İslam Dini ve İman Bölümü ve Allaha İman Forumundan Allah'ın Varlığını İsbat Eden Deliller (İsbât-ı Vâcib) Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Allah'ın Varlığını İsbat Eden Deliller (İsbât-ı Vâcib)

    Reklam





    Allah'ın varlığını bize bildiren ve anlatan pek çok delil vardır Bu delilleri başlıca 3 grupta toplamak mümkündür:
    1 Dış âlemden yani, kâinattan çıkarılan tabiî deliller,
    2 Akıl yoluyla elde edilen "metafizik" deliller
    3 İnsan tabiatından çıkarılan ahlâkî ve vicdanî deliller
    Dış Âlemden Çıkarılan Tabiî Deliller:
    Allah'ın varlığına en büyük delil, şu muhteşem kâinat ve o kâinat içinde yaşayan varlıklar, cereyan eden işler ve olaylardır Kâinat, âdeta bir kitab gibi, her cümlesi, her satırı, her kelimesi ve her harfiyle Allah'ın varlığını göstermekte; birliğini isbat etmektedir
    Kâinatın Allah'ın varlığına olan bu şehadeti, şu cümlede vecîz bir şekilde ifade edilmiştir:
    "Kâinatta atomlardan galaksilere kadar her bir varlıkta, Allah'ın varlığına ve birliğine delâlet eden nice âyetler, işaretler, şehadetler vardır"
    "Allah'a giden yollar, mahlûkatın nefesleri sayısıncadır" sözü de aynı mânayı ifade etmektedir
    Kâinat kitabının ihtiva ettiği bu delilleri, başlıca 4 grupta toplayabiliriz:
    1 Hudûs (sonradan vâr olma) delilleri: Bunlar kâinatta görülen varlıkların hal ve sıfatlarından çıkarılan delillerdir
    2 İmkân delilleri: Bunlar, âlemin yoktan vâr edilmesinden çıkarılan delillerdir
    3 Hareket delili: Maddede bulunan hareket özelliğinden çıkarılan delildir
    4 İbdâ ve gâye delili: Âlemdeki nizamdan ve her şey'in bir gâyeye göre yaratıldığı esasından çıkarılan delildir
    Şimdi bunları kısaca görelim:
    I - Hudûs delilleri:
    Bu âlemin hâdis olduğuna, yani, sonradan vâr olduğu ve bu bakımdan evveli olmayan kadîm bir yaratıcıya muhtaç bulunduğuna dair birçok deliller ile sürülmüştür Bunları iki delil halinde hulâsa etmek mümkündür:
    1 Cisimlerin hudûsu esasına dayanan delil
    2 İhtirâ (îcad etme) delili
    1 - Cisimlerin hudûsu esasına dayanan delil, İslâm İlâhiyat âlimleri olan Kelâmcıların delilidir Bu delili şöyle bir kıyasla beyân ederler:
    Bu âlem, sûreti ve maddesiyle hâdistir Yani, cisimlerin sûreti de, maddesi de yok iken sonradan vâr edilmiştir
    Her hâdis mutlak bir muhdise (mûcid ve yaratıcıya) muhtaçtır O halde bu âlem de bir muhdise muhtaçtır
    O da Allah Teâlâ'dır
    2 - İhtirâ delili:
    Bu delil, Kur'an'da zikri geçen bir delildir Kur'an'da yaratılış keyfiyetinden söz eden bütün âyetler, ihtirâ, yani, îcad delilini ifade etmektedir Bu delili Kur'an'da ilk defa İslâm filozofu İbn-i Rüşd bulmuş ve ifade etmiştir
    Bu delilin hulâsası ise şudur:
    Gökler ve yer, bitkiler ve hayvanlar vb görünen her şey, ihtirâ (îcad) olunmuştur
    Her ihtirâ olunana bir ihtirâ edici lâzımdır
    O halde şu mevcûdatın da bir ihtirâ edicisi vardır
    O da Allah Teâlâ'dır
    II -İmkân esasına dayanan deliller:
    Bu metodla Allah'ın varlığını isbat, bâzı kelâm âlimleri ile İslâm feylesoflarının yoludur Bu deliller de pek çoktur En meşhuru, "Bu âlemin mümkin olması delili"dir Bu delil, kıyas yoluyla şöyle ifade edilmiştir:
    Bu âlem bir mümkinler mecmuasıdır (Mümkin; vücudu da, ademi de eşit olan, yani, vâr olması da yok olması da aklen câiz bulunan şey demektir)
    Her mümkin, vâr olabilmesi için yokluğuna varlığını tercih edecek bir müreccihe, müessir bir kuvvete muhtaçtır
    O halde mümkinler topluluğu olan bu âlem de, vâr olabilmek için böyle müessir bir kuvvete muhtaçtır
    O müessir kuvvet de, bu âlemin dışında, vücûdu zâtına vâcib olan bir varlıktır O da Allah'tır
    III - Maddede bulunan hareket vasıtasıyla Allah'ı isbat delili:
    Bâzı ilâhiyatçılar da, hudûs delilinde zikri geçen maddenin daima hareket hâlinde oluşundan çıkarılan bir delil ile, Allah'ı isbat ederler Bu delilin hulâsası da şudur:
    Şu âlemde bulunan madde ve ondaki hareket, bugün ilmen sâbittir
    Bu madde ve ondaki hareket, ezelî değildir
    Vücûdu vâcib olan Allah'ın îcadı ve tahrîki iledir
    Gerçekten de günümüzdeki gelişmeler, kâinatla ilgili ortaya konulan yeni bilgi ve teoriler, bize kâinatın kadîm ve ezelî olamıyacağını apaçık göstermektedir Bilhâssa kâinatın doğuşu ile ilgili Bigbang teorisi, maddenin ezeliyet ve kıdemini temelden yıkmıştır
    IV - İbdâ' ve gâye delili:
    İbdâ': Bir şey'i, benzeri veya örneği olmadan güzel ve mükemmel bir şekilde vücuda getirmektir
    Gâye ise, bir şey'in neticesi; o şey'in varlığına bağlı fayda ve onun vücudunu gerektiren hikmet demektir
    Bu delil, Sokrat'tan bu yana, bütün ilâhiyatçı filozofların önem verdiği bir delildir Diğer bir adı da "Nizam" delilidir Kur'an-ı Kerîm'de âlemdeki ibdâ ve gâyeyi belirten pek çok âyet vardır Büyük İslâm filozofu İbn-i Rüşd bu bakımdan bu delili, Kur'an'ın delillerinden sayar ve "inâyet delili" adını verir
    Bu delil, kâinatı ve kâinatın cüzlerini ve nevilerini bozulmaktan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususiyetleriyle birlikte intizam altına alan ve kâinata hayat veren muhteşem bir nizamın varlığı esasına dayanmaktadır
    Kâinatta tecelli eden bütün hikmetlerin, faydaların menşe'i bu nizamdır Kur'an'da varlıkların menfaat ve maslahatlarından bahseden bütün âyetler, bu nizamı göstermektedir Binaenaleyh bütün maslahatların ve menfaatlerin mercii olan ve kâinata hayat veren böyle bir nizam, elbette bir Nâzım'ın vücuduna delâlet eder Ayrıca o Nâzımın kasd ve hikmetini de gözler önüne serer
    Kâinat nizamının varlığı, bugün ilim ve fenler tarafından bütün açıklığı ile ortaya konulmuştur Çünkü, fen ilimlerindeki küllî kanunlar ve umumî prensipler, kâinat nizamının yükseklik ve güzelliğinin reddi imkânsız şâhidleridirler Nizam olmasa, külliyet ve kanuniyetten söz edilemez, fen ilimlerinin varlığından bahsedilemezdi
    Allah'ın varlığını isbat sadedinde dış âlemden çıkarılan tabiî delillerin hulâsası budur Konuyu İbn-Rüşd'ün şu cümlesiyle tamamlıyalım:
    "Allah'ın varlığını tam mânasıyla anlamak ve bu hususta tam bir bilgi sahibi olmak isteyenler için, yeryüzündeki varlıkları incelemeleri vâcibdir [Bu hususta yazılan ilmî eser ve incelemeleri okumak da kifâyet eder] İnsanı Allah'ı bilmeye ve O'na inanmaya götüren en doğru yol da budur"
    Akıl Yoluyla Çıkarılan Metafizik Deliller:
    Batılı ilâhiyatçı filozoflar, Allah'ın varlığını isbat için birçok aklî deliller ileri sürmüşlerdir Bunların en mühimi, modern felsefenin kurucusu olarak bilinen meşhur Fransız filozofu Dekart (Descartes) tarafından ifade edilen, "kemâl" ve "nâmütenâhî" fikirlerine istinad ettirilen iki metafizik delildir Bu iki delil, birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir Hulâsası şudur:
    İnsanın noksan bir varlık olmasına rağmen, nâmütenâhî (sonsuzluk) fikrini taşıması; kemâl sıfatlarına sâhip, nâmütenâhî bir varlığın vücudunu göstermektedir O da bütün kemâllerin ve sonsuzluğun sâhibi Allah'tır
    Beşer Tabiatından Çıkarılan Ahlâkî ve Vicdânî Deliller:
    Bu konuda ileri sürülen başlıca deliller şunlardır:
    1 İnsanlık tarihi ve umumun şehâdeti delili:
    İnsanlık tarihi bize en ilkel devirlerden beri her asırda yaşayan insanlarda din inancının ve Allah fikrinin var olduğunu göstermektedir Bütün insanlar her asırda İlâhî bir kudretin varlığına inanagelmişler ve bir dine sâhip olmuşlardır Nereye gidilmişse orada basit ve bâtıl bile olsa, din ve Allah fikrine rastlanmıştır Geçmiş devirlerde çeşitli şekillerde putlara tapanlar, ateşi, yıldızları takdîs edenler dahi bütün bunların üstünde büyük bir kudretin vâr olduğuna, her şey'i yaratan ve terbiye eden, esirgeyen sonsuz bir varlığın mevcudiyetine inanmışlar; dış âlemde taptıkları şeyleri O'na yaklaşmak için birer vesile edinmişlerdir Cinsleri, devirleri ve memleketleri ayrı, birbirini tanımayan milletlerde görülen bu mutlak inanç birliği; din fikrinin umumî, Allah inancını fıtrî olduğunu isbat etmektedir
    Fıtrat yalan söylemeyeceği için, bütün insanlar arasında görülen bu fikir ve şuur birliği, yersiz ve asılsız bir şey olamaz O halde insanlık tarihinin ittifakla kabûl ettiği Allah fikri, şübhe götürmez bir gerçeği ortaya koymakta ve Cenâb-ı Hakk'ın varlığına kuvvetli bir delil teşkil etmektedir
    2 İnsanın fıtratından ve taşıdığı duygulardan çıkarılan deliller:
    İnsanın duygularında, arzu ve isteklerinde bir sonsuzluk vardır Ruhunda hayra ve güzelliğe doğru büyük bir meyil ve sonsuz bir hasret mevcuttur Sonra insanlarda akıl ve idrâk, irade ve ihtiyar da bulunmaktadır Mahdut ve noksan olduğu halde, sonsuz bir hayra ve en mükemmele doğru yönelen bu duygular, şübhe yok ki, sonsuz ve ekmel olan bir varlığın yani Allah'ın mevcudiyetini isbat etmektedir
    Ayrıca, insan fıtrat ve vicdanında, düşmanlarına mukabil istinad noktası, ihtiyaçları karşısında da istimdad noktası olmak üzere iki zarurî hakikat vardır Bu hakikatler, ancak Allah'ın varlığına dayanır ve O'nun sonsuz kudretinden yardım görürse bir mâna ve değer kazanabilir Her vicdanda ve fıtratta bulunan bu istinad ve istimdat noktaları, Allah'ın varlığını gösteren birer pencere olmaktadır Bu bakımdan insan aklı, düşünme melekesini kaybetse bile, vicdan Allah'ı unutmaz
    Allah'ın varlığını isbat için serdedilen delillerin umumî bir değerlendirilmesini yapacak olursak:
    Kelâmcıların kullandıkları hudûs ve imkân delilleri, uzun ve anlaşılması zor delillerdir Bu sebeble vehimlerden uzak kalamamıştır
    Filozof ve ilâhiyatçıların aklî delilleri ise, o da vesveselerden bütünüyle uzak değildir
    Bunlar dışında, Kur'an'ın ortaya koyduğu 2 delil vardır ki, bunlar Allah'ın varlığını isbat (isbât-ı vâcib) konusunda serdedilen delillerin en kuvvetlisi, en sağlamı, tereddüdlerden en uzak olanıdır Bu iki delilden birisi, nizam veya diğer ifadeyle inâyet ve gâye delilidir İkincisi de ihtirâ delilidir Bunları yukarıda kısaca izah etmiştik



    Paylaş
    Allah'ın Varlığını İsbat Eden Deliller (İsbât-ı Vâcib) Mumine Forum

  2. 2
    Reklam





    TEVHİD DELİLLERİ

    Bürhan-ı Temanü':
    İslâm İlâhiyat âlimleri (Kelâmcılar) Allah'ın birliğini isbat için çeşitli deliller zikretmişlerdir Bunların en önemlisi Bürhan-ı temanü' delilidir
    Her akl-ı selim sâhibi bilir ki, ulûhiyet sıfatına sahip olan ve vücudu hariçten bir varlığın değil, zâtının gereği bulunan varlık, tam bir kudret mâliki, mutlak bir hüküm ve galebe sâhibidir Bu hâl, ulûhiyetin îcabıdır O halde ilâh olan varlığın kudret ve kuvveti karşısında durabilecek bir rakibi bulunmaması gerekir Aksi takdirde kudreti noksan, kendisi nâkıs bir varlık olur Böyle bir varlık da ilâh olamaz
    Şimdi her bakımdan birbirine denk iki ilâh bulunduğunu farz edelim Yaratmakta ve hükmetmekte bağımsız hareket etmeleri ilâhlığın tabiatı icabı bulunduğundan, bu iki ilâhın her zaman ittifak edip anlaşmaları imkânsızdır Tam bir kudret ve galebe sahibi olan her bir ilâhın, kendi arzusuna muhalefet edilmesine rıza göstermesi de muhaldir
    Şu halde, her bakımdan birbirine eşit iki ilâhın bulunduğunu farzettiğimizde, aralarında ihtilâf ve arzularında çatışma olacağı kesindir
    Böyle bir ihtilâf sonunda, meselâ ilâhların biri bir şey'in olmasını, diğeri de olmamasını istese, aklen şu üç ihtimalden biri olacağı muhakkaktır
    1 Ya iki ilâhın da dediği olacaktır
    2 Veya her ikisinin de dediği olmayacaktır
    3 Yahut ilâhlardan birinin istediği olurken, diğerininki olmayacaktır
    Bu ihtimallerden herbiri de aklen muhal ve imkânsızdır
    Her ikisinin de istediği olsa, bir anda bir şey'in hem olması, hem de olmaması, yani, vücud ve adem gibi iki zıddın bir araya gelmesi durumu ortaya çıkar ki, bu mantıken imkânsızdır
    Her iki ilâhın da istediklerinin olmaması, bir anda bir şey'in hem vücuddan, hem de ademden mahrum kalması, yani, zıdların ortadan kalkması demektir ki, bu da aklen ve mantıken muhaldir
    Bundan başka, istekleri yerine gelmeyen ilâhların acziyete düşmeleri de söz konusudur Âciz olan varlıklar ise, ilâh olamazlar, bir şey yaratamazlar
    Üçüncü ihtimal gereğince, ilâhlardan birisinin arzusu tahakkuk eder, diğerininki tahakkuk etmezse; arzusu yerine gelmeyen ilâh âciz olur, âciz olan ise ilâh olamaz
    Ayrıca ulûhiyet sıfatlarında eşit olduklarını zikrettiğimiz iki ilâhtan birinin âciz olduğu sabit olunca, âciz olana eşit olan diğerinin de âciz olacağı sabit olur Böylece her iki ilâhın da aczi lâzım gelir Âciz olan varlıklar da ilâh olamazlar
    Bu şekilde bütün ihtimallerin bâtıl olduğu ortaya çıkınca, iki ilâh faraziyesinin bâtıl olduğu da kendiliğinden sabit olur O halde ilâh tektir O da vücudu ezelî, ebedî, zâtının gereği, mutlak kemal, mutlak kudret ve azamet sâhibi olan Hak Teâlâ'dır
    Bu delile, Bürhan-ı Temânü' adı verilmiştir
    Tevhidi isbât eden daha başka deliller de ileri sürülmüştür Mühim gördüğümüz bâzılarına kısaca temas edelim:
    "Hâkimiyetin ortak tanımaması" delili:
    Hâkimiyetin en esaslı ve vazgeçilmez kanunu, istiklâliyettir Yani, gayrın müdahalesini ve saltanata ortaklığını reddir
    Hâkimiyetin zayıf bir gölgesine ve küçük bir cilvesine mazhar olan âciz insanların bile, istiklâliyetlerini muhafaza için dış müdahaleleri nasıl şiddetle reddettiği ve kendi işine başkalarının karışmasına nasıl müsamahasız davrandığı meydandadır Hattâ hâkimiyetine karışabilir tevehhümüyle, en dindar padişahlar bile, mâsum çocuklarını ve sevdikleri kardeşlerini öldürtmüşlerdir Bu da hâkimiyette gayrın müdahalesine yer olmadığı gerçeğinin ne derece kat'î ve esaslı olarak hükmettiğini apaçık göstermektedir
    Acaba âciz ve yardıma muhtaç insanlardaki hâkimiyetin bir gölgesi bu derece müdahaleyi reddeder, hâkimiyetinde iştirâki kabûl etmez, istiklâliyetini ne pahasına olursa olsun muhafazaya çalışırsa; elbette "rububiyet derecesinde mutlak hâkimiyeti, ulûhiyet derecesinde mutlak âmiriyeti, ehadiyet derecesinde mutlak istiklâliyeti olan" Cenâb-ı Hakk'ın ne derece şerikten, ortaktan, nazîrden, rakipten uzak olacağı anlaşılır
    Bu bakımdan istiklâliyet ve infirad (teklik), Allah'ın mutlak hâkimiyetinin zaruri bir neticesidir
    Nizam delîli:
    Kâinat yüzünde zerrelerden yıldızlara kadar varlıkların tek tek herbirinde ve umumunda görülen nihayet derecede mükemmel bir nizam ve intizam, tevhide en büyük delil, en parlak bürhandır Çünkü kâinattaki ilâhî icraat ve îcada, bir tek Sâni'den başkasının müdahalesi olsa, bu gayet hassas nizam ve muvazene bozulacak ve her tarafta intizamsızlık eseri görünecekti
    Zerrelerden yıldızlara kadar hiçbir şeyde, hiçbir karışıklık, intizamsızlık görülmemektedir Bu hal, gayet parlak bir şekilde Sâni'in vahdetine, mülkünde ortağı, yardımcısı, rakîbi olmadığına şehadet etmektedir
    "Vahdette kolaylık, kesrette zorluk olduğu" delîli:
    Eşyanın îcadı, bir tek Sâni' ve Hâlika verilirse, bir tek varlık gibi kolay olur Eğer tabiata, tesadüfe isnad edilirse, bir tek sinek, semâvât kadar; bir çiçek bir bahar kadar; bir meyve bir bahçe kadar, zor ve müşkilâtlı olur Kâinatta eşyanın îcadında nihayetsiz bir sühûlet ve kolaylık görüldüğüne göre, Sâni'in tek ve vâhid olduğu anlaşılır




temanu delili,  burhanı temanu,  temânu delili nedir,  imkan hudus nizam ve temanu delilleri,  burhani temanu,  temanu delili ne demek,  nizam hudus temanu