islamda Aile ve Aile hakkında yazılar Forumundan Müslüman Kadın hayâlıdır, utangaçtır. Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Müslüman Kadın hayâlıdır, utangaçtır.

    Reklam




    HAYÂ
    Müslüman Kadın hayâlıdır, utangaçtır.

    Sevgi, saygı, şefkat, eşitlik, adalet, hoşgörü, kardeşlik… gibi evrensel eskimez manevî değerler üzerine kurulu “ideal bir toplum modeli” ortaya koyan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), bu manevî değerlerin yaşatılmasını emretmiş, birey ve toplum hayatının can damarları niteliğindeki bu değerlerin korunmasını tavsiye etmiştir.

    Bu değerlerden biri, belki de en önemlisi: “Hayâ-utanma-“ dır. Her ümmetin öne çıkan bazı manevî ve ahlakî değerleri vardır. Bu ümmetin en önemli özelliği, hayâ ve edep ümmeti olmasıdır. İslam dininin ahlakî değerleri arasında en göze çarpan ve en çok üzerinde durulan manevî değer “hay┠dır. “Her dinin bir ahlakı vardır. Bu dinin ahlakı hayâdır”.[1] buyurulmuştur.

    Hayâ, manevî güzelliktir. Hayâ; şerefli, seviyeli ve kaliteli bir kişilik özelliğidir. Hayâ sahibi kişi, ahlakî güzelliğe sahip olur. Ahlakî güzelliğe sahip olan, güzel davranışlar sergiler. Dolayısıyla güzel arkadaşlara, güzel çevreye sahip olur. “Nerede hayâ varsa, hayâ oraya güzellik verir”.[2]

    Her konuda ümmetine örnek olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), hayâ konusunda da örnek kişiliğe sahipti. O’nun değerli ashabı O’nun son derece hayâ sahibi olduğunu ifade etmektedirler.Enes b. Malik (r.a), Sevgili Peygamberimiz’in kendi evine gelen ve yemekten sonra kalkıp gitmeyen sohbete devam eden birkaç kişiye hayâsından dolayı hiçbir şey diyemediğini anlatırken; “O, son derece hayâ sahibi idi”,[3] demiştir.

    Müstesna hayâsından ve üstün edebinden dolayı hayatında hiç kimseyi incitmemiş, canlı değil, hiçbir cansız varlığa bile yan gözle bakmamış olan Allah Rasûlü (s.a.v); günlük hayatında taze bir gül fidanı gibiydi. Henüz kem gözlere muhatap olmamış bir kız gibi hayâ ve iffet sahibi idi.

    Ebu Said el-Hudrî (r.a), Efendimiz (s.a.v)’in hayâsını anlatırken şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (s.a.v), örtüsü arkasındaki kızdan daha hayâlı idi. Peygamberimiz, hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde, (yüzünün şeklideğişirdi) bundan hoşlanmadığını yüzündeki ifadeden anlardık”.[4]



    Hayâ-İman İrtibatı

    Hayâ -utanma- ile İman arasında doğru orantılı bir ilişki söz konusudur. Hayâ azaldıkça iman zayıflar. İman zayıfladıkça hayâ azalır. İmanın zayıflaması hayânın, hayânın zayıflaması imanın zayıflamasının göstergesidir.

    İmanlı kul, işlediği günahlar nedeniyle Her şeyi bilen en ince ayrıntılarına kadar bilen Alemlerin Rabbinin huzuruna nasıl çıkacağını düşünür. Allah’tan hayâ eder. Sevgi ve Şefkat Peygamberinin huzuruna çıkacağı anı düşünür. Allah Rasûlünden hayâ eder. Bu duygu ve düşüncelerle yaşayan mü’min kul günahlardan uzak kalmaya çalışır. Günah işlerse hemen tevbe ve istiğfara yönelir. İmanının lekelerden koruma ve kollamaya çalışır.

    Hayatı sadece dünya hayatından ibaret sayan, ahirete inanmayan ya da inansa bile önemsemeyen kişi, polisiye ve adliye tedbirlerinin zayıf olduğu noktada dengesiz ve kontrolsüz davranacaktır. Ahirete İman konusundaki zayıflığı, onun suç ve günah işlemekten utanmamasına, sıkılmamasına, çekinmemesine neden olacaktır.



    Hayâsızlık tehlikeli bir hastalıktır.

    Her insanda az-çok ama mutlaka utanma duygusu vardır. Utanılacak bir ortamda utanmamak, işlediği suçtan ve günahtan utanç duymamak, korkunç bir hastalıktır. Hayâsızlık, mutlaka tedavi edilmesi gerekli bir kimlik ve kişilik bozukluğudur.

    Bir hiç uğruna masum bir insanın canına kıyan ama yaptığından sıkılmayan, arlanmayan cani ya da terörist, patolojik açıdan problemli kişidir.

    Gençlerin dünya ve ahiretini zehirleyen uyuşturucu tacirleri, kirli para aklayıcıları, rüşvet ve kumar tutkunları ve benzeri haksız kazanç sahipleri bütün yamukluklarına rağmen yine kendilerini savunabiliyorlarsa hayâ duygusunu yitirmişler demektir.

    Sabah akşam İslam’a, İslâmı daha iyi yaşama kararlığı taşıyan müslümanlara, Sevgili Peygamberimiz’e, İslâmî değerlere, İslâmî kurumlara saldırdığı halde kendisini aklayan, zeytinyağı gibi daima suyun üstüne çıkan kimse, hayâ kontrolüne muhtaç kimsedir.

    Utanma, kişinin kendi kendini kontrol etmesi anlamındaki oto-kontrol mekanizmasının en önemli unsurudur. Utanma, insanın olumlu-olumsuz her istediğini pervâsızca, hiç kimseden çekinmeden yapmasına engel olan, kişinin kendi davranışlarını test etme imkânı veren bir davranış süzgeci niteliğindedir. Utanmayan insan, ilk manevî engeli aşmış demektir. “Utanmazsan dilediğini yap”,[5] hadisi bu gerçeğe işaret etmektedir.



    Hayâsızlık ilahî cezaya sebep olur.

    Allah, hayâ sahibi kulunu helâk etmez.Hayâ sahibi kulunun cezasını ya erteler, ya da affeder. Hayâsız kul, Cenab-ı Hak nazarında değerini kaybeder, İlahî cezaya layık olur.“Allah, bir kulu helâk etmek istediği zaman, önce ondan hayâ duygusunu çekip alır”.[6]

    İğrenç ve çirkefliklerle dolu, eşcinsel fuhuşla tarihe geçen hayâsız Lut kavmi, daha dünyada iken bu çirkin davranışlarının acıklı cezasını çekmişlerdir.

    Peygamberimiz (s.a.v): hanımı Hz. Zeyneb binti Cahş’ın;

    -İçimizde salihler varken Allah bizi helâk eder mi? sorusuna karşılık,

    -“Pislikler (çirkinlikler, hayâsızlıklar, haramlar) çoğalırsa... Evet!.” diye cevap vermiştir. Bu hadis-i şerifte, hayâsızlığa karşı tepkisiz, iffetsizliğe karşı duyarsız kalan bir toplumun, içinde nice salih, makbul kişilerin bulunmasına rağmen helâk olmaya mahkûm olacağı ifade edilmektedir.

    Gençliğin çürümesine, dejenere olmasına seyirci kalanlar, çocuklarını içki, kumar, fuhuş, uyuşturucu, satanizm, ateizm ve şehvet bataklığına terk edip bu konuya gereken önemi vermeyenler, elbette dünya ve ahirette bunun acısını çekeceklerdir.

    Toplumda Edep ve ahlakı, iffet ve hayâyı hakim kılmak, sadece Ahlak Polisi ile ya da yasaklayıcı kanunlarla mümkün değildir. Hayâsızlığa karşı koymak için ilk tedbir, hayâ eğitimine daha çok önem verilmesi, ailede ve okulda uygulamalı hayâ ve iffet, edeb ve ahlak derslerinin verilmesidir.



    Hayâyı Dinamitlemek İsteyenler, Başarılı Olamayacaklardır.

    Erkek olsun kadın olsun hayâ ve iffet sembolü olan mü’min kul; her çeşit hayâsız davranışa karşı en uygun şekilde tepkisini koyar. Eğitimde hayâ ve iffet eğitimine önem verir. Günlük hayatının her sahnesinde çevresinde hayâ sahibi olarak davranır.

    Hayânın bu ümmetin manevî hayatındaki önemli yerini gören, hayâyı yıktıkları takdirde kültür ve geleneği kolayca yıkabilecekleri, tarihî birikimi yok edecekleri kanaatine kapılan yerli-yabancı İslam düşmanları; hayâyı yıkmak, iffet ve namus düşüncesini kırmak için ellerinden gelen her çeşit yıkıcı faaliyeti sergilemektedirler.

    Ama ortaya koydukları yüksek meblağlara ve harcadıkları yoğun çabalara rağmen milletimizi “ahlaksız ve hayâsız” bir millet haline getirememişlerdir. Hayâyı dinamitlemek isteyenler hiçbir zaman başarılı olamayacaklardır.

    [1] İbn Mace: Zühd 17; Malik b. Enes, Muvatta: Husnü’l-Hulk 9

    [2] İbn Mace:Zühd 17; Ahmed b.Hanbel, Müsned: 3/165

    [3] Buharî: Tefsir, Ahzab Sûresi, 8

    [4] Buharî: Edeb 72; Müslim: Fedâil 67; İbn Mace: Zühd 17

    [5] Buharî: Enbiya 54; Ebu Davud: Edeb 6; İbn Mace:Zühd 17

    [6] İbn Mace: Fiten 27 __________________
    Mü'min menfaatçidir.
    Maneviyatta menfaatini düşünmeyen ahmaktır!



    Paylaş
    Müslüman Kadın hayâlıdır, utangaçtır. Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Haya ile bir insanın takınabileceği kendini koruyabileceği ve Allah'a yaklaşmak için en güzel lütuflardan bir tanesidir. Haya sahibi olanlar kendilerini bir çok kötülüklerden korumuş olurlar.



nasıl haya sahibi olunur,  hayasiz kadinlar,  kulun hayasiz olması islam ,  müslüman kadının hayası,  müslüman kadının edebi hayası nasıl olmalıdır,  utangaç kadın islam,  musluman kadin hayalidir utangactir