islamda Aile ve Aile hakkında yazılar Forumundan örnek evlilikler...ve....zifaf gecesinin adabı Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    örnek evlilikler...ve....zifaf gecesinin adabı

    Reklam







    ÖRNEK EVLİLİKLER

    Bu bölümde Müslümanların yanlış ve gayr-i Islâmî gelenekleri bir tarafa bırakıp, sağlam bir toplum oluşturma amacıyla gençlerin yardımına koşma-ları için tarihte vuku bulan mukaddes evliliklerden bazı-larını sunuyoruz.
    CÜVEYBİR'İN EVLİLİĞİ
    İmam Bâkır (a.s) Peygamber efendimizden şöyle nakleder:
    "Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.a) Cüveybir'in hâline a-cımış, yanına yaklaşmışlardı da "keşke, demişlerdi. Evlenip de kendini korusan, ne iyi olurdu. Hem böylelikle eşin dünya ve ahiret işlerinde sana yardımcı
    — Anam-babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resu-lü, kim benimle evlenmek ister? dedi. Allah'a yemin ederim ki, halk arasında ne itibarım, ne akrabam, ne servetim ve ne de güzelliğim var benim. hâl böyleyken, hangi kadın kocalığa kabul eder beni?
    Resul-i Ekrem (s.a.a):
    220
    — Ey Cüveybir, diye buyurdu. Yüce Allah, İslâm dini-ni inzal etmekle cahiliye dönemi mütekebbirlerini zelil kıldı. Islâm'dan önce zelil olanlariysa Islam olmalanyla aziz kıldı. Islam dini yoksullara, zavalhlara haysiyet ba-ğışladı ve böylece cahiliye bencilliğini, gururu ve ırkçılı-ğı ortadan kaldırdı. Bugün Müslüman olan beyaz, zenci, Arap ve gayr-i Arap arasında hiçbir fark yoktur ve hepsi de Islâmî açıdan eşit değere sahiptirler. Insanlar Hz. Âdem (a.s)'ın çocuklarıdır, o ise Allah tarafından top-raktan yaratılmıştır. Kıyamet günü Allah'ın nazarında en üstün kimse, ona daha çok itaat eden ve daha fazla takvalı olan kimsedir. Ve sen, ey Cüveybir! Takva yonunden Allah katında, pek değerli, pek üstünsün."
    Dahası Resulullah, Cüveybir'e şöyle buyurdu: "Ma-kam yönünden Beni Beyâze kabilesinin büyüğü olan Zi-yad b. Cubeyd'in yanına var ve de ki; Allah elçisi kızınız Zelfa'yı benimle evlendirmeniz için buraya ğönderdi."
    Cüveybir Resul-i Ekrem'in huzurundan ayrılıp Ziya-d'ın yanına vardı. Ziyad, kabilesinden, kalabalık bir top-lulukla beraberdi. Cüveybir içeri girmek için ev sahibin-den izin istedi. Ziyad:
    — Siz kimsiniz? diye sordu.
    — Adım Cüveybir'dir dedi. Resul-i Ekrem'den size bir mesajım var. Sözün kısası, izin verildi. Cüveybir, se-lâm verip içeri girdikten sonra Ziyad'a dönerek; "Ey
    221
    Ziyad! dedi. Allah Resulünden getirdiğim haberi gizli mi söyleyeyim yoksa aşikâr mı?" Ziyad:
    — Aşikâr et. Zira Resulullah'm mesajı benim için bir iftihar kaynağıdır. Cüveybir;
    — Öyleyse, biliniz ki Allah Result) kizimz Zelfa'yi ba-na uygun görüp, sizden ikimizi evlendirmenizi istediler.
    —Bunu Resulullah mi buyurmuşlar? Cüveybir:
    — Evet. Ben Resul-i Ekrem'e yalan isnat etmem. Ziyad şaşırmıştı:
    — Bizler, kızlarımızı ancak kabilemizden bizimle aym derecede olanlarla evlendiririz. Şimdi sen geri dön, ben Allah Resulüyle görüşür, mâzeretimi ona da bildiri-rim.
    Cüveybir pek üzülmüştü, kendi kendine:
    — Allah'a yeminler olsun, diyordu. Bunu ne Kur'ân buyurmuş, ne de Resul-i Ekrem böyle bir şeyi kabul etmiştir.
    Cüveybir ile Ziyad arasında geçen bu konuşmayı Zelfa da perde arkasından işitmişti. Babasını çağırıp konuşmak istedi. Ziyad, cemaatin arasından ayrılıp kı-zının odasına vardı.
    Zelfa:
    — Babacığım, Cüveybir'le hangi konuda sohbet edi-yordunuz?
    222
    — 0, Resul-i Ekrem'in seni onunla evlendirmem için emir buyurduklanm söylüyordu.
    — Allah'a yemin ederim ki, Cüveybir Peygamber'e asia yalan isnat etmez ve o yüce şahsın huzurunda yalan konuşmaz. (Ben onu kabul ediyorum.) 0 hâlde ça-buk birini gönderip, ona geri dönmesi gerektiğini bildi-riniz.
    Ziyad, (yaptığının yanlış olduğunu anlayıp) Cüvey-bir'i geri getirmesi için adam gönderdi. Bir müddet son-ra Cüveybir geri dönmüştü. Ziyad, hürmet gösterip a-yağa kalktı ve; "Hoş geldin ey Cüveybir!" dedi. Daha sonra dışarı çıkıp; "Ben dönene kadar otur da biraz din-len." dedi. Ziyad, Resul-i Ekrem'in huzurlanna vanp se-lâm verdi. Anam-babam sana feda olsun, deyip şöyle devam etti:
    — Ey Allah'm Resulü, Cüveybir bana gelip sizin onu kızımla evlendirmemi istediğinizi söyledi. Ona bir cevap vermeyip sizinle görüşmenin daha iyi olacağını düşün-düm. Mâzeretim şuydu ki; bizler, öz kızlarımızı yalnızca kendi kabilemizden; bizimle eşit derecede olanlarla ev-lendirmedeydik. (Oysa ki siz Zelfa'yı, kabilemiz dışı, Cüveybir'le evlendirmemizi istemektesiniz.)
    Resul-i Ekrem (s.a.a):
    — Şüphe yok ki, Mümin erkek, mümin kızla ve Müs-lüman erkek de Müslüman kızla eş düzeydedir. Sonra da, kızını Cüveybire ver ve ona güven diye buyurdular.
    223
    Ziyad, eve dönüp Resul-i Ekrem'in sözlerini kızı Zel-fa'ya da anlatti. Zelfa, mukaddes buyruğu işitince:
    — Babacığım, dedi. Çabuk Peygamber'in emrine uyasm, zira itaatsizlik edersen kâfirlerden olursun.
    Ziyad, Ciiveybir'in yanina gelerek el sıkıştı ve onu kabilesine tamtti. Allah Resulünün kararlaştırdığı gibi, kızını Cüveybir'le evlendirdi. Zelfa'nm mehriyesini kendi iizerine aldi ve onun için güzel elbiseler satin ahp, ni-kâh için hazır kıldı. Zelfa da evlilik için hazırlanmıştı. Ziyad, Cüveybir'e bir elçi göndererek evini sordu. Cüveybir de; "Allah'a yemin ederim ki, benim evim yok-tur."
    Ziyad, bu haberi alinca Cuveybir'e bir ev hazirladi. Onun için yeni ve giizel elbiseler ahp evini donatti. Ev tamamen hazirlanmca, Zelfa'yi oraya götürdüler.
    Evin hazırlanıp donatıldığı ve Zelfa'nm da oraya götürüldüğü haberi Cuveybir'e iletildi. Cüveybir gecenin bir vakti eve gitmişti. Her şeyiyle kâmil bir ev ve hoş kokulu giizel bir kızla karşılaşınca, hemen bir köşeye çekilip Kur'ân tilavet eyledi, şükür namazları kıldı, gece boyu hep bunu tekrarladı. Sabah ezanı okununca da dışarı çıkıp mescide vardı. Namazını orada kıldı. Zelfa da abdest ahp namazını kılmıştı.
    0 gün Zelfa'ya; "Cüveybir seninle yakınlaştı mı?" diye sormuşlardı da, Zelfa; "Hayır." diye cevap vermişti. "Eve girer girmez Kur'ân tilâvet eyledi, şükür namazları
    224
    kıldı ve sonra sabah namazim kılmak için mescide gitti..."
    Cüveybir ikinci gece de aynı şeyi tekrarlamış, Zelfa bunu babasından gizlemişti. Nihayet üçüncü gece de bu tekrarlandı. Cüveybir'in bu hareketleri Ziyad'm kula-ğına varmıştı. Ziyad, bu olaya pek üzülüp şikayet ama-cıyla Resul-i Ekrem'in mübarek huzuruna vardi:
    — Ey Allah'm Result)! Anam-babam sana feda ol-sun. Kızımı Cüveybir'le evlendirmemi istediniz, ben de dileğinizi yerine getirdim. Allah'a yeminler olsun ki, bi-zim kabilemizce doğru olmayan bir işi yalnızca siz istiyordunuz diye kabul ettik bunu, ancak...
    — Cüveybir'den hanği kötülüğü ğördünüz? diye sordu.
    — Biz, yiizel bir yaşam kurması için donatılmış bir ev verdik ona, sonra Zelfa'yi da oraya gönderdik. Cü-veybir'e eve gitmesi için haber verdik. Oysa Ciiveybir, kızıma bakmamış, yanına bile yaklaşmamış, sadece bir köşeye çekilerek namaz ve niyazla meşgul olmuş. Üç gündür aynı şeyi tekrarlıyor ve yanına vardığı da yok. Dileğim, buna bir çare bulmanızdır. Anlaşılan Cüveybir'in kadına ihtiyacı yok ve eğer durum gerçek-ten de böyleyse kararınızı beklemekteyim."
    Resul-i Ekrem Ziyad'ı geri gönderdi. Daha sonra Cü-veybir'i çağırtarak ona Zelfa'ya niçin yaklaşmadığını sordu.
    225
    — Ey Allah'ın Resulü, dedi. Ben de bir erkeğim ve her erkek gibi benim de kadına ilgim pek fazladır. Yal-mz, eve girdiğimde tarn manasıyla donatılmış bir ev ve hoş kokulu giizel bir kızı karşımda görünce, eski günle-rimdeki, çaresiz; zavallı ve mescit garipleriyle olduğum fakirlik amlanmi hatırladım, sonra da Allah'ın vermiş olduğu bunca lü-tuf ve nimetlerine karşı kendime şük-retmeyi gerekli gördüm. Böylece Allah'a yakınlaşmak, ona olan teşekkürümü daha yakmdan dile getirmek istiyordum. Bu nedenle evin bir köşesine çekilerek Kur'ân tilaveti, namaz ve secdeyle Allah'a hamd-ii sena etmeye çalıştım. Sabah ezamm işittim de oruç tuttum. Bunlan Allah için üç gün tekrarladım. Yine turn bunlara ragmen yiice Allah'm onca nimetine karşılık, gece ve gündüz ibadetlerimin yetersiz olduğuna inanmaktayım.
    Sözün kısası, Resul-i Ekrem Ciiveybir'den bu cevabi alınca, Ziyad'ı çağırtıp ona Cüveybir'in bu hareketindeki asıl hedefini açıkladı. Onlar da buna çok sevindiler. Ciivey-bir artik eve dönmüş, vermiş olduğu söze amel etmişti.1
    HZ. MİKDAD'IN EVLİLİĞİ
    Islâm'ın ilk dönemlerinde, Müslümanlar arasında evliliğe mani olan en önemli etkenler arasında makam ve servet geliyordu. Müslümanlar sahip oldukları servet
    1-Funı-uKâfî, c.5, s. 340-344. 226
    ve kabi-le üstünlüğünden dolayı, kızlarını fakir ve zaval-hlara vermezlerdi. Bu yiizden Resul-i Ekrem (s.a.a) cahiliye devrindeki bu yanlış hareketin Islam dunyasm-da yaygınlaşmaması için bazı yöntemlere başvurmuş-lar, bazen zengini fakire, bazen de zenciyi beyaza ni-kâhlamışlardı.
    Zübeyr'in amcasının kızı Zübaa'yı, Yemenli bir zenci olan Mikdad ile evlendirmişler, sonra da şöyle buyur-muşlardı: "Ben halkin nikâh işlerini zorlaştırmamala-n, takva ve imam ölçü tutmalan, din ve imanm oldu-ğu yerde servet, kiyafet ve kabile üstünlüklerini ğö-zetmemeleri için, Zübaa'yı Mikdad ile evlendirdim."1
    Imam Sadık (a.s) Mikdad'ın makamı hususunda şöyle buyurmuşlardı: "Mikdad'ın yeri, 'Kur'ân' kelime-sindeki Elifğibidir, hiçbir şey ona yapışmaz."2
    HZ. FATIMA'NIN (S.A) EVLİLİĞİ
    Hz. Fatima (s.a)'nm AM (a.s) ile yapmış oldukları ev-lilik turn Müslümanlar, özellikle de Ehlibeyt Imamlan-nın takipçileri olan Şia camiası için eşsiz bir ölçüdür. Mezhebiyle, mektebiyle göstermiş oldukları fuller ve hadisleriyle Islam ailesi için bir kilavuz olan masumla-rm turn davranışları yanında, evlilik üzerine açık bir
    1- El-Â'lam, c.8, s. 208 (Ziibaa beyaz derili olup Resul-i Ekrem-'in izniyle siyah derili Mikdad ile evlenmişti.
    2- Erusi Tevellüd-i Cedid, Merhum Üstad Mustafa Zamani s. 143.
    227
    numune olan güzelim amelleri de örnek alınmalı, hatta uygulanmalıdır.
    Bu konuda hep birlikte on dört asir oncesine gide-cek, Resul-i Ekrem'in rızası, yiice Allah'm mukaddes emri gereğince gerçekleşen iki nurun (Hz. AM (a.s) ile Hz. Fatima (s.a)'nın) mübarek eviiliklerini hep birlikte az da olsa, tasavvur etmeye çalışacağız.
    Peygamber kızı Fatima (s.a), asrın seçkin kızların-dandi. Baba ve annesi Kureyş kabilesinin şeref yönün-den en faziletli ve en asil ailesiydi. Fatima, zahirî giizel-liği ve ma-nevî üstünlüğünün yanında güzel ahlâkı, de-ğerli babasından almış; insaniyetin en üstün derece ve değerleriyle süslenmişti. Resul-i Ekrem'in yiicelik ve azameti, halk arasmda git gide anlaşılıyordu. Işte bu yüzden aziz kızı Hz. Fatima (s.a) Kureyş büyüklerinin ve servet sahiplerinin dikkatini çekiyordu.
    Ancak Resul-i Ekrem bu mevzunun hiçbir yerde ko-nuşulmamasını istiyor, görücülüğe gelen şahıslara da olumlu cevap vermiyordu. Bu yüzden Fatıma'yı isteme-ye gelen-ler, evden aynldiklannda Resul-i Ekrem'in on-lara öfkelendiğini zannederlerdi.1
    Resul-i Ekrem (s.a.a) Fatima (s.a)'yi AM (a.s) için bekletmedeydi. Üstelik, böyle bir teklifin bizzat AM (a.s) tarafından sunulmasını istiyordu. Bu yüce şahıs, yüce
    l-Keşful-Gumme, c.l, s. 353. 228
    Allah tarafmdan nuru nurla nikâhlandırmakla görev-lendirilmişti çünkü.
    Bir ara Ebubekir de Resul-i Ekrem'in huzuruna va-rıp; "Kızınız Fatima'yi benimie eviendirmeniz mümkün müdür?" diye sormuştu da, Allah Result) bu işten razı olmadığını belirtmek için; "Ben bu konuda Allah'ın em-rini beklemekteyim!" şeklinde cevap vermişti.1
    Dahası, Ebu Bekir bu işten ümidini keserek geri döndü. 0 sırada Ömer'le karşılaştı. Fatima'yi istediğini, yalnız Resul-i Ekrem'in olumlu cevap vermediğini ona da aktardı. Ömer; "Resulullah kızını sana vermek iste-mediğinden seni reddetmiştir." dedi.
    Bir vakit Ömer de Hz. Fatıma (s.a)'yla evlenmek arzusuna kapılmış, bu maksatla Resulullah'ın huzuruna varmıştı. Resul-i Ekrem ona da; "Fatıma henüz küçüktür, kocasını ise Allah belirleyecektir!" şeklinde buyurmuşlar, böylece Ömer'i de reddetmiş-lerdBu iki arkadaş aldıkları cevaba dayanamamışlar, sık sık Resul-i Ekrem'in huzuruna vararak kızlarıyla ev-lenme tekliflerinde bulunmuşlardı. Oysa Resul-i Ek-rem'den gelen cevap hiç değişmiyordu.
    1- Elimizde mevcut bulunan bazi rivayetlerde de Resul-i Ekrem'in yine bu manaya yakin, Hz. Fatima'yi istemeye gelenlere şöyle cevap verdikleri de nakledilir. "Fatima'nm işi Allah'a kalmıştır." (Allah-'ıyla kendi arasindadir.) Bu konuda turn tarih kitaplanna bakabilirsi-niz.
    229
    Bu arada Arap kavimleri arasında malca çok büyük servete sahip Abdurrahman b. Avf ile, yine Osman b. Af-fan da hep birlikte Resul-i Ekrem'in huzuruna var-mış, Fatıma (s.a)'yı kendilerine istemişlerdi.
    Abdurrahman; "Ey Allah'm Resulü, demişti, eğer kı-zınız Fatıma'yı benimle evlendirirseniz, yiikleri en paha-h kumaşlarla dolu, mavi gözlü yüz kırmızı deve ile on bin dirhem vermeye hazmm size!"
    Osman ise; "Ben de aymsim vermeye hazinm, dedi. Üstelik ben Abdurrahman'dan daha üstünüm de. Zira, ondan önce Müslüman olmuşum ben!"
    Resul-i Ekrem pek öfkelenmişti. Mai ve servette gözleri olmadığını, evlenme ve evlendirme meselesinin ticaret meselesi gibi alış verişe benzetilmesinin yanlış olduğunu ve kısacası, maddeden öteye her işte mâne-viyatın önde geldiğini belirtmek için yerden bir avuç do-lusu toprak alarak Abdurrahman'a doğru serptiler. Sonra da; "Siz, dedi, beni maddeperest mi sandmiz? Benim yanimda servetinizle iftihar mi ediyorsunuz ve yine siz; para karşılığında kızımı sizinle evlendireceğimi mi saniyorsunuz?"
    Abdurrahman ve Osman, Resul-i Ekrem'in vermiş olduğu cevap karşısında üzülerek dışarı çıkmışlar, Fatıma'yı mânâ bakımından en üstün şahsiyetle evlen-dirmek istediğini anlamışlar, yüce şahsın para, mal, ve servette gözü olmadığını pek yakından müşahede etmişlerdi.
    230
    Ali (a.s)'a Yapılan Öneri
    Ashap az da olsa Resul-i Ekrem'in Fatıma'yı Ali'ye nikâhlamak istediğini anlamışlardı. Oysa ki bunlara ragmen, AM (a.s)'dan da heniiz herhangi bir teklif gelmemişti.
    Bir ara Maaz oğlu Sa'd, Ebu Bekir, Ömer ve bazilan mescitte oturmuş konuşuyorlardı. Fatıma'dan söz edil-di. Ebu Bekir; "Uzun süredir," diye başladı sözüne. "Araplar arasında eşraftan ve şahsiyet sahiplerinden Fatıma'yı isteyen çıktıysa da Resul-i Ekrem onlarm tek-liflerini reddetmede diretiyor, cevaben de Fatima'nm eşinin tayini Allah'iyla kendi arasmdadir, diyor. Fakat AM b. Ebu Talip'den de şimdiye kadar bir teklif görül-memiştir. Sanırım, fakirlik önünü almış olsa gerek. Allah ve Resulünün Fatıma'yı, AM için beklettigi de benim yanımda açıktır..."
    Ebu Bekir sözlerini tamamladıktan sonra, Sa'd ve Ömer'e dönerek; "Haydin, dedi hep birlikte Ali'nin yam-na varahm, durumu ona da açıklayahm. Eğer evlen-mekte gönlü olur da fakirlikten dolayi riza gostermezse yardimda bulunahm!" Maaz oğlu Sa'd bu teklifi pek beğenip ayağa kalktı, Ebu Bekir'i bu yolda teşvik etti.
    Rivayetin geri kalan kismim Salman-i Farisî şöyle anlatır: Ömer, Ebu Bekir ve Maaz oğlu Sa'd bu maksat-la mescitten ayrilip AM (a.s)'i aramaya koyuldular. Onu evde bulamadılar. Birinin hurmahğında deveyle su çe-
    231
    kip hurma ağaçlarını sulamakta olduğunu öğrendikle-rinde oraya gittiler. Ali (a.s) onları görüp:
    — Nereden ve niçin geliyorsunuz? diye sordu. Ebu Bekir:
    — Ey Ali, sen, maneviyatta kemala ermiş en üstün zatsm. Durumunu ve Resul-i Ekrem'in sana olan ilgisini de pekâla biliyorsundur. Ve yine şu, senin için açıktır ki, Araplar arasında eşraftan ve şahsiyet sahiplerinden hemen hemen herkes Fatıma (s.a)'yı istemiş, ancak Resul-i Ekrem bunlardan hiçbirisini kabul etmemiştir. O'nun için Fatıma-nın eşini Allah tayin edecektir, de-miştir. Sanırım Allah ve Resulü Fatıma'yı senin için bekletmedeler. Zira senden başka kimsenin böyle bir zevceye liyakati da yoktur. Yalnız bizim için anlaşılma-yan bir mesele vardır; acaba sizin böylesine hayırlı bir işte ihmalkârlık edişinizin sebebi nedir?
    Ali (a.s) bunca sözü işittiğinde mübarek gözünden yaşlar akıttı. Sonra doğruldu ve dei:
    — Ey Ebu Bekir, gaflet içerisinde olduğum bir ko-nuda beni uyardın. Allah'a yeminler olsun, gerçekten de Fatıma, istenilmeye lâyık bir makamdadır...1
    Ali (a.s)'ın Düşünceleri
    Ali (a.s), Resulullah'ın evinde büyümüştü. 0, Fatıma (s.a)'yı çok iyi tanıyordu. Ahlâk, iman ve Allah'a olan
    l-Bihar'ul-Envar, c.43, s. 125. 232
    yakınlık ve inancından pekâla haberdardı. Her ikisi de bir evde büyümüş, Resul-i Ekrem'in miibarek edebiyle edep-lenmişlerdi.1
    AM (a.s), Fatıma gibi kemâli bütün, makamca pek faziletli birini bulamayacağını biliyordu. Bu yüzden onu kalpten seviyordu. Onca şahsiyetlerden sonra Fatıma'nın evlenmeyişi ve gelen öneriler, onu başka kapıları açmaya teşvik ediyordu. AM (a.s) için bulunmaz bir fırsat doğmuştu. Ancak o, Müslümanların içinde bu-lunduğu iktisadi sıkıntıları kendine dert eder, onlann meselelerinden başka hiçbir şeyi düşünmezdi.
    Ebu Bekir'in önerisinden hemen sonra, AM (a.s)'ın düşünceleri bu konuda yoğunlaşmıştı. Nihayet, uzunca bir tefekkürden sonra evlenmeye karar vermişti.
    Evliliğe Doğru
    Hz. AM (a.s) hurmalıkta aldığı bu karardan kısa bir müddet sonra, devesini alıp eve döndü. Mübarek be-denini temizleyip sırtına bir aba atarak, Resul-i Ekrem'in mukaddes evine vardı, yavaşça kapıyı çaldı. Ümmü Seleme'nin evinde bulunan Resul-i Ekrem (s.a.a), daha kapı açılmadan, Ümmü Seleme'ye:
    — Git, kapıyı aç, diye buyurmuşlardı. Çünkü o, öyle bir kimsedir ki, Allah ve Resulü ondan hoşnut, o da Allah ve Resulünden hoşnuttur.
    l-Menakib-ı Şehr-Aşub: c.2, s. 180.
    233
    Ümmü Seleme, Resul-i Ekrem'in bu sözlerine pek şaşırdı. Dedi ki:
    — Ey Allah'ın Resulü, annem ve babam sana feda olsun. Görmeden hakkında konuştuğunuz şu zat kimdir de onu methediyorsunuz?
    — 0, cesur ve yiğit bir kişidir; kardeşim, amcam oğlu ve benim yanimda insanlarm en degerlisidir. Işte o, Ebu Talib oğlu Ali'dir.
    Ümmü Seleme yerinden kalkarak kapıyı açtı. Ali (a.s) içeri girdi. Selâm verip Resul-i Ekrem'in yanına o-turdu. Utancından bir kelime dahi söyleyemiyordu. Bir müddet öylece sustular. Daha sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) sessizliği bozdu:
    — Ey Ali, herhalde bir isteğin var da onu dile getiremiyor, söylemekten çekiniyorsun. Çekinme de, söyle. Zira, isteğin ne olursa olsun kabul edilecektir.
    Ali (a.s) bunu fırsat bilip konuşmaya başladı:
    — Ey Allah'ın Resulü, annem-babam sana feda olsun. Siz de bilirsiniz ki ben, sizin evinizde büyüdüm, si-zin ihsan ve nimetlerinizle nimetlendim. Bana, eğitim ve öğrenimimde annemden ve hatta babamdan daha fazla emek verdiniz, ne öğrenmişsem ben, hepsi siz-dendir. Allah'a ye-minler olsun ki, dünyada ve ahirette hazinem yalmz sizsiniz bana. Artık bağlanmak; sıkıntı-lanmi gidermek için iyi bir eş seçerek yuva kurmanin zamanı gelmiştir. Siz de uygun görürseniz, kızınız
    234
    Fatıma (s.a) ile evlenmek, gerçekten de benim için sa-adet ve onur kaynağı olacaktır.
    Resul-i Ekrem beklediği teklifi nihayet almıştı. Bu işe pek sevinip AM (a.s)'a şöyle buyurdu:
    — Bekle, bu teklifini Fatima'ya da iletmem gerek. Resul-i Ekrem (s.a.a), Fatıma (s.a)'nın odasına vardi-
    lar ve yüce bânuya teklifi sundular: "Ey gözümün nuru!" diye hitap eylediler. "AN b. Ebu Talib'i pek iyi tanirsm, sa-na görücülüğe gelmiştir. Acaba seni ona nikâhlamamı is-ter misin?"
    Fatima (s.a) utandilar da cevap veremediler. Resul-i Ekrem onun bu susuşunu razılık alâmeti bildiler...1
    Resul-i Ekrem, kızı Fatıma (s.a)'da razılık alâmetleri görünce, geri dönüp AM (a.s)'ı müjdeledi. Daha sonra:
    — Ey AM, dediler. Evlenmek için bir şeyin var mi?
    — Ey Allah'm Result), siz de bilirsiniz ki, benim bii-tün servetim bir kılıç, bir zirh ve bir de deveden ibaret-tir.
    Resul-i Ekrem durumu böyle görünce:
    — Ey AM, dediler. Sen bir cihat ehlisin kılıç sana la-zımdır. Onsuz savaşmak olmaz. Savaşta düşmanları helak etmen gerekecektir onunla... Deve de günlük ih-tiyaçlarını karşılamak, evin rızkını çıkarmak için gerek-lidir. Onunla yük taşır, böylece rızkını sağlar, yolculuk
    l-Bihar'ul-Envar, c.43, s. 127.
    235
    edersin. Ancak, zırha gelince... 0 biraz açıkta kalmak-tadir. Ben de seni zorlamiyorum. Git zirhim sat ve...1
    Nikâh Hutbesi
    Bu konuyu daha önce zikrettiğimiz için tekrarına gerek görmüyoruz. Yine de gerekli bilgi için "Düğün tö-reninin adabı" bölümüne bakınız.
    Hz. Fatima'nm (s.a) Mehri
    1- 400 veya 480 veyahut 500 dirhem değerinde bir zirh.
    2-Yemen kumaşından dikilmiş bir âdet takım elbi-se.
    3- Sepilenmiş bir koyun postu.
    Hz. Fatıma'nın (s.a) Çeyiz Listesi
    Resul-i Ekrem (s.a.a) Hazret-i Ali (a.s)'a: - Şimdi, dediler. Fatıma'ya mehir olarak vereceğin zırhı sat ve karşılığını bana getir de onunla gerekli bir takım eşyalar alayım. Bunun iizerine, Ali (a.s) pazara varıp zırhını sattı.2
    l-Bihar'ul-Envar: c.43, s. 127.
    2- Bazı rivayetlerde zırhın 400 dirheme, bazilannda 480 dirheme, bazilannda ise 500 dirheme satıldığı belirtilmiştir. Yine bazı rivayetlerde de zirhin Osman tarafindan satin alındığı ve daha sonra Ali'ye (a.s) hediye edildiği söylenmiştir. (Bkz. Bihar'ul-Envar: c.43, s.130).
    236
    Eline geçen miktarı Resul-i Ekrem'e teslim etti. Re-sul-i Ekrem, Ebu Bekir'i, Salman'ı Farisî'yi ve Bilal'ı hu-zuruna çağırarak; "Şimdi, dedi, gidin ve bu parayla Fatıma (s.a) için gerekli olan eşyaları aim."
    Hazret paramn geri kalan kismim da Esma'ya verip; "Kızım için güzel kokular al." Kalamm da Ümmü Sele-me'ye teslim etti.
    Ebu Bekir şöyle der: Paraları saydım; 63 dirhem idi. (Onunla pazara varıp) Fatıma için şunları aldık:
    1- Bir âdet gömlek.
    2- Büyükçe bir baş örtüsü.
    3- Hayber mail siyah bir elbise.
    4- Hurma lifinden örülmüş bir âdet yatak.
    5- Biri koyun yününden, diğeri de hurma lifinden doldurulmuş ketenden iki âdet döşek.
    6- Içi Ezher'le doldurulmuş, koyun derisinden dört âdet yastık.
    7- Bir âdet Hicir hasırı.
    8- Bir âdet el değirmeni.
    9- Bir bâkır kap.
    10- Kuyudan su çekmek için deriden yapılmış bir kır-ba.
    11- Elbise yıkamak için bir âdet leğen.
    12- Bir âdet süt kasesi 13-Bir âdetsu kabı. 14- Bir yün perde.
    237
    15- Bir ibrik.
    16- Bir âdet çömlek maşrapa 17-Sergi olarak kullamlan bir âdet deri.
    18- Iki çömlek testi.
    19- Bir aba aldik.1
    Alınan bunca eşyalar, Resul-i Ekrem'in huzuruna ge-tirilince mübarek gözlerinden yaşlar akıtıp yüzünü semaya kaldirarak; "Ey Allah'im, dedi. Bu evliliği, kap-lannin çoğu çömlekten olan kullarma mubarek eyle!"
    Evlenme Merasimi
    Daha sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) Hz. Ali'ye döne-rek; "Ey AM, dedi. Düğünde ziyafet verilmelidir. Ben üm-metimin düğünlerde ziyafet vermesini severim."
    0 sırada mecliste hazır bulunanlardan Maaz oğlu Said yerinden kalkarak; "Ben, dedi, bu mutlu gün için bir koyun hediye ediyorum."
    Ashaptan bir grup da yardimda bulununca, Resul-i Ekrem, Bilal'a dönerek; "Sen koyunu getir." dedi, AM (a.s)'a da; "Sen de bir hayvan boğazla." diye buyurdu. Sonra da AM (a.s)'a on dirhem kadar verip bir miktar yağ, hurma ve gerekli erzak almasim istedi. Her şey hazırlanınca Resul-i Ekrem AM (a.s)'ı çağırdı ve; "Ey AM, dedi, şimdi git ve dilediğini yemeğe davet et."
    1- Menakıb-i İbn-i Şehr Aşub, c.3, s. 353. 238
    AM (a.s) sahabeden birçoğunu davet etti. Davetliler çok olduğundan Resul-i Ekrem onları onar onar içeriye aldı. Her on kişilik grup yemeklerini bitirdikten sonra hayır duada bulunup dışarı çıkıyor ve yerlerini diğer on kişilik gruba teslim ediyordu. Yemekleri Resul-i Ekrem mübarek elleriyle eşit miktarda paylaştırıyor, amcaları Abbas ve Hamza da misafirleri ağırlıyorlardı. AM ve kardeşi Akil de onlarla beraber misafirleri ağırlamakla meşgul idiler. Ziyafetten sonra artan yemekler de Resul-i Ekrem'in emri iizerine merasime gelmeyen fakir ve yoksullara götürüldü. Birazı da AM ve Fatima (a.s) i-çin ayrıldı.
    Zifaf Gecesi
    Hz. Fatima (a.s)'m AM (a.s)'ın evine gideceği vakit hayli yaklaşmıştı. Resul-i Ekrem katinm hazırlayıp üze-rine ince bir minder koyarak Fatıma'yı oraya oturttu. Salman katinn dizgilerini tutuyor, Bilal da katinn arka-smdan yaya olarak ilerliyordu. Yolun yansi katedilmişken diğer seslere benzemeyen giizel ve hafif bir ses işitildi. Peygamber Cebrail ve Mikail'in yetmiş bin melekle Fatıma'yı uğurlamaya geldiklerini anlaym-ca, bir ara duraklayıp onlardan yeryüzüne niçin indikle-rini sordu.
    Onlar; "Biz, dediler. Fatıma'yı gelin evinden damat evine uğurlamaya geldik." 0 sıra bütün melekler, Cebrail ve Mikail'in eşliğinde tekbir getirdiler. Resul-i Ek-
    239
    rem de onlara katıldı. Sonra da hanimlarma dönerek; "AM ve Fatı-ma'yı sevinç, iftihar ve neşeyle odalarına götürün; ama Allah'm razı olmayacağı bir şey söyleme-yin!" diye buyurdu. Bunun iizerine kutlu hatunlar se-vinç, neşe ve sayısız tekbirlerle AM ve Fatıma'yı zifaf odasına uğurladılar. "Bu olaydan sonra düğünlerde tekbir getirmek (Allah-u Ekber demek) sünnet hâline geldi.1
    Ufak Bir Tarayış
    Ne yazık ki günümüz evliMklerini yukarıda zikredi-len ilâhî evMlikle karşılaştırdığımızda aralarında büyük bir farklılığın mevcut olduğunu görmekteyiz.
    Zira bugün modern çağda olduğumuzdan, tekbirler yerine şeytanları çağıran ezgiler şiar edinilmiş; şairlerin yerini solistler almıştır. Hatta ve hatta eğlence türleri değişik boyutlara varmış, alabildiğince hayasızlığı yay-gınlaştırmış-tır. Raks türünden çeşitli danslar türetil-miş, düğünler âdeta fuhuş yuvaları hâline getirilmiştir. Bu yüzden iffetsizlik hayâsızlık, ahlâksızlık kısacası hayvanileşme ve gerisin geriye cahiliye devrine tekrar dönme, bu çağda baş göstermiştir.
    Hayâsızlık ve edepsizliğin toplumda yayılmasına vesile olanlar şu ayeti bilmezler mi?
    1- Menakıb-i İbn-i Meğazilî-i Şafî, s. 344. 240
    "İnananlar içinde edepsizliğin yayılmasını isteyen-lere dünyada da, ahirette de acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz."1
    Bazen de ilâhî evlilik adına yine aynı şeyler yapıl-maktadır. Birçokları tekbirler yanında kadın seslerin-den de yararlanmışlardır, "evlilik matem değildir" veya "eğlenmek hakkımızdır" gibisine aksi iddia edilmeyen iddialara tutunabildikleri kadar tutunmuşlardır. Oysaki Islam çerçevesinde şeytanî amellerle ilâhî ameller asla bağdaşmamaktadır. Eğlence, Islâmî ve ahlâkî kuralları çiğnediğinde hayvani eylemlere kadar uzar. Hatta, bazen failler bundan da aşağılık olurlar.
    Yüce Allah zikredilen onca sıfatlara sahip kimseler için bakınız ne buyurmaktadır:
    "Onlar dört ayaklı hayvanlara benzerler. Hatta daha da aşağılıktırlar. İşte onlardır gafillerin ta kendi-leri."2
    Yukarıda zikredilenler bir kenara, günümüz âdetlerinden bir başkası olarak yine göze çarpan, gayr-i İslâmîgeleneklerin alınmasıdır. Bununla da kalınmayıp gelinler teni açıkça gösteren bu tür giysileri giyerek damatla şehir turları yapılmakta, en azından davetliler karşısında seyre tabi tutulmaktadır. âdeta damattan önce halktan gelinin seyri istenir gibi...
    l-Nûr/19. 2-A'râf/179.
    241
    Yüce dinimizce bu pek çirkin, pek kötü bir âdettir. "Âdet" değilse de bu tabiri kullanmak doğru olsa ge-rek. Zira bu tür rezaletlerin olduğu yerlerde Müslüman-lar dahi görülmektedir.
    Ehlibeyt mektebini örnek edinmek isteyen her Müs-lüman'a şunu söylememiz gerekmektedir ki, saadete erişmek için insanca yaşamak ve insanca yaşamak i-çin de kâmil insanları örnek almak, en azından onlara benzemek tek gaye olmalıdır.
    Bir Teklif ve AM (a.s)'dan Cevap
    Münafıklardan biri, Hz. Fatıma (s.a)'nın çeyizi az ol-duğundan, Ali (a.s)'ı incitmek, onu küçük düşürmek istiyordu. Bir gün bu gayeyle Ali (a.s)'ın yanına gelerek şöyle dedi:
    "Ey AM, sen içimizde en kâmil, makamı en yüce, derece, ilim ve fazilette en üstünümüzsün. Araplar ara-sında en cesurumuz ve en yiğidimiz de sensin. Niçin yemeğini kazanda pişirip kapağında yiyen fakir bir kız-la evlendin? Eğer benim kızımla evlenseydin evimden evine kadar pahalı çeyizlerle yüklü yüzlerce deve dizer, sana verirdim..."
    Ali (a.s) şöyle cevap verdi:
    "Bu evlilik yüce Allah'ın rızasıyla gerçekleşmiştir. Gayemiz onun rızasıdır. Para biriktirip dünyanın süsüne aldanmak bize göre değildir. Bizler paramızla övünme-yiz. Övünmek yalnızca takva ve iyi ameller üzerinedir."
    242
    Ali ve Fatıma Zifaf Odasmda
    Peygamber hanımları, Fatıma (s.a)'yı süsleyip en giizel kokularla bezediler. Daha sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) AM ve Fatıma'yı yanına çağırtıp AM (a.s)'ı sağına, Fatıma'yı (s.a) da sol tarafina oturttu. Her ikisini de bağrına basıp alinlarmdan öptü. Daha sonra Fatima'nm eMni AM'nin eline verdi ve AM (a.s)'a; "Fatıma iyi bir eş-tir." diye buyurdu. Sonra da Fatıma (s.a)'ya dönerek; "AH iyi bir kocadır." şeklinde buyurdu. Ardindan, risalet hanedanimn kutlu hatunlarına şöyle buyurdu:
    "Artik Ali ve Fatıma'yı (as) odalarma uğurlayın, sonra da buradan aynlm!.."
    Hatunlar iki semavî nuru odalarma götürüp dışarı çıktıktan sonra Resul-i Ekrem içeri girip, Fatıma (s.a)'dan su dolu bir tas getirmesini istedi. Getirilen su-dan bir miktar alıp Fatıma (s.a)'nın üzerine serpti ve geri kalamyla da abdest almasim, mübarek ağzını yı-kamasını istedi.
    Sonra da yine su isteyip AM (a.s)'ın üzerine serpti de ondan da suyun geri kalamyla abdest almasim ve mii-barek ağzını yıkamasını istedi. Daha sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) her ikisini de öpüp, mübarek elini semaya kaldırdı ve şöyle dedi:
    "Ey Allah'im! Bu evliliği mübarek ey/e ve onlara tertemiz bir nesil ihsan et."
    Sözün kısası, Resul-i Ekrem zifaf odasından çık-mak istediklerinde, Fatima (s.a) muhterem babalarimn
    243
    ayaklarına kapanıp ağladılar. Resul-i Ekrem bunu gö-rünce şöyle buyurdu:
    "Ey kızım (Sakın ağlamayasın)! Çünkü ben, sen/ insanlann en hayırlısı ve en alimiyle evlendirdim."
    Daha sonra Resul-i Ekrem eşiğe varıp, iki nura hi-taben şunları buyurdu:
    "Allah sizleri ve neslinizi tertemiz kilsm. Dostlanniz benim dostlarim, düşmanlarınız ise düşmanımdır."
    Deryadan Yalnizca Bir Katre
    Resul-i Ekrem (s.a.a) mübarek kızları Fatima'nm (s.a) düğün gecesi için yeni bir gömlek satin almış, onu Fa-tıma'ya hediye etmişlerdi.
    Yine o gece Fatima (s.a) ibadetle meşgul olduğu vakit fakir bir dilenci kapıyı çalmıştı da Fatima (s.a) i-badeti yarıda bırakıp kapıyı açmıştı.
    Miskin ve zavallı yaşlı bir kadm. "Ey Fatima, diyordu. Nübüvvet evinden eski bir gömlek istiyorum."
    Fatima (s.a) bir müddet düşündü. Biri eski, diğeriyse muhterem babasimn hediye etmiş olduğu yeni gömlek olmak üzere iki gömleği vardı. Eskiye razi olan kadina eski gömleğini vermek istediyse de Kur'ân-i Kerim'den; "Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) infak
    244
    etmedikçe asla iyiliğe eremezsiniz."1 ayet-i kerimeyi hatırlayıp yeni göm-leği verdi.2
    Ertesi gün Resul-i Ekrem Fatıma'nın evinin önün-den geçerken, Fatıma'yı eski gömleğiyle görünce, sor-du:
    — Neden yeni gömleğini giyinmemişsin? diye sor-du.
    — Onu fakir bir kadına verdim.
    — Eğer eski gömleğini fakire verseydin ve yeni gömleğini de kocandan ötürü kendin giyinseydin daha iyi olmaz mıydı?
    — Babacığım, ben sizin yaptıklarınız gibi yaptım ve sizin fillerinize amel ettim. Zira, annem Hatice (s.a) ha-yattayken tüm varlığını sizin yolunuza feda etti. Vaktiy-le fakirin biri sizden giysi istemişti de, siz de ona kendi gömleğinizi vermiştiniz. Sonra da hakkınızda Kur'ân-ı Ke-rim'de; "Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma, sonra kınanır, hasret, piş-manlık içinde kalırsın."3 ayet-i kerimesi nazil olmuş-tu...
    Resul-i Ekrem (s.a.a) Fatıma (s.a)'nın bu güzel dav-ranışı karşısında sevgi ve heyecanla göz yaşını tutama-yarak ağladı ve mübarek kızını bağrına bastı...4
    l-Al-iİmrân/92.
    2- Tabakât-ı İbn-i Sad, c.8, böl. 1, s. 14
    3-İsrâ/29.
    4-Reyahin'uş-Şeriat, c.l, s. 105-106.
    246
    ZİFAF GECESİNİN ADABI
    Zifaf gecesi, yeni evlenmiş kız ve erkekler için ömürlerinin en hassas anıdır denilebilir. Kız ve er-kek evliliğin ilk adımlarına bu gece ile başlarlar, birbirlerine karşı hayat arkadaşı olma yolunda, zifafın heyecanı ve mutluluğu bir ömür boyu hatıralarda taze-liğini korur.
    Biz Müslümanlar için bu gecede yapılması müstehap olan birçok ameller vardır. Bu ameller ilâhî emirler olup, eşlere yaşamlarında bereket, çocuklarına ise terbiye bahşeder. Bunlardan ilki sırasıyla abdest, namaz ve duadır.
    Namaz Allah'a kulluğun gereği olduğu gibi, burada namazdan kasıt eşlerin, her şeyiyle hazır, süslenip be-ze-tilmiş bir evde nefislerine değil de, Allah'a itaat et-melerinin simgesidir.
    Ayrıca namaz, Şeytanı ümitsiz edeceğinden bir-leşme esnasında onlardan doğacak çocuklardan şey-tana pay vermemektir. Müslüman eşler bu vesileyle birbirlerine karşı tam güven içerisinde, gönül rahatlığıy-
    247
    la aynı yöne, hakka doğru ilerlerler. Bunlarm yam sira, kılacakları namaz onları sakinleştirir.
    Bu gecede zikredilen amellerin ve bunlarm vesile olduğu güzelliklerin varlığını inkâr etmemeli, mutlak surette amel etmelidir. Zira, böyle bir kimse sırf bu yüzden kayıtsız kalır da inkârında inat ederse Allah'a inanmamış demektir.
    Namaz ve diğer amellere de uygun ve güzel bir â-dâpla başlamalıdır. Erkek, her şeyden önce kızdan abdest almasını ve namaz için odada hazır bulunması-nı ister. Ardından kendisi de abdest alıp namaz için ha-zırlanır. 0 gecenin tüm adap ve duaları sona erdikten sonra1 hayatlarmm en mutlu anlarını gönül hoşluğu ile başlarlar.
    Yalnız erkek mutedil olmayı hiçbir zaman elden bı-rakmamalıdır. Ilişki her şeyden önce heyecandan uzak olmalı, aniden başlatılmamalıdır. Çiftler birbirlerini ar-zulayacakları en güzel hâle büründürmelidirler. Eğer erkek sadece kendi nefsi arzusunu tatmin için hareket ederse, hanım bu vakadan hoşlanmadığı gibi vücu-dunda rahatlık da hissetmez.2
    1- Adap ve dualara ayriyeten konunun sonunda açık bir şekilde yer verilmiştir.
    2- Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: "Birlikte olurken kadınları-nıza horozun tavuğa yaklaştığı gibi (aniden) yaklaşmayın. El oyunlan ve okşamalarlayaklaşın." (Hilyet'ul-Muttakin, s. 126.)
    248
    Burada şu konuya değinmekte fayda vardır. Evlilik öncesi kızın bâkire olması şarttır. Eğer akdin yanında kızın bâkire olması şart koşulursa bu, kesinlik kazamr. Aksi takdirde aldatma olarak nitelendirilip, erkek hakh bir şekilde kızı boşayabilir.
    Yalnız, birleşme esnasında veya birleşmeden sonra kizm orgamndan kan akmamasi, onun bâkire olmadı-ğını göstermez. Zira, kızlarda olmasi gereken ve halk arasında "kızlık zarı" veya "bâkirelik perdesi" olarak bi-linen bu incecik zann çeşitli türleri vardır. Bazıları ilk cinsel ilişkiyle yırtılır, bazılarıysa defalarca yapılan iliş-kilere rağmen yırtılmaz.
    Uzman doktorlar bu özelliğe sahip kızların küçük bir cerrahi operasyona ihtiyaçları olduğunu vurgulamışlar-dır.
    Bir diğer sebep ise, yine kizhk zarimn sarkik, esnek, uzun ve geniş cinslerden olmasıdır. Dolayısıyla böyle durumlarda tenasül uzvu zara yetismeyecek kadar kisa olursa zar yırtılmayacaktır.
    Bugün ülkemizin genellikle, ilişki sonrası çıkan ka-nm gosterilmesi gibi âdetlerin yaygın olduğu doğu ve orta doğu bölgelerinde sadece bu konunun açıklığa kavuşturulmaması yüzünden birçok masum kız zina vb. gibi pek çirkin ithamlarla yüz yüze gelmişler, "na-mussuz" damgasıyla toplum içerisindeki haysiyet ve şereflerini kaybetmişlerdir.
    249
    Ancak, bu durumlarda tıbbında dediği gibi, uzman bir doktora başvurulmalıdır. Bu erkeğin görevidir. Zira eşinden kan çıkmamışken kimseye söylemeden bu mühim görevi üstlenmeli, evlilik hayatları için sırrını gizlemelidir. Aksi takdirde haber duyulur da eşini bo-şar, sonra temiz olduğunu öğrenir ve tekrar evlenirse veya en azından böyle bir şey olmaz da yalnizca haber yayılırsa halk arasında çıkacak dedikodulardan ve kötü sözlerden kendini sorumlu tutmalıdır...
    Zifafın gece olması müstehaptır. Müstehap amel-lerden bir diğeri de aşağıda zifaf için zikrettiğimiz ha-dis-i şeriftir:
    "...Gelln hanım eve ğirdiğinde ayakkabılarını çı-kar ve sonra ayaklarını yıka. 0 suyu kapının bir u-cundan başlayarak odanın dört bir yanına dök. Eğer bunu yaparsan yüce Allah senden, yetmiş bin çeşit fakirliği defeder ve (ayrıca) yetmiş bin çeşit bereket verir..."1
    İmam Muhammed Bâkır (a.s)'dan zifaf gecesine ait şöyle bir hadis nakledilmiştir:
    "Gelini odana ğönderdiklerinde, daha içeri ğirme-den ona abdest almasını emret. Sen de abdest al ve iki rekat namaz kıl sonra da odanın dışındakilere, ğe-line de namaz kılmasını söylemelerini iste. Ardından Allah'a şükret ve Muhammed (s.a.a)'e ve Ehlibeyti'ne
    1- Bihar'ul-Envar, c.100, s. 280, h. 1. 250
    salavat ğönder, dua et ve gelinle birlikte orada bulu-nan kadinlarm da amin demelerini iste. Sonra da şu duayi oku:
    "Allahumme-rzuknî elfeha ve vuddeha ve rizaha ve arzini biha vecma1 beynena bi ehsani ictimain ve anesi i'tilafin fe-inneke tuhibbul helale ve tekrehu-l heram."
    "Allah'im onun iilfet, sevgi ve rizasmi bana nasip eyle, beni onunla hoşnut kıl, bizi en güzel bir şekilde bir araya getir ve şüphesiz sen helali seviyorsun harami ise sevmiyorsun."1
    Imam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:
    "Zifaf gecesi eşinin yanına vardığında aim iizerin-deki saçlarından tut ve kıbleye doğru çevirerek şu duayi oku:
    "Allahumme bi-emanetike ahaztuha ve bi-keIima-tike istehleltuha, fein kazayte lî minha veleden fec'el-hu mubareken takiyyen min şiati Âl-i Muhammed vela tec'el li-ş'şeytani fîhîşereken vela nasiba"
    "Allah'im bu hanımı eşim olarak senden emanet aldim ve kelimelerinle helâl kıldım kendime, öyleyse bu evlilikten bize çocuk yazmışsan onu mübarek ve muttaki kil ve onu Âl-i Muhammed (s.a.a)'e bağlı Müs-
    l-Hilyet'ül-Muttakin, s. 133.
    251
    lümanlardan eyle ve onda, şeytan için bir pay ve nasip kılma."1
    Başka bir yerde de yine Imam Cafer Sadık (a.s)'dan buna benzer şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:
    "Elini eşinin aim üzerine koyarak, şu duayı oku:
    "Allahumme ela kitabike tezevvectuha ve fî ema-netike ahaztuha ve bi-kelimâtike istehleltu ferceha fe in kazayte lî fî-rahimiha şey'en fec'elhu seviyya ve la tec'elhu şereke şeytanin."
    "Allah'ım, kitabındaki buyruğun üzere bu hanımla evlendim ve onu emanet olarak aldim senden, kelime-lerinle helâl kıldım onu kendime. Öyleyse benim için rahminde bir şey yazmışsan eğer, ona düzenli bir biçim ver ve şeytanı onda ortak etme."
    Ravi, İmam (a.s)'a; "Şeytanı onda ortak etmek"ten kasıt nedir? diye sormuş, İmam ise cevabında; "Eğer cinsel birleşme esnasında Allah'm adı anılırsa, şey-tan uzaklaşır aksi takdirde çocuk her ikisinden diin-yaya gelmiş olur." demişti.
    Ravi tekrar, "Doğan çocukların şeytanla olup-olmadı-ğını nereden bilebiliriz?" diye sorunca, imam; "Bizi (Ehli-beyt'i) sevenlerin çocukları şeytandan de-ğildir ama kim bizi sevmez de bize düşman olursa iş-te onlarm evlâtları şeytandandır." buyurmuştu.2
    l-Hilyet'ül-Muttakin, s. 134 (2. Baskı). 2- Hilyet'ül-Muttakin, s. 134 (2. Baskı).
    252
    CİNSEL ILISKININ ADABI
    Ister ilk evlilikte olsun, isterse devam etmekte olan evliliklerde olsun, fertler arasındâki cinsel ilişkinin çocuk ve aile üzerinde ehemmiyeti pek büyüktür.
    Sahih bir birleşme, aile içerisinde huzur ve rahathk sağladığı gibi bireylerin birbirlerine olan sevgi ve mu-habbetini de devamlı kılar. Doğacak çocukların ruh, fi-zik ve zekâ gibi fıtrî özeliklerini sağlamlaştırır; hâl böyle olunca daha sıhhatli nesil oluşur.
    Bugün, karı-koca arasında boşanmaya kadar varan birçok anlaşmazlıkların ve ayrıca sakat olarak dünyaya gelen çocukların kökeni yine bu konuya dayanmakta-dır.
    Kadın, erkek için erkek de, kadın için tam bir do-yum olmalı, ilişki içtenlikle ve ahlâki kurallara uygun olarak yapılmalıdır. Zira anne ve babanın ruhî özelikle-ri, güzellikleri dumura uğrar ve gelecek nesiller üzerin-de de etkili otur.
    253
    Bu konuda cinsel ilişkiden önce dikkat edilmesi gereken birkaç konuya yer vereceğiz:
    a-Temizlik
    Insan fıtratı gereği temizliği sever. Yani fıtratı gere-ği gulden hoşlanan insan, temizlikten de hoşlanacaktır. Fıtrata uygun olmayan şeyleri yapmak, insan ruhu iize-rinde etki bıraktığı gibi temizliğe özen gostermemek de insan ruhu üzerinde eser bırakacaktır. Ehlibeyt Imam-lari bu konuda; "Kulun kötüsü, kirli olanıdır."1 şeklinde buyurmuştur.
    Evlilik hayatında temizlik büyük öneme haizdir. Genel olarak evlilik temiz giyinme, vücut temizliğine özen gösterme, ev temizliği, birleşme yerinin temizliği ve çocuk te-mizliği üzerine olmalıdır. Hamarat ama te-mizliğe özen gös-termeyen hanımlar, erkekler tarafın-dan pek kale alınmazlar. Öte yandan, güzel olmayıp temizliğe gereken ilgiyi gös-teren kadınlar ise kocaları tarafından ilgiyle karşılanırlar.
    Cinsel ilişki esnasında çıkabilecek ağız ve ter ko-kusu, çiftler arasında hoş karşılanmayacağı gibi, bık-kınlığa da yol açacaktır. Bu da evlilik hayatında kirlili-ğin ne kadar olumsuz etkilerinin olduğunu göstermek-tedir.
    1- Vesaü'uş-Şia, c.l, s.277, Eski Baskı. 254
    b-Güler Yüzlülük
    Her yüz, ufak bir gülümsemeyle daha da güzelleşir. Bazen küçük bir tebessüm, ağırbaşlılık ve iyimserlikle taş kalpli insanların, dize getirildiğine, defalarca şahit olmuşuzdur.
    Toplumun her sahasında samimi ve güler yüzlü olmak toplumun kırgınlık ve kızgınlıklarını asgariye in-dirir; hem toplumda ve hem ailede sevgi, saygı ve mu-habbete vesile olur. Yalnız güler yüzlülük ile aşırılık an-laşılmamalıdır. Laubali gülüşler, alaylı kahkahalar ve küçük düşürücü tebessümler, elbette ki kastedilen şey-lerden değildir. Bu konuda yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
    "Ey inananlar (içinizden) bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Belki alay ettikleri kimseler kendilerinden daha iyidir. Kadınlar da başka kadın-larla alay etmesinler, belki onlar da kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra ne kötü bir şeydir bu. Ve kim tövbe etmezse işte onlardır za-limlerin ta kendileri."1
    Ayet-i kerime'den de anlaşıldığı gibi alay etme, a-laylı olma iyi sıfatlardan olmayıp, örfen de hoş karşı-lanmayan bir şeydir.
    l-Hucurât/ll.
    255
    Güler yüzlülük, halk arasında sevilen ve hoş karşı-lanan bir sıfattır. Dolayısıyla aile içerisinde samimiyeti arttıracak, eşleri birbirine karşı birer aşık kılacak etkili amellerden biri de budur. Bu yüzden aile içerisinde mümkün olduğu kadar güler yüzlü olmalı, hüzün ve keder gizlenmelidir.
    Ehlibeyt İmamları bu konuda şöyle buyurmuştur: "Mümin mutluluğunu yüzünde izhar edip, hüznünü kalbinde ğizleyen kimsedir."1
    c- Sevgi
    Kadın ve erkeğin birbirlerine duydukları sevgi, dost-luk ve ilgi evlilik zincirinin en önemli halkalarındandır. Bu halkalar, insan vücudunun manevî merkezi olan kalpte toplanmış, gerektiğinde izhar etmek için, yine burada koruma altına alınmıştır. Insan, kalp vesilesiyle başkalarına karşı bazen sevgi, bazen ise kin besler. Kin ve sevgi farklı şeyler olduğundan, iki zıt şeyin aynı anda aynı yerde olması ilginç karşılanabilir. Kalp, kin ve sev-giyi aynı yerde taşırsa insan için zararlıdır. Yalnız bu Allah için olur da, onun rızası için bir şeye sevgi duyar ve yine 0 istediği için bir şeye kin beslerse, her ikisinin de çıkış noktası ilâhî rıza olduğundan hayırlıdır ve zararı da olmaz. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle bu-yurmuştur:
    1- Nehc'ul-Belağa, Kısa Sözler: 333. 256
    "İyi insanın on alâmeti vardır:
    1- Allah için sever.
    2- Allah için buğz eder.
    3- Allah için arkadaş olur. 4-Allah için ayrılır.
    5-Allah için kızar. 6-Allah için razı olur. 7-Allah için çalışır.
    8- Allah'a rağbet eder.
    9- Allah'tan korkar.
    10-Ve Allah için iyilik eder."1
    Kadın ve erkeğin, evlilik çatısı altında birbirlerine karşı duydukları dostluk ve sevgi ailenin en değerli ah-lâki temellerindendir. Bundan da öte, Islâmî ve ibadi açıdan dostluk ve sevgi, Islâm'ın bir gereği olduğundan Allah katındaki değeri de şüphesiz büyüktür.
    Kadın, yaratılış icabı sevilmeyi erkeğe nazaran da-ha ziyade ister. Tath bir iislup ile "seni seviyorum" diye hitap edildiği düşünülecek olursa bu sözlerin bir hamm için ne kadar değer ifade ettiğini tarif etmek zor olur, onu ömrü boyunca unutmaz. Dolayısıyla kadın sevgisi-ni izhar eden eşine gönülden bağlanacak, yaşamını emanet olarak verdiği kocasına yine güven duyacaktır. jşte, eşlerin birbirlerini sevmelerinin dinimizce
    l-Tuheful-Ukul, s.21.
    257
    müstehap olarak geçmesinin asıl sebebi de bu olsa ge-rek. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuş-tur:
    "Eğer erkek eşine "sen/ seviyorum" derse iltifatın ğüzelliği ve yumuşaklığı asla onun aklından çıkma-yacaktır."1
    Yalnız önceden de belirttiğimiz gibi sevgi ve dostluk Allah rızası doğrultusunda olmalıdır. Kadına aşırı ilgi duy-mak, Allah'ı unutturacak şekilde birbirlerini sev-mek ve bağlanmak, dolayısıyla asıl sevilecek olan Al-lah'tan yüz çevirmek, şeytani amellerdendir. Zira, şey-tan kendi makamını beğenip ilâhî rızaya boyun eğme-yince "kötülüklerin kaynağı" gerçek bir şeytan olarak makamından kovuldu. Işte bu yüzden ilâhî makamda, sevgi yapıcı olmalı yıkıcı olmamalıdır.
    d- Hazırlıklı Olmak
    Yüce Allah, kadın ve erkeği birbirlerine karşı doyu-rucu olarak yaratmıştır. Cinsel birleşmede kadın, erkek için, erkek de kadın için tam bir doyumdur. Yalnız, bir-leşme esnasında bazen kadın için doyum gerçekleşmez ve kadın orgazm olamaz.
    Bilindiği üzere erkeğin şehveti erken uyanır ve yine meninin boşalmasıyla erken söner. Kadında ise bunun aksine, şehvet geç gelir ve yine geç söner.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:3, h:9. 258
    Cinsel ilişki sırasında bazen her iki taraf da aym anda doyuma ulaşır. Bazen ise erkeğin doyumu erken olduğundan kadm aym anda orgazma (doyuma) ulaşamaz. Veyahut da erkek ilişkiye erken başladığın-dan, kadm ilişkiden fazla zevk alamaz.
    Bu nedenle erkek, ilişkiden önce kadını çeşitli u-yarmalarla ilişkiye hazırlamalıdır. Imam Riza (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:
    "Birleşme öncesi eşini yumuşat. Çünkü sen on-dan neyi istiyorsan o da senden onu istemektedir..."1
    Erkeğin kendi helalıyla yapacağı ilişki öncesi amel-ler Arapça'da "mülâabe" yani mizah, oynaşma, şaka-laşma kelimesiyle tarif edilmiştir. Mülâabe kadının i-lişkiye hazırlanması için gereklidir. Bu konuda Imam Cafer Sadık (a.s)'dan birçok hadis nakledilmiştir.
    Imam'dan, erkeğin kendi eşini soyundurup onu seyretmesinin bir sakıncası var mıdır? diye sorulmuş-tur. Imam'ın verdiği cevaptan sakıncasız olduğu ve in-sanın kendi eşiyle mülaabe yapmasının iyi olduğu an-laşılmıştır.2
    Şu da açıkça söylenmelidir ki, kadın çok duyarlı ol-duğundan erkeğin birkaç el hareketiyle cinsel ihtirasla-rını onun hizmetine sunacak, kendini ona teslim ede-cektir. Bu yüzden birçok alimler mülaabe edilmeden
    1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.287, h:19.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:59, h:l.
    259
    yapilan cinsel ilişkilerin mekruh olduğunu söylemişlerdir.
    Cinsel birleşme sırasında kadında erkeğe karşı cinsel uyarımlarda bulunmahdir. Kadin, utanmamah, ko-casını vücuduyla tatmin etmelidir. Imam Muhammed Bâkır (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:
    "Kadınların en hayırlısı kocalanyla cinsel ilişkide bulunduklan vakit elbiselerini çıkardıkları gibi utan-mayi da kendilerinden uzaklaştıranlar ve birleşmeden sonra elbiselerini giyindikleri gibi utanmayi da onunla birlikte giyinenlerdir."1
    Imam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:
    "Kadınla şakalaşmadan ve çokça mülaabe etme-den ve yine göğüslerini sikmadan cinsel ilişkide bu-lunma. Eğer böyle yaparsan şehvet ona galip gelir ve... senin onu arzuladığın gibi artik o da sen/ arzu-lar."2
    Resul-i Ekrem (s.a.a) de bu konuda şöyle buyur-muştur: "Şu üç haslet cefadandır:
    1- Bir kimsenin yolculuk edip de yol arkadaşının adını ve baba adını sormayışı.
    2- Bir kimsenin yemeğe davet edilip de icabet et-memesi veya icabet edipte davet edilen yemekten ye-memesi.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:6, h:12. 2-Mustedrek'ül-Vesail, c.2, s.545.
    260
    3- Erkeğin helaliyle el ve diliyle oynaşmadan cinsel ilişkide bulunması."1
    Uyarılmaksızın ilişkiye başlamak kadında sinir bo-zukluğu, zayıflık vs. gibi daha birçok hastalıklara sebep olabilir. Ayrıca ilişkinin rahat ve zevkli olabilmesi için de uyarılma mutlaka gereklidir.
    Ilk etapta kadının rahatça doyuma ulaşması çok mühimdir. Zira böyle olursa doğacak çocuk sağlıklı, metin, sinir ve öfkeden uzak biri olur.
    Ilişkinin kötü olması ve dolayısıyla karşı tarafın bundan acı duyması doğacak çocuklarda ruhi bozuk-luklar, cis-mî eksiklikler vs. gibi kötü sonuçlara sebep olabilir.
    Zifaf öncesi dikkat edilmesi gereken dört mühim konudan sonra, şimdi Hz. Ali (a.s)'dan rivayet edilen birkaç hadisle konuyu sona erdiriyoruz:
    1- En büyük cahillik, kabalıktır.
    2- Güler yüzlü olmak, muhabbetin doğmasına yol açar.
    3- Insan, iyiliğin kuludur.
    4-Aklın meyvesi, halk ile iyi geçinmektir.
    5- Kabalık, her nerede olursa olsun onu çirkin gös-terir.
    6- Insan iyilik vesilesiyle halkın kalbinde yer eder ve onasahip olur.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:57, h:3.
    261
    7- Din ve dünya emniyeti, halk ile iyi geçinmekte-dir.
    8- Güler yüzlülük, masrafsız bağıştır.
    9- Ağırbaşlılık, arkadaşlığa yol a car.
    10- Yiice Allah'm en hayirh kullan, iyilik ettiğinde mutlu olan ve kötülük ettiğinde de af dileyen kimseler-dir.
    11- Kabalıktan kaçın; çünkü o, çirkin ahlâktandır.1 Imam Cafer Sadık (a.s)'da şöyle buyurmuştur: "Kimin imam çoğalırsa, şüphesiz eşine karşı mu-
    habbeti de çoğalır."2
    MANEVÎ USULLER
    Cinsel ilişkide bulunmanın zahiri adabının yanı sıra, ilişki esnasında bazı manevî sünnetlere riayet etmek de müstehaptır. Bu manevî edeplerden biri de abdestir. Abdestin felsefesi, birbirine helâl olan kadın ve erkeğin cinsel ilişkide bulunmasının ibadet olarak algılanması-dır. Bu düşünceyle Islâm'a tâbi olan Müslümanlar cinsel birleşmeye bir ibadet gözüyle bakabilirler. Insan kendi eşiyle birleşme esnasında şeytanın onları sap-tırması mümkündür. 0nun için ilişkiye başlamadan once: "Euzu billahi min'eş-şeytan'ir-racim" yani, "Kovul-muş Şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım." demek
    1- Gurer'ül-Hikem.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:3.
    262
    müstehaptır. Eşler birleşme vâktinde, kendilerini her türlü kötü düşünce ve günahlardan arındırmalıdırlar. Aksi takdirde dünyaya gelen çocuk uyumsuz ve kötü ahlâk sahibi bir evlât olur. Örneğin eşlerden birisi şarap içerek ilişkiye başlarsa onlardan dünyaya gelecek ço-cuk şüphesiz kötü biri olacaktir. Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
    "Şarap içen kocayla ilişkiye razı olan her kadın ğökteki yıldızların sayısı kadar ğünah işlemiştir ve ondan dünyaya ğelen çocuk fasıktır..."1
    Bir dergide şöyle yazıyordu: Afrika'da yaşayan iki zenci çift, ilişkileri sonucu kızıl derili bir çocuğa sahip olmuşlardı. Bu olayı araştıran bilim adamları, incele-meleri sonucunda şu neticeye varmışlardı; o zenci er-keğin kızıl derili bir sevgilisi varmış. Eşiyle cinsel ilişki esnasında gözüyle duvara asılı olan sevgilisinin fotoğ-rafına bakarak onu zihninde canlandırıyormuş. Menide eser bırakan bu düşünce kendi sevgilisine benzeyen bir çocuğun dünyaya gelmesine neden olmuş.
    All a me Şirazi "Kanun" adlı kitabın şerhinde şöyle yazıyor: Bana böyle bir olayı naklettiler: Değerli alim olan Necmettin Cefâ'nın kızı, kafası insan, gövdesi ise yılana benzer bir çocuk doğurdu.
    0 çocuk gelip annesinin göğsünden süt içiyor daha sonrada su ve çeşitli sıvı maddelerden oluşan bir gölün
    1-Leali'l-Ahbar, s:267.
    263
    kenarında diğer yılanlar gibi yaşıyordu. Kısa bir müddet sonra alimler onun öldürülmesine dair fetva verdiler. 0 kadına niçin böyle bir çocuk doğurdun diye sorulunca şöyle cevap verir, bilmiyorum, ama hatırladığım tek şey, cinsel ilişki esnasında korkunç bir yilamn yüzünü zihnimde canlandırarak vahşet ettim.
    jşte bu sebeplerden dolayı çeşitli rivayetlerde cinsel ilişki esnasmda "Bismillah" diyerek Allah'a sığınmanın faydalı olduğu nakledilmiştir.
    Müminlerin önderi Hz. Ali (a.s) bu konu hakkmda şöyle buyururlar: "Cinsel ilişkide bulunmak isteyen kimse şu duayı okusun: Bismillahi ve billah. Allahumme cennibn'iş-şeytane ve cennibiş şeytane ma razak-tenî".
    Allah'ın adıyla başlıyor ve ondan yardim diliyorum. Allah'ım, beni şeytandan ve şeytanı da bana nzk olarak vereceğin evlâttan uzaklaştır.
    "Şeytan, böyle dünyaya ğelmiş olan çocuğa bir zarar veremez."1
    İmam Cafer Sadık (a.s)'dan birleşme esnasında şu duanın okunmasının müstehap olduğu kaydedilmiştir:
    "Eûzu billahissemiil elim mineş şeytanir racim"
    "Allah katından kovulan şeytanın şerrinden, âliın ve işiten Allah'a sığınırım."2
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:68, h:3.
    2- Tefsir-i Ayyaşi, c:2, s.300.
    264
    Cinsel ilişki esnasında okuyabileceği dualardan biri de şudur:
    "Bismillahirrahmanirrahîm ellezî lâ ilahe ilia huve bediu's-semavati vel arzi."
    "Allahumme in kazeyte minni fî hazihil leyleti ha-lifeten fela tec'el liş-şeytani fîhî şerîken vela nesîben vela hezzen vec'elhu mu'minen muhlisen müseffa mi-n'eş-şeytani ve riczihi, celle senauke."
    "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ondan başka ilâh yoktur. 0 ğökleri ve yeri var edendir."
    "Allah'ım, eğer bu ğece bana bir ev/ât ihsan etmiş /sen onda şeytan için bir pay ve nasip kılma. Şeytana bir fayda eriştirme! Evlâdımı temiz müminlerden ka-rar kill Ve onu şeytandan uzaklaştır ey övülmesi ulu olan Allah'ım."1
    Bize ulaşan hadislerin birinde Ebu Basir şöyle der: İmam Cafer Sadık (a.s) bir hadis-i şerifinde şöyle bu-yurdu: "Sizin erkekleriniz cinsel ilişki esnasında ka-dınlarına ne söylüyorlar?" Ben; "Meğer insan o anda konuşabilir mi?" dedim. İmam; "Söylenmesi ğereken şeyi sana öğreteyim mi?" diye sordu. Ben; "Evet." de-dim. Imam sadık (a.s) bana, "Şu duayı oku." buyurdu:
    "Bikelimatillahi istehleltu ferceha ve fî emanetil-lahi aheztuha. Allahumme in kazeyte lî fî rehimiha
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, b: 68, h: 4
    265
    şey'en fec'elhu muslimen seviyyen vela tec'el fîhî sir-ken liş şeytan."
    ("Allah'ın adı ve hak söz ile onu kendime helâl et-tim. Onu Allah emaneti adına aldım. Allah'ım ondan bana bir evlât nasip edersen, onu iyilik sever, takva ehli ve salih bir Müslüman karar kıl! Ve Şeytanı onun hak-kında, benim şerikim etme!")
    Daha sonra İmam'a; "Şeytan'ın Âdemoğluna ortak olması nasıl olur?" diye sordum. İmam Cafer Sadık (a.s) bana; "Allah'ın kitabmı okumadın mı? Yüce Allah şöyle buyurun '(Ey Şeytan!) mallarda ve evlâtlarda onlara (Âdem'in zürriyetine) ortak ol!'1 Şeytan erkek ğibi oturur, onun ğibi de ilişkide bulunur." diye buyur-du. Ben bunun alâmetinin ne olduğunu sorunca, İmam sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Bizim (Ehlibeyt) dostluk ve düşmanlığımızdır. Bizim dostumuz o adamın nutfesindendir, düşmanımız ise Şeytan'ın nutfesindendir. "2
    Şeytanın cinsel ilişki esnasında kadın ve erkeğin ilişkilerine katılma yollarından birisi de, erkeğin kendi şehvetini tahrik etmesi için, zihninde başka bir kadını hayal etmesiyle olur.
    Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: "...Böyle ilişkide bulunan kimse, dünyaya ğe-
    l-İsrâ/64.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:68, h:2
    266
    lecek çocuğunun livata eden, akılsız veya özürlü ola-cağından korksun..."1
    CİNSEL ILISKIİLE ILGILI DIĞER KURALLAR
    Her işin iyi bir şekilde gerçekleşmesi için uygun bir ortam ve zamana ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır. Za-man ve mekana ayak uydurularak yapilan işlerin yapıcı ve etkili eserleri vardir. Her işin ortamını giizel bir şe-kilde tammak ve o ortamı hazırlamak, yaşantının akıl üzerine kurulu olduğunu gösterir.
    Tabiata şöyle bir göz attığımızda güneşin, ay in ve yıldızların doğup batmalarında kendine özgü bir za-manlannm olduğunu görürüz. Bunlar, hareket ettikleri vakit doğadaki turn varhklara fayda ve nur saçarlar. El-bette bunlari kendilerine özgü bir zamana ve belirli bir yörüngeye sokan bir güç varsa, o da yalnız yüce Allah'ın sınırsız kudretidir. Örneğin: Bitkilerin yetişip gelişmesi için özel şartlara ve unsurlara ihtiyaç vardır. Aynı şekil-de bitkilerin solup yok olmalarmda da bir takim unsur-lar vardir.
    Biz bu zaman ve mekân şartlarını göz önünde bulundurarak "cinsel ilişki" konusuna değineceğiz. Islam dini, cinsel ilişkinin gerektirdiği zaman ve mekanlar için bir takım şartlar koşmuştur.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:150, h:l
    267
    Değerli okuyucular! Elinizde okumakta olduğunuz bu eser de cinsel ilişkide uygun zaman, mekân ve diğer bazı meseleleri kısa bir başlık altında izah edip daha sonra hadis ve rivayetlerle genişçe ele alacağız.
    Cinsel İlişkinin Zamanı
    Cinsel ilişkide bulunmak, zaman açısından bazen haram, bazen mekruh, bazen de müstehaptır. Bu vakit-leri ve durumları kısa bir şekilde felsefesine değinerek açıklayacağız.
    Cinsel İlişkinin Müstehap Olduğu Anlar:
    1- Mübarek Ramazan ayının ilk gecesi.
    2- Pazartesi akşamı. Bu gecede birleşme sonucu dünyaya gelen çocuğun kaderi iyi olur. Ayrıca Kur'ân hafızı da olabilir.
    3- Salı akşamı. Bu gecedeki birleşmeden dünyaya gelen çocuk, dine bağlı, şefkatli, eli açık, hoş kokulu, gıybet ve iftiradan uzak birisi olur.
    4- Perşembe akşamı. Çocuğun kadı (şer'î hakim) ve âlim olacağı ümit edilir.
    5- Perşembe günü öğle vakti. Eğer kadın, bu vakit-te hamile kalırsa çocuk ihtiyarlayıncaya kadar Şeytan ona yaklaşamaz. Yüce Allah ise ona dinini, dünyasını, sıhhatini ve kurtuluşunu rızk olarak ihsan eder.
    6- Cuma akşamı, yatsı namazından sonra. Çocuğun iyi ve büyük bir hatip olacağı umulur.
    268
    7- Cuma günü ikindi vakti. Çocuk meşhur bilginler-den olur.
    8- Kadın birleşmeyi arzuladığında. Bu son kısım, sadaka hükmündedir.
    Cinsel İlişkinin Haram Olduğu Durumlar: Dört yerde cinsel ilişki haramdır.
    1- Cinsel ilişki, ciddi bir şekilde kadın ve erkeğin veya ikisinden birinin sağlığını tehlikeye soktuğu za-man.
    2- Miibarek Ramazan ayinda (kadm ve erkek veya her birisi oruçlu olduğu zaman.)
    3- Kadm hayızlı ve âdetli olduğunda.
    4- Kadm ve erkek yahut ikisinden birisi hacda ih-ramlı olduğu vakit.
    Cinsel İlişkinin Mekruh Olduğu Durumlar:
    1-Ay (akrep burcundayken) ışığının altında.
    Bu zamanlardaki ilişki sonucu meydana gelen çocuk Imam Kâzım (a.s)'ın buyurduğuna göre düşük ola-
    rak dünyaya gelir.
    2- Deprem olduğu gün ve gece veya gündüz kızıl ve kara yellerin estiği vakit.
    3- Zeval vakti (tarn öğle vakti). Bu zamanda anne rah-mine yerleşen nutfenin çocuğun gözlerinin şaş ol-masına sebep olması muhtemeldir.
    269
    4- Tan yerinin ağarmasından güneşin doğuşuna kadar olan zaman. Yani tan yerinin kızıllığı ve sabah güneşinin arasındaki vakit.
    5- Güneş'in batışından, parlayan kızıllığın kaybolu-şuna dek olan zaman zarfı (güneşin şer'i batma zama-m)
    6- Ramazan ayının ilk günü hariç, her ayın birinci, orta ve son günlerinin geceleri. (Daha önce belirttiğimiz gibi Ramazan ayının ilk gecesinde cinsel ilişkide bu-lunmak müstehaptır).
    7- Ezan ve ikâme arasında cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü çocuğun kan dökmeye doymaz birisi ol-ması mümkündür.
    8- Ramazan bayramı gecesi. Zira çocuğun fazla parmaklı olabileceği muhtemeldir.
    9- Kurban bayramı gecesi. Bu gecede çocuğun parmaklarının az veya çok olabileceğine ihtimal veril-miştir.
    10- Yolculuk gecesi. Çocuğun kendi malını boş ve hak-sız yere harcamasından korkulmaktadır.
    11- Her ayın 29. ve 30. gecesi. Zira çocuğun düş-mesinden, felç olmasından veya zalimlerin yardımcısı olup halka zulüm edeceğinden korkulur.
    12- Gecenin ilk saatinde. Çünkü çocuğun büyücü olması veya dünyayı ahirete tercih etmesi mümkündür.
    270
    13- Yolculukta eğer gusül etmek için su bulmak müm-kün değilse. Ancak cinsel ilişkiye girilmediği tak-dirde canına veya dinine zarar gelirse sakıncası yoktur.
    14- Güneş ve ayın tutulduğu gece ve gündüz.
    Cinsel İlişkinin Mekânı
    Mukaddes Islam dini, bazı yerlerde cinsel ilişkinin mekruh olduğunu kaydetmiştir. Mekruh sayılan bu mekân-lar aşağıdaki maddelerden ibarettir.
    1- Vücudun ön veya arka kısmının kıbleye doğru olacağı yerde.
    2- Açık havada üstü açık şekilde ve evin üzerinde. Çünkü çocuğun iki yüzlü ve bid'at sahibi olmasından korkulur.
    3- Güneş ışınlarının direkt olarak aydınlattığı yerde üs-tü açık bir şekilde. Çocuğun ölünceye kadar fâkir ve perişan olması mümkündür.
    4- Meyveli ağacın altında. Gelecekte çocuğun kan dökücü veya zulüm odağı olmasından korkulur.
    5-Yol kenarında ve umumi geçitlerde.
    6- Gemide.
    7- Ister çocuk, ister büyük olsun, bunlardan birisi-nin onları görebileceği, konuşmalarını ve nefes sesleri-ni duyabileceği yerde.
    Böyle çiftlerin dünyaya gelen çocukları zinakâr ola-bilir. Peygamber (s.a.a) bir hadis-i şerifinde şöyle buyu-
    271
    ruyor: "Camm elinde olan Allah'a yemin ederim ki e-ğer birisi eşiyle cinsel ilişkide bulunur ve bunlan o hâlde uyumamış olan çocuk ğörürse veya söz ve ne-feslerini işitirse onlardan dünyaya ğelecek çocuk be-lalardan kurtulamaz; ayrıca zinakâr olması da muh-temeldir."1
    Başka bir rivayette ise Imam Zeynulâbidin (a.s)'ın eşiyle cinsel ilişkide bulunmak istediği zaman, evden hizmetçileri uzaklaştırdığı, kapıları kapattığı ve perdeyi indirdiği kaydedilmiştir.2
    Cinsel ilişki İle İlgili Diğer Mekruhlar
    Belirtilen mekruh ve müstehapların dışında ayrı özelliklere sahip mekruhlar da vardır. 0 mekruhlar şun-lardan ibarettir:
    1- Ayak üstü durarak cinsile ilişkide bulunmak. Nitekim çocuğun yatağını ıslatması mümkündür.
    2- Kadının ve erkeğin saçlarına kına veya benzeri boyalar vurarak cinsel ilişkide bulunmaları.
    3- Cimâ esnasında, Allah (c.c)'in zikrinden başka şeyler söylemek.
    4- Cimâ esnasında kadının avretine bakmak.
    5- Cinsel ilişikiden sonra eşlerin bir parçayla avret-lerini temizlemeleri.
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:2.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:2.
    272
    6- Cinsel ilişki sonrası gusletmeden tekrar birlikte olmak.
    Evet değerli okuyucu! Kisa da olsa cinsel ilişkide mek-ruh, müstehap ve haram olan şeylere özetle de-ğindik. Şimdi bu konuları hadis ve rivayetlerle ele ala-cağız.
    Cinsel ilişki İle İlgili Gerekli Emirler
    Bu emirlerin içerisinden daha önce yüzeysel olarak geçtiklerimize teferruatlı şekilde değineceğiz.
    a) Erkek, hanımı nifas veya hayız hâlindeyken ona yaklaşmamalıdır. Cinsel ilişki her ikisine, yani hem erkeğe, hem de kadma haramdir. Bunun yam sira keffareti de vardir.
    Imam Humeyni bu konu hakkında ilmi hâl kitabın-da şöyle buyurmaktadır; "Kadimn hayiz vakitlerini 3'e bölmek istersek erkek ilk kısımda kadınıyla cinsel iliş-kide bulunursa, farz ihtiyat gereği fakire 18 nohut altm keffaret olarak vermesi gerekir. Örneğin altı gün hayiz gören kadının kocasi birinci ve ikinci gününün gündüzü ve gecesinde onunla cinsel ilişkide bulunursa, 18 no-hut altm fakire vermelidir. Üçüncü ve dördüncü günü-nün gecesinde dokuz nohut altm, beşinci ve altmci gii-nün gecesinde ise dört buçuk nohut altm vermelidir."1
    1- imam Humeyni'nin Tevzih'ul-Mesail kitabinin 452. meselesi.
    273
    Aynı şekilde nifaslı bir kadınla cinsel ilişkide bu-lunmak haramdir. Eşi nifas hâlindeyken cinsel ilişkide bulunan kimse için hayız konusundaki hükümlerin ay-nısı geçerlidir. Hatta bazı müçtehitlerin fetvalarına göre ondan çıkan ter necistir. Ister kadm, ister erkek olsun, cenabet guslü etmeden once terlerse ve o ter elbisesi-ne geçerse, hatta çorap olsa bile necis olmakla bera-ber, yıkanması da şarttır. Ama bazilarimn fetvasma gore bu yolla cünüp olan kişinin teri necis değildir, ancak onunla namaz kilamaz.
    Bu konu hakkmda okuyuculanmiz taklit ettikleri müçtehitlerin fetvalarına bakabilirler.
    b) Zifaf gecesi damat abdest aldiktan sonra gelinin odasina gitmelidir. Odaya girdikten sonra iki rekât hâ-cet na-mazı kilmah ve namazdan sonra hacetini yiice Allah'tan is-temelidir. Geçen konularda zikrettiğimiz gibi dualar okumahdir. Bu ibadetten sonra gelinin a-yaklanm bir leğene koyarak üzerine su dökmeli daha sonra leğendeki suyu, evin her dört köşesine dökmeli-dir. Sonra bulundukları odanın köşelerine dökmelidir. Bu amel Peygamber (s.a.a)'in AM (a.s)'a öğrettiği gibi aşağıda belirteceğimiz neticelere sebep olur:
    Yiice Allah yetmiş bin belayı evinden uzaklaştırır; yet-miş bin saadet ve ferahlığı evine getirir; yetmiş bin rahmet gelinin evine yağdırır. 0 evde olduğu müddetçe hırstan ve hastahktan emniyette olur.
    274
    c) Erkekler, eşleriyle temas anında acele etmeme-lidirler. Aksi takdirde hem erkek ve hem de kadın için bir takım zararlı sonuçlar doğurabilir. Bu zararları açık-ladığımız için yeniden değinmek istemiyoruz. Birçok ri-vayetlerde erkeğin horoz gibi eşinin üzerine gitmesin-den men edildiğini görüyoruz. Zira cinsel ilişkiden önce kadınlar için yapılması gereken işler vardır. Cinsel ilişki öncesi eşlerin şakalaşması, oynaşması müstehaptır. Sahih olan birkaç hadiste Resulullah (s.a.a)'den şöyle nakledilmiştir.
    "Eşiyle cinsel ilişkide bulunmak isteyen kimse horoz ğibi onun yanına ğitmemelidir. Önce hanımıyla şakalaşmalı, oynaşmalı ve daha sonra ilişkide bu-lunmalıdır."1
    d) Insan tok iken ilişkiye girmemelidir. Tok karınla insan cinsel ilişkide bulunursa, çeşitli hastalıklara ya-kalanması mümkündür. Belki ölüme de yol açabilir. Bir hadiste şöyle yer almıştır; "Insanın cismi, ölüm hariç, üç sebeple bozulur:
    1- Tok karınla hamama gitmek 2-Tok karınla cinsel ilişkide bulunmak 3-Yaşlı kadınla evlenmek."2
    e) Insan namahrem bir kadına baktığında cinsel duyguları uyanırsa, hemen kendi eşiyle cinsel ilişkide bulunmamalıdır. Kesinlikle bu yolda yanlış bir adım
    l-Hilyet'ül-Muttakin, s.126.
    2- Sefinet'ul-Bihar, Cima Maddesi.
    275
    atmamalıdır. Vesail'uş-Şia kitabında Hz. Resul-i Ek-rem'den (s.a.a) şöyle bir hadis nakledilmiştir:
    "Gözünüz güzel bir kadına takıldığı zaman, evinize dönün kendi eşinizle ilişkide bulunun! Şüphe yok ki o kadmda ne varsa kendi eşinizde de vardır."
    Orada bulunanlardan birisi; "Ey Allah'm Resulü o şahıs evli değilse ne yapsin? diye sorunca Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah'tan, gökyüzüne bakarak görmüş oldugu o giizel kadin gibi birini ihsan etmesi-ni istesin."1
    Yine Ali (a.s)'dan şöyle bir hadis nakledilmiştir: "Gözünüz giizel bir hanıma takılıp ta ondan hoşlanır-sanız, Şeytan'ın kalbinize girmesi için yol açmayın, evinize dönün ve eşinizle ilişkide bulunun, çünkü o (baktığınız namahrem) kadmda olan kendi eşinizde de vardir..."2
    Insanin güzel bir kadını görüp, onu düşünerek kendi hammiyla cinse ilişkide bulunması doğru bir şey de-ğildir. Bunun zararlanm önceki konularda belirtmiştik.
    Bunun yanı sıra erkek eşinin istediği her yerine bakabilir. Ikinci bir nokta ise erkeğin cinsel ilişki esna-smda kadimn avretine bakmasi mekruhtur.
    Imam Sadik (a.s) Resulullah (s.a.a)'den şöyle bir hadis naklediyor: "Cinsel ilişki esnasında kadimn avre-
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l b:46, h:2
    2- Vesaü'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:46, h:3, s:73 ve el-Hisal c.2, s.70.
    276
    tine bakmak kötüdür. Zira çocuğun kör olarak dün-yaya ğelmesine neden olur."1
    f) Diğer bir mesele, cinsel ilişki esnasında konuşup konuşmamaktır. 0 hâlde Allah zikrinden başka şeyler denirse çocuğun lâl olarak dünyaya gelmesi mümkün-dür. Öyleyse sağlıklı bir evlât sahibi olmak isteyen anne ve baba, cinsel ilişki esnasında konuşmamalıdır. Iki dakikalık bir zevk için bu emirlerde ihmalkârlık edil-memelidir. Bu çeşit amellerin onlara zararı olmasaydı mukaddes Islâm di-ni bunları açıklamazdı.
    g) Önceki konularda, bazı vakitlerde cinsel ilişkinin zararlı olduğuna değinmiştik.
    Bihar'ul-Envar kitabında Abdurrahman b. Salim'den şöyle nakledilmiştir: Imam Muhammed Bâkır (a.s)'ın huzuruna giderek şöyle dedim: "Acaba insanın kendi eşiyle ilişkisi helâl olup da iyi ve uygun olmayan vakit-ler var mıdır?" İmam şöyle buyurdu:
    "Evet, bu vakitler şunlardır: Tan yerinin ağarma-sından ğüneşin doğuşuna kadar, ğüneşin batışından şafağın kayboluşuna dek olan vakit, ğüneş ve ayın tu-tulduğu vakitler, deprem olduğu zamanlar..."2
    Bu belirtilen zamanlarda insanın cinsel ilişkide bulunup bulunmaması kendi elindedir. Ama kaçınmak kendilerinin ve çocuklarının yararınadır. Aksi takdirde
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:59, h:6 2 - Bihar'ul-Envar, c.100, s.289, h:28.
    277
    bu günler ve vakitlerde kadına aktarılan nutfe çocuğun üzerinde bir takım yan etkiler meydana getirebilir.
    Vesail'üş-Şia kitabında Peygamber (s.a.a)'in AM (a.s)'a şöyle buyurduğu nakledilmektedir:
    "Ey Ali! Her aym ilk, orta ve son ğünlerinde eşinle cinsel ilişkide bulunmaktan kaçın!"1
    h) Insan yolculuğa çıkacağı ve yolculuktan dönece-ği akşam cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmalıdır, bu iş mekruhtur.
    i) Cinsel ilişki esnasında, hatta küçük bir çocuk bile onları görmemelidir. Nitekim Imam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
    "Erkek, evde (bunlan ğörebilecek veya seslerini duyabilecek) çocuk olduğu hâlde hanımı ve cariyesiy-le cinsel ilişkiye ğeçmemelidir!"2
    Yine Vesail'üş-Şia kitabında Peygamber (s.a.a)'in şöy-le buyurduğu nakledilmiştir:
    "Allah'a andolsun ki erkek, hanimiyla cinsel iliş-kide bulunur ve o esnada onları çocuk ğörür ya ko-nuşmalarını veya nefeslerini işitirse, o çocuk as/a doğruluğa erişmez."3
    Imam Sadık (a.s), üç şeyi kargadan öğreniniz diye buyurmaktadırlar:
    -------------------
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:64, h:l
    2- Sefinet'ül Bihar, c.l, s.180.
    3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:2.
    278
    1- Cinsel ilişkide bulunmayı. (Çünkü onlar gizli olarak ilişkide bulunurlar).
    2- Sabah erkenden rızk peşine gitmeyi. 3-Tehlikeyi sezdiklerinde ondan uzaklaşmayı.1 Vesail'üş-Şia kitabında Imam Bâkır (a.s)'ın şöyle
    buyurduğu nakledilmiştir: "İsa b. Meryem ashabına: Evinizde oturduğunuz zaman perdeleri çekiniz. Yüce Allah rızkı insanlar arasında böldüğü ğibi hayâ ve if-feti de bölmüştür." diye buyurmuştur."2
    Şimdi de g.h.i maddelerini içeren bir hadisi Peygamberimizden nakletmek istiyoruz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:
    "...Ayın ilk orta ve sonlarında hanımınla cinsel i-lişkide bulunma! Cinsel ilişki esnasmda konuşma, onun avretine bakma, başka bir kadını veya karının kız kardeşini düşünme! İlişkiden sonra ikiniz de bir parçayla kendinizi temizlemeyiniz. Ramazan ve Kur-ban bayramı ğecesi cinsel ilişkide bulunma, meyveli bir ağacın altında ve ğüneş hizasında üstü açık ola-rak ilişkiye ğirme ve ezan ve ikâme arasında da cinsel ilişkide bulunmaktan kaçın! Aynı şekilde yolculu-ğa çıkmak istediğin akşamın öncesi cinsel ilişkide bulunma..."3
    1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:4.
    2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:10
    3- Sefinet'ül-Bihar, Cima Maddesi.
    279
    k) Eşlerin önlerinin veya arkalarmm kibleye dönük olarak çıplak cinsel ilişkide bulunmalari mekruhtur. Bu konu hakkmda Vesail'üş-Şia kitabmda birçok hadis zik-redilmiştir.1
    1- Yukandaki konular hakkmda daha çok bilgiye sahip olmak is-teyen okuyuculanmiz bu kitaplara bakabilirler. Vesail'uş-Şia'üş Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:62. Ravzet'ul-Muttakin c:8. s.195. Tahrir'ül-Vesile c.2, s.239. Urvet'ül-Vuska, s: 624. Cevahir'ul-Kelam c.29 s.54, Bihar'ul-Envarc.103, s.281.
    281
    alıntı


    Paylaş
    örnek evlilikler...ve....zifaf gecesinin adabı Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Sahabiler öyle dine bağlanmışlardı ki bir çift evlendikleri gün sabaha kadar namaz kılıp dua etmiş Allah'a şükretmişlerdi. Bu davranışlarının karşılığın bir ayeti kerime nazil olmuştur.



ekrem ehlisli,  islamda zifaf gecesi,  dinimize göre zifaf gecesi,  hangı savasta hangi mübarek kadın anam babam sana feda olsun ya rasulullah dedi,  islamda ilk gece adabı,  dine uygun sıkış adabı oku,  dılegımızın kabul olması ıcın okuyabılecegımız allaha daha yakın olabılecegımız dualar