İslam Dini ve İman Bölümü ve Allaha İman Forumundan Allah Nerede? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Allah Nerede?

    Reklam




    Allah Nerede?

    Hamd, ancak Allah’a mahsustur. Salat ve selam Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in, O’nun ehli ve Ashabının ve Kıyamet’e kadar onların yoluna uyanlara olsun.

    ‘Allah nerede?’ Bu soru karşısında bakın ne tür cevaplarla karşılaşacağız;

    Birçokları “Tövbe estağfirullah, bu ne biçim soru! Allah’a haşa, sümme haşa mekan mı tayin ediyorsun?Allah mekandan münezzehdir!”diyecekler. Bazıları da tam aksine “Allah her yerde”, “Allah mü’minin kalbinde”, “Allah nerede anarsan orada”, “Allah arşda, ama arşın yeri belli değil”, “Allah gökte ama bizim bildiğimiz gökte değil”vs…gibi yanıtlar verecekler. Hakikat, bu çeşitli görüşlerin arasında mı gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hatamı?

    Yaratılmışların en mükemmeli Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vessellem Allah hakkında ‘nerede?’ diye sorduğu sahih kaynaklarca sabittir. Müslimde geçen hadiste O, Sallallahu Aleyhi Ve Sellem cariyeye: “Allah nerededir?” diye sormuştur. Bu hadisin tamamını birazdan zikredeceğim.

    Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de O, Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…”,diye cevap vermiştir.[1]

    Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem’den böyle soru soranı azarladığı yahut ta ona: “Sen yanlış bir şekilde soru sordun,” dediğine dair bir rivayet gelmemiştir. Anlaşılacağı gibi bu soruyu sormanın hata olduğunu söylemek asıl hatanın ta kendisidir.



    Allah Nerede?
    “Allah gökleri ve onların aralarında olanı altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir.”[2]

    “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva edendir.”[3]

    Rahman arş üzerine istiva etmiştir… buyruğu şanı yüce Allah’ın arşın üzerine istiva ettiğini haber verdiği, Kur’anın yedi yerinde geçmektedir. Bu buyruklar açıktır ve herhangi bir te’vil ihtimali yoktur.

    İstiva Arab dilinde ‘yüksek oluş’ ve ‘yükseğe çıkmak’ demektir. Burada ise istiva lafzından ancak istikrar etti (yerleşti), üstüne çıktı, üzerine yükseldi ve üzerine çıktı anlaşılır.[4]



    Arş ve Kürsi
    Ehl-i sünnet ve’l cemaat kürsi ile arşın hak olduğuna inanırlar. Arşın büyüklüğünü Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arşa istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin gereğidir. O arşa’da, arşın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve eğemenliği ile taşınan iki varlıktır.

    Ehl-i sünnet ve’l cemaate göre yüce Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmiştir. Nitekim İmam Malik ve başkaları da: “İstiva”nın ne demek olduğu bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldur (nasıllığı bilinemez).”

    Bazılarının (ta’tilcilerin) körükledikleri, istivanın kabul edilmesi halinde doğru olmayan birtakım şeylerin de kabul edilmesi gerekir, şeklinde ifadeler bağlayıcı değildir. Çünkü ehl-i sünnet ve’l cemaat, O’nun arşın üzerinde oluşu herhangi bir mahlukun, bir başka mahlukun üzerinde oluşu gibidir, demiyor. Burada ve Allah’ın diğer sıfatlarında da uydukları kaide de yüce Allah’ın: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir,” buyruğudur.[5]

    Acaba bu bazıları: Semada kendisine yönelinecek bir Rab, arşın üzerinde kendisine ibadet olunan bir İlah yoktur mu demek istiyorlar? Acaba bu bazıları bu inaçlarıyla Allah’ın ve Rasulünün getirdiklerine karşı geldiklerinin ve böylece de delalete düştüklerinin farkındamıdırlar?

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat Allah Azze ve Celle’nin arşın üzerinde olduğuna ve arşın da gökte olduğuna iman ederler. Allah’ın, gökte ki arşın üzerine istiva ettiğini belirten birçok ayetler ve sahih hadisler vardır:


    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Kur’an Ayetleri’
    “Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder. Sonra ameller bir günde O’na yükselir…”[6]

    “Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?”[7]

    “Yoksa semada olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz?..[8]

    “Üstlerindeki Rablerinden korkarlar…”[9]

    “Firavun, veziri olan Haman’a şöyle dedi: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yoluna muttali olurum da, Musa’nın İlahını görürüm. Çünkü ben Musa’nın söylediğinin, yani davet ettiği semada ki İlah iddiasının yalan olduğunu zannediyorum.”[10]


    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Hadisler’
    Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem cariye’ye: “Allah nerede” diye sormuş, o: Semadadır, diye cevap vermiş. Bu sefer: “Ben kimim?” diye sormuş, yine cariye: “Sen Allah’ın Rasulüsün,” deyince, Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem: “Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir,” demiştir.[11] (Allah’ın semada olduğunu söyleyen cariyenin Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Vessellem tarafından mü’min ilan edilmesi, kişinin mü’min olabilmesi için Allah’ın semada olduğunu bilmesinin gerektiğini teşkil eder.)

    Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem buyurdu ki: “Merhametli olanlara, Rahman olan Allah’u Azze ve Celle’de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki: semada ki Rahman olan Allah’da size merhamet etsin.”[12]

    Yine Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmaktadır: “Semada bulunan Allah’ın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz?”[13]

    Bundan sonra ki yazılanlar yorumsuz ve eklemeler yapılmadan Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in faziletlerinden bahsettiği ve şüphesiz İslam dinini herkesten daha iyi bilen ilk üç neslin akideleridir (inançlarıdır). Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyuruyorlar: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler.”[14] Bu nesiller Allah’ı Kur’an ve sünnette gelmiş sıfatlarla bilip, tanıdılar. Allah’ı, Allah’ın kendi zatını ve Rasulünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelendirdiler. Lafızları kullandıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmediler. O’nu isim ve ayetlerinde ilhada[15] sapmadılar. Yüce Allah’ın yedi semavat’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine, ilmiyle herşeyi kuşattığına ve keyfiyet nisbeti olmaksızın inandılar. Kur’an’da geçen ‘istiva”ya ‘istila etti’ yahut ‘malik oldu’ yahut ‘galib geldi ve kahretti’ anlamları kesinlikle vermediler.



    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Sahabe’ kavilleri
    Abdullah ibni Mes’ud radiyallahu anh’dan, şöyle dedi:

    “Dünya seması ile ondan sonra ki gelen semanın arası beşyüz senedir.Her iki semanın arası böylece beşyüz senedir. Yedinci sema ile Kürsinin arası da beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arası da beşyüz senedir. Arş ise suyun üstündedir. Arşın üstünde de Allah’u Tebareke ve Teala vardır. Sizin meşgul olduğunuz amelleri oradan bilir.”[16]

    Abdullah ibni Ömer radiyallahu anh’den, şöyle dedi:

    “…Ebu Bekir radiyallahu anh Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi: Ey insanlar! Eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse, o öldü. Eğer ibadet ettiğiniz ilah semada ki Allah idiyse, O ölmemiştir...”[17]

    Abdullah ibnu Selam radiyallahu anh’ dan, şöyle dedi:

    “Allah Azze ve Celle yer yüzünü yaratmaya başlayıp, pazar ve pazartesi günü yedi kat yeri yarattı. Salı ve çarşamba günüde onun maişetini takdir etti. Sonra da semaya istiva etti ve iki günde de semaları yarattı.[18]


    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Dört Mezheb İmamlarının’ kavilleri
    İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Her kim: ‘Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmuştur. Aynı şekilde: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmuştur.”[19]

    “Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur.”[20] “Allahu Teala göktedir, yerde değil”[21]

    Kendisi “kulluk ettiğin ilah’ın nerededir?” diye soran kadına: “Allah’u Subhanehu ve Teala semada’dır, yerde değildir”, cevabını verdi.[22]

    İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “İmam’ı Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur; Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi vessellem-’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet edip, ve Allah’u Azze ve Celle’nin de semasında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semasına indiğini ikrar etmektir.”[23]

    İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah semadadır. İlmi ise her yerde’, derdi.”[24]

    İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi:‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.”[25]



    Şüpheciye cevap

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat’ın Allah’ın gökte ki arşının üzerine istiva ettiğine iman ettiklerini delilleriyle ispatladık.

    Fakat bazıları bunca delillere rağmen şüphelerini bizlere şu ayetlerle sunabilirler:

    “Nerede olursanız, O sizinle beraberdir.”[26] “Tasalanma, şüphe yok ki O bizimle beraberdir.”[27] “Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”[28]

    Bu ayetleri onlar, Allah’ın heryerde olduğunu ispatlamak için delil olarak getirirler. Bu ayetlerde asıl kastedilen beraberlik ve yakınlık, Allah’ın ilmi ve kuşatıcılığı ile yakınlığıdır. Nitekim Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz insanı yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından aha yakınız.”[29] Böylelikle Kur’an ve hadislerde sözkonusu edilmiş yüce Allah’ın yakınlığı, beraberliği ile yine bunlarda sözkonusu edilen Allah’ın yukarıda yani gökte oluşunu belirten buyruklar arasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığı açıkça ortaya çıkmış olmaktadır.

    Bütün bunlar şanı yüce Allah’a yakışan şekilde Allah’ın sıfatlarıdır. Hiç birisinde O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Allah’u Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: : “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir,”

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat büyüklerinin ‘Allah’ın beraberliği’ hakkında ki inançları:

    İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah Teala göktedir, yerde değil.” Ona “O bizimle beraberdir” (Hadid, 4) ayetini hatırlatan adama; “Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi.[30]

    İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah semadadır. İlmi ise her yerdedir, ilminden de hiç bir şey gizli kalamaz.”[31]

    İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’

    Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi:‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir. ”[32]

    Yine İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh’den:

    …Ve sonra (Kaf) suresinden okudu;“Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf, 16). Ve sonra şöyle dedi: “İlmi onlarla beraberdir.”[33]

    Mukatil ibnu Hayyan’dan, şu ayet’i kerime hakkında soruldu: “Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı olmuyormu, mutlak Allah dördüncüleridir.” Cevaben de: “O, arşının üzerindedir. İlmiyle de onlarla beraberdir,” dedi.[34]

    Yüce Rabbimizden bu yazının Müslümanlara yararlı olmasını temenni ediyoruz. Mevzumuza da Allah Azze ve Celle’nin şu kavli ile son veriyoruz;

    “Her kim ki, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harakette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.”[35]



    Sallahu alâ Muhammedin ve alâ Ehli beytihi ve Ashabihi Ecmain. Ve’l- hamdulillahi Rabbi’l- alemin.







    --------------------------------------------------------------------------------

    Yararlanılan Kitaplar :

    -Uluv Risalesi Ebu Said el-Yarbuzi

    -Seyhu'l-İslam İbn-Teymiyye'nin el-Akidetü'l-Vasıtıyye ve şerhi Prof. Dr. Halil Herras

    -Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat Selefi Salihin Akidesi Abdullah b. Abdülhamid el-Eseri

    Bu yukarıdaki iki kitapı Guraba yayınlarından temin edebilirsiniz

    Guraba yayınları

    Çatalçeşme Sok. Üretmen Han No: 29/404

    Cağaloğlu - İstanbul

    Tel: (0212) 526 06 05

    Fax: (0212) 522 49 98

    [1] Bu hadis el-Akidetü’l-Vasıtıyye ve Şehrinde zikredilmiştir.

    [2] Secde, 4

    [3] Hadid, 4

    [4] Bu açıklamayı İbnu’l Kayyım ‘en-Nuniyye’ diye bilinen şiirinde dile getirmektedir.

    [5] Şura, 11

    [6] Secde, 5

    [7] Mülk, 16

    [8] Mülk, 17

    [9] Nahl, 50

    [10] Mu’min, 36/37

    [11] Müslim, Ebu Davud, Nesai, Malik, Ebu Hanife ve başkaları rivayet etmişlerdir.

    [12] Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed, Humeyd Hakim ve Hatib sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

    [13] Buhari ve Müslim

    [14] Buhari ve Müslim

    [15] İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta’til, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsil (örneklendirme), ve teşbih (benzetme) de bunun kapsamına girer.

    Ta’til; Allah’ın sıfatlarını kabul etmemek, yahut bazılarını kabul edip geri kalanını kabul etmemek demektir.

    Tahrif; nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta’til, fakat her ta’til bir tahrif değildir.

    Tekyif; Allah’ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmektir.

    Temsil; Birşeyin diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir.

    Teşbih; Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen başka şeyin varlığını kabul etmek demektir.

    [16] Bu eseri Ebu Said ed- Darimi er Reddu alel Cehmiyye nam kitabında İnbi Huzeyme Tevhid’de ve beyhaki Esma’da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

    [17] Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er-Reddu ale’l Cehmiye nam kitabında hasen bir senedle rivayet etmiştir.

    [18] Bu eseri İbnu Mendeh Tevhid’de sahih bir senedle rivayet etmiştir. Zehebi de Uluv’da zikretmiştir.

    [19] El-Fıkhu’l Ebsat

    [20] Bu eseri Zehebi Uluv’da zikretmiştir.

    [21] el-Esma ve’s-Sıfat

    [22] el-Esma ve’s-Sıfat

    [23] Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmiştir.

    [24] Ebu Davud, Mesaili’l –İmam Ahmed, Sünne, İbn-i Abdilber Temhid

    [25] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir.

    [26] Hadid, 4

    [27] Tevbe, 40

    [28] Enfal, 46

    [29] Kaf, 16

    [30] el-Esma ve’s-Sıfat

    [31] Bu eseri Ebu Davud Mesaili’l’de, Abdullah er-Reddu Ale’l –Cehmiyye’de ve Aciri Şeria da rivayet etmişlerdir.

    [32] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir.

    [33] Bu eseri Hallal es- Sünnen’de rivayet etmiştir.

    [34] Bu eseri Ebu Davud Mesailin’de, Ahmed Sünne’de ve Beyhaki Esma’da rivayet etmişlerdir.

    [35] Nisa, 15




    Paylaş
    Allah Nerede? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ezra kardeşim verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim,gerçekten önemli konular bunlar,allahım razı olsun.



  3. 3
    Öncelikle aşağıdaki yazıyı kendim yazmadım bir yerden alıntı ediyorum,o sebeble itamlarda bulunan ben değilim yanlış anlaşılmasın.Hepsini okumanız illa şart değil bir kaçını bile okumak zaten hakkı anlamaya yetiyor.Yanlız aman kardeşlerim biliyorum kimse kötü niyetle yapmıyor iyilik olsun diye yapıyorsunuz ama bunlar imanı gideren konular allahu teala korusun ebedi cehennemde kalmaya sebeb olur dikkatli olmak lazım çok araştırmak lazım.
    1. Bölüm; Allah Gökte mi? Vahhabi Tacuddin el-Bayburdi'ye Reddiye

    Iddia 10; Diyor ki:


    ALLAH’U TEALA’NIN SEMA’DA OLDUĞUNU ANLATAN AYETİ KERİMELER

    أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ

    “ Yoksa siz, gökte olanın sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz. O zaman yer birden sallanmaya başlar. “
    أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

    “ Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgâr gönder-meyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman tehdidim sanılmış göre-ceksiniz. “
    MÜLK: 16 – 17. AY.

    Şüphesiz ki insanları yere batıracak olan Allah’u Azze ve Celle’dir... Birilerinin zannettiği gibi burada bahsi edilen melekler değildir… Bu Ayeti celilelerde gökte olanın kendisinin olduğunu anlatılıyor Rabbimiz…


    Ebetteki Melekler de göktedirler, ama Allah’u Teâlâ’nın burada haber verdiği şey; kendisinin meleklerinde üstünde olduğudur…




    REDDİYE:

    Bu ayet kesinlikle “Allâh” lafzı diye geçmiyor. Niçin Allâh ile tefsir ediyorsun ki?
    Burada ayeti zahirine göre aldın ki, Allâh’ın göklerde olduğunu söylemen daha açık olsun diye. Hâlbuki müfessirlerin bir kısmı“Gökte olanın” yani “meleklerin” olduğunu, bazılarının da “Mülkü ve kudreti göklerdedir” ve bazılarının da“Şanı yüksek veya Şanı en yüksek olan yerdedir”, yani göklerde olduğunu söylemişlerdir. Hiçbir Ehlisünnet Vel Cemaat âlimi, Allâh’ın zatıyla göklerde olduğunu söylememiştir.

    Müfessirlerin bazılarının bu konudaki görüşleri şöyledir:

    1 - أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء
    “Meleklerdir” demektir. İmam Beyzavi (Tefsiri Beyzavi)

    2 -أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء
    “Kudreti ve Sultanı” demektir. Celaleyn Tefsiri

    3 -
    أأمِنتُم مَنْ في السماءِ
    “Melekler” demektir. İmam Maverdi (Tefsiri Maverdi)

    4 -من في السماء

    Anlamı: ”Bu mecazdır. Allâh’ın bir yönde bulunmaması akli delillerle sabittir. Bunun mecaz anlamı şöyledir: “O’nun Mülkü göklerdedir. O’nun Mülkü her şeydedir ama sema meleklerin yeri olduğu için sema zikredilmiştir.” Müfessir Ebu Heyyâ Endelusi (El-Bahrul Muhit Tefsiri)

    ءامِنتم مَّن فِى السماء -5
    Bil ki Müşebbihe, bu ayeti delil getirerek, Allah'ın bir yeri olduğunu söylemiştir. Buna şu şekilde cevap veririz: "Bu ayetin, Müslümanların ittifakıyla, zahirî manasına alınması caiz değildir. Çünkü Hakk'ın gökte olması, göğün Allah'ı, her yanından kuşatmış olmasını gerektirir. Dolayısıyla da Allah, -hâşâ- gökten küçük olmuş olur. Hâlbuki gök Arş'tan çok daha çok büyüktür. Binaenaleyh Allah Teâlâ'nın Arş'a nispetle çok küçük olması gerekir. Hâlbuki bu, bütün Müslümanların ittifakıyla imkânsızdır. Bir de Allâh,
    قُل لّمَن مَّا فِى السموات والأرض قُل لِلَّهِ
    "Gökteki ve yerdeki şeyler kimindir?" de. De ki: "Allâh'ındır" (En’am, 12) buyurmuştur. Buna göre eğer Allâh-u Teâlâ, gökte olmuş olsaydı, kendi kendinin maliki olmuş olurdu ki, bu imkânsızdır. Böylece bu ayetin, zahirî manasına göre anlaşılmaması gerektiğini anlıyoruz. Bunun tevili ve tefsiri sadedinde şu izahlar yapılabilir:
    1) Ayetin takdiri, "Göktekinden, yani Allâh'ın azabından emin mi oldunuz?" şeklinde niçin olmasın? Çünkü âdet, hep belaları, inkârcı ve isyankârlara gökten indirme şeklinde cereyan etmiştir. Dolayısıyla gök, Allâh'ın rahmet ve nimetinin iniş yeri olduğu gibi, azabının da iniş yeridir.

    2) Ebu Müslim şöyle demiştir: "Araplar bir tanrının varlığını kabul ediyorlardı, fakat bu tanrının, tıpkı Müşebbihe'nin inandığı gibi, gökte olduğuna inanıyorlardı.
    Buna göre Hak Teâlâ sanki onlara, "Gökte olduğuna inandığınız ve dilediği şeyi yapabileceğini kabul ettiğiniz o Zâtın, sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?" demiştir."

    3) Ayetin takdiri, "Gökteki olandan, yani Allâh'ın saltanatından, mülkünden ve kudretinden emin mi oldunuz?" şeklindedir. Fakat ayette "gök" sözünün yer alışı, Allah'ın saltanatını ululamak ve O'nun kudretini yüceltmek içindir. Bu tıpkı,
    وَهُوَ الله فِى السموات وَفِى الأرض "O, yerde de, gökte de gerçek ilâhtır" (En'am, 3) ayeti gibidir. Çünkü tek bir şeyin aynı anda iki ayrı yerde olması mümkün değildir. Binaenaleyh Allâh'ın yerde ve gökte oluşundan maksat, O'nun emrinin, kudretinin ve iradesinin göklerde de, yerde de geçerli olduğunu anlatmaktır. (Veya semalarda ve yerde hakkıyla ibadet edilen Allâh’tır) İşte bu ayette de böyledir.

    4) "Gökteki"
    ifadesi ile "azapla görevli meleğin" kastedilmiş olması niçin caiz olmasın. Bu melek de Cebrail'dır a.s. . Buna göre mana, "Cebrail'in, Allah'ın emri ve müsaadesi ile sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?" şeklinde olur. İmam Razi (Tefsiri Kebir)
    5- أأمِنتُم مَنْ في السماءِ
    “Melekler” demektir. İmam Kurtubi (Tefsiri Kurtubi)

    6- أأمِنتُم مَنْ في السماءِ
    “Melekler” demektir. Hafız Iraki (el-Emâli)

    Bu alimlerin kitaplarına da bakabilirsiniz:
    1- İmam Kurtubi–el-Cami Li Ahkamil Kur’an
    2- İmam Beyzavi–Haşiyetuş ŞehâB
    3- İmam İsmaik Hakki Bursavi-Ruhul Beyân
    4- İmam Muhammed es-SebzevSari- el-Vedid Fi Tefsiril Kur’an-il Mecid
    5- Hafız Suyuti ve Allame Mahelli-Tefsir el-Celâleyn

    Arapça’da övmek için gökte denir:
    1 - İmam Suyuti–Ukud ez-Zeberced Ala Müsnedil İmam Ahmed
    2 - İmam Zebiydi–Tac el-Arus
    3 - Allame İbni Manzur–Lisanu Arap
    4 - İmam es-Semin el- Hanbelî- Umdetul Huffaz


    Iddia 11; Diyor ki:

    Bakınız Allah’u Teâlâ ne buyuruyor:

    أَفَأَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُواْ السَّيِّئَاتِ أَن يَخْسِفَ اللّهُ بِهِمُ الأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ
    “ Kötü tuzaklar kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmeyece-ğinden, yahut hiç ummadıkları bir yerden kendilerine azabın gelme-yeceğinden emin midirler? “
    NAHL: 45.AY.



    REDDİYE:

    "Azabla görevli meleğin" kastedilmiş olması niçin caiz olmasın ki? Bu melek de Cebrail'dır. Buna göre mana, "Cebrail'in, Allah'ın emri ve müsaadesi ile sizi yere batırmasından emin mi oldular?" şeklinde olur. İmam Râzi ( Tefsir-i Kebir)



    Iddia 12; Diyor ki:


    Rabbimiz şöyle buyurur:

    وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

    “ Göklerde ve yerde olan canlılarla ve Melekler, kibirlenmeden hep Allah'a secde ederler. " ÜSTLERİNDE Kİ RABLERİNDEN KORKARLAR " ve emrolundukları her şeyi yaparlar. “
    NAHL: 49 – 50. AY.



    REDDİYE:

    İlk önce bu ayette geçen فوق (üstünlük) illaki “mekân” manasında olmaz.

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ
    Ali-İmrân/ 55

    Anlamı: ”Sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacaktır.”
    Bu ayette geçen فَوْقَ (üstün) kelimesi mekânla tefsir edilir mi?

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    فَإِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ
    En-Nis⒠/ 11

    Anlamlı: ”İkiden fazla kadın iseler…”
    Bu ayette geçen فَوْقَ (üstün) kelimesi mekân değil sayı manasındadır.

    Ondan sonra müfessirler göstermiş olduğu bu ayet (en-Nahl / 49, 50) hakkında şöyle diyorlar:

    1 - a - Onların üzerlerinden onlara azap göndermesinden korkuyorlar.
    b- Buradaki üstünlük kahretme konusundadır. İmam Beazavi’nin Tefisir’i.
    2 - Allâh, bu ayette kudretinin ve azametinin onlardan üstün olduğunu bildirmektedir. İbni Kesir
    3 - Kamil kudretini gösterme manasındadır. Râzi- Tefsiri Kebir
    4 - Onların üzerlerinden onlara azap göndermesinden korkuyorlar. İmam Nesefi tefsiri
    5 -a - Onların üzerlerinden onlara azap göndermesinden korkuyorlar. Çünkü azap semadan iner.
    b- Onların kudretinin üzerindeki Allâh’ın kudretinden korkuyorlar İmam Maverdi Tefsiri.

    6 - Kahretmekle onlardan üstündür. Celaleyn Tefsiri



    Iddia 13; Diyor ki:


    ALLAH’U TEALA’NIN SEMA’DA OLDUĞUNU ANLATAN HADİSLER


    { … Muâviye't -Ubnu'l -Hakem es –Sülemiyy r.a dan, şöyle dedi : Benim, Uhud ve Cevvaniyye taraflarında koyunlarımı güden bir cariyem vardı.Bir gün yanına çıkıb vardım.Birde ne göreyim, güttügü koyunlardan birisini kurt kapmış. Ben de Âdemoğullarından biriyim, onların öfkelendiği gibi bende öfkelenib esef ettim. Lakin ben o cariyeye bir şamar vurdum. Akabinde Resulullah s.a.v’e gelip - cariyeye vurduğum tokatı haber verdim – Resulullah s.a.v bu şamarı aleyhime çok büyüttü. Bende, Ya Rasulallah : - yaptığım bu işten dolayı - cariyeyi azad edeyim mi? dedim. Onu bana getir, buyurdu. Bende cariyemi Resulullah s.a.v’e getirdim. Resûlullah s.a.v cariyeye hitaben " ALLAH NEREDEDİR " ? diye sordu. Câriye : " SEMADADIR " dedi. Tekrar, " BEN KİMİM " ? Buyurdu. Câriye : " SEN ALLAH'­IN RESULÜSÜN ", dedi. Bunun üzerine Resûlullah s.a.v bana: Onu azad et, çünkü o bir " MU'MİNE " dir, buyurdu. }…BUHARİ CÜZ: 64 – MÜSLİM: 2.C.537.N – EBU DAVUD: 2.C.930.N – İBNİ HUZEYME TEVHİD: 121 – AHMED: 5 / 447 – BEYHAKİ: 7 / 387 – İBNİ EBİ ASIM ES-SÜNNE: 489.N



    REDDİYE:

    İlk önce bu hadisi İmam Buhari “Sahih”inde rivayet etmemiştir. Bunu “Halk Efaalul İbad“ adlı kitabında rivayet etmiştir. Bu kitaptaki bütün hadisler sahihtir dememiştir. Ondan sonra İmam Müslim bu hadisi “İman Bölümü”nde değil “Namazdaki Sözler Bölümü”nde rivayet etmiştir. Bundan dolayı Hafız Subki “es-Esakil” adlı kitabında bu hadis için “Amellerde alınır ama itikatlarda kullanılmaz” demiştir.

    Bu hadis hakkında Hafız Abdullâh B. Ahmed el-Ğumâri “el-Fevâid el-Maksudah” adlı kitabında şöyle demektedir: ”İlk önce bu hadis ŞAZ’dır. Çünkü mütevatir hadislere muhaliftir. İmam Malik “Muvatta” adlı kitabında İbni Mesut’tan rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz o cariyeye “Allâh’tan başka ilâh olmadığına şahadet ediyor musun?” diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz tekrar “Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şahdet ediyor musun?" diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz “Ölümden sonraki Ba’as’a inanıyor musun?” diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz “Onu azat et” dedi. “

    Hafız el-Ğumâri şöyle devam ediyor: “Cariyenin hadisinin başka rivayetinde elleriyle semayı gösterdi, çünkü dilsizdi. Bu rivayetin senedinde Said B. El-Marzaben B.İkrimeh bulunur. Bu da Metruk Münkiril hadis ve Mudellis’tir. Bundan dolayı bu hadis zaif ve şaz’dır.”

    Hafız el-Ğumâri şöyle devam ediyor: Muaviyeh B. El-Hakam’den gelen bu rivayet karşı birkaç tane rivayet bulunmaktadır.
    1 - İmam Beyhaki’nin “es-Sünen” adlı kitabında Avn B. Utbeh Bin Abdullâh dedesinden rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz o cariyeye “Rabbin kimdir?” diye sordu. O da “Rabbim Allâh’tır” dedi. Peygamberimiz tekrar "Dinin nedir?" diye sordu. O da “İslam’dır” dedi. Peygamberimiz “Ben kimim?” diye sordu. O da “Allâh’ın Resulüsün” dedi. Peygamberimiz “Onu azat et” dedi.

    2 - İmam Beyhaki’nin “es-Sünen” adlı kitabında Süveyd es-Sakafi’den rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz o cariyeye “Rabbin kimdir?” diye sordu. O da “Rabbim Allâh’tır” dedi. Peygamberimiz “Ben kimim?” diye sordu. O da “Allâh’ın Resulüsün” dedi. Peygamberimiz “Onu azat et” dedi.

    3 - İmam Ahmed “el-Müsned” adlı kitabında. Ubaydullâh B. Abdullâh’tan rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz o cariyeye “Allâh’tan başka ilâh olmadığına şahadet ediyor musun?” diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz tekrar "Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şahadet ediyor musun?" diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz “Ölümden sonraki Ba’as’a inanıyor musun?” diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz “Onu azat et” dedi.

    4 - Hafız Bezzar, İbni Abbas’tan rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz o cariyeye “Allâh’tan başka ilâh olmadığına şahadet ediyor musun?” diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz tekrar "Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şahadet ediyor musun?" diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz “Ölümden sonraki Ba’as’a inanıyor musun?” diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz “Onu azat et” dedi.”

    Hafız Abdullâh B. Muhammed el-Harari “Şerhus Sıratul Mustekim” adlı kitabında şöyle diyor: ”Bu hadis iki sebepten dolayı sahih değildir:
    1 - Bu hadis Mudtarıb bir hadistir. Çünkü birbirinden farklı rivayetleri vardır. Bir rivayet göre “Allâh nerede?” diye sormuş, başka bir rivayette “Rabbin kimdir?”, başka bir rivayette “Allâh’tan başak İlâh olmadığına şahadet ediyor musun?” ve başak bir rivayette de “Dilsiz olduğu için semayı gösterdi” şeklindeki rivayetleri Mudtraıb olmasına bir sebeptir.

    2 - Bu rivayet usul kurallarına aykırıdır. Çünkü dinimizin kurallarına göre Kelime-i Şahadet’i söyleyen mü’min ve Müslüman olur. Sadece “Allâh semadadır” demekle değil. On beş sahabenin rivayet etmiş olduğu mütevatir bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “İnsanların, Allâh’tan başka İlâh olmadığına ve benim Allâh’ın Resulü olduğuma şahadet edinceye kadar savaş etmeye emrolundum.”
    Bu hadisi zahirine göre alındığı takdirde mütevatir hadise muhaliftir. O zaman ya te’vil edilir ya da reddedilir. Çünkü muhaddisler ve âlimler mütevatir hadislere muhalif ve te’vil kabul etmeyen reddedilir. O zaman İmam Malik’in rivayeti usule uygundur. Bu rivayet şöyledir: “Peygamber efendimiz o cariyeye: ‘Allâh’tan başka ilâh olmadığına şahadet ediyor musun?’ diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz tekrar ‘Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şahadet ediyor musun?’ diye sordu. O da “Evet” dedi. Peygamberimiz ‘Onu azat et’ dedi.” Hafız el-Harari’nin sözü burada bitiyor.


    Hafız Beyhaki “el-Esma’ ves Sıfat” adlı kitabında şöyle diyor: ”Bu hadis uzundur, cariye kısmına kadar sahih çıkartmıştır. Rivayetçiler, hadisin metni konusunda ihtilaf ettikleri için bu bölümü saih kısmında saymamıştır.” Allame Muhaddis Muhammed Zahit el-Kevseri: ”Bu kitabı tahkik ederken bu bölüm hakkında şöyle dedi:” Ellerimizde bulunan Sahih Müslüm’deki bu cariye olayı sonradan eklenmiş olabilir. İmam Beyhaki bu hadis Mudtarib olduğunu zikretmiştir. İmam Beyhaki “es-Sünen el-Kubra” adlı kitabında Muaviye B. el-Hekem’in (Allâh nerede) rivayetine muhalif olan rivayetleri zikretmiştir.”
    Ehli Sünnet vel Cemaat âlimlerinin icmâıyla Allâh, mekândan münezzehtir. O halde bu hadisi kabul eden âlimler şöyle dediler: Peygamber efendimiz o cariyeye “Allâh nerede?” derken bu hâşâ mekân hakkında bir soru değildir. Çünkü Arapçada أين (ayn, yani nerede) sadece mekân için kullanılmamaktadır. “Şanı nerededir”, yani “ne kadardır” diye sormuş manasında olup, o cariye de “Semadadır” derken, yani “çoktur” veya “çok yüksektir manasındadır” şeklinde tevili yapılmaktadır.
    Bu kelime أين hem mekân için kullanılır hem de Mekaneh (Şan). Bu hadiste geçen أين kelimesi mekânla değil şanla açıklayan alimlerin bazıları şunlardır:

    1 - İmam Râzi-Esasut Takdis
    2 - Hafız Subki-es-Seyfus Sakil
    3 - Hafız İbni Forak-Muşkel el-Hadis ve Beyanuhu
    4 - İman İbni Arabi-el-Kabes Şerh el-Muvatta’
    5 - İman İbni Arabi-Şerh et-Tirmiz
    6 - Hafız İbnil Cevzi-el-Baz el-Eşheb
    7 - İmam Kurtubi-et-Tezkar
    8 - İman Nevevi-Şerh Sahih Müslim
    9 -
    Hafız Suyuti-Şerh Sünen Tirmizi
    10 - Hafız Suyuti-Tenviril Havâlik Şerh Muvatt’ Mâlik
    11 - Müfessir İmam Ebu Hayyan Endelusi-el-Bahrul Muhit tefsiri
    12 - İmam et-Taybi-Şerh et-Taybi
    13 - Mulla Ali Kâri-Mirkatul Mefatih Şerh Mişket el-Mesabih
    14 - Hafız Askalani-Riselet el-Kazvini
    15 - İmam Ebul Velid el-Bâci-el-Muntekâ


    Iddia 14; Diyor ki:

    { … Abdullah ibnu Ahmed ibnu Hanbel r.h dan, er-Reddu ale'l Cehmiyye isimli kitabında,babası Ahmed'den oda Abdullah ibnu Nafi'den oda Malik ibnu Enes r.h dan şöyle dediğini rivayet ediyor :

    İmam'ı Malik r.h şöyle dedi : " ALLAH'U AZZE VE CELLE SEMA’DADIR, İLMİ İSE HER YERDE­DİR, İLMİNDEN DE HİÇ BİR ŞEY GİZLİ KALAMAZ ". }
    EBU DAVUD MESAİL: 263 - ABDULLAH ER-REDDU ALEL CEHMİYYE: 5 – ACURRİ ŞERİA: 289




    REDDİYE:


    Bu hadis sahih bir isnatla rivayet edilmemiş olup, İmam Ebu Davud“el-Merâsil” adlı kitabında rivayet etmiştir. Muhaddisler diyorlar ki: ”Sadece rivayet etmek sabit olması anlamına gelmez. Bir hadis sahihtir diyebilmemiz için ya bu hadis hakkında bir hafız bu sahihtir diyecek veya “Bu kitapta sadece sahih hadisleri yazacağım” dediği kitapta rivayet edilecektir.” Bu konu hakkında daha geniş bir bilgi için İmam Ebu Davud’un “el-Merâsil” adlı kitabına bakınız.


    Iddia 15; Diyor ki:


    { … Ebu Said el-Hudri r.a dan.Şöyle dedi : Rsulullah s.a.v buyurdu ki : “ ……. Bana itimat etmiyor musunuz ? ben semada olanın eminiyim. Sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor. }
    BUHARİ : 4351 – MÜSLİM : 3.C.1064.N


    Reddiye:
    Semada olanın eminiyim, yani meleklerin yanında güvenilen biriyim. Vahiyi tebliğ etmese konusunda bana güveniyorlar.



    عن عبد اللّه بن عمرو، يبلغ به النبي صلى اللّه عليه وسلم : الراحمون يرحمهم الرحمن ، ارحموا أهل الأرض يرحمكم من في السماء .



    Iddia 16; Diyor ki:

    { … Abdullah ibnu Amr r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Merhametli olanlara , " RAHMAN " olan - Allah'u Azze ve Celle'de -merhamet eder. Yerdekilerine merhamet edin ki, gökteki – Allah’ta - size merhamet etsin. }
    EBU DAVUD: 5.C.4941.N – TİRMİZİ: 1924 – AHMED: 2 / 160 – HUMEYDİ: 591 – HAKİM: 4 / 159



    REDDİYE:


    İlk önce İmam Ahmed, İmam Hâkim, İbnil Mübarek ve Humeydi’nin rivayetlerinde “gökteki” değil, “gök ehli” diye geçmektedir. Ondan sonra İmam Ebu Davud ve İmam Tirmizi’nin rivayetinde “gökteki”nin yanında “Allâh” ismi yoktur. Belli ki, bunu milleti kandırmak için yorumladınız ve yazdınız.

    Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
    “Rahmet edenleri er-Rahman rahmet eder. Yeryüzündekileri rahmet ediniz ki, gök ehli de size rahmet etsin.” İmam Ahmed, İmam Hâkim, İbnil Mübarek ve Humeydi rivayet etmişlerdir.
    Hafız Iraki “el-Emâli” adlı kitabında bu hadis birinci hadisi açıklıyor demiştir. Yani birinci hadiste geçen “gökteki”, yani “rahmetleri indirmekle görevlendiren melek demektir” diye bildirmiştir. Çünkü Allâh hakkında gök ehli denmez.


    Iddia 17; Diyor ki:

    { … Câbir ibnu Abdullah r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v Veda Haccı’nda Arefe günü vermiş olduğu hutbede şöyle buyurdu : Ben vazifem olan tebliği yaptım mı ? - ne diyorsunuz -Sahabelerde: evet Ya Resulallah hakkı ile yaptın, diye cevab yerdiler. Resulullah s.a.v de şehâdet parmağını semaya doğru kaldırıp insanlara karşı indirerek; Allah’ım şahid ol, diye üç kere tekrar etti. }
    BUHARİ: 1739 – MÜSLİM: 1218 – EBU DAVUD: 1905 – AHMED: 1 / 447





    REDDİYE:


    Kesinlikle İmam Buhari’nin, İmam Müslim’in, İmam Ahmed’in ve İmam İbni Mece rivayetinde “Şehadet parmağını semaya doğru kaldırdı” diye geçmemektedir. Şayet başka rivayette varsa “Dua Kıblesi” diye semaya doğru kaldırdı manasında olur.


    Iddia 18; Diyor ki:


    { … Abdullah İbnu Ömer r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v vefat ettiğinde, - münafıklardan bazıları müslümanların aralarını karıştırmak için nasıl olur da böyle bir Resul ölür diye laflar konuşmaya başlamışlardı - Binâen aleyh Ebu Bekr r.a Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi : Ey insanlar ! eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse o öldü. Yok, eğer ibadet ettiğiniz ilah semadaki Allah idiyse o ölmemiştir. Ve sonra şu Ayet'i Kerimeyi sonuna kadar okudu.

    “ Muhammed ancak bir resuldür. Ondan önce de birçok Resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz topuklarınızın üzerine geriyemi döneceksiniz… “ } Ali imran 144.
    EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE : 274


    REDDİYE:


    Kesinlikle hiçbir rivayette “semadaki Allah” diye geçmiş değildir. Bu müşebbih ve mücessim olan ed-Darimi ve yandaşları tarafından iftira atılarak eklemişlerdir.
    Ebu Bekir şöyle buyurdu: "Her kim Muhammed’e ibadet ediyorsa Muhammed vefat etti ve her kim Allâh’a ibadet ediyorsa Allâh Hay’dır, ölmez." İmam Buhari ve İmam Beyhaki rivayet etmişlerdir.




    ŞİMDİLİK SON SÖZ!


    EVET, DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!
    Tacuddin El Bayburdi’nin veya ona isnat edilen yazılarına dikkat ettiğimiz zaman göstermiş olduğu ayet ve hadislerin hepsi müteşabih olan ayet ve hadislerdir. Bu ayet ve hadislerin tevilini asla kabul etmezler. Ama işlerine gelen ve kendilerine göre kendilerini haklı çıkartmak için başka ayet ve hadisleri de tevil etmekten geri kalmazlar. Peki, bunu neye dayanarak yapıyorlar? Bazı ayet ve hadislerin tevil edildiğini söylerken bazılarının da tevil edilemeyeceğini ısrarla iddia etmektedirler. Böylece kendi kendilerine bir metot çıkartmış olmaktadırlar. Hâlbuki onların Şeyhi İbni Teymiye ve onların ikinci Şeyhi Albani diyorlar ki: ”Te’vil ta’tildir, yani inkârdır.” Yani te’vil tamamen yasaktır. Bunlar ise istediklerini te’vil yapar istediklerini yapmazlar. Ne bu? Yeni bir din mi?


    Şimdi bazı ayetleri sunmak istiyorum:


    1 - Allâh-u Teâlâ en-Nahl süresinin 49. ayetinde şöyle buyurdu:
    وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ

    Anlamı: ”Göklerde ve yerdekiler Allah'a secde ederler.”

    Hâşâ Allâh gökte olsaydı kendi kendine mi secde edecekti!? Hâşâ, Hâşâ. Diyecekler ki; “Melekler secde ederler.” O zaman da Allâh, meleklerle beraber gökte olur hâşâ!! Kur’an’ın en açık ve net ayetlerinden olan “Allâh hiçbir şeye benzemez” eş-Şurâ / 11. ayeti nerede kalır.

    2 - Allâh-u Teâlâ El-En’âm suresinin 3. ayetinde şöyle buyurdu:
    وَهُوَ الله ُ فِي السَّمَوَاتِ وَفِي الأَرْضِ

    Bu ayet te’vil etmeden alınırsa zahiri manası şöyledir: ”Allâh, hem göklerde hem de yerdedir.” Bu da imkânsızdır. Hâlbuki ayetin manası: “Allâh, göktekileri ve yerdekileri bilendir” veya “Allâh, göktekiler ve yerdekiler tarafından ibadet edilendir.”

    3 - Allâh-u Teâlâ Ez-Zuhruf” suresinin 84. ayetinde şöyle buyurdu:
    وَهوَ الذِّي في السَّماءِ إِلَه ٌ وفي الارْضِ إله ٌ

    Bu ayet tevil etmeden alınırsa zahiri manası şöyledir: ”Allâh, hem göklerde hem de yerdedir.” Bu da imkânsızdır. Hâlbuki ayetin manası: “Allâh, göktekilerin ve yerdekilerin ilâhıdır.”

    4 - Allâh-u Teâlâ Fussilet suresinin 54. ayetinde şöyle buyurdu:
    أَلا إِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُحِيطٌ

    Bu ayet tevil etmeden alınırsa zahiri manası şöyledir: ”Allâh, zatıyla her şeyi kuşatmıştır.” Bu da imkânsızdır. Hâlbuki ayetin manası: “Allâh, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır, yani her şeyi bilendir.”

    5 - Allâh-u Teâlâ Al-Bakarah suresinin 115. ayetinde şöyle buyurdu:
    فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللهِ

    Bu ayet tevil etmeden alınırsa zahiri manası şöyledir: ”Nereye dönerseniz Allâh’ın vechi oradadır.” Bu da imkânsızdır. Hâlbuki ayetin manası: “(Yolculuk esnasında ve nafile namazında) nereye dönerseniz Allâh’ın Kıblesi oradadır.”

    6 - Allâh-u Teâlâ El-Hadid suresinin 4. ayetinde şöyle buyurdu:
    وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَمَا كُنْتُمْ

    Bu ayet tevil etmeden alınırsa zahiri manası şöyledir: ”Nerede olursanız olun Allâh sizinle beraberdir.” Bu da imkânsızdır. Hâlbuki ayetin manası: “Nerede olursanız olunuz Allâh ne yaptığınız bilir.”

    Göstermiş olduğu ayetler tevil edilmeden alınırsa Allâh hem Arş’ın üzerinde hem semadadır. Bu da Yahudilerin ve Hıristiyanların inancıdır.
    Ve burada yazılan ayetler tevil etmeden alınırsa Allâh, hem göklerde hem de yerdedir. Hem âlemin her tarafında hem de herhangi bir tarafa dönerse oradadır, yani her yerde, herkesle beraberdir. Bu da Hulul akidesinin ta kendisidir.

    Şimdi başka ayetler bakalım:
    1 - Allâh-u Teâlâ
    El-Enaâm suresinin 12. ayetinde şöyle buyurdu:
    قُل لّمَن مَّا فِى السموات والأرض قُل لِلَّهِ

    Anlamı: "
    Gökteki ve yerdekiler kimindir?’ de. De ki: Allâh'ındır" Buna göre eğer Allâh-u Teâlâ, gökte olmuş olsaydı, kendi kendinin maliki olmuş olurdu ki, bu da imkânsızdır. Böylece bu ayetin, zahirî manasına göre anlaşılmaması gerektiğini anlıyoruz.

    2 - Allâh-u Teâlâ Ez-Zumar suresinin 68. ayetinde şöyle buyurdu:
    وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصُعِقَ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الأَرْضِ


    Anlamı: ”Sûr’a üflenince GÖKLERDE ve yerde ne varsa hepsi ölecektir.” Allâh göklerde olsaydı; O da mı ölecektir ( Hâşâ).


    3 - Allâh-u Teâlâ En-Necm suresinin 31. ayetinde şöyle buyurdu:
    وَللهِ مَا في السَّمَواتِ وَما في الارْضِ

    Anlamı: ”GÖKLERDE ve yerde bulunanlar hep Allâh’ındır.” Allâh hakkında Allâh’ındır denilir mi?

    4 - Allâh-u Teâlâ El-Enbiyâ suresinin 104. ayetinde şöyle buyurdu:
    يَوْمَ نَطْوِى السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِ لِلْكُتُبِ

    Alamı: ”(Düşün o)günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz.” Allâh, kendi üzerine mi göğü toplayıp dürecek. (Hâşâ)


    Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyurdu:
    مَا فِيهَا مَوْضِعُ أَرْبَعِ أَصَابِعَ إِلا وَمَلَكٌ وَاضِعٌ جَبْهَتَهُ سَاجِدًا لِلَّهِ

    Anlamı: ”Semada dört parmak yer yoktur ki, alnın yere koyup secde eden bir melek bulunmasın.”

    Bu hadisi İmam Tirmiz “Sünen et-Tirmiz”, İmam İbni Maceh “Sahih İbni Maceh”, İmam Ahmed B. Hanbel “Müsned Ahmed”, İmam Hâkim “El-Mustedrak” ve İmam Tahavi “Mükilul Asar” adlı kitaplarında rivayet etmişlerdir.

    Başka bir rivayette şöyle buyurdu:
    مَا في السَّمَاءِ مَوْضِعُ كَفٍّ - أو قَالَ : شِبْرٍ - إِلا عَلَيْهِ مَلَكٌ سَاجِدٌ

    Anlamı: ”Semada avuç içi veya karış kadar yer yoktur ki, secde eden bir melek bulunmasın.” Hafız Abdurrazzâk “el-Musannef” adlı kitabında rivayet etmiştir.
    Allâh-u Teâlâ (Hâşâ) semada olsaydı bu dört parmak arasında mı olacak tı?
    Son olarak “Allâh semadadır” diyene deriz ki: "Semalar ezeli mi yaratılmış mıdır?"

    1 - “Ezelidir” der ise, Allâh’a ezeliyyette ortak koşmuş olur ve Kur’an’a muhalif olup küfre düşer. Çünkü Allâh-u Teâlâ El-Hadid suresinin 3. ayetinde şöyle buyurdu:
    هُوَ الاوَّلُ

    Anlamı: ”İlk, yani Ezeli O’dur (Allâh).”

    Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyurdu:
    كَانَ الله ُوَلَمْ يَكُنْ شَىْءٌ غَيْرُهُ

    Anlamı:
    “Allâh vardı, ondan başka hiçbir şey yoktu.”

    2 - “Yaratılmıştır” der ise, o zaman deriz ki, Allâh ezelidir. Demek ki, Allâh semayı yaratmadan önce semada değildi. Semayı yarattıktan sonra semada olmuş ise demek ki, değişikliğe uğramıştır. Değişikliğe uğramak yaratılmışların sıfatlarındandır. ( İmam Ebu Hanife- el-Fıkhıl Ebsat)
    Ondan sonra semada olsaydı, semadan daha büyük, sema kadar veya semadan daha küçük olacaktı. Birincisi, yani semadan daha büyük olsaydı bu aklen imkânsızdır. Çünkü bir şeyin içinde olan ondan büyük olmazdı. İkincisi, sema kadar olsaydı demek ki, sema ile eşit olurdu. Bu da Kur’an’a aykırıdır (Eş-Şura /11). Semadan daha küçük olsaydı o zaman da sınırlı bir cisim olurdu. Bu da imkânsızıdır. Çünkü sınırlı olan sınırlandırana ihtiyacı olur, başkasına muhtaç olan acizdir, aciz olan da İlâh olamaz.
    Dördüncü Halife İmam Ali şöyle buyurdu: “Her kim İlâhım sınırlıdır der ise, bu kimse ibadet edilen Yaratanı tanımamış olur.“ (Hafız Ebu Nuayim –El-Hilyeh.)


    Dördüncü Halife İmam Ali’nin torunu ve İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin Ali B. Hüseyin B. Ali B. Ebi Talib şöyle buyurdu:
    “Sınırlı değil ki, sınırlandırılsın.” (İmam Bağdadi- el-Farku Beynel Fırak.)




    Kategori: reddiyeler-cevaplar , Din | Yorum (1) Yorum yaz!Kalıcı Bağlantı
    Etiketler : Bayburdi,Allah,Gökte,mi?,Vahhabi
    1) Allah Gökte mi? Vahhabi Tacuddin el-Bayburdi'ye Reddiye

    8/24/2010



    1. Bölüm; Allah Gökte mi? Vahhabi Tacuddin el-Bayburdi'ye Reddiye

    والحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله

    Hamd âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. Saletu selam ise kâinatın Efendisi olan Muhammed Mustafa’ya, O’nun şanlı ashabına, Ehli Beytine ve kıyamete kadar takipçisi olacak Müslümanlara olsun.

    Değerli Müslümanlar!
    Öncelikle yazımıza şunları söylemekle başlamayı daha uygun görüyoruz. Karşılığında reddiye yazdığımız görüşlerin TACUDDİN EL-BAYBURDİ’ ye ait olup olmadığını bilmiyoruz. Hatta adı geçen zatın da kim olduğunu bilmiyoruz. Hatta ve hatta beklide bu isimde bir kişi yoktur. Sadece insanları kandırmak ve onların inançlarını bozmak için kendi fikirlerini aşılamalarının bir başka metodudur. Eğer gerçekten böyle bir kişi varsa ve bu yazı Tacuddin El- Bayburdi’ye ait değilse kendisinden özür diliyoruz. Yok, eğer kendisine ait ise kendisine bu yazıyı yazıp Nasihatte bulunuyoruz. Aynı zamanda bu reddiye, yazılan sapık görüşlere inanan kimseleri de bozuk olan bu görüşlerden uyarmak içindir.
    Müşebbihe denilen grup öteden beri Allâh’ın sıfatlarına uygun olmayan görüşleri ortaya koyup insanların inançlarında tahribatlar meydana getirmektedirler. Allâh’ın Arş’ta olduğunu söyleyip O’nu yaratıkların sıfatlarıyla sıfatlandırmaktadırlar. Bilindiği gibi Allâh-u Teâlâ’yı yaratıkların sıfatlarıyla vasfetmek ve O’nu yaratıklara benzetmek İslam’ın temel inançlarına zıt olan şeylerdir. Ehl-i sünnet Vel Cemaat âlimlerinin icmasını reddeden bu grup insanlar, her konuda işlerine ne gelirse o şekilde hareket etmektedirler. Örneğin işlerine geldiği zaman “Tevil” konusunda “Tevil’i” reddederken işlerine geldiği zamanda “Tevil” yapmada kendilerine toz kondurmamaktadırlar. Hatta bazen cahil olduklarını öyle ortaya koyuyorlar ki, “Te’vil, Tatildir(inkârdır)” diye batıl olan görüşleriyle insanları zehirlemekten geri kalmazlar. Özellikle Ehli Selef ve Ehli Halef, Müteşabih ayetlerin tevili konusunda onlar gibi düşünmemişlerdir. Tevil yapılması kaçınılmaz olan Müteşabih ayet ve hadislerde Tevil yapmaktan uzak kalmamışlardır. Arapça dilini ve kurallarını bilen, gerçek anlamda Kur’an-ı Kerim’i bilen, anlayan âlimler asla Tevil konusunda İslam’ın özüne aykırı düşünceler ortaya koymamışlardır.

    Aşağıdaki TACUDDİN EL-BAYBURDİ’ ye ait olduğu iddia edilen batıl görüşleri ve onlara yazılan reddiyeleri dikkatle okumanızı ve anlamanızı istirham ediyoruz. İlk önce bu ayeti hatırlatmakla başlamak istiyorum:

    Yüce Allah’ın kerim kitabında buyurduğu gibi;

    لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

    ُEş-Şurâ / 11
    Anlamı: “O’nun mislisi gibi hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”





    Iddia 1; Diyor ki:


    ALLAH’IN ZATI SEMA’DA İLMİ İSE HERYERDEDİR

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    Değerli Müslümanlar!
    Bilindiği gibi tevhidin en bölümlerinden bir tanesi de isim ve sıfatlar tevhididir… Tevhidin bu kısmı da aynen diğer tevhid dalı olan Rububiyet ve Ulûhiyet tevhidi gibi şek ve şüphe kabul etmeyen ve istenildiği manada gerçekleştirilmesi gereken bir tevhid dalıdır.





    REDDİYE:

    İlk önce Tevhid’i, Rububiyet tevhidi ve Ulûhiyet tevhidi diye ikiye ayırmıştır. Hâlbuki ikisinin manası da birdir. Çünkü Rabbimiz ve İlâhımız birdir. O da Allâh’tır. Allâh’ı tevhid etmek Rabbi tevhid etmek demektir. Rabbi tevhid etmek Allâh’ı tevhid etmektir. Allâh-u Teâl⠓El-Fatihah” süresinde şöyle buyurdu:

    الحمد لله رب العالمين

    ِAnlamı: “Alemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd olsun.”

    İşte ayete göre İlâh ile Rab arasında fark olmadığı açıktır.
    Aynı şekilde isim tevhidi ve sıfat tevhidi diye bir ayrım yoktur. Allâh’ı tevhid etmek, yani isimlerini ve sıfatlarını tevhid etmek demektir. Çünkü Allâh’ın isim ve sfatları zatından ayrı de değil zatın kendisi de değil.


    Iddia 2 ; Diyor ki:

    ALLAH’U TEÂL’NIN ARŞININ ÜZERİNDE OLDUĞUNU HABER VEREN

    AYET’İ KERİMELER

    الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

    “ Rahman - olan Allah - Arş’a istiva etmiştir.”

    TAHA: 5 - A’RAF: 54 – SECDE: 4 – RAD: 2 – YUNUS: 3 – FURKAN: 59 – HADİT: 4

    Zikredilen bu yedi Ayeti celilede Allah’u Azze ve Celle Arş’ının üzerine istiva ettiğini haber vermektedir.


    REDDİYE:


    Herkes bilmelidir ki, “istivayı” inkâr eden kâfir olur. Çünkü bu husus Kur’an’da sabittir. Aynı şekilde “istivayı” oturmakla veya yerleşmekle yorumlayan de kâfir olur. Çünkü Kur’an’da, “Allâh hiçbir şeye benzemez” (eş-Şurâ /11) diye geçmektedir ve bu sabit olan, tartışma götürmez ve de hilafı düşünülmez bir şeydir. “Oturmak ve yerleşmek” fiillerinin yaratıkların sıfatlardan olduğuna aklıselim hiçbir insan hilaf etmez.

    Ondan sonra ayette “Arş’ın üzerinde” ifadesi geçmemektedir. Çünkü عَلَى “Ale” kelimesi illa ki, “mekân” manasında olmaz ve kullanılmaz. “Ale” sözcüğünün başka manaları da vardır. Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ


    Al-Bakarah /5

    Anlamı: ”İşte onlar Rablerinden gelen hidayet üzeredirler.”

    Bu ayette geçen عَلَى mekânla mı tefsir edilir?

    Yine Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَنْ نَصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ وَاحِدٍ

    Al-Bakarah /61


    Anlamı: ”Ey Musa! Bir tek yemekle yetinmeyiz.”


    İşte bu ayette de عَلَى kelimesi geçti ama “mekân” manasında değildir. Çünkü onlar yemek üzerine oturmayacaklardır.

    Yine Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لا تَعْلَمُونَ

    Al-Bakarah / 80


    Anlamı: ”Yoksa Allâh hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”


    Burada da عَلَى kelimesi geçiyor. Hâşâ “mekân” olarak tefsir ederseniz “Allâh’ın üzerinde” olur.
    Demek ki, عَلَى kelimesi her zaman “mekân” olarak açıklanmaz.


    Iddia 3; Diyor ki:


    Bu Ayeti celilelerde zikri geçen istiva kelimesinin anlamı ise; yerleşme… Kurulma… Ve… Oturma demektir… Kelimenin bu anlama geldiğine delalet eden delillerinden bir kaçı ise şunlardır.

    وَقِيلَ يَا أَرْضُ ابْلَعِي مَاءكِ وَيَا سَمَاء أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاء وَقُضِيَ الأَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقِيلَ بُعْداً لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

    “ Ve denildi ki: Ey yer, suyunu yut ve ey gök suyunu tut. Su azaldı ve iş bitirildi. Gemi de Cudi’ye oturdu. Haksızlık yapan kavim yok olsun. “
    HUD: 44.AY.

    Bu Ayeti celile de geminin cudi dağı üzerine oturduğundan bahsedil-mektedir… Yani istiva’nın oturma, yerleşme manasında olduğu anla-tılıyor.

    Rabbimiz yine bir Ayeti celilesinde şöyle buyurur:

    وَالَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ الْفُلْكِ وَالْأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِه ِ “……….

    “ O’ki bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti. Ki,onların sırtlarına kurulasınız – oturasınız – “
    ZUHRUF: 12 – 13.AY.

    Bu Ayeti celileden de anlaşıdığı gibi istiva, oturma, kurulma anlamına gelmektedir… Mu’minun suresinde de Rabbimiz şöyle buyurur:

    فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى الْفُلْكِ ………..

    “ Sen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman… “
    MU’MİNUN: 28.AY.

    Bu Ayeti celileden de istiva, yerleşme anlamında kullanılmıştır…



    REDDİYE:


    Delil olarak sunmuş olduğu son üç ayette geçen “istiva” sözcüğünün manası doğru ama dikkat ederseniz bu manalar yaratıklar için kullanılmıştır. Ama Eş-Şura suresinin 11. Ayeti için (“Allâh hiçbir şeye benzemez.”) İmam Ebu Cafer et-Tahvi “El-Akide et-Tahviyye“ adlı kitabında şöyle buyurdu: “Her kim insanların sıfatlarından herhangi biriyle Allâh’ı vasfeden küfre düşer.”

    Bunu yazan ve yazdıklarına inananlar bilsin ki, “isteva” kelimesinin gösterilmiş olduğu manalarından başka manaları da vardır.

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ


    Al-Bakarakh/29


    Anlamı: ”Semaya yöneldi…”

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ

    Fussilet / 11


    Anlamı: ”Duman halinde olan semaya yöneldi.”

    Bu ayetlerde geçen “isteva”, yani oturdu manasında mı? Hâşâ. O zaman “isteva” kelimesi sadece ve sadece “oturdu” veya “yerleşti” manasında değildir. Kullanmış olduğu “oturma” ve “yerleşme” manaları Ehli Sünnet’ten hiçbir âlim kulanmış değildir. Sadece İbni Teymiye ve Yahudiler bunu söylemiş ve Allâh’a mekan isnat etmişlerdir.


    İbni Teymiyye “Feteva İbni Teymiye” adlı kitabında şöyle demiştir: “Allâh-u Teâlâ, Peygamber efendimizi yanına Arş’a oturtturacaktır.”

    İmam Müfessir Ebu Hayyen El-Endelusi “En-Nehrul Med” adlı tefsirinde şöyle diyor: ”Bizim zamanımızda yaşayan Ahmet İbni Teymiye’nin kendi eliyle yazmış olduğu “El-Arş” adlı kitabında ‘Allâh-u Teâlâ Kürsü’ye oturmuş ve oturması için Muhammed’e yer ayırmıştır.’ yazdığını gördüm.”

    Bakınız bu İbni Teymiye’ye, Allâh hakkında bir keresinde “Arş’a” bir keresinde de “Kürsü’ye” oturuyor demiştir.
    Şimdi Yahudilerin yazdıklarına bakalım
    Yahudilerin “Sefer Yuhannel İshah-4 No:9” adlandırdıkları kitapta şöyle diyorlar: ”Arş’a oturana teşekkür ediyoruz.”
    Yine Yahudilerin “Sefer Yuhannel İshah-7 No:15” adlandırdıkları kitapta şöyle diyorlar: ”Arş’a oturan Rab, onların üzerine iner.”
    Yine Yahudilerin “Sefer Yuhannel İshah-7 No:10” adlandırdıkları kitapta şöyle diyorlar: ”Arş’a oturan Allâh’a ihlâs edin.”
    Yine Yahudilerin “Sefer Mezemir el-İshah-47 No:8” adlandırdıkları kitapta şöyle diyorlar: ”Allâh, mukaddes olan Kürsü’ye oturdu .”

    “İstiva” kelimesinin diğer manalarından bazıları şöyledir:

    1- Düz olmak ve kuvvetlenmek.

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ


    (El-Fetih /29).


    Anlamı: “Gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış.” (Ebu Hayyen-tefsiri, Beyzavi- tefsiri, İmam Nesefi- tefsiri ve İmam Kurtubi- tefsiri )

    2- Olgunlaşmak.

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوَى


    (el-Kasas /14)


    Anlamı: ”Musa yiğitlik çağına erip olgunlaşınca.” (İmam Tabari, İbni Kesir, el-Ferra’, Muhtarus Sihah, Lisanul Arap)

    3- Pişmek: El- Feyyumi “el-Mısbah el-Münir.”
    4- Kastetmek: El- Feyyumi “el-Mısbah el-Münir” ve İbni Manzur Lisanul Arap.
    5- Eşit olmak: El- Feyyumi “el-Mısbah el-Münir.”
    6- Yükselmek: İbni Manzur “Lisanul Arap.”
    7- Kast etmek: El, Feyyümi- el-Mısbah el-Münir,
    “İbni Manzur Lisanul Arap” ve “Muhtar es-Sıhah”
    8- Kahretmek: El- Feyyumi “el-Mısbah el-Münir.”
    9- Temellük, yani mülkiyetine almak. Hafız Zebidi “Tac el-Arus”

    10- Murada ermek: Hafız Zebidi “Tac el-Arus”, “İbni Manzur Lisanul Arap” ve “Muhtar es-Sıhah”
    11- İstilâ:
    A- Ehli Seleften olan İbnil Mübarek “Garibul Kur’an”,
    B- İmam Ez-Zaccac ”Meanil Kur’an”,
    C- Hanefi olan İmam Maturidi “Te’vilat Ehli Sünne”
    E- Müfessir Maverdi “En-Nuket vel Uyun”
    F- İmam Suyuti ”El-Kenzul Medfun”



    Burada “İsteva”, “İstila etti” manasında da kullanılabilir. Yukarıda beş zâtın isim ve kitaplarını yazdık. Kontrol etmenizi tavsiye ediyorum. Hocalarınıza sorar adı geçen zatların kim olduğunu öğrenebilirsiniz. Daha fazla istiyorsanız şu anda bende birçok zatın kitabı var ve hepsi “İstiva” sözcüğünü, “istila” veya “hükmetme” anlamlarıyla açıklamışlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- Ehli Seleften olan İbnil Mübarek “Garibul Kur’an” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” demiştir.
    2- Hanefi İmam Cassas “Ehkamul Kur’an” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    3- Şafii İmam el-Cuveyni “el-İrşad” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani hükmetti” dedi.
    4- İmam Ragib el-Asbahani “el-Mufradet” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    5- Hanefi İmam Nesefi “Tebsiratul Edilleh” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    6- İmam Razi “Tefsir”inde bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    7- Hanbelî İmam Seyfuddin el-Emidi “Ebkerul Efkar” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    8- İmam Suyuti’nin hocalarından imam Muhammed el-Kâfici “Et-Teysir” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    9- İmam Kastalani “İrşadus Seri Şerh Sahih Buhari” adlı kitabında bu ayet hakkında “isteva, yani İstila etti” dedi.
    10- İmam Beyzavi’nin “Tefsir”inde bu ayet hakkında ”isteva, yani İstila etti” demiştir.
    Umarım ki, aklıselim sahibi olan her kimse yukarıda geçen zatların görüşlerini okursa bizim yazdıklarımıza inanır. Yine de bu kadar delili yeterli görmüyorsanız daha fazlasını da yazabiliriz.

    İmam Razi “Tefsir”inde şöyle buyuruyor: “Müşebbihe, Allâh’ın Arş'ın üzerine oturmuş olduğunu söyleyip, bu ayeti delil getirmişlerdir. Bu, hem aklen, hem naklen birkaç bakımdan bâtıl ve yanlıştır:

    1) Hak Teâlâ, Arş ve mekân yok iken de vardı. O, mahlûkatı yarattığında bir mekânda olmaya ihtiyaç duymamıştı. Aksine O, mekândan münezzehtir ve hep böyle olmakla (ezeli ve ebedi olarak) muttasıf olmuştur. Ancak, batıl bir iddiada ve zanda bulunan kimse, Arş'ın hep Allah'la birlikte olduğunu zannetmiştir.

    2) Arş üzerinde oturanın bir cüzünün (parçasının), Arş'ın sol tarafında olan parçasının aksine, Arş’ın sağ tarafında olmuş olması gerekir. O zaman oturan kimse bizzat, te'lif ve terkib edilmiş (parçalardan meydana getirilmiş) bir varlık olur. Böyle olan her varlık ise, bir te'lif ve terkib edene muhtaç olur. Bu ise, Allah hakkında imkânsızdır.

    3) Arş üzerinde oturan, bir yerden bir yere hareket edip geçmeye ya muktedirdir ya da onun için böyle bir şey mümkün değildir. Eğer birinci ihtimal söz konusu ise, o zaman, o hareket ve sükûnun mahalli haline gelmiş olur ve zorunlu olarak, muhdes (Sonradan var olan) bir varlık olur. Eğer ikinci ihtimal söz konusu ise, o zaman, o bağlanmış bir varlık gibi olur, hatta kötürüm birisi gibidir. Hatta bundan da kötüdür. Çünkü kötürüm olan bir kimse, başını ve göz bebeklerini hareket ettirmek istediğinde, bu onun için mümkündür. Fakat bu, müşebbihe’nin ma'bûdu için mümkün değildir.

    4) Müşebbihe'nin ma'bûdu, ya her mekânda vardır, ya da bir mekândadır. Eğer o her mekânda ise, o zaman onlar o ma'bûdun, pislik ve necaset mekânlarında da bulunduğunu kabul etmeleri gerekir ki, hiçbir akıllı bunu söylemez. Eğer o, bütün mekânlarda değil de bir mekânda bulunuyorsa, o zaman, o kendisini bu mekâna yerleştirmiş olan bir varlığa muhtaç olmuş olur ve böylece de muhtaç bir varlık olur. Bu ise Allah hakkında imkânsızdır.

    5) Allâh'ın, "O (Allah'ın) benzeri gibisi yok" (eş-Şûrâ / 11) ayeti, O'nun için hiçbir yönden benzerlik ve eşitliğin olmadığı manasını ifade eder. Binaenaleyh eğer Allah-u Teâlâ oturuyor olsaydı, oturma bakımından ona benzeyen başkasının da olması gerekirdi. Diğer hususlar da böyledir. O zaman da, ayetin manası kaybolurdu.

    6) Allâh-u Teâlâ, وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ buyurmuştur "O gün Rabbinin Arş’ını, üstlerinde bulunan sekiz melek taşıyacaktır" (el-Hakkah /17). Melekler Arş’ı taşıdıklarında, Arş’da ma'budların oturduğu mekân olunca, bu durumda, meleklerin, müşebihenin ma'budunu da taşımış olmaları gerekir. Bu da imkânsızdır.

    7) Şayet bir mekânda karar kılan bir varlığın ilah olması caiz (mümkün) olsaydı, güneş ve ayın da birer ilah olmadığı nasıl bilinebilecekti? Çünkü bizim güneş ve ayın ilah olmadıklarını ortaya koyarken izlediğimiz (akli) yol, onların hareket ve sükûn ile muttasıf oldukları, böyle olan varlığın ise muhdes olup, bir ilah olmadıkları şeklindeki metodudur. Siz bu yolu iptal edince, güneşin ve ayın hanlığını tenkid kapısı, sizin için kapanmış olur.

    8) Ümmet-i Muhammed, Allâh’ın "De ki, "O, Allah birdir" (el-İhlâs 1.) ayetinin müteşâbih ayetlerden değil de muhkem ayetlerden olduğu hususunda icmâ etmiştir. Binaenaleyh eğer Allâh, bir mekânda olsaydı, o zaman O'nun sağ tarafındaki izleyen şeylere bitişik tarafı, sol tarafındaki şeylere bitişik tarafından başka olurdu. O zaman da o, mürekkeb (parçalardan meydana gelmiş) ve kısımlara bölünebilecek bir varlık olmuş olurdu ve gerçekte "Tek" olmamış olurdu. O zaman da, "De ki: "O, Allah tektir" (el-İhlâs/1.) ayeti, yanlış olmuş olurdu. (Hâşâ)

    9) Ayette geçen “isteva” bunu istikrar manasına hamletmek imkânsızdır. "İstila" manasına hamletmek gerekir.

    10) Bu, mutlaka te'vile yönelmek gerektiği hususunda kesin bir delildir. Bu da şudur: Aklın delaleti, buna, İstikrar manasını vermenin imkânsızlığını gösterip; "istiva" lafzının zahiri de "istikrar" manasına delâlet edince; bizim ya iki delilden her biri ile amel etmemiz yahut ikisini birden terk etmemiz, ya da nakli olanı, akli olana tercih etmemiz yahut da aklı tercih edip, nakli te'vil etmemiz gerekir. Birincisi batıldır. Aksi halde o zaman, bir şeyin hem mekândan münezzeh olması, hem de mekânda bulunması gerekir. Bu ise imkânsızdır. İkincisi de imkânsızdır. Çünkü bu, iki zıddı birlikte yok saymayı gerektirir ki, bu da yanlıştır. Üçüncüsü de batıldır. Çünkü akıl, naklin esasıdır. Zira yaratıcının varlığı, ilmi, kudreti ve peygamber gönderişi akli delillerle sabit olmadıkça, nakille de sabit olmaz. Dolayısıyla aklı tenkit etmek, hem aklın, onunla birlikte hem naklin tenkidini gerektirir. Binaenaleyh geriye ancak, aklın doğru olduğuna kesin olarak hükmetmemiz, naklin de tevili ile meşgul olmamız kalır. Bu, maksadı elde etme hususunda kâfi bir delildir. Bu sabit olunca diyoruz ki: Âlimlerden bazıları buradaki "istiva”dan muradın "İstilâ" manası olduğunu söylemişlerdir. Nitekim şair de şöyle demiştir:
    "Bişr, kılıç kullanmadan ve kan da akıtmadan, Irak'ı istiva (istilâ) etmiştir."


    Iddia 4; Diyor ki:

    İSTİVA’NIN ANLAMI MALUM KEYFİYETİ İSE MEÇHULDÜR

    Bu ve emsali delillerde de ifade edildiği gibi, istiva’nın anlamı malum olan bir şeydir….Yani istiva ; yerleşme, kurulma , oturma , yükselme anlamlarına gelir…. Dolayısıyla rivayetlerde de anlatıldığı gibi istiva malum ama keyfiyeti meçhul’dür.

    { … Ümmü Seleme r.a dan. RAHMAN ARŞIN ÜZERİNE İSTİVA ETTİ. Ayet’i Kerimesi hakkında şöyle dediği rivayet olundu. " İSTİVA MA'LUM " - yani bilinen bir şey, onun hakkında - " NASILDIR DEMEK İSE MA'KUL DEĞİLDİR " " OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEK İMANDIR " " İNKÂR ETMEK İSE KUFÜRDÜR " }
    İSMAİL İBNU ABDURRAHMAN ES – SABUNİ AKİDET’ÜS SELEF: 18

    { … Ca'fer ibnu süleyman dan, şöyle dedi ; Malik ibnu Enes r.h’a RAHMAN OLAN ALLAH ARŞA İSTlVA ETTİ Ayet'i Kerime'sinde ki İSTİVA kelimesinden, " İSTİVA " nasıldır ? diye, soruldu. Malik ibnu Enes r.h şöyle cevab verdi. " İSTİVA " malumdur – yani manası bilinen bir şeydir. Nasıl demek ise, ma'kul delildir. " ALLAH'U AZZE VE CELLE'NİN
    ARŞIN ÜZERİNE İSTİVA ETTİĞİNE İNANMAK İSE VACİBTİR. Seni ise dalalette olan birisi olarak göruyorum, der ve o kişinin meclisten çıkarılmasını em-reder. }
    İSMAİL İBNU ABDURRAHMAN ES – SABUNİ AKİDET’ÜS SELEF: 18 - EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE: 280 – BEYHAKİ ESMA: 430


    REDDİYE:

    Göstermiş olduğun bu iki delili aleyhine kullanabiliriz. Her rivayette “NASILDIR DEMEK İSE MA'KUL DEĞİLDİR” diye geçiyor. Bu iki rivayette “ma’kul değildir” yani imkânsızdır. Çünkü “nasıllık” yaratıklara kullanılır. Bundan dolayı Allâh’ın istiva etmesi senin dediğin gibi “keyfiyeti meçhuldür” değil. Keyfiyeti ma’kul değildir, yani imkânsızdır. Ondan sonra “İstiva malumdur” derken yani sabittir manasındadır, bilinir manasında değildir. İmam Ebu Süleyman El-Hattabi şöyle buyurdu: ”Bize ve her Müslüman’ın bilmesi gereken şey Rabbimiz surat ve hey’etten münezzehtir. Çünkü surat keyfiyeti gerektirir. Keyfiyet ise, Allâh ve sıfatları hakkında imkânsızdır. (İmam Beyhaki el-Esma’ ves Sifat)”


    Iddia 5: Diyor ki:


    ALLAH’U TEÂL’NIN ARŞININ ÜZERİNDE OLDUĞUNU HABER VEREN

    HADİSİ ŞERİFLER

    { … Ebu Hureyre r.a dan. şöyle dedi: Nebiyyu s.a.v şöyle dedi: Allah’u Azze ve Celle mahlukâtı yarattıktan sonra, yanında bulunan kitaba şöyle yazdı: rahmetim gadabımı geçmiştir. Bu kitap arşın üstünde Allah’ın yanındadır. }
    BUHARİ: 6.C.2985.S - 16.C.7425 - 7426.S - AHMED: 2 / 258



    REDDİYE:

    İlk önce bu hadiste geçen عنده ( yanında) illa ki mekân manasında olmaz.

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ


    Al-Bakarah /54


    Anlamı: ”Öyle yapmanız, Yaratıcınızın nezdinde sizin için daha hayırlıdır”

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ

    Al-Bakarah / 62


    Anlamı: ”Rableri nezdinde mükâfatları vardır.”


    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ


    Hud /83


    Anlamı: “(O taşlar) Allâh’ın (ilmiyle) onlara yağdırıldı.” Herhangi bir akıllı, bu taşlar Arş’ın üzerinde Allâh’ın yanında olduğunu söyler mi?

    Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

    إِنَّ الَّذِينَ عِنْدَ رَبِّكَ لا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ


    Al-A’râf/206


    Anlamı: ”Kuşkusuz Rabbin nezdindekiler O’na kulluk etmekten kibirlenmezler.”


    Gördüğünüz gibi bu “ عِنْدَ “ kelimesi sadece mekân için kullanılmamaktadır. Bundan anlaşılıyor ki, göstermiş olduğu hadisin anlamı şöyledir: “Bu kitap Allâh nezdinde değerli olan yerde bulunmaktadır.”
    Orası Allâh’a karşı günah işlenmediği bir yer olduğundan dolayı Allâh nezdinde değerlidir.
    İmam Hafız Veliyüddin El-İraki “Tarhu-t Tesrib” adlı kitabında şöyle diyor: ”Muhakkak ki, bu hadiste geçen “yanında” kelimesini zahirinden başka bir te’vil yapmamız gerekir. Çünkü zahiri manası bir yer demektir. Allâh ise yerleşmekten ve bir yerde veya bir yönde bulunmaktan münezzehtir.”
    Hâşâ, Allâh Teâlâ Arş’ın üzerinde olsaydı o zaman bu kitapla beraber aynı yerde olmuş olurdu. Çünkü bu hadise göre o kitap Arş’ın üzerindedir.



    Iddia 6; Diyor ki:

    { … Ebu Zerr r.a dan, şöyle dedi : Bir gün tam güneşin batacağı esnada Resulullah s.a.v ile beraber mescid'de bulunuyordum. Bana hitaben: Biliyormusun bu güneş nereye gidiyor, Ya Eba Zerr, dedi: Ben: Allah ve Resulü en iyi bilendir Ya Rasulallah, dedim: Devam ederek dedi ki: Muhakkak ki o Arşın altında Rabbisinin önünde secde etmeye gidiyor. }
    BUHARİ: 4802 – MÜSLİM: 1.C.159.N – İBNU MENDE: 1012 – AHMED: 5 / 152



    REDDİYE:


    Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
    تَذْهَبُ حَتَّى تَسْجُدَ تَحْتَ الْعَرْشِ

    Bu hadisi İmam Buhari rivayet etmiştir.

    Anlamı: ”Gidip Arş’ın altında secde eder.”


    Yine Peygamber efendimiz İmam Müslim’in rivayet ettiği hadisi şerifte şöyle buyurdu:
    تَجْرِي حَتَّى تَنْتَهِيَ إِلَى مُسْتَقَرِّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ فَتَخِرُّ سَاجِدَةً

    Anlamı: ”(Güneş) Onun yerine kadar gider ta ki, Arş’ın altına gelene kadar sonra secde eder.”


    Yine Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
    وذاك أنها كلما غربت أتت تحت العرش فسجدت

    Bu hadisi de İmam Ahmed rivayet etmiştir.

    Anlamı: “(Güneş) Her battığında Arş’ın altına gidip secde eder.”

    Yine Peygamber efendimiz İmam Hâkim’in rivayetindeki hadisi şerifte şöyle buyurdu:
    وذلك أن الشمس إذا غربت أتت تحت العرش فسجدت

    Anlamı: ”Güneş battığında Arş’ın altına gider secde eder.”

    Yine Peygamber efendimiz İmam İbni Mâce’nin rivayet ettiği hadisi şerifte şöyle buyurdu:
    ثم تجيء حتى تنتهي إلى مستقرها تحت العرش فتخر ساجدة

    Anlamı: ”(Güneş) Arşa gelene kadar gider sonra secde eder.”


    Göstermiş olduğu hadiste geçen “Rabbisinin önünde” sözüne bakınız. Dikkat ediniz, bu söz hiçbir rivayette geçmemektedir. Milleti kandırmak için kendisinin eklediği bir ifadedir bu.
    Şayet bu rivayet sahih olsaydı Allâh (hâşâ) Arşın altında olurdu. Yazarın kendisi yazının başında Allâh, Arşın üzerinde oturduğunu iddia etmiş. Yazını alt kısmında Allâh, semada olduğunu iddia etmiş. Burada ise Allâh, Arşın altında olduğunu iddia ediyor. Nedir bu çelişki?



    Iddia 7; Diyor ki;


    ALLAH’U TEÂL’NIN ARŞI YEDİ KAT SEMALARIN ÜZERİNDEDİR

    { … Sa'd ibnu Ebi Vakkas r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v Sa'd İbnu Muâz r.a nun, Beni Kureyza hakkında vermiş olduğu hükme binaen söyle dedi : - Ey Sa’d sen – Yedi kat semanın üstünden Melik’in verdiği hüküm ile hüküm verdin. }
    BEYHAKİ: ESMA: 420 – ZEHEBİ ULUV: 15 – NESEİ: SAHİH BİR SENEDLE RİVAYET ETMİŞLERDİR.



    REDDİYE:


    Bu hadislere bakınız:

    1- ”Allâh’ın veya el-Melik’in hükmüyle hükmettin dedi.” İmam Buhari

    2- ”El-Melik’in hükmüyle hükmettin dedi.” İmam Müslim

    3- ”El-Melik’in hükmüyle hükmettin dedi.” İmam Ahmed

    4- ”Allâh Resulü Allâh’in hükmünü tutturdun dedi.” İmam Tirmizi


    Dikkat edilmesi gereken iki husus var ki; birincisi bu üç rivayette “yedi kat sema” ifadesi geçmiyor. Hatta İmam Nese’i’nin rivayetinde bile geçmiyor.

    İkinci husus ise şayet bu hadis sahih ise manası şöyle olur: “Yedi kat semanın üzerinde bulunun Levhi Mahfuzu’da yazılan hükümlerle hükmetti.”



    Iddia 8; Diyor ki:


    { … Abdullah ibnu Mes'ud r.a dan, şöyle dedi : Dünya semâsı ile ondan sonra ki gelen semânın arası beşyüz senedir. Her iki semânın arası böylece beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arasıda beşyüz senedir Arş ise suyun üstündedir. " Arşın üstünde de Allah’u Teâlâ vardır. Sizin meşkul olduğunuz amelleri ta oradan bilir. }
    EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE: 275 - İBNİ HUZEYME TEVHİD: 105 – 106 – BEYHAKİ ESMA: 401 DE SAHİH BİR SENEDLE.

    { … Aişe r.anha’nın kapıcısı Zekvan dan, şöyle dedi : Abdullah ibnu Abbas r.a, Âişe r.anha vefat edeceğinde yanına geldi. Aişe'ye hitaben şöyle dedi: Sen Resûlullah s.a.v in kadınlarından kendisine en sevgili olanı idin. Allah Resulü s.a.v ise temiz olandan başka bir şeyi de sevmez. Ve hem de Allah’u Teâlâ yedi kat semanın üstünden senin beraatini indirdi. Allah’ın zikredildiği hiçbir mescid yok ki, senin beraatini bildiren Ayet gece gündüz oralarda okunmasın. }
    EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE: 275



    REDDİYE:


    İlk önce bilnmesi gereken bir şey vardır. O da adı geçen Ebu Said ed-Darimi, Osman B Said’tir. Bu kişi de İbni Teymiye gibi müşebbih ve mücessimdir. Bu kötü ve sakınılması gereken bir inanç bozukluğundan dolayı ona güvenilmez. Ehli Sünnet’ten güvenilen müsned ed-Darimi’nin adlı kitabın sahibi Muhaddis Ed-Darimi’nin ismi Ebu Muhammed B. Fadıl B. Bamram’dır.
    Bu hadisler sahih ise manası şöyle olur: “Yedi kat semanın üzerinde bulunun Levhi Mahfuzu’dan indirildi.”





    Iddia 9; Diyor ki:

    { … Enes r.a şöyle dedi: Zeyneb bintu Çahş, Peygamberin diğer hanım-larına karşı öğünür ve şöyle der di: Sizleri peygamber ile aileleriniz evlendirdi. Hâlbuki beni onunla yedi kat semaların üstünden yüce Allah evlendirdi. } “ İLGİLİ AYETİ CELİLE: AHZAB: 37 “ BUHARİ: 16.C.7290.S – TİRMİZİ: 5.C.3427.N



    REDDİYE:


    Yine bu hadis müteşabih hadislerdendir.
    Bu hadisin anlamı şöyledir: “Benim evliliğim, yedi kat semaların üzerinde bulunan Levhi Mafuz’da yazılmıştır.”




allah nerededir,  allah nerede,  allah nerdedir,  allah nerededir hadis,  allah nerede hadis,  allah nerde,  alımlere gore allah nerededir