Makale ve Şiirler ve Anı, Gezi, Deneme Yazılarınız Forumundan Yorgun Cümleler Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Yorgun Cümleler

    Reklam




    Deneme


    Yorgun Cümleler


    İnsanı sağır ve kör eden, hayatı daraltan ve kısırlaştıran sloganların kuyruğuna mı takıldık ne? Uzun bir zamandır aynı şeyleri söyler dururuz. Ancak çok da iyi bir sonuç yakalamış sayılmayız. Bizi dönüştürmeyen sloganların yaşadığımız dünyayı değiştirmeye güçleri yetmiyor.


    Yıllar önceydi. Kanı kaynayan, sıcak duygularla depreşen genç yüreklere, kısa ve öz cümleler belletilmişti. Miting alanları, caddeler, üniversite kampusleri bunlarla inliyordu. Kahrolsun...! Yaşasın...! Bazı şeyler kahrolacaktı; kahrolacaktı ki, yaşaması gereken şey de doğup gelişebilsin. Ancak 'kahrolsun' demekle bazı şeyler kahrolmadığı gibi "yaşasın" demekle de diğer şeyler gelişip serpilmedi. Fakat bu iki kelimenin cazibesine tutulanlar yitip gitti.


    Bir şeyi çok iyi beceriyoruz: Çok yalın ve şeffaf olan bir gerçeğin ayırımına varmak için büyük bedeller ödüyoruz. Yaşananlardan da ders almıyoruz. Dünü unutarak, onu yok bilerek güne başlıyor, yeni sloganlar ediniyoruz.


    Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın/dünyanın bize yakın yerlerinde ölüm kol geziyor ve bu bizi yakmıyor. Keskin bir nişancının kinle sokaklara sürdüğü kurşunlara yenilen çocuk bedenleri bize bir şey söylemiyor. Gördüğümüz onca şey, modern zamanların filmlerinden birer sahne mi, yoksa hıçkırıklar kopartan cinayetler mi, belli değil..


    İçimizde ölmeye yüz tutmuş taraflar çoğalıyor, hayatın sevinci ve coşkusu bizi çoğaltmıyor. Çocuk yüzlü taraflarımızı yitiriyoruz. Kirleniyor ve çok çirkin bir biçimde büyüyoruz.


    Nasıl da onursuz, değersiz ve erdemsiz yaşamayı öğrettiler insanlara. Her taraftan yalan yağıyor.


    Doğ kendi çeşmenden
    kendi uygarlığından
    Ağacın topraktan
    Çiçeğin ağaçtan
    Suyun dağdan
    doğduğu gibi

    Sezai Karakoç


    İnsanlar her gün, yeni yeni yalanlarla tanışıyorlar. Günlük uğraşlar, kaygılar ve tasaların ayrıntılarında koşup duruluyor. Yığınlar içinde kaybolan birey aşağılanıyor ve değer kaybediyor.


    Fecaatin büyüklüğü sınır tanımıyor, yüksek bir sesle yürüyüp insanı vurmaya devam ediyor. Medeniyetler, insanlar ve değerler bütünüyle bir imtihan geçiriyorlar. Bu noktada batı düşüncesinin çok kan kaybettiği ortada. Peki, direnmek ve ses vermek durumunda olan İslam medeniyeti ve insanı, dayatılan bu kirliliğe karşı bir ses yükseltebiliyor mu? Sorumuzun cevabı nerede?.. Sahi İslam kendi insanını ne zaman ve nasıl dokuyacak? Yüksek tonlarla haykırdığımız sloganlarda gezinen, ancak bizde karşılığı olmayan idealizm, bir günün sabahında kapımızı çalacak mı? Hep onu beklemekle mi zamanı geçireceğiz. Onun gelmesi için beklemek yeterli bir çaba mı? O nedir ki? İthal edilecek veya başka bir mekandan getirilebilen, taşınabilen menkul bir emtia mı?


    Hayır hayır! Slogancının yüreğinde ümranlar kurmayan bir idealizm, slogancının ve toplumun elinden hiç tutmamış ve bugün de tutmayacak. Hastalığımıza derman arıyorsak, bu, sloganın efsunlu iklimi ve kitlenin içinde sadece bir sayı olarak yer edinmek değildir. Türkülerimizde, yazılarımızda ve şiirlerimizde yaşattığımız, gerçekten yeni o muhteşem ses, her şeyin başında içimize akmalı, öncelikle bizleri diriltmeli. Kalp-akıl merkezli bir yanmışlık ve buradan muhite doğru bir yürüyüş. Adımları büyüttükçe, daireyi genişlettikçe merkezden daha çok beslenen bir hassasiyet...


    Galiba eksiğimiz, beslenmeden, doymadan yollara dökülüşümüzdedir. Bir sigara içimlik zamanda dünyalar yıkıyor, uygarlıklar kuruyoruz. Bu sis ve duman içinde, heyecanların uzun soluklu olmadığını, yolun bir dönemecinde yitip gideceklerini unutuyoruz. Heyecanlarımızla şahlandığımız bu vakitlerde, hayatın zaruretleriyle yüzleştiğimizde geri adım atacağımızı önceden kestiremiyoruz.


    Silkinsek mi ne yapsak?


    Yapılacak başka bir şey de yok gibi.


    Yorgun düşmüş cümleleri bir yana bıraksak diyorum. Yeni bir sayfa açsak, ama bir öncekini unutmadan. Mesela yeniden inansak. Bir ihtidanın tazeliğine, canlılığına kavuşsak. Nisan yağmurlarıyla yıkanmış o rengarenk gülleri bilirsiniz. Hani yeni güne ve yeni mevsime içini açmalarını... Biz de öyle yapsak diyorum. Yorulmamış, hep yeni kalabilen bir dünyaya içimizi açsak, yeniden ürpersek, donmuş taraflarımıza bir sıcaklık yayılsa, bencillikle şişmiş 'ben'imize narin bir soluk değse ve ruhumuz bir kez daha şifa bulsa...

    Nihat Dağlı




    Paylaş
    Yorgun Cümleler Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Yaşanan olayların üstünden yıllar geçse dahi çekilen çilelerin acısı unutulmaz sadece acıya alışılır. Geçmişteki olumsuzlukları taze tutmanın hiç kimseye faydası olmaz.