islamda Aile ve Aile hakkında yazılar Forumundan iyi kadın kötü kadın iyi erkek kötü erkek özellikleri ve buna bağlı eş seçimi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    iyi kadın kötü kadın iyi erkek kötü erkek özellikleri ve buna bağlı eş seçimi

    Reklam




    İYİ VE KOTU KADINLAR
    Bu bölümde, bir önceki bölümle ilintili olarak evli-lik öncesi erkeğin, seçeceği eşte araması gere-ken özelliklere de değinerek, evlilik sonrası Is-lâm'a göre kadında bulunması gerekli sıfatlar üzerinde duracağız.
    İYİ KADINLAR VE ÖZELLİKLERİ
    Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor:
    "İnsanların mutluluklarından birisi de kendine uyğun, iyi huylu bir eşinin olmasıdır."1
    Her erkek evlenmeyi arzu ettiğinde, hayatta mutlu olabilmek için, aile yuvası kurup, hayatın temel taşını atarken, kendini mesut edecek hayırlı ve uğurlu bir eş ararken çok dikkatli olması, Islâmî esaslara ve dini öl-çülere göre hareket etmesi, kendi mizacına, tabiatına, ahlâkına ve yaşayışına uygun olanı seçmesi lazımdır. Allah'a tüm kalbiyle inanmış mümin bir genç, şüphesiz evlenmek istediği vakit, kendine iyi ve mümin bir kadın
    1-Furu-uKafi, c.5, s.327.
    105
    arayacaktir. Zira erkek, iyi ve ayni zamanda itaatkâr bir kadına muhtaçtır. Ancak hayatmda ilk defa kız beğe-neceğinden bazen nasıl bir yol izleyeceğini ve evlilik öncesi ve sonrasi onlarda hangi ozellikleri aramasi ge-rekeceğini bilemez. Evlenme çağındaki gençlere yar-dımcı olması gayesiyle bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.a)'in çeşitli hadislerinden aldığımız, kadında olma-si gereken ozellikleri sıralamağa çalışacağız:
    1- Çocuk doğurabilen (kısır olmayan) kadınlar.
    2- Muhabbetli, sıcak kanlı kadınlar.
    3- Haysiyet ve şeref sahibi kadınlar.
    4- Namuslu ve şahsiyetli kadınlar.
    5- Kendi ailesi içerisinde sevilen, saygı değer.
    6- Eşinin karşısında mütevazı ve yalnız onun için süslenen kadınlar.
    7- Namusunu aziz bilip baskalarma karşı koruyan kadınlar.
    8- Kocasına karşı itaatkâr olan kadmlar.
    9- Dindar, iyi ahlâklı, takva sahibi olanlar.
    Resul-i Ekrem (s.a.a) bu mevzuda yine şöyle bu-yurmaktadir: "Kadinlarinizm en iyileri seyyideler (i-mamlann miibarek soylarmdan olan kadmlar) ve Kureyş'ten olanlardır. Çünkü onlar kocalarına karşı ağırbaşlı, hoş davranışlı ve çocuklarına karşı ise pek şefkatlidirler. (Ve yine) evlilik hayatmda kocalarına
    106
    itaatkar ve yabancılara karşı namuslarına düşkün olurlar.n±
    Merhum Şeyh Hürr-i Amilî (r.a) mezkur hadisle bir-likte daha birçok hadise dayanarak; "Kureyş kadınları ve seyyidelerle evlenmek müstehaptır." şeklinde buyu-ruyor.
    Güzel sıfatlı kadinlarm en iyi özelliklerinden biri de kocalarına karşı anlayışlı olmakla birlikte dünyevi ol-sun, uhrevi olsun maddî ve manevî açılardan onlara destek olmalan, yamnda yer almalandir.
    Başka bir deyişle, koca için gölge olanlar en iyi ö-zelliklere sahiptirler. Şöyle ki, güneşin kavurucu sıcağı altında çalışmakta olan bir çiftçiyi düşününüz. Harare-tin ve işin verdiği yorgunlukia bir müddet sonra dinlen-mek üzere ken-dine bir gölgelik arayacaktır. Amaç, o gölge sayesinde rahatlamak, yorgunluğunu gidermek ve böylece işe kaldığı yerden dinamik bir şekilde tekrar devam etmektir. Işte kadmlar da kocalari için böyle bir özelliğe sahip olmahdirlar. Yorgun eşleri için bir gölge-lik, üzgünken ferahlatıcı, dertliyken tarn bir dert ortağı olmahdirlar.
    Yine kocalanm kırmayanlar, ona karşı duydukları sevgi ve muhabbeti sözde ve harekette açıkça göste-renler, ister cinsel istek açıdan olsun, ister başka açı-dan olsun kocasimn turn isteklerini yerine getirenler
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:8, h:.3.
    107
    övgüyle söz edilmesi gereken güzel sıfatlı kadınlardan-dır. İmam AM (a.s) iyi sıfatlı kadınları şu hadisiyle açık-lamaktadır:
    1- Mehiri az olan.
    2- Iyi davranışlı.
    3- Her an kocası için hazır bulunan.
    4- Eşi rahatsız olduğunda onun rızasını kazanma-dan uyumayan.
    5- Kocasının gıyabında kendini (namusunu) koru-yan kadınlar, en iyi kadınlardır...1
    Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) bir başka hadisinde şöy-le buyurmuştur: "Kime dört haslet verilmişse, dünya ve a-hiret hayrı ona verilmiş, dünya ve ahiretten na-sibini almıştır: Onu Allah'ın haram kıldığı şeylerden koruyacak takva, halkla iyi ğeçinebileceğini sağlaya-cak ğüzel ahlâk, cahilin bilğisizliğini ğiderebilecek yumuşaklık ve hilim, dünyevi ve uhrevi işlerde koca-sına yardımcı olan salih bir eşin olması."2
    İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle nakletmiştir: "Birisi Peyğamber'den evlenmek için izin istedi. Peyğamber, eğer dindar kadınla evleneceksen olur... diye cevap ver-di."3
    1-Furu-uKafi, c.5, s.385.
    2- Bihar'ul-Envar, c.100, Ebvab'un-Nikâh,b:2, h:38, s.237.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:9, h:l.
    108
    Müminlerin Emiri Hz. AM (a.s) da; "Lâyık bir eş, er-keğin huzura ve gönül rahatlığına kavuşmasında yar-dımcı olan önemli vesilelerden biridir." diye buyurmuş-tur.1
    Urvet'ul-Vuska kitabında şöyle geçer: Islam dininde asil, esmer, kumral, iri gözlü, hoş kokulu, güler yüzlü, uzun saçlı, salih ve aynı zamanda anne ve babası top-lumda iyi taninan kizlaria evienmek mustehaptir. Soysuz (zinadan doğan, zina zade) ve asil olmayanlarla evienmek mekruhtur.2
    Yine vasıflar hususunda Vesail-uş Şia kitabının sa-hibi merhum şeyh Hürr-i Amili şöyle demişlerdir: "(Islam dinince) Güler yüzlü ve uzun saçlı kizlaria evienmek önerilmiştir."3
    Peygamber efendimiz de vasıflar hususunda; "Yeşil ve açık mavi gözlülerle evleniniz, zira onlar hayırlı ve bereketlidirler" şeklinde buyurmuştur.4
    Cabir b. Abdullah Ensarî Resul-i Ekrem (s.a.a)'den nak-len şöyle der: Resul-i Ekrem, "Iyi kadınlar, şöyle olmalıdır." diye buyurdu:
    1- Kendini iyi evlâtlar doğurmaya hazırlamalı.
    2-Şefkatli olmalı.
    l-Müstedrek'ul-Vesail'uş-Şia, c.14, s.172.
    2- Urvet'ul-Vuska, c.2, s.199, tercemesi.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:21. 4-Furu-u Kâfi: c.5, s.335.
    109
    3- Namus ve iffetini korumah.
    4- Akrabaları arasında saygıdeğer, muhterem bir zat olmah.
    5- Kocasına karşı alçak gönüllü olmah.
    6- Kendini (yalnız) kocası için süsleyip (yalnız) ona sunmah.
    7- Kendini namahremlere karşı korumalı ve giyi-mine dikkat etmeli.
    8- Kocasimn sözüne itaatsizlik etmemeli.
    9- Cinsel ilişkilerde kocasimn isteğini yerine getir-meli.
    10- Kocasına aşırı derecede (taparcasına) bağlı ol-mamalidir. (Yani Islâmî ölçüler dahilinde itaat etmelidir. Islâm'ın hilâfına olan davranışları da red etmesini bilme-lidir).1
    Imam Cafer Sadik (a.s) Ibrahim Korhi'ye hitaben şöyle buyurmuşlardı: "Evlenmeye mecbur olduğunda seçeceğin kızın özellikleri şöyle olmalıdır:
    1- Asil bir aileden.
    2- Iyi ahlâklı.
    3- Çocuk sahibi olmaya hazırlıklı.
    4- Eşine dünya ve ahiret işlerinde yardımcı olabile-cek özellikte olmasına dikkat et. Öyleyse güzelliği ol-mayan, kocasına yardım etmeyen, kısır (çocuk doğu-
    1- Furu-u Kâfi: c.5, s.324 ve Vesaü'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 6, h:2.
    110
    ramayan), sesini yükselten, başkalarının ayıbını gözet-leyen, eşinden beklentisi çok olup zor işleri kocasına yükleyen kadınlardan sakın (onlarla evlenme)."1
    Bazı rivayetlere göre de kadinm güzel kokması ve güzel yemekler pişirebilmesi iyi sıfatlardan sayılmıştır.
    Şimdiye kadar hadislerden, ayetlerden ve Ehlibeyt mek-tebinde pek yüce yeri olan değerli ulemaların söz-lerinden iktibas yapacak olursak, kadmda olmasi ve aranmasi gereken özellik ve sıfatları şöyle sıralamak mümkündür:
    1- Dindar
    2- Iyi ahlâklı
    3- Güzel
    4- (Gerekmediği müddetçe) evden fazla dışarıya çıkmayan, evdeki vazifeleriyle ilgilenen.
    5- Çok konuşmayan (dedikodu, gevezelik, gıybet vb. şeylerden beri olan).
    6- Kocasına (Allah'a itaat ettiği müddetçe) bağlı o-lup onun mutluluğu için çaba gösterenler.
    7- Eşinin namusuna (dolayısıyla kendi namusuna) karşı iffetli olanlar.
    8- Çarşı, pazar vb. yerler gibi erkeklerin yoğun ol-duğu kalabalık yerlerden çekinen, böyle yerlerden her-hangi bir yere gitmek kastıyla dahi olsa kalabalık yer-
    1-Furu-uKâfi, c.5, s.323.
    111
    lerden geçmeyen, namahreme karşı Islâmî tesettüre riayet edenler.
    9- Yabancılara sesini duyurmaktan kaçınan, zorun-lu olduğu hâlde sesinin tonunu değiştirerek (kalınca) konuşanlar.
    10- Kocasının yanında dahi olsa yabancılarla alış veriş etmekten kaçınanlar.
    11-Ailesi için edindiği hedef ve fikirleri, kendisi için edinmiş olduğu hedef ve fikirlere mukaddem kılanlar. 12-Temizliğe özen gösterenler.
    13- Her an kendisini Allah için kocasına adayanlar, onun için hazır bulunanlar.
    14- Kocasına karşı iyi bir eş, çocukları için de örnek bir öğretmen olup, onlara yönelik ağza alınmayacak lâubali söz ve hareketlerden kaçınanlar.
    15- Güzellik ve üstünlüklerinden dolayı kibirlenme-yenler.
    16- Güzel sıfatları dolayısıyla kocalarına karşı ö-vünmeyenler.
    17- Eşinin yokluğunda onun için hasret çekenler, varlığında, yokken duyduğu üzüntüyü dile getirenler ve onun varlığıyla hasret giderenler.
    18- Kocasına yük veya başka bir deyimle ayak bağı olmayanlar.
    19- Kocasının ölümünden dört ay on gün geçme-den süslenmeyenler.
    112
    Resul-i Ekrem (s.a.a) son hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Kadınların ölen bir kimseye üç ğünden fazla yas tutmalan caiz değildir. Yalmz kocalarmin ölümünde dört ay, on gün yas tutmalıdırlar."
    Kadinm güzellik ve iyi sıfatlardan dolayı kocasma karşı övünmemesi ve kendini üstün görmemesi husu-sunda şu ibret verici hikâyeye dikkat ediniz:
    "Arabistan'ın kızgın çöllerinden birinde ilerliyordum. Büyükçe bir çadıra rastladım. Içerisinde çok güzel bir kadin ve pek de çirkin bir erkek vardi. Evli oldukları mâlumdu. Bir ara merak edip kadına; 'Böyle çirkin bir erkekle evlenmeyi nasil kabul ettiniz?' diye sordum."
    "Sus, dedi. Çirkin dediğin bu insan, belki Allah ka-tında bizden daha hayırlıdır, belki de yüce Allah, onun sadece imam ve iyiliğinden ötürü, beni ona hediye et-miştir. Veyahut da ben, manevî yönden Allah katmda alçağımdır; dolayısıyla yüce Allah akıbetimin hayırlı olması için beni bu erkeğe nasip etmiş de olabilir. 0 hâlde, Allah'ın haynm için rıza gösterdiği bu zatı be-ğenmemek haddime mi düşmüştür?"
    KÖTÜ SIFATLI KADINLAR
    Ahlaklı ve dindar olmayıp ama zahirde çok güzel olan kadin veya kızlar, genelde kendilerini beğenen, mağrur, eşinin sözünü kulak ardı eden, kocasma hük-metmek isteyen ve her istediğini elde etmeyi amaçla-
    113
    yan, anlaşılması güç kimselerdir. Bu gibi tipler, aile içe-risindeki kendi davranış ve hareketlerini beğenir, diğer aile fertlerininkileriyse küçümser ve onları aşağılar. Işin kötü tarafıysa böyle kadınların, her türlü nefsani istek-lere karşı boyun eğen, eğlence düşkünü kimseler olu-şudur. Güzelliklerinin verdiği gurur ve kibirle kocaları-nın yokluğunda, akla gelmeyecek şeyler yapmaları mümkündür. Kocalarında bulamadıkları özellikleri on-lara kazandırmak yerine bunu, başka erkeklerde arar-lar. Kendileri gibi dünyayı sadece eğlence merkezi ola-rak bilen birini bulunca da iş pek kötü sonuçlar doğu-racak kadar ciddiyet kazanır.
    Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyuruyor: "Kötü kadınlar, kendi ailesi içinde sevilip sayıl-mayan, kocasına karşı alçak ğönüllü olmayan, kısır olup çocuk doğuramayan (kabilelerden olan), kin ğü-den, ğünahlara aldırış etmeyen, kocasından kaçan, eşinin ğıyabında kendisini süsleyen ve kocasına karşı itaatsizlik ğösteren ve kocasından hiçbir mazereti kabul etmeyen kadınlardır."1
    Dinî çerçeve dahilinde ahlâk üstadları kadınların altı özelliği üzerinde durmuşlar ve bu özelliklere sahip kadınlarla evlenmenin iyi ve hayırlı olmayacağı kanısı-na varmışlardır. Buna göre sıralanan altı özellik şunlar-dır.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:7, h:l. 114
    1- Ennane, yani hasta olmadığı hâlde hasta hare-ketleri yaparak iş yapmayan kadmlar.
    2- Mennane, yani kocasını ev işlerinde minnet e-decek dereceye getiren kadmlar.
    3- Hennane, yani dul olup ta yeni kocasimn yanm-da eski kocasim daha çok anan, ona ve ondan olan ço-cuğuna daha fazla ilgi gösteren kadmlar.
    4- Heddake, yani her gördüğüne sahip olmak iste-yip de eşini zor durumda bırakan kadmlar.
    5- Berrake, yani bol siislenip bol yemek yiyen ve yalmzhktan hoşlanan kadmlar.
    6- Şeddake, yani çok konuşan, geveze kadmlar. Yiice Allah'm Kur'ân-ı Kerim'de buyurduğu ayet ge-
    reğince, kötü kadmlar iyi erkeklere ve kötü erkeklerde iyi kadınlara layık değillerdir. Zira, toplum içerisinde kötü şahsiyetler dışlandığı gibi, iyi bir toplumu en üst düzeylere getirebilecek iyi fertlerin yanında bulunan şahıslar, ya onları kendi gibi edip kendilerine çekecek-ler ya da böylelikle toplumun gitgide gerilemesine ve hatta düzensiz, yıkık bir ortamın meydana gelmesine vesile olacaklardır. Bu da hem toplum hem de toplumu oluşturan fertler için pek büyük bir afet demektir.
    Hüseyin b. Beşşar-i Vasitî Imam Rıza (a.s)'dan şöyle nakleder: "Bir mektup aracılığıyla Imam'a; 'Ailem ak-rabalarımızdan kötü ahlâklı birisiyle beni eviendirmek istiyor, bu konuda sizin fikriniz nedir?' diye sordum.
    115
    Hazret; 'Eğer kötü ahlâklıysa onunla evlenme.' diye cevap gönderdi.1
    Araplarca meşhur Esmeî adlı şair bu konuda gör-düğü bir olayı şöyle anlatır:
    "Mekke'de, sırtında yaşlı bir adam yüklü, yabancı bir çehreyle karşılaştım. Ona; 'Sırtındaki senin baban mıdır yoksa büyük baban mi?' diye sordum. Derin bir ah çekerek cevap verdi: 'Ne babam, ne de büyük ba-bamdır. Sırtımda gördüğün şu zavallı benim oğlumdur.' dedi."
    "Şaşırdım, böyle bir şeyin nasıl mümkün olabilece-ğini sordum. 'Oğlum, kötü huylu ve rezil karısı yüzün-den bu duruma düştü.' diye cevap verdi."2
    Yukarıdaki olay her ne kadar inanılmaz görülse de ger-çektir. Zira gerçekten de dert ve keder insanın yaş-lanmasında yer alan en önemli etkenlerdendir.
    Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuş-tur:
    "Hüzün ve keder yaşlılığm yarısını doğurur."
    jşte bu vesileyle gençlere hitaben şunu söylememiz gerekecektir ki: Şüphesiz insan hayatında pek mühim yeri olan eşi seçerken, bunları da göz önüne getiriniz. Aksi takdirde bu duruma düşmemek insanın kendi e-linde değildir.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b: 30, h: 1. 2-Gülzar-ı Necefî, s.23.
    116
    İmam Sadık (a.s); "Müminin en şiddetli ve vurucu düşmanı kötü eştir."1 diye buyurmuştur.
    Imam AM (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:
    "En kötü kadınlar, kocalannin cinsel isteklerine karşı itaatsizlikğösterenlerdir."2
    Resul-i Ekrem (s.a.a) de bir keresinde halka yönelik şöyle buyurdu: "Ey halk, çöplüğe benzer yerlerde ye-şeren kimselerden uzak durun." Sonra halk, "Çöplükte yeşeren kimlerdir?" diye sorunca da; "Onlar kötü aile-lerde yetiştirilen ğüzel kızlardır." şeklinde cevap verdi-ler.3
    Ehlibeyt'ten elimize ulaşan hadislerden, cahil ka-dınlarla evlenmenin iyi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu konuda Imam Sadik (a.s) Hz. AM (a.s)'dan şöyle nak-letmiştir:
    "imam AM (a.s): "Cahil eşlerle evlenmeyiniz. lira onunla edilen sohbet bela, ondan olan çocuksa ha-yırsızdır" diye buyurdular.4
    Şimdiye kadar okuduğunuz turn bu sifatlar, kadimn ruhuna yerleşen sıfatlardan kaynaklamr. Insanlarin bu tür hareket ve eylemlerinin kaynağı, ruhsal niteliklerdir.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b: 4, h:4. 2-Gurar'ul-Hikem, s. 433.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:7, h: 7.
    4- Urvet'ul-Vuska, c.2, s.799.
    117
    Kötü ruhî sıfatlardan biri de aşırı kıskançlıktır. Kıs-kançlık duygusu her insanda vardır. Yani doğaldır. An-cak bir de her insanda olmayan, haset ve kin cinsine kaçan bir tür kıskançlık vardır. Işte insanda olmaması gerekende bu tür kıskançlıktır. Bir yuvanın huzur ve ra-hatlığı için huzur bozucu bu özelliğin orada doğuşu bir nevi afet veya beladır. Bu özellik, insanı büyük günah-lara iten etkenlerin başında gelir.
    İlginç Bir Hikaye
    Zamanın birinde Kirman şehrinde zengin, varlıklı, halkça sevilen, sayılan Salman adında muhterem bir zat yaşardı. Bunun birde pek kıskanç, kötü huylu kom-şusu vardı. Kadın halk arasında ona karşı duyulan say-gı ve hür-mete dayanamazdı. Her defasında Salman'ın bu üstünlüğünü azda olsa yok etmek için kötü fikirler edinir, kirli planlar kurardı. Ancak bunların faydasız ol-duğunu kendi de görmüştü. Onca çabanın fayda ver-mediğini anlayınca, bu kez de onu zehirlemeyi tasar-lamıştı. Günlerden bir gün, bu amaçla bir miktar helva pişirerek dışarıya çıktı. Salman'da o sırada dışarıdaydı. Kadın helvadan çokça alıp ekmeğin arasına koyduktan sonra yapmacık bir güler yüzle Salman'a ikram etti. Salman kendisine uzatılan helvayı görünce teşekkür edip aldı. Ancak acilen yapması gereken bir işi oldu-ğundan yemeden yoluna devam etti.
    118
    Bir müddet sonra şehrin dışına çıkmıştı. 0 vakit uzaktan iki gencin kendisine doğru geldiğini gördü. Salman onlarin çok yorgun olduklarmi görünce pek a-cıdı da elindeki helvayı onlara uzattı. Iki genç büyük bir iştahla helvayı yemeğe başladılar. Ne var ki helvadaki zehrin etkisiyle kısa bir müddet sonra oracıkta can verdiler. Bu vakıadan kısa bir zaman sonra olaydan haberdar olan kadı Salman'ı tutuklattırıp mahkemeye getirtti. Ondan olayı ayrıntılarına kadar anlatmasını is-tedi. Salman başından geçenleri bir bir anlatınca da, kadı helvayı veren kadının çağırılmasını istedi. Kadın mahkemeye gelince, yerde yatan iki genç bedeni gördü de feryat etmeye başladı. 0, vah kardeşim, vah oğlum diyordu. Ne yazik ki kadin bu olaydan sonra bir veya iki gün sonra kahrından ölmüştü...1
    Muhterem okuyucular, sizlerin de bildiğiniz gibi, kıskançlık insanın başına ne gibi dertler açıyor. Eğer o kadin yaşasaydı ömrünün sonuna kadar vicdan azabiy-la yaşayacaktı. Ahiret âleminde ise Allah'm rahmeti onu kapsamazsa ateşle yakılmaya tabi tutulacaktir.
    Elbette kıskançlık sadece komşularda değil, bazen de aile içerisinde doğmaktadır. Örneğin kadının koca-sına karşı olan kıskançlığı, kadının kocasma olan ha-sedi, erkeğin kız kardeşine ve kızın ise erkek kardeşine olan hasedi.
    l-Haset, s.3O.
    119
    Allah'ım şeytanın şerrinden sana sığınıyoruz. Kısa-cası kıskançlığın olduğu bir toplumda, ailede veya bir grupta düzen de olmaz.
    KADININ ERKEĞİN YAŞANTISINDAKİ ETKİSİ
    Bu ilginç ve önemli konuyu tarihte gerçekleşen bir olayla açıklıyoruz.
    İmam Bâkır (a.s)'dan naklen: Israil oğulları arasın-da zengin ve akıllı biri yaşamaktaydı. Onun iki eşi vardı. Bunlardan biri iffetli, diğeriyse pek iffetsizdi. Iffetli e-şinden kendine benzeyen bir erkek çocuk dünyaya gel-di. Iffetsiz eşinden de iki oğlu vardı. Zamanla baba has-talanıp ölüm yatağına düşünce, oğullarını çağırıp şöyle bir yazılı vasiyet bıraktı. "Servetim yalnızca içinizden bi-rinizin malıdır." (Ardından) babaları vefat edince bu üç evlât mirasa sahip olmak hususunda ihtilafa düştüler. En büyükleri; "Ba-bamın bahsettiği tek kişi benim diyor, ortancalarıysa bunu kabul etmiyor; ne sen ve ne de kü-çüğümüz, yalnız benim diyordu. Sözün kısası bu tar-tışmalardan sonuç alamayan üç kardeş meseleyi çö-züme ulaştırmak için kadıya müracaat ettiler. Kadı; "Ben, dedi, sizin hakkınızda hükmedemem; ancak ce-vap almak istiyorsanız, Benî Kinam kabilesinde üç kar-deş var onlara gitmenizi tavsiye ederim. Gidin, onlar-dan isteyin, ihtilâfınızı çözüme ulaştırsınlar."
    Onlar öncelikle Benî Kinamlı kardeşlerden birinin yanına vardılar. Gördükleri bu şahıs pek yaşlı, pek de
    120
    düşkündü. Sorularını ona açtılar. 0, "Yaşça benden daha büyük kardeşimin yanına gidiniz." dedi. Ardından söz gereği büyük kardeşin yanına vardılar. 0 da yaşlıy-dı, ama küçük kardeşinden daha gençti ve üstelik düş-kün de değildi. (Sözün kısası) meselelerini açıverdiler. 0 da, "Yaşça benden daha büyük kardeşimin yanına gidiniz." dedi. Söz gereği üçüncü ve en büyük kardeşin yanına vardılar. Ancak o, en büyük olduğu hâlde iki kü-çük kardeşinden daha genç ve daha dinçti. Üç mirasçı kendi sorularını kenara bırakıp görmüş oldukları bu il-ginç vaziyeti sual eylediler. "Neden, en büyük olduğu-nuz hâlde iki kardeşinizden daha genç ve zinde göste-riyorsunuz?" diye sordular.
    Benî Kinamlı; "Sizler, dedi, yanına ilk olarak vardı-ğınız en küçüğümüzdür. Ancak onu daima üzen pek kötü bir eşi vardır. Kadın, hâlen onunla yaşıyor ve bu kadından başka tahammül edilemeyecek diğer bir be-laya kapılma korkusundadır. Sabır ve tahammül gös-termektedir. Işte bu yüzden düşkünlerden ve yaşlılar-dan oluverdi. Ikinci olarak yanına gittiğiniz ise ortan-camızdır. Onu biraz yaşlı bulmuştunuz. Çünkü onu ba-zen hoşnut eden ama bazen de üzen bir eşi vardır. Bu yüzden o da yaşlanıverdi. Ama bana gelince... Benimse devamlı beni mutlu eden bir eşim var. Işte bu yüzden genç ve zindeyim."
    "Babanızın size bıraktığı vasiyet meselesindeyse çare şudur ancak: 0nun kabrine varınız. Kabri kazıp
    121
    kemiklerini çıkarınız. Sonra da onları yakınız. Dahası, hükmetmesi için kadıya gidiniz."
    Böylece üç kardeş oradan ayrılarak işe koyuldular. (Iffetsiz anneden olan) kardeşler denileni yapmak üze-re kazma-kürek alarak kabre doğru ilerlediler. (Iffetli anneden olan) en küçükleriyse, babalarından kalma kı-hci alarak karşılarına çıktı ve; "Durun, dedi. Babamm kabrini kazmayimz. Eğer (sözümü dinler de) kazmaz-samz, hakkim olan mirasm tamamim size veririm.
    Sözün kısası, üç kardeş hakimin yanma vanp olan-lan anlatmca kadi; "Yaptiklanniz benim hükmedebil-mem için yeterlidir." dedi. "Mallan bana uzatm da sa-hibine teslim edeyim artik." diye devam etti.
    Mai yanma getirilince de onları alıp en küçükleri olan iffetli anadan olma oğla teslim etti ve; "Bunlar se-nin hakkm!" dedi. "Çünkü şu iki kardeş eğer babaları-nın oğulları olsalardı, kabri açmaya kalkışmaz hatta ona kıyamazlardı. Buna hem canlan yanar, hem de razi olmazlardi."1
    Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Resulullah (s.a.a)'in dualarından biri de şu duaydı: "(Ey Allah!) Zamanmdan once beni ihtiyarlatacak kadmin şerrinden sana sığınırım."2
    1- Bihar'ul-Envar, c.14, s.491 ve c.100, s.233. 2-Furu-u Kâfi, c.5, s.326.
    122
    İYİ VE KOTU ERKEKLER
    Bir önceki bölümde olduğu gibi, bu bölümde de evlilik öncesi kızın erkekte araması gereken ö-zelliklere değinerek, evlilik sonrası erkekte ol-ması gereken sıfatları açıklayıp, konuyla ilgili hadisleri sunacağız.
    İYİ SIFATLI ERKEKLER
    Her toplumda iyi sıfatlı kadınlar olduğu gibi kötü sı-fatlı kadınlar ve yine iyi sıfatlı erkekler olduğu gibi aynı şekilde kötü sıfatlı erkekler de vardır. Bu bilinen bir gerçektir. Önceki konuda iyi ve kötü sıfatlı kadınlardan bahsetmiş, her iki tarafın da özelliklerine az da olsa değinmiştik. Şimdi de konumuz olan iyi ve kötü sıfatlı erkekleri tanıtmaya çalışacağız.
    jyi erkekler ahlâki açıdan yüce bir makama sahip-tirler. Dolayısıyla bir kimseye iyi diyebilmek için onun ahlâk ve takvasına dikkat edilmelidir. Ehlibeyt Jmamla-rından elimize ulaşan çoğu hadislerde de bunu görmek mümkündür. Ibrahim b. Muhammed-i Hamdanî Imam
    123
    Muhammed Bâkır (a.s)'la aralarmda geçen bir mektup-laşmayı şöyle anlatıyor:
    "Imam Muhammed Bakir (a.s)'a eviilik hususunda bir mektup yazdım. Hazretin göndermiş olduğu mektup elime geçti. Mektupta Imam, Resul-i Ekrem'den bir ha-dis nakletmişti. Cevap şöyleydi: Ahlâk ve dinini beğen-diğiniz biri kızmızı istemeye ğelirse, dilediğini (kızını-zı) veriniz. Aksi takdirde yeryüzünde fitne ve biiyiik bozgunculuk olur."1
    Resul-i Ekrem (s.a.a) kizlarm erkeklerde aramalan gereken özellikleri şöyle sıralıyor:
    "1- Dindar. 2- Temiz. 3- Cömert. 4- Gözünü koruyan. (Namahreme bakmaktan titizlikle çekinen.) 5- Anne ve babasma iyilikte bulunan. 6- Eşi ve çocuklarını yalnız başına başkalarının yanında bırakmayan kimse."2
    Bu ozelliklere sahip olan kimsenin büyük bir nimet olan akıldan faydalandığı inkâr edilmez bir gerçektir. Acaba akilh insanlar kimlerdir? Gelin hep birlikte ha-disler ışığında akıllı insanları tanımaya çalışalım.
    Imam Musa b. Cafer (a.s), Hişam'a bu konuda şöy-le buyurmuştur:
    "Ey Hişam, helâl nimetler akıllı insanı şükretmek-ten alikoymaz, haram ise onun sabnna galip gelemez. İşte böyle birisi ancak akıllıdır...
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:28, h. 1.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b:7, h. 1.
    124
    Ey Hişam, akıllı insan yalan konuşmaz...
    Ey Hişam, üç haslet akillmin alâmetlerindendir:
    1- Sow sorulduğunda cevap verir.
    2- Halkın sö'z söylemekten aciz olduğu zaman ko-nuşur.
    3- Herkesin maslahatı için konuşur.
    "Öyleyse bu üç sıfattan birine sahip olmayan ah-maktir."1
    Günümüzde akıllı deyimi yamnda, kurnaz deyimi de çok kullanılmaktadır. Burada eş seçimine özen gös-teren kızlar için şunu hatırlatmak gerekir ki, akıl ve kurnazlık her ne kadar birbirine benziyor veya biri söy-lenince diğeri akla geliyorsa da aralarında pek çok farklılıklar vardır.
    Biri Jman Sadık (a.s)'a, akıl nedir? diye sordu. I-mam Sadık (a.s); "Akıl insanı Rahman'a, ibadete sü-rükleyen ve cenneti kazandıran şeydir." diye buyurdu. Muaviye'-deki akıl değil miydi? diye sorulduğunda, I-mam (a.s); "Mu-aviye'deki akıla benzeyen ama (haki-katen) akıl olmayan bir hile aracıydı." diye buyurdu."2
    İmam AM (a.s) insanları üç kısma ayırarak şöyle buyurdu: "Akıllı, ahmak, fasit."
    "Akıllı, din onun desturu, sabır huyu, tedbir ve dü-şünce ise hedefidir. Ondan bir şey sorulduğunda ce-
    1- Usul-u Kâfî, Bab-ı Akl, h. 12.
    2- Usul-u Kâfî, Kitab'ul-Aklı vel Cehl, h. 3.
    125
    vap verir, konuşurken doğruyu ve hakikati söyler. Hak sözü işittiğinde kabul eder. Herhanği bir şey hakkında haber verdiği zaman doğru olanı söyler. Kendisine ğüvenildiğinde, ğüvene karşı vefa ğöste-rir..."
    "Ahmak, iyilikle anıldığında ğaflet ğösterir. İyilik-ten menedilip kötülüğe davet edilince kabul eder. Haberinde yalan vardır (itimat edilmez), kendi söyle-diklerinin bilincinde değildir. Anlatmak istenilen şeyleriyse idrak edemez."
    "Fasit, emanete hıyanet eder. Ona yakınlık ğöste-rildiğinde küçümser. İtimat edildiğinde faydası ğörül-mez. (Kötülükten men etmesi umulurken aksine hoşnut olur). Dostunu cam ğönülden sevmez."1
    jyi sıfatlı erkekleri birkaç satırda özetleyecek olur-sak, son olarak şunları demek yerinde olur. Iyi erkek-ler, takvalı, iyi ahlâklı, dindar, emin, doğru, şerefli, be-cerikli, hünerli ve akıllı kimselerdir.
    KÖTÜ SIFATLI ERKEKLER
    Yüce Islam dininde insanların şahsiyetlerini ölçmek için birer ölçü aracı hâline gelen birçok sıfat ve özellik-ler vardır. Mesela en azından Islâm'a inanmayıp karşı-sında yer alanlara "Kâfir", inananlara "Müslüman" ger-çek iman edenlere de "Mümin" denir.
    1- El-Hisal, Ebvab-u Selaset-i Hisal, s. 83. 126
    Her Müslüman şahısa mümin denilemez. Müslü-manlar arasında da ölçü vardır. Jman, takva ve iyi ah-lâk... Bunlar insanın şahsiyetini ortaya koyan özellik-lerdir.
    Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de de buyurduğu gibi bir Müslüman'ın kafirle evlenmesi zaten haram ve Müslümanlarca da kötü bilinen bir iştir.
    Ancak iş Müslümanlara gelince değişir. "Ben Müs-lüman'ım" deyip Islâm'ın şartlarını yerine getirmeyen-ler, hat-ta bazılarına karşı çıkanlar vardır. Müslüman terimi "mümin" kelimesinin en geniş ve en uzak ma-nasıdır. Yani, her mümin Müslüman'dır, ancak her Müs-lüman mümin değildir. Yukarıda da açıkladığımız gibi Müslüman olduğu hâlde Islâm'ın menettiği şeyleri kendine alışkanlık hâline getiren mesela, namaz kıl-mayan, oruç tutmayan, kumar oynayıp, içki içen vb. kimseler bu gruba girerler. Yani bunlar en geniş mana-sıyla Müslümandırlar ama en dar manasıyla mümin değillerdir.
    Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) huzuruna gelerek "Biz iman ettik." diyen bir grup bedevî hakkında şöyle buyuruyor:
    "Araplar; 'Biz iman ettik.1 dediler. De ki: Sizler iman etmediniz; ancak deyin ki; 'Bizler İslâm olduk.1 (çünkü) iman henüz kalplerinizde yer etmemistir..."1
    l-Hucurât/14.
    127
    Yüce Islam dininin belli başlı bir düzeni vardır. Ve bu düzene cam gönülden bağlanan ve gerçekten de i-taatkâr olan bir kimse asıl manada iman etmiştir. Ve-yahut da başka bir mânâyla mümindir. Işte bu sıfata sahip olmayan ancak adı Müslüman olan bu gibi kimselerle evlenmek de doğru değildir.
    Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
    "Sizin en kötü erkekleriniz iftiracı, bühtancı, cim-ri, küfredici, kaba konuşan, yalnız yemek yiyen, ko-nuk sever olmayan, eşini başkasına muhtaç bırakan, (yine) eşini ve hizmetçisini döven, anne ve babasına kötülükte bulunan kimselerdir."1
    Büyük Islâm fakihlerine göre, fasit, şarap içen, ka-dınlarla gayri Islâmî ilişkilerde bulunan kimselerle evlenmek mekruhtur.
    Demek oluyor ki, Müslümanlar arasında dahi her Müs-lümanla evlenmek doğru olmadığı gibi, yanlıştır da.
    Resul-i Ekrem (s.a.a) bir hadislerinde şöyle buyur-muştur: "En kötü erkekler çabuk sinirlenen ve ğeç sevinen kimselerdir."2
    Diğer bazı rivayetlerde de yine, halka düşmanlık eden, halkın sevgisinden mahrum olan kimselerdir, şeklinde de nakledilmiştir.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:7, h. 2.
    2- Nehc'ül-Fesaha: s. 469.
    128
    Insanda bulunan bazı kötü sıfatları evlilik öncesi id-rak etmek bazen mümkün olmayabilir. Ancak bazı kö-tü huyları ayırt etmek mümkündür. Örneğin, sadece bir kez yalancı biriyle sohbet edildiğinde konuşmalarında-ki yalan, yanlış sözlerinden ve boş vaatlerinden hemen anlaşılır. Konuya ibret verici bir mektupla son veriyoruz.
    Mektup
    ... Kocam çok zengin birisidir. Ancak eve getirdiği bir lokma ekmeğe bile minnet bırakıyor. Aile içerisinde yapmış olduğu bir takım kötü tavırlarla huzursuzluk ya-ratiyor. Paralarmi ne kendisi, ne benim ve ne de çocuk-larımız için harcıyor. Hastalandığımız zaman Mac ve muayene paralarmi almcaya kadar neredeyse canimiz çıkıyor. Ağlayıp sızlıyoruz. Bazen, eğer çocukları dokto-ra götüremezsek ölecekler diyorum. Ama o, çocuklar değil sen bile ölsen umurumda değil, diyor. Ne yazik ki bizlere hiçbir zaman ilgi ve sevgi göstermiyor. Onun için varsa, da yoksa da her şey para..."
    Görüldüğü gibi insanın sahip olması gereken iyi huy, ahlâk ve takva mevcut olmazsa zavalh kadimn başına gelen böylesine büyük bir bela da evlilik öncesi doğru karar alamayan, bazen para için, bazen de bir anhk sevgi veya geçici aşk için kendini, doğruluğuna inandığı -ama yanlış ama doğru- kocasının kollarına atan tecrübesiz kızların başına da gelebilir.
    129
    Servet Kurbam Zavalli Bir Kiz
    Günümüzde bazı anne ve babaların küçük yaştaki kız-larını yaşlı ama zengin kimselerle evlendirdiklerini sık sık görmekteyiz. Ama genelde bu tür evliliklerin ne-ticesinde anne ve babalar yapmış oldukları işin çok yanlış olduğunu kabul etmişlerdir.
    Tabi bu yanlışın getirmiş olduğu kötü sonuçları, bir daha geriye döndürerek iyiye çevirmek mümkün değil-dir. En azından böyle bir iş kızın ruhi bir bunalıma gir-mesine ve hatta daha da kötüsü intiharına bile sebep olur. Zaten olacağı da budur. Erkekte aranması gere-ken en mühim özellikler olan iman, takva ve ahlâk e-sas alınmadıkça, kendi çıkarları değil de, kızlarının mutluluğu düşünülmedikçe, elbette ki sonuçta vicdan azabı duyacaklar ve pişman olacaklardır. Son pişman-lığın fayda vermeyeceği artık dilimizde bir deyim ol-muştur. Işte böyle yanlış bir hareketin küçük bir örne-ğini sizlere sunuyoruz. Gerçek bir facia olan bu olay ne yazık ki vuku bulmuştur:
    "Kızlarını her ne kadar oldukça yaşlı biriyle evlen-dirmek istemeyen anne ve baba nihayet kişinin serve-tine aldanmış ve yaklaşık 16 yaşlarındaki kızlarını yaşı elliye varmış bu adamla eviendirmeye karar vermişler ve zavalli kızı iyiden iyiye bu işe zorlamışlardı. İşin kö-tüsü zavalli genç kiz, sonucun ne olacagmdan habersiz hayaller girdabına dalarak yaşlı ama zengin adamla ev-lenmeyi kabul etmişti. Evlilik, geçim derken zavalli kiz
    130
    evlendikten bir müddet sonrada umduğunu bulamaya-rak, kocasimn yapmış olduğu bir takım ahlâksızlıklar yüzünden intihar etti. Artık o ömrünün daha baharm-dayken küçücük hayatına gözlerini kapamıştı...
    Ne yazık ki, kizlanm düşüncesizce evliliğe iten böy-le anne ve babalara ne kadar servet verseler de değerli kizlarimn yerini doldurmayacaktir artik.
    Değerli anne ve babalar! Kizlanmzi evlendirirken onlann da rizasimn almmasi gerektiğini unutmayınız. Onlan istemedikleri bir evliliğe sürüklemeyiniz. Zira ev-lenecek olan siz değil kızınızdır. Durum böyle olmayın-ca da aym olaym kizlarimzin başına gelmesi uzak bir ihtimal olmayacaktir.
    İÇKİ İÇEN KİMSEYE KIZ VERMEK
    Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şarap içen bir kimse kızmızı istemeye ğeldiğinde, ona kız vermeyi-niz."1
    Yine Resulullah (s.a.a) şarap içen kimseler hakkında şöyle buyurmuştur: "Ya Ali, şarap içen puta tapan ğibidir. Yüce Allah şarap içenin namazını kırk ğün kabul etmez ve kırkğün içerisinde ölürse de kâfir olarak ölür."2
    Yine başka bir hadisinde Resul-i Ekrem (s.a.a) şöy-le buyurmuştur:
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:29, h. 2.
    2- Bihar'ul-Envar: c.77, s. 47.
    131
    "Aziz kızını fasit, kötü huylu ve ahlâksız biriyle ev-lendiren babaya her gun bin kez lanet edilecektir."1
    Yine Resul-i Ekrem (s.a.a): Şarap içen bir kimse hastalamrsa ziyaretine gitmeyiniz... ve eğer kızınızı is-terse ona kız vermeyiniz", şeklinde buyurmuştur.2
    ICKININ AİLE ÜZERINDE ETKISI
    İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kızını şarap içenle evlendiren kimse, onu kaybetmiş sayı-lir."3
    Islâm'da önemle üzerinde durulması gereken mü-him konulardan bir diğeri de, genelde eşlerin ayrılma-sma ve en azmdan aile içerisinde çeşitli huzursuzlukla-rın meydana gelmesine neden olan ayyaşlık veya baş-ka bir deyişle sarhoşluk meselesidir. Içkinin tıbben da-hi insan vücudun da zararlı olduğu sabit edilmiş, dini-mizce de içilmesi katiyen haram kılınmıştır.
    Tıbbi açıdan içki, insan ruhunu altiist eden cinsel i-lişkilerde etkili olup çeşitli tehlikelerle yüz yüze getiren uyuşturucu bir içecek maddesidir. Kuşkusuz Yüce Islam dini içkiyi haram kılmış ve hatta bir damlasmdan dahi kaçınılmasını emretmiştir. Yüce Allah Mukaddes
    l-Müstedrek'ül-Vesail, c.14, s. 192.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:29, h. 4.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:29, h. 1.
    132
    kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de bu dendi zararh bir mad-
    deden kaçınmamız gerektiğini açıkça beyan etmiştir. Şarap içmenin büyük günahlardan olduğu birçok
    hadislerde açıkça belirtilmiştir.
    Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Ey inananlar! Şüphesiz şarap, kumar, tapınmak
    için dikilen taşlar, şans okları Şeytan işi birer pisliktir.
    Öyleyse kaçının (bunlardan) umulur ki kurtuluşa e-
    rersiniz."
    "Şeytan, şarap ve kumar (yolu) ile aranızda kin ve düşmanlık doğurmak, sizi Allah'ı anmaktan ve na-mazdan alıkoymak ister. Öyleyse artık vazgeçersiniz değil mi"?1
    Evet, böylesine çirkin bir amelden yüce Allah'a sı-ğınmak gerekir.
    Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen bunca kötü amellerin vesilesiyle nice ocağın söndüğü ve nice eşlerin ayrıldık-ları inkâr edilemez bir hâle gelmiştir.
    Ne yazık ki, bunların onca zararını bile bile kendilerine alışkanlık hâline getiren adı da Müslüman olan kimselerin sayısı da pek az değildir. Işin kötüsü böyle günahlara mürtekip olup ta eş ve çocuklarının hayatlarını da aynı şekilde karartmalarıdır. Şimdi bu konuya binaen ibret verici birkaç olay okuyalım.
    l-Mâide/90-91.
    133
    1- İstenmeyen Evlilik
    13 yaşındaki gencecik Atife'nin, 19 yaşındaki bir genç onu isteyene kadar mutlu bir hayatı vardı. Genç Atife'yi seviyordu. Ancak Atife onu hiç görmemişti. Kı-sacası varlığından habersizdi. Yine de genç anne ve babasını görücülüğe göndermiş gencecik Atife'yi ken-dine istemişti. Ati-fe; "Tanımadığım görmediğim biriyle evlenmem" diyordu. Ancak anne ve babasi onu bu ko-nuda zorluyorlardi. Sonunda Atife anne ve babasimn baskısına dayanamamış genç-le evlenmeye karar ver-mişti.
    0 artık kocasına alışır olmuştu. Git gide onu seviyordu, mutluydu. Ancak bu mutluluk iki ay sürmüştü. Çünkü kocasının huyu, hareket ve tavırlarında bir deği-şiklik görmüş, git gide ona karşı duyduğu sevgi yok ol-maya başlamıştı.
    Kocası gecenin geç saatlerine kadar meyhanelerde gününü gün ediyor eve sarhoş bir hâlde geliyordu. Yaşlı gözlerle kapıyı açan Atife, her gün içkinin tesiriyle ka-pının kenarında sızıp kalan kocasimn cansiz bedeniyle baş başa kalıyordu. Durum onu kahrediyordu. Içkiyi bı-rakması için elinden geleni yapmıştı ama hiçbir faydası olmamıştı. Çaresiz kurtuluşu baba evinde buldu.
    Ancak, anne ve babasimn tekrar tekrar isran, ko-casimn pişmanlığıyla bir olunca yine koca evine dön-müştü. Ne yazık ki pişmanlık asıl pişmanlık değildi. Yine eski tatsız günler geri dönmüştü. Ne var ki, içki iç-
    134
    meler, köşelere sızıp kalmalar, eve geç gelmeler yeni-den başlamıştı. Sonunda Atife, böylesine kahredici or-tamdan kurtulmak için aldığı kesin kararla tekrar baba evine dönmüştü. "Artık ne olursa olsun dönmeyece-ğim" diyordu. Ne var ki anne ve babası onu yatıştırmış-lar, yine kocasına göndermişlerdi. Sözün kısası Atife çoğu kez baba evine gelip gitmiş, sonunda anlaşama-yarak boşanmak zorunda kalmıştı.
    Atife 14 yil baba evinde kaldi. Bunca uzun bir miid-detten sonra yaklaşık 75 yaşlarında tekrar yaşlı bir adamla evlendi.
    Yaşlı koca, Atife'den çocuğu olmasını istiyordu. An-cak Atife bunu kabul etmiyor her seferinde karşı çıkıyordu. Ne var ki dert, kahır, geçimsizlik derken Atife dayanamamış sonunda çareyi intiharda bulmuştu. Ar-tik Atife bir kurban olup çıkıvermişti...
    2- Çocuklarından Mahrum Anne
    ...12 yaşında bir kızdı. Yaşam ve geçimin ne oldu-ğunun bilincinde bile olmadan evlenmiş her türlü tec-rübesizliğine rağmen kocasını mutlu etmek için elin-den geleni yapmaya çalışmıştı.
    Ne var ki kocasmdan bir kez dahi olsa sevgi ve yakınlık görmüyordu, ilgisizdi. 0 (kocasi) asm derecede kötü bir ahlâka sahipti. Kafayı bulduğu zamanlar küfür-ler savuruyor, kırıcı ve kötü sözler söylüyordu. Belli bir mesleği de yoktu. Tek gelir kaynağı kumardı. Üstelik
    135
    evliliklerinden beş yıl bile geçmemişken üç çocuk sa-hibi olmuşlardı.
    Zavallı, onu tatlı dille yaptığı bütün kötü işlerden menetmeye çalışıyordu ama, ağzını her açışında koca-sının çirkinlikleri daha da artıyordu. Kısacası, saadet ve mutluluk için atmış olduğu bütün adımlar sonuçsuz kalmıştı.
    ...18 yaşındayken çareyi boşanmakta bulmuştu Daha da kötüsü artık çocuklarını bile göremiyordu.
    3- Üzücü Bir Olay
    Bazı kadınların ayyaş ve azgın kocalarına karşı kö-tü tavırlar takınarak onları zor ve güç durumlarda bı-raktıkları da olmuştur. Ne yazık ki bu tip kadınlar iyiliği güzel bir şekilde emretmeyi ve kötüyü de yine en iyi şekilde menetmeyi bilmeyen kadınlardır. Kadınların dü-şünmeden yap-mış oldukları bu tür hareketler netice-sinde iş yapıcı değil de aksine, yıkıcı olmuştur.
    Doğrusu, ayyaş ve azgın kocaların ilâhî yola yönel-meleri için onların üzerinde eserler bırakacak önemli etkenler vardır. Kocası bu açılardan kötü olan bir ka-dın, ilâhî emirlere itaat ettiği müddetçe böyle bir dav-ranış hem kadın, hem de kocası için hayırlı olacaktır.
    Aşağıdaki yanlış bir hareketin kurbanı karı ve ko-canın hikâyeleri umarız bu konuya bariz bir şekilde a-çıklık getirecektir.
    136
    22 yaşlarında bir kadın, gece yarısı evine sarhoş dönen kocasını içeriye almayınca, olay pahalıya patla-dı...
    ...Çaresizlik içerisinde kalan sarhoş koca, içkinin verdiği tesirle oracıkta sızıp sabaha kadar kapının eşi-ğinde uyumak zorunda kalmıştı.
    Ertesi sabah kocasının akıllandığını ve bundan iyi bir ders aldığını zanneden kadın kapıyı açınca aniden kocasının hışmına uğradı. Etraftan gelen komşuların yardımıyla kadın erkeğinin elinden zorlukla kurtarıldı. Ancak iş işten geçmiş, kadın hastanelik, kocasıysa ad-liyelik olmuştu..."
    4-Sopalı Kadın
    Kadının biri uzunca bir düşünceden sonra eve sü-rekli sarhoş gelen kocasını bu kez sopayla karşılamaya karar vermişti. Etraftan bulduğu kalın bir sopayla, o gün kocasına iyi bir ders verebilmek için kapının ardın-da ayyaş kocayı beklemeye koyuldu. Bu sırada sarhoş koca içkinin verdiği tesirle evini bulmada hayli güçlük çekiyordu. Ne yazık ki çaldığı her kapı yüzüne kapanı-yor, ama nedense karısını göremiyordu. Nihayet so-nunda kendi evini bulabilmişti. Ama yine de emin ol-mak için evin dört bir yanını gözden geçirdi. Gerçekten de kendi eviydi. Pek sevindi. Yüksekten bir nara savu-rarak evin bahçesine adım attı. Önünde birkaç basa-maklı merdiven vardı. Bir ileri bir geri derken kapıyı a-
    137
    çıp içeri girdi. Durakladı. Karısı elinde sopa, karşısında duruyordu.
    Dertli kadın kocasını yine sarhoş görünce var gü-cüyle bir darbe indirdi. Ancak fayda vermemişti. Kadın bir kez daha vurdu. Sarhoş koca bu kez dayanamamış afallayarak oracıkta bayılıvermişti. Işin kötüsü, zavallı kadın bir anda kocasını öldürdüğünü sandı ve o anın verdiği heyecanla aynen o da bayıldı. Bir müddet sonra yediği darbelerin etkisinden kurtulan koca da aynı şe-kilde karısını yerde hareketsiz görünce onu içkiliyken öldürdüğünü zannetti ve üzülerek çareyi intiharda ara-dı.
    Duyduğu vicdan azabından kurtulması gerekiyordu. Bu amaçla evdeki ecza dolabmdan eline geçirdiği bir kutu hapı yutuverdi. Etkisiyle de oracıkta yığılıp kaldı. Bu sırada kadında ayılmıştı. Kocasının ölmediğini, ancak ölüme teşebbüs ettiğini anladı. Vakit kaybetmeden ambulans çağırtıp kocasını hastaneye kaldırttı.
    Bu olaydan sonra koca iyileşmiş ve ölene dek içki içmeyeceğine de söz vermişti.
    jçkinin yol açtığı bu ve bunun gibi daha birçok olay-lara günlük yaşantımızda gazetelerde, dergilerde ve hatta radyo ve televizyonlarda sık sık rastlamaktayız.
    jşte bu da toplum için pek büyük bir afettir. Hele bu tür kimselerle inşa edilen binaların, sağlam bir denge-ye sahip olmamasi ve hele çabucak yıkılıp sönmesi u-zak ihtimal olmasa gerek. Bu nedenle, toplumsal bir
    138
    düzeni sağlamak ve temiz bir nesil yetiştirebilmek için yapıcı olup yıkıcı olmayan yollarla, fertlere ulaşmak ge-rekecektir.
    KURTULUŞ YOLU
    Islam dini, toplumun saadete kavuşması için beşe-rin bu gibi tatsiz olaylarda üzüntüden mutluluğa doğru nasıl ilerlemesi gerektiğini insanlara göstermiştir. Islam, açıkça "Şarap (sarhoşluk veren şeyleri) içen erke-ğe kız vermeyiniz" diyor. Demek oluyor ki Islam bu maddenin aslı gereğince talihsizlik ve zillet yolunu on-lar için kapamış, toplumun refah ve düzeni için içkiden uzak kalmayı gerekli kılmıştır. Ancak insanlar bu düze-ne uymaz da nefsi isteklerine uyarlarsa, suçu Islâm'da değil de aksine, Islâm düzenine karşı çıkan insanlarda aramak gerekir.
    Niçin içki içene kız vermemek? Evet, ne yazık ki kadının huyu her ne kadar iyi olursa olsun kocasının huy ve hareketleri doğrultusunda yön kazanır. Kadın erkeğine bağlı kaldığından, dolayısıyla bütün özellikleri önceki gibi olmayacaktır. Sıcak olsun soğuk olsun, oda sıcaklığına bırakılan su yine oda sıcaklığında kalır. Ni-tekim, kadın da böyledir. Iyi bilinen bir kadın, içkili bir zâta verildiğinde fıtratı gereği onunla yoğrulana kadar huy değiştirir ve en azından kocası gibi olur. Işte bu nedenledir ki İmam Sadık (a.s); "Kızını içki içenle ev-
    139
    lendiren kimse muhabbetini ondan (kızından) kesmiş demektir." şeklinde buyurmuştur.1
    Gerçekten de bu tür kimselerle yapılan evliliklere bakacak olursak, çoğunun boşanmayla, veya daha kö-tü şeylerle sonuçlandığını görürüz. Hele bu gibi durum-larda kadında sabır ve tahammül olmazsa işin sapıklı-ğa ve fesada kadar gideceği de bir gerçektir.
    Basından Kısa Kesitler
    Önceki sayfalarda sunduğumuzun bir benzerlerini yine sizlere sunmak istiyoruz. Aşağıda, basından aldı-ğımız kesitlerde de göreceğiniz gibi, içkinin yol açtığı olaylar pek kötü ve vahimdir. Öyleyse gelin, hep birlikte bu hadise uyalım.
    "27 yaşındaki H. K eve sarhoş gelince, kayın pede-rinin kulağını keserek birkaç yerinden bıçakladı." "Kaynana ve baldız damadın elinden zor kurtuldular... T.Ş iyice içtikten sonra kontrolünü kaybederek ailesinin gözleri önünde iğrenç şeyler yapmaya başladı. Durumu gören kaynana ve baldız çareyi kaçmakta buldular."
    "A.R içkiyi fazla kaçırınca kendinden geçip bedeni-ne zarar vermeye başladı. Olaya dayanamayan kayınpe-der mü-dahale edince de damadı tarafından bıçaklan-dı. Uzun bir çekişmeden sonra iki taraf da hastanelik oldu."
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b: 29. 140
    Alkolik Kadın
    Islâm'ın seçkin büyükleri, örneğin Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt Imamları, aile saadetinin korunma-sını dikkate alarak fertlerin sapıklığa düşmemeleri için halka, açık ve özel olmak üzere bazı kurallar koymuş-lardır. Bu kurallar, aynı zamanda ilâhî emirler olup tüm Müslümanlar için yapılması gerekli olan desturlardır. Zira bu tür emirlere amel etmek ferdin kendisi için de hayırlı ve faydahdir.
    Müslüman olduğunu söyleyen herkes ilâhî emirler gereğince kızlarını içki içen kimselerle evlendirmeme-lidirler. Tafsilatlı kitaplarda nakledilen birçok hadis ve rivayetlerden de anlaşıldığı üzere, içki içen biriyle mumin bir kadının ve aynı şekilde mümin bir erkekle içki içen bir kadının evlenmelerinin gayri Islâmî olduğunu söyleyebiliriz. Imam Cafer Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyuruyorlar: "İçki içen kimse eşe ve emanete vefa ğöstermez. Çünkü yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de; 'AI-lah'ın size geçinmek için verdiği mallarınızı akılsızla-ra vermeyiniz...' buyurmuştur."1
    Şimdi de asıl konumuz olan alkolik kadın mesele-sine gelelim. Mezkur kadının kocası durumu şöyle an-latıyor:
    "Ben bir diş doktoruyum. Dört yıl önce bir kızla ev-lendim. Evliliğimizden yaklaşık iki yıl sonra çocuğumuz
    l-Nisâ/5.
    141
    oldu. Doğumdan bir yıl sonra çocuğumuzun ilk yaş gü-nünü kutlamak için bir parti duzenlemeye karar verdik. Nihayet, eğlence günü gelmişti haberim olmadan partiye alkol de getirilmişti. 0 gün eşim ısrarla turn arka-daşlarına içki veriyor onlardan içmelerini istiyordu."
    "jşte, o günden sonra kanm yavaş yavaş içkiye alı-şır oldu. 0 artık gittiğimiz her partide asm derecede alkol alıyor, tabiatıyla sarhoş oluyordu. Daha da kötüsü gittiğimiz yerlerde eşim, turn arkadaşlarını bizim eve çağırıyor ve bir eğlence şöleni düzenleyeceğimizi söylüyor. Ben şahsen karımın bu tutumuna karşı koyamıyor, evimizde her hafta, en azından iki kez parti düzenlemesine rıza göstermek zorunda kahyordum. Ne yazık ki böylece, gelirimin tümünü karımın ve başkala-rının keyfi için harcamış oldum."
    Evet değerli okuyucular, Imam Sadık (a.s)'ın müba-rek sözlerine bir kez daha bakacak olursak, sözün ne kadar yerinde ve hak olduğuna bir kez daha tanıklık etmiş oluruz.
    Burada ilk hata, diş doktorunun çocuğu için düzen-lenecek gayri Islâmî bir partiye izin vermesiyle başlıyor. Zaten, sonraki hatalar da bu olay üzerine, eşinin vesi-lesiyle devam ediyor.
    142
    Resul-i Ekrem (s.a.a), içmese bile içki sofrasında oturan bir kimse hakkmda iki defa; "Allah'm rahme-tinden uzaktir."1 diye buyurmustur.
    Imam Cafer Sadık (a.s) zarurî bir iş gereğince za-manimn hükümdarı Mensur-u Devanikî tarafından dü-zenlenen bir meclise katılmışlardı. Meclise içki getiril-diğini gören Imam, hemen oradan ayrıldılar.2
    Gerçekten de insan, saadet ve mutluluk yolunu arıyorsa Islâm'ın buyruğu olan kanunlara mutlaka a-mel etmelidir. Aksi takdirde insan, yukandaki olaylar gibi, ruhsal ve bedensel yönden huzur ve rahata kavu-şamayacağı gibi, her türlü huzursuzluk, bela ve daha nice afetlerle de yüz yüze gelecektir.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'ul-Et'imet-i vel-Eşribe, böl.l, b:62, h. 1.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'ul-Et'imet-i vel-Eşribe, böl.l, b:62, h. 1.
    143
    EVLENİLMESİ HARAM KILINAN KADINLAR
    * slâm'da esas ve anayasa, hiç şüphesiz Allah kelamı I olan Kur'ân-ı Kerim ile Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve I Ehlibeyt Jmamlarının mübarek hadis-i şerifleridir. Gerek ilâhî emirlerde ve gerekse hadis-i şeriflerde kim-lerle evlenmenin helâl olup olmadığı konusu açıkça beyan edilmiş; Müslümanların evlenme ve evlendirme işleriyle meşgul olduklari zamanlar bu hususa çok dik-kat etmeleri, emredilmiştir. Yüce Allah bu konuda Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
    "Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Anala-rınız, kizlanniz, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzele-riniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızla-rı, sizi emziren sütanneleriniz, süt bacılarınız, karila-rınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evleri-nizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer onlarla (karıları-nızla) henüz birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur. "
    "Yine haram edilmiştir size, kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karilari ve iki kız kardeşi bir arada
    146
    almak; ancak geçmişte olanlar hariç, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."1
    "Geçmişte olanlar hariç (bundan böyle) babaları-nızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu e-depsizliktir. (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur."2
    "Zina eden erkek, ancak zina eden kadını, yahut şirk koşan kadını nikâhlayabilir ve zina eden kadın da ancak zina eden erkekle, yahut şirk koşanla ni-kâhlanabilir ve bu inananlara haram kılınmıştır."3
    Müçtehitler şu kadınlarla evlenmenin haram oldu-ğuna fetva vermişlerdir:4
    Anne, kız kardeş ve kayınvalide gibi, insana ma hire m olan kadınlarla evlenmek haramdır.
    Nikâhladığı kadının -temasta bulunmamış dahi ol-sa- annesi, anne annesi, baba annesiyle; -yukarıya doğ-ru ne kadar çıkılırsa çıkılsın- evlenmek haramdır.
    Nikâhladığı kadınla temasta bulunmuşsa (kadının) kızıyla, kızının torunuyla, oğlunun torunuyla ve ne kadar aşağı inilirse inilsin ister nikâh zamanı dünyada ol-sun; ister nikâhtan sonra evlenmek haramdır.
    l-Nisâ/23.
    2- Nisâ / 22.
    3-Nûr/3.
    4- Bu konuda çeşitli ilmihâl kitaplanna bakınız.
    147
    Nikâhladığı kadın nikâhı altında bulunduğu müd-detçe, o kadınla temasta bulunmamış bile olsa onun kızıyla evlenemez.
    Babanın hala ve teyzesiyle, dedenin hala ve teyzesiyle, annenin hala ve teyzesiyle, anneannenin hala ve teyzesiyle yukarıya doğru ne kadar çıkılırsa çıkılsın, evlenmek haramdır.
    Erkeğin babası ve dedesi yukarıya doğru ne kadar çıkılırsa çıkılsın, oğlu ve kızından olan torunu ne kadar aşağı inilirse inilsin; ister nikâh zamanında, ister sonra doğmuş olsun, kadının mahremidirler.
    Ister daimî olsun, ister geçici, kadını kendi için ni-kâhlayan erkek, kadın nikâhı altında bulunduğu müd-detçe baldızını nikâhlayamaz.
    Kendi karısını ric'î talak ile boşamışsa, kadının iddeti süresince baldızını nikâhlayamaz. Hatta, bundan kaçınmak ihtiyaten müstehaptır.1
    Erkek, karısının izni olmaksızın baldızının ve kayın biraderinin kızıyla evlenemez. Ancak, eğer karısının izni olmadan akit okutturur ve sonra da kadın (kendi karısı) "razıyım" derse sakıncası yoktur.
    Eğer kadın, kocasının kız veya erkek kardeşinin kı-zıyla nikâhlandığını anlar ve bir şey söylemezse sonra-dan razı olmadığı takdirde onların nikâhları batıl olur. Hatta kadının konuşmamasından razı olduğu anlaşılsa
    1- Bu konuda bkz. Talak Hükümleri. 148
    bile, ihtiyaten farz olarak erkeğin baldızının kızıyla ay-nlmasi gerekir.
    Erkek halasimn veya teyzesinin kızını almadan once onların annesiyle zina etmişse artık onunla evlenemez.
    Eğer erkek, hala ve teyzesinin kızıyla evlenir yalmz, ilişkide bulunmadan once onun annesiyle zina ederse kızla nikâhlarında sakınca yoktur.
    Erkek kendi hala ve teyzesinden başka bir kadınla zina ederse, farz ihtiyat gereği onun kızıyla evlenme-melidir. Ancak, bir kadını nikâhlayıp onunla ilişkide bu-lunduktan sonra annesiyle zina ederse kansi ona ha-ram olmaz. Yine nikâhladığı karısıyla ilişkide bulunmadan önce annesiyle zina ederse bu durumda kan-smdan aynlmasi müstehap-tır.
    Müslüman bir kadın, kâfir bir erkekle nikâhlanamaz. Aynı şekilde, Müslüman bir erkek de kâfir bir kadmla evlenemez. Ama Hiristiyan ve Yahudi gibi kitap ehli kadmlarla miit'a yapmamn sakmcasi yoktur.
    Erkek, ric'i talak iddetindeki kadmla zina ederse, kadm ona haram olur. Eğer müt'a iddetinde veya vefat iddetinde olan bir kadmla zina ederse, sonradan onu kendine nikâhlayabilir. Gerçi, müstehap ihtiyata göre onunla da evlenmemelidir.1
    1- Bu konuda bkz. Ric'i Talak Hükümleri.
    149
    Erkek, iddette olmayan kocasiz bir kadmla zina ederse sonradan onu kendine nikâhlayabilir. Ama ka-dm bir hayız görünceye kadar sabretmesi ve sonra onu nikâhlaması müstehap ihtiyattır. Eğer başka birisi aynı kadını nikâhlamak isterse yine durum aymdir.
    Eğer başkasının iddetinde olan bir kadını nikâhlar, erkek ve kadin veya bunlardan biri iddet siiresinin sona ermediğini bilir ve iddetli bir kadını nikâhlamanın ha-ram olduğunu da bilirse, nikâhladıktan sonra kadmla temasta bu-lunmamış olsa bile, kadin erkeğe haram olur.
    Erkek, herhangi bir kadını kendi için nikâhlar, sonra da kadimn iddette olduğunu anlarsa bunlardan biri (kadin veya erkek) kadimn iddette olduğunu veyahut da iddetli kadmla nikâhlanmanın haram olduğunu bilmiyorlardiysa ve kadmla cinsel ilişkide bulunmuşsa, kadin erkeğe haram olur.
    Erkek, kocası olduğunu bildiği bir kadmla evlenirse ondan ayrılmalıdır. Sonradan da nikâhlayamaz.
    Kocası olan bir kadin zina ederse kendi kocasma haram olmaz, ama eğer tövbe etmez ve bu işe devam ederse en iyisi kocasi onu boşamalıdır.
    Talak verilmiş (boşanmış) bir kadin ve siga edilip de kocasi müddetini bağışlamış veya müddetini ta-mamlamış bir kadin, bir sure sonra evlenir ve sonradan ikinci evlilik akdi yapihrken birinci kocasmdan olan
    150
    iddetinin bitip bitmediginden şüphe ederse kendi şüp-hesine îtibar etmemesi gerekir.
    Livata yaptıran erkeğin annesi, kızı ve kız kardeşi (li-vata yapan ve livata yapılan baliğ olmasalar bile) livata yapana haramdir.
    Erkek hac amellerinden biri olan ihram hâlindey-ken bir kadınla evlenirse nikâh akdi batıldır ve eğer o hâldeyken (ihramdayken) kadin almamn haram oldu-ğunu biliyorduysa da artık o kadını nikâhlayamaz.
    Jhram hâlinde olan bir kadin, ihram hâlinde olma-yan bir erkekle evlenirse (onun) nikâh akdi batıldır. E-ğer kadin, ihram hâlindeyken evlenmenin haram oldu-ğunu biliyorduysa onunia evlenmemesi gerekir.
    Eğer erkek, hac amellerinden biri olan kadmlar ta-vafim yerine getirmezse muhrim (ihramli) olmak araci-lığıyla ona haram olan karısı helâl olmaz. Aynı şekilde kadin da kadmlar tavafim yerine getirmezse kocasi ona helâl olmaz. Ama sonradan kadmlar tavafim yerine getirirlerse birbirlerine helâl olurlar.
    Bir kimse bulûğa ermemiş bir kızı kendine nikâhla-yıp dokuz yaşını doldurmadan onunia ilişkide buluna-rak ifzâ olmasına sebep olursa artik onunia hiçbir za-man ilişkide bulunamaz.
    Üç defa talak verilmiş bir kadin kocasma haram olur. Ancak başka bir erkekle evlenir ve sonra boşanır-sa tekrar önceki kocasıyla evlenebilir.
    ALINTIDIR.........İSLAMDA EVLİLİK VE CİNSEL İLİŞLİŞKİ


    Paylaş
    iyi kadın kötü kadın iyi erkek kötü erkek özellikleri ve buna bağlı eş seçimi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kişiler evlenecekleri kişide mümin olma özelliğini aramaları istedikleri diğer özelliklerine de kavuşmalarını sağlamaktadır. Çünkü peygamber efendimiz mümin birini bulduğunuzda onu kaçırmayın buyurmuşlardır.



iyi huylu insanların özellikleri,  islamda kötü kadın,  kadınların kötü özellikleri,  islamda iyi kadın,  islamda kötü huylu kadın,  iyi erkek özellikleri,  kotu es