İslamda Namaz ve Beş (5) Vakit Farz Namazlar Forumundan Bir Günlük Beş Vakit Namazda;Yaptığımız Hareketlerin Sırrı Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Bir Günlük Beş Vakit Namazda;Yaptığımız Hareketlerin Sırrı

    Reklam




    Bir günlük beş vakit namazda;

    40 adet kamet (ayakta durma),
    40 adet rüku (eğilme)
    80 adet secde (yere baş koyma)
    21 adet de tahiyyat (oturma) vardır.
    Bu hareketlerle bir günlük (40) rek’at’lık namaz tamamlanmış olur.
    Kamet : 40 sözler 1494 (1+4+9+4)= 18 Bin alem
    Rüku : 40 hareketler 181
    Secde : 80 1675 (1+6+7+5) =19
    Tahiyyat : _ 21_
    181 (18-1) ..... 18
    (1-81) ...... 81
    99 Esmaül hüsna
    (19) Ondokuz nedir?
    (18) On sekiz bin alemi seyr eden İnsan-ı kamildir.
    Hangi yönden bakılırsa bakılsın, salat ibadetinin nice nice hakikatleri meydana çıkmaktadır.
    Şimdi, bu hareketlerin ifade ettiği mana yönlerini görmeye çalışalım.
    Birinci yönü itibariyle:

    Arap alfabesini dikkate aldığımızda,
    ayakta durma ; a elif,
    rüku ; … dal,
    secde ; â mim, şeklindedir.

    Bu harfler yan yana getirildiği zaman á…a Adem kelimesini oluşturmaktadır.

    Günde beş (5) vakit namaz kılan kimse böylece bedensel hareketleriyle de Ademliğini ortaya koymuş olmaktadır.

    elif ismi verilen ve dikine inen o düz çizgi, aslında, on iki (12) noktanın alt alta sıralanışından meydana gelmektedir.

    Bunlardan, nazari olarak,
    en alttan yedi (7) nokta, ettur-u seb’a yani 7 nefs mertebesinin
    1. emmare,
    2. levvame,
    3. mülhime,
    4. mutmeinne,
    5. radiye,
    6. merdiyye,
    7. safiye ifade etmektedir.

    Devamı olan beş (5) nokta ise hazarat-ı hamse yani 5 hazreti
    1. efal alemi,
    2. esma alemi,
    3. sıfat alemi,
    4. zat alemi,

    5. insan-ı kamil ifade etmektedir *(9).
    *(9) Bu konuda, İrfan mektebi adlı kitabımızda yeterli bilgi verilmiştir.

    12 noktadan meydana geldiği varsayılan a elif in şekillenme kabiliyeti vardır.
    Nitekim biraz kıvrılırsa … dal, olur,
    biraz daha kıvrılırsa â mim, olur;
    böylece aynı elif’i değişik şekillere sokarak adem yazmış olabiliyoruz.

    Bu oluşum insan varlığında da görülmektedir.
    Rakkamlar için de aynı şeyler söylenebilir.

    Nitekim hepsi de I sayısının değişik kıvrımlarla şekillendirilmesi suretiyle meydana gelmektedir. Kaynak ve malzeme hep o aynı a elif tir.

    elif ise tek bir bütünlük içinde,
    İlahi varlık Ehadiyyet mertebesinin ifadesidir.
    Ehadiyyet mertebesinin belirli şekillerde zuhur etmesi, bu alemlerin meydana gelmesini sağlamaktadır.

    İşte, Hakk’ın huzurunda ayakta durduğumuz zaman, İlahi vahdet, yani birlik alemini ve yukarıda bahsedilen on iki (12) mertebeyi ifade eden gerçek elif i meydana çıkarmış oluyoruz.
    Rükua vardığımız eğildiğimiz zaman … dal mertebesini,
    secdeye vardığımız zaman ise â mim mertebesinin meydana çıkarmış bulunuyoruz.

    Bunların toplamı Adem olmuş oluyor ve kişi, bu hareketleri yaptığı zaman Adem mührünü, amel defterine her gün en az kırk (40) defa vurmuş oluyor ve ben Adem’im diye sözleri ve hareketleriyle, Ademliğini ispatlamış oluyor.

    Ne zaman ki bunlar eksik kalıyor, işte amel defterinin o sayfaları da boş kalıyor, ibadetinde gevşeklik gösteren neler kaybettiğini bir bilebilseydi?..

    Bir de kısaca tahiyyat yani oturma haline bakalım.
    Diz üstü tahiyyatta oturan kişinin şekli, SAV. harflerini göstermektedir, şöyleki;
    baş â mim,
    gövde € ha,
    dizler â mim,
    dirsekler de … dal şeklini vermektedir.
    Böylece tahiyyat-ta oturan kişi şeklen †àzß kelimesini oluşturmaktadır..

    Eğer kişi bu manaları özü itibariyle de idrak edebilirse, işte o zaman ibadeti zahir ve batın kemal üzere oluşmuş olmaktadır
    Bu kısmı özetlersek ;
    elif mertebesinde Ademliğe ulaşan kimse,
    secdeye vardığında: â mimi iyyeye, S.A.V.
    tahiyyatta oturduğunda’da : â mim hakikati iyyeye S.A.V.
    ulaşmış ve kamil insan mertebesinde oturmuş olur.
    Namaz’a hareketlerinin
    İkinci yönü itibariyle baktığımızda;

    ayakta durma kıyam, nebatlara,

    eğilme rüku, hayvanlara,

    yere baş koyma secde, madenlere,

    oturma tahiyyat ise, insanlara has bir durum ve görüntü vermektedir.

    Bu haliyle düşündüğümüzde namaz’ın içinde;
    maden, nebat, hayvan ve insan mertebelerinin toplu halde bulunduğunu görmüş oluyoruz.

    Namaz’ın;
    bir borç mu?,
    bir emir mi?,
    yoksa

    bir hediye mi?, olduğu hakkında farklı görüşler mevcuttur.
    Olaya ge-niş bir bakış açışı çerçevesinden bakılırsa bu görüşlerin tümününde doğru olduğu görülür.

    Yani namaz kul için, hem borç, hem emir, hem de hediye ve lütuftur.
    Aslında namaz mi’rac gecesi efendimize lütfedilen ve onun da ümmetine getirdiği bir hediyedir.
    Bu hediyeyi kabullenip gereğini yerine getirmek kendilerine zor gelenlere ise emirdir.

    Hayatının devamım sağlayabilmesi için gerekli gıdaları sağladığı maden, nebat ve hayvanlara karşı da borçtur.
    Şimdi tekrar bu hareketlerin ifadelerini görmeye ve görüp anlamaya çalışalım.

    Namazı eda etmek için, kıyam ayakta durduğumuz zaman nebat yani ağaçlar, çiçekler, sebzeler, meyveler gibi olmaktayız ve onlardan aldığımız gıdalarla bu hareketleri yapabilmekteyiz.

    Yaşantımızın devamını sağlayan gıdaların büyük bir bölümünü bitkilerden karşılamaktayız.
    Bitkiler kendileri için gerekli besin maddelerini yaşadıkları çevreden madensel ve foto sentez yoluyla sağlarlar.

    Bitkiler, yaşamını bitkiyle sürdüren tüm canlılar için temel besin kaynağıdır. Bizlerin de bitkilerden sağladığımız gıdalara mutlak surette ihtiyacımız vardır. Ayrıca bitkilerden daha başka yönden de yararlanmaktayız.

    Kısaca belirtelim ki, tüm alem canlıdır ve ruhludur.
    Ruh-u azam tek olmakla birlikte değişik mertebelerden zuhuru vardır. Bunlar maden, nebat, hayvan ve insan mertebeleridir.
    Her hangi bir nebati gıda alan kimse onda mevcud maddi unsurlardan yararlanmakla birlikte ayrıca o nebatın kendisindeki ruhani mertebesinden de faydalanmaktadır.

    Böylece bizler farkında olmadan onlardan hem zahir ve batın yönüyle faydalanmaktayız.

    İnsan yaşantısında bu kadar çok önemi olan gıdalardan günde, haftada, ayda ve ömür boyuncu tonlarca tüketmekteyiz. Onlar bizden bu tüketilme neticesinde her hangi bir karşılık talebinde bulunuyorlar mı?

    Hayır!

    Peki öyle ise, bizlere ömür boyu kendilerini feda eden bu değerli varlıkların haklarını nasıl ödeyebiliriz?

    Belki diyebiliriz ki, onları satın alırken belirli bir ücret ödüyoruz. Evet, ödüyoruz ama, o ödenen ücret sadece hizmet karşılığıdır yani onların sofralarımıza gelinceye kadar bakımları ve nakliyeleri için ödenen hizmet karşılığıdır. Asla ve asla gıdanın ücreti değildir.

    Eğer aldığımız gıdaların gerçek ücreti bizlerden istense bunu dünya yüzünde hiç bir insan ödeyemez. Sadece bir nohut tanesinin gerçek ücretini bir ömür boyu çalışsak, meydana getirilmesi ve karşılığının ödenmesi mümkün olmaz.


    Bir fasulye tanesinin oluşması için ekilecek bir tarla, hava, su ve güneşe, yani en azından güneş sistemine ihtiyaç vardır. Bunu da bizlerin yapması mümkün olmadığından bunların gerçek değerleri bizlere hibe edil-mektedir ve onlarda kendilerini karşılıksız feda etmektedirler.

    Bu bakımdan verilen ücretler, bahsettiğimiz gibi sadece hizmet karşılığıdır.
    Peki hal böyle olunca maddi olarak karşılamamız mümkün olmayan ve her gün üst üste bir ömür boyu biriken borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz?
    İşte bunun tek yolunu Cenab-ı Hak bizlere salat namaz, ibadeti içerisinde göstermiştir.

    Namaz’ın kıyam ayakta durulan bölümü, bizlere bu nebat borçlarımızı ödeme zamanları olmaktadır.
    Onlardan aldığımız gıdalar ile onlara benzer şekilde belirli zamanlarda kıyam da duruyoruz.

    Onlar ise, ömürleri boyunca kıyamda duruyorlar, ne sabırlı varlıklar.

    Her hangi bir nebati gıdayı yediğimizde o yenen gıda her ne ise, yendikten sonra kendi öz kimliğini kaybedip onu tüketenin, kimliğine, benliğine dahil olmuş o yiyen olmuş olmaktadır.

    İşte böylece -
    bedeninde ibadet,
    - dilinde dua,
    - manasında da mi’racını yapmış olmaktadır.

    O varlıklar da insan kanalından Hakk’ın huzuruna yükselmiş olmaktadırlar.
    İnsan oğlu ancak bu yolla nebatlara karşı olan şükran borcunu ödemiş olabilmektedir.

    Böylece her iki taraf da bir birlerinden faydalanmış ve hak yerini bulmuş oluyor.

    İbadetlerinde gevşeklik yapan kimselerin bu varlıklara karşı borçları nasıl ödenir ALLAH c.c. bilir.

    İşte namazda Hakk’ın huzurunda ayakta durduğumuz kıyam’ın hikmetlerinden biri de budur. Nebatlık mertebesini idrak edip bu oluşumları kendi bünyesinde oluşturup yaşamaktır.

    Namaz kılarken rüku eğilme haline gelince, yukarıda kıyam bahsinde anlatılmaya çalışılan oluşumlar bu sefer hayvanlar mertebesi itibarile de aynı şekilde oluşmaktadır.

    Kişi rükuya eğildiği zaman şekil olarak yere paralel halde yaşayan hayvanlar aleminin canlılarına benzer, burada okuduğu tesbihleri, onlardan aldığı gıdalarla yapabilmektedir.
    Yani namazın bu bölümünde et, yağ, yumurta gibi ürünlerin karşılığını ödemektedir.


    Yine yukarıda bahsedildiği gibi hayvanı gıdalardan hem maddî, hem manevî olarak yararlanır ve o hayvanların ruh halleri de yiyen kimselere geçer. O ahlak onlarda zuhura çıkmaya başlar.
    İşte bu sebeple bazı hayvanların yenmesi yasak edilmiştir.



    Paylaş
    Bir Günlük Beş Vakit Namazda;Yaptığımız Hareketlerin Sırrı Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Namaz kılarken Allah'a ibadet etme şuuru ile hareket etmek gerekmektedir.Yani insanların yaptıkları davranışlardan ziyade ne için yaptıklarını bilmeleri gerekir.Namaz dinin direğidir.Bu nedenle bu direği sağlamlaştırmak Müslümanların elindedir.



namazin sozleri ve hareketleri,  namazın sırrı,  18 bin alemin sırları,  namaz sozleri ve hareketleri,  efal alemi,  namazın sırları nedir,  18 bin alemden kasıt nedir