islamda Aile ve Aile hakkında yazılar Forumundan Eşlerin birbirleri üzerindeki hakları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Eşlerin birbirleri üzerindeki hakları

    Reklam




    ESLERIN BIRBIRLERI ÜZERİNDEKİ HAKLARI
    Konumuzda erkek ve kadmm birbirleri üzerindeki hak ve vazifelerine değineceğiz. Yalnız, erkek ve kadmm birbirleri üzerindeki hak ve vazifeleri çok-tur. Ama biz bu bölümde bunlardan sadece bazila-rına değineceğiz.
    ERKEĞIN KADIN ÜZERINDEKI HAKLARI
    Bu konuyu bir hadisle beyan ediyoruz:
    Resulullah döneminde Müslüman bir kadm Resulul-lah'ın huzuruna gelerek; "Erkeğin kendi eşine olan hakki nedir?" diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a); "Çok fazladır." diye buyurdu. 0 kadm; "Onlardan bir miktanm bana söyler misiniz?" diye arz etti.
    Peygamber efendimiz (kadmm isteği üzerine) şöyle buyurdu:
    "Kadm kocasından izinsiz müstehap oruç tutma-mali ve kocasmdan izinsiz evden dışarıya çıkmama-lıdır. Kadm en giizei kokulan kullanmali; en giizei el-
    307
    biselerini kocası için ğiyinmeli ve her gün sabah-akşam iyi bir şekilde süslenerek kendisini kocasma sunmahdir. Elbette erkeğin hakkı bu denilenlerden çok fazladır."1
    Imam Cafer Sadik (a.s) bir diğer rivayette şöyle bu-yuruyor: "Bir kadın Resulullah'ın huzuruna gelerek şöy-le dedi: 'Ey Allah'ın Resulü, erkeğin eşine olan hakkı nedir?' Peygamber şöyle buyurdu:
    "1- (Meşru işlerde) kocasma itaat edip, ona karşı gelmemelidir.
    2- Kocasimn evinden (mahndan) onun izni olmadan sadaka vermemelidir.
    3- Onun izni olmadan müstehap oruç tutmamalıdır.
    4- (Münasip olan) her yerde kocasimn arzu ve isteklerine uymah ve kendisini ona sunmahdir.
    5- Onun izni olmadan evden dışarı çıkmamalıdır. Eğer böyle yaparsa eve dönünceye kadar gök, yer, rahmet ve azap meleklerinin nefret ve lânetine uğrar."
    "Daha sonra o kadin; 'Ey Allah'm Resulü, erkeğin üzerinde en çok hakkı olan kimdir?' diye sorunca, Resulullah; 'Babasıdır.' diye buyurdu. Kadin; 'Peki ka-dının üzerinde en çok hakkı olan kimdir?' diye sorunca, Resulullah; 'Kocasıdır.' diye buyurdu..."2
    1-Funı-uKâfî, c.5, s.508.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:79, h:l.
    308
    Imam Kâzım (a.s) şöyle buyuruyor:
    "Kadının cihadı kocasına iyi davranmasıdır."1
    Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
    "Kocasının ahlâksızlığı karşısında sabır ve ta-hammiil eden kadma, yiice Allah Firavun'un eşi Hz. Asi-ye'nin mükâfatı kadar, mükâfat verecektir."2
    KADININ ERKEK ÜZERINDEKI HAKLARI
    Bir kadm Resulullah'm (s.a.a) huzuruna gelip; "Ka-dının kocası üzerindeki hakları nelerdir?" diye sordu. Peygamber efendimiz cevabmda şöyle buyurdu: "Kan-sının elbise ve yiyeceğini hazırlamalıdır; eğer hata et-tiyse onu affetmelidir."3
    Bir şahıs Imam Cafer Sadik (a.s)'dan; "Kadimn kocası üzerinde hakları nelerdir?" diye sorduğunda, Imam cevap olarak şöyle buyurdu: "Onun yemek ve elbisesi-ni hazırlaması, serf ve öfkeli bir şekilde ona bakma-masıdır..."4
    Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:81, h:2. 2-Mekarim'ul-Ahlâk, s.245. 3-Furu-uKâfi, c.5, s.511. 4-Furu-u Kâfi, c.5, s.511.
    309
    "Erkek lokmayı eşinin ağzına koyarsa Allah ka-tmda ona mükâfat verilecektir."1
    Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
    "Allah katında, erkeğin hanımı ve çocuklarının yanında oturması benim camimde yapılan itikaftan daha sevimlidir."
    Erkeğin Eşine Kötü SözSöylemesi

    Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: "Karısına küfür eden ve ona zaniye (zinâkâr) di-yen kimse, yılanın kabuğundan dışarı çıktığı ğibi iyi-liklerden dışarı çıkar ve vücudunda olan her tüy sayı-sıca onun için bin tane hata yazılır."2
    Bazı rivayetlerde, melun ve münafıktan başkası e-şine küfretmez diye zikredilmiştir. Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
    "İsrailoğullarından olan bir şahıs, yüce Allah'ın ona evlât inayet etmesi için üç yıl boyunca dualarda bulundu. Ama duası kabul olmuyordu. yüce Allah'ın hacetini ğidermediğini ğörünce şöyle yakındi: 'Allah-'ım, ya ben senden uzağım sesimi duymuyorsun, ya da sana yakınım bana cevap vermiyorsun?!' Daha sonra, rüya âleminde birisi onun yanına ğelip şöyle dedi: Doğrusu, üç yıldır boş konuşan bir dil, as/ bir
    1- el-Mahaccet'ul-Beyza: c.3, s.70.
    2- Bihar'ul-Envar, c.100, s.248, h:34.
    310
    kalp ve kötü bir niyetle Allah'a dualarda bulunuyor-sun. Eğer duanm kabul olunmasmi istiyorsan küfret-mekten vazğeç, kalbini temizle ve niyetini düzelt."
    (İmam (a.s) şöyle devam ediyor sözüne "0 erkek bu söylenilenlere amel etti ve daha sonra Allah'tan is-tedi, bir miiddet sonra Allah ona bir erkek çocuğu lüt-fetti."1
    Bir başka rivayette ise şöyle geçer: "Devamlı Imam Sadik (a.s) ile birlikte olan bir şahıs vardı; ancak köle-sine küfrettiği için Imam Sadik (a.s)'m bir daha o şahıs-la dolaşıp oturmadı."2
    Resul-i Ekrem (s.a.a); "Güzellik dile dökülmüştür", diye buyurmuştur.
    Değerli okuyucu, yukarıdaki rivayetlerden de anlaşıldığı gibi, küfrün ve ağzı bozuk olmamn ne kadar çir-kin olduğu gayet iyi anlaşılmaktadır. Tabi bunun karşısında da halkla iyi geçinmek ve iyi bir dille güzel konuşmak benimsenmiştir.
    Bu konuyla ilgili olarak yiice Allah şöyle buyuruyor:
    "İnsanlara güzel söz söyleyin."3
    1-Usul-uKâfı, c.4, s.7. 2- Usul-u Kâfî, c.4, s.7. 3-Bakara/83.
    311
    ERKEĞİN EŞİNE HİZMETİ VE GÖREV BÖLÜMÜ
    Kadının erkeğe, erkeğin de kadına yapmış olduğu hiz-met Allah katinda çok büyük ibadetlerdendir.
    Hz. Ali (a.s): Ben ev işlerinde Hz. Fatıma'ya yardım ederken, Resulullah (s.a.a) içeriye girdi ve şöyle buyur-du:
    "Ey Ali, sözlerimi iyice dinle, Rabbimin buyruğun-dan başka bir şey söylemem ben. Evde eşine yardım eden her erkek için, vücudunda olan her bir tüy sayı-sıca, ğeceleri ibadet, ğündüzleri ise oruç tutularak yapılan bir yıl ibadet sevabı verilir. Yüce Allah, Hz. İ-sa, Hz. Yakup ve Hz. Davud ğibi sabırlı peyğamberlere verdiği sevap kadar, sevap verir ona."
    "Ey Ali, herkes evde eşine hizmet etmeyi küçümsemeyip, çalışmaktan çekinmezse, yüce Allah onun adına şehitler divanında yer verir; her ğece ve ğündüzüne karşılık, bin şehidin sevabını yazar. Attığı her adıma bir hac ve umre sevabı yazar..."
    "Ey Ali, evde bir saat hizmet etmek, bin yıl ibadet-ten, bin hacdan, bin umreden, bin köleyi azad etmek-ten, bin savaşa katılmaktan, bin hastanın ziyaretine ğitmekten, bin cumaya katılmaktan, bin cenazeye eş-lik etmekten, bin fakiri doyurmaktan, bin çıplağa ğiy-si vermekten, Allah yolunda (savaş için) bin atı dona-tıp ğöndermekten, yoksullara verilen bin dinardan... daha hayırlıdır."
    312
    "Ey AH, herkes eşine hizmet etmeyi küçümsemez ve ondan çekinmezse, o hizmeti, büyük ğünahlarının kef-fareti olur ve Rabbmin ğazabını söndürür. Bu hizmet, cennet hurilerinin mehiridir. İnsanın derece-sini ve hasenelerini fazlalaştırır."
    "Ey AH, halis, sadakatli, şehit makamına sahip olan veya Allah'm diinya ve ahiret hayrını vücudunda bir araya ğetirmeği irade ettiği insandan başkası, ka-nsi ve çocuklarına hizmet etmeye muvaffak oia-maz."1
    Başka bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:
    "Sizin en hayirlmiz, karısına ve çocuğuna iyilik yapandir."2
    Kadm ve erkeğin mutlu bir yaşantıya sahip olmala-rı için ev içinde ve dışındaki bütün işler paylaşılmalıdır. jşlerin paylaşılması zarurî ve gerekli olan bir şeydir. Iş-ler bölüşüldüğü takdirde artık hem kadm ve hem de erkek kendi vazifelerine amel etmelidirler. Bunun yanı sıra , erkek boş vakitlerinde hanımına yardım etmeli ve ev içindeki işlerde kadm da kocasına yardımda bulun-malıdır. Eğer işler karı-koca arasında bölüşülmez ise tatsızlık ve huzursuzluk çıkabilir.
    l-Bihar'ul-Envar, c.101, s.132, h:l. 2- Bihar'ul-Envar, c.79, s.268.
    313
    Aile hayatına Islam dini nizam ve intizam getirmiş olup, kadm ve erkeğe işbölümü tayin etmiştir. Ev düze-ni ile kadm sorumlu tutulmuş, maişet ve harici işler ise erkeğin üzerine bırakılmıştır. Işbölümünden sonra eşler birbirlerine gücü nispetinde yardımda bulunmalıdırlar. Nitekim Hz. Fatima ve Hz. Ali'nin de evlilik hayatlanm müşahede edecek olursak onlann da işleri paylaştıkla-rını görürüz. Bu hususta Peygamber efendimiz, o iki zata şöyle buyurmuştur:
    "Ev içindeki işleri Fatima ve ev dışındaki işleriyse amcam oğlu Ali üstlensin."
    Nitekim aralarındaki işbölümüne ragmen Ali (a.s) boş vakitlerinde evin temizlik ve intizamında, çocukla-ra bakmakta Fatima validemize yardımcı olmuşlardır. Bunun her Müslüman'a güzel bir örnek olması gerekir. Bazen eve gelen misafirlerden veya diğer sebeplerden dolayi ev içindeki işler çoğalır. Bu gibi zamanlarda erkegin eşine yardım etmesi çok güzel ve sevabı da çok olan bir iştir.
    Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyorlar:
    "Emir'ül-Müminin, Ali (a.s), odun hazırlıyor, su çe-kiyor ve ev/ süpürüyordu. Fatima (a.s) ise buğday veya arpayi el degirmeniyle un hâline getiriyor ve sonra hamur yapıp ekmekpişiriyordu."1
    l-Bihar'ul-Envar, c.43, s.151. 314
    KADININ KOCASINA HİZMETİ
    Kadının kocasına hizmet etmesinin çok büyük mü-kâfatı vardır. Ümmü Seleme Resulullah (s.a.a)'den şöy-le nak-leder: "Her kadın kendi kocasmm evinde ya-şantıyı dü-zene sokmak (mutlu bir hayata sahip ol-mak) için, bir şeyi bir yerden kaldırıp diğer bir yere koyarsa Allah ona rahmetle bakar (rahmet eder) ve Allah'ın rahmet bakışının kapsadığı kimseye de azap ulaşmaz.n±
    Bir başka rivayette şöyle geçer:
    "Salih olan bir kadın, salih olmayan bin erkekten hayırlıdır. Doğrusu, yüce Allah kocasına yedi ğün hizmet eden her kadının yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını onun yü-züne açar. Ar-tık o, hanği kapıdan isterse cennete ği-rer."2
    Bir rivayette de şöyle geçer:
    "Kadının eşinin eline bir bardak su vermesi, ğün-düzleri oruç tutarak ve ğeceleri ğece naınazı kılarak yapılan bir yıllık ibadetten faziletlidir. Her bardak su için yüce Allah ona cennette bir şehir hazırlar ve o-nun altınış ğünahını bağışlar."3
    1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.251, h:49.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:89, h:2.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:89, h:3.
    315
    Malumdur ki, hizmet her ne kadar büyük ve yapil-ması biraz çetin olursa onun sevabi daha da çok ola-caktir. Kadinlarm Islâmî emirler doğrultusunda kocala-rına karşı yap-mış oldukları her türlü hizmetin mükâfat ve sevabimn azametini derkedip ve Islâm'ın onları kii-çümseyip hor görmediğini aksine, kocalarına karşı yapmış oldukları hizmetten dolayı, Allah katında özel bir değere sahip olduklarim ve onlara ahirette birçok derecelerin verileceğini gösteren bir rivayeti sunuyoruz:
    "Asrı saadette Yezid Ensarî'nin kızı olan Esma a-dmda bir kadın, Müslüman kadinlarm vekili olarak Peygamberin huzuruna çıkıp şöyle dedi: Anam ve ba-bam size feda olsun, ben Müslüman kadinlarm vekili unvamnda sizin yammza geldim. Yüce Allah da sizi hem kadm, hem de erkekler için peygamberliğe gön-dermiştir. Biz de erkekler gibi senin risaletine iman et-tik ve Allah'm bir olduğuna inandık. (Öyleyse erkeklerle bir farkımız yoktur.) Biz hanimlann sıkıntısı şudur: Biz kadmlar sinirhliklardan dolayi evde oturmuş ve siz er-keklerin cinsel isteklerini doyuruyor ve sizin çocukları-nızı kendi rahmimizde taşıyoruz. Ama değerli ve mu-kaddes olan işleri, örneğin cuma ve cemaat namazma, cenaze merasimine iştirak edip hastalarm ziyaretinde bulunamiyoruz. Hepsinden daha önemlisi Allah yolun-da cihat etmekten mahrumuz. Bu işlerde bize bir fayda yoktur. Şöyle ki, eğer erkekler hacca ve cihada gider-lerse, biz onların gıyabında onlann mal ve namusunu koruyor elbise ihtiyaçlarını gidermek için pamuktan
    316
    kumaş yapıyor ve onların çocuklarını eğitip besliyoruz.
    Hâl böyle iken kendi kavlimiz şudur ki, hangi sebeple cihadın büyük sevabından mahrumuz?"
    Resulullah, Esma'nın güzel ve yararlı sözlerinden dolayı sevinip ashabına şöyle buyurdu: "Acaba şimdiye kadar bir kadının dini meselelerini böyle ğüzel bir şe-kilde sorduğunu duymuş muydunuz?"
    Daha sonra Peygamber (s.a.a) Esma'ya şöyle buyurdu: "Ey Esma, iyi bil, iyi dinle ve diğer kadınlara da duyur:
    "Doğrusu, kocasına iyi bakan (onunla iyi anlaşan) ve kocasının mutlu olmasmı sağlayan, kocasına tâbi olana (onun sözünden çıkmayana) verilen mükâfat, onların hepsiyle eşittir."1
    Yani cihat etmek, cemaat namazına katılmak ve hacca gitmek kadar olan mükâfat ve sevap kadına da verilir.
    Kadın, kocasının meşru olan her emrine itaat et-melidir. Özellikle cinsel birleşme hususunda mühim bir mazereti olmadıkça hemen icabet etmelidir. Bazı ka-dınlar kocalari onlaria cinsel birleşmede bulunmak is-tedikleri zaman, onlara yaklaşmaktan kaçınırlar. Böyle olduğu zaman da bazı imansız ve takvasız olan erkek-ler tatmin olmak için başka kadınlarla buluşurlar. Er-kek, uygun olan her anda cinsel ilişki kurabilmeli, ha-
    1- A'lam'un-Nisâ, c.l, s.67.
    317
    nımı da bunu olumlu karşılamalıdır. Eğer hanım erke-ğinin isteğine karşılık verir ise o kişi gözünü ve vucudunu haramdan korur.
    Resulullah efendimiz (s.a.a) kadmlara hitaben şöy-le buyuruyor: "Kocamzm isteğine enğel olmak için namazınızı uzatmayınız."1
    Imam Sadık (a.s) şöyle naklediyor:
    "Kadimn biri birtakım isteklerinden dolayı Resulul-lah'm (s.a.a) huzuruna geldi. Resulullah ona; 'Şayet sen musevvifattansm (geciktirenlerdensin).' dedi. Kadm; 'Musevvifat nedir?' diye sorunca, Resulullah şöyle buyurdu: 0 öy/e bir kadındır ki, kocası bazı şeyler için onu yanına çağırır ama o kocasi uykuya dalmcaya kadar yanma gitmeyi geciktirir. İşte böyle bir kadma kocasi yataktan uyanmcaya kadar melekler lânet ederler."2
    Diğer bir hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle bu-yuruyor: "Kendisini kocasma sunmadan yatan kadma u-yumak helâl değildir. Şöyle ki, elbisesini çıka-np ve kocasi He birlikte yatağa girerek vücudunu ko-casının vücuduna yapıştırmalıdır. Böyle yaptığı za-man kendisini ona sunmuş demektir."3
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:83, h:l.
    2- a.k.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:91, h:2.
    318
    Bir hadis-i şerifte, "Kocasını ihmal eden kadına Allah lanet ets/n" şeklinde buyurulmuştur.1
    Islam dini, kadmm kocası karşısında güzel elbiseler giyinmesini, ziynetlerini takimp, güzel kokular sürme-sini kadına tavsiye etmiştir.
    ESLERIN BIRBIRINDEN RAZI OLMASININ DEĞERI
    Kadın için, çeşitli işlerde erkeğin rızasını celbetmek çok önemli ve değerlidir. Eğer kadın gayret gösterip kocasının kendisinden razı olmasını sağlar ise aile ya-şantısında en yüksek iftihar ve övgüyü kazanmış de-mektir. Aynı şekilde kadının kendi kocasından razı ol-ması da, yuvada erkek için en iyi saadet, en büyük mükâfatlardandır.
    Ali Ibn-i Cafer şöyle anlatır: Kardeşim Imam Kâzım (a.s)'dan şöyle bir soru sordum: "Kocasını sinirlendiren ka-dın nasıldır?" Imam cevap olarak şöyle buyurdu:
    "Böyle bir kadın, kocası ondan razı oluncaya dek ğünahkârdır."2
    Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Sizin en üstün kadınlarınız, kendisi veya kocası birbirlerine sinirlen-diğinde, elini kocasmm eline verip (onun elini tutup)
    1- Nehc'ül-Fesaha, 22 ve 37. konu.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:80, h:8.
    319
    elim senin elindedir, senin benden razi olman için yü-zümü kırıştırıp buruşturmuyorum diyen kadındır."1
    Resul-i Ekrem (s.a.a)'den nakledilen hadislerden anlaşılan şudur ki: Kadının iyi amellerinin kabul olma-sı, kocasının rızasını kazanmasına bağlıdır. Erkek de bu şekilde-dir. Yani eğer erkek diliyle eşini incitirse, yüce Allah onun namazını, orucunu ve iyi işlerini kabul etmez. Hatta eşinin kendisinden razı olmasını sağlamazsa cehenneme girecek ilk kimse olur.2
    GÜNAHLARIN CEZASI
    Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Bir gün Fatıma'yla birlikte Peygamberin huzuruna gittik. Peygamberin şiddetli bir şekilde ağladığını görünce, dayanamayıp sordum: 'A-nam ve babam sana feda olsun, niçin ağlıyorsun?' Resulullah şöyle buyurdu: Miraca götürüldüğüm gece, ümmetimin kadınla-rından bazılarının şiddetlice azap çektiklerini gördüm. Işte onların bu çetin azabına ağlıyorum. (Azap çeken bu kadınlar, birkaç grupturlar
    1- Saçlarından asilan ve beyni kaynayan bir kadını gördüm.
    2- Dilinden asılan ve boğazına ateş dökülen bir ka-dını gördüm.
    3- Göğüslerinden asilan bir kadın gördüm.
    1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.239, h:45.
    2- Bihar'ul-Envar, c.100, s.244, h:15.
    320
    4- Altında ateş yanan ve kendi vücudunun etini yi-yen bir kadın gördüm.
    5- Ayakları ellerine bağlanmış ve yilan ve akreple-rin vücudunu sardığı bir kadın gördüm.
    6- Ateşten bir tabutun içinde, beyni ağzından dışa-rıya dökülen, kör ve lal bir kadın gördüm.
    7- Ateşli bir tandıra ayaklarından asılan bir kadm...
    8- Ateşli makaslarla kendi vücudunu önden ve ar-kadan parçalayan bir kadm...
    9- Elleri ve yüzü yanan ve ciğerlerini, kalbini ve ba-ğırsaklarını yiyen bir kadm...
    10- Başı domuza, viicudu da eşeğe benzeyen bir kadm... ve bunun yam sıra milyonlarca çeşitli azap o-nun etrafını sarmıştı.
    11- Köpeğe benzeyen bir kadm gördüm. Alevler bu kadimn bedeninin alt kismmdan girip ağzından çıkıyor-du ve ateş memurlan topuzla onun beden ve kafasim eziyorlardi.
    (Peygamber efendimiz bunlan buyurduktan sonra) Hz. Fatıma şöyle arz etti: "Ey benin habibim ve gözü-mün nuru, bunlar ne günah yapmışlardı da bu azaplan çekiyorlardı?"
    Resulullah (s.a.a) şöyle cevap verdi:
    1- Saçlarından asılan kadın, saçlarını namahrem-lerden gizlemiyordu.
    321
    2- Dilinden asılan kadın, (dünyada) kocasını incitiyor-du.
    3- Göğüslerinden asılan kadm, kocasmdan izinsiz başkalarının çocuklarına süt veriyor ve kocasını kendi yatağına kabul etmiyordu.
    4- Kendi viicudunun etini yiyen kadm viicudunu başkaları için süslüyordu.
    5- Ayakları ellerine bağlı olan, akrep ve yilanlarm da vücuduna saldırdığı kadm, vücudu ve elbisesi temiz olmadığı gibi cenabet ve hayız guslü almıyordu. Namaz kıldığı zaman da, namaza önem vermeyip onu üşene-rek kihyordu.
    6- Kör ve lal olan kadm, başka bir erkekten meşru olmayan bir çocuğu kendi rahminde büyütmüş ve o ço-cuğun da kendi kocasmdan olduğunu iddia ediyordu.
    7- Ayaklarından ateşli bir tandıra asılan kadm, kocasmdan izinsiz evden dışarı çıkan kadındı.
    8- Ateş makaslarla kendi viicudunu kesen kadm, kendisini halka gösteriyor (ve davranışlarıyla erkekleri tahrik ediyordu.)
    9- Yüzü ve vücudu yanan kadın... kadınları sapıklı-ğa davet ediyordu.
    10- Başı domuza benzeyen... kadm, söz taşıyıcı ve ya-lancıydı.
    322
    11- Yüzü köpeğe benzeyen kadın, nuhenger ve kıs-kançtı.1
    Daha sonra Resul-i Ekrem şöyle buyurdu: "Kocasını sinirlendiren kadının vay hâline ve ne mutlu kocasını kendisinden razı eden kadına."2
    1- Nuhenger araplar içerisinde bir gelenek ve görenek idi. Şöyle ki, birisinin bir yakını öldüğünde ona yas tutulmasi ve ağlanılması için para karşılığında tutulanlara Nuhenger derler. Bunlar öyle bir şekilde ağlıyorlarmış ki kendi yakinlan öldüğünde bu şekilde ağlamıyorlarmış.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:117, h:7; Uyun-u Ahba-r'ir-Rıza, s.184.
    324
    ÇİFTLERİN SAADETİ
    A Me yuvasında, her ferdin istediği hep saadettir. Yal-nız, saadeti tek taraflı anlamak, onu mah-vetmektir. Bekâr bir şahıs, yalnız kendi saadetini düşünebilir. Fakat evli olan ise, kendi saadeti kadar e-şinin saadetini de düşünmelidir. Eşler arasında daima eşitlik olmalı ve bu eşitlik de İs-lâm'ın buyruklarının dı-şına çıkmamalıdır. Paylaşılan hayat gibi, birbirine uy-mak da paylaşılmalıdır.
    jş hayatı günün birçok saatlerinde eşleri birbirinden ayırabilir, fakat ondan sonraki vakitlerini hep birlikte geçirmeli, zevk, eğlence ve hüzünlü günlerinde beraber olmalıdırlar.
    Yuvada özlenen saadet kendiliğinden meydana gel-mez. Saadet, eşlerin gönül birliğiyle gösterecekleri dikkat, sevgi, ilgi ve alâkayla gelişir. Ancak eşler birbirlerinden nefret edercesine uzak durup, sevgi, muhab-bet ve ilgi ateşini söndürürlerse, o da söner ve hayati-yetini kaybeder.
    Aile yuvasında karşılıklı sevgi, sönmez bir cazibe ve sonsuz bir alaka, saadeti temin eder. Onun için aile yu-
    325
    vası kuran erkek ve kadm birbirini sevip saymah, birbiri-ni mad-dî olan her şeyden değerli ve üstün tutmahdir. Yuvada erkek ve kadm birbirlerinin dilinden anlamah-dirlar. Kalp, ruh ve dilleri aynı heceleri söylemeli, birbir-lerine sonsuz bir inançla bağlanmış olmalıdırlar. Çünkü saadet, karşılıklı sevginin bulunduğu bir yuvada banmr.
    Yuvada, erkek ve kadm uygun vakitlerde birbirleriy-le oyalanmahdir. Erkek eşini hiçbir zaman ihmal et-memeli, ona hep şefkat ve merhametle taşan, içli bir sevgi sunmahdir. Kadm da kocasim daima sevip, sor-mah, koca ruhunda bir sevgili diye yaşamalıdır.
    Yuvada, erkek ve kadm aşk hakkını bilmeli ve bunu ödemelidirler. Bu zevk payı yalnız saadeti değil yuvanın ismetini de korur. Yuvada erkek ve kadm birbirlerinin zevk ve yaşayışlarına uymalıdır. Bilhassa kadimn uysal oluşu ona saadet kapilanm açar. Kadm bir su gibi ol-mah, kocasimn hayat kabına döküldüğü zaman, bu su, kabın şeklini tamamıyla almalıdır.
    Yuvada erkek ve kadm yalmz kendi zevk ve ihtiraslarma uyarak hareket etmelidirler. Bu yolda her ikisi de hislerinden az-çok feragat gostermeli ve bunu isteyerek, seve seve yapmahdirlar. Yuvada, erkek ve kadm, birbirinin eş, dost ve sevgilisi olmahdir.
    Kadm için koca, anne-baba ve kardeşten daha ya-kın, içli bir dost, erkek için kadm, bunlardan daha ustun, sevilen bir sevgili olarak görülmelidir. Yuva hep gii-
    326
    ler yüz, tatlı söz, nezaket, incelik ve yumuşaklıkla saa-det, selâmet ve bereketini devam ettirmelidir.
    Yuvada, erkek ve kadm birbirlerinin fikir ve hisleri-ne hürmet etmeli ve saygılı davranmalı, maddî ve ma-nevî işlerinde birbirlerine yardım etmeli, tevazu ve hilim ile davranmahdirlar. Bilhassa kadm "evet, peki" demesini öğrenmeli işine gelmeyen sözü duymamalı-dır. Aksilik ile saadet bir arada barmamaz. Kalp kir-makla, neşe ve saadetler yıkılır.
    Yuvada erkeğin güneşi batmamalı, kadına hüküm etmeden, hakim olduğunu hissettirmelidir. Kadm da bunu hissettiği hâlde evinin hakimi olmalıdır. Yuvada, erkek ve kadm hep evlendikleri ilk gün gibi birbirlerine karşı hazırlanmalı ve birbirlerine kavuşmak, görüşmek isteyen yeni iki aşık, iki sevgili gibi olmahdir. Bilhassa kadm buna daha fazla önem vermelidir.
    Yuvada, erkek ve kadm aralanndaki sevgi ve alâ-kayı söyleyen biraz kıskançlık olmalı, yalmz bu da ölçü-lü olmalı, aşırı olmamalıdır. Zira aşırı kıskançlık inanç, sevgi ve muhabbet bağlarını koparır, mutluluğu sarsar.
    Yuvada, erkek ve kadimn prensibi sevgi olmalı, sö-vüşmek olmamalıdır. Yuvada, erkek hatasını aklıyla, kadm ise kalbiyle düzeltmelidir. Yuvada, erkek ve kadm, yuvadan uzak eğlencelere kendilerini vermemeli, eğlenceyi hep yuvada aramah ve birbirlerinde bulmah, zevk hayatları müşterek olmahdir. Yuvada, erkek ve kadimn neşe, keder, üzüntü ve hırçınlıklarını kimse gö-
    327
    rüp duymamalı, sir ve mahremiyetlerini yalnız kendileri bilmelidir.
    Yuvada, erkek ve kadın çocuklarına içten bağlı ol-malı, zevkle işlenen bir yakınlık duymalıdır. Yuvada, çocuklar gözlerinin nuru, gönüllerinin süruru, evlilik a-ğacının semeresi ve sevimli meyvesi, cennet reyhanı, yuvanın cıvıldayan kuşu, evin bereketi ve saadeti olma-lıdır. Yuvanın sevgi ve cıvıltılarını bu güzel filizler korur. Çocuğu olanlar olmayanlardan daha mesuttur.
    GECIMSIZLIĞIN NEDENLERİ
    jçinde yaşadığımız şu asırda, birçok aile yuvaları samimiyet ve muhabbetle kurulduğu hâlde, çok geç-meden eşler arasında geçimsizlikler, huzursuzluklar baş göstermede, yuvada sevgi ve muhabbet bağlarını gevşeterek, bir-birlerine düşman olmakta, ayrılmak için mahkeme kapılarını aşındırmaktadırlar.
    Niçin evlenen bazı fertler mutsuz oluyor veyahut çabucak boşanıyorlar? Bunun sebebini kısaca izah ede-lim.
    Günümüzde birçok kimseler, maneviyattan ziyade, da-ha çok maddileşmiş, dini duygulara, Islâmî esaslara önem vermeyip, dinî, ahlâkî, bilgi ve terbiyeden uzak-laşmış olduklarından, birçok aile yuvalarında kadın ve erkeği birbirine bağlayan etkenler genellikle gelir, menfaat, servet ve makam gibi geçici şeyler oluyor.
    328
    Kalbinde Allah korkusu, ahiret kaygısı olmayan kadm ve erkek, derhal aynlmayi düşünüyor.
    jşte maddî bağlarla örülen yuvalar, er geç dağılma-ya maruz kalıyor. Hâlbuki aile yuvası, sevgi ve saygı bağlarıyla örülür.
    Bu bağın devamı ise, aile yuvasının iki kutbu ve bu kutsal müesseseyi destekleyen iki direk olan karı koca arasında, bu yuvayı ebediyen yaşatmak kastı ve bunun tek dayanağı olan çiftler arasında derin sevgi ve saygı ile Allah'ın, Peygamberin emirlerine hakkıyla riayet e-derek ömür sürmek ve yuvanın mutluluğunu bozan şeylerden sakınarak hareket etmeleri ile mümkündür.
    Yuvada geçimsizliği doğuran ve boşanmaya sebep olan şeyler, her ne kadar çok ise de biz bunlardan bir-kaçına değineceğiz:
    1- Evlenmenin aceleye gelerek kadın ve erkeğin, i-şin ilk başında birbirlerini iyice araştırmadan yuva kurmalarıdır. Erkek ve kadının birbirini tanımadan, an-lamadan, iyice sorup soruşturmadan, aceleyle evlen-meleri zararlı olabilir. Aceleyle yapılan evlilik örümcek ağına benzer, bunların örülmesiyle dağılması bir olur. Yuvayı oluşturan iki temel rükün birbirini anlamamış, tanımamışsa yuva yıkılır, samimiyet nefrete, aşk kine bürünür.
    2- Kadın ve erkek Rablerine karşı borçlu oldukları gibi, ibadet vazifelerini vaktinde yaparak Cenabı Hakka şükürde bulunmaları yuvada ahengi sağlar, aksi tak-
    329
    dirde, yuvayı mutsuzluk bürür. Şöyle ki, erkek, mümin ve dinine bağlı, kadın ise dinî ve ibadî vazifeleri hafife ahr ve kocasimn tembih ve nasihatlarim dinlemezse veya bunun tarn tersi olursa, sevgi ve muhabbet duygu-ları sönerek geçimsizlik ve huzursuzluğa sebep olmuş olur. Namaz olmayan evde mutluluk, birlik, birbirini an-lamak, bereket, muhabbet olmaz.
    3- Kadın ile erkeğin, birbirlerinin cinsi zevk ve arzu-larim dindirmemesi, bu yolda birbirini ihmal etmesi de yuvada birçok tatsızlıklar, huzursuzluklar meydana ge-tirir. Sevgi ve muhabbet bağlarını gevşeterek kadın ve erkeği birbirinden soğutur. Birçok boşanmaların bu se-bepten olduğu ispatlanmış bir gerçektir.
    4- Kadının kültür seviyesinin yüksek oluşu veya zengin oluşu sebebiyle erkeğine karşı kibir ve gururla büyüklük taslaması, tahsilinden, malimn mülkünün çokluğundan bahsetmesi erkeğini rahatsız eder, kalbi-ni kirar, sonunda geçimsizliğe ve huzursuzluğa belki de boşanmaya bile sebep olabilir.
    5- Birçok ailelerde, huzursuzluğun meydana gel-mesi, erkeğin yuvadan soğuyarak evden kaçması, ha-rama kaymasi veya birlik bağını koparması, kadimn idaresizliği, kocasına karşı hürmetsiz ve saygısız hare-keti, kötü muamele, donuk ve asık çehre ile yüzünü buruşturması, keskin kılıç gibi dili ile boş yere çene çalması, onu incitmesi gibi sebeplerden doğmaktadır.
    330
    6- Imansız ve sabırsız fertlerin oluşturmuş olduğu ailelerde, sefalet ve geçim darlığı mutsuzluğa sebep olur.
    7- Kadm gerek evinde ve gerekse ev dışında edep, hayâ kaidelerine, tesettür esaslarına riayet etmez, açık saçık, yarı çıplak dışarı çıkar, namahremden sakmmaz, tavir ve hareketinde hafiflik gösterirse, imanlı ve takva-h veyahut ta namuslu olan kocasını üzer ve yuvada hu-zursuzluğa sebep olur. Aynı şekilde turn bunlar erkek için de geçerlidir.
    8- Ailede, kadm ve erkeğin birbirlerini küçük düşüre-cek tavir ve hareketleri mutsuzluğa ve geçimsizliğe sebep olur.
    9- Bazi erkekler sevgi ve muhabbetle yuva oluştur-duğu hâlde kalplerinde Allah korkusu, ahiret inanci, ai-le sorumluluğu olmadığından şeytanın kulu, nefsinin esiri, heva ve hevesinin kurbam olup gazino, meyhane gibi eğlence yerlerine, kumarhanelere ve diğer nice ba-takhanelere düşüp, ayyaşlıkla gününü gün etmesi yuvada huzursuzluğa sebep olur.
    10- Ayrılığa kadar süren aile ocağının soğumasının se-beplerinden birisi de eşlerin evlilik öncesi, hayalî ve kavuşulması güç arzuları taşımalarıdır. Evlenince bu arzuların gerçekleşmediğini gören eşler, birbirlerine o-lan sevgilerini yitirir ve böylece bu mukaddes yuva yı-kılmaya maruz kalır. Konuyla ilgili bir hikâyeye dikkat ediniz:
    331
    Uzak Hayaller
    Daha kayıtlı olduğu okuldan mezun olmamıştı. Gençti, içi dolu birisiydi. Güzel vücudu bir yılda solmuş; sonbahar yapraklarını andıran kuru, sapsarı bir renge bürünmüştü. Sanki, dilinde söylemek isteyip de söyle-yemediği cümleler birikmişti.
    Akıl hastanesine getirildiği ilk gun bile, bu hâlini boz-mamıştı. Üzerinde çalışan doktorlar, uyguladıkları en iyi metotlarla dahi, zavallı kızı eski hâline döndüre-memişlerdi. Ne gülebiliyor, ne de birkaç yıl önceki ha-yallerinin pişmanlığını dile getirebiliyordu.
    Her gün bilinçsizce odasından çıkıp belki aynı, belki de farkli sebeplerden aklını yitirmiş bir grup kadın has-tanın yanına varıyor, her zaman olduğu gibi değiştir-meksizin; "Dün gece köşkümüzde güzeller güzeli bir çocuk doğurdum." diyordu. Zavallı deliler bile bu söze bir anlam veremiyorlardı.
    0, bu sözü defalarca tekrarlamıştı belki. Ama, ken-di bile ne söylediğinin farkında değildi. Bir ara yine aynı has-taların yanına varıp, anlamsızca sözler söyledi:
    "Dün gece özel uçağıma binip kuzeye doğru açıl-dım. Kocamla da son model arabamıza atlayıp baş-kenti şöyle bir dolaştık." gibisinden...
    Ne var ki zavallı kızı doktorun-dan başka kimse anlamıyordu. Evet, artık o bir deliydi, hem de bir hiç uğ-runa kurban gitmiş sayisizca deliler arasmdan bir deli...
    332
    Anlamsızca sözlerini büyük bir ciddiyetle, sanki yaşıyormuş gibi anlatmaya devam ediyordu.
    Nihayet doktoru işi fark etmişti. Kızı tedavi yönte-miyle eski hâline getiremeyeceğini biliyordu. Bu yüz-den, hakkında bilgi toplamak için onun kız arkadaşları-nı hastaneye çağırdı. Psikolog doktorun amacı zihnin-deki soruları cevaplamak, zavallı kızın neden bu hâlle-re düştüğünü öğrenmekti.
    Bir müddet sonra kız öğrenciler, doktoru görmeye gel-mişlerdi. Kısa bir görüşmeden sonra doktor konuyu açmıştı:
    "Herhâlde hepiniz Dilek'in macerasını biliyorsunuz-dur. Zavallı kız şimdi tamamen aklını yitirmiş durum-da... Sizlerden isteğim buna sebep olan olayları bildiği-niz kadarıyla anlatmanızdır. Lütfen beni bu konuda bi-raz aydınlatın. Zira, gelecek neslin de Dilek gibi yok olmasına, onun gibi bir zavallı olarak kalmasına göz yummak Allah katında da hoş değildir..."
    Kızlardan biri ayağa kalkarak cevap verdi:
    "Dilek benim sınıf arkadaşımdır. Sınıfta onunla ay-nı sırayı paylaşıyorduk. En yakın dostlarından oldu-ğumdan bazen bana açılır; içinde ne derdi varsa bana dökerdi. Bir keresinde evlilik mevzusu gündeme gel-mist i. Dilek; 'Kocamın zengin, yakışıklı biri olmasını is-terim.' diyordu. 'Çocuklarımız, dayalı döşeli bir köşk, al-tımızda lüks mü lüks bir araba' ve daha nice şeyler..."
    333
    Dilek hep bunların hayaliyle yaşar olmuştu. Onlar-dan başkasını bir türlü kabullenemiyordu. Ama kadere bakimz ki, ona çirkin bir koca nasip oldu. Ne köşk, ne de araba sahibi olabilmişti. Hatta, zavalh Dilek kısır çıktığından hayallerini ettiği çocuklardan bile mahrum kalmıştı.
    jşte efendim, zavalh Dilek'in macerası bu... Çirkin koca, evsizlik, çocuklarının olmayışı, derken ailevi so-runlara göğüs geremeyişi, ne yazık ki Dilek'i büyük bir bunalimm eşiğine getirmişti. Sonrasını da siz daha iyi biliyorsunuz...1
    1- Bu hikâye, gerçek bir yaşamdan alınmış olup, hikâyede adı geçen Dilek, hayatının sonuna kadar yaşamını akıl hastanesinde sürdürmüştür.
    334
    MÜT'A NİKÂHI (GEÇİCİ EVLİLİK)
    Mut'a, dinimizce Müslümanlara tanınan bir tür ko-laylıktır. Şöyle ki, toplum içerisindeki bir grup insanlar maddî imkansızlık ve çeşitli zor-luklar dolayısıyla evlenememektedirler. Bir grup insanlar da işleri gereğince uzun yolculuklara çıktıklarından eşlerinden uzak kahrlar ve cinsel isteklerini nasıl gide-receklerini bilemezler ve bu, onlar için gerçek bir so run hâline gelir. Bazen de ortada yolculuk söz konusu de-ğildir, ancak eşi hayız yada nifaslıdır. hâl böyleyken onunia yapilacak cinsel ilişkinin haram olduğunu bilir ancak tatmin olmak için, helâl yollar arar. Yine bazıları da öğrenci olup evlenmenin tahsilleri için zararlı oldugunu düşünerek mukaddes evliliği ertelerler. Tabi bu arada, cinsel isteklerini giderebilmek için çeşitli yollara başvururlar.
    Yine kadınlar arasında dul olup da evlenme şansı az olan kadınlar vardır. Her insanda olduğu gibi dul ka-dınlarda da cinsel birleşme isteği doğacak, o da bu is-teğini tatmin etmeye çalışacaktır.
    337
    Acaba nasıl tatmin olunmahdir? hâl böyleyken yukarıda zikredilen gruplara şöyle bir baktığımızda cinsel isteklerini tatmin etmek veya bastırmak için aşağıda sıralanan yöntemlerden birine başvurması gerekecektir.
    1- Cinsel isteği yok edici ilaçlar kullanmalı.
    2- Istimna etmeli.
    3- Zinaya başvurmalı.
    4- Televizyon, dergi, sinema vb. gibi erotik sahneler sergileyen kitle iletişim araçlarına(l) göz gezdirmeli.
    5- Rahipliği seçmeli. (Yani tamamen ilişkiyi terk etmeli).
    6- Müt'a (geçici evlilik) yapmalı.
    Şimdi bu karışık ve keşmekeş yoldan kurtulmak i-çin bunların hepsini inceleyelim.
    Birinci şıkta, cinsel isteği yok edici ilaçlar kullanma önerisine yer verilmiştir. Bu, Islam dışı bir hareket olup dinimizce yasaklanmıştır. Zira, cinsel istek fıtri bir duy-gudur ve fıtratı öldürmek ise, kesinlikle yasak ve ha-ramdır. Dolayısıyla bu yola başvurmak ilâhî emirlere karşı gelmek olacaktır.
    Istimna ve zina ise bir sonraki konuda açıklayaca-ğımız gibi haram olup, hem toplum hem de Allah tara-fından çirkin görülen bir uygulamadır.1 Dolayısıyla 2. ve 3. şık da kabul edilmeyecektir.
    1- Bu konuda geniş bilgi için bkz: İstimna ve zina böl.
    338
    Dördüncü şıkta yer verilen seyretme yoluyla tatmin olma isteği de, göz zinası olarak nitelendirilip, fesada yol açtığından dinimizce haram kılınmıştır.1
    Beşinci şıkka binaen Resul-i Ekrem (s.a.a)'in bu konuda buyurmuş oldukları hadislerini naklediyoruz: "İslâm'da rahiplik yoktur..."2 Gerçekten de rahiplik, bir tür fitrata dolayisiyla ilâhî yaratılışa karşı gelmek de-mektir ve yine dinimizce haramdır.
    Altıncı ve son önerme ise en sahih yol ve önerme-dir. Yalnız, akit öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gereken birçok hükümler ve yerine getirilmesi gereken şart-lar vardır. Örneğin akitten önce kadına verilmesi gereken mehir miktarı belirlenmeli, iki tarafın da rızası doğ-rultusunda kadına teslim edilmelidir.
    Kadın dul olmalı ve gereken iddetini tamamlama-lıdır. Kız ile müt'a akdi, babasının izni olmadan gerçekleşemez ve aksi takdirde haramdır. Yine daimî evlilikte olduğu gibi mahremle müt'a akdi gerçekleşemez ve haramdır.3
    Velhasıl daimî nikâhla müt'a nikâhının ortak ve farklı yönleri vardır. Konu fazla uzamasın diye kısaca bazılarına değineceğiz.
    l-Bkz: Zinaböl.
    2- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.14, h: 16356.
    3- Müt'a akdi için gereken şartlar ve hükümler hususunda her Müslümanın kendi taklit mercilerinin ilmihal kitaplanna mtiracaat et-meleri gerekir.
    339
    Daimî Nikâhla Müt'a Nikâhının Ortak Yönleri
    1- Ücret: Her iki nikâhta bir miktar mehir şarttır. Ancak mehrin müt'a nikâhında akit içerisinde zikre-dilmesi şarttır; aksi takdirde nikâh batıl olur. Daimî nikahta ise, batıl olmaz ama onun yerine kadının emsali olan diğer kadınların mehir miktarı belirlenir.
    2- Her iki nikâhta mahremlik meydana gelir. Dola-yısıyla her iki nikâhta kadının annesi ve kızı, kocasına ve kocanın babası ve oğlu kadına mahrem olur.
    3- Başkalarının daimî nikâhla evlenen kadını iste-meleri haram olduğu gibi, müt'a nikâhıyla nikâhlanan kadını da istemeleri haramdır.
    4- Her iki nikâhla evli olan kadınla zina yapılması ebedi haramlığa neden olur.
    5- Her iki nikâhta kadının yeni bir evlilik için iddet beklemesi gereklidir. Daimî nikâhta bekleme süresi, üç defa âdet görmesi, müt'a nikâhında ise iki defa âdet-ten temizlenmesi veyahut en azından 45 gün bekle-mesidir.
    6- Her iki nikâhta kadının kız kardeşi erkeğe ha-ramdır.
    7- Her iki nikâh sonucu doğan çocuklar babalarına mülhaktır. Dolayısıyla da babalarından miras alırlar.
    8- Her iki nikâhta akıt okunurken eşlik anlamını sari h bir şekilde ifade eden lafizlarm kullanilmasi şarttır.
    340
    Dolayısıyla kiralama veya satmayi ifade eden lafizlarla okunursa, nikâh gerçekleşmez.
    Daimî Nikâhla Müt'a Nikâhının Farklı Yönleri
    1- Süre: Daimî nikâhta boşama söz konusu olma-dığı takdirde nikâh ebedidir. Müt'a nikâhında ise eşle-rin anlaşmasına bağlıdır.
    2- Daimî nikâhta eşler birbirinden miras alırlar. Müt'a-da ise hiçbirisi diğerinden miras almaz.
    3- Müt'a nikâhında eşler bazı konularda özgürdür-ler. Yani bir taraf diğerini mecbur etme hakkına sahip değildir. Örneğin:
    a) Daimî nikâhta, nafaka yani kadının elbisesi, evi, sağlık hizmetleri ve günlük zaruri masrafları erkeğin üzerinedir. Ama müt'a nikâhında, eşlerin anlaşma şek-line bağlıdır. Kadın, masrafları erkeğin üstlenmesini kabul etmeyebilir ve erkek de masrafları üstlenmeyebi-lir.
    b) Daimî nikâhta, erkek ailenin büyüğü ve sözü ge-çerli olanıdır, ama müt'ada iki tarafın anlaşmasına bağlıdır.
    c) Daimî nikâhla evli bir kadın, kocasının rızası ol-madan hamile olmaktan kaçınamaz. Müt'a nikâhındaysa eşlerin her ikisinin rızası gereklidir.
    Kısacası daimî nikâhta delille istisna edilen bazı hükümler dışında bütün hükümler, müt'a nikâhında da geçerlidir.
    341
    Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de müt'a nikâhı husu-sunda şöyle buyurmaktadır:
    "Kadınlardan faydalandığınız takdirde mehirle-rini kararlaştırıldığı miktarda verin."1
    İmam Muhammed Bâkır (a.s)'a müt'adan sorulun-ca; "...Yüce Allah onu Kur'ân-ı Kerim'de helâl etmiş ve peygamberin sünneti de bunun üzerine gerçekleşmiş. Böyle olunca da kıyamet ğününe kadar helâl ve meş-ru kalacaktır..." şeklinde cevap vermişti.2
    İmam Sadık (a.s) müt'anın önemini belirtirken şöyle buyurmuştur:
    "...Müt'ayı inkâr eden ve onu helâl olarak kabul etmeyen, bizden değildir."3
    İmam Sadık (a.s) yine şöyle buyurmuştur:
    "Müt'a Kur'ân'da (açıklanmış) ve sünnette varolan bir şeydir."4
    Kaynak kitaplarda müt'anın helâl olduğunu açıkla-yıcı deliller ve ashabın dahi bununla amel ettiğini bildi-ren birçok rivayet vardır. Müt'anın Resulullah (s.a.a) zamanında helâl olduğunu açıklayan delillerden birisi de tevatür haddine erişen ikinci halifenin sözüdür. 0 müt'anın Resulullah (s.a.a) zamanında helâl olduğunu,
    l-Nisâ/24.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, Ebvab'ul-Müt'a 1, h:4.
    3- Bihar'ul-Envar, c.100, s.320, h:44.
    4- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:9, b:l, h:5.
    342
    ancak kendisinin bunu haram ettiğini ve onunla emel edenleri cezalandıracağını itiraf etmiştir."
    Şimdi Ehlisünnet'in Kur'ân'dan sonra en güvenilir olarak nitelendirdikleri kaynak hadis kitaplarında, ba-kınız müt'a hakkında ne denmiştir. Sahih-i Müslim'de Halife Ömer'in minbere çıkarak halka şöyle seslendiği zikredilmiştir:
    "Ey İnsanlar! Resulullah hayattayken helâl olan iki şey vardı. Ama ben onları haram ediyorum ve on-lara mürtekip olanları da şiddetle cezalandıracağımı bildiriyorum. Bu iki şey müt'a-i hac ve müt'a nikâhı-dır."1
    Şia'nın büyük alimlerinden Cevahir'ul-Kelam kita-bının sahibi merhum şeyh Muhammed Hasan yukarı-daki rivayeti naklederek şöyle der: Ehlisünnet, müt'a meselesini aslından saptırmış, tahrif etmiştir. Onlara göre Peygamber efendimiz bu gibi ilâhî kanunlarm din ve şeriata getirilmesinde içtihat etmişlerdi. Yani bu tür konularda söz sahibiydi. Dolayısıyla herhangi bir müç-tehit veya halifenin bu konularda peygamberin sözleri-nin aksine fetva vermesi câiz(!) idi. Halife Ömer de bu esasa(!) dayanarak müt'aya karşı çıkmış ve onu haram kılmıştı. Işte bu yüzden Ömer, bu tür konularda tarn bir yetkiye(!) sahipti.
    1- Sahih-i Muslim, c.3, s.38, müt'a babı.
    343
    Hatta Ömer bunlarla da yetinmemiş, Resulullah, (s.a.a) ve Ebubekir zamanmda ve Ömer'in halifeliğinin bir dönemine kadar ayrı-ayrı tek bir şekilde, Ramazan aylannda kihnan nafile namazlarim, Ubey b. Kâ'b'ı hal-ka imam tayin ederek, Ramazan ayimn nafilelerini cemaat ile kilinmasim emretmiş ve bazıları da buna amel etmişlerdi. Daha sonra camide nafilelerin cema-atla yerine getirildiğini gören Ömer, "Bu ne güzel bidat-tir!"1 demiş. Hatta Ömer teravih namazimn rekatlarimn sayismda dahi içtihat etmiş ve onu yirmi rekata çıkar-mıştı. Oysaki Ayşe şöyle diyor: "Resu-lullah (s.a.a) hem Ramazan ayinda ve hem de Ramazan ayi haricinde 11 rekâttan fazla (nafile) namazı kılmazdı."2
    Görüldüğü gibi, Ehlisünnet uleması ilk üç halifenin hatalanm içtihat ile yorumlamışlardır. Hatta bazilan Malik Ibn-i Nuveyre'nin nikâhlı eşiyle zina eden Halid b. Velid'in bu denli çirkin ve alçakça hareketini dahi yine içtihat ile yorumlamışlardır. Oysa hadis ve Kur'ân'da hükmü açıkça belirtilen hükümlere karşı hüküm ver-mek, nas karşısında hüküm vermektir.
    Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de Resul-i Ekrem'in söz-leri ve onun doğruluğu hakkında bakınız ne buyurmaktadır:
    1- Sahih-i Buhari, c.3, s.126.
    2- Sahih-i Buhari, c.2, s.127.
    344
    "Sahibiniz (Muhammed -s.a.a-) ne sapti, ne de ay-nldi. 0 kendi dileğiyle konuşmaz. Sözü kendisine vah-yedilen vahiyden başka birşey değildir."1
    Bilindiği gibi yalnızca Kur'ân-ı Kerim adına okunan ayetler değil, bunun yanında Resul-i Ekrem'in ağzından çıkan her söz ve yaptıkları tüm fuller hüccettir. Pey-gamberin bütün sözleri ve fiilleri vahye dayalıdır.
    Bunu, Ehlisünnetten Şafiî mezhebine mensup bü-yük âlimlerinden Celaleddin Suyutî ed-Dürr'ül-Mensûr adlı tef-sir kitabında şu rivayetiyle doğrulamaktadır:
    "Bir gün Resulullah (s.a.a) Ali (a.s)'ın evi hariç kendi camiine açılan evierin kapilarmm kapatilmasmi emret-ti. Bu emir Müslümanlara pek ağır geldi. Hatta Pey-gamber efendimizin amcası Hamza dahi bundan ya-kındı da (Resul-i Ekrem'e) şöyle dedi: 'Nasıl olur amcanin, Ebubekir'in, Ömer'in, Abbas'ın kapılarını kapattırır-sın da amcanın oğlu (Ali'nin) kapısının açık kalmasmi istersin?' Resul-i Ekrem sözlerinin onlara ağır geldiğini anlayıp, halkı camiine davet etti ve hamd-ü senadan sonra şöyle buyurdu:
    "Ey insanlar, kapıları ben kapatmadım, (Ali'nin ka-pısını da) ben açmadım ve sizleri camiden dışarı çıka-ran da ben değilim ve (Ali'nin kapısının açık kalmasmi isteyen de ben değilim."
    l-Necm/1-4.
    345
    "Sonra da şu ayeti okudu: Inmekte olan yıldıza ond-olsun ki, sahibiniz (Muhammed) ne sapti, ne de ayrıldı. 0 kendi dileğiyle konuşmaz. Sözü kendisine vahy-edilen vahiyden başka bir şey değildir."1
    Değerli okuyucu, tarihten de anlaşıldığı kadarıyla, Mut-a, Resulullah'm zamamnda var olan bir şeydi ve ashap da bununla amel etmişlerdi. Eğer Müt'a gayri meşru bir fiil olsaydı, Resulullah ashabı ondan men ederdi...
    Hiç kimsenin ayet ve hadisler gereğince anlaşılan sarih ve açık hükümler karşısında, hüküm vermeye ve içtihat etmeye hakkı yoktur.
    "Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi istekle-rine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü-ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşer."2
    "Elçi size ne verdiyse onu aim, size neyi yasakla-dıysa ondan sakının, Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir."3
    Kur'ân-ı Kerim'de yer alan bunca esaslardan sonra hangi esasa dayanarak halifelere ve hatta müçtehitlere Allah ve Resulünün emirlerinin aksini soyleyebilme yetkisi verilmiştir? Doğrusu içtihadın nerede ve ne ko-
    1- Tefsir-i Diirr'ul-Mensur, c.6, s.122.
    2- Ahzâb / 36. 3-Haşr/7.
    346
    şullar altında olması gerektiğini bilmedikleri gibi asılsız uydurmalarla ilâhî emirlerin üstünü örtmeleri ve bunun için çaba sarf etmelerinin nedeni bizim için merak ko-nusudur.
    Oysaki Kur'ân-ı Kerim'e tekrar bakacak olursak Resul-i Ekrem (s.a.a)'in dahi nass karşısında içtihat hakkına sahip olmadığı görülür.
    Bu konu hakkında yüce Allah Kur'ân'da şöyle buyurmuştur:
    "Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir derler. De ki, onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım ve şüphe yok ki ben isyan ettiğim takdirde, o pek büyük günün azabından kor-karım."1
    Ayet-i kerimede de görüldüğü gibi, bir ayetin dahi değiştirilmesinin Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından dahi olsa, azaba sebep olan işlerden olduğu beyan edilmiş-tir.
    Yine Ehlisünnete göre dördüncü halife Hz. Ali (a.s) ha-life Ömer'in müt'ayı yasaklayışı hakkındaki sözleri de ilgi çekicidir:
    "Eğer Ömer müt'ayı yasaklamasaydı alçaklardan baş-ka hiç kimse zina etmezdi."2
    l-Yunûs/15.
    2- Tefsir'ul-Mizan, c.4, s.313 ve Tefsir-i Taberi, c.5, s.9.
    347
    Bu hadis müt'ayı tahrif etmenin ve yasaklamanm zararlanm anlattığı gibi, Ömer'in de bu işi yaparken ha-talı olduğunu anlatmaktadır.
    ŞİA VE EHL-İ SÜNNET'TE MÜT'A
    Müt'aya Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından müsaade edildiği ve ashabm da bununla amel ettiği Ehlisünnet ve Şia tarafından kabul edilmektedir. Yalnız, aradaki ihtilaf, mut-amn hükmünün kaldırılışı hususundadır.
    Ehlisünnete göre bu hüküm Resul-i Ekrem zama-nında helâl olduğu hâlde sonraları kaldırıldı ve ardin-dan haram kılındı. Haram hükmü sünnette gerçekleşti-rilip Kur'ân'da gelmemiştir. Şia'ya göre ise bu hüküm Resul-i Ekrem zamanında olduğu gibi tüm zamanlarda da varolacaktır. Dolayısıyla ihtilafın mezkur hükmün geçerli olup-olmayışı hususunda olduğu görülmektedir.
    Ehlisünnet, müt'a hükmünün halife Ömer zamanında kaldırıldığına inanmaktadır.
    Bazıları müt'anın Resulullah veya Ebubekir zama-nında kaldırıldığını savunuyorlar. Oysa bu asılsız bir sa-vunmadır. Eğer müt'a Resulullah (s.a.a) veya Ebubekir zamanında yasaklanmış olsaydı, Ömer, "Resulullah zamanında helâl olan iki şeyi ben haram ediyorum..." demezdi.
    Dolayısıyla Ömer'in bu hükmü içtihat ile yorum-lanmış, Allah ve Resulünün vermiş olduğu hükmün tarn tersi uygulanmıştır. Şia'nın da kabullenmediği
    348
    nokta buradadır. Zira, içtihadın böylesini kabullenmek gerçekten de Allah'a kul olmanin hilafma bir şeydir ve doğrusu bu pek büyük bir yanlıştır.
    Ayrıca Ehlibeyt, müt'anın kıyamete kadar helâl olacağını bildirmiştir. Halife Ömer'in yukarıdaki sözünü man-tıksal olarak inceleyecek olursak, içtihat ile yo-rumlamamn ve Ömer'e içtihat hakkı tanıyarak olayı geçiştirmeye çalışmanın çok yanlış bir şey olduğunu göreceğiz. Çünkü bu nass karşısında içtihat etmektir. Ve yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de buyurduğuna göre sapıklıktır:
    "Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman ar-tık inanmış bir erkek ve kadina o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşer."1
    Oysa Ömer'in uyguladığı yasaklama, geçici ve o zamanın maslahatına uygun olarak yapılan bir şey idi. Bunun içindir ki, "Resulullah onları haram etti veyahut nesh etti." demiyor, haram edişini kendisine isnat edi-yor. Yine, "Ya-panları Allah cezalandırır" demiyor; "Ben cezalandırırım!" diyor. Bundan anlaşılıyor ki, onun maksadı o zamana ait bir şeydi. Haram sayması ortam ve zamana göreydi, dine gore değildi. Fakat sonra ge-lenler bu noktayı ve hiç kimsenin Allah'm helâl ettiğini haram etme yetkisine sahip olmadığını idrak edemedi-ler.
    1- Ahzâb / 36.
    349
    Fazl, İmam Sadık (a.s)'dan şöyle rivayet etmekte-dir: Jmamin şöyle buyurduğunu duydum: "Ömer, Irak ehlinin onun müt'ayı haram ettiğini sandıkları habe-rini duyunca, birisini ğönderip onlara: Onun müt'ayı haram etmedigini ve Allah'm helâl kıldığı şeyleri haram etme yetkisine sahip olmadığını, sadece (zama-nın şartlarına uyğun olarak) onun müt'adan nehyettiğini haber vermesini so'yledi."1
    Müt'ayla İlgili Hadislerden Örnekler:
    1- "Cabir b. Abdullah açıkça şöyle dedi: Biz Resulul-lah ve Ebubekir zamanında... günlerce miit'a edebiliyor-duk; yalnız, Ömer onu Amr b. Haris yüzünden yasakla-di."2
    2- "Ashaptan biri şöyle diyordu, Cabir b. Abdullah'in yanındaydım. Bir şahıs gelerek ona; 'İbn-i Abbas ve Ibn-i Zübeyr iki müt'a hakkında (müt'a-ı hac ve müt'a-ı Ni-sâ) ihtilâf etmektedirler.' dedi. Cabir; 'Her iki müt'ayı da Re-sulullah zamanında yapıyorduk. Daha sonra Ömer onlan ya-sakladi ve bir daha da o işi yapmadık. diye ce-vap verdi.3
    Yukandaki hadisin bir benzeri az bir farkhhk ile Sa-hi-h-i Müslim'in 3. cildinin 331. sayfasında (Dar'uş-Şe'b bas-kısı) geçmektedir.
    l-Bihar'ul-Envar, c.100, s.319.
    2- Sahih-i Muslim, c.2, s.1023 (16. h.)
    3- Sahih-i Muslim, c.2, s.1023 (17. h.).
    350
    3- Salebî Tefsir-i Kebir adlı kitabında İmam Ali'den (a.s) şu hadisi nakleder:
    "Doğrusu müt'a rahmettir... Eğer Ömer onu yasaklamasaydı --------den başka hiç kimse zina etmezdi."
    4- Taberî kendi Tefsirinde ve Ahmed İbn-i Hanbel Müsnedinde müt'ayla ilgili ayeti tefsir ederken bu hadisi nakletmişlerdir:
    "Bir gün Ibn-i Abbas küçük bir meclisteyken müt'adan konu açılmış ve; 'Peygamber efendimiz müt'ayla amel etti.' demişti. Urvet İbn-i Zubeyr; 'Ama Ebubekir ve Ömer mut-ayı yasaklamışlar artık.' deyin-ce, Ibn-i Abbas öfkelenerek ayağa kalkmış; 'Bu adam-cağız ne diyor?' demişti."
    "Meclistekilerden biri; 'O, Ebubekir ile Ömer'in mut'ayı yasaklamalarından söz ediyor.' dedi. Bu cevabı alan Ibn-i Abbas pek üzülmüştü ve şöyle karşılık ver-mişti: Ben, bunların helâk olduğunu görüyorum. Onlara Resul-i Ekrem'in buyruklarından söz ediyorum, onlar ise Ebubekir ve Ömer'den bahsediyorlar."
    5- Sahih-i Tirmizfde şöyle nakledilir: "Ömer oğlu Ab-dullah'tan müt'a nikâhı hakkında sorulduğunda; 'He-lâldir.' diye cevap verdi. Devamen; 'Fakat baban bunu yasaklamış, nehyetmiştir.' dediler. Abdullah Ibn-i Ömer-'in cevabı şu olmuştu: Eğer bir meseleyi babam nehyetmiş ve Peygamber onu kabul etmişse
    351
    (neyhetmemişse) sorarım senden, acaba babama mı yoksa Peygamberime mi uyayım."1
    Ehlisünnet'in bazı âlimleri bu denilenlere ragmen, müt'ayı helâl bilmektedirler. Örneğin: Ehlisünnet'e mensup, Tunus'un büyük âlimlerinden Zeytunî Camii imamı Şeyh Tahir b. Aşûr yazmış olduğu "Et-Tahrir ve't-Tenvir" adlı tefsir kitabında müt'a konusuna yönelik Ni-sâ suresinin 24. ayetine binaen "Helâldir." şeklinde ya-zar.2
    Velhasıl Şia müt'anın Peygamber zamanmda helâl olduğundan dolayı şimdi de onu, helâl olarak bilmek-tedir. "Muhammed (s.a.a)'in helâlı, kıyamet ğününe kadar helaldır ve onun haramı, kıyamet ğününe ka-dar haramdır."3
    MÜT'ANIN FAZİLETİ
    Terk edilen Islâmî sünnetleri ihya etmek bütün Müslümanların vazifesidir. Insan, terk edilen bir sünne-te amel ettiğinde, iki yönden sevap alır: 1- Sünnete amel ettiğinden dolayı. 2- Terk edilmiş bir sünneti ihya ettiğinden dolayı. Bu açıklamayla, müt'anın faziletiyle ilgili rivayetlerin felsefesi de aydınlığa kavuşmuş oldu. Örneğin: Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
    1- Sahih-i Tirmizi, c.3, s.185 (824. h.)
    2-Bkz. Et-Tahrir vet-Tenvir, Tahirb: Aşurc.3, s.5
    3- Usul-u Kâfi, c.l, s.58 (5.baskı) ve Kenz'ul-Ummal ve Müsted-rek'ul-Hakim, Mukaddime-i Daremî, s.39.
    352
    "Yüce Allah, müt'a ettikten sonra ğusül eden bir erkeğin ğusül suyunun her damlasından yetmiş me-lek yaratır ve bu melekler kıyamet ğününe kadar ona istiğfâr ederler ve kıyamet ğününe kadar müt'ayı in-kâr edenlere de lânet ederler."1
    Beşir Ibn-i Hamza şöyle diyor: "Bir kadın amcası oğ-luna şöyle bir haber yolladı: Sen benim çok malım ol-duğunu biliyorsun, benimle evlenmek için beni isteme-ğe gelenler çok oluyor; ama ben onların hepsini red-detmişim. Şimdi, Allah ve Resulünün emrine itaat et-mek ve dinde bid'at çıkaranlara muhalefet etmek a-macıyla seninle müt'a nikâhı yapmak istiyorum.
    (Ravi şöyle diyor "0 şahıs Imam Bâkır (a.s) ile bu konu hususunda istişare edince, Imam ona şöyle bu-yurdu: Git ğeçici evlilik (müt'a) yap; Allah, bundan do-layı size selâm ve rahmet ğönderir."2
    1- Sefinet'ül-Bihar, c.2; s.521. 2-Furu-u Kâfi, c:5, s.452.
    353


    Paylaş
    Eşlerin birbirleri üzerindeki hakları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bacım ALLAH razı olsun paylaşımın çok güzel olmuş



eşlerin birbirleri üzerindeki hakları,  eşlerin birbiri üzerindeki hakları,  eşlerin birbiri üzerindeki hakları vaaz,  islama göre eşlerin birbiri üzerindeki hakları,  eslerin birbirleri uzerindeki haklari,  eslerin birbirinin uzerindeki haklari nelerdir,  eşlerin birbirleri üzerindeki hakları vaaz