebilirsiniz. Öğrenmenin ve alışkanlıkların oluştuğu bir dönemdir. Oyuncaklarını "çocuğunuzun toplamasına izin vermektense", kendinizin toplamasının çok daha kolay bir iş olduğunu biliyorum. Çocuğunuzun oyuncaklarını toplamasına, ayakkabısını bağlamasına veya sütünü doldurmasına "izin vermenin" çok daha zaman ve enerji gerektirdiğini biliyorum. Çünkü ona "yardım" etmek kendinizin yapmasından çok daha karmaşıktır. Ancak uzun vadede, bu sorumlulukları genç yaşta ona kazandırarak, devamlı bir çocuğa bakmakla geçecek bir yaşamı kurtarmış olacaksınız, işleri sizin tarafınızdan yapılan bir çocuk sizi özel hizmetçisi olarak görecek ve böyle bir lüksten vazgeçmek istemeyecektir. Siz vazgeçer miydiniz?
    Ayrıca, bulaşık makinasını boşaltmaya istekli ve hevesli bir üç yaş çocuğuna öğretmek, her zaman çok meşgul ve ilgisiz bir ergene öğretmekten ve sonra da yapmadığı zamanlarda öfkelenmekten çok daha iyidir.
    Çocuğunuz altı yaşından büyükse, ona evdeki bir işi öğretmek için kaçırdığınız her fırsat onun bağımlılığını uzatacaktır. Bir kirli çorabı, kullanılmış bir mendili, kirli bir tabağı veya ortalığa atılmış bir oyuncağı her kaldırışınızda -böyle bir işi her yapışınızda- çocuğunuza "temizlik perisi"ne inanmayı öğretmiş oluyorsunuz. Çocuklarınız evden ayrıldığında, evdeki "temizlik perisi "nin onlarla birlikte gitmediğinin farkına varmak sizin için olduğu kadar onlar için de çok zor olacaktır.
    Bizim için oldukça zor olan bir anababalık işi olmasına rağmen yararları çok büyüktür. Hayatı boyunca ihtiyacı olacak yaşına uygun bazı işleri ve becerileri kazanmanın en güzel yanı da özgüvenine yaptığı katkılardır. Bir çocuk ne kadar becerikli olursa kendine güveni o kadar yüksek olacaktır. Bu güven ve sahip olduğu tüm becerilerle daha güçlü olacak, daha olumlu bir benlik algısına sahip olacak ve bu da hayatın zorluklarını daha kolay karşılamasına yardımcı olacaktır.
    Hayatımız boyunca, fırsatlar sunan ve gelişimi sağlayan olaylardan oluşan bazı aşamalardan geçeriz. Bazen çok şaşalı bir gösteri gibi gelirler ama genellikle de karşımıza günlük hayatın önemsiz oluşumları olarak çıkarlar. Öyle ya da böyle, en önemli özellikleri büyümekte olan kişiyi zorlayarak olgunlaştırmalarıdır.
    Oğlum David birinci sınıftayken, ilk kitap projesini hazırlaması istenmişti. Oldukça heyecanlı bir şekilde, sınıftaki her öğrencinin okyanuslarda yaşayan bir canlıyı seçip, onun hakkında bir kitap okuyup bir rapor ve görsel bir sunuş hazırlaması gerektiğini söyledi. Elinde kütüphaneye giriş kartı ile, kendisine bu kadar "olgun" bir görev verilmesinin hevesiyle üniversite kam-püsüne gitmeye can atıyordu.
    Bütün seçenekleri dikkatle inceleyerek kütüphanede bir saatten fazla zaman geçirirken, ben de onu heyecanlı bir dikkatle izliyordum. O kocaman kitapların arasında minicik bir adam olarak sessizce ve sistemli bir şekilde çalıştı. Sonunda kararını verdi. Köpekbalıklarına duyduğu özel ilgiyi de gözönünde bulundurarak Büyük Beyaz Köpekbalığı konusunu seçmişti. O koca kitaplar kucağında ödünç verme masasına yöneldiğinde ona yardımcı olmak istememe rağmen, kendine güvenli havası beni durdurdu.
    Sonraki haftalar boyunca, David beyaz köpekbalıklarının uzmanı olmuştu. Günlük konuşmalarımızın çoğunu "Onlara çok vahşi oldukları için ´denizin kaplanları´ dendiğini biliyor muydun?" (Bilmiyordum). "Çok güçlü oldukları için onlarla mücadele etmenin çok zor olduğunu biliyor muydun?" gibi sorularla geçiriyorduk. (Kitapları hatmeden benim minik adamım gibi!)
    Günler geçtikçe, bu kadar güç bir görevi başarmanın gururu David´in gözlerinde parlamaya başlamıştı. Her gün biraz okuyarak ve raporu için bilgi hazırlayarak zaman geçiriyordu. Biraz üzerinde düşündükten sonra, bir ayakkabı kutusundan bir okyanus görüntüsü yapmaya karar verdi. Bulabildiği kum, bir oyunun içinden çıkan parlak mor ve yeşilden oluşan kumdu ve deniz kabukları da makarnadan boyadıkları idi ama David bu görüntüyü mükemmel bulmuştu. Bahçeden bulduğu parlak çakıl taşlarını da yapıştırdı ve kutuyu mavi kâğıtla kapladı.
    En önemli parça olan Büyük Beyaz Köpekbalığı hamurdan bütün bir öğleden sonra tekrar tekrar yapılıp bozularak ortaya çıkmıştı. David´in ablası Vanessa, mutfağa girdiğinde neredeyse bitirmek üzereydi. "Ne yapıyorsun?" diye sordu Venessa. David, "Projem için. Sen ne olduğunu tahmin et" deyince, Venessa "Bana bir ipucu ver" dedi. David de okyanusla ve köpekbalığı projesiyle ilgili olduğunu söyledi. Ablası biraz düşündükten sonra, "Bu bir kızarmış balık filetosu mu?" diye sordu. Derin bir nefes aldım ve tam müdahale edip ortalığı düzeltmeye hazırlanırken, David kafasını arkaya doğru atıp bir kahkaha patlattı. "Evet! Bay kızarmış balık filetosu, Büyük Beyaz Köpekbalığı!" Minik araştırmacımın sahip olduğu espri anlayışı da beni çok mutlu etmişti.
    Sonunda ödev tamamlandı. David´in altı yaş yüzü, tamamladığı görevi ailedeki herkese gösterirken ışıl ısıldı. Yaptığı işten ben de gurur duyuyordum ve sanki biraz okyanus görüntüsü veriyor gibi gözüken ayakkabı kutusu eserinden de çok mutlu olmuştum.
    En azından ne olduğunu bildiğim için bir okyanus görüntüsü görüyormuş gibi hissediyordum kendimi...
    O önemli günde, çocukların sunuşları için ailelerin de okula davet edilmiş olmasından, David de, ben de çok memnun olmuştuk. Ertesi sabah okula gitme konusunda o kadar heyecanlıydı ki erkenden hazır olmuş ve yola çıkmıştık.
    Öğrenciler projelerini sıralarının üzerinde sunuyorlardı. David de sanat eserini ve raporunu sırasına dikkatlice yerleştirdi. Birkaç dakika sonra çevremdeki sanat eserlerini gördüğümde şaşkınlıktan gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Harika renklerden oluşan bir zemin üzerinde kâğıttan yapılmış üç tane yunus atlıyordu. Elde dikilmiş bir ahtapot nefis kayaların ve yosunların üzerinde yerini almış, geride de harika bir şekilde boyanmış okyanus resmi çizilmişti. Bu mükemmel, çarpıcı ve eşsiz projelerde yatan o müthiş yeteneklerin oradaki büyüklerin arasından çıktığı çok açıktı. Ancak, bu arada mükemmel olmayan projelerin yaratıcılarının daha yakın ve gururlu bir ilgi gördüklerinin de farkındaydım.
    Bazı annelerin "Bütün bunlar bittiği için çok mutluyum (Ben)" veya "bunun üzerinde her gece saatlerimizi harcadık (biz)" "umarım Brittany bütün çabalarının karşılığında iyi bir not alır (onun çabalan mı?)" dediklerini duyuyordum. Sadece sessizce dinledim ve çocukların karnelerinde yer alamayacak bir bölümü düşündüm: "Anababaların çaba ve yetenekleri."
    David´le birlikte odada dolaşırken, onun hayalkırıklığına uğrayacağını düşünüyordum. Tabii herkesin duyabileceği bir şekilde "Brittany´nin annesinin yaptığı yunuslar gerçekten güzel olmuş" dediğinde, bu kaygılarımın yersiz olduğunu anladım. Bir çocuk bile açıkça görebilmişti. Öğretmen için de her şey çok açıktı. Bu nedenle de övgülerinin ve yorumlarının büyük bir çoğunluğunu onu gerçekten hakeden çocuklara yöneltmişti. David onu "Bay Kızarmış Balık Filetosu" ile tanıştırdığında neşeyle güldü.
    Eve döndüğümde, proje ile ilgili istenenler listesini bir daha okudum. "Çocuğumuzun" bir rapor yazacağı, "çocuğumuzun"bir görsel sunuş hazırlayacağı açıkça belliydi. "Anababanın" bir proje yaratmasının beklendiğine ilişkin hiçbir ifade bulamadım ve projelerini anababaları tarafından hazırlanan çocuklar için çok üzüldüm.
    Gizli Mesaj
    "Senin çalışman yeterince iyi değil. Sen yeterli değilsin, ama ben öyleyim. Ben daha iyi yapacağımdan, bırak bunu ben yapayım. Bunun yanı sıra sana nasıl yapılacağını gösterebilecek kadar zamanım ve sabrım da yok."
    Üzerinde Düşünün
    Doğal olarak hepimiz çocuklarımızın okulda başarılı olmasını istiyoruz. Böylece önemli becerileri kazansınlar, özgüven geliştirsinler, okul başarıları yüksek olsun, üniversiteye gidebilsinler, mezun olsunlar ve doyumlu bir yetişkin yaşamı yürütebilsinler. Bu başarının göstergesi de onların karnesidir.
    Anababaların çoğu, ne yaptıklarının farkına varmadan ve büyük bir iyiniyetle, çocuklarının iyi notlar almasına yardımcı olarak onların ilerideki başarılarını sabote etmektedirler. Annesinin harika yunuslar yaptığı Brittany´yi ele alalım: Liseye gelene ve annesi artık derslerinden bir şey anlayamayacağı bir düzeye ulaşana kadar annesini okul görevlerinde en büyük ortak olarak görecektir. Farklı bir senaryo ile de, Brittany´nin annesinin kütüphane araştırmalarına, ortalığı batıran boyama çalışmalarına, yoğun sorulara ve cevaplara zamanı olmadığını söylediğini ve bunun yerine oturup bütün işi kendisinin yaptığını düşünelim. Her iki durumda da Brittany bir işi kendi başına yapmak için gerekli bağımsızlık ve güveni geliştiremeye-cek ve lisede, üniversitede ya da yetişkinlikte karşısına çıkacak talepleri becerilerinin çok üzerinde bulacaktır. Bu da annesinin gerçekten önlemeye çalıştığı mutsuzlukların kaynağı olacaktır.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler.
    Okuldaki zorlayıcı ödev ve görevlerin üstesinden gelmek, çocukların zamanla yavaş yavaş kişisel sorumluluk, kendini yönetme ve parlak bir yaratıcılık geliştirmesine yardımcı olur. Kişilik geliştirme süreci, hamurdan yapılan bir köpekbalığı ile başlayan ve lisede hazırlanması gereken dönem ödevlerine kadar uzanan ve doyumlu bir yaşamın başarılarında yeşeren değişik boyutlar içerir. Bu başarılardan bazıları güçlü bir meslek, insani katkılar ve anababalıkta mükemmelliktir. Çocuklarımıza bu başarılara ulaşmada yardımcı olurken, bizim görevimiz biraz geri durmak ve başarısızlıklara izin vermek ve başarıyı alkışlamaktır. Bazı durumlarda kalbimizde müthiş acılar duyabiliriz ama hepimiz biliyoruz ki en güçlü kaslar çalışan kaslardır.
    Bir anababanın atması gereken en önemli adım okul ödevlerinin sorumluluğunu ve sahipliğini çocuğuna devretmektir. Bu da, okul ödevlerinin ve derslerin onun "görevi" olduğunu ve ciddiye alması gerektiğini çocuğunuzun açıkça anlaması demektir. Tabii ki bu, siz kendi özel zevklerinizle zaman geçirirken birinci sınıfta okuyan çocuğunuzu yalnız başına bırakacağınızı ilân etmeniz anlamına gelmiyor. Anababa, ödev konusunda çocuğunun ortağı değil, rehberi, danışmanı olmalı ve gerektiğinde onu neşelendirip doğru yolda ilerlemesinde ve ödev teslim zamanlarını takip etmesinde ona destek olmalıdır. Ayrıca ihtiyacı olacak tüm materyalleri ve malzemeleri sağlamak ve ödevlerinin günlük olarak takibini yapmak da anababaların görevidir. Çocuğunuzun ödevini tamamlamasını sağlamak için ödüller ve cezalarla dolu bir ortam oluşturmaktan kaçının. Bunun yerine öğrenme süreci üzerinde durun ve yeni kazandığı becerilerin ona hayatta nerelerde yararlı olacağını gösterin, araya espriler katın ye geri çekilip yıllar önce ektiğiniz tohumun nasıl gelişip serpilerek bağımsız ve yetenekli bir insana dönüştüğünü seyredin.
    Her şeyden önemlisi, çocuklarımız için başarı sağlamaya ne kadar istekli olsak da geçilecek bu geçitlerin yalnız bir yolculuk olduğunu hiçbir zaman unutmayın.
    Adil Ücrete, Adil îş
    Andrea bu haftaki anababalık destek grubuna katılmaya can atıyordu. Bu haftaki konu onun çok katkıda bulunabileceği ve hem onun, hem de diğer anababaların çok şey öğrenebileceği bir konuydu.
    Herkes birbiriyle selâmlaştıktan sonra, yerlerini aldılar ve grup lideri oturumu açtı. Konuşmaya hazırdı ve "çocuklara evde yaptıkları işler karşılığında para ödenmesi gerektiğine her zaman inanmışımdır" diye söze başladı. "Ayrıca, ´emeğe karşılık ücret´ yetişkinlik hayatlarının da özünü oluşturacağına göre, neden çocukken bu işe başlamasınlar?"
    "Biz de olaya hep böyle yaklaştık" diye onu onayladı Rachel. "Çocukların sorumluluk kazanması çok önemli ve ev işlerinde yardımcı olmak da bunu öğretiyor. Ayrıca, parayı idare etmeyi öğrenmeye de yardımcı oluyor."
    Debbie de söze karıştı, "Performanslarının bir ölçüsü olarak her zaman harçlığı kullandık, iyi bir iş başardıklarında, bunun ücretini alacaklarını her zaman bilirler."
    Brian başıyla onayladı, "iş tamamlanmadan ödemeyi yapmamak bana her zaman avantaj sağlamıştır. O haftanın parasını vermeyebileceğimden söz edince çocuklar genellikle işlerini ciddi yapıyorlar." Çoğu buna katılarak güldüler. Birden fazla anababanın bu taktiği uyguladığı anlaşılıyordu.
    Gerilerde oturan ve utangaçlığı nedeniyle konuşmalara pek fazla katılmayan Diane gülmüyordu. Gruptaki diğer anababalardan farklı olarak, onun çocukları biraz daha büyüktü ve olaya biraz farklı bakıyordu. Kafasını sallayarak, "Bu tartışmayı birkaç ay önce yapıyor olsaydık, sizlere kesinlikle katılırdım. Ama evimizde olan bazı şeyler görüşlerimi gözden geçirmeme neden oldu." dedi. Birden tüm gözler ona çevrilmişti. "Trevor´a yaptığı işlerin karşılığında her zaman para verirdim ve bu daima işe yaramıştı. Ama on iki yaşına bastıktan sonra daha fazla düşünmeye ve ilginç gözlemler yapmaya başladı." Artık ergenlik çağına giren bir çocuğun annesi olarak derin bir iç çekerek devam etti. "Önce çok basit bir olayla başladı. Çarşıdan aldığım meyve sebzeyi içeri taşımama yardım etmesini istediğimde, bana ne dedi biliyor musunuz?" Diğer anababalar merakla başlarını salladılar.
    Diane "Tam olarak ´ne kadar ödeyeceksin?´ diye sordu" dediğinde odada büyük bir sessizlik oldu.
    Rachel´in cevabı birkaç kişinin daha gülüşmesine neden oldu: "Eğer yapmazsa başının derde gireceğini söylerdim..."
    Diane yine ciddiyetini korumuştu, "işler daha da kötüye gitti! Bir hafta sonra, Trevor televizyon seyrediyordu ve ona çöpü dışarı çıkarmasını hatırlattım. Bu yıllardır onun göreviydi. Bana baktı ve çok saf ve kibar bir ses tonuyla: "Anne, benim bu hafta için yeterince param var. Çöpü sen çıkartabilirsin." dedi. Çok ciddiydi ve benim de dilim tutuldu! Kendime geldiğimde bunun onun görevi olduğunu söyledim. "Ama onu yapmam için her zaman bana para ödedin. Şimdi o parayı istemediğime göre işi de yapmama gerek yok. Geçen hafta Cumartesi günü seni işten çağırdıklarında, babama, ödedikleri paranın hafta sonunu çalışarak harcamaya değmediğini dediğini duydum. Sen de çalışmamaya karar verdin. Bu da aynı şey."
    O ana kadar sessiz kalan Paige kendi öyküsünü anlatmaya başladı: "Bunu dile getirdiğinize çok sevindim Diane. Böyle bir deneyimi olan bir tek ben miyim diye düşünüp duruyordum. En büyük oğlum birkaç hafta önce heyecanla eve gelip, yazın çalışmak için bir araba yıkama yerinde iş bulduğunu söylemişti. Yeni işinden konuşurken, evde bulaşık ve çamaşır gibi işleri yapmaktansa, araba yıkamayı tercih edeceğini söyledi. Ne demek istediğini sorduğumda, araba yıkamaktan kazanacağı paranın kendisine yaz ayları boyunca yeteceğini ve artık bizden alacağı harçlığa ihtiyacı olmayacağını söyledi. Evdeki tüm işlerden kurtulduğunu sanıyordu. Yaptığı işlere karşılık ona her zaman para ödediğim için, bu varsayımı çok mantıklıydı."
    Bu anababalık grubunun kendisine sunduğu değişik görüş açısını düşünerek eve dönen Andrea, ev işleri ile ilgili sistemi gözden geçirmeye karar verdi. Gruptaki annelerden Diane ve Piage´i hafta içi bir gün kahve içmeye davet etmeye karar verdi.
    Gizli Mesaj
    "Evdeki işlerini yaparsın, karşılığında da paranı alırsın. Paraya ihtiyacın yoksa, işi yapman gerekmiyor."
    Üzerinde Düşünün
    Çocukların evdeki işleri yapma karşılığında para almaları yaygın bir görüş. Andrea bu yaklaşımın altında yatan mantığı açıklamıştı: Bizlerin dünyası iş-ücret kavramı üzerine kurulmuştur. Ancak, bu yaklaşımın gözden kaçırdığı büyük bir açık var: Yetişkinler meslekleri ile ilgili işlerde çalışmalarının karşılığında ücret aldıkları halde, evlerinde aileleri için yaptıkları katkıların ücretini kimse onlara ödememektedir. Sevdiklerine karşı duydukları sevgi ve şefkatle yapılan işlerin karşılığı ödenmemektedir. Yemeğinizi pişirdiğiniz, çamaşırınızı yıkadığınız, yatağınızı yaptığınız veya çöpü döktüğünüz için ne zaman size ücret ödendi? Ailenizdekiler ne zaman bu işleri onlar için yaptığınızda size para verdi?
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Ev ortamının devamlılığı, bazı işlerin her gün tekrar tekrar yapılmasına bağlıdır. Herkesin takımın birer parçası olduğu gerçe-öini ve ev ortamını temiz, güvenli ve işlevsel bir şekilde koruma hedefini aklımızdan çıkarmadan, bu işler de evi paylaşanlar arasında bölüştürülmelidir. Takımın her bir üyesi, diğerleri ile aynı tarafta olduğunu, yakınmalara yer olmadığını ve oyunu koçların (anne ve babanın) yönlendirdiğini anlamak zorundadır. Bazı işler deneyim ve beceriye göre üstlenilir: Araba kullanmayı ve para ödeme konularını onlar bildikleri için alışverişi anne ya da baba yapmalıdır. Faturaları anne ya da baba ödemelidir, çünkü çocuklar daha ücretli bir işte çalışmamaktadırlar. Çocukların yapabilecekleri işlerin bazıları bulaşıkları yıkamak, çöpü dışarı çıkarmak, yerleri silmek olabilir.
    Günlük olağan işlerin yanı sıra, önerilecek diğer bazı işler için ücret düşünülebilir. Bunlar "ekstra" olarak kabul edilir ve bunu yapmaya istekli çocuklara verilebilir. Bunlar arabayı yıkamak, bahçeyi sulamak veya işinizle ilgili bazı dosyalama, kopyalama işlerini yapmak olabilir.
    Nasıl ki ailedeki her birey ev ortamının sağlıklı yürümesi için bazı işleri paylaşırsa, ailenin gelirinin paylaşılması da doğaldır. Çocuklara evdeki işlere karşılık olmadan harçlık verilmeli ve paralarını nasıl idare edecekleri öğretilmelidir. Ama bu tamamiyle başka bir konudur ve bu da bizi bir sonraki öyküye götürecektir.

    Hep Bana! Hep Bana!

    Yağan ilk kar, hem kışın geldiğini, hem de tatilin ve yeni yıl alışverişinin yaklaşmakta olduğunu müjdeliyordu. Ken ve Shelley o günün alışverişe gidip bu işleri bitirmek için uygun bir gün olduğunu düşünmüşlerdi. Anneleri oturma odasından kafasını uzatıp, "Nathan... Anna..., haydi gidiyoruz" diye seslendi.
    Arabaya yerleşirlerken, Nathan arkadaşının babasının yeni arabasından söz ediyordu. "Onu görmelisiniz. Koltuklar tama-miyle yatıyor, arka koltukların yanında da radyonun hoparlörleri var!"
    "Ne hoş," dedi Ken, direksiyonu sıkarak.
    "Neden bizim de öyle lüks bir arabamız yok baba?" diye devam etti Nathan.
    "Olmasını isterdik," diye söze karıştı Shelley, "ama o arabalar gerçekten çok pahalı ve bunu karşılayamayız."
    "Her zaman çocuklarla alışveriş yapmalı" diye takıldı Ken. Bu şaka arka koltukta homurdanmalara neden oldu.
    Bu arada Shelley alışveriş listesini gözden geçiriyordu ve her bir hediye için ayırdığı miktarı hesaplayınca, Ken´e bankanın önünde durmasını söyledi. Ken kartını taktıktan kısa bir süre sonra otomatik para makinasından çıkan paraları gören Nathan, "Hey baba! Neden biraz daha fazla para çekmiyorsun, bir araba galerisine uğrayalım?" dediğinde, bu sefer homurdanma sırası ön koltuktakilerdeydi.
    ilk durakları, daha büyük miktarlardaki satınalmaları teşvik eden kocaman oyuncakların satıldığı büyük oyuncakçı mağaza-sıydı. Nathan ve Anna her zamanki gibi o renkli görüntü karşısındaki hayranlıklarını ifade etmekten kendilerini atamıyorlardı. Anna, abartarak elini kalbinin üzerine koyup derin bir iç çekti ve "Anne! Baba! işte televizyonda gördüğüm Süper Şehir Elektrikli Tren Seti! Ve indirimde! Bir tane alabilir miyiz, lütfen?"
    "Anna, bugün sadece hediyelerimizi alacağız," dedi annesi, "bu da, kendimiz için değil başkaları için birşeyler almak anlamına geliyor."
    "Ama anne," diye söylendi Anna, "raflarda sadece üç takım kalmış! Bir daha hiç bulamayabiliriz!"
    "Hayır, tatlım," dedi Shelley. "Bugün almıyoruz."
    Ama Anna sanki o noktada kök salmıştı ve trenin değişik parçalarını incelemeye başlamıştı. "Anneciğim, lüütfeeeen! Bütün bir yıl boyunca başka bir şey istemeyeceğim! Söz."
    Ken kararlı bir sesle "Anna! Annenin söylediğini duydun. Cevabımız hayır. Bugün yapacağımız çok şey var, onun için acele edin." Anna´nın omuzları düştü, allak bullak olmuş suratında alt dudağı daha da aşağıya sarktı.
    Suratını asarak onları izlerken, bu sefer başka bir aralıkta Nathan´ın yalvarmaları başladı. "Ama her zaman Değişik Sesler Çıkaran Bir Uzaylı Maskem olsun istemiştim!" Tabii, aynı görüntüler tekrarlandı ve Nathan da suratını asıp onlara katıldı.
    Bütün olanları görmezden gelmeye çalışarak, Ken ve Shelley akrabalarına ve arkadaşlarına hediye seçimine devam ettiler. Her iki çocuğun da Yeni, Geliştirilmiş ve Harika Oyuncaklar üzerinde sürdürdükleri ısrarlara daha fazla dayanamayan babaları, ikisinin de bütün mağazanın bir duvarını boydan boya Kaplayan bölümden birer video filmi seçmelerine izin verdi.
    Videolar da, mağazanın değişik koridorlarında ilerledikçe devam eden yalvarmaları durduramamıştı. Oyuncak mağazası anababalar için bir cezaya dönüşmüştü. Arabaları hediyelerle dolmuş ve hem harcayabilecekleri paranın, hem de sabırlarının sınırlarına dayanmışlardı. Listeleri tamamlansa da, tamamlan-masa da Ken, Shelley ve suratı asık iki çocuk kasada sıraya girdiler.
    Paketlerini bagaja doldurduktan sonra, Shelley öğle yemeği molası vermeyi önerdi. Bir hamburgercide durdular. Daha kâğıtlara sarılı sandviçlerini açmamışlardı ki Nathan masanın öbür ucuna uzanmaya kalkınca portakal suyu patates kızartmalarının üzerine döküldü. Shelley´nin de, Ken´in de söylenecek halleri yoktu. Şanslarına, görevli biri dağınıklığı temizledi ve yeni bir yemek getirdi. Neredeyse bitirmek üzereydiler ki Nathan, "Ben hâlâ açım" dedi, sanki tüm midesini patates kızartması ile doldurmak zorundaymış gibi. Anababasının hiç anlayamadığı mutsuz çocuk ifadesi ile "Biraz daha patates kızartması alabilir miyim?" diye sordu. Elinde kocaman patates kızartması paketi ile arabaya geri döndüler ve alışverişlerine kaldıkları yerden devam ettiler.
    Öğleden sonra uzun bir süre harcadıktan sonra, listelerindeki hediyelerin çoğunu tamamladıklarında Shelley o günkü alışverişin tamamlandığını söyledi. Ken yorgunluktan bitkin bir sesle "hareketlerin dondurulduğunu" bildirdi.
    Shelley, arabayı boşalttıktan sonra, akşam yemeği için dolaba boş gözlerle bir baktıktan sonra, "Yemek hazırlayamayacak kadar yorgunum" dedi. "Neden bu akşam için pizza ısmarlamıyoruz?" iki kere söylemesine gerek kalmadan Nathan telefonu uzatmıştı bile.
    Pizzalarını beklerken, Shelley ve Ken günün bilançosunu çıkartmaya başlamışlar, çocuklar da oyuna gitmişlerdi. Birkaç dakika sonra Anna ağlayarak yanlarına geldi, "Oyuncak maymunumu kaybetmişim".
    "Buralarda bir yerlerdedir" dedi Ken.
    "Hayır baba! Alışverişe onu da götürmüştüm. Geri gitmeli ve onu bulmalıyız, en sevdiğim oyuncağımdı. Bir milyon dolar değerindeydi..."
    "Ona benzeyen yüzlerce oyuncağın var tatlım. Bir dahaki sefere oyuncaklarını alışverişe götürme."
    Gözyaşlarına boğularak, "Bana yeni bir tane daha almalısınız!" dedi.
    "Anna!" diyerek araya girdi annesi. "Hemen koşturup, kaybettiğin şeyleri yerine koyamayız. Biliyorsun, parayı sokaktan toplamıyoruz!"
    Gizli Mesaj
    "Para sokaktan toplanmıyor, ama otomatik para çekme makinalarından çıkıyor. Alışveriş, hamburgercide öğle yemeği, akşam yemeğinde pizza ve en son çıkan ne varsa her şey için sonsuz bir para kaynağı var.
    Üzerinde Düşünün
    Bir ders verilmekte olduğunun farkında olmasak bile çocuklarımıza devamlı olarak birşeyler öğretmekteyiz. Çocuklarımızla birlikte geçirdiğimiz günün her anında inançlarımızı dışa vuran davranışlarda bulunuyoruz ve çocuklar da örnek alarak öğrenirler. Özellikle aile bütçesi ile ilgili konularda bu çok geçerlidir. Günlerin içinde, çocuklarımızın gördüklerine ve duyduklarına bakarak maddi kavramlar oluşturduklarının farkına bile varmayız. Bir çocuğun bakış açısından gereksinim duyulan ve istenen nesneler maddi anlam taşımaz. Aldığımız nesnelerle, çalıştığımız işler, ödediğimiz vergiler, ara sıra beynimizi eden ev taksitleri ve faturalar arasında bir bağ kurma Şansları yoktur.
    Çocuklarımıza kararlarımızın arkasındaki nedenleri açıklamadan, "Bunu karşılayamayız" veya "Bugün bunu satın alamayız" gibi sözlerle geçiştirerek para ile ilgili bilgileri onlara aktarma fırsatını elimizden kaçırıyoruz. Bir hamburgerciye gittiğimizde, paranın kime verildiğini ya da yedikleri yemeğin fiyatını akıllarına bile getirmiyorlar. Değerlerin göreli olduğunu da düşünürsek, küçük bir çocuk için 20 sent ile 20 dolar arasındaki fark siz onlara göstermedikçe anlaşılabilir mi? Çocukların çoğu için parlak madeni paralar, buruşuk kâğıt paralardan daha caziptir.
    Para, değer, fiyat ve bu üçü ile ilgili olarak verdiğimiz günlük kararlar çocuklarımız için kendi başlarına çözemeyecekleri birer sırdır. Maddiyatla ilgili daha sağlıklı ve üretici bilgiler aktarma isteğimiz, paranın bizim için neler yapıp yapamayacağı ve ona ulaşabilmek için neler yaptığımız konuyla ilgili gerçekleri açıklamaktan bizi alıkoymaktadır.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Çocuklara birşeyler öğretmek için pek çok fırsatımız oluyor. Kendinize, "Çocuklarıma para konusunu öğretmem gerekiyor ve her gün bunu yapmak için fırsatlar kollayacağım" diye bir söz verin. Buna bir başladığınızda, ne kadar çok fırsatınız olduğunu farketmek sizi şaşırtacaktır.
    Bir ürüne ya da hizmete para öderken, çocuklarınıza ne kadar ödediğinizi söyleyin. Miktarın daha anlaşılır olması için, onu çocuğunuzun harçlığı ya da bir oyuncağının fiyatı ile karşılaştırın. Örneğin, "Bugünkü yemeğimiz 20 dolar tuttu. Bu senin dört aylık harçlığın demek" ya da "Bugünkü alışverişimiz 100 dolar tuttu, ki bu da senin bisikletinle aynı miktar." Çocuğunuzun ikinci bir patates kızartmasını istemeden önce biraz daha düşüneceğini anlayabiliyor musunuz? Evinize taktıracağınız yeni sıcak su kazanının onun 100 aylık harçlığına eşit olduğunu öğrendiğinde ne kadar şaşıracağını düşünebiliyor musunuz? Bu tür olaylar, çocuğunuzun gözünde sadece maddi olmakla kalmaz, anlaşılabilir bir değer de kazanır.
    Kızınız kendisine bir hediye seçerken o pahalı bebek setini tercih ediyorsa, "Bunu karşılayamayız" demekten kaçının. Bu anlama geliyor: Bir yerde fazladan 600 dolarınız olsaydı, o bebeği ona almaktan mutlu olurdunuz. Onun yerine, örnekler vererek o bebeğe vereceğiniz parayla geniş ailenizdeki tüm bireylere hediyeler alabileceğinizi anlatın.
    Ceplerinizdeki veya cüzdanınızdaki bozuk paralan bir çekmeceye fırlatıp atmayın. Bu, çocuğunuza, küçük paraların değersiz olduğu algısını verecektir. Bunun yerine onları bir kavanozda biriktirin ve bankada hepsini bütünlettikten sonra ailenizi sinemaya götürün. Böylece ona küçük paraların bile biriktirilerek zamanla daha çok değer kazanacağını gösterebilirsiniz.
    Çocuğunuz ona zaten alacağınız bir şey istiyorsa, ona seçenek sunarak ödenecek paranın değeri üzerinde daha çok düşünmesini sağlayın. "Tabii ki her hafta yaptığım gibi bu hafta da sana bir video filmi kiralayabilirim. Ya da bu hafta ona vereceğimiz 3 doları sana verebilirim ki almak istediğin CD için Biriktirdiğin paraya ekleyebilesin." "Durup bir külah dondurma Alabiliriz ve bugün bir tane yiyebilirsin ya da çarşıdan malzemesini alırız ve her gün üç tane külâhlık dondurmamız olabilir." Birden çocuklarınız onlara otomatik olarak aldığınız şeylerin değerini daha iyi anlamaya başlayabilirler.
    Çocuklarımıza küçük yaşlardan başlayarak vermenin zevkini öğretmek de çok önemlidir. Kendi ailelerinin sadece kendi ihtiyaçlarını ve istediklerini karşıladıklarını, yardıma muhtaç olanlara pek fazla para harcamadıklarını görürlerse, başkalarına yardımın yaşamlarında pek de yerinin olmadığını düşünürler. Somut bazı girişimlerde bulunarak (örneğin, çocuğunuzun bozuk paralarını bir kutuda biriktirmesini sağlayıp, o parayla Çocuk yurduna bazı oyuncaklar almasını sağlamak gibi) onun yüreğine gidecek mesajlar gönderebilirsiniz. Bunları özel bazı 9Unlerde yaparsanız, tatillerin sadece istediğinin yapıldığı,hediyelerin alındığı zamanlar değil, paylaşmayı ve başkalarını düşünmeyi de gerektiren anlar olduğunu öğrenir.
    Çocuğunuza harçlık verirken bazı kurallar ve kısıtlamalar getirin. (Örneğin, harçlıklar sizin onaylamadığınız şeker ve oyuncak almak için kullanılamaz.) Onlara bir bütçe hazırlamada yardımcı olun, ama parayla ilgili bazı kararlar almalarına da izin verin. Bazen yanlış kararlar verebilirler ama zaman içinde bu hataları onları başarıya götürecektir. Örneğin, çocuğunuz bütün parasını yeni bir CD´ye harcamayı seçerse, sonra da okul tişörtlerinin satılmaya başlandığını hatırlarsa, ona para vermekten kaçının. Bunu, onun bir ders çıkarması için bir fırsat olarak kullanın: "Bazen paramızı bir şeye harcamayı seçeriz -CD gibi- ve bu istediğimiz başka bir şeyi -tişört- alamayacağımız anlamına gelir. Parayla ilgili almamız gereken kararlar vardır."
    Çocuğunuz çok özel bir şey almak istiyorsa -yeni bir bisiklet, paten, gitar- devamlı birşeyler istemesinden şikâyetçi olmayın, hemen koşup ona istediğini de almayın. Bunun yerine, beraberce oturup maddi durumunu tartışın. Yeni birşeyler alma isteğini onaylayın: Ara sıra özel bazı şeyler almak istemek çok normal ve kabul edilebilir bir davranıştır. Masrafın ne kadarını karşılayabileceğinizi (yarısını, üçte birini) söyleyin ve gerisini biriktirebilmesi için bir plân oluşturun. Öğretmeye çalıştığımız çok değerli bazı dersler alacaktır: Satın almayla ilgili akıllıca kararlar vermek, para biriktirmek, "isteklerimizin ruhumuzu tüketmesine izin vermeden istediklerimizi satın almak, "isteklerimizden birine öncelik vermek ve gerisini unutmak. Çocuğunuz istediğini satın aldıktan sonra da, bu süreçte kişisel olarak çaba gösterdiği için, eşyasına daha çok özen gösterecektir.
    Çok ciddi bir hata: Kendi çocukları hakkında acımasız bir dürüstlükte ve kırıcılıkta konuşmak, üstelik de haklarında kırıcı yorumlar yaptıkları kişiler her sözcüğü dinlerken. Belki de şimdi kendinize "Bu bana hiçbir zaman olmaz." diyorsunuz. Belki oluyor, belki de olmuyordur. Aşağıda verdiğim örneklerde kendinizi görme olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorum.
    Büyük bir marketteki kasalardan birinde, bir yandan arabasındaki yiyecek malzemelerini tezgâhın üzerine boşaltırken, bir yandan da kasiyer kızla sohbet eden bir anne şunları söylüyordu:...Yaz tatillerine sadece bir hafta kaldı, sonra çocuklar bütün gün evde olacaklar. Şimdiden tüm o tartışmaları duyar gibiyim! Önümüzdeki birkaç ay yaşamayı nasıl başaracağımı bilemiyorum! Çok ucuza iki çocuk satın almak ister misiniz" Kasiyer kız da gülerek kafasını salladı ve Hayır, teşekkürler. Benim de var! Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum! Ben de şimdiden eylül ayını beklemeye başladım, dedi. Bu, belki de masum, fazla düşünülmeden yapılan konuşma sırasında, bu kırıcı sözlerin her birini sessizce dinleyen iki çocuğun yanıbaşlarında durduğunu her ikisi farketmedi. Yine her ikisi de, minik iki çift gözün sessizce ye-re yöneldiğini ve gergin birkaç minik öksürüğü farketmedi.
    Yorgun bir işgününün ardından eve dönen Amir´in durumunu ele alalım: Neşe dolu çocukları babalarına doğru koşup onu kucaklayamadan, anneleri gelip günlük raporu verdi. "Eve geldiğine çok sevindim. Beş dakikalık bir huzur ve sessizliğe ihtiyacım var. Bu çocuklar beni bütün gün boyunca çıldırttılar! Abdi ve Sheida vahşi hayvanlar gibiydiler. Oturma odasında kavga ederlerken saksıları devirdiler. Aria, iki yaşındaki bebek gibi davranıyor ve ufacık şeyler için huysuzluk nöbetleri geçiriyor. Çamaşır makinası yine bozuldu ve çocukların dört öbek kirli çamaşırı banyoda birikmiş beni bekliyor..." Sinmiş üç çocuk sessizce ve farkedilmeden oturma odasına süzülüp televizyonu açtılar.
    Megan en iyi arkadaşıyla telefonda konuşuyordu. Her zamanki gibi konu döndü dolaştı çocuklara geldi. Megan o sabah Kyle´ın beyzbol maçında ne kadar sıkıldığını abartarak anlatıyordu. "Çok utandım" diye söylendi. "Kyle ikinci kez dışarı çıktığında, bir bebek gibi ayağını yere vurup, kaskını başından çıkarıp yere attı. On beş yaşında değil de beş yaşında olduğunu sanırdın!" Kıkırdayarak "Sanırım ergenlik hormonları kontrolü ele alıyor." Bu arada, konusu edilen ergen birkaç metre ötede ödevini yapıyor gibi gözüküyordu, ama aslında annesinin en büyük sıkıntısı olan bir konuyu çok müthiş bir espriymiş gibi başkasına anlatmasını dinlemekten büyük bir acı duyuyordu.
    Na yazık ki, anababalar bu tür talihsiz konuşmaları yapabiliyorlar. Anababalık seminerlerime katılan bir çift bir gün çalışmadan sonra beni durdurmuş ve üç yaşındaki kızlarının davranış sorunları ile ilgili olarak benimle konuşmak istemişti. "Molly son günlere kadar çok iyi bir çocuktu. Sanıyoruz o korkunç iki yaş dönemine biraz geç girdi. Artık hiç de keyif vermiyor. Bize sürekli "hayır" diye bağırıyor ve bizim söylediğimiz hiçbir sözü dinlemiyor. Sabırlı olmaya çalıştık ama artık sabrımız taşmak üzere!". Biraz aşağıya doğru baktığımda, üç yaşındaki minik kızın (herhalde Molly´nin) babasının
    bacaklarına asılıp durduğunu gördüm.Ama o sadece üç yaşındaydı ve söylenenleri anlamıyordu, bunlar onu incitemezdi.Ya da sadece biz öyle sanıyorduk.
    Gizli Mesaj
    "Senin hakkında istediğim her şeyi söyleyebilirim ve zaten sen de bir çocuk olduğun için söylediklerimi naasıl olsa dinlemiyorsun. Bir yetişkine göstereceğim saygıyı gösttermeye değmezsin. Bunun yanı sıra, senin hakkında da gerçekten böyle hissediyorum ve duygularına önem vermiyorum, sem sadece bir çocuksun, bu yüzden de duygularının önemi yok.´"
    Üzerinde Düşünün
    Çocuklarınızın sizin gelişigüzel yaptığımız yorumları duymadığına inanıyorsanız, şöyle bir şey deneyirn. Bir arkadaşınızla ya da eşinizle sohbet ederken, araya bir yere bir soru sıkıştırın "Sence çocukları toparlayıp dondurma yenmeğe götürsek nasıl olur?" Bunu sorduğunuzda, evin dört köşesinden gelen "Evet!" bağrışmalarının sonucunda arabaya atlayıp gerçekten dondurma yemeğe gitmeye hazırlıklı olun.
    Çocuklar duydukları her şeye karşı dışadönük bir tepki göstermeyebilirler. Ancak, yüreklerinin içini görebiliyor olsaydınız, dikkatsizce sarf edilen her bur sözcüğün, her düşüncesiz davranışın bir kaydını görebilir ve dünyanın en korumasız ve narin yeri olan o yüreklerde yetişkin gülüşlerinin hiç de komik bulunmadığını görürdünüz. Orada,, çocukların yaptığı içselleştirmenin tüm bu ürünlerine önemli ve genellikle de doğru olmayan- bir anlam yüklendiğini farkederdiniz. Çocuklar büyüme sürecinden geçerlerken, sürekli olarrak kim olduklarını, bu dünyadaki ve anababalarının gözündeki , anlamlarını sorgularlar. Bir anababanın sözcüklerinin yanı sıra, yorumlarının, hareketlerinin ve genel olarak tepkilerinin boyutları,çocuğun kendisinin kim olduğu ve dünyadaki önemi konusunda oluşturduğu resmi şekillendirmesine yardımcı olur. Gerçekten ona karşı hissettiğimiz tüm sevgi ve övünce karşın, bir çocuğun onu bir sanat eseri olarak görmediğimiz sonucuna varması ne denli üzücü...
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Sözcüklerinizi, gereken tüm önemi vererek dikkatlice seçmek en temel adımdır. Bundan böyle, çocuğunuz sizi duyabilecek uzaklıktaysa, onun dinlediğini varsayın ve doğrudan kendisine söylemeyeceğiniz bir şeyi onun hakkında söylemeyin.
    Verilen örneklerde kendinizden bazı kırıntılar bulduysanız, diğer anababalardan çok farklı değilsiniz demektir. Ama bu, davranışınızı değiştirmeniz gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Çok basit bir değişiklik, çocuklarınızın hayatı üzerinde çok olumlu bir etki yaratabilir. Çocuklarınız hakkında konuşurken -kabul etmeliyiz ki bu en sevdiğimiz konudur- sözcüklerinizin çocuğunuzun bakış açısından nasıl görüneceğine dikkat edin.
    Söylediğinizin olumsuz bir etki yaratacağından emin olamıyorsanız, bir başkası sizin hakkınızda o sözcükleri sar f etseydi siz nasıl hissederdiniz onu düşünün. Ya da kendinize "Patronum/eşim/en iyi arkadaşım hakkında konuşuyor olsaydım ve o kişi de beni duyuyor olsaydı, böyle bir şey söyler miydim?" diye sorun. Cevabınız ölümcül bir kahkaha ise, cümlenizi yarıda kesin ve sözcüklerinizi biraz daha iltifat dolu bir hale getirin.
    Hepsinden de önemlisi çocuğunuz hakkında söyleyecek daha parlak ve güzel şeyler bulun ve çocuğunuzun onu duyduğundan emin olun. Böyle "gelişigüzel söylenmiş bir sözcük" çocuğunuzun hayatını tümden değiştirecek yararlar sağlayabilir. Kendileri ile ilgili, hayatları boyunca taşıyacakları harika bir algı geliştirmelerini sağlayabilir.


    Paylaş
    Çocuklarıza Verdiğiniz Gizli Mesajlar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kibarlık Nerede Kaldı?

    1. Olay; Kalabalık büyük bir markette kasada sırada bekliyordum. Önümde, arabanın sapına abanmış, dalgınlıkla arabayı yavaş yavaş öne arkaya sallayan bir genç vardı. Onun önünde de babası bir derginin sayfalarına göz gezdiriyor ve elindeki kuponları kasiyere veren önündeki hanıma bakıp sesli bir şekilde iç geçiriyordu. Sıra biraz ilerleyince, kendi dünyasına dalmış olan genç arabayı biraz itti ama, biraz fazla hızlı gidince sanırım babasının topuğuna çarptı. Buna çok bozulan babası, çocuğundan nasıl iyi davranışlar beklediğini herkesin gördüğünden emin olmak için etrafına bakınarak, "Dikkat et!" diye neredeyse bağırdı. "Arabayı topuklarıma çarptın!" Sonra da, pek de kibar olmayan bir tavırla oğlunu arabadan uzaklaştırdı ve benim yüzüme garip bir ifade ile bakarak ve derin bir iç çekerek "Çocuklar!" dedi. Bu arada suratı kıpkırmızı olmuş oğlu babasından uzakta beklemek için ön kapıya doğru yönelmişti bile.
    2. Olay ;Birkaç kişi büyük bir mağazanın asansöründe beklerken, bir anne ile küçük kızı da bindiler. Anne inecekleri katın düğmesine bastıktan sonra kenara çekildi. O sırada küçük kız öne fırladı ve üç, dört düğmeye birden basıverdi. Neredeyse kırmızı imdat düğmesine basmak üzereydi ki annesi kolundan yakaladı ve onu aşağılayarak yüksek sesle bağırdı. "Ne yapıyorsun? Ellerini oralardan uzak tut. Doğru düzgün davran." Geri kalan herkes sinmişti.
    3. Olay Çocuklarımla parkın tadını çıkartırken, yakınlardan canı sıkkın bir çocuğun sesini duydum. Sesin geldiği yere döndüğümde, çalılıkların üzerine kaçan topunu almaya çalışan küçük bir kız çocuğu gördüm. Oraya yöneldim ve ben de biraz mücadele ettikten sonra, topu ordan kurtarmayı başardım. Tam çocuk topu benim elimden kapıp uzaklaşmak üzereydi ki annesi yetişti. Çocuğun bana doğru dönmesini sağlayarak, "Kibarlık nerede kaldı, küçük hanım? Bu kadar kaba olma! Birisi sana yardım ettiği zaman ´teşekkür´ etmen gerekir. Ya şimdi ´teşekkür´ edersin ya da hemen eve gidiyoruz." Ancak altı yaşlarındaki bu minik kız, ağzının içinde birşeyler gevelemeye çalıştı ama bu arada önce ulaşamayacağı bir yere kaçan topundan ve sonra da topluluk önünde azarlanmaktan dolayı yaşadığı gerginlikle gözyaşlarını tutamıyordu.
    4. Olay Bir gün çarşıda dolaşırken, yanında iki çocuğu ile birlikte yıllardır görmediğim bir arkadaşıma rastlamıştım. Çocuklarına da merhaba dediğimde gözlerini benden kaçırıp görmezden gelmişler ve utangaç bir şekilde dolanmaya başlamışlardı. Bu davranışlarından utanan arkadaşım gülerek "Çok özür dilerim. Bugün kibarlıklarını evde bırakmışlar." dedi. Bu arada çocuklar, sürmekte olan konuşma içinde ne denli önemsiz olduklarını hissederek, birbirlerine şöyle bir gözattılar.
    5. Olay ilkokulun spor salonunda bir pizza partisindeydik. Ailelerin piknik masaları yan yana dizilmişti. Yanımızdaki oğlan çocuğu herkesin duyabileceği bir şekilde ağzındakini çiğniyor ve bu seslerin kimden geldiğini herkesin görebilmesi için ağzını açarak çok eğleniyordu. Babasının dikkatini çekmişti. "Chris! Çok iğrenç! Bebek gibi davranmaktan vazgeç ve kibar ol!" diye bağırdı. Onların çevresindeki aileler birden sessizliğe hüründüler ve Chris´e bakmaya başladılar. O da o sırada yerin yarılıp onu y utmasını diliyordu.
    Gizli Mesaj
    "Senden kibar olmanı beklerken, benim kibar olmama hiç gerek yok."
    Üzerinde Düşünün
    Hepimiz çocuklarımızın kibar olmasını isteriz. Doğru ya da yanlış, kşbul edelim ya da etmeyelim, bazen diğer anababaları çocuklarının kabalığına göre değerlendiririz. Bu nedenle de çocuklarımızın yanlış davranışlarını düzeltmek için öyle hızla atlarız ki, bizim sözlerimizin hem çocuklarımız, hem de duyuş alanı içindeki herkes tarafından nasıl algılandığının farkına varamayız, niyetimiz bizi öyle bir etkisine alır ki, bir düzeltme yapmanın yaptığı kabalığı gözden kaçırırız. Ne yazık ki, yaptıklarımız söylediklerimiz kadar etkili belki daha da etkili bir öğreticidir.
    Aktardığımız bütün örnekler kalabalık içinde başkalarının gözü önünde gerçekleşmişti. Çocuklarının bir yanlışını yakalayan bu anababalar hatayı anında ve kararlılıkla düzelterek ne denli etkili olduklarını gösterme çabasındadırlar. Niyet ve düşünce iyi olmasına karşın bunu aktarış şekli, izleyenlerin onayını almak yerine hem çocuk, hem de çevredekiler için utanılacak bir duruma dönüşüyor.
    Bu durumlar sadece evin dışında oluşmuyor. Evin güvenli sınırları içinde, anababalar çocuklarını o denli hızlı ve keskin bir şekilde uyarıyorlar ki, ifade şekillerinin etkisini gözden kaçırıyorlar. "Çabuk onu kardeşine geri ver, hemen!" "Sen ………olmayı öğrendikten sonra ben de seni dinleyeceğim!" Bu çok kabaydı!" "Çok iğrenç. Domuzluk etme!" Burada Çocuk aktarılmak istenen mesajdan çok sözcüklere takılır.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Çocuklarınız yanlış davranışlarda bulundukları zaman -ve bulunacaklardır da- ani tepkilerinizi bastırın ve bu gösteriye kendi yanlış davranışlarınızı da eklemeyin. Çocuğunuzu bir kenara çekip, düzeltmelerinizi sessizce yapmalı ve bu uyarılarınızla aşağılamayı değil öğretmeyi amaçlamalısınız. Sizin sunduğunuz model kibar ve yüreklendirici olursa, çocuğunuz da istediğiniz dersi sizi örnek alarak daha kolay öğrenecektir.
    Çocukların iyi davranışlarla doğmadığını unutmayın. Hepsi sonradan kazanılmış davranışlardır. Yanlış davranışlar da çoğunlukla kasıtlı yapılmazlar ve saflıktan kaynaklanırlar. Böyle bir durumda, düşüncesizce gösterilen ani çıkışlardan uzak dura-bilirseniz, doğru davranışı kibarca öğretme fırsatınız olacaktır. Küçük çocuklar bir yabancıyla ilk tanıştıklarında sütlerini dökebilir, ketçap sıçratabilir, kırıntılarını döküp saçabilirler.
    Düzeltmelerinizi kibarca nasıl yapabilirsiniz? Çocuğunuzun sözlerini duymak isteyeceğiniz şekilde yeniden söyleyebilirsiniz: "Duymak istediğim......." Ya da davranışın uygunsuzluğunu belirtip doğru davranışı açıklayabilirsiniz. "Yetişkin birisi seninle konuşurken, başka yerlere bakmak kibar bir davranış olmaz. Konuşurken insanların gözlerine bakmak ve sorulan sorulara cevap vermek gerekir." Bazen de zaten bildikleri, ama o anda kullanmadıkları davranışları kararlılıkla hatırlatmanız gerekebilir. "Ağzındaki yemeği başkalarına göstermenin çok kibar olmadığını biliyorsun. Lütfen, yemeğini ağzını kapatarak çiğne."
    Özellikle küçük çocuklarda etkili olan diğer bir teknik de, önceden önlem almaktır. Sosyal bir ortama girmeden önce, beklenen davranışları çocuğunuzla konuşabilirsiniz. Hatta çocuğunuzun ne yapması gerektiğini bildiğinden emin olmak için küçük bir canlandırma bile yapabilirsiniz. Çocuğunuz iyi davranışlarda bulunduğunda onu övün! Onları yürüklendirin ve onlarla gurur duyduğunuzu onlara belirtin. Böylece, iyi davranışların tekrar olasılığını da arttırmış olursunuz.Unutmayın: Çocuklarımız yetişkin davranışlarını izleyerek ve model alarak öğrenirler. Sizin kibar davranışlarınız sizi taklit etmelerini sağlamak için yeterli olacaktır.

    Kaba Çocuk Danny

    Danny okuldan döndüğünde her günkü gibiydi: Çamurlu ayaklar, darmadağınık bir sırt çantası, yarısı yenmemiş yemek ve arkasından yerlerde sürünerek gelen bir ceket. Annesi ona bakıp, sadece annelerin çıkartabildiği o tipik "tıh" sesini çıkardı ve derin bir iç çekişten sonra "Tanrım, Danny, böyle fırtına gibi gelmek zorunda mısın?" Danny, annesi böyle söylediğinde yaptığı gibi şöyle bir gülüp geçti. Çevredeki eşyalara çarpıp devirerek hedefine, yani buzdolabına doğru ilerledi.
    Annesi arkasında bıraktığı dağınıklıkları toplamaya çalışırken, Danny de buzdolabına ulaşmış, kapağı açık yoğurt kabından, dökülmüş meyva sularına, ısırılmış elmaya kadar bir tutam daha pislik yaratmaya devam ediyordu. Bu arada da annesinin hiçbir zaman yiyecek iyi bir şeyler almadığı konusunda yakınmalarını sürdürüyordu. Isırdığı bir kurabiyenin parçalan bir öksürükle birlikte ağzından yerlere saçılınca, annesi onları toplamak için eğildi. Annesinin bu durumdan pek memnun olmadığını gördüğü halde buna pek de önem vermeden ağzından parçaları yerlere saçmaya devam etti.
    Annesi Danny´nin bu kaba davranışlarından ve kurabiyelerle karnını doyurduğu için saatler harcayarak hazırladığı akşam yemeğine de burun kıvırmasından nefret ediyordu. "Danny! Akşam yemeğini hazırladığımı görmüyor musun? Keşke bütün o abur cuburu yemeseydin."
    Ağzı ikinci kurabiye ile doluyken, ağzının içinde "boşver" gibi lâflar geveledi.
    "Kitap okuma ödevin için ihtiyacın olan kitabı aldın mı, tatlım?" diye sordu annesi.
    Bu soruyu duymazdan gelerek, Danny de "Futbol için ihtiyacım olan malzemeyi aldın mı?" diye sordu.
    Hayır, dedi annesi. "Bugün spor mağazasına gidecek zamanım olmadı."
    ´J: Danny tiksinti dolu bir bakışla, "Aman anne, bütün gün evde ne yapıyorsun? Pembe diziler mi seyrediyorsun? Şimdi gitmelisin, çünkü onlara ihtiyacım var."
    Annesi saate bir göz attı ve başını salladı. "Şimdi çok geç olmuş, ama yemekten sonra gidebiliriz." Danny bu arada üçüncü bir kurabiyeden bir lokma ısırınca, "Sana başka bir şey yememeni söylemiştim!" diye patladı. Annesi elinden almaya çalışırken, Danny de ödülünü havalara kaldırıp ondan kaç-rnaya çalışıyordu. Ama her ikisi de, Danny´nin son zamanlardaki hızlı gelişimi ile artık kurabiyeyi ulaşılamayacak yüksekliklere çıkarabileceğini biliyordu. "Danny kes şunu!" diye söylendi annesi.
    "Danny, kes şunu!" diye müzikal bir sesle annesini taklit etti Danny de.
    Derin bir iç çekişten sonra, annesi kavgaya değmeyeceğini düşünerek olayın peşini bıraktı. Onun yerine konuşmasına kaldığı yerden devam etti, "Evet, kitabı aldın mı?"
    Kurabiye paketini yırtarken "Evet dedik ya! Ne oldu, işitme ^nazının pilleri mi bitti?" dedi.
    Annesi bu kaba sözlere her zamanki gibi tepki gösterdi "Sözlerine dikkat et!" Özellikle işitme cihazı ile ilgili son zamanlarda geliştirdiği espri anlayışından rahatsız olarak "Benimle böyle konuşmandan memnun kalmadığımı biliyorsun." Bu arada Danny umarsız bir şekilde kurabiye paketiyle oynuyordu.
    Danny annesine bakarak "Hey! Bununla birlikte süt içebilirim..." dedi.
    Annesi hiçbir şey söylemeden, Ne dedin? anlamında ona baktı. Bu yaşına geldiği halde hâlâ "lütfen" demeyi hatırlatması gerektiğine inanamıyordu.
    Danny annesinin bakışının ne anlama geldiğini anlayacak kadar akıllıydı ama bu kabalığının sosyal etkilerini anlayamıyordu. Burnunu kıvırarak alaycı bir şekilde "lütfeeeeeen" dedi. Annesi ona bir bardak süt, peçete ve bir tabak verdi. "Sadece süt istedim," diye söylendi. Bu arada mutfağın öbür ucundaki çöp tenekesine top yaptığı kurabiye kâğıtlarını fırlatıyor ve bu arada yarısını da yerlere atıyordu. Annesi yerdeki kâğıtları ve kırıntıları toplarken, ona,yan gözle bakıp "Yemek hazır olana kadar neden kitabını okumuyorsun?" diye sordu.
    Danny ters bir bakışla "Daha eve yeni geldim. Bırak biraz nefes alayım." dedi.
    Annesi derin bir nefes alarak "Ama tatlım, zaten geri kaldın..." demeye çalıştı.
    Danny onun aptal olduğunu düşündüğünü gösteren bir bakış fırlatarak "Şu kitap konusunu keser misin?" dedi.
    Şaşkınlık ve üzüntü ile oğlunun aşağılamalarından çok rahatsız olmuş bir şekilde "Benimle bu şekilde konuşma küçük bey. Oturup o kitabı okumanı istiyorum. Projelerini yapmaya başlamak için neden son dakikaya kadar beklediğini hiç anlayamıyorum. Sonra da gece yanlanna kadar oturup bitirmeye çalışıyorsun..." Bu arada Danny arkasını dönmüş mutfaktan çıkıyordu.
    Giderken de annesinin duyması için gerekli yükseklikte bir sesle "Dır-dır-dır," diyerek gidip televizyonu açtı.
    "Danny!" diye bağırdı annesi, "O televizyonun karşısına oturma. Gelip sofrayı kur!"
    "Neden hep ben yapmak zorundayım?" diye bağırdı içeriden Ve böylece konuşma bitmiş oldu. Televizyonun sesini daha da yükseltirken, annesi o akşam da sofrayı yine kendisinin kuracağını ve her türlü tartışmanın sona erdiğini anlamış bulunuyordu. Dolaptan aldığı tabakları masanın üzerine fırlatırken kendi kendine söyleniyordu "Neden biraz daha kibar yp yardımcı olamadığını anlayamıyorum..."
    Gizli Mesaj
    Ona istediğin kadar kabalık yapabilirsin, bu davranışın yüzünden katlanmak zorunda olacağın hiçbir sonuç olmayacak, davranışını değiştirme konusunda seni etkilemek için hiçbir şey Çapmayacağım. Bu yüzden hayatımızın sonuna kadar bu şekilde devam edebiliriz.
    Üzerinde Düşünün
    Bir çocuğun anababasına bu kadar kaba ve saygısız bir biçimde davranmasını duymak çok rahatsız edici bir şey. Ne yazık ki iyi çocuklar bile bu tip davranışları yaşıtlarından, filmlerden ve televizyondan öğrenmektedirler. Anababaların çoğu çocuklarının böyle davranmasından çok mutsuz olmalarına karşın, bunu değiştirme konusunda güçsüz olduklarına inanmaktadırlar.
    Anababaların çoğu doğru bir yöntemle işe başlar ve kücükken çocuklarına "lütfen" ve "teşekkür ederim" demeyi öğretirler. Zamanla yoğun işler ve devamlı tekrarlar onları başlar. Birkaç kaba ve aşağılayıcı sözcük düzeltilmeden ve gittikçe hoş olmayan bir davranış örüntüsü ortaya çıkmaya başlar. Bu görüntüyü kırmak da çocuklukta olduğu kadar kolay değildir. Devamlı gördüğümüz için artık dikkatimizi çekmeyen bir duvar lekesi gibidir. Orada ne kadar çok kalırsa onu çıkarmak da o kadar zordur.
    Asıl sorun, saygısızlığın kendisinden çok, daha ciddi bir1 tehlikenin belirtisi olması gerçeğidir: Çocuğun beklentileri ve1 otoritedeki hiyerarşiyi anlayamaması ve anababanın da bu beklentileri çocuğa iletememesi.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Bu, kabul edilemeyecek durumu düzeltmenin ilk adımı otoritedeki hiyerarşinin net ve kararlılıkla ortaya konmasıdır. Başka bir deyişle, çocuğunuza patronun kim olduğunu bildirmenin zamanı geldi! Bunun için, önce sizin inanmanız ve kendinize yetkili olma izni vermeniz gerekmektedir. Çocuğunuzun sorumluluk sahibi, uygar ve başarılı bir yetişkin olabilmesi için sizin eğitiminize, rehberliğinize ve yönlendirmelerinize ihtiyacı olduğu gerçeğini hiç unutmamalısınız. Onun bütün yaşamı üzerine kuracağı temeli atmak için sadece birkaç yılınız var.
    Kontrolü almaya karar verdikten sonra, çocuğunuzun izleyeceği kuralları açıkça belirleyerek işe koyulun. Danny örneğinde \ üzülerek gördüğümüz gibi, düzeltmeler yapmadan çocuğunuzun kaba ve saygısız davranışlarına izin verirseniz, ona çok açık! ama maalesef yanlış beklentileriniz olduğunu göstermiş olursunuz. Onunla uzun yıllar gerilere giderek yaşı ne olursa olsun "lütfen", "teşekkür ederim" ve "... miyim?" gibi sözcükleri kullanması konusunda ısrarcı olun. Bunu yapmadığı zaman da "Ne söylemen gerekiyordu?" demektense, söylemesini istediğiniz sözcükleri ifade edin: "Danny, senden duymak istediğim sözler ´Biraz süt alabilir miyim?1" Bunu yapmadığı zaman, bırakın kurabiyesini kuru kuru yesin (kurabiye yemesine izin verecekseniz). Bunu yorulana kadar yapmalı ve hiçbir saygısız sözcüğün gözden kaçmasına izin vermemelisiniz.
    Çocuğunuza da kararınızı açıklamalı ve davranışlarının kontrolden çıkmasına izin verdiğinizi itiraf etmeli, ancak bu durumun derhal biteceğini bildirmelisiniz. Beklentilerinizi çok açık bir biçimde açıklamalısınız "Bugünden sonra benimle ve babanla her konuştuğunda kibar ve saygılı olmanı bekliyorum."
    Beklentilerinizi açıkça belirttikten ve bir, iki hafta boyunca onu nazikçe düzelttikten sonra bir sonraki adıma geçebilirsiniz. Çocuğunuzun sahip olduğu ayrıcalıkların bir listesini yapın: Televizyon seyretme, telefonu kullanma ve bisiklete binme özgürlüğü gibi. Listenize, tatlı yeme, arkadaşlarına gitme, arkadaşlarını eve çağırma gibi konuları da ekleyebilirsiniz. Her saygısız davranışta listenizdeki bir maddeyi silin, o hafta boyun-^a o ayrıcalığı çocuğunuzun elinden alın ve bunu sıkı takip edin.Her yeni haftaya yeni bir liste ile başlayın. 1 Danny gibi çocuklar bazen çok kaba gözükseler bile, içten içe insanlara, özellikle de anababalarına bu şekilde davranmamaları gerektiğini bilirler. Bu çocuklar yaptıklarının yanlış olduğunun farkındadırlar ve neden kimsenin onları karmadığını merak ederler. Zaman içinde de vicdanlarının bu uyarıcı sesini duymamaya ve kaba davranışları normal kabul etmeye başlarlar.
    Son olarak önemli bir nokta: Çocuğunuzla konuşurken siz de davranışlarınızın kibar olmasına dikkat edin. "Söylediğimi yap, yaptığımı yapma" iyi bir anababalık felsefesi değildir. Bir model olarak sizin davranışlarınız çocuğunuzun olumsuz davranışlarının düzeltilmesinde çok önemlidir.
    Diş Doktoru
    Dori, sabah güneşinin odaya girmesini engelleyen perdeleri açtı ve kızının yatağının kenarına oturdu. Her zaman kuşlarla birlikte ayakta olan kızı yorganının altında iyice kayboldu. "Haydi Naomi, kalkma vakti!" Naomi homurdanarak o gün kalkmayacağını söyledi. "Neden?" diye sordu Dori cevabını bildiği halde.
    Normal şartlarda iki sokak öteden duyulabilecek kadar gür olan ses, bu sefer yorganın altından bir yerlerden korku dolu çıkmıştı. "Dişçiye gitmek istemiyorum, çok korkuyorum."
    "Oh, Naomi! Korkacak bir şey yok ki tatlım. Süt dişinin çekilmesi çok basit bir şey. Dişçi hiç acımayacağını, çünkü süt dişlerinin kökünün olmadığını söyledi. Daha sen farkına bile varmadan bitmiş olacak." Dori, kızının gerektiği kadar cesur ve güçlü olmadığı fikrini kafasından uzaklaştırmaya çalıştı.
    Naomi yatakta gerindi, kıvrıldı, oyalandı, homurdandı ama sonunda kalktı. Oldukça ılık bir sabah olmasına karşın üşüyordu. Giyindikten sonra mutfağa geldi ve her zamanki mısır gevreğinden koca bir tabak doldurdu. Tam üzerine sütünü koyuyordu ki, Dori mutfağa girdi. "Dur! Diş hekimi bu sabah kahvaltı etmemen gerektiğini söylemişti unuttun mu?" diye seslendi.
    Naomi dudağını bükerek "Ama bu haksızlık! Dişçiye gitmek yeterince kötü zaten. Bir de kahvaltı edemiyorum!"
    Dori aceleyle mısır gevreğini kutuya geri boşalttı. "Bunun senin iyiliğin için olduğunu biliyorsun. Doktorun önerilerine uymalısın."
    "Ama ben açım!" diye bağırdı.
    Dori sakin ve anlayışlı bir sesle devam etti, "Böyle bozulmanın hiçbir yararı yok. Haydi şimdi saçlarını tara, dişlerini fırçala ve gitmeye hazır ol." Naomi odadan çıkarken gürültüyle ayaklarını yere vurdu.
    Birkaç dakika sonra diş doktoruna gitmek üzere yola çıkmışlardı bile. Naomi arabadaki radyo istasyonunu sürekli değiştiriyordu ki annesi radyoyu kapattı. "Sakin ol, tatlım!" dedi.
    "Olamam," diye söylendi Naomi "Bu ne kadar sürecek? Okula ne zaman gidebileceğim?"
    "işlemin ne kadar süreceğini bilmiyorum. Ama doktor sonra evde biraz dinlenmen gerektiğini söyledi."
    "Mümkün değil! Sara ve Julia ile oyun bahçesinde buluşacaktık. Yeni salıncağı deneyecektik. Gitmezsem bana çok kızarlar."
    Annesi gülümseyerek, "Tabii ki sana kızmazlar. Çok aptalca. Onlara dişinin çekildiğini söylersin."
    Naomi bir süre düşündükten sonra kollarını kavuşturdu, oturduğu yerde dikleşti ve o gün dişini çektirmeyeceğini kararlılıkla ilân etti.
    Annesi gülerek, "Tabii ki çektireceksin!" dedi.
    Naomi gergin bir şekilde "Hiç de komik değil anne..." dedi. Bu arada alt dudağı aynen bebekliğinde anlayamadığı ya da rahatsız olduğu bir şeyle karşılaştığında olduğu gibi bükülmeye başlamıştı. "Ama çok acıyacak."
    Dori derin bir nefes alıp kızına baktı, "Tamam tatlım. Ben bu doktora gerçekten çok güveniyorum, işini iyi biliyor. Çok çabuk î bitecek ve unutma pek de acımayacağını söylemişti."
    Naomi, "pek de" sözcüğünü mırıldandı, omuzları düşmüş koltuğunda daha da küçülmüş bir şekilde camdan dışarısını: seyrediyordu. Geçtikleri her evin içinde kendisinden daha iyi dişleri olan daha cesur bir kızın olduğunu hayal etti. Kendisinin nesi vardı? Bebekçe şeyler için endişeleniyordu. Birden kendisini çok çok küçük hissetti.
    Gizli Mesaj
    "Aptal olma! Duyguların çok aptalca ve yanlış. Nasıl hissetmen gerektiğini ben sana söyleyeceğim ve öyle hissetmezsen sende bir acayiplik var demektir."
    Üzerinde Düşünün
    "Ağlamayı kes, hiç acımadı." "Her şey yoluna girecek." "Bunda endişelenecek birşey yok, sen sadece çocuksun." "Sınavda çok başarılı olacaksın." Tipik yetişkin cevapları! Ama çocuğunuz belki de şöyle düşünüyordu: "Gerçekten acıyor!" "Ben endişeleniyorum." "Her şey tamam değil!" Çocuklar da yetişkinler gibi duygularını hissederler ve onlara böyle hissetmediklerini söylemek kafalarını karıştırır ve hayal kırıklıkları yaratır, o duygunun ortadan kalkmasını sağlamaz. Aslında kesinlikle anlaşılamadığını düşünür ve korkusuyla yalnız başına kaldığını hisseder. Yaratılan duygu canavarı da bu şekilde beslenir. Ayrıca herkesin acı eşiği farklıdır. Birisi için "hiç acıtmayan", başka birisi için çok ciddi bir acı olabilir. Başka birisinin yaşadığı -fiziksel ya da duygusal- acıyı saptamak olanaklı değildir.
    O halde çocuğunuzun duygularını inkâr etmek işe yaramadığına göre, sorunu tam olarak açıklamak ve anlamlı öğütlerde bulunmak daha mı iyi? Bunlar da işe yaramaz.Çoçuğunuz duygularının o kadar çok etkisindedir ki, siz açıklamalar yaparken ya da öğüt verirken, o gerçek kaygıları konusunda sizi ikna etmeye çalışacaktır. Böyle bir durumda da, birbirinizle konuştuğunuz halde herkes kendisi konuşmakta ve diğerini dinlememektedir.
    Aslında sorun, bizim çocukların sorunlarına yetişkinlerin gözünden bakmamızdır. Bir sorunu doğru algılayabilmek oranlama ile ilgilidir: Siz küçük bir çocukken mağazalardaki tezgâhların ne kadar büyük geldiğini hatırlıyor musunuz? Boyunuz o tezgâhları aştıktan sonra, onun üzerindeki göremediğiniz yiyeceğinizi almanın ne kadar zor olduğunu unutuverirsiniz. Korkularımız da böyledir ve onlar her zaman bizimledir, sadece boyutları değişir.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Dori için kızının duygularını ayrımsamak çok kolay olabilir mi? Duygularının gerçek olduğunu, kaygılarının, acısının ve endişesinin normal olduğunu bildirmesi yeterli mi? Evet! Çocuklar korktukları zamanlarda en doğru olan bu duyguyu tanımaktır.
    Bundan sonra çocuğunuz size acı, korku ya da endişe duyguları ile geldiği zaman, hiçbir işe yaramayan inkâr etme yaklaşımından kaçının; duyguları inkâr etmeyin, korkuyu küçültmeyin veya endişeyi uzaklaştırmayın. Böyle anlarda çocuğunuzun sizden en çok beklediği onun endişelerini dinlemeniz ve duygularını tanırnanızdır. "Evet tatlım, korktuğunu biliyorum. Büyükler bile diş doktoruna gitmeyi sevmezler." Duyguları birkez onaylandıktan sonra artık biraz rahatlamasına yardımcı olacak ve öğütlerinizi daha iyi dinleyebilecektir. Onun uygularım inkar ederseniz, onların geçerli olduğunu size ve kendisine kanıtlamak için çaba harcayacaktır. Oysa onun duyarını bir kez onayladıktan sonra, artık onları anlamasına ve yenmesine yardımcı olabilirsiniz. Mücadele ettiği korkuyu azaltacak yöntemler geliştirmesini sağlayabilirsiniz. Bir
    kere duygularını ifade etme konusunda kendini rahat hissederse, sunduğunuz görüşler de bir yetişkin olarak karşılaşacak korkularda da ona yardımcı olacaktır. Ayrıca duygularını anlamasını ve tanımlamasını öğrenirse, kendisini daha iyi anlayacak ve yaşamla ilgili algılarına da daha çok güvenecektir.
    Bu yaklaşımın diğer bir yararı da şu olacaktır: Kendisinin bile biraz mantıksız bulduğu bir korkusunu ifade ettiğinde sizi küçük görmeyeceğinizi hissederse, daha ciddi konularda size gelme olasılığı da artacaktır. Uygun olmayan, bazen de tehlike li olabilecek kişilere veya durumlara yönelmesindense siz gelmesi de daha olasıdır. Fırtınalarda sığınacağı bir liman; korkulan ne kadar aptalca -ya da ciddi- olursa olsun anlaşılacağından emin olduğu bir yer olacaksınız.

    Bağırmak mı, Kucaklamak mı?

    "Dün o korkunç günlerden biriydi." Claire, sanki günün gerginliğini atmak istercesine derin bir iç geçirdikten sonra biraz sustu. Joshua´nın yaptığı her şey sinirlerini geriyordu. Sabah kalkıp aşağıya geldiğinde başladı her şey. ilkönce bir kutu mısır gevreğini, kutuyu açmaya çalışırken yerlere döktü! Bütün b^ dağınıklığın üzerine basarak bir şişe sütü tabağına boşalttı. Ondan sonra da, izin vermediğimi bildiği halde mutfak tezgâhının üzerine tırmandı. Birazdan mutfak masasının üzerinde boya yapmaya kalktı. Kâğıdı falan değil, masanın üze-s rini boyuyordu! Sanki her beş dakikada bir bağırıyordum. Sinirlerim iyice bozulmuştu ve yatma saatinin gelmesini iple çekiyordum ki, Josh´u banyodaki lavaboda çamurlu kamyonunu yıkarken buldum. Bunu daha önce de konuşmuştuk ve Çamurlu kamyonun eve getirilmemesi gerektiğini biliyordu.
    Banyoya geldiğimde, lavabodan taşan çamurlu su yerdeki küçük gölcüğe damlamaktaydı. Derin bir nefes aldım ve ona yine yüksek sesli bir nasihat çekmeye hazırlanıyordum. Öfkeden de titriyordum. En yumuşak anababaların bile çocuklarını acımadan nasıl dövebildiklerini ilk defa çok iyi anlayabiliyorum. Joshua´nm koluna yapıştığımda, birden aynadaki göründü yakaladım.
    Gördüğüm görüntü beni çok şaşırtmıştı. Çok ilkel gözüküyordum! Yüzüm kıpkırmızı olmuş, boynumdaki damarlar şişmiş i ve gözlerim faltaşı gibi açılmış, olanlara nefretle bakıyor gibiydim. Bütün bunların çamurlu bir kamyon yüzünden olduğunu \ düşündüm. Birden her şey o kadar anlamsız geldi ki bütün öf-| kem geçti. O anda Joshua´nın kolunu kapmıştım zaten ve onu! kendime doğru çektim. Kollarımı onun boynuna dolay ip onu! kucakladım ve aynada gördüğüm kadın için ağladım. Hiçbir şey söylemeden, içgüdüsel olarak Josh da kollarını bana doladı ve beni kucakladı. Birkaç dakika sonra, aynaya tekrar baktım ve bu sefer kontrolden çıkmış öfkeli bir anne yerine, yanakları çamur içinde kollarını beni sarabilmek için uzatmaya çalışan minicik saf ve tatlı oğlumu gördüm. Orada sevgiyi gördüm.
    Gizli Mesaj
    "Sana bağırmak veya seni kucaklamak arasında bir seçim yapmak zorundayım. Seni sevdiğim için seni kucaklamayı seçmeye] çalışacağım ve böylece kendi içimdeki iyiyi görmemi sağlamış] olacaksın."
    Bunları Düşünün
    Her anababa, çocuğunun sürekli kuraldışı davranarak ve huzuru bozarak, durmaksızın yanlış birşeyler yaptığı günler yaşamıştır. Böyle günlerde düzeltmeler, yönlendirmeler ve hatırlatmalar yapmak çok kolaydır. Her yanlış davranış, her hata, her çocukça tepki birbirinin üzerine eklenir ve bir süre sonra öfkemiz duygularımızı yönlendirmeye başlar.
    Claire şanslıydı. Bir şekilde öfkesi onu denetime almadan önce, o kendini denetlemeyi başardı. Sonuç da çok olumlu olmayabilirdi. Genellikle denetlenemeyen öfkemiz ve amaçsız,tepkimiz nedeniyle hoş olmayan durumlar ortaya çıkabilir. Ani bir adrenalin artışı yüzünden bir önlem almaktansa, aşırı bir tepki gösteririz. Sanki bir domino etkisi gibidir; öfkelenir ve düşüncesizce davranırız; ceza verir, bağırır, küfreder ya da daha da kötü tepkiler veririz, çocuğumuz ağlamaya başlar ve öfke tırmanışa geçer. Bizden ayrı bir yerde bu sefer çocuğumuz intikam olanları yapmaya ve yaşamın ne denli haksızlıklarla dolu olduğunu düşünüp üzülmeye başlar. Biz de öfkemizden kurtulup yavaş yavaş iyileşmeye başladığımızda bu sefer pişmanlık, üzüntü ve utanç duyguları gelişir. Bu, evdeki izleyiciler tarafından da olumsuz eleştiriler alan ve sık sık tekrarlanan bir gösteriye dönüşür.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Ne denli olmamasını dilesek de öfke anababalığın bir parçası haline gelmiştir. Her zaman yanlış davranışlar, hatalar ve çocuksa aptallıklar olacaktır. Her zaman çocuklarımızın yapmasını ya da yapmamasını istediğimiz davranışlar olacaktır. Her zaman karşılanamayan beklentiler ve bizim hoşgörü düzeyimizi aşan Aş baskılar ve gerginlikler olacaktır. Ama her zaman da sevgi vardır. Ve sevgi olan yerde her zaman gelişmek için bir motivasyon da vardır.
    Öfke gerçeğini kabul edebiliriz ama onun kolayca yarattığı olumsuz davranış örüntülerinin içine düşmeye direnç göstermeliyiz. Huzurlu bir aile yaşantısı için öfkemizi tanımayı ve denetim altında tutmayı öğrenmemiz çok önemlidir.
    Öfkenin kontrolü için gerekli ilk adım onu harekete geçiren davranışları ortadan kaldırmaktır. Bunun en tehlikelisi de bizim kendimizin olumsuz, bağışlamayan, akla-kara düşüncelerimizde: "Bunu neden bana yapıyor?" "Bunu iyi biliyor olmalı!" "Bu korkunç!" "Buna bir dakika daha dayanamayacağım!" Öfkemi yaratan, büyüten, çarpıtan düşüncelerden başka hiçbir şeyi 9°rrneme, duymama ve anlamama dar görüşlülüğü ile öfkemizi körükleyerek düzeyini arttırıyoruz.
    Düşüncelerinizi denetim altına aldığınızda, böyle zamanlarda ln ^alabildiğinizi göreceksiniz. Hemen şimdi adrenalin düzeyinizin arttığı bir dahaki sefer, derin bir nefes alıp içinizden şad kinleştirici sözcükler mırıldanacağınıza söz verin. Örneğin, "O daha bir bebek" ya da "Bununla başa çıkabilirim" ya da "Bu dal geçecek." Çocuğunuza bir dakika dikkatlice bakın ve oradaki! gizli sevgiyi bulmaya çalışın. Hep böyle küçük kalmayacağını ve| bir gün bu anınızı özleyeceğinizi unutmayın.
    Bütün bunlar sizin öfke girdabına kapılıp gitmenizi engelle-1 yemiyorsa, öyle anlarda kendinizle çocuğunuz arasına bir mesafe koyun. Çocuk küçükse onu oyun parkına koyun ya da başka bir yetişkine teslim edin. Çocuğunuz yürüyebiliyor ve konuşabiliyorsa, mola yöntemini kullanın. Kendi davranışınızı dene-] tim altına almak için kendinize yatak odanızda, banyoda ya da bahçede sakin bir yer bulun. Orada olduğunuz sürece aklınızı devreye sokup, kendinizi sakinleştirin ve bu durum için uygun bir tepki geliştirin. Böylece çocuğunuzun yanına, belli bir hedefe yönelik bir plânla, aklınız yerine gelmiş bir şekilde gidersiniz ve öfkenizin görüşünüzü bulandırdığı bir durumdan kurtulmuş olarak kararınızı uygularsınız.
    Siz de Claire gibi kafanızdaki bir değişikliğin yüreğinizdeki değişikliği de sağlayacağını keşfedebilirsiniz.
    Siz İkiniz!Huzur içinde içmeye hazırlandığı kahvesinden daha bir yudum almıştı ki, birden midesinde günün ilk acısını hissetti. Zaman içinde artarak baş ağrısına dönüştü. Nadine, gözlerini kapattı ve tartaklarını tıkadı ama onu iki taraflı kuşatan o korkunç ve sürekli bağrışıp ağlamaları duymaması mümkün değildi: "Anne! Ryan topumu aldı ve geri vermiyor!"
    "Hayır almadım! Joey yalan söylüyor! O benim!"
    "Hayır benim! Ona vermesini söyler misin?"
    Nadine, tepeden tırnağa bir titreme geçirdi. Topu kaptığı gibi "Siz ikiniz hiç geçinemeyecek misiniz?" dedi.
    Birazdan oğlanlar çizgi film seyretmek üzere oturma odasına koştular. Evin içindeki hava fırtına önceki durgunluğa benziyordu. Nadine, kulaklarını dikip fırtınanın ne zaman geleceğini beklemeye başladı. Birazdan bağrışlar evi doldurmuş ve Joey´un Çığlıklarını duymazdan gelmek olanaksız olmuştu. Oturma odasına girdiği anda oğlanlar yerde uzaktan kumandayı kapmak için güreşiyorlardı.
    Siz ikiniz! "Yeter artık!" diye bağırdı. "Neden sürekli olarak vahşi hay-J vanlar gibi davranmak zorundasınız?"
    Oturma odasından çıkmak zorunda kalan oğlanlar bu seferi de bilgisayar masasında fırtına estirmeye başladılar. Nadine, çamaşırları makinaya koymak için yukarıya çıktıktan kısa bir sürej sonra yeni bir çatışma yüzünden yeniden aşağıya inmek zorunda kalmıştı. Yine mi? Kafasını odadan içeriye uzattığında tam i bir savaş alanı ile karşılaştı. Kavga etme konusunda kavga ediyorlardı. "Sizin ikinizi hiç yalnız bırakamayacak mıyım?" diye söylendi.
    Bütün bu sürtüşme ve kavgalar bütün sabah boyunca devam] etti. Öğlen olduğunda Nadine, çocuklarına uygulamak için çabaladığı sabırlı ve olumlu teknikleri yitirmişti ve büyük bir hayali kırıklığı yaşıyordu. Oğlanlar eller, dirsekler ve ayaklarla yürütülecek itişmeleri engellemek amacıyla birbirlerinden uzaklaştırılmış bir şekilde yemeklerini yerlerken, anneleri olarak onlara biraz nasihat vermek istedi. "Size neler olduğunu anlayamıyorum. Sürekli kavga ediyorsunuz ve hiçbir şekilde geçinmeye çalışmıyorsunuz. Bir dakika bile beraberce oynayamıyorsunuz. Artık ne yapacağımı bilemiyorum. Belki de birbirinizden uzak| durmalısınız."
    Gizli Mesaj
    Her zaman birbirinize düşman olacağınıza inanıyorum ve hiçbir zaman iyi geçinmek için gerekli yetenek ve zekâya sahip olduğunuzu ya da olacağınızı düşünmüyorum. Gelişmeye çalışmanıza gerek yok. Umutsuz vakasınız."
    Bunları Düşünün
    Çevremizdeki davranışlardan bunaldığımızda, onlarla ilgili kesin j tanımlamalar ve genellemeler yapmak çok yaygın bir tepkidir:Sen her zaman... Sen hiçbir zaman. Bu tür ifadeler evlilikde de, arkadaşlıklarda da iyi değildir ama özellikle anababa1ıkta daha da yıkıcıdır çünkü geleceğe dönük bazı yargılar oluştururlar.
    Nadine´in çocukları ile iletişiminde kullandığı sözcüklerle lumsuz bir olguyu ve umutsuz bir geleceği tanımlamaktadır: "Siz ikiniz hiç geçinemeyek misiniz?" "Siz ikiniz neden devamlı olarak vahşi hayvanlar gibi davranmak zorundasınız?" "Sizi bir dakika bile yalnız bırakamıyorum." Nadine onların anneleri olduğu için, Ryan ve Joey ona güveniyor ve inanıyorlardı. Zaman İçinde kendilerini tam onun tanımladığı gibi görmeye başlamışlardı ve bu süreç içinde değişmek için gösterebilecekleri en ufak bir çabayı bile göstermemeye başlamışlardı. Annelerinin ileride olmasından korktuğunun başlarına gelme olasılığı artıyordu: Birbirine yabancı iki yetişkin kardeş.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Çocuğunuza, her zaman ve hiçbir zaman gibi kesin ve basmakalıp tanımlamalar yapmaktan kaçının. Sözcüklerinizin anlamını ve çocuklarınızın kişisel algıları ve davranışları üzerindeki etkilerini düşünün. Yok etmeye çalıştığınız olumsuz davranışı tanımlamak için kesin ifadeler kullanmayı bırakın. O tehlikeli sözcüklerin yerine, görmek istediğiniz davranışı tanımlayan daha yapıcı sözcükleri yerleştirin. Örneğin, hem çocuğunuzun zayıf bir belleği olduğunu çağrıştıran ve cevabı olmayan o tipik soruyu (Size kaç kez daha söylemem gerekiyor?´), daha gerçekçi bir özlem cümlesi ile (´Sana bir kez söylemem yeterli olmalı´) değiştirebilirsiniz. O klâsik ve anlamsız ´Bunu neden yaptın?´ sorusunun yerine daha yapıcı olan ´Bu sorunu nasıl çözmeyi dü-şünüyorsun?´u koyabilirsiniz. Sizi bir kurban durumuna düşüren Benimle o şekilde konuşma!´dan vazgeçin ve ´Senden duymak istediğim ...´ şeklindeki daha yararlı bir cümleyle daha öğretici olun. Ayrıca, bu konudaki yöntemlerinizi, durumun doğru düvenizi engellemesine izin vermeden önce geliştirin.
    Sırf eğlence olsun diye, Nadine´in baş ağrılarına neden olan gününü, olumsuz tepkilerinin yerine olumlularını koyarak yeniden gözden geçirelim. Bu değişikliğin uzun vadeli etkisini açıkça görebileceksiniz.
    Anne! Ryan topumu aldı ve geri vermiyor!" "Hayır almadım! Joey yalan söylüyor! O benim!" "Hayır benim! Ona vermesini söyler misin?" Nadine, olay yaratmadan topu Ryan´dan aldı, yere koydu ve oğlanlara bakarak, "ikinizin bunu çözeceğini biliyorum. Şimdi ikiniz neden buraya oturup konuşmuyorsunuz. Bu sorunu ben olmadan da çözebilecek güçtesiniz."
    Birazdan oğlanlar çizgi film seyretmek üzere oturma odasına koştular. Birazdan bağrışlar evi doldurmuş ve Joey ağlamaya başlamıştı. Oturma odasına girdiği anda oğlanlar yerde uzaktan kumandayı kapmak için güreşiyorlardı. Nadine televizyonu kapattı, uzaktan kumandayı aldı ve komodinin üzerine koydu, "ikiniz bir karara vardıktan sonra televizyonu açabilirsiniz."
    Nadine, çamaşırları makinaya koymak için yukarıya çıkmıştı. Yeni bir çatışma çıkması uzun sürmedi. Kafasını odadan içeriye uzattığında oğlanlar bilgisayarın başında kavga ediyorlardı. "Belki de bilgisayar oynamak için iyi bir zaman değil. Neden yapacak başka bir şey bulmuyorsunuz?"
    Nadine´in yorumlan yardımcı olmakla birlikte, yerleşmiş alışkanlıklar tabii ki bir günde değişmeyecektir, itişme ve kavgalar bütün sabah devam etti. Öğle vakti Nadine de yorgunluktan bitmişti. Oğlanlar yemeklerini sesizce yerken, o da bir anne nasihatına başladı, "ikinizin bugün olduğundan daha iyi geçinebileceğini biliyorum. Öğleden sonra daha keyifli bir gün geçirmek için neler yapabiliriz?" Öğle yemeği süresince üçü hep beraber günün geri kalan kısmında neler yapabileceklerini tartıştılar.
    Siz ikiniz!
    Bu örnekte görüldüğü gibi, anababaların sözleri çocukların davranışlarının yönünü gerçekten etkileyebilir. Tabii ki, sadece daha yapıcı bir dil kullanmak evdeki bütün o sürtüşme, söylenme, yakınma ve kötü davranışları bir anda yok etmeyecektir (Keşke o kadar kolay olsaydı!). Ancak sizin sözleriniz ailedeki genel atmosfer üzerinde hoş ve tamamlayıcı bir hava oluşturacaktır. Belki de, çocuklarınızın birbirleri hakkındaki görüşleri sizin yeni tutumunuzun bir yansıması olmaya başlayacaktır. Belli bir süreç içinde de, çocuğunuzun mutlu bir yetişkin olabilmesi için gereksinimi olan en önemli dersleri öğretme fırsatını da yakalamış olacaksınız.

    Çin Usulü Su İşkencesi

    Ed, arabasının yağını değiştirirken, kızı Tiffany ceketini ve kas-kını giymiş, bisikletini çıkarmış olarak babasına yaklaştı. "Babacığım, bisikletimle Megan´lara gidebilir miyim?"
    Ed, başını iki yana sallayarak "Hayır" dedi. "Neden?"
    Ed, başını kaldırdı "Çünkü bir saat sonra yemek yiyeceğiz ve ben senin evde olmanı istiyorum."
    Tiffany "Ama kaskımı giydim ve bisikletimi çıkardım bile" diye devam etti.
    Bir yetişkin tavrıyla Ed "O zaman onları geri koy" dedi.
    Tiffany yerinden hiç kıpırdamadan, babasının yağı değiştirmesini seyretti ve "Babacığım?"
    "Hmmm."
    "Şimdi gidersem, bir saat sonra evde olurum."
    Ed, kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi. "Pek sanmıyorum tatlım. Yemekten hemen sonra çıkacağız, o yüzden vaktinde vermemiz lâzım. Geçen sefer zamanında döneceğine söz verdiğinde, yarım saat geç kalmıştın. Evde kalmanı istiyorum."
    Tiffany´nin onun için de bir çözümü vardı. "Saatimi takarım. Zamanında burada olabilirim. Söz veriyorum!"
    "Ih, ıh"
    "Tiffany´nin annesinden bana gideceğim zamanı hatırlatmasını isterim."
    Ed, ona bakarak "Geçen sefer de böyle demiştin. Cevabım hayır."
    Tiffany, bisikletini arabanın yanında ileri geri sürmeye, oynatmaya başladı. "Ama babaaa! Yaz tatilindeyiz. Ben neden eğlenceli birşeyler yapamıyorum."
    Babası ona gülümsedi "Beni arabanın yağını değiştirirken seyretmek de eğlenceli, hem de eğitici! Tüm anababaların yaptığı gibi bu zekice yaklaşımı hoşuna gitti ve bir kahkaha attı ve Tiffany de bütün çocukların yaptığı gibi gözlerini mutsuzlukla oynattı.
    Birkaç dakika daha geçti, "Babacığım?"
    "Hmmm?"
    "Ne oluur gidebilir miyim? Sadece kırk beş dakika?" Tiffany babasının sessizliğinden yararlanmaya başladı. Ed´in bu konu üzerinde düşündüğünü ve yavaş yavaş gevşemeye başladığını hissediyordu. "Söz veriyorum. Söz, söz, kırk beş dakika sonra evde olacağım. Gerçekten." Ed, hâlâ sessizliğini koruyordu. ("Gevşemeye mi başladı, yoksa beni duymazdan mı geliyor?´ diye düşündü Tiffany.) "Sonra gelip, sofrayı kurmaya da yardım edeceğim. Tamam mı? Lütfeeen, baba?"
    Ed yenik düşmüş bir sesle "Tamam git. Ama kırk beş dakikada evde ol!" Tiffany, zaferin mutluluğu ile hızla pedalları çekmeye başladı.

    Gizli Mesaj
    "Tabii ki benim fikrimi değiştirebilirsin. Tek yapman gereken, istediğin cevabı alana kadar yalvarmak yakarmak, söylenmek, yakınmak."
    Üzerinde Düşünün
    Kararlı ve yaratıcı bir çocuk, çoğunlukla söylediklerinin geçerliliği konusunda sizi ikna edebilir. Ancak, sizin kararınızı değiştirmeyi her başardığında, sizi yönlendirme yeteneği hakkındaki deneyimi ve güveni daha da artmaktadır. Anababaların bu tür yenilgileri bir kısır döngü yaratmaktadır: Anababa hayır der. Çocuk ısrar eder. Anababa hayır der. Çocuk yalvarır. Anababa evet der. Çocuk zafer kazanır. Bu zafer, çocuğun anababası her hayır dediğinde benzer bir süreci tekrarlamasına neden olur. Çocuklar anababalarmı çok iyi tanırlar. Kararlı davranmanın karşılığını alıp alamayacaklarını bilirler ve ne kadar çok pratik yaparlarsa, evet cevabını alma konusundaki başarılarını da o kadar arttırmaya başlarlar.
    Buradaki durum, kumar oynayan insanların durumuna benzer. Kumarbazlar her seferinde kazanamazlar ama makul bir-şeyler kazanmak bir dahaki sefer için teşvik edici bir güçtür. Çocuklarımız da onları başarıya götürecek davranışı sürdürmek için ihtiyaçları olan motivasyonu anababalarından almaktadırlar.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Bu durumda ihtiyacınız olan değişiklik kısa, tatlı ve basit: Hayır dediğinizde, fikrinizi değiştirmeyin. Yalvarma, yakarma, söylenme, yakınma gibi davranışları pekiştirmeyin. Sözünüzün son söz olduğuna, hem çocuğunuzu, hem de kendinizi inandırın ve alıştırın.
    Çocuğunuza hemen cevap vermek zorunda olduğunuz baskısından sıyrılabilirseniz daha kolay çözüme ulaşabilirsiniz.
    "Emily bu gece bizde kalabilir mi?" sorusuna hemen hayır dernek yerine "Bana düşünmek için bir dakika verebilir misin?" dernek, size üzerinde daha sağlıklı düşünüp belki de o gecenin arkadaşının kalması için uygun bir zaman olduğu sonucuna varmanızı sağlayacaktır. Cevabınız konusunda daha güven içinde olursanız, onu değiştirme olasılığınız da daha az olacaktır.
    Tabii ki bazen çocuğunuzun öne sürdüğü nedenlerin kararınızı değiştireceği olaylar olacaktır. Böyle durumlarda, seçenekleri tekrar gözden geçirip kararınızı tekrar değerlendirdiğinizi açıkça belirtin, ikna yeteneği yüksek çocuğunuzun zorlamasıyla bir karara itilmekle, bazen istisnalar uygulamak arasındaki farkı görmek çok önemlidir. Ayrıca saygılı bir şekilde nedenlerini sunan bir çocukla, Çin usulü su işkencesi uygulayan çocuk arasında da ayrım yapabilmelisiniz.
    Siz pes edene kadar çocuğunuzun sizi yiyip bitirmesine izin vererek bir kısır döngünün içine girdiyseniz ve artık bunu kırmak niyetindeyseniz, yoğun bir duygusallık dönemi yaşamaya hazırlıklı olun. Çocuğunuz her zamanki yöntemlerinin neden çalışmadığına şaşıracaktır. Belki de sizi daha fazla zorlaması gerektiğini düşünecektir. Bu aşamada, geleceğinizi belirleyin. Ya hemen çözülüverecek ve hayatınız boyunca muharebelerle yüz-yüze geleceksiniz. Ya da sıkı duracak, ayağınızı yere sağlam basacak, dişinizi sıkacak ve başarıya ulaşacaksınız.
    Hayır dediğinizde, onu gerçekten kasdedin.





  3. 3
    Can Sıkıcı Yeni Komşu

    Taek, pencereden dışarı baktığında, yeni komşularının oğlu Jefferey´in onların kapısına doğru yürüdüğünü görünce "Oh hayır, yine geliyor..." diye söylendi.
    Olivia yüzünü buruşturdu. Bu arada, ön kapıdaki cırlak ses de sahibinin varlığını müjdeliyordu. "Sami!". Olivia ve Taek umutsuzca birbirlerine baktılar. "Sami? Evde misin?" Jeffrey´in çağıldayan sesi sokağın öbür tarafından duyulabilirdi.
    Taek´in genellikle sakin olan ama şimdi biraz gerginlik dolu ses tonu eşine yakınıyordu. "Bu çocuğun kapıyı çalmayı öğreneceğine inanıyor musun? Bu çocuğa inanıyor musun, Olivia? Dümdüz yürüyüp içeri dalıyor! Bağırmaya hakkı var mı?" Taek, gülümsemeye çalışarak Jef f reye yöneldi. Dişlerinin arasından çıkan ses dudakları kadar gergindi. "Bir dahaki sefere lütfen kapıyı çal! Sami odasında!" Jef f rey, halının üzerinde çamur izleri bırakarak koşmaya başladı. Jeffrey! Ayakkabıların! Jeffrey kendisine yöneltilen bir emir sözcüğü duymadığı için, Taek´e ne yapması gerektiğini çözmeye çalışan bir bakış fırlattı. Teak artık tüm sabrı taşmış bir şekilde patladı .Ayakkabılarını çıkar! Olivia´nın, sakin olmasını ima eden bakışı üzerine Teak´in de yüzünde bir özür ifadesi oluştu.
    Jeffrey, şaşkınlıkla, kafası karışmış bir şekilde "Oh. Tamam." dedi ve girişte oturup çamur kaplı ayakkabılarını çıkararak halının üzerine törensel bir şekilde yerleştirdi. Taek, ayakkabıları alıp kapının dışına çıkarırken öfkeden köpürüyordu.
    Olivia eşinin omzuna sakinleştirici bir dokunuş kondurduktan sonra gülerek dalga geçmeye başladı. ‘Sevgilim, o geldiği anda gitmekten nefret ediyorum ama acele etmezsem geç kalacağım.’ Arabasına yöneldiğinde, Jeffrey´in bisikletinin garaj girişine, hemen arabanın arkasına konmuş olduğunu gördü. Onu sürükleyerek kenara çekti.
    Bu arada evin içinde işler pek de iyi gitmiyordu. Oğlanlar kovalamaca oynarken az kalsın, o sırada çocukların istilasından yeni kurtulan buzdolabına yönelen Taek´in ayaklarını ezip geçeceklerdi. Kendisini toparladığında, "Hey çocuklar! Çıkın dışarıda oynayın!" diye bağırdı.
    Olivia geri döndüğünde, Taek bitmişti. "Olivia, şu oğlanı evine göndermek için bir bahane bul lütfen" diye yalvardı.
    "Neden?" diye güldü "Daha hiçbir şey kırmadı bile!" Taek ona durumun çok ciddi olduğunu belirten bir bakış fırlatınca "Jeffrey´in ailesine bir tabak kurabiye götürüp hoşgeldiniz demek istiyorum" dedi. Kocasının acı dolu yüzünü görme zevkini tatmak için biraz duraladı ve ekledi,"... ve oğlanları da beraber götüreceğim."
    Birkaç dakika sonra, tam Olivia kapıyı çalmak üzere elini kaldırmıştı ki, Jeffrey "içeri girebilirsiniz" dedi. Kapıyı açıp annesine seslendi: "Anne!". Olivia tereddütle açık kapıyı tıklattığı sırada Jeffrey´in annesi Debbie göründü ve onu sıcak bir tavırla karşıladı.
    İçeri gelin, dedi. "Eski komşumuzun hemen içeriye girmesine o kadar alışkınım ki, sizin bir satıcı olabileceğinizi düşünmüştüm!" Kapıyı kapatmadan önce dışarıya şöyle bir göz atıp oğluna "Jeffrey, bisikletini garajın girişine koy. Biliyorsun dışa-nda bırakmamalısınız.’
    Olivia iki ailenin kuralları arasındaki farklılığın farkına vardığında, ayakkabılarını çıkarmak üzere eğildi. Debbie arkadaşça j bir tavırla "Bunu yapmanıza gerek yok" dedi. Şöyle bir göz gezdirdiğinde, Debbie ve Jeffrey´in ayakkabılarıyla dolaştıklarını ve evdeki taş zeminin bundan fazla etkilenmediğini gördü.
    Olivia ve Debbie, mutfak masasına oturup kurabiyelerden yemeğe başladıklarında, Jeffrey ve Sami´nin de buzdolabına yöneldiklerini farketti. Debbie´nin Jeffrey´e döndüğünü görünce, herhalde her evin doğal kuralı olan çocukların buzdolabını karıştırmaması gerektiği kuralını hatırlatacağını düşünerek biraz rahatlamıştı. Ama Debbie farklı bir yaklaşımla "Jeffrey, bize de biraz mısır getirir misin, tatlım?" dedi.
    O sırada sokak kapısından Jeffrey´in babasının yüksek sesle bağırarak ´Hey, Jeffrey! Nerelerdesin?" dediği duyuldu. Jeffrey ve Sami ona koştuktan biraz sonra, Olivia koşuşturma seslerinin yanı sıra üç kişinin bağrışmalarını da duyabiliyordu. Oğlanlar bir canavarın korkunç seslerle kendilerini takip ettiği oyunda korku çığlıkları atarak kaçışıyorlardı.
    Gizli Mesaj
    "Evimizde, bizim kurallarımızla davranmanızı bekliyoruz ve bu kuralların ne olduğunu bir şekilde bildiğinizi varsayıyoruz."
    Üzerinde Düşünün
    Jeffrey kötü bir çocuk değil, sadece farklı kurallarla yetiştirilmiş. Bizim aile geçmişimiz, kültürümüz, kişiliğimiz -hatta ailemizin kararları- doğru davranışlar konusundaki düşüncelerimizi oluşturur. Başkalarının tepkileri ve tutumları ile ilgili algımızı belirler. Jeffrey ve Sami ile ilgili bu öykü, eşit işlevlere sahip ailenin, ne kadar farklı kuralları olabileceğini açıkça gösteriyor.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Başkasının çocuğunun davranışını yargıladığınızda, bir an durup düşünün ve gördüğünüzün gerçekten yanlış bir davranış olup olmadığını kendinize sorun. Belki de o çocuk sizin ailenizden çok farklı değer yargıları ile yetiştirilmektedir. Hayatta pek çok durumda olduğu gibi "farklı" her zaman "kötü" ya da "yanlış" anlamına gelmez. Çocuğunuzun tek başına yetişmesini istemediğiniz sürece, evinizde sizin kurallarınızı bilmeyen ya da bazen de bildiği halde uymayan çocuklar olacaktır. Bazen sadece kendi huzurunuz için bu çocukların davranışlarını düzeltmek zorunda kalabilirsiniz. Bunu yapmanın en kolay yolu, kendi kurallarınızı kibarca ve açıkça ifade etmektir. Örneğin, Jeffrey evlerine kapıyı çalmadan girdiğinde Taek "Jeffrey, bizim evimize geldiğinde lütfen kapıyı çal ve birisinin seni içeri davet etmesini bekle" diyebilir. Bu kural onun evinde yaşadıklarından çok farklı ise, Jeffrey´in onu öğrenmesi birkaç tekrar gerektirebilir. Çocuklar oldukça esnek oldukları için çok kısa sürede farklı kuralları öğrenebilirler.
    Bazen davranışı düzeltme çabalarınız başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bu durumda birkaç seçeneğiniz vardır. Önce, (1) davranışın gerçekten çok rahatsız edici olup olmadığına, (2) davranışın başka bir ailedeki sizin kabul edemediğiniz kurallar sisteminden mi (ya da eksikliğinden mi) kaynaklandığına karar vermelisiniz.
    Söz konusu davranış sizi rahatsız etmekten başka bir zarar vermiyorsa, onu görmezden gelin ve başka bir ailenin yaşam tarzını değiştirmek için enerjinizi boşa harcamayın. Huzursuz olduğunuz zamanlarda içinizden "Benim çocuğum değil, benim sorunum değil!" sözcüklerini tekrarlayın.
    Ancak davranış görmezden gelinemeyecek -ve farklı yaşam Arzlarından kaynaklanmayan, gerçekten yanlış- bir davranış lse, kendi çatınız altında onu en aza indirgemek için denetimi e´e almalısınız. Çocukların zamanlarını yönlendirmeye çalışın.

    Hakemin Etkisi

    Yaptıkları iş gerçekten işbirliğini gerektiriyordu ve Rorila Noelle birlikte çok iyi çalışıyorlardı. Oturma odasına yerleştirmek üzere bir kitaplık yapmaya çalışıyorlardı. Onlar karmaşık açıklamaları yorumlayıp, hangi parçanın nereye takılacağını çözmeye çalışırken, çocuklarının diğer odada sessizce ve mutlulukla oynamalarından çok memnundular. Kitaplığa, çocukların kitaplarını yerleştirecekler ve oturma odalarında da çok dekoratif duracaktı ama önce bütün öğleden sonralarını alacağa benzeyen o zor birleştirme işini tamamlamaları gerekiyordu.
    Yukarıdan bir çığlık geldiğinde Noelle bu işin tahmininden daha uzun süreceğini düşünüyordu, işini bırakıp, elindeki açıklama kâğıdını Ron´a uzattı. "Sekiz ve on yaşlarındaki iki çocuğun kavga etmeden birkaç dakikadan fazla oynayabileceğine inanabiliyor musun?" diyerek eldivenlerini elinden çıkardı ve yukanya yöneldi. "Ben hallederim." Yukarıya çıktığında Joey ve Kathy´yi her zaman mimari harikalar yaptıkları inşa blokları için kavga ederken buldu. Elleri belinde kapıdan bağırdı "Evet, neler oluyor?"
    Çocuklar birbirlerinin söylediklerini bastırabilmek için bağrışıyorlardı. Kathy "En güzel parçaları o alıyor!" diye ciyakladı.Joey hemen atladı, "Almıyorum! Onun önündeki yığına bak! Sanki kocaman bir gökdelen yapacak! Asıl o en iyi parçaları alıyor!"
    "Yalancı" diye söze girdi Kathy. "Sen de pisliksin."
    Onların seslerini bastırmaya çalışarak "Hey, birbirinize isim takmayı kesin!" diye bağırdı Noelle. Birkaç dakika içinde oyuncak blokları eşit bir şekilde ikiye bölüp, kitaplığın inşasında oldukça ilerlemiş olan Ron un yanına aşağıya indi. Arka bölümü havaya diktiler ve yönergelerde sözü edilen beyaz birleştirici parçaları aramaya başladılar, ikinci bölümün işine yeni başlamışlardı ki Kathy hin ciğerlerini yırtarcasına bağırdığını duydular.
    "Anneeeeeeee! Joey benim bloklarımı alıyor!" Noelle elindeki parçaları Ron a uzatıp yine yukarıya koştu. Blokları yeniden paylaştırdı ve paylaşarak oynama konusunda onları ikna etmeye çalıştı. Kendilerine söyleneni yapacaklarını umarak aşağıya indi.
    işine geri döndüğünde rafları tutarak onları sıkıştırmaya çalışan Ron´a yardım etti. Raflar sırayla konmaya başlandıkça, kütüphane de ortaya çıkıyordu. Hayatından memnun Ron´a gülümsedi. "Çocuklar sessiz ve mutlu oynayınca ne iyi oluyor." Odadan tekrar bağrışlar yükseldiğinde, akıllı anababaların bu kadar çabuk karar vermemeleri gerektiğini hatırladı. Bu sefer "Ben bakarım" dedi.
    Ron, Noelle´in belki biraz yumuşak davrandığını düşünerek otoriter bir ses tonu ile yüksek sesle, "Yeter artık! Derhal o blokları kaldırın ve kendinize başka bir oyun bulun!" diye bağırdı. Çocukların söylediklerini yapıp yapmadıklarını görmek için bir süre orada kalıp sonra işinin başına döndü. Noelle´e "Hiç olmazsa biz parçaları nasıl paylaşacağımızı biliyoruz" diye takıldı.
    Sonunda kitaplık tamamlanmıştı. Ron ve Noelle, ellerinde birer bardak limonata ile mutfaktaki iskemlelere yığıldıklarında, yaptıktan işin mükemmelliği konusunda birbirlerine iltifat ediyorlardı. Ancak bu sakin dönem Kathy ve Joey´in çığlıkları ile kısa bir süre sonra bölünüverdi. Bu kez de televizyonun kumandası için kavga ediyorlardı. Yine Ron olaya el koydu, kumandayı ellerinden kaptı, televizyonu kapattı ve onları oynamak üzere bahçeye yolladı.
    Gizli Mesaj
    "Bizim ilgimizi istiyorsanız, tek yapacağınız bağırmak ve kavga etmek. Sorununuzu çözmek için birimiz hemen yanınızda olacağız."
    Üzerinde Düşünün
    Çocuklar ana babalarını tartışmanın içine çektiği her zaman bütün aile bundan zarar görür. Anababalar devamlı bir hakem gibi davranma ve tartışmaları çözme zorunluluğundan rahatsız olurlar. Çocuklar da birbirlerine ve anababalarına karşı daha düşmanca duygular geliştirmeye, taraf tutma anlamına gelebilecek her ayrıntının çetelesini tutmaya başlarlar. Anababalar, her tartışmalarına müdahale ederek, çocuklarına daha yüksek sesle ve uzun süreli kavgayı da öğretmiş olurlar. Çocuklar kavgalarının artan ses düzeyini ve süresini, anne ya da babalarını sorunu hızla halletmeye ve ilgi sunmaya hazır bir şekilde odaya getirtmek :çin bir çağrı olarak görmeye başlarlar.
    Daha sonraki aşamalarda da, her bir çocuk bu ilgiyi görebilmek için yarışacak, anababayı kendi tarafına çekmenin ve karşı taraftaki kardeşinden uzaklaştırmanın fırsatını kollayacaktır. Anababanın gönüllü müdahalesi, eşyalar, zaman, yer ve anababanın sevgisi üzerinde sürüp giden sonsuz savaşın kazanılması in bir umut ışığı doğurmaktadır. Bu durum, tüm dikkati kavganin kaynağından uzaklaştırıp anababa üzerinde toplamaktadır. Noelle´in sorunu taraf tutarak çözdüğünü varsayalım: "Evet Joey (ya da Kathy) tamamiyle haklı. Bütün blokları sen alacaksın." deseydi ne olacaktı. Zafer kazanmış olan çocuk bloklarla oynayacak mıydı? Büyük bir olasılıkla hayır. Kardeşi ne abartılı ukalâca bir gülümseyiş fırlatarak annesinin peşinde odadan çıkacaktı.
    Ayrıca, anababalar çocuklarına sadece kavga ederken ilgi gösteriyorlarsa ve iyi geçindiklerinde hiç üzerinde durmuyorlar] sa, çocuklar da bilinçdışında, dikkat çekmenin tek yolunun kavga etmek olduğunu öğrenirler.
    "Hakemlik Yapma", çocukların bütün yaşamları boyunca ihj tiyaçları olacak uzlaşma ve anlaşma becerilerini kazanma fırsatlarını ellerinden alır. Ev ortamı, çocukların, bazen anlaşmazlıkların ortasında kalarak diğer insanlarla yaşamayı öğrendikleri il mekândır. Bu aşamada gösterecekleri basan ya da başarısızlıklar çocukluktaki ilişkilerinden daha ileri uzanacaktır. Birbirlerini anlamayı öğrenemeyen kardeşler, ileride, birbirleri ile ilişkiyi koparmış, duygusal derinlikten yoksun bir sosyal beraberlik içinde olan yetişkinler olur. Oysa birbirleri ile anlaşmazlıklarda bile iletişim kurabilen kardeşler, mutlu anlarda da iletişim kurarlar ve yakın, sevecen ve destekleyici bir ilişki içinde olan kardeşler olarak büyürler.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Çocuklarınızın kavgaları ile ilgili olarak size verebileceğim biri tek öneri var: Çocukların birbirleri ile iletişim kurabilecekleri] becerileri onlara öğretip aradan çekilin.
    Keşke her şey söylendiği kadar basit olsaydı! Tabii, çocukların kavgalarından tamamiyle çekilmeden önce, göz önünde bulundurulması gereken pek çok durum var. Çocuklarınız küçükse veya sizin müdahalelerinize güveniyorlarsa, siz tamamiyle olayın dışında kalmadan önce rehberliğe ve eğitime ihtiyaçları vardır. Size önerimin kolayca uygulanabilmesi için çocuklarınızın uzlaşma ve anlaşma becerilerini kazanmaları ve zevkini tatmaları gerekir.
    Noelle ve Ron´un çocuklarının kavgalarına müdahale şekilleri çok yanlıştı, çünkü her defasında sorunu onlar için çözüyorlardı. Blokların eşit bir şekilde bölüştürülmesi ya da uzaktan kumandanın ellerinden kapılması aynı sonucu doğurdu: Kimse olumlu birşeyler kazanamadı. Anababa denetimi ele geçirdi ve çocuklar onlara boyun eğdi. Başka bir deyişle, hiçbir şey öğrenemediler ve bu da aynı durumun devamlı tekrarlanacağı anlamına geliyordu.
    Daha iyi bir çözüm de, her bir kavgayı çocuklarınıza önemli yaşam becerilerini kazandırmak için harika bir fırsat olarak algılamaktır. (Artık bir sonraki "altın fırsatı" beklemeye başlayabilirsiniz!)
    Diyelim ki çocuklarınız uzaktan kumandayı almak ve seyredecekleri televizyon programı konusunda tartışıyorlar. Olaya doğru bir şekilde el koymanın tam zamanı. Duygularınızı denetim altında tutarak, sessizce odaya girin. Kibarca televizyonu kapatın. Uzaktan kumandayı alın ve masanın üzerine koyun. Çocuklarınızdan yanyana divana oturmalarını rica edin. Onlara ancak bir "plan yaparlarsa" televizyonu açabileceklerini söyleyin. Bundan önce hep hakem rolünü üstlendiyseniz, bu yeni yaklaşımınızdan dolayı tam bir şok yaşayabilirler.
    Onlara her iki tarafın da kabul edeceği bir çözüme ulaşana kadar aralarında tartışmaları gerektiğini açıklayın. Birkaç öneride bile bulunabilirsiniz: "Televizyon dergisine bakıp her ikinizin de istediği bir program seçebilirsiniz ya da ayrılıp biriniz diğer °dada seyredebilirsiniz veya televizyonu kapatıp yapacak başka şeyler bulabilirsiniz."
    Bunun arkasından güveninizi belirten bir cümle ekleyin: Sizlere güveniyorum, iyi bir çözüm bulabilecek kapasitedesiniz." Çocuklar nasıl başlayacaklarını bilemiyorlarsa, biraz yanlarında kalıp onları yönetebilirsiniz, yani sadece konuşmalarını^ yönlendirebilirsiniz. Bazen birisi sizinle konuşmaya başlarsa ona "Bu, kardeşinle senin aranda. Onunla konuşmanı istiyorum." diyebilirsiniz.
    Bir uzlaşma atmosferi yakalayıp olası çözümleri tartışmaya başlayana ve her ikisinin de onayladığı bir çözümde anlaşana kadar onların yanında kalın. Bu yöntemi aralarında geçen her j tartışma için tekrarlayın. Bu yaklaşımı sizin sürekli yönlendirmeleriniz olmadan da izlemeye başladıklarını göreceksiniz, çünkü verdiğiniz eğitimle çok önemli becerilerden olan çatışmaların çözülmesi, uzlaşma ve anlaşmaya varma becerilerini kazanmış olacaklardır.
    Bu çok zor gibi mi gözüküyor? Evet, uzaktan kumandayı ellerinden kapıp bahçeye oyuna göndermek çok daha az zaman alacaktır. Ne için? Biraz sonra başka bir konuda yeni bir tartışma yaşanması için, üstelik de ikisi de büyüyüp biri evden ayrılana kadar. Sizin istediğiniz bu olamaz, gerçeği söylemek gerekirse onlarınki de bu değil. Bu yüzden, şimdi hangisinin daha zor olduğuna hemen karar vermelisiniz.
    (Almanız gereken bir önlem: Sürekli olarak birbirleri ile yoğun kavgalara tutuşan çocuklarınız varsa, bir uzmana başvurmanızda yarar vardır. Fiziksel olarak kavga eden çocukları yalnız bırakmayın. Öyle zamanlar sizin araya girmeniz gereken zamanlardır. Bu bölümde sadece kardeşler arasındaki sözel tartışmalar konusu ele alınmıştır.)

    Ailedeki Yeni Bebek

    O gün yeni bebekleri Emma´yı eve getirdikleri için Barbara ve Anwar çok gururlu ve mutluydular. Birazdan Claire, mutlaka çok seveceği minik kardeşinin gözlerinin içine bakacaktı. Aralarındaki üç yaş fark ile, kızlar çok iyi arkadaş olacaklar ve beraber oyun oynayacaklardı. Hayatları boyunca sürecek bu ilk bağ, kapının kolunu çevirdikleri anda gerçekleşecekti. Bütün hamilelik ve doğum sonrası dönemde yaşadıkları o yoğun duygular kapıya yaklaştıkça daha da artmıştı.
    Barbara´nın annesi, kapının eşiğinde, gözlerinde mutluluk gözyaşlarıyla kollarım açmış Emma bebeğin eve gelişini kutluyordu. Onu daha önce hastanede görmüş olmasına rağmen, bebeği Barbara´nın kollarından kapıp kucaklamaktan kendini alamadı. Birkaç dakika sonra, arkasında derin soluk alışlar duydu ve meraklı bakışları üzerinde hissetti. Geri döndüğünde, kö-Şede minicik suratında gözleri kocaman açılmış şekilde Claire´i gördü. "Haydi gel, yeni kardeşine bak" dedi.
    Claire ona yaklaşırken, anneannesi de minik kırmızı şeyi göstermek için battaniyeyi açıyordu. O da ne? diye düşündü. Yeni doğan bebeğin kendisi gibi üç yaşlarında olmayacağını biliyordu, ama hiç böyle bir şey görmemişti! Buruşuk yüzlü, garip gözlü birisi ona bakıyordu. Yeni bir insan diye düşündü. Emma, küçük kardeşim. Emma. Bebeğin ismini birkaç kez tekrarladı. "Bu bebek beni sevecek. Ona şimdiden birşeyleri öğreteyim ki, benimle oynasın..." diye kendi kendine konuşmaya başladı.
    Fındık ezmesi bulaşmış kirli ellerini bebeğe doğru uzattığında, anneannesi birden araya girdi. "Ohhh. Dikkat et tatlım. Bebeğin kirlenmesini istemiyoruz. Ellerin mikroplu olabilir..." Claire hemen ellerini cebine soktu. Bunu düşünmeliydi. Kardeşini daha iyi inceleyebilmek için onun üzerine eğildi. Merak ifadesi yüzünden okunuyordu.
    "Merhaba, minik kardeş," dedi "ben senin ablan... hapşuuu!"
    Anneannesi bebeği uzaklaştırdı ve annesi de elinde mendille göründü. "Tatlım, bebeğin üzerine hapşırmamalısın."
    "Tamam" dedi Claire üzerinde durmadan. "Anne parka gidebilir miyiz?"
    Barbara kızını kucakladı ve ona "Belki sonra canım. Şu anda anne bebeği beslemeli."
    Barbara bebeği emzirmek üzere divana yerleşirken, Claire elinde en sevdiği kitabı onun yanına tırmanıyordu. "Anne, bana oku" diyerek kitabı ona uzatırken, annesinin iki elinin de Emma ile dolu olduğunu farketti.
    "Şimdi olmaz canım. Bebek bu işi daha yeni öğreniyor ve ben dikkatimi ona vermeliyim." Barbara kendisi ve bebek için en uygun pozisyonu bulmak için yerini değiştirdi. Claire kendisinin ayak altında olduğunu düşünerek divandan indi. Biraz uzaklaşıp, annesinin sütünün tadını hatırlamaya -pek hatırlayamadı ama annesinin yumuşak kollarının kendisine sarılmış olduğunu hayal etmeye çalıştı.
    Bu arada Barbara kucağında emerken uykuya dalan bebeği süslü beşiğine koydu. Bir dakika geçmemişti ki, Claire, kardeşini mutlu edeceğini düşündüğü yeni plastik uçağı ile gürleyerek odaya girdi. Barbara´nın yumuşak ama ani uyarısı uçuşu v/arıda bırakmıştı "Şşşıh! Bebeği uyandırma canımın içi."
    Claire elindeki uçağı bırakıp beşiğe yöneldi. Gözkapakları neredeyse şeffaf gibiydi! Tam elini uzatıp gözlerine ve tüm cazibesiyle orada duran diğer yerlerine dokunacaktı ki Anwar yetişti. "Hayır, Claire. Bebeğin gözlerine dokunma. Haydi gel sana birşeyler okuyayım." Ona hastanedeki mağazadan satın aldığı yeni kitabı gösterdi: "Joey´in Evindeki Yeni Bebek" Anwar, Claire ile birlikte iskemleye yerleşirken, beraber oynayabileceği minik kardeşi olduğu için ne kadar şanslı olduğunu söylüyordu. Claire de, nedenini tam olarak bilemediği bir sessizlikle, Joey´in kardeşiyle gerçekten oynayıp oynamadığını merak etmeye başlamıştı.
    Gizli Mesaj
    "Yeni bebek çok özel, kırılgan ve değerli bir kişi, bizim için senden bile daha önemli. Bundan sonra yaptığın ve söylediğin her şey onun varlığından etkilenecek. Bundan sonra, ilkönce o gelir."
    Bunları Düşünün
    Doğum sonrasındaki o gergin günlerde oldukça karmaşık duygular girdabının evdeki herkesi içine alması kaçınılmazdır. Yeni-doğanı koruma içgüdüsü ile bazen aşırı duygusal davranabiliyoruz. Böylece bebeği koruyor, kardeşin duygularını gözardı ediyoruz ve daha ilk günden çocukların arasına bir mesafe koyuyoruz. Çocuklarımızı korumak için kullandığımız sözcük ve davranışlar genellikle büyük olan için savunma, suçlama ve olumsuzluk içeriyor ve onlar neden acı çektiklerini anlayamıyorlar. Özellikle de iki, üç yaşlarından büyüklerse, böyle bir zamanda mutlu olmaları gerektiği halde, kendilerini neden üzgün hisset-ri konusunda çelişkiye düşüyorlar.
    Biz yeni bebeğimiz Coleton´u eve getirdiğimizde, akıllı ve konuşkan bir çocuk olan oğlumuz David yedi yaşındaydı. Yeni beğin etkisini hissedecek kadar küçük, ancak endişelerini dil getirecek kadar da büyüktü. Hastaneden eve geldikten birkaç gün sonra, David´le kahvaltı ediyordum. Coleton da her zaman ki gibi kollarımdaydı. David bana şöyle bir bakıp kafasını salla j diktan sonra birden, "Hep bebek, bebek, bebek. Sana sarılma! istersem, bunu ben yapabilirim ama sen bana sarılamazsın. (Ne yaptığımı merak ediyorsanız: Coleton´u beşiğine koydum David´le birlikte divanda birbirimize sarıldık. Ne zaman bir kucaklamaya ihtiyaç duyarsa, bunu yapabileceğimizi ona hatırlattım.)
    Büyük kardeşin hissettiği çelişkiler, anababaların farkında olmadan gösterdikleri olumsuzluklarla birleşince, kardeşin yer geleni tanımasını engelleyebilir ve ´kardeş kavgaları´nın tohumlarını da atabilir. Ayrıca büyük kardeşleri bizim ´yaramazlık´ olarak adlandıracağımız şekilde davranmaya itebilir ama aslında bunlar onun umutsuz ilgi arayışlarıdır.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Pek çok durumda olduğu gibi, sadece gizli mesajın farkında] olmak bile sorunun büyük bir kısmını ortadan kaldırabilir. Şu anda böyle bir durum yaşıyorsanız ya da geçmişte yaşamış-sanız, belki de farkına vardıklarınızın şaşkınlığını yaşıyorsunuz.
    Davranışlarınızın anlamlarının farkına varmanın yanı sıra,yeni bir bebeğin aileye girişinden sonra büyük çocuk (ya da çocuklarınız) ile yaşantılarınızı basit bir strateji ile olumlu yöne çevirebilirsiniz. Her şeyden önce bunun herkes için uyum dönemi olduğunu unutmayın. Ev dışı etkinliklerinizi azaltmanın, evin temizliği ile ilgili ölçütlerinizi gevşetmenin, yeni öncelikleriniz üzerinde yoğunlaşmanın ve büyüyen ailenizde sağlıklı kardeş ilişkilerinin temelini oluşturmanın tam zamanı. Bu listenin çok yüklü olduğunun farkındayım. Ancak bebeklerin bebeklik dönemi o kadar kısadır ki geleceğinizin temelleri için bu süreyi iyi kullanmak çok önemlidir.
    Peki ilk günden kardeş ilişkilerini geliştirmenin yolu nedir?İlkönce, büyük çocuğunuzun duygularını anlamak ve onaylamaktır. Her şey sadece sizin için değil, herkes için değişmiştir. Yeni bebeğinizi kucağınıza her aldığınızda, büyük çocuğunuza da ona baktığınızı farkettirmeden bir bakın, belki de onun gözlerinden anlamlı bir bakış yakalayabilirsiniz. Tıpkı sizin gibi, çocuğunuz da her zamankinden daha yorgun, biraz daha gergin ve biraz daha hassas olabilir. Bu normal bir tepkidir. Bebek çoğu zaman ilgi ister ve aile yaşantınızı bir süre daha etkileyecektir. Büyük çocuklarınıza, bu konuda onların da zorlandığını bildiğinizi anlatın ve bunun normal olduğunu belirtin. "Parka gitmek için Emma´nın uyanmasını beklemenin çok zor olduğunu biliyorum" gibi bir cümle çocuklarınıza onların duygularına önem verdiğinizi gösterecektir.
    Çok yaygın bir hata olan her şeyi "bebeğe" yüklemekten kaçının. Yukarıdaki öyküde bunun örneklerini gördük: "Bebeği kirletme." "Bebeğin üzerine hapşırma." "Şu anda gidemeyiz, annenin bebeği doyurması gerekiyor." "Bebeği uyandırma." "Bebeğe dokunma." Bir süre sonra, çocuğunuz keşke bu bebek geldiği yere geri gitse diye düşünecektir! Tabii programlardaki ve çocuğun davranışları ile ilgili değişikliklerin tek nedeni "bebek" olmasına karşın siz yine de sözlerinize dikkat etmelisiniz. Programlanızdaki değişiklikleri açıklamak için farklı bazı sözcükler kullanabilirsiniz: "Şu anda ellerim dolu," "Daha sonra ya da yemek/uyku/televizyon programından sonra gidebiliriz." "Evet yirmi dakika sonra gidebiliriz." veya "Şimdi olmaz." gibi sözcükler. Davranışları ile ilgili değişikliklerden söz ederken de "bebe-§e" bağlamaktansa, davranışın kendisi üzerinde durun. "Ellerin kirli, haydi gel yıkayalım." "Hapşırdığın zaman elini ağzına kapamayı unutma."
    Ayrıca çocuğunuzun yeni bebekle ilgili merakını giderin. Bebek uyurken ona dokunmasına, kucaklamasına, hissetmesine^ ve keşfetmesine izin verin. Çocuğunuz biraz daha deneyim kazandıktan (bebek de biraz daha güçlendikten) sonra, uyanıkkende onu tutmasına ve bakmasına izin verin. Sizin kucağınızda] güvende iken, onunla konuşmasını isteyin. Dokunma ve iletişim her ikisi için de, ilişkilerinin gelişimi için de çok önemlidir. Bir süre sonra, bebekten gelen tanıdığını belirten gülücükler büyük çocuk için çok mutluluk verici ödüller olacaktır.
    Bebeğinizi emziriyorsanız, sizin göğsünüzden gelen süt bundan yoksun olan büyük çocuk tarafından çok büyüleyici bulunabilir. Onun da tadına bakmasına izin verin (daha rahat hissedecekseniz, bir kaşıkla veya fincanla) ve böylece bu gizem dolu törensel olaydan dışlanmış hissetmeyecektir. Böyle bir deneme onu kırmayacağı gibi, bir damlası bile yeniden "büyük çocukların" içtiği bardak dolusu çikolatalı sütü içmeyi tercih etmesine yetecektir.
    Büyük çocuğunuzun bebeğe nasıl dokunacağı ve onunla nasıl oynayacağını öğretirken sabırla olumlu sözcükler kullanmayı tercih edin. "Hayır" lardan kaçının ve olumluları tercih edin. Örneğin, "Hayır! Bebeğin gözlerine dokunma" demek yerine "Emma´nın gözleri çok narin, onların yerine yanaklarına ve çenesine dokun." Ayrıca bebeği çocuğunuza birşeyler öğretmek için de kullanabilir, onunla sanki bebeğin ağzından konuşuyor gibi eğlenceli bir oyun oynayabilirsiniz: "Bana gülümsediğin zaman çok seviniyorum!" ya da "Benimle oynamadan önce ellerini yıkarsan ben de temiz kalabilirim." gibi.
    Sürekli olarak "Hayır" ve "Dur" demekten, benim "uzaklaştır ve kurtar" diye adlandırdığım bir teknikle kurtulabilirsiniz. Sürekli olarak çocuklarınızın yakınında olun ve durumun sizin kontrol alanınızdan çıktığını hissederseniz müdahale edin. Böyle bir durumda bebeği uzaklaştırın, diğer çocuğun dikkatini başka bir konuya çekin. Bizim üçüncü çocuğumuz David doğdu-
    onunda kız kardeşleri iki ve dört yaşlarındaydılar ve bu yöntem benim çok güvendiğim bir hayat kurtarıcı olmuştu.
    Büyük çocuğunuza bebeklerle ilgili pratik bilgiler verin. Çok uyuduklarını, çok bakım istediklerini, çok gürültülü ve yüksek sesle ağladıklarını, bir sürü pis alt bezlerinin olduğunu ve eğlenceli bir oyun arkadaşı oluncaya kadar biraz zaman gerektiğini anlatın. Çocuğunuza bebeğin bakımına nasıl yardımcı olabileceğini öğretin ama ondan tam bir bakıcı olmasını beklemeyin. Her şey yolunda gittiği zamanlarda onu yüreklendirin. "Abla/Abi" sıfatını kazanmanın mutluluğunu yaşamasına yardımcı olun.
    Çocuğunuzun bebeklik fotoğraflarını ya da filmlerini çıkarmanın tam zamanıdır. Daha kısa bir süre önce kendisi bebekken ona da çok özel bir ilgi gösterildiğini hatırlatın.
    Yeni doğan sizden çok yoğun bir ilgiye ihtiyaç duyacaktır. Büyük çocuğunuzun da annesi/babası/anneannesi/bakıcısı ile tek başına bire bir bir ilişki kurduğu anlar yaşamasını mutlaka sağlayın. Paylaşılan bir oyun, kitap ya da kucaklaşma çocuğunuzun sizin sevginiz konusunda kendisini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır.
    Her şeyden daha önemli olan onunla konuşmaktır. Çocuğunuzun iyi ya da kötü tüm duygularını ifade etmesini sağlayın. Kendisini "kötü" hissetmemesi için bunların çok doğal duygular olduğunu söyleyin. Neler düşündüğünü sorun ve onu yargılamadan dinleyin. Onun sıkıntılarını anlayın ve bu dönemin geçeceğini, her şeyin "normale döneceğini, bebeğin de zaman-ta onunla konuşan, oynayan ve koşan birisi olacağını vurgulayın. Aileye yeni bir bebek katıldığı zamanlarda büyük çocukla-nn yaşadıkları çelişkilerle ilgili kitapları beraberce okuyun. Di-Ser abla ve abilerin de kardeşlerine karşı benzer karmaşık duygular beslediklerini öğrenmek onları rahatlatacaktır.
    Bizim bebeğimiz Coleton şu anda dört aylık ve ailemiz artık bu yeni duruma uyum gösterdi. Daha dün on yaşındaki Vanessaya evde bir bebek olmasının düşündüğünden daha farklı olup olmadığını sordum. "Evet," dedi. "Herkesi bu kadar mutlu edeceğini bilmiyordum." David de minik erkek kardeşine tapıyor ve bunu ona sık sık sarılarak ortaya koyuyor. Ve Coleton, ablalarının ve abisinin muhteşem olduklarını düşünüyor.
    Biraz yüreğinizin sesini dinleyerek, duyguların farkına vararak ve birkaç yeni taktik kullanarak ailenizdeki bu önemli değişim dönemini eğlenceli bir hale getirebilirsiniz.

    Baba-Oğul

    Charles, başını ellerinin arasına almış, yüreği şiddetle çarparken boşanmanın şokuyla alt üst olan yaşamını düşünüyordu. Tekrar yalnız başına yaşamaya başlamanın ve yalnız bir baba olmanın zorluk derecesini kestiremiyordu bile. Anababalık bir eşle birlikte çok daha kolaydı. Artık her şey netliğini yitirmişti. Sadece oğlunu sevdiğini biliyordu. Tim, olağan erkek çocuğu sorunları dışında ciddi sorunlar yaratmayan iyi bir çocuktu. "Evet," dedi Charles yüksek sesle kendisiyle konuşarak,"bu kadar endişe yeter. Her şey çok iyi olacak." Hissettiğinden daha güvenli çıkmıştı sesi. Bir süre saatin tiktaklarını izleyerek 3:45´e gelmesini bekledikten sonra, "Çok şükür, Tim´i okuldan alma zamanı geldi" dedi.
    Okulun önüne vardığında, Tim´in arkadaşlarıyla sohbet ettiğini farketti. Arabanın kapısını açıp. "Hey, arkadaş! Haydi atla!" diye seslendi. Tim arkadaşlarına veda edip, arabaya bindi. Charles uzanıp onu kucakladı. "Akşam yemeğine ne yapalım? Alışverişe mi gidelim, dışarıda mı yiyelim?"
    Tim bir süre düşündükten sonra "Bu akşam çok ödevim var. Hangisi daha çabuk olur?" diye sordu.
    "Hmmm. Bu ne yemek istediğimize bağlı. Yolda durup birer hamburger alabiliriz ya da marketten hızla birşeyler alırsak, sen evde ödevine başladığında ben hazırlayabilirim. Ne dersin?"
    Tim kararsızlık ifadesi ile suratını ekşitti "Burger alalım.Charles, "Yani burgerler demek istiyorsun." diyerek onayladı.
    Yolda arabadan inmeden yemeklerini alabilecekleri bir yere girdiler. Charles, patates kızartması ve burgerlerin yanı sıra, Tim´in salata da yemesini istedi ama çok uzun bir gündü ve sadece Tim’le beraberliğin tadını çıkarmak istiyordu, ısrar etmedi, fol boyunca bir yandan yemeklerini yediler, bir yandan da o gün yaşadıklarını paylaştılar. Tim, yedek öğretmenin gariplikle-ini anlattı. Charles da, kâğıtları, yazılar üste gelecek şekilde, fotokopi makinasına, aşağıya gelecek şekilde de faks makinasına yerleştiren şaşkın bir çalışanın maceralarını anlatarak Tim´i güldürdü. Tim, babasının işyeri öykülerini her zaman dinlerdi ve ırtık herkesi tanıyormuş gibi geliyordu.
    Eve vardıklarında, Tim bisikletine binmekte olan arkadaşı Sarrison´u farketti. "Baba, benim çantamı eve götürür müsün?ben Garrison´la bisiklete bineceğim."
    "Ama, senin çok dersin olduğunu sanıyordum." "Evet, sonra yaparım."
    "Pekala, ama çok geç kalma. Seni bir saat sonra içeri çağırırım."
    Tim arabadan atlamış, bisikletine binmeye başlamıştı bile. Babaaaa, iki saat sonra!"
    "Tamam, iki saati bir dakika geçmeyecek. Başına kaskını alda çık."
    "Artık kimse kask takmıyor" diye itiraz etti Tim. Bu arada, arkadaşını yakalama telâşı ile yola çıkmıştı bile.
    "Takıyor!" dedi Charles. "Bütün profesyoneller ve ciddi bisikletçiler takıyor. Sadece sizin gibi aptal çocuklar takmıyor."
    "Hep bizim sokakta olacağım" derken artık babasının duyamayacağı kadar uzaklaşmıştı.
    "Tim!" diye bağırdı arkasından Charles . Tim gitmişti bile.
    Derin bir iç çekmesinden sonra, Charles arabanın içindeki yemek artıklarını temizlemeye başladı. Bu arada, evine dönen komşusu Karen´i farketti. Merhabalaştıktan sonra Karen (çok koruyucu bir anne olarak tanınırdı) Tim´in mutlaka kask takması gerektiğini vurguladı. Charles, Tim´i savunmaya çalıştı, "Sadece kısa bir süre için bizim sokakta binecek."
    iki saat sonra, Charles dışarı çıkıp Tim´i çağırdı, "iki saat doldu, içeri gel ve dersini yapmaya başla."
    "Aaaa, baba," diye yakındı Tim; "Garrison´un anababası saat 8:00´e kadar dışarıda kalmasına izin veriyor ve sonra da ders yapacak bir sürü zamanı oluyor."
    "Sürenin yeterli olacağından emin misin?"
    "Evet baba, çok ciddiyim."
    "Pekâlâ o zaman saat 8:00. Bir dakika geçirmeyeceksin."
    8:00´i biraz geçe Tim kapıdan girdi, çantasını ve yiyecek birşeyler kaptı ve mutfak masasına gitti.
    Bir süre sonra Charles, banyo yapma zamanının geldiğini söyledi. Tim daha pazartesi günü yıkandığını, ayrıca hâlâ dersi olduğunu belirtti. Charles kafasını salladı ve ´tamam" diye mırıldanarak, çalışma odasına geçti. Çalışmaya o kadar dalmıştı ki, saatin 9:30 olduğunu farkettiğinde birden mutfağa yöneldi. Tim´i cips ve patlamış mısır yerken, ödevinin başında buldu.
    "Tim! Yatma vaktini çoktan geçtin!"
    "Evet, baba biliyorum. Neredeyse bitiriyorum."
    Charles Tim´in yaptıklarını şöyle bir gözden geçirdi. "Daha yapacak neler kaldı?" Tim´in yanına oturdu ve geri kalan ödevlerini bitirmesine yardım etti.
    Gizli Mesaj
    "Sen ve ben çok yakınız. Oda arkadaşları gibi."
    Üzerinde Düşünün
    Çocuklarınızın arkadaştan olmalıdır ama onları okulda ya da oyun bahçesinde bulmalıdırlar. Evde onlara gerekli yönergeleri verecek, tutarlı kuralları koyacak ve sevgi dolu bir destek sunacak güvenebilecekleri bir anababa, bir yetkili bakıcı gereklidir. "Arkadaşlar" belli kararlar üzerinde uzlaşmaya varırlar, olasılıkları değerlendirirler, birbirlerine önerilerde bulunurlar, ancak bir arkadaş karşısındakinin kararlarına saygı duyar. Bir "anababa" ise, sınırlar belirler, kurallar koyar ve çocuk memnun kalsa da, kalmasa da bu kuralları uygular.
    Anababalar çeşitli nedenlerle bu "arkadaşlık tuzağına" düşmektedirler. Birincisi, bu örnekte olduğu gibi, genellikle boşanma ya da eşin ölümü durumunda ortaya çıkan bir çeşit aşırı bağımlılıktır. Anababa kendi hayatındaki yalnızlıkla mücadele ederken, arkadaşlık, beraberlik ve onaylanma duygusuyla çocuğuna sarılır. Hem suçluluk duygusu, hem de çocuğunun yuvasını dağıtmış olmanın üzüntüsü içinde olan anababa, hem anne, hem de baba olma gereğinin baskısını duyar ve çocuğa karşı aşırı hoşgörü gösterme eğilimi içinde olur.
    Anababaların arkadaşlık tuzağına düşmelerinin ikinci bir nedeni de insan olmalarıdır. Bizler de bazen sevgi ve onaylanma ihtiyacı içinde onları kazanmak için uygun olmayan davranışlar içine gireriz. Bu davranış örüntüsü çocuklar daha 2-3 yaşlarındayken, çok şiddetli bir huysuzluk nöbeti ile uğraşmaktansa, çocuğa yasakladığımız bir kurabiyeyi vermeyi daha kolay bulduğumuzda başlar. Bir diğer neden de, anababaların liderlik rolünü üstlenmekten çekinmeleri ve çok katı ya da çok sert görünmekten kaçınmalarıdır. Bazıları da çocuklarını disipline etmek için gerekli çabayı gösteremeyecek kadar yorgun ya da duyarsızdır.
    Nedeni ne olursa olsun sorun, karşılaştığımız pek çok durumda yeterince güçlü ve etkili olamamamızdır. Nedeni ne olursa olsun, sonuç da aynı olur: Çocuklarımız çocukluk dönemlerini, can simidi olmaksızın debelenerek geçirirler.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Çocuklarınızın yetiştirilmesinde sizin en önemli görevinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Bu soruyu yanıtlamadan önce, görevlerinizin neler olmadığını inceleyelim. Onları sizinle birlikteyken hep mutlu etmek değil. Onları sizin ne harika bir insan olduğunuza ikna etmek değil. Onların ölümsüz sevgisini kazanmak değil. Sizin göreviniz, kapasiteli, sorumlu ve olgunlaştıklarında kendi ayakları üzerinde durabilen, kendilerinden ve değerlerinden emin olan gençler yetiştirmektir. Bu hedefe ulaşabilmek için sınırlar belirlemek, kurallar koymak ve onlara uyulmaması durumunda sonuçlarının neler olacağını saptamaktır. Bu nedenle de çocuğunuzun zaman zaman (bazı zamanlarda da sık sık) mutsuz, kızgın ya da sizden bunalmış olabileceğini kabul etmek zorundasınız.
    Çocuğunuzun duygularına karşı duyarsız olun demiyorum. O duyguların farkında olmak çok önemlidir. Sadece öğrenmeleri gerekenleri sizin kanatlarınız altındayken öğrenmelerinin, dışarıdaki büyük dünyanın acımasızlığı içinde öğrenmekten daha iyi olacağını anlamanızı istiyorum. Çocuklarımıza saygıyla, sevgiyle ama kararlılıkla gerekli sınırları koyduğumuzda onlara rehberlik ve disiplin sunduğumuzda, onların kendi içsel disiplinlerini geliştirmelerine yardımcı olacağız. Hayatın en ciddi fırtınalarında ayakta kalabilmelerini sağlayacak olan da işte o içsel güçtür. Güvensizlik ve kuşkularla engellenmeden kendi mutluluklarına ulaşmalarını da o içsel güç sağlayacaktır.
    Çocuğunuzun yaşamı boyunca pek çok arkadaşı olacak ve onlarla olmaktan çok mutlu olacaktır. Arkadaşlarından da çok önemli yaşam dersleri alacaktır. Ancak arkadaşlıklar başlar ve biter, aldığı derslerin bazıları da sizin çocuğunuzun kazanmasını istediğiniz şeyler olmayabilir. Oysa çocuğunun iyiliğinden başka hiçbir gizli nedeni olmadan rehberlik ve yönlendirme yapan sevecen bir anababa, sonsuza dek sürecek bir sevgi ve saygı kazanır. Güçlü bir anababa, çocuğunun geleceği için gerekli dersleri, değerleri ona mutlaka öğretir. Ancak anababa rolünü güven ve liderlikle üstlendiğiniz sürece çocuğunuza daha çok yararınız dokunacak ve sevginizi gösterebileceksiniz. Sonra bir-gün, sizin hâlâ "çocuğum" dediğiniz bir yetişkinle göz göze gelecek ve artık haklı olarak ona "arkadaşım" diyebileceksiniz.
    Anababaların İşi Hiç Bitmez
    Jean, kocasının sırtını ovan elinin verdiği hoş duyguyla uyandı. "Ummmmm" diye mırıldandı, çok hoştu. Ray, bir süre sonra, ellerini eşinin vücudunun ön tarafına doğru kaydırdı. Jean şaka yollu kocasının ellerine vurarak "Dur! Bugün okul günü. Birazdan çocukları uyandırmam gerekiyor!" Ray onun sözlerine dikkat etmeden aşk dolu yaklaşımlarını sürdürdü. Jean kıkırdayarak yataktan aşağıya yuvarlandı. Ona, "iyi çocuk ol!" diye takılıp, yıkanıp giyinmek üzere banyoya gitti.
    Jean banyodaki işini bitirip geri döndüğünde Ray çarşafların altında hâlâ horluyordu. Yatağın kenarına oturup, kafası olduğunu tahmin olduğu çıkıntıyı öptü. "Haydi, uykucu. Kalkma zamanı. Ben oğlanları uyandıracağım."
    Ray de sonunda yataktan kalkabildiğinde, Jean oğlanları kaldırmış, yemek paketlerini hazırlamış, izin kâğıtlarını imzalıyordu. Ray de kahvaltıyı hazırlayıp, makinaya çamaşır atarak ona yardımcı oldu.
    Jean ve Ray, başarılı bir dizüstü bilgisayarı yayıncılığı işini evlerinden yürütüyorlardı. Telefonun sesi hiç kesilmezdi ve bugün de farklı değildi. Telefon ve faks da sabah koşuşturmasına katkıda bulunuyordu. Bir süre sonra, evdekilere birbirlerinin varlığını hissettiren tek şey yanyana hızla geçerken hissettikleri hava esintisi olmaya başlamıştı.
    Oğulları Blake ve Chris giyinip kahvaltılarını bitirir bitirmez, geçen yılki Cadılar Bayramı kutlamalarından kalan giysileri karıştırmaya başladılar. "Anne" diye seslendi Blake. "Ben bu yıl yine uzaylı olmak istiyorum ama uzaylı elleri gibi duran eldivenleri bulamıyorum. Bana onlardan alır mısın?"
    "Tabii" dedi Jean. "Bugünkü toplantımdan dönerken alırım."
    Chris bunu duyunca kendi isteğini ekledi. "Benim de cumartesi günkü maça bazı yiyecekler götürmem gerekiyor. Bana da çikolata ve meyva suyu alabilir misin?"
    Jean istenenleri alışveriş listesine eklerken "onları da alırım" dedi. O sırada Ray sessizce arkasından yanaşıp kulağına kendi isteğini fısıldadı. Yanaklarına bir kızarma yayılırken "Ray! Şşşıh. Oğlanlar duyacak!"
    Tam o sırada banyodan korkunç bir gürültü geldi. Jean ve Ray dehşet ve şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Banyoya koştuklarında, ortalıkta danseden çamaşır makinasının altından sular sızdırdığını farkettiler. "Ben hallederim" dedi Ray ve sorunu saptamak üzere işe koyuldu.
    Çok geçmeden oğlanlar gitmiş evdekiler de günlük işlerine dönmüşlerdi. Jean oğlanların dağıttığı giysileri kutusuna geri yerleştirirken, bir yandan da müşterilerinin başka işler yaptığını farketmemelerini umarak telefonlara cevap veriyordu.
    Gelen telefonlardan biri arkadaşı Donna´dandı. Günlük bazı işlerden ve çocuklardan söz ettikten sonra Donna sözü başka bir konuya getirdi. "Bir grup arkadaşla bir bowling takımı kuruyoruz! Liseden beri oynamadığımızı biliyorum ama salı akşamlan özel bir çiftler ligi yapılacak. Bir yarışmadan çok, eğlence gibi olacak. Pizza falan olacak, yani akşam yemeği de dahil. Ray´le katılabilir misiniz?
    Jean bir dakika düşündükten sonra. "Salı geceleri mi dedin? Ne zaman başlıyor?" Donna programa baktıktan sonra yeni dönemin iki hafta içinde başlayacağını söyledi. "Ay, bu çok kötü. Salı geceleri her iki oğlanın da antrenmanı var. Sanırım biz katılamayız. Ama yine de davetin için teşekkürler."
    "Bir şey değil. Belki bir dahaki sefere." Birkaç konu üzerinde daha konuştuktan sonra, telefonu kapattılar. Jean bovlingi sevip sevmediğini hatırlamaya çalıştı ama başaramadı.
    Ray banyodan döndüğünde, "Makinanın biraz dengesi bozulmuş, tatlım. Ama sızıntı eskisinden daha fazla... belki de yeni bir makina için mağazaya uğrasam iyi olacak." dedi. Satıcıların telefon numaralarını bulabilmek için, çalışma odasına gitti ama bu arada onu bekleyen işlere dalmıştı bile.
    Bir süre sonra okuldan bir telefon geldi. Ağlamaklı bir sesle Blake, "Anne, öğleden sonra okul gezimiz var ve ben izin kâğıdını evde unutmuşum." dedi.
    "Oh, Blake, daha bu sabah imzaladım, nerelere attın kağıdı?" diye söylendi. O arada çevresine şöyle bir bakındı ve kendi sorusunu kendisi cevapladı, "işte burada tezgâhın üzerinde. Şimdi evden çıkıyordum. Toplantıdan önce oradan geçer bırakırım."
    Telefonu kapattığı anda, Ray çalışma odasından seslendi. "Tatlım? Çocuklar okuldan geldiğinde sen mi evde olacaksın? Yoksa ben olayım mı? Bu gece kim ne yapacak? Hem futbol, hem de izcilik var değil mi? Bütün karışıklığın olduğu gece bu gece değil mi? Ben izciliği alayım, sen de futbolu..."
    Jean "tamam" diye mırıldandı. O sırada ayaklarının arasında dolanan köpeklerini ve ağzındaki kâğıdı farketti. "Bu da ne..." Köpeğin arkasından sürüklenen üzeri diş izleri dolu kütüphane kitabını görünce anlamıştı. Birkaç hafta önce kütüphaneden aldığı ve iade zamanı geçmiş kitapların gecikme cezalarına bu kitabın ücretini de ekleyebilirdi.
    Jean o gün yapacakları arttıkça unutmamak için bir liste hazırlaması gerektiğine karar verdi. Hızla bir liste hazırladı ve onu da alışveriş listesinin -ve izin kâğıdının- yanına dosyasının içine koydu. Tam kapıdan çıkmıştı ki birden aklına gelen bir şey yüzünden mutfağa geri koştu. Kafasını içeri uzatıp, "Hey, bugün on iki ile bir arasında bir boşluğum olacak. Neden yemek için buluşmuyoruz?" diye sordu.
    "Çok hoş olurdu," diye cevapladı Ray, "ama bütün sabah çok yoğunum."
    "Belki bu hafta bir araya sıkıştırabiliriz!" diye sordu Jean.
    "Evet, belki" dedi Ray ve birden bu yoğun gün yapılması gereken bir başka ayrıntıyı daha hatırladı. "Ben bu akşamki izci grubu için birşeyler yapmayacak mıydım? Bir ev maketi gibi birşeyler?" Bu arada Jean hızla kapıdan çıkmıştı bile.
    Gün boyu yapılması gereken olağan yemek hazırlığı, temizlik gibi işlere yenileri eklenmiş ve tüm günleri koşuşturmaca içinde geçmişti. Gece geç vakit Jean yatağa attı kendini. Ray da bir sonraki gün için tamamlaması gereken çizimi yapar yapmaz yanına geldi. Onun varlığının verdiği mutlulukla Jean, iş yaşamlarının dışındaki beraberliklerinin fiziksel gereklerinin de farkındaydı. Kocasının hoşuna gideceğini bildiği bir şekilde ona yaklaştı.
    Ray derin bir iç çekti "Seni çok seviyorum tatlım, ama umarım beni anlarsın. Bu gece çok yorgunum." Tabii onu anlıyordu, hem de çok iyi. Gülümsediler, hızla birbirlerini öptüler ve arkalarını dönüp birkaç dakika içinde uykuya daldılar.
    Gizli Mesaj
    "Ben bir anababayım, ekmek kazanmam ve evi yönetmem gerekiyor. Aynı zamanda bir eş olmaya zamanım kalmıyor!
    (Bu öykü evlilik ilişkisini anlatıyor ama ilişkilerin çoğu zaten evli ve çocuklu kişileri ilgilendiriyor. Bu yüzden bu sözler hepsi için geçerli olacaktır.)
    Bunları Düşünün
    Anababaların çoğu bu ilişki örüntüsü içine girmektedir. Yaşamın koşuşturmasına kendimizi o kadar çok kaptırıyoruz ki ailenin en önemli ilişkisini sağlıklı tutmayı unutuyoruz. Anne/baba/çocuk bakıcısı/çalışan rollerinden daha önemli olan kadın ve erkek arasındaki ilişki.
    Karı-koca ilişkimizi etkileyen her ne rol olursa olsun -baba, ekmek kazanan, gönüllü, sporcu- etkisi aynı olmaktadır. Günlük hayatımıza getirdikleri tüm kargaşa içinde eşimizin kim olduğunu ve bizi ona çekenin ne olduğunu unutmamıza neden olmaktadır. Kısa vadeli bir etkiyle eşimizle olan ilişkimizden zevk almamızı engellemeye, hayatlarımızın birbirinden uzaklaşmasına ve uzun vadede de evliliğimizin yıkımına neden olmaktadır.
    Bazen kişisel ilişkilerimizi süslemek için attığımız tohumlar, daha iyi anababalık yapma yeteneklerimizi boğmaya başlayabilmektedir. Mutlu bir beraberlik çocuklarımızın gelişimi için en verimli ortamı oluşturur. Anne ve babalarının birbirlerinin sevdiklerini bildiklerinde ve onların arasındaki ilişkinin önemli ve değerli olduğunu anladıklarında kendilerini güvende hissederek mutlu olurlar. Ayrıca, bu yetişkin ilişkisini gözleyerek, evlilikle ilgili görüşlerini oluşturmaya başlayacak ve bir yetişkin olarak kendi ilişkilerini kurma zamanı geldiğinde bu bilgileri kullanacaklar.
    Evliliği beslemek için ayrılacak zamanın çocukların gereksinimlerini tehlikeye atması gerekmez. Tam tersine, çocuklar güçlü bağların yansıttığı güneş ışığı ile daha hızlı büyürler. Sürekli ve mutlu bir aile ortamının sıcaklığında yeşerirler. ilişkinin güçlü, sağlıklı ve canlı olması tüm aile bireylerinin yararınadır. En az ilgiyi göstererek bu bağı güçlü tutmak olanaklı değildir. En iyi koşulla ilişki sürer gider, en kötü olasılıkla da ölür. Sağlıklı, güçlü, sevgi dolu bir beraberlik zaman, sabır, ilgi ve özen ister.
    Yapabileceğiniz Değişiklikler
    Yaşamınızda pek çok farklı rollere sahipsiniz. Sizi siz yapan da, yaşamınızı zenginleştiren de bu çeşitlilik. Ancak bunlardan hiçbirinin sizin zihinsel, duygusal, fiziksel ve aile içi sağlığınız için kaçınılmaz olan eş olma rolünün önüne geçmesine izin vermeyin.
    Güçlü ve kalıcı bir evlilik yaratabilmek için işe önce o kadar değer verdiğiniz insanla ilişkinizi geliştirebilmek için gerekli zamanı, çabayı ve düşünceyi harcamaya karar vermekle başlamalısınız. Bu kararınızın sizi daha doğru girişimlerde bulunmaya zorlamasını sağlayın.
    Örneğin, Jean kocasının sabahki tekliflerine karşılık verebilmek için saati biraz daha erkene kurabilirdi. Ray de eşinin arzularını karşılayabilmek için yatağa biraz daha erken gidebilirdi. Her ikisi de müşterileri ile buluşmalarını ayarlayıp, öğle yemeğinde buluşabilir (ya da seçecekleri başka bir etkinlikte beraber olabilirlerdi). Çocuklarını oradan oraya taşımak için arkadaşlarıyla işbölümüne gidebilir ya da kendilerine daha çok zaman ayırabilmek için onların etkinliklerini azaltabilirler. Haftada bir gece ayarlayacakları bir bakıcı bowling turnuvasına katılmalarına veya birbirlerini daha iyi tanımalarına ve neleri beraberce yapmaktan hoşlandıklarını keşfetmelerine yardımcı olabilirdi. Alışverişi bir gün sonraya erteleyip, beraberce bir yürüyüşe çıkabilirlerdi. Hiç kimse bir günde açlıktan ölmez ama ilişkileri ölebilir.
    Sağlıklı evlilikler bütün bunların hep birarada yapılmasını gerektirmez. Gün içinde yapılacak bir, iki küçük değişiklik onları birbirlerine yaklaştırabilir.
    ilişkileri güçlendirmenin diğer bir yolu da bahçeyi yabani otlardan temizlemektir: Olumsuz eleştirilerden kaçınıp, iyi ve güzel olanı vurgulamaya çalışmak. Küçük rahatsızlıkları -yere atılmış kirli çorapları, bir gün önceden büfenin üzerinde unutulmuş kuru kahve fincanını, yemek masasında çıkarılan tatsız bir gazı-görmezden gelmeyi alışkanlık haline getirin ve bu otların yerine güllerin kokusunu duymaya çalışın.
    Ayrıca oyunu iyi oynayın. Eminim, eşlerin birbirlerine bir arkadaşlarına asla davranmayacakları şekilde kaba ve sert bir şekilde davrandıklarına pek çok kez tanık olmuşsunuzdur. Bazen eşlerimizi çok olağan olarak algılayıp kaba davranışlar sergileyebiliyoruz. Haklı olmakla, iyi olmak arasında bir tercih yapmanız gerekiyorsa, iyi olmayı tercih edin. Başka bir şekilde ifade edersek, "Söyleyecek güzel bir sözünüz yoksa, hiçbir şey söylemeyin."
    "Savaş vereceğiniz alanı seçin." Belki de anababalık konusunda bu öneriyi sık sık duymuşsunuzdur. Çocuk yetiştirmekte de, evlilik ilişkisinde de çok işe yaradığı kesin. Her türlü insan ilişkisinde anlaşmazlıklar ve çatışmalar olacaktır. Burada önemli olan hangilerinin üzerinde durulmaya değer olduğunu saptayıp, diğerlerini bir kenara bırakabilmektir. Bunu yaptığınız sürece aranızdaki olumsuz enerji daha az olacaktır.
    Dokunma ve kucaklamayı öncelikleriniz arasına alın. Çiftler genellikle ilk evlendiklerinde birbirlerine sık sık dokunma, elele tutuşma, yakın oturma, kollarına dokunma ve birbirini öpme-eğilimindedirler. Uzun yıllardır evli olanları da birbirlerine dokunuşlarının azlığından tanıyabilirsiniz. Küçük bebekleri ya da çocukları olan anneler, eşleriyle fiziksel temasa daha az ihtiyaç duyarlar, çünkü minik bebekleri onların dokunma ihtiyaçlarını o kadar çok karşılar ki, günün sonunda artık buna doymuş olurlar. Size küçük bir öğüt: Eşinize daha sık dokunmaya çabalayın. Bu dokunuşlar -omuza dokunan bir el, bir kucaklama, bir omuz masajı- çok fazla zamanınızı almaz ve her ikinize kazandıracağı duygular her şeye değer.
    Eşinizi dinlemek ve onunla konuşmak için daha çok zaman ayırın. "Jimmy´nin futbol formasını almayı unutma." "Bu akşam bir toplantım var." tarzı konuşmaları kasdetmiyorum. Bunların yerine gazetede okuduğunuz, televizyonda izlediğiniz bir şey hakkındaki görüşlerinizi, umutlarınızı, rüyalarınızı ve endişelerinizi paylaşın. Onun ilgi alanına giren konularla siz de ilgilenin ve sorular sorun, yanıtları dinleyin.
    Son olarak da... eşinizle birlikte zaman geçirin. Yalnız ikiniz, yetişkinler olarak. Bunun anlamı, iki haftalığına Havvaii´ye gideceksiniz demek değil tabii (O da pek hoş olurdu ya!). Gün içinde kucağınızda bir bebek olmadan, kolunuzdan bir çocuk çekiştirmeden ya da arabanın anahtarlarını almak için yalvaran bir ergen olmadan küçük sessiz ve bölünmemiş beraberliklerin tadını çıkarmaktan söz ediyorum. Yakın çevrenizde kısa bir sabah yürüyüşü ya da çocuklar yattıktan sonra içilecek bir fincan çay sizi birbirinize bağlama konusunda harikalar yaratabilir.
    Eşinizle ilişkinizi besleyecek şekilde yeni bağlar kurdukça aranızdaki sevginin yenilendiğini hissedeceksiniz. Bu durum daha iyi ve sevecen bir anababa olmanıza da yardımcı olacaktır, ilişkinizi güçlendirmeyi hem kendinize, hem de çocuklarınıza borçlusunuz, unutmayın!


    -devamı var-