Makale ve Şiirler ve Anı, Gezi, Deneme Yazılarınız Forumundan Dar Kapıdan Büyük Kapıya Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Dar Kapıdan Büyük Kapıya

    Reklam




    Deneme


    Dar Kapıdan Büyük Kapıya


    Neredeyse tümüyle Tanrılarla savaş ile geçen Eski Yunan’ dan Hıristiyanlığa geçişi simgeleyen Agape, kendini Tanrı'da yitirmeyi öngörür; 'hayatını kurtarmak isteyen onu yitirecektir' ilkesini benimser. Dünyadan soyutlanarak günahtan kurtulmanın örneği gibi gösterilen ve idealize edilen rahip ve rahibe görüntüleri, bu Hıristiyani yoruma örnek verilebilir. Batı kültürü, hayatı geri plana iten Hıristiyani yorumla kavga anlamına gelen Rönesans'la Eros'u benimsemiştir. Agape'ye karşılık gelen Eros, insanı temel alır ve ilahi olana insani olandan gitmeyi tercih eder.


    Hıristiyani yorumun, insanı ve Varlık'ı yorumlayışının karşı tezi olan pozitivist bakışın yoksullaştırdığı zihnin açısını anlamak için Andre Gide iyi bir örnektir. Nurullah Ataç'ın yazılarında ona olan saygısını belirtmek için 'Monsieur Gide' dediği Andre Gide'nin "Dünya Nimetleri", "Pastoral Senfoni" ve "Dar Kapı" romanları, Batı kültürünün Agape-Eros veya mutluluk-erdem karşıtlığı üzerine oturuyor. Dar Kapı'nın bayan kahramanlarından Alissa, sevgilisi Jerome'ye, 'Tanrı 'ya vurgun ruh, doğal soyluluğu ile erdeme dalabilir ancak, ödüllendirilmek umuduyla değil! Jerome'nin, 'mutluluğa neyi yeğ tutabilir ruh?' sorusuna ise, 'Erişmişliği...' diyerek karşılık verir. Jerome buna dayanamaz. 'Ben ona sensiz erişemem, erişemem!' der. Alissa, 'hayatını kurtarmak isteyen onu yitirecektir' ilkesine bağlıyken, Jerome, Eros'u öne alan çağdaş anlayışın öncüsü gibidir.


    'Agape-Eros' veya 'mutluluk-erdem' karşıtlığı, temel bir doğru mudur? Bu karşıtlıktan hareket edilerek yapılan çözümlemeler (mesela Gide'nin romanları) ne anlama geliyor:


    Çok renkli, çok değişken bir hayatın içine doğuyoruz. Hareketin, yenilenmenin, ilerlemenin ve dolayısıyla tarihin dinamiği olan karşıtlıkları barındıran bu hayatın içinde çok da rahat etmiyoruz. Bizi sarmalayan gerçekliğin küçültülmüş örneği gibiyiz. Bünyemizde birçok karşıtlık var. Bizim üzerimizde, melek ile şeytanın iktidar mücadelesi yaşanıyor.,Buralı değiliz. Hepimiz birer yolcuyuz. Hayatın kışkırtıcı hazları, hem gideceğimiz yerin (ahiretin) güzelliklerinin gölgesi, hem de, her zaman takılabileceğimiz birer tuzaktırlar. Melek, bize bu nazların sahici yüzlerini gösterir, şeytan ise, bizi bu nazların içine çeker. Melek, yolculuğu, dolayısıyla kısa süren buradalığımızı hatırlatırken, şeytan, bir kere yaşanan buradalığın nazlarını kaçırmamayı tavsiye eder. İçimizde meleğin ve şeytanın sesi sürekli yankılanır; bazen şeytanı bazen de meleği duymayız.


    Din bu gerçeklik içinde bize seslenir; bizi, içinde olduğumuz oluşu ve yolculuğumuzun sonraki evrelerini tanımlar; ve bu tanımlamanın içinde bizden tavır geliştirmemizi ister. Dinin işaretlediği ve sınırlarını yükselttiği alan, müminin içinde kalacağı atmosferdir. Ancak bu alan, bütün gerçekliğiyle hayatı içine almıyor; insanın bakışını buradalıkta miyoplaştıran hazlara sınır getiriyor. Mümin, kendini koyuvermeye imkan vermeyen bir atmosferde yaşar; hayatın içinde seçici davranmak durumunda kalır. Peki mümin bir hapishanede mi yaşıyor? Hazdan yoksun, tadsız ve tuzsuz bir hayat mı sürüyor.'Mutluluk mu, erdem mi?' gibi, ikili bir tercihte erdemi seçtiği için, mutluluğu ertelemiş biri mi? Ehl-i dünya (dünya ehli) denilmeyecek kadar bir münzevi mi?


    Dünya Nimetlerinde, 'Evet evet kapkara geçti gençliğim; içim pismaklıkla dolu. Toprağın tuzunu tadamıyorum. Ne de şu koca tuzlu denizinkini... Ağzım kapalı kaldı ve ellerim meyvelere uzanamadı; Çünkü dua etmek için birbirlerine kenetlenmişlerdi’ diyen Andre Gide, mümini , ‘dar kapının ‘ yolcusu olarak görür: ‘ Dar kapıdan girmeye çabalayınız çünkü geniş kapıyla geniş yol, insanları mahva götürür ve buralardan geçenler çoktur; ama hayata götüren kapı dar, yol sıkışıktır. Ve bunları bulanlar azdır.


    Andre Gide, kahramanlarını ikilemde bırakır; onları bir trajedi ve kıstılmışlığın içine sokar. Dar kapıdan geçmeye çalışan kahraman, her şeye rağmen bu kapıdan geçmenin ezikliğini yaşarken, hayata yabancılaşmak suretiyle de, hazdan yoksun kalmış ve birçok şeyi elden kaçırmış olmanın sıkıntısını çeker. Jerome'nin aşkını, gerçek ve sürekli mutluluğu gerçekten dileyen kişi cismani ve geçici mutluluğu hesaba katmaz; bu sonuncuyu yürekten hor görmeyen kişi tanrısal mutluluğu gerçekten sevmediğini gösterir’ diyerek karşılıksız bırakan ve bir hastane odasında ölen Alissa’ dan geriye itirafname olan şu satırlar kalır: ‘ Tanrım, iyi biliyorsun ki, seni sevmem için ona ihtiyacım var. Tanrım, yüreğimi sana vermem için onu bana ver. Ah Tanrım! Dine karşı bir saygısızlık etmeden sana ulaşabilecek miyim? Pastoal Senfoni’nin papaz olan kahramanı da şöyle der: ‘Çılgınca dua edemiyorum artık. Eğer aşka sınırlamalar konmuşsa, bu senden gelmiyordur Tanrım, insanlar yapmıştır bunu. Aşkım insanlar gözünde suçlu görünüyorsa. Sen onun kutsal olduğunu söyle bana!(...) Hayır, Gertrude'ü sevmekle günah işlemiş saymıyorum kendimi. Tanrım kimi zaman bana öyle geliyor ki, seni sevebilem için onun aşkına ihtiyacım var.'


    Andre Gide'yi okuyup bitirdiğinizde şunu söyler hale geliyorsunuz: Dini tercih etmek, hayatı unutmak anlamına geliyor. Kışkırtıcı hazlarin tam ortasına düşen insanın ( müminin ) ağzı kapalı ve elleri bağlıdır; hazları tadamıyor ve bir yaz gününün ortasında duyulan sonsuzluğa ilaç gibi gelen soğuk bir suya dudaklarını uzatamıyor. Okuyucuya şu deniyor: Mutluluğu tercih ettiğinde dini unutman gerekir; tercihin dinden yana ise, o zaman mutluluğu unutmalısın. Niçin öyle olsun, diye sorduğunuzda ise, size Saint-Paul'den şöyle bir ayet okunur: 'Bana gelince, eskiden yasalar olmadığından yaşıyordum; Tanrı : emirleri gelince günah dirildi ve ben öldüm.' Okuyucuya bir şey kalıyor; olabildiğince dinden uzaklaşmak ve olabildiğince özgürleşmek. Varlığı ve hayatı kutsaldan soyutlayarak, onu keyfince yaşamak...


    Pozitivist süreç ile birlikte konuşulur ve yazılır hale gelen 'insanın özgürleşmesi" gibi tanımlamalarda insanın kazanımına vurgu yapılır. Oysa bu süreçte, daha çok, insanın düşüşünden bahsedilebilir. 'Evet, insanın cismaniyetini inkar eden ruhbanlık düşüncesi ve Batı stili mistik anlayış, insanoğlu için ne kadar zararlı olmuşsa, onu sat ce cismaniyet ve bedeniyle ele alan felsefi sistemler de o kadar, hatta daha fazla zararlı olmuşlardır.'


    Hiç şüphesiz, mümin dünyada rahat değildir, çünkü bir kaybedişin acısı içindedir; cennetten sürgün edilmiş ve burada 'yitik cennet'i arıyordur. Ancak Hıristiyani yorumlarda görüldüğü gibi, hiç de zavallı değildir. 'Kapının darlığı, hem varlığı (insan dahil), hem de onun Yaradanını aynı anda sevmenin zorluğunu temsil ediyor. Varlığı kendi adına sevmekle, Yaradanı adına sevmek arasındaki gerilimi anlatıyor.' Evet, 'zor olan, varlığı vahiysiz seyretmemek, vahyi de varlığın şahitliğinden mahrum etmemektir. Dünyayı ahiret için terketmek kolaydır, ama dünyayı ahiret için yaşamak zordur.' Said Nursi'nin 'mana -yi harfi' dediği bakış açısı, bu dar kapıyı aralıyor; çünkü bu nazar, insanı hem varlığa hem de 'Esma'ya çağırıyor.


    Alissa, Jerome'u sevmesinin Allah'ı sevmesine mani olacağını düşünüyordu. Jerome, Alissa'ya takılıp, Allah'ı unutabilir veya Alissa, Jerome'u geçemeyip Mevla'dan olabilir, kanaatindeydi. Alissa hem haklıydı, hem haksızdı. Haklıydı, çünkü 'bir kalbe iki sevgi aynı anda sığmaz' diye düşünüyordu. Peki, hem varlık, hem Halık sevilemez mi? Varlığa kendi adına bakılırsa, cevap 'hayır'dır.Ama varlığa bir de Halik adına bakmak ve onu öyle sevmek var. İslam'ın varlığı yorumlayışında, tercihler, ya Leyla, ya Mevla keskinliğinde değil, Çünkü Mevla bize kendini Varlıkla tanıttırıyor, bizi Varlık'la sevindiriyor,kendini Varlıkla sevdiriyor. İşte, Alissa'nın haksızlığı (ve Andre Gide'nin yanılgısı) da bu kapıyı çalmamasıyla başlıyor. Allah'a giderken varlığı terk etmek yerine, varlığı O'na yol etmek de vardır. Alissa'nın (ve çoğumuzun) hatası,muhtariyet halini aşmaya çalışmasıydı. Oysa hem varlığı, hem de Allah'ı sevmeye muhtacız. Çare bu ihtiyaçlardan birini inkar etmek değil, ikisini de görüp, ihtiyacı verene iltica etmektir. Bu sebeple olsa gerek, Necip Fazıl, İslam'la arasındaki mesafenin kapanmasından sonra 'Büyük Kapı'yı yazar.

    Nihat Dağlı



    Paylaş
    Dar Kapıdan Büyük Kapıya Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    • Dar Kapıdan Büyük Kapıya




ya dar esması